İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1979/9 K.1979/44

Karar günü:27/11/1979

Esas1979/9Karar1979/44Tarih27 Kasım 1979Okuma19 dk · 3.724 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
27 Kasım 1979
Esas Sayısı
1979/9
Karar Sayısı
1979/44
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.724 kelime·19 dk okuma·8 bölüm

Karar günü:27/11/1979

Resmi Gazete tarih/sayı:13.3.1980/16928

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Taşköprü Asliye Hukuk Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU

5/5/1972 günlü, 1587 sayılı Nüfus Yasasının 5.,13., 22., 43., 46. ve 47. maddeleri hükümlerini, Anayasanın 2., 8., 12., 19/2. ve 20/2 maddelerine kendiliğinden aykırı bulan mahkeme, Anayasanın 1488 sayılı Yasa ile değişik 151. maddesine dayanarak, iptalini istemiştir.

I. OLAY

29/1/1979 günlü ortak bir dilekçe ile Mahkemeye başvuran davacılardan ikisi, elindeki nüfus cüzdanının dini hanesinde İslâm yazıldığını halbuki kendileri Ermeni olduğundan nüfus cüzdanının "din" hanesindeki İslâm sözcüğünün Ermeni olarak değiştirilmesine; üçüncüsü ise nüfus cüzdanında mezhebinin Katolik diye yazılmış olduğunu, bunun Gregoryan olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemişlerdir.

Duruşmada ise, her üçü birlikte söz alarak: (Dilekçemizi düzeltiriz. Her üçümüzün de kayıtlarında değişik değişik kayıtlar vardır. Örneğin bizlerden... ve ...'in "dini" sütununda "İslâm", ...'nin sütununda ise kütükte "İslâm", nüfus cüzdanında "Katolik" yazıyor. Bunların düzeltilerek "Ermeni" kelimesinin yazılmasını istiyoruz. Davamız budur.) demişlerdir.

Mahkeme, 1587 sayılı Nüfus Yasasının 5., 13., 22., 43., 46. ve 47. maddelerinde yeralan hükümleri kendiliğinden Anayasaya aykırı bularak iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.

III. YASA METİNLERİ

l - 5/5/1972 günlü, 1587 sayılı Nüfus Yasasının sınırlanan kuralları da içeren 43. ve 46. maddelerinin tümü şöyledir :

"Madde 43 - Aile kütükleri; ailenin bütün fertlerinin cinsiyetini, adı, soyadı, baba ve anası adiyle soyadlarını, sağ olup olmadıklarını, il ve ilçe itibariyle doğum yeri ve tarihlerini, vücutlarındaki belirli değişikliklerini, dinini, okur - yazar olup olmadıklarını, medenî hallerini ve diğer şahsî hal değişikliklerini ihtiva eder.

Aile kütüklerinin her sayfasına cilt ve sayfa sıra numaraları konur. Kütüğün sonuna kaç sayfadan ibaret olduğu yazılır. Sayfa birleşim yerleri asliye hukuk mahkemesince mühürlenerek sonu onaylanır."

"Madde 46 - Yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme dâvaları ilgilinin oturduğu yer asliye hukuk mahkemesinde Cumhuriyet Savcısı ve nüfus başmemuru veya nüfus memuru huzuriyle görülür ve karara bağlanır.

Bu davalar düzeltmeyi istiyenlerle, ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından açılabilir ve dinlenecek tanıklar, resmî kayıt örnekleri ve belgelerle ispat olunur. Şu kadar ki; ilgilinin görünüşü dâvayı yalanlayıcı olmaması şarttır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre ceza mahkemelerinde yapılacak yaş düzeltmesi işlerinde de nüfus başmemuru veya nüfus memuru, taraf olarak bulunurlar.

Mahkeme kararına karşı taraflar Yargıtay'a başvurabilirler, yaş, ad, soyadı ve kayıt düzeltmesi hakkındaki mahkemeden verilen kararlar kesinleştikten sonra ilgilinin aile kütüğüne geçirilir. Ad ve soyadının değiştirilmesi, din değiştirme suretiyle de olsa mahkeme karariyle yapılır. Adlarını değiştirenlerin aile kütüğünde yazılı çocuklarının baba veya ana adları, soyadlarını değiştirenlerin yalnız eşiyle reşid olmayan çocuklarının soyadları birlikte değiştirilir. Yaş düzeltme dâvası ancak bir defa açılabilir.

Yaş, ad, soyadı değiştirenler askerlik ödevliliği içinde iseler yapılan düzeltmeler nüfus idarelerince onbeş gün içinde askerlik şubelerine de bildirilir."

2 - Dayanılan Anayasa Kuralları:

"Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."

"Madde 8 - Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır."

"Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

"Madde 19 - Herkes, vicdan ve dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmıyan ibaretler, dinî âyin ve törenler serbesttir.

Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.

Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerinde kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

Kimse, Devletin sosyal, iktisadi, siyasi veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya çıkar veya nüfuz sağlama amaciyle, her ne suretle olursa olsun, dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, kanunun gösterdiği hükümler uygulanır ve siyasî partiler Anayasa Mahkemesince temelli kapatılır."

"Madde 20 - Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir.

Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz."

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 12/4/1979 gününde Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Necdet Dancıoğlu, Bülent Olcay, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmaları ile yapılan ilk inceleme toplantısında; aşağıdaki sorun üzerinde durulmuştur:

itiraz yoluna başvuran Mahkeme, 1587 sayılı Nüfus Yasası'nın

kimi hükümlerini madde numaralarını belirttikten ve Anayasa'ya aykırılık

nedenlerini de açıkladıktan sonra, söz konusu ettiği bu hükümlerin, Anayasa'nın

lâiklik ve eşitlik ilkelerine ve 19. ve 20. maddeleri hükümlerine aykırı oluğu

savını öne sürmüştür. Anayasa'nın değişik 151. ve 44 sayılı Yasanın 27.

maddeleri hükümleri uyarınca koşulların var olup olmadığını araştırmak,

öngörülen koşullar varsa yasanın hangi hükmünün veya hükümlerinin davada

uygulanma durumunda olduğunu belirlemek ve belirlenen bu kısım hükümle sınırlı

olarak esasın incelenmesine karar vermek Anayasa Mahkemesinin görevi içindedir.

Konuya bu açıdan bakıldığında Mahkemenin önündeki davada sözü edilen yasanın

43. maddesinin birinci fıkrasında yeralan "dinini" sözcüğü ile, 46.

maddesinin birinci fıkrasında yeralan "... diğer kayıt düzeltme

davaları" biçimindeki hükümlerin uygulanma durumunda olduğu görülür. Bu

nedenle işin esası bu hükümler açısından ve dava konusu ile sınırlı olarak

incelenmelidir.

Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Âdil Esmer ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlar, mahkemenin sözü edilen yasanın hangi madde veya hükmünün Anayasa'ya aykırılığını gerekçeleriyle birlikte açıkça belirtmemiş olması nedeniyle başvurunun geri çevrilmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Böylece yapılan ilk inceleme sonunda, dosyada eksiklik

bulunmadığına ve işin esasının 5/5/1972 günlü, 1587 sayılı "Nüfus

Kanunu" nun 43. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "dinini"

sözcüğü ile; 46. maddenin birinci fıkrasında yer alan "... diğer kayıt

düzeltme davaları" biçimindeki hükmün dava konusu ile sınırlı olarak

incelenmesine Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Âdil

Esmer ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun "Nüfus Kanunu'nun hangi madde veya

hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali istendiğinin, 44 sayılı

Yasanın 27. maddesi uyarınca, gerekçeleriyle ve açıkça belirtilmemiş olduğundan

dosyanın geri çevrilmesi gerektiği" yolundaki karşıoylarıyla ve

oyçokluğuyla 12/4/1979 gününde karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, iptali istenen yasa ve dayanılan Anayasa hükümleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

İtirazcı mahkeme 1587 sayılı Nüfus Yasasının kimi hükümlerini kendiliğinden Anayasa'nın 2., 8., 12., 19/2. ve 20/2. maddelerine aykırı görmüş bu konuda bir karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

Mahkemenin başvurusuna egemen olan düşünce; 1587 sayılı Nüfus Yasasının 43. maddesine yer alan "aile kütüklerinin ailenin bütün fertlerinin ... dinini ... de ihtiva edeceği"ne ilişkin kuralın, doğal olarak kişilere aile kütüklerine kayıtları sırasında dinlerini açıklamak; bu kayıtların düzeltilmesini istemeleri halinde de 46. madde uyarınca mahkemeye başvurmak yükümlülükleri getirdiği ve bu yükümlülüklerin de Anayasa'nın yukarıda değinilen maddelerine aykırı olduğu yolundadır.

A - Nüfus Yasasının 43. maddesinde yer alan "dinini" deyimi yönünden inceleme:

l - Önce yakın ilişkileri nedeniyle, Anayasa'nın 2. ve 19. maddeleri birlikte ele alınmalı ve üzerinde durulmalıdır.

Anayasamız, lâiklik ilkesini 2. maddesinde Cumhuriyetimizin bir

niteliği olarak kabul etmiş, din ve vicdan özgürlüğünü de 19. maddesinde

düzenlemiştir. Sözü edilen 19. maddenin birinci fıkrası, herkese vicdan, dinî

inanç ve kanaat Özgürlüğü tanımaktadır. İkinci fıkrada ise, "kamu düzenine

veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayan

ibadetler, dinî âyin ve törenler serbesttir." denilerek, birinci fıkrada

tanınan özgürlüklerin sınırsız olarak kullanılamıyacağı belirtilmektedir. Çünkü

din özgürlüğünün kimi kişilerin iç âleminden taşarak toplumun huzurunu

kaçıracak boyutlara ulaşmasına, kamu düzeninin korunması ve işlerliğinin uyum

içinde sağlanması düşüncesi izin vermez. Bu nedenle öngörülen bu sınırlama ile,

toplumun bütün bireylerinin aynı özgürlüklerden yararlanabilmelerinin amaç

edinildiğinde ve böylece bireylerin bu alandaki özgürlüklerinin güvence altına

alınmak istendiğinde kuşku edilmemek gerekir.

19. maddenin üçüncü fıkrası "Kimse, ibadete, dini âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz"; dördüncü fıkrasının ilk tümcesi de "Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanunî temsilcilerinin isteğine bağlıdır." Demek suretiyle lâiklik anlayışının kimi temel ilkelerini gerçekleştirmek istemiştir.

Maddenin sonuncu fıkrası, vicdan özgürlüğünün, gerçek ve tüzel kişilerle siyasî partiler tarafından kötüye kullanılmasını önlemektedir. Bu fıkra aynı zamanda Devletin sosyal, iktisadî, siyasî ve hukukî temel düzeninin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılamayacağını buyurarak lâiklik ilkesinin anlamını belirtmekte ve bu ilkenin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması biçimindeki klâsik tanımını da vurgulamaktadır.

Kararın gerekçesinde, 1587 sayılı Yasanın 43. maddesindeki "dinini" sözcüğünün Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülürken 19. maddesinin ikinci fıkrasından söz edilmektedir. Bu aykırılığın maddedeki (Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz...) kuralına dayandığı da açıklanmaktadır.

Ancak bu kural, kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamasına engel değildir. Anayasa'nın izin vermediği husus zorlamadır. Bu İtibarla konuya (zorlama) öğesi açısından bakmak gerekmektedir.

Söz konusu 43. madde zorlayıcı nitelikte hiç bir hüküm içermemektedir. Nüfusa kaydolunurken kişinin, Anayasa'nın kastettiği anlamda dinî inanç ve kanaatlerini de değil, sadece dininin ne olduğunu açıklamasına yol açabilecek bir durum yaratmaktadır ki, bu kuralın zorlayıcı bir niteliği ve zorlama ile ilişkisi yoktur.

Bu nedenlerle 43. maddede dinini sözcüğünün bulunması, Anayasa'nın 2. ve 19. maddelerine aykırı görülmemiştir.

2 - Anayasa'nın 12. maddesi yönünden inceleme :

Anayasa'nın 12. maddesi, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin herkesin kanun önünde eşit tutulacağı ilkesini koymuştur.

1587 sayılı Yasa ise, her Türk'ün, ikâmetgâh edindiği yerin nüfus memurluğuna nüfus cüzdanı, alırken veya değişiklikler meydana geldiği zaman şahsî hal durumlarını, bu arada dinini de yazdırmasını öngörmüştür. Bu hükmün, ayrılık ve ayrıcalık gözetilmeden her Türk'e uygulanması sözkonusu olduğuna göre, Anayasamızın 12. maddesinde yeralan eşitlik ilkesini zedelediği düşünülemez.

3 - Anayasa'nın 20. maddesi yönünden inceleme :

Anayasamız, vicdan ve din özgürlüğünü 19. maddede, düşünce ve kanı özgürlüğünü ise 20. maddede birbirlerinden ayrı olarak düzenlemiştir.

Anayasamızın birbiri ile yakın ilişkileri olan bu kavramları ayrı ayrı düzenlemesinin bir anlamı olmalıdır. Gerçekten, 20. maddedeki düşünce özgürlüğünün, 19. maddede belirtilmiş olanlar dışındaki özgürlüklere yönelik bir anlam taşıdığı kuşkusuzdur,

Bu bakımdan, Nüfus Yasasının 43. maddesinde yer alan itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 20. maddesindeki düşünce hürriyetine aykırılığından söz edilemez.

Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Osman Tokcan, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olcay, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden itiraz konusu deyimin Anayasa'ya aykırı olduğu düşüncesiyle bu sonuca katılmamışlardır.

B - Nüfus Yasasının 46. maddesinin sınırlama kararı uyarınca incelenmesi:

Yukarıda belirlenen sonuç karşısında, yurttaşın kişisel halinin ve onun bir öğesi olan dininin nüfus kayıtlarına doğru ve düzenli olarak yazılmasında ve yanlışlıkların hâkim kararı ile düzeltilmesinde kamu yararı olduğundan sözü edilen hükmün Anayasa'ya aykırı bir yönü yoktur. Bu nedenlerle başvurmanın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

1 - 5/5/1972 günlü, 1587 sayılı "Nüfus Kanunu" nun 43. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve ilk inceleme kararı uyarınca sınırlanarak esası incelenen "dinini" biçimindeki hükmün, Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Osman Tokcan, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olcay, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla.

2 - Yukarıda belirlenen sonuç karşısında, aynı Yasanın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki "... diğer kayıt düzeltme davaları" biçimindeki hükmün, sınırlama çerçevesinde Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine oybirliğiyle,

27/11/1979 gününde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

5/5/1972 günlü, 1587 sayılı "Nüfus Kanunu" nun 4. maddesinde, her Türkün Türkiye'de ikametgâhının veya sonradan ikametgâh edindiği yerin nüfus memurluğuna kendisini yazdırmak ve bir nüfus cüzdanı almak zorunda bulunduğu ve reşit olmayanların nüfus olaylarını yazdırıp nüfus cüzdanlarını almakla veli ve vasilerinin ödevli oldukları hüküm altına alınmıştır. 5. maddede de bildirimin biçimi belirtilmektedir.

Aynı yasanın 43. maddesinde ise, aile kütüklerinin neleri

içereceği gösterilmekte, bunlar arasında aile bireylerinin "dini" de

yer almaktadır. Bu madde ile belirlenen içeriğin zorunlu nitelikte olduğu, sözü

geçen yasanın 48. maddesinde geçen "... bu kanunun 43 üncü maddesi

gereğince nüfus kütüklerine yazılması gerektiği halde..." sözcüklerinden

açıkça anlaşıldığı gibi, aynı yasanın "Ceza Hükümleri" bölümünde yer

alan 52. maddesinde, "... bu kanuna göre şahsî hal olaylarını nüfus

memurluğuna bildirmek ... zorunda bulunan vatandaşlarla bunu bildirmekle ödevli

olanlardan bu Ödevlerini kanunî süre içinde yapmayanlardan..." on liradan

elli liraya kadar hafif para cezası alınmasının Öngörülmesi de,

"zorunluk" durumunun varlığında kuşkuya yer bırakmamaktadır.

Her yasa buyruğunun, yaptırıma gerek bırakmadan yerine getirilmesi, yasalara saygının doğal koşulu sayıldığına göre, yaptırımın hafifliği ya da ağırlığı, zorunluk durumunun varlığı konusunda farklı yoruma gidilmesine neden olamaz.

Bu bakımdan, nüfus kütüğünde ve nüfus cüzdanlarında yer alması gerekli olan "din" hanesinin doldurulabilmesi için her vatandaşın "dininin" kendisi ya da veli yahut vasisi tarafından açıklanmasında yasal zorunluk bulunduğunda kuşku yoktur.

Oysa Anayasa'nın vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, kimsenin dinsel inanç ve kanılarını açıklamaya zorlanamayacağı kesin biçimde hükme bağlanmaktadır. Bu hükmün yasa koyucuya yönelik anlamı, kişilerin dinsel inanç ve kanılarını açıklamalarını zorunlu tutan bir yasa buyruğunun vicdan ve din özgürlüğü ile bağdaşmayacağıdır.

Anayasa'nın Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen 2. maddesindeki "lâiklik" ilkesinden kaynaklanan bu özgürlüğün, Anayasa'nın 11. maddesine dayanarak sınırlanması da olanaksızdır. Çünkü, hangi nedenle olursa olsun ve hangi düzeyde kalırsa kalsın, vatandaşın dinsel inanç ve kanısını açıklamaya zorlanması, Cumhuriyet'in temel niteliklerinden biri olan lâikliğin zedelenmesinden başka bir anlama gelemez.

Bütün bu nedenlerle, Nüfus Yasasının 43. maddesinde yer alan "dinini" deyiminin Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

Üye

Ahmet Erdoğdu

Üye

Osman Tokcan

Üye

Rüştü Aral

Üye

Muammer Yazar

Üye

Adil Esmer

Üye

Nihat O. Akçakayalıoğlu

Üye

Nahit Saçlıoğlu

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

İhsan N. Tanyıldız

Üye

Bülent Olçay

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY YAZISI

Oyçokluğunu toplayan, karar durumuna gelen görüşe karşıyım. Azlıkta kalan öbür üyelerin açıklanan karşıoy yazılarındaki görüşe katılmakla birlikte kişisel kanımı aşağıdaki karşıoy gerekçemle belirtiyorum :

1 - Yasaların Anayasa'mıza uygun olup olmadığını saptayıp sonucunu olumlu ya da olumsuz bir kararla belli etmek görevini yüklenen Mahkememiz, hakların ve özgürlüklerin varlığı, hukuksal yapısı, sınırları, koşula bağlanması konularında "öze dokunmamak" ölçüsünü büyük bir özenle arıyacak, Anayasa'mızın 11. maddesinin getirdiği özel durumları bile ancak bu ölçüyle gözetecektir.

Anayasa'mıza kaynaklık yaptığı kuşku ve tartışma götürmeyecek açıklıkta olan ATATÜRK DEVRİMLERİ (Anayasa Başlangıç Bölümü prgf. 4, Mad. l, Mad. 2, Mad. 3, Mad. 9, Mad. 153) üstün hukuk kuralları düzeyinde ulusal bir ölçüttür, anayasal denetimin dayanaklarındandır. Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan nedenleri yadsımak ve savsaklamak olanaksızdır. Bunun, yargının tümüyle dışında ve üstünde kalacağı "politika" ile bir ilgisi yoktur. Bu, Türkiye Cumhuriyeti kutsal olgusunun övünülüp kıvanç duyulacak tarihsel bir gerçeğidir. ATATÜRK DEVRİMLERİ'ne ters düşen kuralların hukuksal aykırılığı açıktır.

2 - Denetimi yapılan 1587 sayılı Nüfus Kanunu'nun 43/1. maddesinde yeralan "...dinini..." biçimindeki hüküm, Anayasamızın özüne, amacına, anlamına aykırıdır.

Nüfus Yasası'nın sözü edilen maddesi, Türk yurttaşına diniyle

ilgili bilgiler yazdırmak zorunluluğunu getirmektedir (Mad. 43 ve sonrası,

özellikle mad. 52). "Aile kütükleri"nin taşıyacağı öngörülen

açıklıklar içinde "din" tümüyle kişiye özgü, çok özel bir bilgidir.

Din, Tanrı ile kişi arasında anlam taşıyan, başkalarınca ancak istekle

açıklanma durumlarında bilinecek, gerekleri yerine getirilirken saptanacak bir

duygu - düşünce bileşiğidir. İnancın ve bağlılığın Tanrıya yönelik biçimidir.

Din duygusu, kişiseldir. Kişinin kalbinde ve kafasında korunup beslenen bu

duygunun her tür zorlama ve sömürüden uzak tutulması gerekir. Çok saygın bir

duygu olan, bir kişinin yapısına katkıda bulunan din, araç değil, toplumu

güçlendiren donanım ve ışıktır. Bunun Devletle ilgili yanı yoktur. Devletimiz

için yeterli ve gerekli bağ, Anayasamızın 54/1. maddesinin tanımladığı gibi

"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." ilişkisidir.

Yurttaşlık bağının dışında, işinin alt ve üst soyunu belli edecek açıklıkların

dışında, herkesin saygıyla karşılaması gereken, herkese kapalı ancak Tanrıya

açık ulan "din" in belli edilmesi istenemez. Dinli olup olmamak,

istediği dini seçmek herkesin özgürlüğü içindedir. Kişilerin bu özel

duygularının yazılmasının, buna ilişkin bilgisinin Devletçe sorulup

istenmesinin, aranıp yazılmasının hiçbir yararı da yoktur. Yurttaşlar, değişik

dinlerde olsalar da devlet hepsine karşı aynı yakınlıktadır. Bunu arayan, "din"

açıklığını bildirmeyene yaptırım uygulamayı öngören yasa kuralının (Nüfus

Yasası mad. 52) anayasal dayanağı yoktur. Tersine, Anayasa'mıza aykırı bir

tutum ve işlem gerektiren yasa kuralı Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa'mızın öze

ilişkin dokunulmazlığı belirten 11. maddesi yanında 12. maddesi "din ve

mezhep ayırımı gözetilmiyeceğini" bildirmekle yalnız yasa önünde, uygulama

alanında, yargı katında ayırım yapılamıyacağını değil, hiçbir zaman ve hiçbir

yerde din ve mezhep ayırımına, bakılamıyacağını, bunun kişiyle ilgili bir

nitelik olarak, bir resmî bağ olarak ele alınamıyacağını amaçlamıştır. Bunu

resmî organlar sormamalı, işlemlerinde etken olarak almamalıdır. Sorup yazmakla

bilgi alınmış olunmaz, ayırımın varlığı somutlaştırılır. Aile kütüğünde din

bölümü açıklığı ancak isteme bağlı tutulabilir. Çokluk görüşünün benimsediği

"davet-çağrı" durumu yoktur. Kişinin istencine (iradesine) bağlı bir

görünümden ötede, yaptırımı belli edilen bir zorlama vardır. Bu durumuyla

kural, Anayasamızın 8/1. maddesinin kesin buyruğu karşısında yasal nitelik

taşıyamaz. Anayasamızın Başlangıç Bölümü'ne, M., 12. ve 54. maddelerine

aykırılık açıktır.

3 - Anayasamız "demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve

sosyal temelleriyle kurmak için... (başlangıç bölümü prgf. 5) Türk Ulusu'nun

hukuksal izlencesini (programını) ulusal amaç olarak açıklamıştır. Demokratik

hukuk devleti, teokratik din devletinin karşıtıdır. Eski bir kurum, yan

siyasal, yarı dinsel bir yapısı bulunan teokratik devlet, günümüzde

"çağdışı, ilkel siyasal dayanaktan, ulusal amaçtan yoksun belirsiz

güçlerin sözde örgütü" olarak nitelenmekte, tarihin karanlıklarında kalmış

tablolar olarak anımsanmaktadır. Büyük Türk Devriminin aydınlattığı, modern

çağa giden uygarlık yolu, din devletini gömüşün, "ümmet" ten

"ulus"a geçişin tarihsel anıtlarıyla doludur. Rönesansla başlayan

ulusallık dine yabancı, din ulusallığa uzaktır. Toplumun belleği ulusların

özgeçmiş kitabesi sayılan, bir yıkılmaz okul olan tarih, demokratik hukuk

devletini lâiklik yanıyla geçerli ve gerçek bulmaktadır. Türk Devletinin temeli

olan lâiklik, ulus kavramının da temel öğesidir. Lâiklik, dine saygıdan uzak

kalmış, dinsel sömürüyü seçmiş, modern Türkiye'miz ve Atatürk'ün karşısında

olmuş kimilerinin kötü niyetli, özel amaçla görüp gösterdiği, suçlayıp karaladığı

gibi, bilgisizlikle sanılacağı "din düşmanlığı",

"dinsizlik" ya da "dine karşı oluş" değil, dine saygıdan

kaynaklanan, dini kişi özgürlüğünün erginliğine bırakan bir tutum ve davranış

biçimidir. Dinin siyasal alan dışında kalmasını amaçlayan devlet anlayışıdır.

Din devlete karışamıyacağı gibi devlet de dine karışamaz. Devlet, inanç

özgürlüğünü engellemez, anayasal - yasal sınırlamalar dışında, hak olarak

kullanılmasını güvence altına alır, korur. Devlet, dinin serbest - özgür

benimsenmesini, gereklerinin yerine getirilmesini sağlıyacak ortamı kurar. Bu,

ulusu oluşturan her bireyin dini için böyle olmak gerekir. Devlet olmanın bir

gereği de budur. Lâiklik, ulus - ülke işlerinin din etkisi dışında kotarılıp

yürütülmesi, sorunların dinsel kurallarla değil, uygarlık kurallarıyla, bilim

kurallarıyla çözümlenmesidir. Dinin özel ve üstün yerini değiştirip gelişmeleri

önlemeye çabalamak, dini politikaya, politikayı dine sokmakla dinli olunamaz.

Temiz gönüllerin, arı düşüncelerin politik çabalara konu edinilip Tanrısıyla

inananı arasına girilmesi lâikliğe aykırıdır. Bu aykırılık açık - kapalı,

doğrudan - dolaylı nasıl olursa olsun Anayasamıza aykırılığı oluşturur. Devlet

siyasal bir kurum olduğu için, lâik bir kurumdur. Özgüdüde (vicdanda) yuva

kuran din ise, yaptırımını inandan alan soyut bir kurum, en doyurucu, en etken,

en güçlü varsayımdır. Siyasallıkla ilgisi yoktur. Lâiklik, din baskısını, din

etkenini kaldırır, özgür inan, özgür düşüncenin kaynağı olan lâiklik

"dinden ayrı", "din dışı" kalmaktır. Dinsiz olmak, dine

karşı olmak değildir. Kimse başkası gibi inanmak zorunda da değildir. Baskıyı

İslâm Dini de kabul etmez. Dinin resmî, politik, hukuksal, ekonomik oluşumlara

etken olmaması, yasal kural olmaması gözetilecektir. Şeriat özleminin kesin

yasaklar içinde bulunduğu, lâiklik ilkesinin böylece de korunduğu, 648 sayılı

Siyasal Partiler Yasası'yla ve Anayasamızın 153. maddesinde sayılan devrim

yasalarıyla da vurgulanmıştır. Akıl egemen, din etken olmalıdır. Türkiye

Cumhuriyeti'nin önceki anayasalarının gelişmeleri gözetilip anımsanırsa

lâikliğin temel nitelik olmasının gereği ve anlamı daha iyi anlaşılır. Devleti

dinin denetimine bırakan, dinsel konuda Devletin sınırlı denetimini kaldırıp

Devlete gereksiz yükler getiren kurallar (örgütler, kurslar, kadrolar, aylıklarla

ilgili) gerçek lâiklikle nasıl bağdaşmazsa, kişiye dinini sormak, kişinin

dinini resmen öğrenmek, Devlet kayıtlarına geçirmek de lâiklikle bağdaşmaz.

İslâm inanç dünyasının yasası olan yüce Kur'an'ın yeri ayrıdır, yasaların yeri

ayrıdır.

Lâik yaşam bir bütündür. Kimi alanda buna uymak, kimi alanda uymamak çelişkisi yasalarda yeralamaz. Lâikliğe aykırı istem ve işlem, lâik devlet ilkesine ters düşen Nüfus Yasası'nın 43. maddesi böylece de Anayasamızın 1., 2. ve 3, maddelerine de aykırıdır.

4 - Anayasamızın 19. maddesinin güvence altına aldığı "vicdan ve dinî inanç ve kanaat hürriyeti" bu alanlarda her tür "zor"u iter. Sözünü ettiğim maddenin 3. fıkrası "dinî inanç ve kanaatleri açıklamaya zorlanamaz" hükmünü taşır. Fıkranın ikinci tümcesi de kimsenin dinsel inanç ve kanılarından dolayı kınanamıyacağını öngörür. Nüfus Yasası'nın 43. maddesindeki "dinini" sözcüğü, kütüğe yazılması için sormak, açıklanmasını istemektir. Yaptırımı da zorlamayı gösterir. Sonucu kınamayı doğurabilir, siyasal kökenli toplumsal saldırılara neden yapılabilir. Bu yönüyle de Anayasamızın 19. maddesine aykırıdır.

5 - Yurttaş, hangi dinde olursa olsun, içtenlikle inancına

karışılmamalı, inançları konusunda zorlanmamalı, kınanmamalıdır. Tanrıya

yakarması, din gereklerine uyması (kamusal nedenlerle ve Anayasaya uygun

yasalarla dinsel eylemlerin sınırlanması dışında) kimseyi ilgilendirmemelidir.

Yoksa, "vicdan ve dinî inanç ve kanaat hürriyeti" sözde kalır.

Korkusuz, çekinmesiz biçimde, kendi dünyasının bir parçası olan, özel yaşamı kapsamında

kalan diniyle istediği gibi uğraşmalıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de

bu görüşleri perçinleyen açıklıkları taşımaktadır (mad. 2, 16, özellikle 18).

Tapınmak özgürlüğü, Devletin güçlü kanatları altındadır. Özgürlüğü kötüye

kullanarak sakıncalı davranışlara, kamuya, topluma, bireylere zarar verecek

saldırı türlerine geçmeye hem Anayasamız (mad. 11/3) hem de İnsan Hakları

Evrensel Bildirgesi olur vermez (mad. 30). Din konusundaki inanış ve tapınma

özgürlüğü, anayasal sınırlarını taşamıyacağı gibi Devlet, gerçek ve tüzel

kişiler bu özgürlüğü saygı ile korurlar. Öze dokunan sınırlama, kuşku ve

çekinme yaratan daraltma ve elatmalar özgürlüklerden ödün vermek olur.

Anayasa'mızdan yasa yoluyla bile ödün verilemez. Özgürlükler en yüce değer, en

kutsal haklardandır. Çalışmanın, emeğin, yaşamanın, savunmanın anayasal

saygınlığa kavuşmuş biçimi olan özgürlükler, demokrasiyi demokrasi kılan

öğelerin başında gelir. "Özgürlükleri kötüye kullanmak özgürlüğü"

olmadığı gibi derecelendirmek hakkı da yoktur. Anayasa dışında daraltma,

durdurma hakkı kimseye tanınmamıştır. Herkes kendi vicdanının sorumlusudur.

Devlet bunun defterini tutamaz. Kişi, kendiyle ve Tanrısıyla başbaşa bu

sorumluluğunun bilincini taşır. Kimse başkasının bu konuda "elçisi"

ya da "görevlisi" değildir. Dinsel görünümlü olumsuz çabaların yıkıcı

etkilerinden Devleti korumak, dini de dış etkilerden korumak kurallara

bağlanmıştır. Bu Önlemler hem dine saygıdan, hem dine verilen değerden hem de

tarihsel derslerden ileri gelmiştir (Anayasamız, 648 Sayılı Yasa, Ceza Yasası,

6187 Sayılı Yasa). Her türdeki yıkıcılığa karşı olan Anayasa'mız, özgürlüklerin

yıkılmasına öncelikle karşıdır. Kötüye kullanarak ya da daraltarak olması

ayrılık göstermez. Nüfus Sayımı'nda, başka yazımlarda ve kayıtlarda "din"

açıklığını aramak din - vicdan - kanaat özgürlüğüne dokunmak anlamındadır. Din,

her yurttaşın en doğal hakkıdır. Yasallaşarak uygarlaşmıştır. Her yurttaşın

güvencesi olan Anayasa dinle ilgili kurallarıyla her dini benimseyen yurttaşa

bu konuda güvence getirmiştir. Dengelenmiş özgürlükler düzeni olan demokrasi,

bu konudaki hoşgörü ve anlayışla cumhuriyetin niteliklerini oluşturan ilkelerde

yansımaktadır. Aykırı tutum cumhuriyete ve demokrasiye uygun düşmez.

Özgürlükler başıboşluk değil, disiplinli haklardır. Toplumsal amacı

demokratiktik niteliğini oluşturur. Bu yönüyle Cumhuriyetimizin niteliğini

dokuyan ilkeler içindedir. Bunları zayıflatıp güçsüz kılmak, gereksiz

genişletmek, gereksiz daraltmak Cumhuriyete aykırı gidiş olur. Din konusu,

uygar, çağdaş, bilimsel düzenlemelerle kendine özgü yerinde tutulup Devlete

sataşması önlenir. Bunu aşan çaba Anayasa'ya aykırıdır.

Türk yurttaşlığı bilinci Devlet için en temel değerdir. En

zorunlu bağdır. Bu bilinç ve bu bağ, din açıklığına gerek bulamayan bir uygar,

hukuksal niteliktir. Korumak ve yüceltmekle görevli olduğumuz Türkiye

Cumhuriyeti'nin lâik niteliği Devletimizin ilgili eylem ve işleminde

yansımalıdır. Temel ilke olan bu niteliğe aykırı durumların Anayasa'mıza

uygunluğu savunulamaz. "Ne Mutlu Türk'üm" diyebilen herkes, Türkiye

Cumhuriyeti'nin uyruğudur, Türk Devleti'nin vatandaşıdır. Mahkemelerde and

içilirken din belirtmesi yapılmamaktadır. 1587 sayılı Nüfus Yasası 43.

maddesinin 1. fıkrası "...dinini..." sözcüğüyle, yurttaşlık bağından

başka, özel ve tümüyle kişiye özgü durumu, zorunlu duruma getirdiğinden lâiklik

kavramına, lâik devlet ilkesi yoluyla cumhuriyetin niteliklerine, özgürlük

olgusuna ters düştüğünden Anayasa'mıza aykırıdır. Bu nedenlerle karşıoy

kullanıyorum. Başkan Şevket Müftügil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Osman Tokcan Üye İhsan N. Tanyıldız Üye Bülent Olçay Üye Yılmaz Aliefendioğlu Üye Yekta Güngör Özden

Anayasa Mahkemesi, E. 1979/9, K. 1979/44, 27 Kasım 1979 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu
  5. I. Olay
  6. III. Yasa Metinleri
  7. Iv- İlk İnceleme
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. Karşıoy Yazısı
  10. Karşıoy Yazısı
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1979/9
Karar No
1979/44
Tarih
27 Kasım 1979

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1979/25 K.1979/46
  • AYM Norm Denetimi E.1979/22 K.1979/45
  • AYM Norm Denetimi E.1979/40 K.1979/48
  • AYM Norm Denetimi E.1979/41 K.1979/47
  • AYM Norm Denetimi E.1979/42 K.1979/49
  • AYM Norm Denetimi E.1979/26 K.1980/1

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.