KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 1980/38
- Karar No
- 1980/34
- Karar tarihi
- 22 Mayıs 1980
Karar Metni
2.782 kelime·14 dk okuma·6 bölüm
Esas sayısı:1980/38
Karar sayısı:1980/34
Karar günü:22/5/1980
Resmi Gazete tarih/sayı:2.9.1980/17093
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Karacasu Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. Maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenmiştir.
I - OLAY
Sanıkların, lise binasının duvarlarına "Faşist baskıya son,
Militan Gençlik, Kahrolsun Faşistler" gibi sözler yazdıkları ve
üzerlerinde halkı yasalara itaatsizliğe özendiren bildiriler bulundurdukları
ileri sürülerek haklarında Türk Ceza Yasasının değişik 536/2., 312. ve 40.
maddelerinin uygulanması istemiyle Karacasu Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası
açılmıştır. Mahkeme, yargılama sırasında sanıklar vekilinin Türk Ceza Yasasının
536. maddesinin ikinci ve altıncı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğuna
ilişkin savını ciddi görerek 536. maddenin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü,
beşinci ve altıncı fıkralarının iptali için Anayasanın değişik 151. Maddesi
uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.
III - METİNLER
A) İptali istenen yasa hükümleri :
1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 12/6/1979 günlü,2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin iptali istenen fıkra hükümleri şöyledir:
"Madde 536- Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları
veya yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da
oturulan yerler dışında, o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru
üzerine ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde,
basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve
işaretler veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar
veya yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere
yazı yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile
ayrıca altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere
hafif para cezasına çarptırılır.
Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır.
Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü "edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz.
Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarısı kadar artırılır.
Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar onda birine kadar indirilebilir.
Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerine 647 sayılı cezaların infazı hakkındaki kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz."
B) İlgili yasa hükümleri:
Türk Ceza Yasasının 28/9/1971 günlü, 1490 sayılı yasayla değişik 537. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir :
"Madde 537 - Her kim, kamu hizmeti gören daire veya kurumlar veya her nevi ve derecedeki eğitim ve öğretim müesseseleri yetkilileri tarafından duvarlara yapıştırılmış veya mahsus yerlerine konulmuş basılı veya basılı olmayan evrak, resim veya el yazısı kâğıt veya levhaları bulundukları yerlerden çıkarır yahut yırtar veya tahrip eder veya bunları her ne suretle olursa olsun okunmayacak veya muhtevalarının başka şekilde anlaşılmasına sebebiyet verecek şekillere veya işe yaramayacak hale sokarsa bir aydan üç aya kadar hafif hapse ve yüz liradan beş yüz liraya kadar hafif para cezasına mahkûm edilir. Ayrıca bu fiillerin işlenmesi dolayısiyle sebebiyet verilen zararların tazminine de hükmolunur.
Kanunda yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı
kalmak üzere, kamu hizmetine tahsis edilmiş binaların veya mâbetlerin veya her
nev'i ve derecedeki eğitim ve öğretim müesseselerinin veya öğrencilerin toplu
halde ikamet ettikleri yurt veya benzer i yerlerin veya bunların müştemilâtının
herhangi bir yerine basılı veya basılmamış, elle yapılmış veya yazılmış her
türlü yazı veya resimleri veya bunları havi kâğıt, pano, pankart, bant veya benzerlerini,
yetkili memur ve mercilerin, evvelden verilmiş yazılı müsaadesi, olmadan
asanlar veya koyanlar yahut bunlardan suç konusu teşkil edenlerin asılmasına
veya konulmasına müsaade edenler hakkında da yukarı ki fıkrada yazılı cezalar
uygulanır.
Yukarı ki fıkrada gösterilen bina ve müştemilâtın her hangi bir yerini her ne suretle olursa olsun, boyayanlar veya bu yerlere yazı veya resim yapanlar hakkında da birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır."
(Bu maddede gösterilen hafif para cezaları 2248 sayılı yasayla üç katına çıkarılmıştır.)
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında, itirazcı mahkemenin, Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olup olmadığı sorunu üzerinde durulmuştur :
Anayasanın değişik 151. maddesi uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir yasanın hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa o yasa hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.
Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesi, Anayasaya uygunluk denetimi yapmak için ele aldığı bir konuyu incelemenin, görevi içinde olup olmadığını saptarken, iptali istenen kuralın bakılmakta olan davada uygulanacak hükümlerden bulunup bulunmadığı yönü üzerinde durmak zorundadır.
Sanıklar hakkında Karacasu Sulh Ceza Mahkemesine Türk Ceza
Yasasının 2248 sayılı Yasa ile değişik 536/2., 312. ve 40. Maddeleri uyarınca
kamu davası açıldığına ve mahkemece bu davada 536. maddenin birinci, ikinci,
üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğu ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi istendiğine göre, itiraz konusu kuralların
bu davada uygulanma durumunda olup olmadığının saptanması gerekmektedir.
İddianamede, sanıklara yüklenen suç "Karacasu İlçesi Lise binasının
duvarlarına yazı yazmak", uygulanması istenen hüküm ise, Türk Ceza
Yasasının 536. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Bu maddenin birinci fıkrasında,
yetkili makamlarca önceden ayrılmış veya başvuru üzerine ayrılan yerlere izin
almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde her türlü resim, yazı ve işaretleri
veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asan veya
yapıştıran veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyayan veya bu yerlere yazı
yazan, resim ya da işaret yapanların; ikinci fıkrasında, bu eylemleri birinci
fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes
tarafından görülebilecek yerlerde ...... işleyenlerin cezalandırılacağı hükme
bağlanmıştır. Aynı yasanın 537. maddenin ikinci fıkrasında "... kamu
hizmetine tahsis edilmiş binaların veya mabetlerin veya her nev'i derecedeki
eğitim ve öğretim müesseselerinin veya öğrencilerin toplu halde ikamet
ettikleri yurt veya benzeri yerlerin veya müştemilâtının herhangi bir yerine
basılı veya basılmamış, elle yapılmış veya yazılmış her türlü yazı veya
resimleri veya bunları havi kâğıt, pano, pankart, bant veya benzerlerini,
yetkili memur ve mercilerin evvelden verilmiş yazılı müsaadesi olmadan asanlar,
koyanlar..."; üçüncü fıkrasında da "yukarı ki fıkrada gösterilen bina
ve müştemilâtın her hangi bir yerini her ne suretle olursa olsun, boyayanlar
veya bu yerlere yazı veya resim yapanlar..." haklarında 537. maddenin
birinci fıkrasında yazılı cezanın uygulanması öngörülmüştür.
Bu düzenleme biçimi ile, 536. maddenin birinci fıkrası dışında kalan ya da kamuya ayrılmış veya kamuya açık yerlerde yazı yazmak suçunun cezası 536. maddenin ikinci fıkrasında; kamu hizmetine ayrılmış binalara veya her dereceden eğitim ve öğretim kurumlan binalarına veya müştemilâtına yazı yazmanın cezası da 537. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında saptanmıştır.
536. maddenin ikinci fıkrasında "Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık..." biçiminde yer alan deyimlerin 537. maddeye konu olan eğitim ve öğretim kurumlarını da kapsadığı ve bu yerlere yazı yazmanın yaptırımını da içerdiği öne sürülemez. Çünkü 536. madde ile genel bir düzenleme getirilmiş, 537. madde ise özel bir yaptırımı öngörmüştür. Bu durumda, 536. maddenin genel nitelikte olan ikinci fıkrasının, özel nitelik gösteren 537. maddeyi içermediği doğal sayılmalıdır. Tersinin kabulü, yasa koyucuya kusur yüklemek olur.
Öte yandan, Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin 2248 sayılı
Yasayla değiştirilerek maddede belirtilen cezaların ağırlaştırılmasına ve âynı
maddenin altıncı fıkrasıyla da birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki
suçlardan dolayı "hükmolunacak cezaların ertelenmeyeceğinin ve bunların
yerine 647 sayılı Cezaların infazı Hakkındaki Yasanın 4. maddesinde belirtilen
ceza ve tedbirlerin uygulanamayacağının hüküm altına alınmasına karşın, kamu
hizmetine ayrılan binalara, okula, mabede yazı yazılması gibi kamu vicdanını
daha çok üzen suçlara ilişkin 537. maddede 536. maddeye koşut bir değişiklik
yapılmamıştır. Sonuçta, 537. maddede sözü edilen suçlara verilebilecek cezalar,
daha hafif sayılabilecek suçları belirleyen 536. maddeye göre verilecek ceza
yanında hafif kalmıştır. Bu duruma karşın, lise binasına yazı yazılması
suçlarına 536. maddenin uygulanması düşünülemez. Çünkü yasada bir suç için özel
bir hüküm varken, onun ihmali yoluyla başka eylemler için öngörülen
yaptırımların uygulanmasına hukukça olanak yoktur. Buna ters düşen uygulamanın,
yasasız suç ve ceza olmaz kuralına da aykırı olacağında kuşku yoktur. Cezaların
yasallığı ilkesi, özel hüküm varken genel hükme gidilmemesini gerektirir.
Şu yöne de değinmek gerekir ki, 537. maddenin ikinci fıkrasında "kanunda yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak..." biçiminde yer alan hükmün, söz konusu fıkrada ceza yaptırımına bağlanan eylemleri değil o eylemin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturması halini kastettiği açıktır. Nitekim 536. maddenin birinci fıkrasında da aynı yön "... eylem başka bir suç oluştursa bile..." şeklinde açıklanarak kurala bağlanmıştır.
İddianameye konu edilen eylemin "lise binasının duvarlarına yazı yazmak" olması bakımından yukarıdan beri yapılan açıklamalar karşısında, Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin bu davada uygulanmasında olanak bulunmadığından, başvurunun, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmelidir.
Muammer Yazar ve Necdet Darıcıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
Sanıklar vekilince ileri sürülen Anayasaya aykırılık savı karşısında Cumhuriyet Savcısının görüşünün alınmamış olması konusuna gelince:
Yerel Mahkemece, bakılmakta olan davada sanıkların ileri
sürdükleri Anayasaya aykırılık savı ciddi bulunarak Anayasa Mahkemesine
başvurmaya karar verildiğine göre, 22/4/1962 günlü 44 sayılı Yasanın 27.
maddesi uyarınca, Anayasaya aykırılık konusunda tarafların bu konudaki savları
ve savunmalarının başvuru kararında açıklanması ve bu nedenle de Cumhuriyet
Savcısının Anayasaya aykırılık konusundaki görüşünün de alınması gerekir. Her
ne kadar Karacasu Sulh Ceza Mahkemesince sanıklar vekilinin Anayasaya aykırılık
savı karşısında C. Savcısının görüşü alınmadığı anlaşılmakta ise de, yerel
mahkemenin başvurmaya yetkili olmadığı sonucuna varıldığından bu eksiklik
üzerine durulmasına gerek görülmemiştir.
KARŞIOY YAZISI
Sanıklar, lise binası duvarlarının dış yüzlerine "Faşist baskıya son, militan gençlik, kahrolsun faşistler" gibi sözler yazmışlar, bu eylem Türk Ceza Yasasının 536. maddesinde yazılı suç niteliğinde görülerek kendilerinin bu madde gereğince cezalandırılmaları isteği ile dava açılmıştır. Çoğunluk, söz konusu eylemden ötürü sanıklar hakkında Türk Ceza Yasasının 537. maddesinin uygulanması gerektiği, iptali istenilen 536. maddenin uygulanacak madde olmadığı ve bunun sonucu olarak da yerel mahkemenin 536. maddenin iptalini istemeye yetkisi bulunmadığı gerekçeleri ile başvuruyu reddetmiştir. Biz bu karara katılmıyoruz. Nedenleri de şunlardır :
l - 22/6/1979 günlü Resmî Gazete'de yayımlanan ve Türk Ceza
Yasasının 536. maddesini değiştiren 2248 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden
sonra sözü geçen 537. maddenin konumuzla ilgili 2. Ve 3. fıkralarının uygulanma
olanağı kalmamıştır. Değiştirilmeden önce 536. madde şöyle idi: "Bir kimse
selâhiyettar makamdan izin almaksızın yahut ilân yapıştırmaya izin verilmiş olan
mahallerin maadasına, matbu evrak ve resim yahut el yazılı evrak talik eder
veya ettirirse onbeş liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkûm olur." 537.
maddenin metni de yukarıda kararın metinler bölümünde yazılmıştır. Bu hükümler
karşılaştırılınca görülüyor ki, her iki maddenin kapsadığı eylemler başka başka
olduğu gibi, 536. maddede öngörülen ceza da hafif para cezasından ibarettir.
Yapılan değişiklik ile 537. maddenin bahsi geçen 2. ve 3. fıkralarındaki
eylemler 536. maddenin 2. fıkrası kapsamı içine alınmış, cezaları da
ağırlaştırılmıştır. Bir başka söyleyişle, değişiklikten önceki kurallara göre,
suçun 537. maddede gösterilen yerlerde işlenmesi durumunda eski 536. maddede
yazılı ceza yeterli görülmemiş, bu yerlerin özelliği göz önüne alınarak daha
ağır sayılan bu eylemler 537. maddenin 2. ve 3. Fıkraları ile daha ağır ceza
yaptırımına bağlanmış bulunmakta idi. 2248 sayılı Yasa ile yapılan
değişiklikle, 536. maddenin 2. fıkrasına "bu eylemler yukarıdaki fıkra
dışında kalan yerlerde... işlenirse" tümcesi konularak 537. maddedeki
yerler bu fıkra içine alınmış, suçun cezası da 537. maddede belirtilen cezadan
daha ağır olarak saptanmıştır. Buna karşın 537. maddenin 2. fıkrasında
"Kanunda yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak
üzere" denilmekle de bu fıkradaki suçlara bir başka yasal hükümle daha
ağır ceza konulması halinde o cezanın uygulanması gereği belirtilmiştir,
örneğin, bir kişi 537. maddede belli edilen yerlere, sözü geçen maddelerde
gösterilen bir nesne asmak, koymak, yapıştırmak gibi yollarla propaganda,
sırrın ifşası niteliğinde suçlar da işleyebilir. Bu durumda o kişi iki suç
işlemiş olur. Çünkü, 537. maddenin yasakladığı eylemler sözü geçen nesneyi o
yerlere izinsiz olarak asmak, koymak gibi eylemlerdir. Yoksa propaganda veya
(sırrın ifşası) gibi eylemler değildir. 537. maddede işaret olunan yerlere yine
o maddedeki şeyleri asmak, koymak...... suçu propaganda, (sırrın ifşası) gibi,
öğretide kullanılan adıyla, gaye suçunun aracıdır. Türk Ceza Yasasının 78.
maddesine göre bir suçu işlemek için diğer bir suç işlenmesi halinde araç olan
suç, gaye olan suçun öğesi veya cezayı artırıcı nedeni olmadıkça her iki suçtan
ötürü ayrı ayrı ceza verilir. Asmak, koymak ......suçları örnekdeki propaganda
veya ifşa suçlarının ne öğesi ve ne de cezayı artırıcı nedenleridir. Bu gibi
durumlarda ortada birbirinden bağımsız iki suç vardır. Bunların ayrı ayrı ceza
yaptırımına, bağlı tutulması doğal olduğundan 537. maddenin 2. Fıkrasındaki ilk
tümce, bir başka suçu değil, (asmak, koymak... gibi) eylemlerin daha ağır
cezayı gerektirmesine dair yasa hükümlerini saklı tutmuştur. İşte burada
değinilen hükümlerden biri de 536. maddenin 2248 sayılı Yasa ile yapılan
değişiklikten sonra aldığı biçimindeki hükümdür. Gaye suçu ile araç suçu ayrı
ayrı ceza yaptırımına tabi bulunduklarından 537. maddedeki araç suçunun
işlenmesi halinde, bu maddenin 2. fıkrasının başında bulunan "Kanunda
yazılı olan daha ağır cezayı gerektiren hükümler saklı kalmak üzere"
tümcesinin gaye suçuna bağlanması hamlolunması) olanaksızdır. Gaye veya araç
suçlarından birinin cezasının bir başka hükümle ağırlaştırılmasının veya
azaltılmasının diğerine etkisi yoktur. Fakat bunlardan birinin, örneğin araç
suçunun cezasının bir başka hükümle ağırlaştırılması halinde Türk Ceza
Yasasının 79. maddesinin uygulanma gereği doğar ve 537. maddedeki cezaya yer
kalmaz. Söz konusu tümcenin anlamı budur. Nitekim 536. madde aynı eylemin
cezasını artırdığından elimizdeki olaya 536. maddenin 2. fıkrasının uygulanması
gerekir.
2 - Türk Ceza Yasasının 537. maddesi, eski 536. maddenin
içerdiği suçtan ve cezadan daha ağır bir suçu ve cezayı içermektedir. Kanun
koyucu 2248 sayılı Yasa ile eski 536. maddenin kapsamını genişletir ve ceza
yaptırımını da ağırlaştırırken bunun hemen yanıbaşındaki 537. maddeye
dokunmamış olması bir gözden kaçma değildir. Son biçimi ile 536. maddenin 2.
fıkrası hem 537. maddenin 2. Ve 3. fıkralarındaki eylemleri kapsamakta ve hem
kabahatlara verilebilecek cezaların en yüksek sınırını içermektedir. Ceza
hukukunun genel prensiplerine ilişkin Türk Ceza Yasasının 21. ve 24.
Maddelerinin koyduğu ilkeler korunduğuna, bu ilkeler kaldırılmadıkça 536.
maddedeki eylemlerin ağır olan bazılarını ayırıp ayrı bir madde halinde daha
ağır ceza yaptırımına bağlama olanağı kalmadığına göre 537. maddenin ilgili
fıkralarına değinmenin bir yararı bulunmadığı düşünülmüş olsa gerektir.
3 - İptali istenilen yasa kuralının iptal isteyen mahkemece
bakılmakta olan davada uygulanacak bir hüküm olup olmadığının Anayasa
Mahkemesince aranıp saptanması, Anayasanın 151. maddesinin buyruğu gereğidir.
Bir hükmün iptali, uygulanacak hükmün o hüküm olduğunun kabulüne bağlıdır.
Ancak bu işlem, iptal davasına konu edilen kuralın Anayasaya aykırılığının
incelenebilmesi için bir ön işlem, bir ön koşuldur. Bu niteliği ile de, Anayasa
Mahkemesinin çalışmasına, böyle bir iptal davasına bakma görevinin ya da
yetkisinin doğup doğmadığının belirtilmesine yönelik bir nevi iç işlemdir.
Anayasa Mahkemesi kararları diğer mahkemeleri bağlar, ama konumuz bu kuralla
ilgili değildir. Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Yasasının 536. maddenin, yerel
mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak bir hüküm olmadığı gerekçesine
dayanarak başvurunun reddine karar vermiştir; yoksa o mahkemece ceza davasında
uygulanamayacağına karar vermiş değildir. Esasen Anayasa Mahkemesinin böyle bir
karar tesisine yetkisi de yoktur. Sözü geçen maddenin, itiraz yoluna başvuran
mahkemece uygulanacak bir hüküm olmadığı yolundaki kabul bir karar olmayıp red
kararının gerekçesidir. Bu nitelikteki bir gerekçe de diğer mahkemeleri
bağlamaz. Durum böyle olunca, yerel mahkeme, elindeki davada uygulanacak hükmün
536. madde hükmü olduğuna kani idiyse ve bundan sonra yapacağı araştırma ve
inceleme kendisini başka kanıya götürmezse bu hükmü uygulayabilir, hatta
uygulamak zorundadır. Sadece aynı davada aynı konu ile bir daha Anayasa
Mahkemesine başvuramaz ve Anayasanın 151. maddesinin, Anayasaya aykırı olduğuna
inandığı hükmü uygulama zorunda bırakılmış olur, ya da Anayasa Mahkemesi
kararı, yerel mahkemeye, en az, vicdanının emrine uymayarak bir başka hükmü
uygulama gereğini telkin eder. Bunlar da önemli birer sakıncadır.
O halde, Anayasa Mahkemesi, iptali istenen bir yasa kuralının, isteyen mahkemece uygulanacak bir hüküm olup olmadığını arama ve saptamada titiz davranmalı, uygulanacak hüküm olmadığı kesin bulunmayan, şüpheli hallerde Anayasaya aykırılık incelemesini yapmalıdır. Bu suretle denetim yapılmasının ve kural Anayasaya aykırı ise iptal edilmesinin sakıncası yoktur. Zira yerel mahkeme, soruşturması sonunda elindeki davada uygulanacak hükmün, iptal edilen hüküm değil de bir başka hüküm olduğu sonucuna varsa bile Anayasaya aykırı bir kuralın bu vesileyle iptal edilmiş bulunmasında bir (adlî hataya) yol açılmış olmaz.
536. maddenin uygulanacak hüküm olmadığında kesinlik bulunup bulunmadığına gelince : Dava bu maddenin uygulanması isteğiyle açılmış, mahkeme uygulanacak hükmün bu olduğu kanısına varmış ve iptalini istemiştir. Yukarıda l ve 2 numaralar altında arz ettiğimiz nedenler karşısında (536. maddenin uygulanma olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur, kesindir) denilemez.
Çoğunlukla verilen karara katılmamış olmamızın gerekçeleri bunlardır.
Başkan Şevket Müftigil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Rüştü Aral Üye Muammer Yazar Üye Adil Esmer Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu Üye Orhan Onar Üye Necdet Darıcıoğlu Üye İhsan N. Tanyıldız Üye Bülent Olçay Üye Yılmaz Aliefendioğlu Üye Yekta Güngör Özden Üye Muammer Yazar Üye Necdet Darıcıoğlu
Anayasa Mahkemesi, E. 1980/38, K. 1980/34, 22 Mayıs 1980 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası