İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1980/15 K.1980/56

Esas sayısı:1980/15

Esas1980/15Karar1980/56Tarih13 Kasım 1980Okuma31 dk · 6.294 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1980/15
Karar No
1980/56
Karar tarihi
13 Kasım 1980
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.294 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

Esas sayısı:1980/15

Karar sayısı:1980/56

Karar günü:13/11/1980

Resmi Gazete tarih/sayı:11.3.1981/17276

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Domaniç Asliye Ceza Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasayla değişik 271. maddesinin son fıkrasında yer alan "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz." hükmünün, Anayasa'nın 2. 12 ve 132/1. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemidir.

I- OLAY

Sanığın, görevini yaptığı sırada muhtara taşla saldırıp, gözüne ve başına vurarak yedi gün işine engel olacak biçimde yaraladığı ileri sürülerek eylemine uyan Türk Ceza Yasasının değişik 271/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açılmıştır.

Yargılama sırasında mahkeme, sanık tarafından ileri sürülen Türk Ceza Yasasının 6123 sayılı Yasayla değişik 271. maddenin son fıkrasında yer alan "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz." biçimindeki hükmün Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin savı ciddi görerek, sözü geçen fıkranın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.

III- METİNLER

A. İtiraz konusu yasa kuralı

1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Caza Yasasının 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasayla değişik itiraz konusu hükmü de içeren 271. maddesi şöyledir:

"Madde 271- Herkim resmî sıfatı haiz olan bir memura vazifesini icra ederken veya icra ettiği vazifeden dolayı cismen eza verecek veya hastalığını mucip olacak müessir bir fiil işlerse 456 ncı maddeye göre verilecek cezalar aşağıda gösterilen suretlerle artırılır:

1. Eğer memur 266 ncı maddenin l inci bendinde gösterilen kimselerden ise ceza üçte birden yarıya kadar, 2 nci bendinde gösterilen kimselerden ise bir misli ve 3 üncü bendinde gösterilen kimselerden ise iki misli artırılır.

2. Eğer fiil 268 inci maddede yazılı hal ve zamanlarda işlenmiş olursa fiilin istilzam ettiği cezaya üç misli zammolunur.

Hiçbir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz. Bu maddede yazılı hallerde takibat şikâyete bağlı değildir."

B. İlgili yasa kuralları

Türk Ceza Yasasının 266. ve 456. maddeleri şöyledir :

"Madde 266- Bir kimse resmî sıfatı haiz olan bir memurun huzurunda ve ifa ettiği vazifeden dolayı şeref veya şöhretine veya vakar ve haysiyetine kavlen veya fiilen taarruz ve hakarette bulunursa, aşağıda gösterilen suretlerle cezalandırılır:

1. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma efradından veya iki veya üçüncü bentlerde mezkûr memurlardan gayrı memurinden biri aleyhinde ise iki aydan sekiz aya kadar hapis, ikiyüz elli liradan beşyüz liraya kadar ağır para cezası ile mahkûm edilir.

2. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma subaylarından veya polis komiserlerinden veya amirlerinden yahut il genel meclisi veya belediye meclisi üyelerinden biri aleyhinde ise üç aydan iki seneye kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.

3. Hakaret ve taarruz Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri ile temsil sıfatını veya emir ve idare selâhiyetini haiz rüesadan veya hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla bunların yardımcıları veya sorgu hâkimlerinden biri aleyhinde vaki olursa altı aydan otuz aya kadar hapis ve bin liradan ikibin liraya kadar ağır para cezası ile cezaları dirilir.

Eğer birinci fıkradaki hakaret fiili maddeî mahsusa tâyin ve isnadiyle vaki olursa:

Bir numaralı benddeki halde, beş aydan üç seneye kadar hapis ve beşyüz liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasına;

İki numaralı benddeki halde, altı aydan üç seneye kadar hapis ve bin liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasına;

Üç numaralı benddeki halde, yedi aydan üç seneye kadar hapis ve binbeşyüz liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur."

"Madde 456- Her kim katil kasdiyle olmaksızın bir kimseye cismen eza verir veya sıhhatini ihlâle yahut aklî melekelerinde teşevvüs husulüne sebep olursa altı aydan bir seneye kadar hapsolunur.

Fiil, havastan veya azadan birinin devamlı zaafını yahut söz söylemekte devamlı müşkülâtı veya çehrede sabit bir eseri yahut yirmi gün ve daha ziyade aklî veya bedeni hastalıklardan birini veya bu kadar müddet mutat iştigallerine devam edememesini mucip olmuş veya hayatını tehlikeye maruz kılmış veya gebe bir kadın aleyhinne işlenip de vaktinden evvel çocuk doğmasını intaç etmiş ise ceza ikiseneden beş seneye kadar hapistir.

Fiil, kat'i veya muhtemel surette iyileşmesi kabil olmayacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birini yahut havastan veya el yahut ayaklardan birinin veya söylemek kudretinin yahut çocuk yapmak kabiliyetinin ziyaını mucip olmuş veya azadan birinin tatilini yahut çehrenin daimi değişikliğini veya gebe bir kadına karşı ika olunup da çocuğun düşmesini ihtaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir.

Eğer fiil, hiçbir hastalığı veya mutat iştigallerden mahrumiyeti mucip olmamış yahut bu haller on günden ziyade uzamamış ise takibat icrası mutazarrırın şikâyetine bağlı olmak şartıyla fail hakkında iki aydan altı aya kadar hapis veya 200 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Bu fiil, 457 nci maddede yazılı vasıtalarla işlenirse takibat icrası Şikâyete bağlı değildir."

IV. İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Ahmet Salih Cebi, Muammar Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olcay ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 19/2/1980 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında :

"Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine" oybirliğiyle karar verilmiştir.

V. ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, itiraz konusu yasa hükmü ve ilgili Anayasa kuralları ile öteki yasama belgeleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtirazcı Mahkeme, Türk Ceza Yasasının olayda uygulanması söz

konusu olan 456. maddesinin 4. fıkrası hükmüyle, sanık hakkında iki aydan altı

aya kadar hapis veya 200 liradan 2.500 liraya kadar ağır para cezası yaptırımı

getirerek hâkime işin özelliğine göre takdir hakkı ve cezanın

kişiselleştirilebilmesi olanağı tanımasına karşı. 456. maddeden sonra

uygulanması gereken 271. maddenin ikinci fıkrasındaki "Hiç bir halde

yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz." hükmü, hâkimi hapis cezası vermeye

zorlayarak takdir hakkını ve vicdanî kanısına göre hüküm verme yetkisini

ortadan kaldırdığını ve bu zorlamanın, Anayasanın, Türkiye Cumhuriyetinin bir

hukuk devleti olduğunu belirleyen 2. maddesine, herkesin yasa önünde eşitliğini

öngören 12. maddesine ve hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğunu, Anayasa,

yasa, hukuk ve vicdanî kanılarına göre karar vermelerini buyuran 132.

maddesinin birinci fıkrasına aykırı düştüğünü ileri sürmektedir.

Anayasaya aykırılık savlarının incelenmesine geçilmeden önce aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmasında yarar görülmüştür.

a) Türk Ceza Yasasının 271. maddesinin niteliği :

Her şeyden önce, Türk Ceza Yasasının 271. maddesinin bağımsız

bir ceza hükmünü mü içerdiği, yoksa bir ceza artırımı maddesi mi olduğu

araştırılmalıdır. Sözü edilen 271. madde ilk fıkrasıyla, temel cezanın

saptanması için aynı yasanın 456. maddesine gönderme yapmakta ve saptanacak

cezada, resmî sıfatı taşıyan memurun görevini yaparken veya yaptığı görevden

dolayı eylemin işlenmesi durumunda artırım yapılmasını öngörmektedir. Bu

niteliğiyle maddenin bağımsız ceza hükümleri içerdiği, yalnız başına

uygulanacak bir kural olduğu düşünülemez. Madde, sadece, 456. madde hükmüne

göre verilecek temel cezada, düzenlediği kurallarla bir ağırlaştırma ve artırım

öngörmektedir. 456. maddeye göre bir ceza verilmeden 271. maddenin uygulanma

olanağı bulunmadığına göre 271. maddenin, bağımsız bir ceza hükmü değil, 456.

maddeye bağlı ve öngörülen koşulların gerçekleşmesi durumunda ancak o maddeden

sonra uygulanabilen bir nitelik gösterdiği ortadadır.

b) İtiraz konusu edilen hükmün, maddenin birinci fıkrasının her iki bendini de kapsayıp, kapsamadığı sorunu :

Türk Ceza Yasasının 271. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan

ve itiraza konu olan "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı

olamaz." tümcesinin, bağımsız bir düzenleme biçiminde ve satırbaşıyla

yazılması nedeniyle ilk anda, maddenin birinci fıkrasındaki her iki bendi de

kapsayan bir düzenleme imişcesine bir izlenim vermektedir. Oysa, birinci bent,

etkili eyleme (müessir fiile) maruz, kalan memurun aynı yasanın 266. maddesinde

gösterilen kişilerden olup olmamasına, dolayısıyla memurun sıfatına; ikinci

bent ise, suçun aynı yasanın 268. maddesinde yazılı "hal" ve

"zamanlarda" işlenmiş olması esasına göre, cezada artırım yapılmasını

öngörmektedir. Madde, suçun, yasanın 268. maddesinde yazılı durum (hal) ve

zamanlarda işlenmesini 266. maddede gösterilen memurlara karşı işlenmesinden

daha ağır ceza yaptırımına bağlamış böylece birinci bentte en çok iki misli

ceza artırımını öngörürken, ikinci bent hükmüyle cezanın 3 misli artırılmasını

buyurmuştur. Böylece Yasa Koyucu, eylemin, resmî sıfatı taşıyan kimi memurlara

karşı 268. maddede belirtilen "hal" ve "zamanlarda"

işlenmesini, resmî sıfatı olan, ancak 268. maddede belirtilen durum ve zaman

içinde bulunmayan memurlara karşı yapılmasından daha ağır bir yaptırıma

bağlamak istemiştir. Maddenin, ayrı ağırlıkta kabul ettiği suçlar için ayrı

ceza ilkesi getirmesine karşın, ikinci fıkrada yer alan "Hiç bir halde

yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz." hükmünün birinci bendi de

kapsadığının düşünülmesi, her iki durumdaki suçlara 271. maddenin gönderme

yaptığı 456. madde alt sınırına göre verilecek, 271. maddenin 1. ve 2.

bentlerine göre artırılacak cezalar arasında ayrılığı kaldırarak, her iki bende

giren suçlar için aynı ceza verilmesi sonucunu doğuracaktır. Nitekim, 271.

maddenin birinci fıkrasının 1. bendinde, 266. maddenin 1., 2. ve 3. bentlerinde

gösterilen memurların sıfatlarına göre ayrı ceza artırımı esasının getirilmesi,

itiraz konusu hükmün, maddenin 1. bendini de kapsadığı yolundaki düşünce

sonucunda, sıfata göre ayrı ve değişik biçimde ceza yaptırımı öngören Yasa

Koyucunun amacını aşan ve değişik sıfattaki memurlara karşı işlenen suçlarda

aynı cezanın verilmesi gibi ters bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu durum Yasa

Koyucunun ayrı ağırlıktaki suçlara, ayrı ceza verilmesi yönündeki iradesiyle

uyum sağlamayacağı gibi, maddenin kendi içinde tutarlığını da bozmaktadır.

Öte yandan, söz konusu hükümde "halde" sözü geçmektedir.

"Hal" e göre ceza artırımı, 2. bentte düzenlenmiş 1. bent, "sıfat'a" bağlı olarak cezanın artırılmasını öngörmüştür. Ayrıca bu hükümdeki "yapılacak zam" deyimi ile, 1. bentteki ceza... "artırılır" ın değil, ikinci bentteki cezaya... "zammolunur" un hedef alındığı ceza hukuku anlayışı gereğidir.

Bu açıklamalardan, "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz." tümcesinin ayrı bir fıkra hükmü imişcesine yazılmasına karşın, ikinci bendin devamı olduğu ve sadece bu bendi içerdiği açıkça anlaşılmaktadır.

Nitekim uygulamada, bu anlayış çerçevesinde yürütülmekte ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3/5/1954 günlü, 120/122 sayılı karan da konuyu bu doğrultuda karara bağlamış bulunmaktadır.

C) Uygulanacak yasa kuralı sorunu :

Anayasanın 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o davada uygulanacak yasa hükümlerini Anayasaya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin o doğrultudaki savının ciddî olduğu kanısına varması durumlarında Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Buna göre, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için, elinde bakmakta olduğu bir davanın bulunması ve iptalini istediği hükmün de o davada uygulanma durumunda olması gerekmektedir. İtirazcı Mahkemenin elinde bakmakta olduğu bir davanın bulunduğu kuşkusuzdur.

İtiraz konusu hükmün o davada uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı sorununa gelince; bu yönün saptanmasından önce, ilk inceleme evresinde söz konusu edilmeyen başvuran mahkemenin yetkisi ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesi görevinin, işin esasına geçildikten sonra da inceleme konusu yapılıp yapılmayacağının tartışılması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasaya ve Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasada

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurunun kendisine yapılmasından karar

aşamasına kadar her evrede görev durumunu gözönünde tutmak, konunun görevi

dışında kaldığını saptadığı anda dosyayı elinden çıkarmak durumundadır. İlk

inceleme evresinin geçmesi ve bu evrede görev konusuna değinilmemiş ya da işin

esasının incelenmesinden önce görevin yeterince belinlenmemiş olması

durumlarında Mahkemenin, sırf ilk inceleme evresi geçmekle kendisini görevli görmesi,

Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın vermediği bir görevi ilk inceleme kararıyla

kendisince tanıması anlamına gelir.

Anayasa, iptal veya itiraz yoluyla açılan davalarda Anayasa

Mahkemesinin ilk inceleme kararı alacağına ilişkin açık bir hüküm getirmemiş,

ancak 148. maddede, Mahkemenin kuruluşu ve yargılama usulleri yasayla, çalışma

yöntemi ve üyeler arasındaki işbölümünün kendi yapacağı içtüzükle düzenleneceği

belirlenmiştir. 44 sayılı Yasanın iptal türünde açılacak davalarda uyulacak

hususları belirleyen 26. maddesinde, Anayasa Mahkemesince, dilekçenin kayıt

tarihinden itibaren on gün içinde aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında

gösterilen hususları içerip içermediği yönünden inceleneceği, varsa

noksanlıkların kararla saptanacağı ve onbeş günden az olmamak üzere verilecek

süre içinde tamamlanmasını ilgililere duyurulacağı, verilen süre içerisinde

noksanlıkların tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılacağı hükme

bağlanmıştır. Yasada, itiraz yoluyla mahkemelerce gönderilen işlerde uygulanacak

hususları belirleyen bir hüküm yoksa da, Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15.

maddesinde bu yönde hüküm bulunması nedeniyle benzeri işlemler bu dosyalar için

de uygulanmaktadır. Yasanın ve içtüzüğün ilk inceleme açısından gönderme

yaptığı yasanın 26. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında görevle ilgili bir

hüküm bulunmamaktadır. Aynı yasanın 42. maddesinde "Anayasa Mahkemesinin

görevine girmeyen konulara ilişkin dilekçeler reddolunur." denmesinden, bu

tür dilekçelerin, mutlaka, ilk inceleme evresinde reddolunacağı sonucuna

varılamaz.

Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Salih Cebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Kenan terzioğlu bu görüşe katılmamışlardır.

Bu işte, ilk inceleme sonunda görev ve yetki konusuna değinilmeden esasının incelenmesine karar verilmiştir. Sözü edilen kararda itiraz yoluna başvuran mahkemenin yetkisine ilişkin bir açıklama olmaması, itiraz konusu hükmün davada uygulanacak nitelikte olduğunu kabul etmek anlamına gelmez.

Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu bu görüşe katılmamışlardır.

İtiraz konusu hükmün davada uygulanma durumunda bulunup bulunmadığı konusuna gelince:

Olayda, köy muhtarı görevini yaptığı sırada saldırıya uğramış bu

nedenle 7 gün iş ve gücünden geri kalmıştır. Köy muhtarı Türk Ceza Yasasının

266. maddesi 1. bendinde sayılan memurlardan olduğuna göre sanık hakkında

uygulanacak hüküm T. C. Yasasının 271. maddesinin 1. bendidir. İddianamede ise

uygulanması istenen 271. maddenin birinci fıkrasıdır. Yerel Mahkemenin başvuru

kararı da 271. maddenin 1. bendinin uygulanacağı esasına göre

gerekçelendirilmiştir. T.C. Yasasının 271. maddesinin ikinci fıkrasında yer

alan itiraz konusu tümcenin birinci bendi kapsamadığı, ikinci bende ilişkin

hüküm getirdiği ve bu bendin devamı olduğu yukarda ayrıntılı biçimde

açıklanmıştır. Bu durumda, "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı

olamaz" hükmü, 1. bendi kapsamadığına göre bu bentle birlikte uygulanacak

bir hüküm olmayacaktır.

Açıklanan nedenlerle Türk Ceza Yasasının 271. Maddesinin ikinci fıkrasındaki itiraz konusu hükme karşı yapılan başvurunun itiraz yoluna başvuran mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmelidir.

Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu ve İhsan N. Tanyıldız bu görüşe katılmamışlardır.

VI. SONUÇ

A - 1) İlk incelemede "Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine" denilmek suretiyle bu evrede söz konusu edilmeyen başvuran Mahkemenin yetkisi ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin görevi sorununun işin esasının görüşülmesi sırasında inceleme konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda :

Şevket Müftügil, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Nahit Saçlıoğlu,

Hüseyin Karamüstantikoğlu, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tanyıldız,

Bülent Olçay, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden konunun ortaya

atılmasına, görüşülmesine ve oylanmasına olanak bulunduğu; Ahmet H. Boyacıoğlu,

Ahmet Salih Çebi. Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Kenan Terzioğlu ise 19/2/1980

gününde yapılan ilk incelemeyi sona erdiren kararda, ayrıca açıklanmasına dahi

bu kararın, başvurunun geçerlik koşullarını, bu arada itiraz yoluna başvuran

Mahkemenin yetkisi ile Anayasa Mahkemesinin görevine ilişkin sorunları

öncelikle çözmüş ve sonuca bağlamış sayılması gerektiğinden bu yönün esasen

oylama konusu yapılamayacağı görüşünde bulunmuşlardır.

2) Bu sonuç üzerinde yapılan oylama : Şevket Müftügil, Ahmet H.

Boyacıoğlu, Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin

Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu, ilk inceleme sonunda verilen 19/2/1980

günlü kararda ayrıca açıklanmamış olsa dahi bu kararın başvurunun geçerlik

koşullarını ve bu arada itiraz yoluna başvuran Mahkemenin yetkisine ilişkin

sorunları herşeyden önce çözmüş ve sonuca bağlamış olmakla işin esasının

incelenebilir olduğunu ortaya koyduğu yolundaki açıklamalarına karşın, Rüştü

Aral, Muammer Yazar, Nahit Saçlıoğlu Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N.

Tanyıldız, Bülent Olçay, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in

19/2/1980 günlü karardan, Mahkemenin itiraz konusu kuralı önündeki davada

uygulama durumunda olduğunun Anayasa Mahkemesince incelenerek kararlaştırıldığı

yolunda bir anlam çıkarılamayacağı, bu nedenle bu sorunun bu evrede yeniden

incelenerek karara bağlanması gerektiği biçimindeki görüşlerine çoğunluk

kazandırdığını saptamıştır.

B - Böylece yapılan inceleme sonunda Türk Ceza Yasasının 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasayla değişik 271. maddesinde yeralan "Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz" biçimindeki hükmün, söz konusu maddenin 1. bendi uyarınca açılmış olan Mahkemenin elindeki davada uygulanma durumunda bulunmadığından başvurunun, Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu ve İhsan N. Tanyıldız'ın itiraz konusu kuralın sözkonusu 271. maddenin 1. bendi hükmü açısından Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi gerektiği yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

13/11/1980 gününde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 26. ve 27. ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün

15. maddelerinin öngördüğü yönteme göre, iptal ve itiraz davalarına ilişkin

dilekçe ve başvurularla eklerinin Başkanlıkça görevlendirilen raportörler

tarafından hemen incelenerek, Anayasa Mahkemesinin görevine giren bir konu ile

ilgili olup olmadığının veya ehliyetli kişiler tarafından yahut süresinde

verilip verilmediğinin, başvuruların sözü edilen yasanın 20. maddesinde

gösterilen konuları kapsayıp kapsamadığının bir raporla başkanlığa

bildirilmesi, Anayasa Mahkemesi'nin bu rapor üzerinde inceleme yaparak işin bu

yönlerini karara bağlaması gerekmektedir. Bu inceleme sonunda verilen karar,

sözü geçen yasa ve İçtüzüğün buyurucu hükümlerinin zorunlu bir ürünü olarak

ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesince yapılan bu incelemenin kapsamına, Anayasa

Mahkemesi kararında ayrıca belirtilmemiş olsa bile, ön planda iptal ya da

itiraz yoluyla gelen işin, Anayasa Mahkemesi'nin görevine giren bir konuya

ilişkin olup olmadığının; ya da Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili bir

merciden gelip gelmediğinin incelenip saptanması da girmektedir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesinin üçüncü fıkrasında

"Dilekçelerin, Mahkemenin görevine giren bir konu ile ilgili olup olmadığı

veya ehliyetli kişiler tarafından, yahut süresinde verilip verilmediği

hususları raportörlerce önceden incelenir" kuralı yeralmış, bundan başka

44 sayılı Yasanın 42. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin görevine girmeyen

konulara ilişkin dilekçelerin reddedileceği belirtilmiştir. Bu itibarla esasın

incelenmesine ilişkin 19/2/1980 günlü kararın niteliği karşısında, bu kararda

ayrıca açıklanmış olmasa dahi, görev sorununun öncelikle çözüme ve sonuca

bağlanmış sayılması gerekeceğinden, konunun, esasın incelenmesi evresinde

yeniden görüşülüp bir karara bağlanmasına yer olmadığı ortadadır. Bu evrede

kimi üyelerin görev sorununu ortaya atıp bu husustaki önerilerinin oylanmasına

engel bir usul kuralı yoksa da, böyle bir önerinin kabulüne ve olumlu

karşılanmasına yukarıda ayrıntılariyle belirtilen yasa ve içtüzük hükümleri

elverişli bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin şimdiye kadar

süregelmiş görüşü de bu doğrultula saptanmıştır (Bakınız: Anayasa Mahkemesi Kararlar

Dergisi, Cilt 13, Sayfa 11, 40,396).

Bu durumda itiraz konusu kuralın esasının incelenerek, Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi gerekirken, ters yönde oluşan çoğunluk kararına açıkladığım nedenlerle katılmıyorum.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

Üye

Rüştü Aral

Üye

Ahmet Salin Çebi

Üye

Muammer Yazar

Üye

Nihat O. Akçakayalıoğlu

Üye

Nahit Saçlıoğlu

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

Kenan Terzioğlu

Üye

Orhan Onar

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

İhsan N. Tanyıldız

Üye

Bülent Olçay

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY YAZISI

I - Anayasa Mahkemesince, başvuran mahkemenin itirazı 19/2/1980

gününde incelenmiş, yapılan bu inceleme sonunda "Dosyada eksiklik

bulunmadığından işin esasının incelenmesine" oybirliğiyle karar verilmiş

ve böylece ilk inceleme evresi kapatılmıştır. İşin esasını inceleyerek

düzenleyeceği raporu kendisine vermek üzere Anayasa Mahkemesi Başkanı,

İçtüzüğün 16. maddesi uyarınca uygun gördüğü bir raportörü görevlendirmiştir.

Bu raportör tarafından hazırlanmış bulunan ve işin esasının incelenmesini

içeren bu rapor 13/11/1980 günlü oturumda görüşülmüş ve sonuçta, itiraza konu

edilen ve 19/2/1980 günlü ilk inceleme toplantısında esasının incelenmesine

oybirliğiyle karar verilmiş bulunan Türk Ceza Yasasının 9/7/1953 günlü, 6123

sayılı Yasayla değişik 271. maddesinde yer alan "Hiç bir halde yapılacak

zam altı aydan aşağı olamaz" biçimindeki hükmün, sözü edilen maddenin 1.

bendi uyarınca açılmış olan davada mahkemece uygulanma durumunda olmadığından

sözedilerek, başvurunun, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine çoğunlukla

karar verilmiş bulunmaktadır.

II - a) Anayasanın değişik 148. maddesi, Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ile Yargılama Usullerinin Kanunla saptanacağını; Mahkemenin çalışma tarzı ile üyeleri arasındaki işbölümünün kendisince yapılacak İçtüzükle düzenleneceğini buyurmaktadır. Bu buyruk uyarınca hazırlanan İçtüzüğün "Üçüncü Bölüm" hükümleri, iptal ve itiraz yolu ile bakılacak işlerin incelenmesinde iki inceleme evresi kabul etmiş, bunlardan birincisini "İlk İnceleme" ötekisinin de "Esasın İncelenmesi" biçiminde nitelendirmiştir. İlk inceleme 15., Esasın incelenmesi 16. maddede düzenlenmiş, bu konulara ilişkin "toplantılar ve görüşmeler" 17., "Oylama" 18., "Karar" 19. ve "Kararların yazılması ve yayımlanması şekli" de 20. maddede kurala bağlanmış bulunmaktadır.

Gerek 44 sayılı Yasa hükümlerinin gerek İçtüzüğün sözü edilen maddelerinin, ilk inceleme evresinin, çoğunlukça anlaşılanın tersine, bu evrenin yargısal inceleme ve yöntemlerle oluşan ve oya sunulup karar konusu yapılarak noktalanan bir evreyi kapatmak ve yeni bir inceleme evresini yani esasın incelenmesi yolunu açmak maksadiyle düzenlediği açık bir gerçektir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin Kuruluşundan bu yana yapılan uygulamalarla, ilk incelemeye ve bu konudaki kararlara katılan üyelerin, eğer karar çoğunlukla alınmışsa azınlıkta kalanların ismen gösterilmesi, istisnası olmayan bir gelenek halini almış bulunmaktadır.

13/11/1980 gününde, esası incelemek üzere toplanan Anayasa

Mahkemesi, ilk incelemeyi yapan ve bu incelemesini 19/2/1980 günlü bir kararla,

hem de oybirliğiyle sonuçlandıran Anayasa Mahkemesi heyetinden daha üstün yasal

ya da anayasal yetkileri varmışçasına, ya da 19/2/1980 günlü kararda sanki

maddi bir hata işlenmişçesine, o günkü kararı alanlara, görüşlerinin dayandığı

nedenleri ve gerekçelerini yazmaya dahi olanak ve fırsat tanımadan, adeta bu

konudaki yetkileri ellerinden alınmak, hem de Anayasa Mahkemesinin bugüne kadar

sürdüre geldiği yerleşmiş görüşlerini ve kararlarını bir tarafa itmek ve belki

de nazarı dikkate dahi alınacak değer ve nitelikte görmemek suretiyle, izlenen

uygulamaya tamamen ters düşen bir tutum izlemiştir.

b) Çoğunluk, bu kararın yasal dayanaklarını şöyle açıklamaktadır

: "Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasaya ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/47 1962 günlü, 44 sayılı Yasada

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurunun kendisine yapılmasından karar

aşamasına kadar her evrede görev durumunu gözönünde tutmak, konunun görevi

dışında kaldığını saptadığı anda dosyayı elinden çıkarmak durumundadır. İlk

inceleme evresinin geçmesi ve bu evrede görev konusuna değinilmemiş ya da işin

esasının incelenmesinden önce görevin yeterince belirlenmemiş olması

durumlarında Mahkemenin, sırf ilk inceleme evresi geçmekle kendisini görevli

görmesi, Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın vermediği bir görevi ilk inceleme

karariyle kendisine tanıması anlamına gelir."

Konuyu bu biçimde ortaya koymak hem hatalıdır hem de 19/27/1980 gününde ilk incelemeyi yapan Mahkeme Kuruluna karşı yapılan en hafif deyimiyle haksızlıktır.

Önce Anayasanın 147. maddesi, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleme görevini Anayasa Mahkemesine vermiştir. Anayasanın Değişik 149. maddesi, iptal davalarında; değişik 151. maddesi de itiraz yolunda denetimin yapılabilmesi için, kimi koşulların varlığını saptamış ve böylece Anayasa Mahkemesinin görevinde olan bir işlevin yerine getirilmesine ilişkin kuralları düzenlemiştir.

İlk incelemede Anayasa Mahkemesince yapılan iş, Anayasa

Mahkemesinin önüne getirilen başvuruda Anayasanın 151. maddedeki koşulların var

olup olmadığını, ayrıca 44 sayılı Yasanın öngördüğü yönlerin de gerçekleşip

gerçekleşmediğini araştırmak ve bunlar tamamsa o işin noksanı olmadığını ve

esasın incelenmesi gereğini kararla saptamak ve böylece ilk inceleme evresini

kapatmaktır. Hemen belirtmek gerekir ki, bu koşulları saptamadan ve çoğunluğun

kullandığı dille "görevin yeterince belirlenmemiş olması

durumlarında" varsayımlara dayanarak o kurala karşı esasın incelenmesi

yolunu açmaya Anayasa Mahkemesinin ne hakkı ne de yetkisi vardır. Anayasa

Mahkemesi esasın incelenmesine karar vermişse, bütün incelemesini yaparak

tamamlamış ve işin incelenmesini görevi içinde bulmuş demektir. 19/2/1980 günlü

kararda yer alan "Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının

incelenmesine" biçimindeki kararı ve bu yazılış biçimini, Anayasanın 151.

maddesindeki koşulların varlığını içermeyen veya bu koşullar incelenmeksizin

yalnızca belgelerin tamam olduğu biçiminde yorumlamak ve anlamak olanağı

yoktur.

c) Karşıoy yazısının bu kesiminde Anayasa Mahkemesinin ilk inceleme kararına bunun yazılış biçimine verdiği anlam ile buna ilişkin örnekler verilerek açıklanacaktır.

l - 28/11/1974 günlü, 1974/34-50 sayılı kararın Esasın İncelenmesi bölümünde şu satırlar yer almaktadır:

"A) Görev sorunu:

Bu işte esasın incelenmesine başlanırken, ilk inceleme evresinde çözülmüş olan görev sorununun esas inceleme evresinde yeniden görüşme ve karar konusu yapılması istenmiştir.

Bu kararın yukarı ki bölümlerinde açıklandığı üzere, ilk inceleme sonunda işin esasının incelenmesine 24/9/1974 gününde karar verilmiştir. Bu karara katılmamış kimi üyeler yeniden görüşme isteğini ileri sürmüşlerdir.

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesinin dördüncü fıkrası kurallarına göre, mahkemelerden itiraz yoluyla gelen işler dahi raportörler tarafından hemen incelenerek, 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddesi hükümleri karşısında bir eksiklikleri olup olmadığı bir raporla Başkanlığa bildirilir: Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede, bazı eksiklikleri olduğu anlaşılan işlerin diğer yönleri ve bu arada esası incelenmeksizin, tamamlanması için geri çevrilmesine karar verilir.

Anayasa Mahkemesince yapılan bu incelemenin kapsamına, ayrıca

belirtilmese bile, diğer konuların başında itiraz yoluyla gelen işin Anayasa

Mahkemesinin görevine giren bir konuya ilişkin olup olmadığının incelenip

saptanması da girmektedir. Nitekim, 44 sayılı Kanunun dördüncü kısmının ortak

hükümleri arasında yer alan 42. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin görevine

girmeyen konulara ilişkin dilekçeler görev yönünden reddedildiği gibi, Anayasa

Mahkemesinin görevine girmeyen konulara ilişkin itirazların dahi aynı yönden

reddi gerekmektedir. Bu itibarla, esasın incelenmesine ilişkin 24/9/1974 günlü

kararda ayrıca açıklanmasa dahi, görev sorununun öncelikle çözüme ve sonuca

bağlanmış sayılması gerekeceğinden, konunun bu evrede yeniden görüşüp bir

karara bağlanmasına yer olmadığı ortadadır" (Kararlar Dergisi, Sayı: 12,

Sayfa: 427-428).

2 - 28/1/1975 günlü E. 1974/48, K. 1975/10 sayılı kararının esasının incelenmesi sırasında şu hususlar yazılır : "A) Bu işin ilk inceleme evresinde (Anayasa Mahkemesinin itirazı incelemeye görevli ve yetkili olup olmadığı sorunu) yeniden tartışma konusu yapılmış, 28/11/1974 günlü, 1974/34-50 sayılı Kararımızda (Resmi Gazete; gün : 21/1/1975, Sayı : 15125) tümüyle açıklanmış bulunan ayrıntılı gerekçelerle Mahkememizin Af Kanunlarını Anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutmağa görevli ve yetkili olduğu sonucuna varılmış bulunmaktadır.

Ancak esasın incelenmesine geçilmeden önce, bu işin 3/12/1974 günlü toplantıda yapılan ilk incelemesinde bulunmamış kimi üyelerce Anayasa Mahkemesinin görevli ve yetkili olup olmadığı sonucunu bu evrede de ortaya atılıp görüşülebileceğinin öne sürülmesi üzerine geçen tartışmalar sonunda, ilk inceleme evresinde görev sorunu incelenerek çözülmüş olduğundan konunun yeniden ele alınarak görüşülmesine yer olmadığına karar verilmiştir" (Kararlar Dergisi, Cilt: 13, Sayfa : 40).

3 - 3/4/1975 günlü, 1975/34 - 70 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı da aynı niteliktedir (Kararlar Dergisi, Şayi: 13, Sayfa: 396).

4 - Anayasa Mahkemesinin 2/11/1978 günlü, 1978/31-50 sayılı kararında da aynı konu hakkında şöyle denilmektedir :

"Anayasa Mahkemesinin 2/7/1974 günlü, 1974/19-31 sayılı

kararının (IV - Esasın İncelenmesi) bölümünün (A) işaretli (görev sorunu)

kısmında (Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi kurallarına göre, iptal

davası dilekçelerinde kanunların ve yasama Meclisleri İçtüzüklerinin hangi

hükümlerinin Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduğunun ve aykırılık

gerekçelerinin açıklanıp açıklanmadığının, davanın açılması için yetki

verilmesine ilişkin kararların ve yetki belgelerinin dilekçeye bağlı bulunup

bulunmadığının dilekçelerin Anayasa Mahkemesinin görevine giren bir konu ile

ilgili olup olmadığının ve ehliyetli kişilerce süresi içinde verip vermediğinin

araştırılıp karara bağlanması ilk inceleme kapsamına girer. Esasın

incelenmesine ilişkin kararda, ayrıca açıklanmasa dahi, bütün bu konular olumlu

biçimde çözüme bağlanmış demektir) yolunda bir gerekçe yer almıştır. Gerek 44

sayılı Yasa, gerek Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün hükümlerine göre, Anayasaya

uygunluk denetimi bakımından, ilk inceleme, yargısal bir evredir ve Anayasa

Mahkemesince bu evre, koşulları bakımından oluşturulup, esasın incelenmesine

karar verildikten sonra, tekrar ilk inceleme evresine dönme olanağı yoktur.

Çünkü ilk incelemeyi sona erdirerek kapatan ve böylece esasın incelenmesi

yolunu açan bu karar bir ara kararı olmayıp, açıklandığı gibi, yargısal bir

evreyi oluşturan bir karar olması bakımından başlı başına ve bağlayıcı bir

nitelik taşır. İlk inceleme evresini olumsuz bir şekilde sonuçlandıran bir

kararı, Anayasa Mahkemesi, o işte nasıl yeniden ele alamazsa, ilk inceleme

evresini olumlu bir biçimde kapatan ve esasın incelenmesine karar verilen bir

işte de yeniden başa dönerek o kararı hükümsüz kılacak tasarruflarda

bulunulamaz. Yapılan öneri, Anayasa Mahkemesince davacı Üniversitenin kendi

varlık ve görevlerini ilgilendiren alanda görerek esasın incelenmesine karar

verdiği bir konu hakkında, bu kararın kaldırılması ve yetki ve görev yönünden

reddedilmesi ereğini gütmektedir. Sonuçlarını doğuran yargısal kararların

yeniden ele alınarak görüşülüp oylanmasına olanak yoktur" (Kararlar

Dergisi, Sayı: 16, Sayfa : 274 - 275).

Yukarıda örnek olarak gösterilen kararların incelenmesinden de

açıkça anlaşılacağı gibi, ilk inceleme kararında bir belirtme yer almasa bile,

işin esasının incelenmesine ilişkin olarak verilen karar, başvuran mahkemece

yapılan itirazın Anayasaya ve yasa hükümlerine uygun olarak kullanıldığını

ortaya koyar. "İlk inceleme sonunda görev ve yetki sorununa değinilmeden

esasın incelenmesine karar verilmiştir. Sözü edilen kararda itiraz yoluna

başvuran mahkemenin yetkisine ilişkin bir açıklama olmaması, itiraz konusu

hükmün davada uygulanacak nitelikte olduğunu kabul etmek anlamına gelmez"

diyen çoğunluğun, sözünü ettikleri her yönden hem raportörce ve hem de üyelerce

inceleme konusu edildiğini, ancak aksine öne sürülen bir görüş bulunmadığından

bunun karara yazılma konusu edilmediğini açıkça görmüş olmaları gerekirdi.

Nitekim bu gün dahi ilk inceleme kararlarının yazılması aynı anlayış içinde

sürdürülmektedir.

d) Kararda, 44 sayılı Yasanın 26. maddesindeki dilekçenin incelenmesine paralel 27. maddede bir hüküm bulunmaması yolundaki çoğunluk görüşüne, Anayasanın 148. maddesindeki buyruk açık bir yanıt teşkil ettiğinden, öne sürülen görüşler hakkında, ayrıca ayrıntıya girilmesine gerek görülmemiştir.

III - Bütün bunlara ilâveten bu işte Anayasa Mahkemesi,

Anayasaya uygunluk denetimi yaparken söylemesi ve yerine getirmesi gereken

işlevi, kendisini yüksek mahkeme yerine koyarak yapmış, adeta Yargıtayın

yetkilerini kullanan bir duruma gelmiştir. Gerçi Anayasa Mahkemesi, önüne

getirilen işte (ki bizim görüşümüze göre, itirazcı mahkemenin önündeki Türk

Ceza Yasasının 271/1. maddesine göre açılmış olan davada, aynı maddenin son

fıkrasını ele alarak öğelerini araştırması, incelemesi ve bu konudaki

çalışması, Anayasaya uygunluk denetimi açısından o hükmün o davada uygulanmasıdır)

, itiraz konusu hükmün sevk sebebini ve içeriğini araştırmaya yetkilidir ve bu

konuda duraksamaya da yer yoktur. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, Anayasaya

uygunluk denetiminde kullanması gereken bu yetkiyi, bu işte, kendisini Yargıtay

yerine koyarak yapmış ve başvuruyu Anayasaya uygunluk açısından değil,

mahkemenin yetkisizliği yönünden reddetmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV - SONUÇ

Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle 13/11/1980 gününde çoğunlukça alınan kararın tümüne karşıyız.

Başkan

Şevket Müftügil

KARŞIOY YAZISI

Bir muhtar görev yaparken dövülmüştür. Bu davaya bakan Mahkeme, özet olarak diyorki : (suçun sübutu halinde sanık hakkında T. C. Kanununun 456/4. maddesine göre saptanacak temel ceza, aynı yasanın 271. maddesinin 1. bendinin birinci cümlesiyle artırılmak gerekli ve yeterli iken bu maddenin ikinci fıkrası, temel cezaya eklenecek miktarın altı aydan aşağı olamıyacağını emretmekle hem hakimin takdir yetkisini daraltmış, hemde Anayasanın hukuk devleti olma, eşitlik gibi ilkelerini zedelemiştir. İptal edilmelidir.)

Anayasa Mahkemesi çoğunluğu sözü geçen 271. maddenin iptali istenilen ikinci fıkrası hükmünün olayda uygulanacak hüküm olmadığını kabul ederek başvurunun reddine karar vermiştir. Bu karar başlıca iki nedene dayanmaktadır :

1 - Maddenin ilk fıkrasında 2 bent halinde gösterilen eylemler ağırlık bakımından farklı oldukları halde ikinci fıkradaki "yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz" kuralı birinci fıkranın beriki bendinde gösterilen eylemlerin hepsine uygulanırsa cezalar eşitleştirilmiş olur ki bu da (ceza tertibinde eylemin ağırlığının esas alınması) üst kuralına aykırıdır. O halde ikinci fıkraya dayanılarak yapılacak zam birinci fıkrasının yalnız 2. bendinde gösterilen koşulların gerçekleşmesi durumunda uygulanabilir.

Bu gerekçe bize pek yerinde görünmemektedir. Çünkü, Yasa koyucu

cezaların üst hadlerini birleştirmemiş, fıkralar ve bentlerde belirtilen ceza

miktarlarının üst sınırlarını başka başka, miktarlar olarak saptanmış, sadece

hiçbir halde 6 aydan aşağı olamayacağını hükme bağlamıştır. Bu durumda

eylemlerin yaptırımlarının eşit kılındığı düşünülemez. Bunun Türk Ceza

Kanununda ve diğer yasaların ceza hükümlerinde pek çok örnekleri vardır. Bunun

gibi, hafif bir suç için konulan cezanın üst sınırının, daha ağır bir suça tertip

edilen cezanın aşağı sınırından yüksek olduğu haller de az değildir. Hürriyeti

bağlayıcı cezanın 6 aydan aşağı olamayacağının saptanması, eylemlerin

ağırlıklarına göre ceza tertibi kuralına etkili değildir. Bu denge, hâkimin iki

sınır arasında belirteceği miktarın suça göre belirlenmesi suretiyle

sağlanmalıdır. Kaldı ki hangi eyleme ne miktarlar arasında ceza tayin

olunacağının takdiri Yasa koyucuya aittir.

2 - Kararın ikinci ya da daha güçlü dayanağı Yargıtay'ın uygulamasıdır. Yüce Yargıtay Ceza Genel Kurulu 3/5/1954 günlü, 120 Karar sayılı kararında T.C. Kanununun 271. maddesinin ikinci fıkrasını oluşturan "hiçbir halde yapılacak zam 6 aydan aşağı olamaz" kuralının 271. maddenin birinci fıkrasının 1. bendinde yazılı hallerde uygulanamayacağının, yalnız 2. bentde gösterilen durumda uygulanabileceğini kararlaştırmıştır. Bu kararın gerekçesi, özetle şöyledir :

(271. maddenin ikinci fıkrasını oluşturan "hiçbir halde yapılacak zam 6 aydan aşağı olamaz" hükmü 6123 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce sözü geçen maddenin birinci fıkrasının 2. bendinin devamı şeklinde idi. Bu hali ile 1. bende şumulu bulunmadığı kuşkusuzdur. Anılan kanunla yapılan değişiklikte bu hüküm satırbaşına alınmak suretiyle 2. bentten ayrıldı. Ancak bu satırbaşına alma ve ayırma, yazılış tarzından ileri gelmelidir. Yinede 2. Bende münhasırdır. 1. bende şamil değildir...)

Kararın ifade ettiği bu anlama göre iptali istenilen hükmün ayrı

bir fıkra haline getirilmesi "yazılış tarzından" ibarettir. Ancak,

değişiklikten önce belirlenmiş bulunan ceza ile değiştirmeden sonra saptanan

ceza miktarlarının karşılaştırılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu eski

yorumu üzerinde durup düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki: "müessir

fiil" sözü edilen yasanın 268. maddesinde yazılı hal ve zamanlarda

işlenirse sanığa 6 aydan aşağı hapis cezası vermenin hiçbir suretle imkânı

yoktur. Düşünceyi biraz daha açıklayabilmek için en hafif cezayı kapsayan

456/4. maddenin 6123 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki ve sonraki

hükümlerini örnek alarak karşılaştıralım: 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Kanunla

yapılan değişiklikten önce T. C. Kanununun 456. maddesinin dördündü fıkrasıyla

tesbit olunan ceza "...l aydan üç aya kadar hapis veya 25 liradan 500

liraya kadar ağır para cezası..." idi. 271. maddenin 2. bendi ise eylemin,

268. maddede yazılı hal ve zamanlarda işlenmesi takdirinde 456. madde gereğince

verilecek cezanın bir misli artırılacağını buyuruyordu. Buna göre sanığa 456/4.

madde uyarınca alt sınır üzerinden l ay hapis cezası verilirse ve suç 268. maddede

yazılı hal ve zamanlarda işlenmiş ise 271. maddenin 2. bendi gereğince bu ceza

2 aya yükselecekti. Bu hükümler yürürlükte iken "yapılacak zam 6 aydan

aşağı olamaz." Kuralının bu bende münhasır olarak uygulanması olanaklı ve

anlamlı idi. Bu nedenle 2. bendin devamı olarak yazılması Yasa koyucunun

amacına uygun ve doğaldı. Sonra söz konusu maddeler 6123 sayılı Yasayla

değiştirilerek 456/4. maddenin cezaya dair tümcesi "...fail hakkında 2

aydan 6 aya kadar hapis veya 200 liradan 2500 liraya kadar ağır para cezası

hükmolunur." şekline konuldu. T. C. Kanununun 271. maddesinin birinci

fıkrasının 2. bendide "eğer fiil 268. maddede yazılı hal ve zamanlarda

işlenmiş olursa fiilin istilzam ettiği cezaya üç misli zammolunur."

biçimini aldı. Bu durumda 456. maddenin dördüncü fıkrasına göre aşağı had

üzerinden hapis cezası verilmesi halinde sanığın 2 ay hapis edilmesine ve eylem

268. maddedeki hal ve zamanlarda işlenmiş ise bu cezanın 271. maddenin birinci

fıkrasının 2. bendi gereğince üç misli bulunan 6 ay artırılarak sanığın 8 ay

hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunacaktır. Görülüyor ki 456/4. maddede

yazılı eylem 268. maddede gösterilen hal ve zamanlarda işlenirse 271. maddenin

birinci fıkrasının 2. bendi ile artırmaya tabi tutulması durumunda sanığın hapis

cezasına eklenecek miktarın 6 aydan aşağı düşmesine olanak yoktur. Eylem 456.

maddenin diğer bentlerine aykırı ise eklenmesi gerekli hürriyeti bağlayıcı ceza

miktarı 6 aya hiç inmez. Onun içindir ki bunu gören kanun koyucu "Hiçbir

halde yapılacak zam 6 aydan aşağı olamaz" hükmünü bilinçli olarak 2.

bentten ayırmış, ayrı bir fıkra şeklinde kabul etmiş ve böylece sözü geçen

maddenin birinci fıkrasının 1. bendine şamil hale koymuştur. Esasen 6123 sayılı

Kanun cezaları artırıcı bir yasadır. Günün koşulları, Yasa koyucuyu bu yola

gitmeye zorlamıştır. Bu koşullar altında, "yapılacak zam" mın alt

sınırını 6 aydan aşağı düşürmek istemeyen Kanun koyucunun, tutumunu

"yazılış tarzı" diye nitelemek gerekir.

İtiraz davası açan mahkemenin de böyle anlamasında ve bu hükmü elindeki davaya uygulanacak bir hüküm saymasında yanılgı yoktur. Bu itibarla işin esasının incelenmesi gerekir.

Davayı esastan incelemek, konumuza ilişkin Yargıtay kararının uygulanmasına devam edilip edilmemesi hususunda Yüksek Yargıtay'ın yeni görüşlerinin saptanmasına da vesile olurdu.

Gerçi yerel mahkeme yinede dava konusu ikinci fıkrayı uygulayabilir. Zira Anayasa Mahkemesinin, bu kuralın itiraz eden mahkemece bakılmakta olan davada uygulanacak bir hüküm olup olmadığını karara bağlaması, kendisinin esastan inceleme yapıp yapamayacağını saptayabilmesinin bir öğesidir. Yoksa yerel mahkemeye "şu kanun hükmünü uygulayamazsın veya uygularsın" deme anlamında değildir, iptali istenen kuralın iptal isteyen mahkemece uygulanması ve hükmün temyiz olunması halinde durum yine Yüce Yargıtay'a arzedilmiş olur. Ancak bu, hakimin istek ve takdirine bağlıdır.

Bu nedenlerle çoğunlukla verilen karara karşıyım.

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

Üye

Ahmet Salih Çebi

KARŞIOY YAZISI

Domaniç Asliye Ceza Mahkemesi, 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasa ile değişik 271. maddesinde yer alan "Hiçbir halde yapılacak zam, altı aydan aşağı olamaz." tümcesinin Anayasa'nın 2., 12. ve 132/1. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir.

Köy muhtarının görevini yaparken 7 gün iş ve gücünden kalacak şekilde dövüldüğü iddiasıyla sanık hakkında Domaniç Cumhuriyet Savcılığınca, "Resmî sıfatı haiz olan memura vazifesini icra ederken cismen eza vermek" suçundan T.C.Y. nın 271/1. Maddesi uyarınca o yer Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

Türk Ceza Yasasının 271. maddesi ilk kez 8/6/1933 günlü, 2275 sayılı Yasa ile değiştirilmiş, maddenin birinci fıkrasının 2. Bendi "Eğer fiil 268 inci maddede yazılı hal ve zamanlarda işlenmiş olursa fiilin istilzam ettiği cezaya bir misli zammolunur. Hiç bir halde yapılacak zam, altı aydan aşağı olamaz." biçiminde yasalaşmıştır.

9/7/1953 günlü, 6123 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, 271. maddenin birinci fıkrasının 2. bendi "Eğer fiil 268 inci maddede yazılı hal ve zamanlarda işlenmiş olursa fiilin istilzam ettiği cezaya üç misli zammolunur." biçiminde düzenlenmiş, iptal konusu hüküm, satır başına alınarak, ayrı bir fıkranın içerisine konulmuş gibi yazılmıştır.

İtirazcı Mahkeme, Türk Ceza Yasasının 266. maddesinin l bendindeki görevlilerden olan köy muhtarının dövülmesi nedeniyle 271.. maddesinin birinci fıkrasının 1. bendi ile açılan davada iptali istenilen tümcenin her iki bentle ilgili olduğu kanısıyla itiraz yoluna başvurmuştur.

19/2/1980 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasaya uygunluğu denetimini yaparken konuyu incelemeye görevli olup olmadığını saptamakla birlikte, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptalini istediği hükmü, bakmakta olduğu davada uygulamakla görevli olup olmadığını da gözönünde bulundurmak durumundadır.

9/7/1961 günlü, 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

271. maddenin değiştirilmesi için verilen yasa teklifinin

gerekçesinde, ilgili değişiklik yasasının Türkiye Büyük Millet Meclisinde

görüşülmesi sırasında sözü edilen tümcenin 2. bendin devamı, ya da her iki bent

için getirilmiş bir hüküm olduğu konusunda bir açıklama yapılmamıştır. Maddenin

yazılış biçimi bu hükmün, her iki bendi de ilgilendirdiği sanısını yaratmıştır.

Mahkemenin, elindeki davada, olaya uygulayacağı hüküm T.C.Y. nın 271. maddesinin

birinci fıkrasının 1. bendidir. 2. bentten sonra ayrı bir fıkra içerisinde

yazılan ve sürekli ve devamlı uygulama ile 2. bendin devamı sayılan, itiraz

konusu "hükmün 1. bentle bir ilgisi bulunmamaktadır. Ancak, uygulamada

ortaya çıkan tereddüt ve yanlışlıklar üst mahkeme olan Yargıtay'ın

uygulamasıyla açıklık kazanır. Bu hükmü içeren 6123 sayılı Yasanın yürürlüğe

konulduğu 1953 yılından bugüne kadar ilgili bir içtihadı birleştirme kararı

çıkmamıştır. Burada, Yargıtay'ın kökleşen bir içtihadı ve yorumu olup olmadığı

üzerinde durulmalıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 3/5/1954 günlü, 120 - 722 sayılı kararında Türk Ceza Yasasının 271. maddesinin son fıkrası hükmünün bu maddenin ilk fıkrasına teşmil edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu karar bir içtihadı birleştirme kararı olmadığı için mahkemeler -ilgili olduğu dava hariç- uyup uymamakta serbesttir.

Mahkemenin, hükmün maddede yer alış biçimi bakımından elindeki kamu davasında uygulama olanağı bulunduğu sonucuna vararak itirazında yer alan gerekçelerle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurması görevi gereğidir.

T.C.Y. nın 271. maddesinin tümü 825 sayılı uygulama yasasiyle Asliye Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerdendir. Mahkemenin iptali istenilen tümce üzerinde durması bunu uygulamak istediğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin bir açıklamaya gerek görmeksizin bu nedenle işin esasının incelenmesine karar verdiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Mahkemenin elindeki davada yapacağı yanlış uygulamanın denetimi de Yargıtay'a ait bir görevdir. Bu açıklamalar karşısında, Anayasa Mahkemesinin, red kararını, mahkemenin itiraz konusu hükmü iptal için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olmadığı görüşü yerine, bu hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığı gerekçesine dayandırması gerekir. Bu nedenle çoğunluk görüşüne karşıyız.

Üye

Muammer Yazar

KARŞIOY YAZISI

Çoğunluk, sözü edilen 271. maddenin iptali istenilen 2. Fıkrası hükmünün bu maddenin 1. fıkrasının 1. bendi uyarınca açılmış olan davada uygulama yeri olmadığından başvurunun reddine karar vermiştir.

271. maddenin 2. fıkrasını oluşturan (Hiç bir halde yapılacak zam altı aydan aşağı olamaz.) hükmü evvelce bu maddenin birinci fıkrasının 2. bendinin devamı iken 6123 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle bu bentden ayrılarak müstakil bir fıkra haline getirilmiştir. Şayet Kanun koyucu eskisi gibi bu hükmü sadece birinci fıkranın 2. bendine uygulamayı murad etse, başka bir deyimle eski hale devamı düşünse idi, böyle bir değişikliğe lüzum görmezdi.

Bir değişiklik düşünüldüğüne ve bu hükmü müstakil bir fıkra haline getirdiğine göre artık 1. fıkranın 2. bendinin devamı olabileceğinden bahsedilemez.

Ayrıca 6123 sayılı Kanunun genel olarak cezaları artırdığı da göz önünde tutulmak suretiyle maddenin geçirdiği değişiklik ve son aldığı açık görünümü karşısında, bunun tersine bir yoruma gitmekte, Kanun koyucunun iradesine ve takdir hakkına aykırı düşer.

Haddizatında bu hususun yorumu yüksek mahkeme olarak Yargıtay'a düşerse de, Anayasa Mahkemesi de yetkisinin tesbiti yönünden önüne gelen bir işte ilgili hükmün içeriğini ve uygulama alanını saptama durumundadır.

Bu nedenle iptali istenilen 271. maddenin 2. fıkrası hükmünün aynı maddenin 1. fıkrasının 1. bendine de uygulanması gerekeceği düşüncesiyle mahkemenin bu hükmü Anayasa Mahkemesine getirmeye yetkili bulunduğu görüşü ile çoğunluğun red kararına karşıyım.

Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzloğlu Üye İhsan N. Tanyıldız

Anayasa Mahkemesi, E. 1980/15, K. 1980/56, 13 Kasım 1980 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu
  5. I- Olay
  6. Iıı- Metinler
  7. A. İtiraz konusu yasa kuralı
  8. B. İlgili yasa kuralları
  9. IV. İlk İnceleme
  10. V. Esasın İncelenmesi
  11. VI. Sonuç
  12. Karşıoy Yazısı
  13. Karşıoy Yazısı
  14. I - Anayasa Mahkemesince, başvuran mahkemenin itirazı 19/2/1980
  15. II - a) Anayasanın değişik 148. maddesi, Anayasa Mahkemesinin
  16. Karşıoy Yazısı
  17. Karşıoy Yazısı
  18. Karşıoy Yazısı
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1980/15
Karar No
1980/56
Tarih
13 Kasım 1980

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1980/20 K.1980/57
  • AYM Norm Denetimi E.1980/34 K.1980/58
  • AYM Norm Denetimi E.1979/31 K.1980/59
  • AYM Norm Denetimi E.1980/35 K.1980/61
  • AYM Norm Denetimi E.1980/58 K.1980/66
  • AYM Norm Denetimi E.1980/61 K.1980/65

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.