İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1981/6 K.1981/20

Resmi Gazete tarih/sayı:18.8.1981/17432

Esas1981/6Karar1981/20Tarih9 Nisan 1981Okuma23 dk · 4.696 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
9 Nisan 1981
Esas Sayısı
1981/6
Karar Sayısı
1981/20
Karar Günü
9/4/1981
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.696 kelime·23 dk okuma·10 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı:18.8.1981/17432

İTİRZAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME

İstanbul 10. iş Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU

4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasa ile değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin onüç' üncü fıkrasında " Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tesbit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz" biçiminde yer alan hükmün, Anayasa'nın 2. ve 40. maddelerine aykırılığı öne sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

I - OLAY

İşveren D. B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş. Genel Müdürlüğü, işçilerinden gemi adamı davacıya, 2/5/1978 gününde isteğiyle emekli olması üzerine 6. ve 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve toplam olarak 532.393.15 TL. kıdem tazminatı ödemiştir.

Davacı, kıdem tazminatının 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve beher yılın 50 günlük ücret üzerinden hesaplanıp 21 yıl 7 aylık çalışması karşılığı olan brüt 931.246 TL. olarak ödenmesi gerektiğini, eksik yapılan ödemeye ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile şimdilik 20.000 liranın hüküm altına alınması istemiyle davalıya karşı dava açmıştır.

Davacı bu davada kıdem tazminatının noksan ödenmesine neden olan ve kıdem tazminatına tavan sınırlaması getiren yasa hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürmüş, mahkemece bu sav ciddî görülerek, sözü edilen yasa kuralının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verilmiştir.

III - METİNLER

l - İtiraz konusu yasa hükmü :

1926 sayılı Yasayla değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Kanunu' nun 20. maddesinin itiraz konusu onüç'üncü fıkrası hükmü şöyledir :

" Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz."

2 - Dayanılan Anayasa kuralları :

" Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."

" Madde 40 - Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.

Devlet, özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlıyacak tedbirleri alır."

IV - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca 9/4/1981 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, aşağıdaki konular üzerinde durulmuştur.

10/5/1979 günlü dava dilekçesiyle davalı aleyhine dava açılmış ve bu dava dolayısiyle mahkemeye verilen 22/7/1980 günlü dilekçe ile Anayasaya aykırılık savı öne sürülmüştür. Mahkeme bu savı 9/10/1980 gününde ciddî bularak Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

İlk inceleme toplantısında kimi üyelerce, itiraz konusu hükmün, 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değiştirildiği ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi'nin bu işteki yetkisinin de sona erdiği öne sürülmüş bulunduğundan, konunun önce bu açıdan incelenmesi gerekmektedir.

l - Gerçekten, " 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 4/7/1975

tarihli 1926 sayılı Kanunla değişik 20 nci maddesinin Değiştirilmesi ve 51 inci

Maddesine Bir Fıkra Eklenmesi Hakkında" 2319 sayılı Yasa 17/10/1980

gününde kabul edilerek 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanmış ve Yasanın 20. maddesini değiştiren 1. maddesi 12/9/1980 gününde,

Yasanın 51. maddesine fıkra ekleyen 2. maddesi de yayımlandığı günde yürürlüğe

girmiş bulunmaktadır. 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni

Hakkında Kanun" un 1. maddesinde " 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile değişiklikleri, aşağıdaki maddelerde

belirtilen istisnalar saklı kalmak üzere, yeni bir Anayasa kabul edilip

yürürlüğe girinceye kadar yürürlüktedir" denildikten sonra 3. maddesinde

de " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar

hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan Kanunların Anayasaya aykırılığı

iddiası ileri sürülemez" hükmü yer almaktadır.

334 sayılı Anayasa'nın yürürlükte olan hükümlerine göre,

Anayasa'ya aykırılık iddiası iki yolla ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi

Anayasa'nın 149 uncu maddesiyle düzenlenen iptal davasıdır ve 150. maddede

saptanan 90 günlük hak düşürücü süre eski yasalar yönünden geçmiş bulunduğundan

bu yol bu gün için işlerliğini kaybetmiş bir nitelik göstermektedir, ikinci yol

ise Anayasa'nın 151. maddesiyle düzenlenen itiraz yoludur. 27/10/1980 günlü, 2324

sayılı Yasa, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve

karar hükümleriyle, yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunlara karşı, tıpkı, 334

sayılı Anayasa'nın Geçici 4. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu gibi, iptal

davası ve itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması yollarını

kapatmasına karşın, Millî Güvenlik Konseyi'nden önce çıkarılmış yasa hükümleri

üzerinde Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılmasını önlemiş değildir. Bu bakımdan

eski bir yasaya karşı yapılmış bir başvuruda yerel mahkemenin değişiklikten

önceki hükmü uygulama durumu sürdükçe, o hükmün Millî Güvenlik Konseyi'nce

sonradan değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin 27/ 10/1980 günlü, 2324

sayılı Yasa ile yürürlükte olduğu belirtilen bu Anayasa'dan kaynaklanmış inceleme

yetkisini engellemiyeceği açıktır.

Bu görüşe Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu katılmamışlardır.

2 - İlk inceleme evresinde, Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasında ve incelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve anayasal hiç bir yarar kalmadığının anlaşılması durumunda işin oya sunularak bir karara bağlanması doğaldır. Çünkü, hukuksal ve anayasal yarar kalmayan bir işin esasının incelenmesine karar verilmesi ve böylece incelemenin sürdürülmesi, ancak gereksiz bir işlem olarak nitelendirilebilir.

Bu görüşe Ahmet Salih Çebi, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır.

3 - İncelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve Anayasal yarar bulunup bulunmadığının incelenmesine gelince :

Yukarıda da değinildiği gibi, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesi, 17/10/ 1980 günlü, 2319 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve sözkonusu yasanın 51. maddesine bu yasa ile bir fıkra eklenmiştir. Yasanın değişik 20. maddesi 12/9/1980 gününde, 51. maddeye eklenen fıkra da yayımlandığı günde yürürlüğe konulmuştur.

Yasa koyucu 2319 sayılı Yasa ile, 20. maddeyi değiştirmekle

birlikte, itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemiştir. Söz

konusu yasa ile 51. maddeye eklenen fıkra hükmü ise, " 20 nci madde

hükümlerine aykırı harekette bulunarak kıdem tazminatının öngörülen esaslar

dışında veya saptanan miktar veya tavan aşılarak ödenmesi için emir veya

talimat veren veya bu yolla hareket eden özel veya kamu kurumu veya

kuruluşların yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, müessese müdürü, muhasebe

müdürü gibi yetkili sorumluları hakkında, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir

suç teşkil etmediği takdirde altı aydan iki seneye kadar hapis ve yirmi bin

liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Kanuna aykırı olarak

fazla ödenen miktarın da ayrıca Hazine lehine re'sen tahsili ne karar

verilir" biçimindedir.

Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin 1926 sayılı Yasa ile değişik hükmü şöyledir :

" Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz."

Kamu düzeniyle ilgili olan ve buyurucu niteliği açısından toplu iş sözleşmeleriyle değiştirilmesi olanağı bulunmıyan bu hüküm, yasanın konuluş amacına karşın fazla ödeme yapılmasını engelleyememiş ve bu nedenle de Yasa koyucu tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Yasa koyucu konuya getirdiği bu açıklık ile de yetinmemiş, buyruğuna karşı gelinmesi takdirinde ödemeyi yapan ve bu yolda emir verenleri de cezalandırmak suretiyle kamu düzenine ilişkin olan bu kuralı ayrıca ceza yaptırımına bağlamıştır. Davacı ise kıdem tazminatının, 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve çalıştığı beher yılın 50 günlük ücret üzerinden hesaplanarak ödenmesini istemekte ve bunu önleyen yasa hükmünün Anayasaya aykırı olduğu savında bulunmaktadır.

Anayasa'nın 152. maddesinde " Anayasa Mahkemesi'nce,

Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen Kanun veya İçtüzük veya

bunların iptal edilen hükümleri, gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı

tarihte yürürlükten kalkar" kuralı yer almaktadır. Bu kurala göre bir

varsayım olarak, sözü edilen 1926 sayılı Yasanın itiraza konu olan hükmünün

Anayasaya aykırılığının kabul edilmesi takdirinde bu hükmün, kararın Resmî

Gazete'de yayımlanması gününde yürürlükten kalkması, bu kuralın engellediği

toplu iş sözleşmesinin de böylece geçerlik kazanması gerekecektir. Oysa Yasa

koyucu saptanan kural dışında kıdem tazminatı ödenmesini yasaklamakta ve buna

aykırı davranışları ceza yaptırımına bağlamaktadır. Ödeme, 51. maddeye eklenen

fıkranın yürürlükte olduğu zamana rastlaması nedeniyle olanaksız bir duruma

gelecek ve böylece sözkonusu kuralın Anayasaya uygunluk denetiminden

geçirilmesinde ne anayasal ve ne de hukuksal bir yararın bulunduğundan söz

edilemiyecektir. Görüşmeler sırasında bu durumun Anayasa Mahkemesi'ni değil

uygulayıcıları ilgilendirdiği öne sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesi'nin

denetim sonunda verdiği karar, yalnızca kâğıt üzerinde kalmanın ötesinde

hukuksal ve eylemsel bir sonuç ortaya koyamıyor ve bir anlam taşımıyorsa,

Anayasa Mahkemesi bu durumu gözönünde tutmak zorundadır. Daha önemlisi, itiraz

konusu yasa kuralının Anayasaya aykırı bulunması, 2324 sayılı Yasanın 6.

maddesi karşısında 2319 sayılı Yasanın itiraz konusu hüküm yerine koyduğu metni

hukuken Anayasa değişikliği durumuna dönüştürecek ve böylece Anayasa Mahkemesi

kararı da anlamını yitirerek yoklukla eşdeğerde bir belge haline gelecektir.

Anayasal ve yasal hiç bir yarar sağlamayan bu durumda Anayasaya uygunluk denetimine ilişkin inceleme durdurulmalı ve itiraz reddedilmelidir.

Bu görüşe Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

V - SONUÇ

1 - 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin onüç'üncü fıkrası hükmünün 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2319 sayılı Yasayla değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin elindeki işte, 1926 sayılı Yasayla getirilen 20. maddenin onüç'üncü fıkrası hükmünü inceleme yetkisini etkilemessdiğine, Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit SaçlıoğJu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

2 - İlk inceleme evresinde, incelemenin sürdürülmesinde hukukî yarar olup olmadığının oylama konusu yapılabileceğine Ahmet Salih Çebi, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

3 - 2319 sayılı Yasanın, 20. maddeyi değiştirerek itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemesi, ayrıca bu Yasanın 51. maddesine eklediği fıkra hükmü karşısında, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Yasa hükümleri de gözönüne alındığında, Anayasaya aykırılık savına ilişkin Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde hukukî yarar kalmadığına ve bu nedenle itirazın incelenmeksizin reddine, Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

9/4/1981 gününde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

l - Anayasa Mahkemesi'nce yapılmakta olan incelemenin konusu çok

sınırlı olup başvurunun yetkili kişi, kurum tarafından yapılıp yapılmadığı ve

başvurunun konusu olan işin Anayasa Mahkemesi'nin görevine girip girmediğini

saptamaktan ibarettir. Bu evrede Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasında ve

incelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve anayasal yarar olup olmadığını

araştırmak ve saptamak olanaksız ve gereksizdir. Hukuksal ve Anayasal yarar

olup olmadığı ancak özün incelenmesi sonunda saptanabilir. Bu nedenle ilk

inceleme evresinde, özün incelenmesinde hukuksal ve anayasal yarar

kalmadığından söz edilemez. Bu itibarla ilk inceleme evresinde özün

incelenmesinde hukuksal ve anayasal bir yarar olup olmadığının oylama konusu

yapılmasına ilişkin, kararın ikinci bendindeki çoğunluk görüşüne karşıyım.

2 - Nitekim kimi üyeler Anayasaya aykırılık savına ilişkin yasa metnine yönelik itirazın incelenerek sonuca göre, itiraz konusu hükmün iptali gerekip gerekmeyeceğine karar verilmesi görüşünü savunmuşlardır.

Öte yandan davanın açılışı tarihinde yürürlükte olan bir yasa

hükmünün daha sonra Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen 2319 sayılı Yasa

ile aynı anlam ve içerikte olması ve 2324 sayılı Yasanın 6. maddesi hükmü

karşısında Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen yasalar hakkında iptal

davası açılamaması bu davayı etkilemez. Davacı 2319 sayılı Yasa hükmünün

iptalini değil, işten ayrıldığı tarihte yürürlükte olan ve 50 gün esası

üzerinden kıdem tazminatı ödenmesini öngören toplu sözleşme hükmüne rağmen, kıdem

tazminatının senelik 30 gün ücret üzerinden hesaplanmasını hüküm altına alan

854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin 13. fıkrasının

iptalini istemiştir. Bu Yasa Millî Güvenlik Konseyi Yasası olmadığından 2324

sayılı Yasanın getirdiği yasağın dışındadır. Bu itibarla davanın incelenmesine,

Anayasaya aykırılığın gerçekleşmesi halinde iptal kararı verilmesine bir engel

yoktur.

Her ne kadar daha sonra Millî Güvenlik Konseyi'nce yürürlüğe konmuş olan 2319 sayılı Yasada aynı anlam ve içerikte bir hüküm kabul edilmiş ise de iptali istenen yasa ile 2319 sayılı Yasa ayrı ayrı yasalardır. Bu itibarla 2319 sayılı Yasa ile iptali istenilen yasa niteliğinde bir hükmün Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilmiş olması 2319 sayılı Yasadan müstakil bir varlığa sahip olan 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin 13. fıkrasına yönelik davanın görülmesine engel sayılamaz

Dava konusu hükmün iptalinde yarar olup olmadığı hususuna

gelince: Dava konusu hükmün iptali halinde toplu sözleşme geçerli

kılınacağından davacının isteği, yerel mahkemece, hüküm altına alınacaktır.

2319 sayılı Yasa ile 854 sayılı Yasanın 51. maddesine eklenen fıkra mahkeme

hükümlerinin icrasını engellemez. Mahkeme hükümlerinin yerine getirilmesi

anayasal bir zorunluluktur. Kaldıki dava ek fıkra ile getirilen yasağın kapsamı

dışındadır. Zira, gerek 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20.

maddesinin 13. fıkrasında gerek 2319 sayılı Yasa ile değişik 20. maddenin 15.

fıkrasında 30 günlük sürenin hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile

değiştirilmesine cevaz verilmiş, ek maddenin getirdiği yasak süre yönünden

kaldırılmıştır. Dava ise süre ile ilgilidir. Bu nedenle 30 günlük süreyi kamu

düzeni ile ilgili saymak mümkün değildir.

Kaldıki bu hususlar maddeyi uygulayacak olanları ilgilendiren

hususlardır. Gerçi çoğunluk kararında (...Anayasa Mahkemesi'nin denetim sonunda

verdiği karar, yalnızca kâğıt üzerinde kalmanın ötesinde hukuksal ve eylemsel

bir sonuç ortaya koyamıyor ve bir anlam taşımıyorsa Anayasa Mahkemesi bu durumu

görmezlikten gelemez. Daha da önemlisi, itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya

aykırı bulunması, 2324 sayılı Yasanın 6. maddesi karşısında, 2319 sayılı

Yasanın itiraz konusu hüküm yerine koyduğu metni hukuken Anayasa değişikliği

durumuna dönüşecek ve böylece Anayasa Mahkemesi kararı da anlamını yitirerek

yoklukla eşdeğerde bir belge haline gelecektir.) denilmektedir. Biz çoğunluğun

bu görüşüne katılmamaktayız. Zira denetim sonunda Anayasa Mahkemesi'nce

verilecek iptal kararının kâğıt üzerinde kalması düşünülemez, iptal edilen

hükmün o davada uygulanması mümkün değildir. Sonra çıkan yasada benzer hükmün

yer alması ve sonra çıkan yasanın Millî Güvenlik Konseyi Yasası olması yönünden

Anayasa niteliğinde bulunması ve iptalinin dava edilememesi yukarıda da

açıklandığı üzere 1926 sayılı Kanuna ilişkin davalarda değil, 2319 sayılı

Kanuna ilişkin davalarda düşünülecek ve geçerli olabilecek savlardır.

Bu nedenle de çoğunluk kararının üçüncü bendine karşıyım.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet H. Boyacıoğlu

Üye

Ahmet Salih Çebi

Üye

Muammer Yazar

Üye

Ahmet Zeyneloğlu

Üye

Adil Esmer

Üye

Hakkı Müderrisoğlu

Üye

Nihat O. Akçakayalıoğlu

Üye

Nahit Saçlıoğlu

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

Kenan Terzioğlu

Üye

Orhan Onar

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

Yılmaz Efendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY YAZISI

Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324

sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî

Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile

yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri

sürülemez." hükmü yer almıştır. Ayrıca aynı yasanın 6. maddesinde de

" Millî Güvenlik Konseyi'nin bildiri ve kararlarında yer alan ve alacak

olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların

9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa

değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da Kanun değişikliği

olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen tarihlerde yürürlüğe

girer" denilmiştir.

12 Temmuz 1975 günlü ve 1926 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 20. maddesi, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip 23.10.1980 günlü Resmî Gazete'de yayımlanan 2319 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değiştirilmiştir.

1926 sayılı Kanun ile değişik 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 20. maddesinde yer alan tavan sınırlaması hükmü, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip yürürlüğe girmiş bulunan 2319 sayılı " Kanun" la değişmesi ve eski metinin yeni metin kapsamına alınması karşısında, artık Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle de Anayasaya aykırılık savının incelenmesine gerek yoktur.

Yukarıda açıklanan nedenle çoğunluğun, eski metni Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutmasına ilişkin görüşüne karşıyız.

Üye

Ahmet Salih Çebi

KARŞIOY YAZISI

İstanbul 10. İş Mahkemesi, 20/4/1967 günlü, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin 14. fıkrasında yer alan " Kıdem tazminatına esas alınacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarının, 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz." biçimindeki hükmün iptalini istemiştir.

Davacı vekili 10/5/1979 günlü dilekçesinde, anılan hükmün Anayasaya, aykırı olduğunu ileri sürmüş, bu savı ciddî bulan İş Mahkemesi, 334 sayılı Anayasa'nın 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi' ne başvurmuştur.

Gemi adamı olarak, davalı D. B. Deniz Nakliyat Anonim Ortaklığı işyerinden 2/5/1978 günü isteği ile emekliye ayrılan davacı, üyesi olduğu sendika ile davalı arasında imzalanan 7. dönem toplu iş sözleşmesine göre kendisine beher hizmet yılı için 50 günlük ücret tutarında kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini, davalının ise buna uymayarak 7,5 kat tavan sınırlamasını uygulayarak eksik ödemede bulunduğunu ileri sürmüştür.

İş Mahkemesi'nin iptal isteğini içeren 9/10/1980 günlü kararı, Anayasa Mahkemesi'ne 4/3/1981 günü gelmiş, 1981/6 esasına kaydedilmiştir.

Kıdem tazminatı, yasal koşulların gerçekleşmesi halinde, işveren tarafından işçiye ödenen bir paradır. Sözleşmenin haklı bir nedenle işveren tarafından feshi halinde işçiye ödenmesi gerekmeyen kıdem tazminatı, haksız fiilden ileri gelen tazminat ile 506 sayılı Yasada öngörülen gelirler türüne de benzememektedir. Kendisine özgü olan ve yasadan doğan bu tazminat, işten ayrılan işçinin yoksulluğa düşmemesi, işinde sebatla çalışması nedeniyle bir ödüllendirme olarak da nitelendirilebilir.

1475 sayılı İş Yasası'nın, 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesinin kıdem tazminatına ilişkin hükmü Anayasa Mahkemesi'nin 23/1/1979 günlü, 1978/14 -1979/6 sayılı kararı ile biçim yönünden iptal edilmiş, bu karar 14/4/1979 günlü Resmî Gazete'de yayımlanmış; Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca tanınan bir yıllık süre 14/4/1980 günü son bulmuştur. Millî Güvenlik Konseyi'nce, 1475 sayılı İş Yasası'nın değişik 14. maddesi, 17/10/1980 günlü, 2320 sayılı Yasa ile değiştirilmiştir. Böylece, sözü edilen değişik 14. maddede, Anayasa Mahkemesi'nce biçim yönünden yapılan iptallerin yeri doldurulmuş, uygulama ceza yaptırımına bağlanmıştır.

Millî Güvenlik Konseyi, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/ 1975 günlü, 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesini de, 17/10/ 1980 günlü, 2319 sayılı Yasa ile değiştirmiştir. Her iki yasa 23/ 10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur, iptali istenilen hüküm, Anayasa Mahkemesi'nin biçim yönünden kimi hükümlerini iptal ettiği, 1475 sayılı İş Yasası'nın 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesindeki kuralın bir benzeridir.

1926 sayılı Yasanın 'da 1927 sayılı Yasada olduğu gibi biçim

yönünden eksik bulunduğu bir an için kabul edilse bile yapılan yasa değişikliği

nedeniyle artık, davacının bir yararı kalmamıştır. Resmî Gazete'de hemen

yayımlandıktan sonra Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare

makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayan Anayasa Mahkemesi kararlarının

iptale ilişkin olanlarının geriye yürümeyeceği Anayasa'nın 152. maddesinin

üçüncü fıkrası gereğidir. 1926 sayılı Yasa bakımından bir iptal hükmü

bulunmadığına, 2/5/1978 günü isteği ile emekli olan davacının, 10/5/1979 günlü

davasında ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık savı üzerine, mahkemesince iptal isteğini

içeren 9/10/1980 günlü karardan sonra, değişik 20. madde 17/ 10/1980 günlü,

2319 sayılı Yasa ile değiştirilmiş olduğuna göre itiraz konusu hüküm bakımından

Anayasa'ya uygunluk denetiminin sürdürülmesi gerekmez (Anayasa Mahkemesi'nin

27/11/ 1979 günlü, 1978/74 -1979/43 sayılı kararı, Resmî Gazete, Gün :

21/2/1980, Sayı: 16907).

Ayrıca, şu yönü de belirtmek yerinde olacaktır; Anayasa Mahkemesi bir yasa hükmünü biçim, ya da esas yönünden iptal ettiği zaman önceki yasa kendiliğinden yürürlüğe girmez, kural olarak bir yasa hükmünün Anayasa ve İçtüzük kurallarına göre yeniden yasalaştırılması gerekir. Yasaların çıkarılmasında izlenen yöntem ve Anayasa Mahkemesi kararları bu doğrultudadır. Bunun dışında olan, Anayasa'nın bir hükmünü yürürlükten kaldıran yasanın iptali üzerine, Anayasa'da boşluk yaratılmaması ilkesine dayanılarak Anayasaya uygunluk denetiminin iptalden önceki hükme göre yapılmasıdır (Anayasa Mahkemesi Kararı: 19/10/1971 günlü, 40 - 73 sayılı, Resmî Gazete, gün : 2/7/1972, Sayı: 14233).

Görülüyor ki, değişiklikten önceki 20. maddenin, ya da bunu değiştiren 1926 sayılı Yasanın itirazcı mahkemeye açılan davada, sonradan yürürlüğe konulan 2319 sayılı Yasa karşısında uygulanması ve Anayasa'ya uygunluk denetimine tâbi tutulması söz konusu olamaz.

Cezaya ilişkin yasa hükümlerinin Anayasaya uygunluk denetiminde ise, yapılan değişikliğin bir eylemin suç olup olmadığı, suçluluğu ortadan kaldırıp kaldırmadığı, suç öğesi ve ceza miktarı bakımından sanığın durumunu ağırlaştıran nitelikte olup olmadığına bakılır. Örneğin, getirilen değişiklik Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesinde öngörülen " sanık yararına" ilkesine ters düşüyorsa değişiklikten önceki hüküm üzerinde inceleme sürdürülür (Anayasa Mahkemesi Kararları: 3/2/1981 günlü, 72 -12 sayılı; 3/2/1981 günlü, 45 -11 sayılı, Resmî Gazete, gün: 13/5/1981, Sayı: 17339).

Olayda, uygulanacak yasa hükmü - kazanılmış haktan da söz edilmeyeceğine göre- kamu düzeni düşüncesiyle getirilen, fazla Ödemeye izin vermeyen, ayrıca ceza sorumluluğunu da öngören 2319 sayılı Yasadaki kurallardır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin itiraz konusu hükmü Anayasaya uygunluk denetiminden geçirme yetkisi olup olmadığı sorunu üzerinde de durmak gerekir.

Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324

sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî

Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile

yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddiası ileri

sürülemez." hükmü yeralmıştır. Ayrıca, aynı Yasanın 6. maddesinde de

" Millî Güvenlik Konseyi'nin Bildiri ve Kararlarında yer alan ve alacak

olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan

kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları

Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da kanun

değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerde gösterilen tarihlerde

yürürlüğe girer." denilmiştir. Bu yasal değişiklik karşısında, Anayasa

Mahkemesi'nin denetim yetkisi bulunmadığı gözönünde tutularak itiraz davası

reddedilmelidir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Ahmet Zeyneloğlu

Üye

Kenan Terzioğlu

KARŞIOY YAZISI

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 151. ve " Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun" un 27. maddeleri, bir davaya bakmakta olan mahkemenin; o dava nedeniyle uygulanacak Yasa Hükümlerini Anayasaya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varması halinde, iptali için, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yolunu açık tutmuş bulunmaktadır.

2/5/1978 gününde isteğiyle emekliye ayrılması üzerine, 21 yıl 7

ay süren çalışmasının karşılığı olarak İşveren D. B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş.

Genel Müdürlüğünce 931.246 TL. yerine 532.393,15 TL. kıdem tazminatı ödenmek

suretiyle mağdur edildiğini öne sürerek, eksik yapılan ödemeye ilişkin hakları

saklı kalmak koşuluyla, şimdilik 20.000 liranın hüküm altına alınması istemiyle

dava açan gemi adamı davacı; kıdem tazminatına tavan sınırlaması getiren 854

sayılı Deniz İş Kanunu'nun 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20.

maddesinin onüç'üncü fıkrasında yer alan " Kıdem tazminatına esas olacak

30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı iş

Kanunu'na göre tesbit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının

yedibuçuk katından fazla olamaz" biçimindeki hükmün Anayasa'nın 2. ve 40.

maddelerine aykırı olduğunu ileri sürdüğüne, davaya bakan İstanbul 10. İş

Mahkemesi de bu savı ciddi bularak sözü edilen Yasa kuralının iptali için

Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasını kararlaştırdığına göre, " itiraz

yolu" nun işleyebilmesi için Anayasa'da ve 44 sayılı Yasada öngörülen tüm

koşulların gerçekleştiğinde kuşku kalmamıştır.

(İtiraz yoluna başvuran mahkeme), (bakılmakta olan dava) ve (uygulanacak hüküm) öğeleri yönünden, Anayasaya uygunluk denetimi yapılmasına engel bir durumla karşılaşılmamış olması nedeniyle, konuya, çoğunluk kararının temel dayanağını oluşturan " hukukî yarar" açısından yaklaşılmasında ve bu yönden açıklık kazandırılmasında zorunluluk vardır.

" 584 sayılı Deniz İş Kanununun 4/7/1975 tarihli, 1926

Sayılı Kanunla Değişik 20 nci maddesinin Değiştirilmesi ve 51 inci maddesine

bir Fıkra Eklenmesi Hakkında" ki 2319 sayılı Yasa 17/10/1980 gününde kabul

edilerek, 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve 3.

maddesinin açık anlatımı karşısında, 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla

değişik 20. maddesini değiştiren 1. maddesi 12/9/1980 gününde, aynı Yasanın 51.

maddesine bir fıkra ekleyen 2. maddesi ise yayımlandığı gün yürürlüğe

girmiştir. 2/5/1978 gününde isteğiyle emekli olan davacı gemi adamının emekliye

ayrılmasından yaklaşık 2,5 yıl sonra yürürlüğe giren, dolayısıyla emeklilik

işleminin ve kıdem tazminatına ilişkin ödemenin yapıldığı dönemde yürürlük ve

geçerliliğinden söz edilmemesi gereken 2319 sayılı Yasanın, 854 sayılı Deniz iş

Kanunu'nun 4/7/1975 günlü ve 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesini

değiştiren 1. maddesi hükümlerinin bakılmakta olan davada uygulama yeri ve

olanağı yoktur.

Kıdem tazminatına ilişkin uygulamanın yasal dayanağını, davacının

isteği doğrultusunda emeklilik işleminin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan

Yasa hükümleri oluşturacağı, itirazcı Mahkemenin elindeki davada, bu nedenle,

854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin onüç'üncü fıkrası

uygulanacağı, 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddeleriyle

yürürlüğe konan hükümler ve 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni

Hakkında Kanun'un 3. ve 6. maddeleri ise bu davayı doğrudan ya da dolaylı

olarak etkilemeyeceği; daha açık bir anlatımla, emeklilik işleminin

olgunlaştığı gün bakımından, uyuşmazlığın çözümlenmesinde, 17/10/1980 günlü,

2319 sayılı Yasanın 1. maddesiyle getirilen yeni hükümlere dayanılamayacağı, bu

Yasanın 2. maddesiyle 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 51. maddesine eklenen

fıkra ise, doğrudan doğruya 2319 sayılı Yasanın 1. maddesinde yer alan

kuralların uygulanmasını zorunlu kılan koşullara karşın, bu madde hükümlerine

aykırı harekette bulunarak, kıdem tazminatının öngörülen esaslar dışında veya

saptanan miktar veya tavan aşılarak ödenmesi için emir veya talimat verenler

veya bu yolda hareket edenler hakkında uygulanacak yaptırımları içermekte

olduğu, 2319 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddelerinin yürürlük ve geçerliliklerini

12/9/1980 ve 23/10/1980 günlerinden önceye, özellikle emeklilik işleminin

yapıldığı döneme kadar götürmeye olanak bulunmadığı esasen, 27/10/1980 günlü,

2324 sayılı Yasanın 6. maddesinde de, Millî Güvenlik Konseyi'nin Bildiri ve

Kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek

yayımlanan ve yayımlanacak olan Yasaların Anayasa hükümlerine uymayanları

Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki yasalara uymayanları da yasa

değişikliği olarak " yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen

tarihlerde" yürürlüğe girecekleri açıkça belirlendiği cihetle, 854 sayılı

Deniz İş Kanunu' nun 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değiştirilen 20.

maddesinde yer alan itiraz konusu kuralın Anayasa'ya uygunluk denetimi dışında

bırakılması Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddelerinin anlam ve

amacına aykırı düşmektedir.

Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenen Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde yasal zorunluluk bulunması, bu incelemenin yapılmasındaki hukuki yararı da açıklıkla ortaya koymaktadır. Kaldı ki, itiraz konusu hükmün iptali yoluna gidildiği takdirde, Toplu Sözleşme hükümleri de geçerlilik kazanacağına göre, tersine uygulama, sonuç ne olursa olsun, Anayasa'ya uygunluk denetiminin sağlayacağı " hukuki yarar" ın gerçekleşmesini engelleyecektir.

" 2319 sayılı Yasanın, 20. maddeyi değiştirerek, itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemesi, ayrıca bu Yasanın 51. maddesine eklediği fıkra hükmü karşısında, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Yasa hükümleri de gözönüne alındığında, Anayasa'ya aykırılık savına ilişkin Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde hukukî yarar kalmadığı" na işaret olunarak " itirazın incelenmeksizin reddi" doğrultusunda oyçokluğuyla oluşturulan karara yukarıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

KARŞIOY YAZISI

Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 27. maddesine göre, bir davaya bakmakta

olan mahkeme, uygulanacak bir yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görür ya da

taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına

varırsa, Anayasa'ya aykırılık itirazıyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bu

durumda Anayasa Mahkemesi'nin yetkisi bu itirazın " bir davaya bakmakta

olan mahkemece" yapılıp yapılmadığını ve itiraz konusu edilen kuralın o

davada " uygulanacak kural" olup olmadığını saptamaktır. Anayasa

Mahkemesi, böylece, konunun kendi yetkisi içine girip girmediğini belirler.

Mahkeme, yetkisine giren bir konuda Anayasa'nın 147. maddesi uyarınca

Anayasa'ya uygunluk denetimi yapmakla görevlidir.

Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa'da yer almamasına karşın, iptal

davaları için 44 sayılı Yasanın 26. maddesinde, itiraz yoluyla gelen işlerde

ise Mahkemenin İçtüzüğünün 15. Maddesinde öngörülen ilk inceleme yetkisi,

yalnızca başvurma dilekçe ve eklerindeki noksanlıkların tamamlanması amacıyla

sınırlıdır. Anayasa Mahkemesi'ne, ne Anayasa, ne 44 sayılı Yasa ve ne de

içtüzükle Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasında ve incelemenin

sürdürülmesinde " Hukuksal ve Anayasal yarar olup olmadığını"

incelemek yetkisi verilmemiştir. Özellikle, işin esasına girilmeden, dilekçe ve

eklerindeki noksanlıkların tamamlanması amacıyla yapılan ilk inceleme evresinde

" Anayasal denetimde hukuksal yarar bulunup bulunmadığı" oylanamaz.

Çünkü Anayasa ve yasada böyle bir yetki bulunmadığı gibi, çoğu zaman, işin

esasına girilmeden " hukuksal yarar" bulunup bulunmadığı da

anlaşılamaz. Kaldı ki, Anayasa'ya aykırılığın veya uygunluğun saptanması bile

başlı başına Anayasal ve hukuksal yarar sağlar. Anayasa Mahkemesi'nin esas

görevi de budur.

Anayasa Mahkemesi'nin çoğunlukla verdiği kararda belirtilen

itiraz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptali durumunda, 854 sayılı

Deniz iş Yasası'nın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesini aynı doğrultuda

ve içerikle değiştiren ve 51. maddesine bir fıkra ekliyen 17/10/1980 günlü,

2319 sayılı Yasanın getirdiği ek fıkranın yürürlükte bulunduğu dönemde toplu

sözleşmedeki esaslara göre ödeme yapılamıyacağından, Anayasa'ya aykırılık

itirazının incelenmesinde hukuksal yarar bulunmadığı yolundaki görüşe de

aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı bulamamaktayız. İtiraz yoluyla Anayasa

Mahkemesi'ne getirilen itiraz konusu yasa hükmünün iptali durumunda uyuşmazlık,

emeklilik işleminin tamamlandığı tarihte yürürlükte bulunan Deniz İş Yasası'nın

1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin iptal edilmiyen hükümlerine göre

çözümlenir. Bu durumda, 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla değişik 20.

maddesinin yürürlükte kalan hükümlerine ve toplu sözleşmeye göre hesaplanacak

kıdem tazminatının 2319 sayılı Yasanın yürürlüğe girdikten sonra ödenmesi, 2319

sayılı Yasayla 51. maddeye eklenen fıkranın kapsamı dışında kalır ve bu fıkraya

göre bir ceza yaptırımının uygulanmasını gerektirmez. Çünkü, söz konusu ek

fıkra, kıdem tazminatının, 854 sayılı Yasanın 2319 sayılı Yasayla değişik 20.

maddesinde belirtilen ilkeler dışında ödenmesine karşı bir ceza yaptırım

hükmüdür. Nitekim, ek fıkrada " 20 nci madde hükümlerine aykırı harekette

bulunarak..." kıdem tazminatının ödenmesinden söz edilmektedir. Ek fıkrada

sözü geçen 20. maddenin Deniz İş Yasası'nın 2319 sayılı Yasayla değişik 20.

maddesi olduğunda kuşku yoktur. 2319 sayılı Yasanın 1. maddesi 12/9/1980

gününde, ek fıkrayı içeren 2. maddesi ise yasanın yayımlandığı 23/10/1980

gününde yürürlüğe girmiştir. Olayda olduğu gibi, 1978 yılındaki emeklilik

işlemi nedeniyle Deniz İş Yasası'nın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesine

göre hesaplanacak ve tahakkuk ettirilecek kıdem tazminatının, 23/10/1980

tarihinde yürürlüğe giren ek fıkra nedeniyle ödenemeyeceğini düşünmek, 2319

sayılı Yasanın yürürlük tarihim işlemin yapıldığı 1978 yılı öncesine götürmek

olur.

Söz konusu 20. maddenin 2319 sayılı Yasayla aynı anlam ve

içerikle değiştirildiği görüşü de tartışma götürür. Yeni metin, aynı anlam ve

içerikte olsaydı, eski metnin değiştirilmesine gerek kalmazdı. Yasanın

başlığında " 854 sayılı Deniz İş Kanunu' nun 4/7/1975 tarihli, 1926 sayılı

Kanunla Değişik 20 nci maddenin Değiştirilmesi... Hakkında Kanun" denmesi

maddenin değiştirildiğini açıkça vurgulamaktadır. Nitekim eski metnin yargı

organlarınca yorumlanması ve uygulama, maddenin 2319 sayılı Yasayla değişik

biçiminden ayrı olmuştur. Bir an için, maddenin 2319 sayılı Yasayla değişik

biçiminin eski metinle aynı nitelikte olduğu kabul edilse bile, madde değişikliği

kendi yürürlük gününde uygulamaya girer. Yeni metnin uygulanmasında yasadaki

ilkelere uyulmaması bir ceza yaptırımına bağlanmışsa, bu yaptırım ancak

maddenin değişik biçimine göre yapılan aksaklıklar nedeniyle uygulanabilir.

Böylece, 1978 yılında hak kazanılan kıdem tazminatını hesaplamada uygulanacak hükmün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptali durumunda davacının hukuksal yararı bulunmaktadır.

Kaldı ki, tüm bu incelemelerin işin esasına girilmeden yapılması olanağı bulunmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'ya aykırılık itirazıyla kendisine başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada hukuksal yararın bulunup bulunmadığını incelemek yetkisi de yoktur. Bunu saptamak yerel mahkemenin görevidir.

Açıklanan nedenlerle işin esasına geçilmesi gerektiği oyu ile kararın 2. ve 3. Bölümlerine karşıyız.

Üye Necdet Darıcıoğlu Üye Yılmaz Aliefendioğlu Üye Yekta Güngör Özden

Anayasa Mahkemesi, E. 1981/6, K. 1981/20, 9 Nisan 1981 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirzaz Yoluna Başvuran Mahkeme
  4. İtirazın Konusu
  5. I - Olay
  6. III - Metinler
  7. IV - İlk İnceleme
  8. Karşıoy Yazısı
  9. Karşıoy Yazısı
  10. Karşıoy Yazısı
  11. Karşıoy Yazısı
  12. Karşıoy Yazısı
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1981/6
Karar No
1981/20
Tarih
9 Nisan 1981

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1981/1 K.1981/17
  • AYM Norm Denetimi E.1980/64 K.1981/15
  • AYM Norm Denetimi E.1980/76 K.1981/16
  • AYM Norm Denetimi E.1981/7 K.1981/19
  • AYM Norm Denetimi E.1981/2 K.1981/21
  • AYM Norm Denetimi E.1980/29 K.1981/22

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.