İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1985/1 K.1986/4

R.G .Tarih-Sayı : 10.07.1986-19160

Esas1985/1Karar1986/4Tarih25 Şubat 1986Okuma44 dk · 8.753 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Şubat 1986
Esas Sayısı
1985/1
Karar Sayısı
1986/4
Karar Günü
25/2/1986
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.753 kelime·44 dk okuma·32 bölüm

R.G .Tarih-Sayı : 10.07.1986-19160

İPTAL DAVASINI AÇAN

TBMM Anamuhalefet Partisi (Halkçı Parti) Mecli Grubu adına Grup Başkanı Necdet CALP.

İPTAL DAVASININ KONUSU

1/12/1984 günlü, 18592 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanununun 4., 5., 6., 9., 12., 13., 17. maddelerinin ve Geçici 2. maddesinin Anayasanın Başlangıç kısmıyla kimi maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

II- METİNLER

A) 27.11.1984 günlü, 3088 sayılı Kanunun iptali istenilen hükümleri :

'Madde 4. - Bu Kanunda geçen deyimlerden;

Kıyı Çizgisi : Deniz, tabii ve sunî göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,

Kıyı Kenar Çizgisi : Deniz, tabii ve sunî göl ve akarsularda kıyı çizgisinden sonra kara yönünde devam eden, su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık, bataklık alanın tabii sınırını,

Kıyı : Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,

Sahil Şeridi : Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde, imar planlı yerlerde yatay olarak en az 10 metre, diğer yerlerde en az 30 metre genişliğindeki alanı,

Dar Kıyı : Kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışmasını ifade eder.'

'Madde 5. - Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir :

Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.

Ancak, kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgede yapılanma talebi vukuunda talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti mecburidir.

Plan kararı ile doldurulan ve tahkimat yapılan kıyıda meydana gelen değişiklik sebebi ile kıyı kenar çizgisi yeniden tespit edilir.

'Madde 6. - Kıyıda ancak plan kararıyla, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsuların kamu yararına kullanımını kolaylaştırmak veya kıyıyı korum,ak amacına yönelik olan yapı ve tesisler, faaliyetlerinin özellikleri gereği tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı sanayi tesisleri, gemi sökme yeri ve sair kıyıda yapılması zorunlu tesisler ile eğitim, spor veya turizm amaçlı tesisler yapılabilir.

Bu yapı ve tesisler yapım amaçları dışında kullanılamaz ve eğitim tesisleri ile spor veya turizm amaçlı yapılanmalar da kıyı geçişi engellenecek şekilde kapatılamaz.

Kamu önceliği olan yerler dışında plan kararları ile özel yapılanmalara da izin verilebilir. Bu plan kararları Bakanlar Kurulunca onaylanmadan tatbik edilemez. Ancak bu tür yapılanmalarda da kıyı geçişi engellenecek şekilde kapatılamaz.'

'Madde 9. - Sahil şeridi, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde imar planı olan yerlerde 10 metreden, diğer yerlerde 30 metreden az olamaz.'

'Madde 12.- 6 ncı madde hükümlerine göre kıyıda yapılacak yapılar için Maliye ve Gümrük Bakanlığınca gerekli tahsis belgesi verilir.

Yapı ruhsatı verilmesinde ayrıca tapu aranmaz.

Ancak, tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı sanayi tesisi, gemi sökme yerleri gibi kıyıda yapılması zorunlu tesisler için kullanılan ve kıyıda kalan arazi hazine adına tapuya tescil edilir.'

'Madde 13.- Sahil şeridinde toplumun yararlanmasına ayrılan yerlerde yapılanma izni verilebilmesi için bu niteliğin tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesi mecburidir.'

'Madde 17.- Bu Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik, kanunun yayımından itibaren 3 ay içinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanır.'

'Geçici Madde 2.- 1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki, mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Birinci fıkrada sözü edilen yapılara eklenti yapılamaz. Ancak bu yapıların herhangi bir sebeple yıkılması halinde 6 ncı madde hükümlerine göre yapılanmaya izin verilir.

Kıyı ve sahil şeridinde Hazineye ait arazi ve arsalar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerinde gerçek ve tüzel kişiler tarafından 1 Ekim 1983 tarihinden önce izinsiz ve kaçak olarak inşa edilen liman, iskele, rıhtım, balıkçı barınağı ve dayanma duvarları gibi kıyıda bulunması zorunlu tesisler ile sanayi ve turizm tesislerinden ilgili Bakanlıklarca millî ekonomiye katkısı veya kamu yararı olduğu kararlaştırılanlar hakkında 12 nci madde hükümleri uygulanır. Bu arsa ve araziler, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca, kullananlara veya tesis sahiplerine kiraya verilebilir.'

B) Dayanılan Anayasa Kuralları :

'BAŞLANGIÇ

Ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;

Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, Türk Milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, Milli Güvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tasvip ve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA;

- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak; Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

- Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;

- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

- Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve 'Yurtta sulh, cihanda sulh' arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.'

'Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

'Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.'

'Madde 43.- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.'

'Madde 46/3.- Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşin ödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.'

III - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Ahmet H. Boyacıoğlu, H. Semih Özmert, Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Orhan Onar, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin, Servet Tüzün, Mahmut C. Cuhruk ve Osman Mikdat Kılıç'ın katılmalarıyla 5/2/1985 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, davanın Anamuhalefet Partisi olan Halkçı Parti Grubu Genel Kurulu'nun üye tamsayısının salt çoğunluğuyla aldığı karar üzerine ve süresinde açıldığı, böylece dosyada bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

IV - ESASIN İNCELENMESİ

A) Sözlü açıklama :

İşin esasını incelemek üzere H. Semih Özmert, Orhan Onar, Necdet

Darıcıoğlu, Kenan Terzioğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Mehmet

Çınarlı, Selahattin Metin, Servet Tüzün, Mahmut C. Cuhruk ve Mustafa Şahin'in

katılmalarıyla 12/12/1985 günü yapılan toplantıda, 'Anayasa'nın 149. ve Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 30. maddesi

uyarınca, T.B.M.M. Anamuhalefet Partisi Grubu adına Grup Başkanı ile diğer

ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine ve bunların 8/1/1986 Çarşamba

günü saat 10.00'da Anayasa Mahkemesi'nde hazır bulundurulmaları için

Başbakanlığa ve S.H.P. Grup Başkanlığına tebligat yapılmasına,' Servet Tüzün,

Mahmut C. Cuhruk ve Mustafa Şahin'in (Sözlü açıklamaya gerek olmadığı)

yolundaki karşıoyu ve oyçokluğu ile karar verilmiş ve 8/1/1986 gününde yapılan

toplantıda, sözlü açıklamalarda bulunmak üzere Başbakanlıkça görevlendirilen

Bayındırlık ve İskan Bakanı İ. Safa Giray ile T.B.M.M. Anamuhalefet Partisi

Grup Başkanını temsilen gelen Grup Başkanvekili M. Seyfi Oktay dinlenmişlerdir.

1- Bayındırlık ve İskan Bakanının yaptığı sözlü açıklamada, 3086 sayılı Yasanın hazırlanmasına etken olan düşüncelere yer verdikten sonra maddeler üzerindeki görüşlerini belirtmiştir.

İleri sürülen görüşler özetle şöyledir :

Kanun maddeleri, Anayasa'nın 43. maddesi çerçevesinde, uygulama da dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Kanun'da kıyı ve sahil şeridi tanımlarının yanısıra, Edremit Körfezi ve Antalya kıyılarında görüldüğü gibi, tamamen dik bir falez durumunda alan kıyıları belirlemek amacıyla dar kıyı tanımlamasına yer verilmiş, ancak bu kıyılarda da sahil şeridi muhafaza edilmiştir.

Kıyı kenar çizgisi belirlenirken, buna kayalıkların ilave edilmemesinin nedeni, burada 'su hareketlerinin oluşturduğu alan' kıstasının esas alınması ve takdiri bir tanımlamaya yer verilmiş olmasındandır. Ayrıca kazanılmış hak olarak sahipli kayalıkların dar olabileceği düşünülmüştür.

Sahil şeridi uygulamada planlı yerlerde 10, plansız yerlerde 30 metre olarak saptandığından, kıyıları daha iyi korumak amacıyla bu limitlerin aşılması halinde, büyük kamulaştırma sorunlarının ortaya çıkacağı düşünülerek belirtilen ölçüler yeterli görülmüştür; esasen Anayasa da bu konuda herhangi bir sınır koymamıştır.

Deniz kenarında kurulduğu takdirde ekonomik olabilecek bazı

tesisler vardır. Deniz suyunu kullanan veya deniz ürünlerini işleyen

fabrikalar, soğutma amacıyla denizden yararlanan santrallar bu türdendir.

Bunların yapılabilmesi için 6. maddede, kıyıda yapılacak tesisler arasında

fabrika da sayılmıştır. Aynı maddede yer alan 'kamu önceliği olan yerler

dışında plan kararları ile özel yapılanmalara da izin verilebilir' biçimindeki

hükümle, özel kişilere ait büyük araziler içinde sunî olarak oluşturulan,

sulama ve sair amaçlarla da kullanılabilen göllerin yapımına imkan tanınmak

istenmiştir. Bunların kamu mali sayılması olanağı yoktur. Bu maddede 'kamu

önceliği' deyimi ile kıyıda ve sahil şeridinde yapılacak tesislerin bir ücret

karşılığında veya ücretsiz olarak kamuya açık olması gerektiği anlatılmak

istenmiştir.

Kanun'un 13. maddesinde 'toplumun yararlanmasına ayrılan yerlerde' ibaresinin kullanılmış bulunması karışıklığa neden olmaktadır. Böyle bir ayırıma gitmeden, doğrudan doğruya 'sahil şeridinde yapılanma izni verilebilmesi için' denilmesi gerekirdi. Sahil şeridi, zaten toplumun yararlanmasına ayrılan yerdir.

2- T.B.M.M. Anamuhalefet Partisi Grup Başkanını temsil eden Grup Başkanvekili M. Seyfi Oktay'ın sözlü açıklamasında ise; dava dilekçesine ek olarak ileri sürülen görüşler özetle şöyledir :

- Ülkemizde son 35 yıl içerisinde kentleşme, iç ve dış turizm hareketlerinin yoğunlaşması, kıyılarımızın daha çok değer ,kaz,anmasına yol açmıştır. Bilindiği gibi doğada kıyılar sınırlıdır. Cumhuriyet döneminde yasalar, kıyıları herkesin eşit ve özgür olarak ortaklaşa yararlanmasına açık tutmayı amaçlamıştır. Ancak yasalarda bırakılan açık kapılar adeta kıyı yağmacılığına neden olmuştur. Böylesine bir ortam içinde getirilen Anayasanın 43. maddesi karşısında, Kıyı Kanununun sahil şeridinin genişliğini düzenleyen hükmü ile kamu yararının korunması mümkün değildir.

-Dünyanın bir çok kıyı ülkelerinde kıyılar kamuya aittir. Bu ülkelere İsrail, İsveç, İtalya, İspanya ve Tunus örnek olarak gösterilebilir.

- Dava konusu Kanun, temel felsefesi itibariyle kamulaştırmayı ortadan kaldıran, özelleştirmeye ağırlık veren ve geçmişte ülkemizde uygulanan bir çok yasanın daha gerisinde kalan hükümleri taşımaktadır.

- Kıyıların kullanılması, korunması ve geliştirilmesi gerçekte ülke topraklarının, doğal kaynakların toplum yararına kullanılması sorununun bir parçasıdır. Anılan Kanun ile bu sorunun çözümlenmesi olanağı yoktur.

B) İnceleme :

İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenilen Yasa hükümleri, Anayasa'ya aykırılık iddiasına dayanak yapıl,an Anayasa maddeleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve öteki metinler ile sözü edilen açıklamalara ilişkin tutanaklar incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü :

1- 3086 sayılı Kanun'un dava konusu 4. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Bu maddede; kıyı çizgisi, kıyı kenar çizgisi, kıyı, sahil şeridi ve dar kıyı deyimlerine yer verilmiştir.

Dava dilekçesinin, anılan madde ile ilgili gerekçesinde özetle :

'kıyı kenar çizgisi' tanımlanırken sayılan kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık,

bataklık gibi yerler arasında gösterilmeyen kayalıkların, bu suretle 'kıyı

olmaktan çıkarıldığı, Medenî Kanunun 641. maddesinde kayaların kimsenin mülkü

olmadığının belirtildiği, 6785 sayılı İmar Kanununun Ek 7. ve Ek 8. maddelerine

göre düzenlenen yönetmeliğin 1.05/b maddesinde, kıyı tanımı yapılırken 'kumluk,

çakıllık, taşlık, sazlık, bataklık' ibarelerinin yanı sıra kayalıkların da yer

aldığı, Türkiye kıyıları gözönüne alındığında, böyle bir düzenlemenin,

Anayasanın açık hükmünün uygulanmasını engelleyecek biçimde saptırmalara yol

açacağı, bu nedenlerle sözü edilen maddenin 'kıyı kenar çizgisi'ni belirleyen

kısmının Anayasa'nın 43. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu, yine

Kanunun 4. ve 9. maddelerinde sahil şeridi genişliğinin imar planlı yerlerde en

az 10 metre, diğer yerlerde en az 30 metre olarak kabul edilmesinin ülke

gerçeklerine ve bugüne kadar yapılan uygulamalara ters düştüğü, gelecek

kuşakları düşünmeyen, bu hükmün kıyı yağmasına yol açacağı, 6785 sayılı Kanuna

Ek 7. ve Ek 8. maddelerine göre uzun ve ciddi çalışmalardan sonra hazırlanan

yönetmeliğin 1.08. maddesinde, deniz ve göl kenarlarında kara yönünde en az 100

metre genişlikteki şerit içinde toplumun yararlanmasına ayrılmayan yapı

yapılmasına ve yapılanların da değiştirilmesine imkan verilmediği, doğal kaynak

niteliğindeki kıyıları, diğer doğal kaynaklar gibi, gelecek kuşakları da

kapayacak biçimde ele almak gerekeceği, geçmişte Anayasa'da kıyılarla ilgili

hüküm bulunmadığı zamanda kanun ve yönetmeliklerle korunan 'kamu yararı'nın,

Anayasal güvenceye kavuşturulduğunda, Anayasa'ya uymak görünümü altında yok

edilmek durumunda bırakıldığı öne sürülmüştür.

Anayasa'nın, 'kıyılardan yararlanma' başlıklı 43. maddesinde; kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, deniz, göl ve akarsu Kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği ve kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartlarının kanunla düzenleneceği. öngörülmüştür.

Bu madde bütünüyle incelendiğinde; Anayasa Koyucunun, Kıyıyı;

yalnız deniz, göl ve akarsuya bitişik, bir doğa parçası değil çok boyutlu

kavram olarak öngördüğü ,anlaşılmaktadır. Zira, Anayasa'nın 43. maddesinde

'kıyılardan yararlanma' koşulları düzenlenirken Anayasa'nın 168. maddesinde

olduğu gibi sadece kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun

belirtilmesi ile yetinilmeyip ayrıca deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve

göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu

yararının gözetileceği ve kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış ,amaçlarına

göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartlarının

kanunla düzenleneceğine ilişkin kurallara da yer verilmiştir.

Anayasa'ya aykırılık sorunu bakımından önemli olan ve açıklığa kavuşturulması gereken husus yukarıda belirtilen 'kıyılar' ve 'sahil şeritleri' ile ilgili deyimler olmaktadır.

Kıyılar. deniz ve göllerin devamı olup, bunlardan ayrılması mümkün

olmadığı cihetle deniz ve göllerden yararlanmak ancak kıyının kullanımının

herkese açık olması ile sağlanabilecektir. Esasen Türk hukuku açısından bu

konu, Anayasa'nın 43. maddesinde kıyıların, 168. maddesinde de tabii servetler

ve kaynakların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu biçiminde hükme

bağlanmıştır. Öte yandan 1982 Anayasasında da 1961 Anayasasındaki gibi kıyılar,

'Tabii kaynaklar ve servetler' den kabul edilmiş; ayrıca, ülkemiz açısından

giderek artan ekonomik ve sosyal değerleri gözönünde bulundurularak bu konuda

özel düzenlemeye gidilmiştir. Bu husus Anayasa'nın 43. ve 46/3. maddelerinin

içerikleri ve gerekçelerinden anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 16/2/1965 günlü E: 1963/126, K: 1965/7 sayılı

kararında, 1961 Anayasası'nın 130. maddesinde yer alan doğal servet ve

kaynakların 'Devletin hüküm ve tasarrufu altında olma' sının ne anlama geldiği

açıklanmıştır. Bu karara göre '...Anayasa' tabii servetleri ve kaynaklarını

Medeni Kanun hükümlerine bağlı özel mülkiyet düzeninin kapsamı dışında

bırakmakta, onlara, Devletin Devlet olma niteliği ile eli altında tuttuğu

nesneler düzeni içinde yer vermektedir: Her iki düzen başka başka koşullara ve

kurallara bağlıdır; değişik niteliktedir; aralarında birbirlerine

karıştırılmalarını önleyecek bellilik ve kesinlikte sınırlar vardır.

Anayasa'nın 130. maddesi tabii servetlerin ve kaynakların Devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunduğunu açıklamakla aynı zamanda bunların mülkiyet konusu

olamayacağını da hükme bağlamıştır... Aslında mülkiyet düzenine bağlı

bulunmayan bir nesnede mülkiyetin devri de öncelikle söz konusu olamaz'. Doğal

niteliği itibariyle herkesin serbestçe yararlanmasına açık ve bu nedenle bir

kamu malı olan kıyının, kendisine, doğal servet ve kaynak niteliği kazandıran

özelliklerini yitirmemesi için, özel bir korunmaya alınması gereklidir. Bu

konuda 6785 sayılı İmar Kanununun Ek 7. ve Ek 8. maddelerine göre çıkarılan

yönetmelik; herkesin kıyılardan mutlak bir eşitlik ve serbestlikle

yararlanmasını sağlamak, Kıyıların doğal yapısının değiştirilmesini önlemek ve

atıklarla kirletilmesini engellemek için hükümler getirilmiş ise de; anılan

yönetmelik İmar Kanunu ile birlikte yürürlükten kalktığından bu hükümlerin

uygulanmaları olanağı da kalmamıştır. Kıyılar yönünden yeni düzenleme getiren

3086 sayılı Kıyı Kanunu ile buna dayanılarak çıkarılan 18/5/1985 günlü, 18758

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikte kıyıların korunmasına yeterli

hükümlerin yer almadığı görülmektedir. Her ne kadar 3086 sayılı Kanunun 1.

maddesinde 'Bu Kanun, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsu kıyıları ile bu

yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinde, bu

yerlerin özelliklerini gözeterek koruma ve kullanma esaslarını tesbit etmek

amacıyla düzenlenmiştir.' hükmüne yer verilerek kıyıları özel bir korumaya alan

Anayasa'nın 43. maddesi amacına uygunluk sağlanmak istenmişse de, düzenlemenin

Anayasa'nın anılan maddesiyle güdülen amacı gerçekleştirdiğinden söz etmek

mümkün değildir.

Yabancı ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de sanayileşme ve

kentleşmenin yoğunlaşması ile birlikte artan turizm ve dinlenme ihtiyacının

karşılanması bakımından kıyılardan yararlanma isteğinin artmış olması; bu

yerlerden sosyal adalet gereği çok sayıda kişinin yararlanmasını sağlamak ve

ayrıca tabii servet ve kaynak olarak değerinin korunmasına yönelik önlemlerin

alınmasını da beraberinde getirmiştir. Bugün bu yerler artık salt kara ile su

arasında bir sınır çizgisi biçiminde değil, denizden karaya doğru şeritler

halinde uzanan, kıyının kullanım ve korunmasını sağlayan ve buranın doğal

yapısına uygun olarak uzunlamasına ve derinlemesine olmak üzere iki boyuttu bir

takım bölgeleri kapsayan bir alan olarak kabul edilmektedir. Nitekim

Anayasa'nın kamulaştırma ile ilgili 46/3. maddesinde, yukarıda belirtilen

kamusal ihtiyacın yeterince karşılanabilmesi için kıyıların korunması amacına

yönelik kamulaştırılmaya ilişkin özel bir düzenlemeye gidilmiş olması da,

kıyılara verilen önemi göstermektedir.

Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında belirtildiği gibi, Türk

hukuku açısından 'Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunma' özel mülkiyete

konu olmama anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 43/1. maddesinde kıyıların,

Devlet hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtildiğine göre kıyı çizgisi ile

kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanda özel mülkiyet ilişkisi kurulmasa

mümkün değildir. 3086 sayılı Kanunun 4. maddesinde kıyı çizgisi ve kıyı

tanımları yapılırken jeolojik bakımdan kıyı sayılması gereken kayalıklara yer

verilmemiştir. Bu durumda kıyı kapsamındaki kayalıklar, Anayasa'nın Devletin

hüküm ve tasarrufu altında olma kuralı dışında kalmaktadır. Öte yandan bu

maddede, 'kıyı kenar çizgisi' tanımı içinde kayalık alanların yer almamış

olması, yasa koyucunun bir unutkanlığından kaynaklanmamaktadır. Zira, maddenin

T.B.M.M.'de görüşülmesi sırasında 'kayalıklar'ın metne ilave edilmesi hususunda

verilen bir önerge reddedilmiştir. Eğer yasa koyucu; kıyı kenar çizgisini

tanımlarken tek tek sayma yöntemi yerine kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık,

bataklık sözcüklerinden sonra 'gibi' sözcüğünü kullanmış olsaydı, belki

Anayasa'ya aykırılıktan söz edilemezdi. Çünkü o zaman yasa koyucunun kıyı alanı

kapsamına giren yerleri tanımlamak için örnek verdiği düşünülerek bu sayılanlar

arasında bulunmasa bile, benzer özellikler gösteren alanlar da kıyı olarak

kabul edilebilir ve bu şekildeki tanım Anayasa'ya uygun görülebilirdi.

3086 sayılı Kanunun 4. maddesinin Anayasa'ya aykırılığı konusunda

ileri sürülen ikinci iddia; kıyıda imar planlı yerlerde 10, diğer yerlerde 30

metre genişliğindeki alanın sahil şeridi olarak ayrılmasına ilişkin

bulunmaktadır. Dava dilekçesinde bu konu ile ilgili olarak; sahil şeridinin dar

tutulmasının kamu yararı kavramını gerçekleştiremeyeceği, bu durumun daha önce

yürürlükte bulunan yönetmelik uyarınca yapılan uygulamalara da ters düştüğü,

geçmişte Anayasa'da kıyılarla ilgili hüküm bulunmadığı sırada kanun ve

yönetmeliklerle korunan, 'kamu yararı'nın Anayasal güvenceye ulaştırıldığında

adeta yok edilmek durumunda bırakıldığı öne sürülmüştür. Anayasa'nın sahil

şeridi ile ilgili 43. maddesinin ikinci ve son fıkrası, 'Deniz, göl ve akarsu

kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden

yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir' şeklindedir.

Bu iki fıkranın birlikte incelenmesinden, Anayasa'nın kıyılardan

yararlanma için sadece kıyı alanının belirlenmesini yeterli görmediği,

kıyıların devamı olan ve onu çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada da

kamu yararının gözetilmesini istediği anlaşılmaktadır. Bu konuda, kanuni

düzenleme yapılırken sahil şeritlerinin derinliğinin, bu yerlerden kamunun

yararlanmasını engelleyecek veya ortadan kaldıracak biçimde çok dar tutulması

halinde Anayasa'ya aykırşlık sorunu ortaya çıkacaktır. Ancak dava konusu

kuralla sahil şeridi, imar planlı yerlerde en az 10, diğer yerlerde en az 30

metre olarak kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile Kıyılardan kamunun

yararlanmasının ortadan kaldırıldığı veya engellendiği düşünülemez. Çünkü,

sahil şeritleri için öngörülen derinliğin en azı belirtildiğine göre, bu

mesafenin kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçları gözönünde tutularak

artırılabileceği kuşkusuzdur.

Bu nedenlerle 3086 sayılı Kanunun dava konusu 4. maddesinde yer alan kıyı kenar çizgisi ve kıyı tanımlarının Anayasa'nın 43. maddesi hükmüyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin ve Servet Tüzün bu görüşe katılmamışlardır.

2 - 5. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Davacı, 3086 sayılı Kanunun 5. maddesinde ayrı kavramlar şeklinde ele alınan kıyı ve sahil şeridinin içiçe girmiş kavramlar olduğunu, Anayasa'nın 43. maddesindeki kıyı deyiminin, sahil şeridini de kapsadığını belirterek düzenlemenin bu durumu ile Anayasa'nın 43. maddesine aykırı bulunduğunu öne sürmüştür.

Söz konusu maddenin birinci ve ikinci fıkraları Anayasa'nın 43. maddesinin tekrarı niteliğindedir. Daha sonraki fıkraları ise, kıyı kenar çizgisinin tespitine ilişkin esasları içermektedir. Maddede yer alan kıyı ve sahil şeridi ile ilgili hükümler, Anayasa'daki kurallardan farklı değildir.

Anayasa'nın 43. maddesi karşısında düzenlemede Anayasa'ya aykırı bir yön görülmemiştir.

Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Selahattin Metin ve Mahmut C. Cuhruk, 'maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunu' öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.

3- 6. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Bu maddede, kıyıda yapılanma esas ve koşulları gösterilmiştir :

Bunlar; a) Kıyıda ancak plan kararıyla, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsuların

kamu yararına kullanımını kolaylaştırmak veya kıyıyı korumak amacına yönelik

olan yapı ve tesislerin; faaliyetlerinin özellikleri gereği tersane, fabrika,

santral, su ürünlerine dayalı sanayi tesislerinin; gemi sökme yeri ve sair

kıyıda yapılması zorunlu tesisler ile eğitim, spor ve turizm amaçlı tesislerin

yapılabileceğini, b) Bu yapı ve tesislerin yapım amaçları dışında

kullanılamayacağını ve eğitim tesisleri ile spor veya turizm amaçlı

yapılanmalarda kıyı geçişi engellenecek şekilde kapatılamayacağını; c) Kamu

önceliği olan yerler dışında plan kararları ile özel yapılanmalara da izin

verilebileceğini ve bu plan kararlarının Bakanlar Kurulunca onaylanmadan tatbik

edilemeyeceğini, ancak bu tür yapılanmalarda da kıyı geçişi engellenecek

şekilde kapatılamayacağını öngören kurallardır.

Davacı, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan 'faaliyetlerinin

özellikleri gereği', 'fabrika, santral', '...ve sair kıyıda yapılması zorunlu

tesisler' ibarelerinin son derece geniş kavramlar olup Anayasa'nın 43.

maddesinin amacı ile bağdaşmadıklarını; ayrıca, eğitim tesisleri ile spor veya

turizm amaçlı yapılanmalar dışında kalan tesislerde kıyı geçişinin önlenmesine

yasal olanak sağlandığını, son fıkrada, kamu önceliği olan yerler dışında, plan

kararları ile özel yapılanmalara da izin verilmesinin, Anayasa'nın kıyıların

devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu yolundaki hükmünü açıkça ihlal

ettiğini; kanun tasarısının T.B.M.M.'nde görüşülmesi sırasında 'sahil

şeritlerinde özel kişilerce toplumun yararlanmasına ayrılmayan yapı yapılamaz'

biçiminde 9. madde ile ilgili bir önergenin reddedilmiş olmasının, bu konudaki

kuşkularını artırdığını, Anayasa'nın 43. maddesinin son fıkrasında yer alan

'kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir'

hükmünün bu anlamda 'Kıyı' için öngörülmemiş olduğunu ileri sürmektedir.

Anayasa'nın 'Kıyılardan yararlanma· başlığını taşıyan 43. maddesi;

'Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevlere ilişkin üçüncü bölümünde yer almaktadır.

Bu düzenleme biçiminden, Anayasa koyucunun, kıyılardan yararlanmayı, kişiler

yönünden sosyal ve ekonomik bir hak olarak ele alıp değerlendirdiği

anlaşılmaktadır. 43. maddenin birinci fıkrasında, 'kıyılar; Devletin hüküm ve

tasarrufu altındadır' denilmektedir. Bu. kuralın, 4. madde incelenirken ne

anlama geldiği açıklanmıştı. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması

nedeniyle 'kamu malı niteliğinde olan kıyıdan yalnızca bu alana bitişik

taşınmazların malikleri değil, herkes yararlanabilecektir. Anayasa'nın 43.

maddesinin birinci fıkrasında 'Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır

denilmek suretiyle kıyıların niteliğini belirten genel kural konulmuş, ikinci fıkrada

ise deniz, göl ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen

sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu y;ararının gözetileceğine

değinilerek özel yararlanma kamu yararı ile sınırlandırılmıştır. Ancak burada

önemle üzerinde durulması gereken husus, Anayasamızın kıyılardan ve sahil

şeritlerinden yararlanmada 'öncelikle kamu yararı gözetilir' demiş olmasıdır.

43. maddenin Danışma Meclisine sunulan gerekçesinde bu deyimle ilgili olarak;

'Deniz, göl, akarsu kıyılarından ve bu kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden

yararlanmada kamunun önceliğinin ve bu yararlanmanın kamu yararı ile olacağı

genellikle kabul edilmiştir. Fakat daha önce doğmuş olan özel mülkiyet

haklarının da korunması hukuk devleti ilkesinin tabii sonuçlarından bulunmaktadır.

Böylece kıyılardan kamunun yararlanması ve Kıyılardaki doğmuş bulunan mülkiyet

haklarının telif edilmesi gerekmektedir. Madde deniz, göl ve akarsu

kıyılarından yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini kişilerin bu

yerlerden yararlanmasının ise kanunla düzenleneceğini açıklarken, işlem bu

bağdaştırmayı hukuk devleti ilkesi içinde gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Devlet, kıyılarda doğmuş olan mülkiyet haklarını kamu yararı mülahazasıyla sona

erdirmek istiyorsa 47 nci maddedeki şartlarda kamulaştırma yoluna başvurarak

bunu sağlayabilir.' denilmiştir.

Anayasa'nın bu maddesinin tüm fıkraları birlikte

değerlendirildiğinde, Anayasa koyucunun, kıyıda devletin sahip olduğu yetkilere

karşılık, kişilerin de bazı haklarının bulunduğu gerçeğini gözönünde tutarak,

kamu yararı ile kişi haklarını, bağdaştırmaya çalıştığı ve netice itibariyle bu

madde ile ulaşılmak istenen amacın, Kıyıda Anayasa'nın yürürlüğe girmesinden

önce hukuka uygun olarak kazanılmış hakları korumak ve kıyıları kamuya açık

tutmak ve herkesin bu yerlerden yararlanması imkan ve şartlarının mevcut olduğu

alanlar haline getirmek olduğu görülmektedir. Ancak 43. maddenin son fıkrası

gereği bu alanların, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu

yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenecektir. 43. maddede bu

yerlerden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği belirtildiğine

göre buradaki yararlanmanın, kıyının ortak kullanımını sağlayıcı ve

kolaylaştırıcı olması, yararlanma tesis kurma biçiminde ise, bu tesislerin

kamuya açık veya kamu yararını gerçekleştirmeğe yönelik bulunması zorunludur.

Bu itibarla son fıkra ile yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiç bir

şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek ya da doğal niteliği

itibariyle kamu malı olan bu' yerler özel mülkiyete konu olacak veya

dönüştürülecek biçimde kullanılamaz.

İptali istenilen 6. maddede yapımı öngörülen tesisler üç grupta toplanmıştır : Birinci fıkrada yer alan ilk grubu, '...deniz, tabii ve suni göl ve akarsuların kamu yararına kullanımını kolaylaştırmak veya kıyıyı korumak amacına yönelik olan yapı ve tesisler' oluşturmaktadır. Bu gruba giren iskele, liman yapıları; dalgakıran, rıhtım, dayanma duvarı, kayıkhane, çekek yeri, köprü, menfez, fener, dalyan, teknik alt yapı ve tesisleri gibi kıyının, kamu yararına kullanımını kolaylaştırmak veya Kıyıyı korumak amacına yönelik yapı ve tesislerin, kıyıda yapılmasının, Anayasa'nın 43. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

İkinci grup yapı ve tesisler; 'faaliyetlerinin özellikleri gereği

tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı sanayi tesisleri, gemi sökme

yeri ve sair kıyıda yapılması zorunlu tesislerdir'. Bunlardan tersane, gemi

sökme yeri ve su ürünlerine d,ayalı sanayi tesislerinin, kıyıda yapılması

zorunlu tesislerden olduğu açıktır. Fabrika ve santral gibi tesislere gelince;

faaliyetleri gereği kıyıda yapılması zorunlu olma koşuluna bağlı tutulduğuna

göre, bunların, bu nitelikleri taşıması halinde kıyıda yapılabilecekleri

tabiidir. Ancak bu maddede sayılan koşullardan hiç birine bağlı tutulmadan

eğitim, spor veya turizm amaçlı tesisler yapılmasına olanak tanıyan hüküm

Anayasa'nın 43. maddesine aykırı görülmüştür.

Anılan 43. maddenin birinci fıkrasında, 'Devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğu' belirtilen, böylece kamu malı olduğu vurgulanan ve

doğal niteliği itibariyle herkesin ortak kullanımına açık bulundurulması

gereken kıyıda, öncelikle kamu yararının gözetildiğine ilişkin ilkenin

gerçekleşebilmesi ancak genelde yapı yasağı getirilmesine bağlı bulunmaktadır.

Böyle olunca, kanun koyucunun 'Kıyıda yapı' başlığı taşıyan inceleme konusu 6.

maddede, açık bir biçimde 'kamu yararı'nın öncelikle gözetilmesi bakımından,

kural olarak kıyıda, yapı yasağına yer verilmesi ve bu kurala istisna olarak

'deniz, tabii ve sunî göl ve akarsu kıyılarının, kamu yararına kullanımını

kolaylaştırmak veya kıyıyı korumak amacına yönelik yapı ve tesisleri ve ayrıca

kıyıda yapılması zorunlu kamu yararlı yapı ve tesisleri belirlemesi; öte yandan

bu tesislerin yapım koşul ve usulleri ile bu yerlerden yararlanma imkan ve

şartlarını açıklığa kavuşturması gerekirdi.

3086 sayılı Kanunun 6. maddesinin son fıkrasında ise; kıyılarda

'kamu önceliği olan yerler dışında' kalan alanlardan da söz edilerek bu

yerlerde plan kararları ile özel yapılanmalara izin verilebileceğine işaret

olunmaktadır. Anayasa'nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında kıyılarla sahil

şeritlerinden yararlanmada 'öncelikle kamu yararı gözetilir' denildiğine göre,

kıyılardan yararlanmada, kimi kıyı kesimlerini 'kamu yararı önceliği' dışında

bırakacak şekilde kamu önceliği olan, olmayan yer ayırımının yapılması

olanaksızdır. Kaldıki, sözü edilen maddenin birinci fıkrasında 'devletin hüküm

ve tasarrufu altında' olduğu belirtilen kıyıda özel yapılanmalara izin

verilmesi, doğal niteliği bakımından herkesin ortak kullanımına açık

bulundurulması gereken bir alanda, Anayasal ilkenin de ortadan kaldırılması

sonucunu doğurur.

Yukarıda belirtildiği gibi; bu eksikler Anayasa'nın buyruğuna uygun bir düzenlemenin yapılmadığını göstermektedir. Böylece anayasal zorunluğu ortadan kaldıran ve öngörülen sonuçların sağlanmasını engelleyen nitelikteki bu eksiklikler Anayasa'ya aykırılığı oluşturmaktadır.

İnceleme konusu 6. madde bu nedenlerle Anayasa'ya aykırı bulunmuştur.

4 - 9. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

3086 sayılı Kanunun 9. maddesinde 'sahil şeridi; kıyı kenar

çizgisinden itibaren kara yönünden imar planı olan yerlerde 10 metreden, diğer

yerlerde 30 metreden az olamaz.' hükmü yer almaktadır. Bu hüküm içeriği

itibariyle 4. maddede açıklanan 'sahil şeridi' tanımının yinelenmesi

niteliğinde olup, yeni bir kural getirmemektedir. Halbuki Anayasa'nın 43.

maddesinin ikinci fıkrasında, 'deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve

göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada' öncelikle kamu

yararının gözetileceği ve son fıkrasında ise, 'kıyılarla sahil şeritlerinin,

kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan

ve şartlarının kanunla düzenleneceği' belirtilmiştir. Maddenin tüm fıkraları

birlikte değerlendirildiğinde; sahil şeritlerinin kıyılar gibi 'Devletin hüküm

ve tasarrufu altında' bulunmamakla beraber, kıyılardan yararlanmanın sadece

kıyı alanının belirlenmesi ve korunması ile sağlanamayacağı ve kıyıya bitişik

ve onu izleyen sahil şeritlerinde de 'kamu yararının öncelikle gözetilmesi' ile

bu amacın gerçekleşebileceğinin kabul edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Öte

yandan Kıyıların devamı olan sahil şeritlerinden yararlanma ye kullanma

yönünden kıyılarda olduğu gibi kamu yararının gözetileceği belirtildiğine göre,

sadece Anayasa'nın 43/1. maddesi kapsamına alınmayan sahil şeritlerinin özel

mülkiyete konu olabilmesine karşın, bu yerlerde de kıyılardan yararlanılmasını

ve tabii servet ve kaynak değerinin korunmasını sağlayıcı ve özel yapılanmaları

sınırlayıcı önlemlerin belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim, daha önce

yürürlükte olan yönetmelikte, bu husus açıkça 'Deniz ve göl kenarlarında kara

yönünde en az 100 metre genişlikteki kuşak (şerit) içinde toplumun

yararlanmasına ayrılmayan yapı yapılamaz.' biçimindeki kuralla düzenlenmiştir

(Madde 1.08).

Yasa koyucu ise, sahil şeritleri ile ilgili olarak sadece bu yerlerin derinliğini belirtmekle yetinmiş, bu yerlerden yararlanmada öncelikle kamu yararının nasıl gözetileceği ve kişilerin sahil şeritlerinden yararlanma imkan ve şartlarını saptamamıştır.

İnceleme konusu 9. maddedeki bu eksiklikler 6. madde dolayısıyle açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 43. maddesine aykırı görülmüştür.

Muammer Turan ve Selahattin Metin bu görüşe katılmamışlardır.

5 - 12. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Bu madde, '6 ncı madde hükümlerine göre kıyıda yapılacak yapılar için Maliye ve Gümrük Bakanlığınca gerekli tahsis belgesi verilir.

Yapı ruhsatı verilmesinde ayrıca tapu aranmaz.

Ancak, tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı sanayi tesisi, gemi sökme yerleri gibi kıyıda yapılması zorunlu tesisler için kullanılan ve kıyıda kalan arazi Hazine adına tapuya tescil edilir' hükmünü içermektedir.

Maddenin birinci fıkrasında, 6. madde uyarınca yapılacak yapılar

için Maliye ve Gümrük Bakanlığınca bir tahsis belgesi verileceği

belirtilmektedir. Bu fıkra ile Anayasa'nın 43/1. maddesine göre 'devletin hüküm

ve tasarrufu altında' bulunan Kıyılarda, yapı yapılması, tahsis belgesinin

verilmesi koşuluna bağlanmakla, kıyıların korunmasına yönelik önlemlerin

alınmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yapı ruhsatı verilmesinde ayrıca tapu

aranmayacağına ilişkin fıkra hükmü, kıyının özel mülkiyete konu olamayacağının

doğal bir sonucudur. Üçüncü fıkrada yer alan kıyıda yapılacak kimi tesisler için

kullanılan ve kıyıda kalan arazinin hazine adına tapuya tescilini öngören hüküm

bu arazinin hazinenin mülkiyetine geçeceği anlamını taşımaz.

Bu nedenlerle söz konusu madde düzenlemesinde Anayasa'ya aykırı bir yön görülmemiştir.

Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mahmut C. Cuhruk ve Adnan Kükner, 'Maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.

6- 13. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

3086 sayılı Kanunun 13. maddesinde; 'Sahil şeridinde toplumun yararlanmasına ayrılan yerlerde yapılanma izni verilebilmesi için bu niteliğin tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesi mecburidir.' denilmektedir. Bu hükümden sahil şeridinde toplumun yararlanması, için bazı yerlerin ayrılacağı ve bu niteliği tapu kütüğüne işlenmek koşuluyla anılan yerlerde yapılanmaya izin verilebileceği anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 43. maddesi ise, derinliği yasa koyucu tarafından saptanacak sahil şeridinin tümünde, kıyı alanında olduğu gibi kamuya öncelik tanımaktadır. Bu düzenleme Anayasa ile uyum içinde bulunmamaktadır. Zira, Anayasa'nın, sözü edilen maddesindeki kesin buyruğa uyulmayarak sahil şeridinin tümünde kamuya öncelik tanıyan ilke ortadan kaldırılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle 3086 sayılı Kanunun 13. maddesinin, Anayasa'nın 43. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

7- 17. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Anayasa'nın 124. maddesi Bakanlıklara, kanunların ve tüzüklerin uygulanmalarını sağlamak üzere yönetmelik çıkarma yetkisi tanıdığına göre, bu maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığı açıktır.

8- Geçici 2. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Geçici 2. maddede, '1972 yılından önce Kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Birinci fıkrada sözü edilen yapılara eklenti yapılamaz. Ancak bu yapıların herhangi bir sebeple yıkılması halinde 6 ncı madde hükümlerine göre yapılanmaya izin verilir.

Kıyı ve sahil şeridinde Hazineye ait arazi ve arsalar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerinde gerçek ve tüzel kişiler tarafından 1 Ekim 1983 tarihinden önce izinsiz ve kaçak olarak inşa edilen liman, iskele, rıhtım, balıkçı barınağı ve dayanma duvarları gibi kıyıda bulunması zorunlu tesisler ile sanayi ve turizm tesislerinden ilgili Bakanlıklarca millî ekonomiye katkısı veya kamu yararı olduğu kararlaştırılanlar hakkında 12 nci madde hükümleri uygulanır. Bu arsa ve araziler, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca, kullananlara veya tesis sahiplerine kiraya verilebilir...' denilmektedir.

Görüldüğü gibi, maddenin birinci fıkrasında iki tür yapılanma

Yasanın kapsamı dışında tutulmuştur. Bunlardan ilki, 1972 yılından önce kıyıda

doğmuş özel mülkiyete konu yapılar, ikincisi, Kanunun yürürlüğe girdiği

tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılardır.

Bunlardan birinci gruba giren yapılarda mevzuata ve im,ar planına uygun olma

koşulu aranmadığına göre, bununla kıyıda .1972 yılından önce mevzuata aykırı

olarak yapılan yapıların kastedildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kıyı

konusunda da bazı hükümler getiren 11/7/1972 günlü, 1605 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girdiği 1972 yılından önce kıyıda kaçak olarak yapılmış olan yapılar

bu hükmün kapsamına girmektedir. Kanunun 4. maddesi incelenirken belirtildiği

gibi Anayasa'nın 43/1. maddesindeki 'Kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu

altında olduğu'nu belirleyen hükmü karşısında, özel mülkiyete konu olamayan

kıyıda, 1972 yılından önce mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar yönünden

'kazanılmış hakların saklı tutulacağı kuralı uygulanamaz. Çünkü yasalara aykırı

durumlara dayanılarak kazanılmış hak iddiasında bulunulamayacağı, hukukun temel

ilkelerinden birini teşkil etmektedir. Yine 6. maddenin incelenmesi sırasında,

Anayasa koyucunun kıyıda kamu yararı yanında, kişilerin de bazı haklarının

bulunduğu gerçeğini gözönünde tutarak, kamu yararı ile kişi haklarını

bağdaştırmaya çalıştığı ve sonuçta bu madde ile ulaşılmak istenen amacın,

kıyıda mevzuata ve hukuka uygun olarak kazanılmış hakları korumakla birlikte

kıyıları kamuya açmak olduğu belirtilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.' biçimindeki kural ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş, ikinci ve üçüncü fıkralardaki hükümlerde de, kazanılmış bir kısım haklar dikkate alınarak, bazı koşulların mevcudiyeti halinde ilgililere bu yapı ve tesislerden yararlanma imkanının idarece verilebileceği kabul edilmiştir.

Dava konusu Geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan '1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile...' biçimindeki ibarenin kıyıda, mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar için 3086 sayılı Kanunun uygulanmayacağı belirtilmek suretiyle kazanılmış hakların korunacağı kuralından yararlanmaları olanağı bulunmayan yapılar için bu hakkın tanınmış olması Anayasa'nın 43. maddesine aykırı düşmektedir.

Açıklanan nedenlerle, 3086 sayılı Kanun'un 5., 12., 17. maddeleriyle Geçici 2. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ve birinci fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz' biçimindeki ibare Anayasa'ya aykırı olmadığından iptal davasının bu maddeler ve hükümlere yönelik kısımları red edilmeli; 4., 6., 9.. 13. maddeleriyle Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan '1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile,' biçimindeki ibare Anayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmelidir.

Bu durum karşısında Kanunun öteki hükümlerinin uygulanma olanağı kalmayacağından 10/11/1983 günlü, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun tümünün iptaline karar verilmelidir.

Anayasa'nın 43. maddesine göre deniz, göl ve akarsu kıyılarından

ve kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanma, ayrıca tabii servet ve

kaynak değerlerinin korunması ile ilgili önlem ve koşullar ancak kanunla

gösterilebilir. 3086 sayılı Kanun tümüyle iptal edilince; ancak yasama yoluyla

doldurulabilecek bir boşluk oluşacaktır. İptal hükmünün bu Kanun yönünden Resmî

Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmesi halinde, Kanun o tarihte

yürürlükten kalkacak ve yeni kanun çıkıncaya dek 'Devletin hüküm ve tasarrufu

altında' bulunan kıyılarla, bu kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinde kamu

yararının gözetilmesi sorunu ortada ve açıkta kalacaktır. Onun için,

Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ve 2949 sayılı Kanunun 153.

maddesinin dördüncü fıkrası hükümleri uyarınca iptal hükmünün, yürürlüğe

gireceği tarih ayrıca kararlaştırılmalıdır. İşin bu niteliği ve özelliği

itibariyle iptal hükmünün; kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten

başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun olacaktır.

Muammer Turan, 'Süre verilmesine yer olmadığın1', Yekta Güngör Özden 'Üç ay süre verilmesi gerektiğini' öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

V- SONUÇ

27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun,

1- 4. maddesinin kıyı kenar çizgisi ve kıyı tanımlarının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin ve Servet Tüzün'ün karşıoyları ve oyçokluğuyla;

2- 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine; Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Selahattin Metin ve Mahmut C. Cuhruk'un (Son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu) yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;

3- 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, oybirliğiyle;

4- 9. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Muammer Turan ve Selahattin Metin'in karşıoyları ve oyçokluğuyla;

5- 12. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine, Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mahmut C. Cuhruk ve Adnan Kükner'in (Maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu) yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;

6- 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, oybirliğiyle;

7- 17. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine, oybirliğiyle;

8- Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan '1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile...' biçimindeki ibarenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, oybirliğiyle;

9- Kanun'un 4. maddesinin 'kıyı kenar çizgisi' ve 'kıyı' tanımları ile, 6., 9. ve 13. maddelerinin iptali karşısında Kanun'un öteki hükümlerinin uygulanma kabiliyeti kalmadığından 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Kanun'un tümünün iptaline, oybirliğiyle;

10 - 2949 sayılı Kanun'un 53. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince iptal hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, Muammer Turan'ın (Süre verilmesine yer olmadığı), Yekta Güngör Özden'in (Üç ay süre verilmesi gerektiği) yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;

25/2/1986 gününde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesinde, kıyı kenar çizgisinin, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsularda kıyı çizgisinden sonra kara yönünde devam eden, su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, taşlık; sazlık ve bataklık alanın tabii sınırını; kıyı'nın ise, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı ifade ettiği belirtilmiştir.

Tanımda yer alan esaslı unsur, su hareketlerinin oluşturmasıdır. Tanım, tahdidî değil beyanidir.

Çoğunluk, maddenin T.B.M.M. de görüşülmesi sırasında 'kayalıkların' metne eklenmesini isteyen bir önergenin reddedilmiş olmasını, kararın dayanaklarından biri olarak göstermiştir. Meclis müzakerelerinden, gerekçelerden kanunun manasını tayin konusunda yararlanmak tabii ise de, önemli olan metin halinde ortaya çıkan 'irade'dir.

Bu iradenin saptanması ise, belli bir hüküm incelenerek değil, kanunun tümünü dikkate almakla mümkün olabilir.

Kanun'un 5. maddesinde, 'Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.' diyen ve özellikle kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışması ve bu suretle kıyının fiilen ortadan kalkmış olması durumunda itibarî bir derinlik öngören kanun koyucunun, kayalıkları kıyı kavramı dışında bırakmak istemesi olanaksızdır.

Öte yandan, kanunların Anayasa'ya aykırılığı değil, uygunluğu esastır. Başka bir söyleyişle, kanunlar, Anayasa'ya uygunluk karinesinden yararlanırlar. Bu itibarla, Anayasa'ya uygun yorum yapmak olanağı mevcut olduğunda iptal kararı vermekten kaçınmak bu anlayışın tabii bir sonucu olmak gerekir.

Bu nedenlerle, kıyı kenar çizgisi ve kıyı tanımlarında, kayalık sözcüğüne yer verilmemiş olmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan

H. Semih ÖZMERT

Başkanvekili

Orhan

ONAR

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Muammer

TURAN

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Selahattin

METİN

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mahmut

C. CUHRUK

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

Adnan

KÜKNER

KARŞIOY YAZISI

1- Denizlerin, göllerin ve akarsuların, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan 'kıyı çizgisi'ni doğal olayların etkisiyle aşarak bitişiğindeki kara kesimine doğru sürekli ilerleyip çekilmesinin bu kesimde zamanla değişikliklere neden olduğu bilinmektedir.

Dik kayalıklarla falezli kıyılarda çarpma, yükselme ve serpinti; alçak ve plajlı kıyılarda ise ilerleme ve yayılma biçiminde gerçekleşen su hareketlerinin, 'Kıyı çizgisi' nden itibaren kara yönünde aşındırma ve biriktirme sonucunda oluşturduğu alanlara 'kıyı' denilmektedir. Başka bir anlatımla 'kıyı', 'kıyı çizgisi' ile 'kıyı çizgisi'nden sonra kara yönünde devam eden, su hareketlerinin oluşturduğu alanların doğal sınırını belirleyen 'kıyı kenar çizgisi' arasındaki alanı ifade etmektedir. 'Kıyı kenar çizgisi', böylece, karaya doğru 'kıyı' nın üst sınırını belirlerken kültür arazisinin de alt sınırını belirlemiş olmaktadır.

Su hareketlerinin şekillendirici etkilerinin ürünü olan bahis konusu oluşum, 'kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık, bataklık' alanlar yanında, su hareketlerinin oluşturduğu kayalık alanlar ile 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 'Tanımlar' başlığını taşıyan 4. maddesindeki 'kıyı kenar çizgisi' ve 'kıyı' tanımlarında yer almayan öteki alanları da kapsamaktadır.

Dalgaların en fazla erişebildiği, med ve cezirlerde suların en son

ulaşabildiği yerlerle sınırlı kıyı alanlarını oluşturup biçimlendiren temel

etken, 3086 sayılı Kanun'un dava konusu 4. maddesinin içerdiği tanımlara göre

de 'su hareketleri'dir. 'Kıyı kenar çizgisi' ve 'kıyı' tanımlarının temel

öğeleri gözden uzak tutulmadığı takdirde ,anılan maddede sayılan yerleri tadadi

olarak anlamamak bu yönden Kanun koyucunun amacına da uygun düşen en doğru, en

sağlıklı yorum yöntemi olacaktır. Bu nedenle ve 4. maddenin söz konusu

tanımlarla ilgili açık içeriği karşısında, doğrudan su hareketleri sonucunda

oluştuğu halde, bu tanımlarda sözü geçmeyen alanların, örneğin kayalıkların

doğal sınırının 'Kıyı kenar çizgisi'; 'kıyı çizgisi' ile 'Kıyı kenar çizgisi'

arasında kalan bu nitelikteki alanların da 'kıyı' sayılmasına kanımızca yasal

engel bulunmamaktadır.

2- 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 'Genel esaslar' başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne göre; kıyıda ve sahil şeridinde plan lama ve uygulama yapılabilmesi, öncelikle 'kıyı kenar çizgisi'nin tespitini zorunlu kılmaktadır.

Uzman elemanların yer aldığı yetkili komisyonlar tarafından yerinde yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda 'kıyı kenar çizgisi' nin usulünce saptanmasını takiben, durumun, varsa tasdikli imar planına, yoksa o yerin halihazır haritasına işlendiği, işlenmesi gerektiği bilinen bir keyfiyettir. Böylece saptanan 'kıyı kenar çizgisi' esas alınarak, bu çizgiden itibaren kara yönünde devam eden 'sahil şeridi' belirlenmekte ve ancak sözü edilen işlemlerin tamamlanmasından sonra buralarda yapılanmaya izin verilebilmektedir.

'Kıyı kenar çizgisi' yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlendikten ve buna göre o bölge yapılanmaya açıklıktan sonra, plan kararı ile de olsa, doldurulan ya da tahkimat yapılan kıyıda meydana gelen değişiklik sebebiyle 'kıyı kenar çizgisi'nin yeniden tespiti yoluna gidilmesi, buralarda usulsüz yapılanmalara yol açacak veya daha önce yapılanların korunması zorunluluğunu doğuracaktır.

Kaldı ki, deniz, göl ve akarsuların uzantısı ve buralardan yararlanma bakımından vazgeçilmez bir unsur olan kıyılardaki değişiklikten dolayı 'Kıyı kenar çizgisi'nin yeniden saptanması, daha önce 'kıyı' kapsamı içinde kalan ve bu nedenle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kimi alanların bu güvenceden yoksun kalmasına ve zaman içinde özel mülkiyete dönüşmesine de sebep olabilecektir.

Kamu yararının gerektirdiği durumlarda, kıyılarda, doldurmaya ve tahkimat yapılmasına elbette olanak tanınmalıdır. Ancak, bu olgunun, yöntemine uygun olarak daha önce belirlenen ve su hareketlerinin oluşturduğu alanın doğal sınırını teşkil eden 'kıyı kenar çizgisi'nin yeniden saptanmasını zorunlu kılmaması da gereklidir. Doldurulmak ve tahkimat yapılmak suretiyle yapay olarak kıyıda meydana getirilen değişiklik, onun doğal yapısını, görüntüsünü, su hareketlerinin ürünü olan alanların doğal sınırlarını etkilememelidir.

3086 sayılı Kanun'un 5. maddesinin son fıkrasında yer alan zorunluluk, belirtilen nedenlerle, önceki saptamalara göre oluşturulan yapılanmaları ister istemez etkileyecek, yasal olmayan yapılanmaların korunmasını gerektirecek ve sonunda kıyının doldurulması ve tahkimat yapılması amacıyla kamu yararına dayanılarak gerçekleştirilen plan kararlarını geçersiz kılacaktır.

Ortaya konan olumsuzlukların ve doğuracağından kuşku duyulan sonuçların Anayasa'nın 43. maddesiyle bağdaştırılması bu itibarla olanaksızdır.

3- Kıyı Kanunu'nun 'Kıyıda yapılanma ve izin belgesi' başlığını taşıyan 12. maddesinin son fıkrası; tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı sanayi kuruluşu, gemi sökme yerleri gibi kıyıda yapılması zorunlu tesisler için kullanılan ve kıyıda kalan arazinin Hazine adına tapuya tescil edileceğini öngörmektedir.

Kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu

belirleyen Anayasa'nın 43. maddesinin birinci fıkrasının açık ve kesin

ifadesine ve bu hükmün tartışmasız kabul edilmesi gereken anlam ve kapsamına,

Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin mülkiyet konusu

yapılamayacağı doğrultusundaki 16/2/1965 günlü, E: 1963/126 ve K: 1965/7 sayılı

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen, 3086 sayılı Kanunun 12. maddesinin son

fıkrası; kıyıda yapılması zorunlu tesislerin konumlandığı kıyı alanlarında özel

mülkiyete olanak tanımakta, bu alanları, Devletin hüküm ve tasarrufundan

çıkarmak ve Devletin mülkiyetine geçirmek suretiyle Medenî Kanun hükümlerine

bağlı özel mülkiyet düzeninin kapsamı içine sokmaktadır.

12. maddenin anılan fıkrası, bu bakımdan, niteliği itibariyle özel mülkiyete konu olmaması ve kesinlikle Devletin eli altında tutulması gereken kimi Kıyı kesimlerinin, özel mülkiyet statüsü içinde, sürekli olarak el değiştirmesine elverişli bir durum ve ortam yaratmış olmaktadır.

3086 sayılı Kanunun 12. maddesinin son fıkrası hükmünün, bu yönden, Anayasa'nın 43. maddesinin bütünü ve özellikle birinci fıkrası ile uyum içinde bulunmadığı açıkça gözlenmektedir.

27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesinin 'kıyı kenar çizgisi' ve 'kıyı tanımlarının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline; 5. ve 12. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal istemlerinin reddine ilişkin olarak 25/2/1986 gününde oyçokluğu ile verilen karara, 2949 sayılı Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Kanunun tümünün ve tabii 5. ve 12. maddelerinin son fıkralarının iptali cihetine gidilmiş olmasına rağmen, yukarıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.

Başkanvekili

Orhan

ONAR

KARŞIOY GEREKÇEM

27/11/1984 günlü, 3086 no.lu Kıyı Kanunu'nun, sonuçta tümü iptal edilmekle birlikte, maddelerin görüşülmesi sırasında kullandığım karşıoyun gerekçesini aşağıda belirtiyorum :

1- Yasa'nın, 'kıyı kenar çizgisi'nin saptanmasına ve uygulamaya ilişkin esasları belirleyen 5. maddesinin son fıkrası gelişigüzel girişimlere olanak verecek biçimdedir. Plan kararı ile doldurulan ve sağlamlaştırılan kıyıdaki durum değişiklikleri nedeniyle saptama önceki doğal alanla birlikte belirsizlik getirmektedir. Kuralsız, (keyfî) uygulamalara yol açacak bu düzenleme, doldurma ile yer kazanmaya yönelik çabaları da kışkırtacaktır. Fıkrayı Anayasa'nın 43. maddesine uygun bulmak güçtür.

2- Yasanın 'kıyıda yapılanma ve izin belgesi' başlıklı 12.

maddesinin son fıkrası, tapu aranmasına gerek olmadan kullanımının sürdürmesini

kolaylaştıran önceki fıkralara ek olarak, özel mülk iyeliği (sahipliği) ne

geçiş olanağı getirmektedir. Kıyıda yapılması zorunlu tersane, fabrika,

santral, su ürünlerine dayalı sanayi kuruluşu (tesisleri), gemi sökme yerleri

için kullanılan ve kıyıda kalan 'arazi'nin Hazine adına tescil edileceğini

öngörmek Anayasa'nın 43. maddesine aykırıdır. Anılan 43. madde ile 'Devletin

hüküm ve tasarrufu altına' sokulan kıyıların Devletin özel mülkiyetine

geçirilmesi, böylece özel hukuk kurallarına bağlı tutulması sakıncalıdır. Özde

Devletin olan arazinin Devletin özel mülkiyetine geçirilmesi gereksiz olduğu

gibi bu yolla özel hukuk kişilerine devir kapısı da açılmaktadır. Kamu malı

kavramı ile uyuşmazlık açık-seçik ortadadır. Somut, elle tutulur biçimde bir

terslik vardır. Özel kişilere satışı önleyen bir kurala yer verilmemekle,

devir-satış engelleri de kaldırılmıştır. Kıyının kamu malı olmasından ileri

gelen hüküm ve sonuçlarla; kıyının ancak bir kamu tüzel kişiliğine ait olması

aktarma (devir) ve başkası üstüne çevirme (ferağ) yapılamaması, olağanüstü

zamanaşımı ile iyeliğinin (mülkiyetinin) kazanılamaması, bina yapımı yoluyla

iyelik kurulamaması, haczedilememesi, tapu sicili kurallarına bağlı olmaması,

özel korunmaya bağlı olması gibi; iptal konusu düzenleme arasında ilişki

kalmamıştır. Öğretideki görüşlerle yargı kararları da, kıyının kamu malı

olmasına bağlı özellikler konusunda savımı doğrulamaktadır. Devletle, kıyıda,

maddede sayılan kuruluşları yapacaklar arasındaki ilişkinin içeriği ve süresi

de belirsizdir. İlişki, aynî hakka dayalı ise (yapımı ya da yararlanma varsa)

bunun tapuya tescili gerekecek, bina sözleşmesi gibi olacaksa tescil

zorunluluğu bulunmayacaktır. 28/1/1970 günlü Resmî Gazete'de yayımlanan

Bakanlar Kurulu kararı değiştirilerek satım kapısı açılabilir. Yasal güvence

bulmadıkça, aksine Devlet egemenliğinden koparıldıkça yasa, Anayasa katında

savunulamaz. Aykırı yapım ve yerleşimlere, elatmalara olur verilemez.

3 - Yürütme organı, kimi yasaları çok kısa sürede yasama organından geçirip yürürlüğe sokturmaktadır. Konunun önemi karşısında 3 ay yeterli, fazla bile sayılacak bir süredir. Yeni yasa için 3 aydan fazla süre verilmesine karşıyım.

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

KARŞIOY YAZISI

27/11/1984 günlü ve 3086 sayılı Kıyı Kanunu, Anayasa Mahkemesince, Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilmiştir.

Anayasa (153 üncü maddesinde) 'Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri(nin), iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkmasını esas kabul etmiş; istisnaen : Gereken hallerde, Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.' demiştir.

Hukuken, kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması temel kuraldır. Bu temel kural, metin olarak, önceki Anayasalara açıkça girmediği zamanlarda da, hemen bütün hukuk nazariyatçı ve tatbikatçıları tarafından belirtilip savunulagelmiştir.

Geçmişe nazaran, bugün, sosyal ve ekonomik önemi çok daha artması sebebiyle, kıyılar ve sahil şeritleri hakkında, yeni Anayasanın 43 üncü maddesine, özel olarak, oldukça ayrıntılı hükümler konulmuştur.

Ayrıca Türk Kanunu Medenisi'nin 641 ve 912 nci maddelerinde, kıyılar ve sahil şeritlerine de tatbik edilecek hükümler vardır.

Bu durum ve hükümler karşısında, Anayasa'ya aykırılığı kesinleşmiş kanun kurallarının, bir süre daha uygulanmasına imkan tanımak yerine, onları bir an önce yürürlükten kaldırıp Türkiye Büyük Millet Meclisince yeni bir kıyı kanunu çıkarılıncaya kadar, Anayasa'nın 11 ve 177/e maddelerine göre, doğrudan Anayasa hükümleri, diğer mevzuat ve hukukun temel. kurallarının uygulanmasını sağlamak gerektiği düşüncesiyle; iptal edilen Kıyı Kanununun altı ay daha yürürlükte kalması yolundaki çoğunluk kararına karşıyım.

Üye

Yekta Güngör ÖZDEN

KARŞIOY YAZISI

27/11/1984 tarihli ve 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesinde 'Kıyı Kenar Çizgisi : Deniz, tabii ve sun'î göl ve akarsularda kıyı çizgisinden sonra kara yönünde devam eden, su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık, bataklık alanın tabii sınırını,

Kıyı : Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı... ifade eder' denilmektedir.

Bu tarihlerden, deniz göl. ve akarsuların kayalarla çevrilmiş olduğu yerlerde, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan bir kıyı şeridi öngörülmediği; bu gibi yerlerde, halk arasında 'leb-i derya' denilen, suyun hemen kenarında özel yapılanmalara imkan tanındığı sonucu çıkarılabilirse de; aynı maddede yer alan ve mevzuatımıza yeni getirilen 'Dar Kıyı' tarifi ile Kanun'un 10. maddesine 'Dar Kıyı' ile ilgili olarak konulan hüküm böyle bir endişeyi giderecek mahiyettedir.

Kıyı Kanunu'nun sözü geçen 4. maddesinde, 'Dar Kıyın deyimi' nin 'Kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışmasını' ifade ettiği belirtilmiş, 10. maddesinde ise, 'Kıyı kenar çizgisinin tesbitinde kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışması ve bu suretle kıyının fiilen ortadan kalkmış olması durumunda, sahil şeridinde yapılacak toplumun yararlanmasına ayrılan yapıların kıyı çizgisine en fazla yaklaşma mesafeleri 9 uncu maddeye aykırı olamaz' denilmiştir.

Bu ifadelerden, kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakıştığı kayalık bölgelerde, toplumun yararlanmasına ayrılan yapıların dahi, atıfta bulunan 9. maddedeki ölçülere göre, Kıyı çizgisine, imar planı olan yerlerde 10 metreden, diğer yerlerde 30 metreden fazla yaklaştırılamayacağı anlaşılmaktadır.

Sözü edilen 10. maddenin gerekçesinde de 'Kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışması durumunda, kıyının derinliği düzenlenmektedir' denilmek suretiyle, Kanun'un kayalık yerlerde dahi bir kıyı derinliği öngördüğü ifade edilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalar, Kanun'un 4. maddesindeki 'Kıyı Kenar Çizgisi' tarifine 'kumluk, çakıllık, taşlık, bataklık kelimelerinden sonra 'kayalık' kelimesinin eklenmemiş olmasından doğabilecek mahzurları ortadan kaldırmaktadır.

Bu durum karşısında, Kıyı Kanunu'nun 4. maddesinde yer alan 'Kıyı' ve 'Kıyı Kenar Çizgisi' tariflerinin, 'Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır diyen Anayasa hükmüne aykırı olmadığını düşündüğümden, aksi yönde oluşmuş bulunan çoğunluk kararının sözü geçen tariflerle ilgili kısmına katılmıyorum.

Üye

Muammer

TURAN

KARŞIOY YAZISI

1- 27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun dava konusu edilen 9. maddesi, sahil şeridinin, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde en az ne kadar mesafeye kadar uzayacağını, diğer bir deyimle sahil şeridi genişliğinin en az ne olması lazım geldiğini belirtmektedir. Buna göre imar planı olan yerlerde bu genişlik 10 metre= den, diğer yerlerde 30 metreden az olamayacaktır. Plana dahil yerler açısından eğer gerekiyorsa veya plan dışı yerler için sahil şeridinin kullanımı bakımından zorunluluk varsa, bu asgari genişliğin daha da artırılması elbette mümkün olabilecektir. Bu bakımdan Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamaz.

Diğer taraftan, çoğunluk kararında sahil şeridinden yararlanmada

öncelikle kamu yararının nasıl gözetileceği ve kişilerin sahil şeridinden

yararlanmasının imkan ve şartları gösterilmemiştir denilmekte ve bu nedene

dayanılarak maddenin Anayasa'ya aykırılığının kabul edildiği görülmektedir.

Oysa bu husus yasanın bünyesinde yer alan diğer maddelerde yeterli veya

yetersiz, düzenlenmiş bulunmaktadır. Örneğin 5. maddesinde 'Kıyı ve sahil

şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir', 11. maddesinde

'Kıyıda ve sahil şeridindeki planlar bu Kanun hükümlerine aykırı olamaz' ve

özellikle 13. maddesinde 'Sahil şeridinde toplumun yararlanmasına ayrılan

yerlerde yapılanma izni verilebilmesi için bu niteliğin tapu kütüğünün beyanlar

hanesine işlenmesi mecburidir.' denilerek sahil şeridinin kullanımı ile ilgili,

gerekli düzenleme yapılmak istenmiştir.

Bu tanzim şekli, Anayasa açısından eksik veya yetersiz görülebilir. Nitekim sahil şeridinin kullanımıyla ilgili kuralları içeren 13. madde, bu düzenleme biçimiyle Anayasa'ya aykırı görülerek iptal edilmiştir.

Sahil şeridinden yararlanmanın imkan ve şartları da, sahil şeridinin yalnız en az genişliğini belirleyen maddesinde yer almalıdır denilemez. Çünkü kanun yapma tekniği açısından bir konu, bir madde yerine bir kaç maddede tertiplenebilir ve bu hal Anayasa'ya aykırılık teşkil etmez.

Bu nedenle çoğunluk kararına karşıyım.

2- 27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesinin, 'Kıyı kenar çizgisi' ile 'Kıyı' tanımlarına ve aynı Kanunun 5. maddesinin son fıkrasına yönelik çoğunluk kararına da, Sayın Necdet Darıcıoğlu'nun, Mahkememizin 1985/1 esasında kayıtlı, 1986/4 sayılı kararına ilişkin karşıoy yazısında açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.

Üye

Mehmet

ÇINARLI

KARŞIOY YAZISI

27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4. maddesi birinci fıkrasında, 'Kıyı Çizgisi'nin, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi, ikinci fıkrasında, 'kıyı kenar çizgisi'nin, deniz, tabii ve sunî göl ve akarsularda kıyı çizgisinden sonra kara yönünde devam eden, su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, sazlık ve bataklık alanın tabii sınırını ve üçüncü fıkrasında ise; 'kıyı'nın, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı ifade ettiği biçiminde belirtilmektedir.

Sözü edilen bu maddede yer alan kıyı çizgisi, kıyı kenar çizgisi

ve kıyı tanımları birlikte değerlendirildikte; kıyının, deniz, göl ve akarsu

kıyılarını çevreleyen ve buraların doğal yapısına uygun olarak uzunlamasına ve

derinlemesine olmak üzere iki boyutlu bir alanı kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu

alan, kıyının doğal yapısı gereği bazen kumluk, çakıllık, taşlık, sazlık,

bataklık gibi toprak parçasını ve bazen de kayalıkları kapsayacaktır. Bu duruma

göre, kıyıda yer alan kayalık kasımlarda da aynen toprak parçasında olduğu gibi

su hareketlerinin etkisi ile oluşan alan kıyı olarak kabul edilecektir. Öte

yandan Kanun'un 10. maddesi ile sadece dik falez biçimindeki kayalıkların

oluşturduğu dar kıyı durumlarında, sahil şeridi'nin saptanması için özel

düzenlemeye gidilmiş olması da kayalıkların kıyı kapsamı içinde yer aldığını

göstermektedir.

Çoğunluğun, bu konuya ilişkin görüşüne yukarıda açıkladığım nedenlerle katılmıyorum.

Üye

Selahattin

METİN

KARŞIOY YAZISI

Mahkememizin Esas : 1985/1 Karar : 1986/4 sayılı kararında : Sayın Necdet DARICIOĞLU'nun karşıoy yazısının 2. ve 3. paragraflarında belirtilen görüş ve gerekçeye katılıyorum.

Üye

Servet

TÜZÜN

KARŞIOY GEREKÇEM

27/11/1984 günlü, 3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun tümü sonuçta iptal edilmiş olmakla birlikte, 12. maddenin son fıkrasının görüşülmesi sırasında kullandığım karşıoy gerekçem şöyledir :

Anılan maddenin son fıkrasında 'Ancak, tersane, fabrika, santral,

su ürünlerine dayalı sanayi tesisi, gemi sökme yerleri gibi kıyıda yapılması

zorunlu tesisler için kullanılan ve kıyıda kalan arazi Hazine adına tapuya

tescil edilir.' hükmü yer almıştır. Görüldüğü gibi bu hükümle Anayasa'nın 43.

maddesi uyarınca Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıda yapılan

tesisler için kullanılan arazi Devletin özel mülkiyetine geçirilmekte, başka

bir deyişle Devletin hüküm ve tasarrufundan çıkarılarak özel hukuk hükümlerine

tabi tutulmaktadır. Bu durumun kıyının bir kamu malı olması kavramı ile

bağdaşmadığı açıktır. Kıyılar ancak, kamu tüzelkişisine ait olabilir. Bunlar

devir ve ferağ edilemez, tapu siciline bağlı tutulamaz. Medeni Kanun'un 912.

maddesine göre, kimsenin özel mülkiyetinde bulunmayan ve kamunun tasarrufuna

tahsis edilen taşınmazlar, onlarla ilgili tescili zorunlu bir aynî hak

olmadıkça, tescile tabi değildir. Bu hususta Yargıtay İçtihatları ve öğretide

kesin bir görüş birliği vardır.

Bu nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Üye

Mahmut

C. CUHRUK

Üye

Adnan

KÜKNER

Anayasa Mahkemesi, E. 1985/1, K. 1986/4, 25 Şubat 1986 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. İptal Davasının Konusu
  5. Iı- Metinler
  6. 'Başlangıç
  7. III - İlk İnceleme
  8. IV - Esasın İncelenmesi
  9. Karşıoy Yazısı
  10. Onar
  11. Darıcıoğlu
  12. Turan
  13. Çınarlı
  14. Metin
  15. Tüzün
  16. C. Cuhruk
  17. Şahin
  18. Kükner
  19. Karşıoy Yazısı
  20. Onar
  21. Karşıoy Gerekçem
  22. Darıcıoğlu
  23. Karşıoy Yazısı
  24. Karşıoy Yazısı
  25. Turan
  26. Karşıoy Yazısı
  27. Çınarlı
  28. Karşıoy Yazısı
  29. Metin
  30. Karşıoy Yazısı
  31. Tüzün
  32. Karşıoy Gerekçem
  33. C. Cuhruk
  34. Kükner
  35. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1985/1
Karar No
1986/4
Tarih
25 Şubat 1986

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1985/18 K.1986/7
  • AYM Norm Denetimi E.1985/16 K.1986/5
  • AYM Norm Denetimi E.1985/17 K.1986/6
  • AYM Norm Denetimi E.1985/32 K.1986/9
  • AYM Norm Denetimi E.1985/25 K.1986/8
  • AYM Norm Denetimi E.1985/30 K.1986/10

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.