İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1985/11 K.1986/29

yayımlanan 35.1986 günlü, 3194 Sayılı "İmar Kanunu"nun 8., 21., 22., 24., 25., 26., 27., 44., 46., 47., 48. maddeleri ile Geçici 5. ve 7. maddelerinin Anayasanın kimi maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi istemidir.

Esas1985/11Karar1986/29Tarih11 Aralık 1986Okuma86 dk · 17.267 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
11 Aralık 1986
Esas Sayısı
1985/11
Karar Sayısı
1986/29
Karar Günü
11.12.1986
R.G. Tarih-Sayı
18.04.1987-19435
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90 üyesi.
İptal davasının konusu
9.5.1986 günlü, 18749 Sayılı Resmî Gazete'de
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

17.267 kelime·86 dk okuma·52 bölüm

yayımlanan 35.1986 günlü, 3194 Sayılı "İmar Kanunu"nun 8., 21., 22., 24., 25., 26., 27., 44., 46., 47., 48. maddeleri ile Geçici 5. ve 7. maddelerinin Anayasanın kimi maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İptali istenen yasa kuralları :

351985 günlü, 3194 sayılı Kanunun 8., 21., 22., 24., 25., 26., 27., 44., 46., 47., 48. maddeleri ve Geçici 5. ve 7. maddeleri şöyledir :

"Madde 8- Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilâtı yapar veya yaptırır.

b) İmar planları; Nâzım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye Meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin kararabağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planlan onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir"

"Madde 21- Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.

Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanı artmıyorsa ve nitelik değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabi olmaz.

Ancak; derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.

Belediyeler veya valilikler mahallin veya çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da bu hükme tabidir"

"Madde 22- Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece; tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimarî proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.

Belediyeler veya valiliklerce veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarınca ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.

Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir"

"Madde 24- Bu Kanunun dördüncü bölümünde öngörülen yapı ruhsatiyesi ile ilgili görevler, gerektiğinde Bakanlıkça belirlenecek belediyelerde ve illerde, belediye ve valiliklerin yanısıra yürütmek üzere kurulacak yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına verilir.

Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları en az oniki yıllık fiili meslek tecrübesi olan inşaat mühendisi ve mimarlar tarafından kurulabilir.

Nüfus ve iş yoğunluğunun fazla olduğu il ve ilçelerde birden çok yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosu kurulması Bakanlığın müsaadesine bağlıdır.

Bir ilçede, iş azlığı sebebiyle yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosu kurulamadığı veya kurulmuş büro kapandığı takdirde, çevre ilçelerden bir yetkili büro, Bakanlıkça görevlendirilebilir.

Yeminli serbest, mimarlık ve mühendislik bürolarına inşaatın durdurulması veya yıktırılması görevleri verilemez. Bu bürolar ve görevlileri imar planı ve proje hazırlayamazlar. Fennî sorumluluk üstlenemezler, müşavirlik ve müteahhitlik yapamazlar.

Bu Kanunda yetki ve görev verilen yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları elemanları, bu görevlerini ifa ederken Devlet memuru sayılırlar. İşledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibi cezalandırılırlar. Ayrıca bu suçları işleyen büro sahibinin ise büroları kapatılır; bir daha büro açamazlar. Suçu işleyen büroda çalışan görevliler ise; bunlar bu çeşit bürolarda bir daha görev alamazlar.

Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının görev sürelerinin tespiti ve denetimi Bakanlığa aittir"

"Madde 25- Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları 4 sınıfa ayrılır.

Birinci, ikinci ve üçüncü sınıf yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin mütalaası alınarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca, dördüncü sınıf yeminli serbest mimarlık ve mühendislik büroları Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca resen sınıflandırılır.

Bu sınıflandırmada, her büronun yetki çevresi içindeki nüfus yoğunluğu ile işin teknik niteliği esas tutulur.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı her iki yılda bir büroların durumunu inceleyerek, yeniden yapacağı sınıflandırmayı Resmî Gazete ile ilan eder.

Yeni sınıflandırma ilan oluncaya kadar, eski sınıflandırmaya göre uygulama yapılır"

"Madde 26- Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimarî, statik, tesisat ve her türlü fennî mesuliyeti bu kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsat verilir.

Devletin güvenlik ve emniyeti ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arzeden yapılara; belediyeden alınan imar durumuna, kat nizamı, cephe hattı, inşaat derinliği ve toplam inşaat metrekaresine uyularak projelerinin kurumlarınca tasdik edildiği, statik ve tesisat sorumluluğunun kurumlarına ait olduğunun ilgili belediyesine veya valiliklere yazı ile bildirildiği takdirde, 22 nci maddede sayılan belgeler aranmadan yapı ruhsatı verilir.

Her türlü sanayi kuruluşuna; varsa bölge planı ve imar planına göre, planı olmayan yerlerde ise, valilikçe verilen ön izinden sonra avan projesine göre belgeleri incelenerek belediye, valilikler veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarınca ruhsat verilir"

"Madde 27- İmar planına göre toplam inşaat alanı, bodrum kat hariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrum ile iki katı aşmayan binalarda; belediye veya valilikler veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından ruhsat alınması mecburiyeti yoktur. Yapı sahibi inşaata başladığını ilgili daireye bir dilekçe ile bildirir. Bu dilekçede proje ve eklerine uygun bina yapılacağını ve fennî mesuliyetin tekeffül edilmiş olduğunu belirtmek ve harç ile vergileri yatırmış bulunduğunu gösterir belgeleri aynı dilekçeye eklemek zorundadır. Ayrıca dilekçeye inşaatı yapılacak binanın projesini ekler, belediye kendisine müracaat edildiğine dair bir belge verir.

Ruhsata tabi olmama yapı sahibini ve fennî mesulünü imar planına ve mevzuata aykırı yapı yapma mesuliyetinden ve mükellefiyetinden kurtarmaz.

Yapı, mevzuata ve plana aykırı yapıldığı takdirde belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir ve derhal mühürlenerek durdurulur. Durdurma yapı tatil zaptının yapı yerine asılması ile yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tarihten itibaren yapı sahibi yapıyı onbeş gün içinde mevzuata uygun hale getirmek zorundadır. Mevzuata uygun hale getirilmediği veya mühürlenmiş inşaata devam edildiği takdirde belediye encümeni veya belediye sınırları dışında il idare kurulu kararı ile yapının mevzuata aykırı kısımları derhal yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.

Belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmaz. Ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerekir"

"Madde 44- I- a) Enerji, sulama, tabiî kaynaklar, ulaştırma ve benzeri hizmetlerle ilgili tesisler ve müştemilatından hangileri için ruhsat alınmayacağı,

b) İmar planlarında okul, cami, sağlık, spor, sosyal ve kültürel tesisler ile kamu kuruluşlarının yapıları için ayrılacak yerler ve bu konu ile ilgili diğer hususlar,

c)Arazi ve arsa düzenlemesinin uygulanma şekil ve şartları,

d)Ruhsata tabi olmayan yapılarda uyulacak esaslar,

e)Müteahhit sicillerinin şekil ve şartları,

f) İmar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerin tespiti ve imarla ilgili diğer hususlar,

g) İmar planlarında parsel cepheleri tayin edilmeyen yerlerde yapılacak ifrazların asgarî cephe genişlikleri ve büyüklükleri,

h) Yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının teşkili, bu bürolarda çalışacak personelin nitelikleri, hizmet karşılığı ücret tarifesi, çalışma esasları ve diğer hususlar,

i) Yerleşme alanları ile ilgili genel esaslar,

j) Halihazır harita alımı ve imar planlarının yapımını yükümlenecek müellif ve müellif kuruluşların ehliyet durumlarının yeniden düzenlenmesine ait esaslar,

Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

II- 38 inci maddede sayılan sorumluların dışında kalan fen

adamlarının görev, yetki ve sorumlulukları Bakanlık ile Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığınca birlikte çıkarılacak yönetmelikte yetki sınırları dahilinde tespit edilir.

III- Otopark ayrılması gereken bina ve tesisler ile diğer hususlar

Bakanlıkça çıkarılarak yönetmelikte tespit edilir.

Otopark yapılmasını gerektiren bina ve tesislerin neler olduğu, otopark ihtiyacının miktar, ölçü ve diğer şartları ile bu ihtiyacın nasıl tespit olunup giderileceği ise, bu yönetmelikte belirtilir"

"Madde 46- Bu Kanunla 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 6 ncı maddesine göre kurulan organlar kaldırılmıştır. Bu kuruluşların görev ve sorumlulukları aşağıda belirtilen çerçeve dahilinde İstanbul Büyük Şehir ve ilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca yürütülür.

Şöyle ki : 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 2 nci maddesinde belirlenen ve 2271983 onay tarihli plana göre Boğaziçi alanında gösterilen "Boğaziçi Sahil Şeridi" ve "öngörünüm" bölgelerindeki uygulamalar İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca, "geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerindeki uygulamalar da ilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca yapılır"

"Madde 47- 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 3 üncü maddesinin "f" ve "g" fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

f) Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğu göz-önüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir.

g) Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2'den az olmamak, ifraz işlemleri yapılmamak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami % 6 ve 2 katı (H = 650 m. irtifaı) geçmemek şartı ile "konut" inşaatı yapılabilir. Blok adedi serbesttir.

Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasa tabidir. Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir.

Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanununun ilgili maddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, bu işlemler yalnızca İstanbul Büyük Şehir Belediyesince avan ve tatbikat projelerine göre yapılır"

"Madde 48- 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 10- "Geri görünüm" bölgesinde Taban Alan Kat Sayısı (T.A.K.S.) azami % 15 ve 4 katı (H = 1250 m. irtifaı), "Etkilenme" bölgesinde ise gene Taban Alanı Kat Sayısı (T.A.K.S.) % 15 ve 5 katı (H = 1550 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut yapılabilir. Daha önce belediyeye bilâbedel terk edilmiş veya edilecek olan alanlar bu hesaba dahil edilir. Hesabat brüt alan üzerinden yapılır. 11.1982 den sonra alınmış "Yüksek Anıtlar Kurulunun" kararları ile 227.1983 onay tarihli planda kazanılmış haklar saklıdır.

Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanununun ilgili maddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, bu işlemler yalnızca ilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca avan ve tatbikat projelerine göre verilir.

Gerekli görüldüğü takdirde "Boğaziçi Alanı" için yapılan planların revize edilmesi "Geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde 3030 sayılı Kanuna göre, "sahil şeridi" ve "öngörünüm" bölgelerinde İstanbul Büyük Şehir Belediyesince hazırlanarak Belediye Meclisinin kararı ve Belediye Başkanının onayından sonra "Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu" onayı ile yürürlüğe girer.

İlgili kamu kurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşları, Büyük Şehir Belediye Başkanlığında bir ay süre ile ilan edilen "Sahil Şeridi" ve "öngörünüm" bölgeleri ile ilgili planlara itiraz edebilir. Ancak, itirazlar yürürlüğü durdurmaz. Belediye Başkanlığını planı itirazları ile inceler ve görüşünü de ekleyerek Belediye Meclisine sunar. Belediye Meclisi durumu bir ay içinde inceleyerek karara varır. Netice, Büyük Şehir Belediye Başkanının ve Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulunun onayı ile kesinleşir.

Plan değişiklikleri de aynı usule göre yapılır.

İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu : Başbakan veya görevlendireceği Başbakan Yardımcısı veya bir devlet bakanı başkanlığında Milli Savunma, Bayındırlık ve İskân, Kültür ve Turizm, Ulaştırma, Tarım Orman ve Köyişleri, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlarından oluşur. Kurulun sekreterya görevini Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yürütür.

Boğaziçi İmar Müdürlüğünün bütçesi, personeli ve gelirleri de İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aktarılır"

"Geçici Madde 5- Belediye hudutları ve mücavir sahalar içinde veya dışında bulunan gedik ve zeminler (örfü belde - paftos) tamamen yıkılıp yok olarak (müntafi ve münhedim) varlıklarını kaybedip kaybetmediklerine bakılmaksızın bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunurlar.

Tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz mallardaki zemin hakları bedele çevrilmiştir.

Zemin hakkı bedeli, ait olduğu taşınmaz malın zemine ait son emlak vergi değerinin 1/5'idir. Bu şekilde belirlenecek zemin hakkı bedeli, tapu idaresince gedik sahibinin müracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emaneten millî bir bankaya yatırılır. Müracaat edilmediği takdirde zemin sahibi lehine kanunî ipotek tesis edilir.

Zemin hakkı bedelinin 1/4'ü peşin bakiyesi en geç üç yıl içinde yıllık eşit taksitlerle ödenir ve bu bedele bankaca vadesiz mevduat faizi uygulanır. Peşin miktar ve taksitler 40000 TL. dan az olamaz. Bu işlemlerden sonra tapu sicilinde gerekli terkin ve tashihler resen yapılır.

Bankaya emaneten yatırılan veya ipotekle temin edilen zemin hakkı bedeli üzerindeki iddialar genel hükümlere tabidir"

"Geçici Madde 7- İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında 2981 sayılı İmar Affı Kanununa göre başvurulan yapılar, aynı Kanunun 3 üncü maddesinin İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile ilgili kısmı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 2981 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasına göre ve bitmiş olmaları koşulu ile ve 5 misli bina inşaat harcı alınarak af kapsamına dahil edilir. Aynı Kanunun ilgili ekli cetveline göre harç ayrıca tahsil edilir. Afla ilgili Boğaziçi alanındaki tespit ve değerlendirme işlemleri mutlaka ilgili belediyelerce yapılır ve en geç 6 ay içinde tamamlanarak sonuçlandırılır.

Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar aynı gaberi içinde kalmak şartı ile tam kata iblağ edilir. Ancak teras kullanma hakkı daha önce tapuya tescil edilmemiş olan çatı katı malikleri emlak vergisi için beyan edilen daire bedelinin daire metrekaresine bölünerek bulunan bir metrekare değerinin kazanılan alan ile çarpımı sonucu bulunan değeri hisse nispetlerine göre diğer kat maliklerine öder. Kendileri bulunmadıkları takdirde bu bedel isimlerine millî bir bankaya yatırılır"

B- Dayanılan Anayasa Kuralları :

"Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir"

"Madde 7- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez"

"Madde 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar"

"Madde 43- Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir"

"Madde 56- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir"

"Madde 88- Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir"

"Madde 125- İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.

İdarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür"

"Madde 128- Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları kanunla özel olarak düzenlenir"

"Madde 129- Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır"

"Madde 148- Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; defi yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcı vekili yapar.

Yüce Divan kararları kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir."

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Başkan H.

Semih Özmert, üyeler; Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Kenan Terzioğlu, Yekta

Güngör Özden, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin, Servet TÜZÜN,

Mahmut C. Cuhruk ve Mustafa Gönül'ün katılmalarıyla 281985 gününde yapılan ilk

inceleme toplantısında, Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında ve Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 2949 sayılı Kanun'un 22.

maddesinde, kanunlar hakkında yayımlandıkları tarihten itibaren on gün

geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davasının açılamayacağının

öngörüldüğü; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 90 üyesi tarafından açılan şekle

dayalı iptal davasının ise, 3.5.1985 günlü 3194 Sayılı İmar Kanununun Resmî

Gazete'de yayımlandığı 951985 tarihinden itibaren on gün geçtikten sonra 871985

günü açılmış bulunduğundan, davanın şekle ilişkin kısmının süre aşımı nedeniyle

reddine, Necdet Darıcıoğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoyları ve

oyçokluğuyla, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,

incelemenin dava konusu Kanun'un 8., 21., 22., 24., 25., 26., 27., 44., 46., 47.,

48. ve Geçici 5. ve Geçici 7. maddeleri yönünden yapılmasına oybirliğiyle karar

verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenen yasa maddeleri ve bu konudaki yasama belgeleri, iptal isteminde dayanılan Anayasa kuralları ve öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

A- 3194 sayılı Kanun'un şekil yönünden Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

Anayasa'nın 148. maddesinin ikinci fıkrası; Anayasa Mahkemesinin,

kanunların, Anayasa'ya şekil bakımından uygunluğunu denetlemesi yönünden,

"Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın öngörülen

çoğunlukta yapılıp yapılmadığı; ... hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından

denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte

biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 10 gün

geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; defi yoluyla

da ileri sürülemez." biçimindeki kurallarla bazı sınırlamalar

getirmektedir. 2949 sayılı "Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun"un 22. maddesinde de yeralan bu hükme göre,

kanunların şekil yönünden Anayasa'ya aykırılıkları iddiasıyla iptal davası açma

hakkı on günle sınırlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 90 üyesi tarafından

açılan şekle dayalı iptal davası ise, 351985 günlü, 3194 Sayılı İmar Kanununun

Resmî Gazete'de yayımlandığı 9.5.1985 tarihinden 10 gün geçtikten sonra

8.7.1985 günü açılmış bulunmaktadır. Bu duruma göre şekle dayalı iptal

davasının süresinde açıldığından söz edilemez. Bu itibarla davanın şekle

ilişkin kısmı ilk inceleme safhasında reddedilmiştir.

Necdet Darıcıoğlu ve Yekta Güngör Özden bu görüşe katılmamışlardır.

B- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun kimi maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı sorunu :

1) 8. madde yönünden : Bu maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde, bölge planları tanımına yer verilmekte ve gerekli görüldüğü hallerde

bu planları yapmakla Devlet Planlama Teşkilâtı görevlendirilmektedir. Aynı

fıkranın (b) bendinde "Nazım İmar Planı" ve "Uygulama İmar

Planı" olarak ikiye ayrılan imar planlarının yapımı konusunda belediye

sınırları içinde belediyeler; belediye ve mücavir alan dışında valilikler

yetkili kılınmaktadır. Yalnız burada belediye sınırları içindeki yerlerden

farklı olarak, planların ilgilisi tarafından da yaptırılabileceği kabul

edilmekte ancak, bu planların da valiliklerce onaylanacağı belirtilmektedir.

Belediye sınırları içinde, Belediye Meclisince ve belediye ve mücavir alan

dışında valiliklerce onaylanarak yürürlüğe giren planlara onay tarihinden

itibaren bir aylık ilân süresi içinde itiraz hakkı tanınmakta, Belediye

Meclislerinin ve valiliklerin, itirazları onbeş gün içinde kesin kararabağlayacakları

kabul edilmektedir.

Son fıkrada imar planlarının aleni olduğu belediye başkanlıkları

ve mülkî amirlerin, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya

kitapçıklar haline getirip çoğaltarak, tespit edilecek ücret karşılığında

isteyenlere vereceği hüküm altına alınmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanununun

yukarıda anılan 8. maddesi genel olarak değerlendirildiğinde göze çarpan en

önemli husus, eskisinden farklı olarak Bakanlığın, imar planlarını aynen veya

değiştirerek onamak ya da değiştirilmek üzere geri çevirme konusunda sahip

olduğu yetkilerinin kaldırılmış olmasıdır. Böylece imar kararlarının

alınmasında yerel yönetimlere ağırlık verildiği gözlenmekte ve maddeye ilişkin

gerekçe de bu anlayışı doğrulamaktadır.

Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 56. maddesinin gerekçesinden bazı bölümler alınarak bu madde ile devletin, yurt veya bölge genelinde düzenlemeler ve planlamalar yapmasına ve bu konuda gerekli denetimle yükümlü kılınmasına karşın, bölge planları yapılması hususunun Devlet Planlama Teşkilâtının ihtiyarına bırakılmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu öne sürülmektedir.

Anayasa'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, "Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı"ndan söz edilmektedir. Bu madde bütünüyle incelendiğinde; "Sağlıklı ve dengeli çevre" kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirlenmesinin önlendiği bir çevre kadar, belli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur. Bu durumda Anayasa'ya aykırılık sorunu bakımından önemli olan ve açıklığa kavuşturulması gereken husus, Yasanın 8. maddesinde "bölge planları" konusunda Devlet Planlama Teşkilâtına tanınan yetkinin niteliği olmaktadır.

3194 sayılı Yasanın "genel gerekçe"sinde konuyla ilgili

olarak şu görüşlere yer verilmektedir. "Bu kanun tasarısı ile ülkemizde

planlama ilk defa olarak bir sisteme bağlanmış ve planlamanın gelişmeyi önceden

yönlendirmesi ilkesi getirilmiştir. Bu amaçla beş yıllık kalkınma planları ve

buna bağlı yıllık icra programları çerçevesinde imarla ilgili ilke ve hususları

tespitte tüm fiziki plan kademeleri ile sosyo-ekonomik baza dayalı kararların

mekâna yansımasını sağlayacak boyut getirilmiştir". 8. maddenin

gerekçesinde ise, "İmar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleri

doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo-ekonomik

esasa dayalı düzenlemenin getirilmesi ve bu suretle şehirlerin gelişmesinin

Bölge Planları ile yönlendirilmesinden söz edilmektedir. Buraya kadar yapılan

açıklamalardan ve Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde,

"sosyo-ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini,

sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek"

biçiminde yapılan tanımlamadan, bölge planlarının daha çok ekonomik boyutlu

planlar olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki Anayasa'ya aykırılık

iddiası anılan planların yapılması hususunda Devlet Planlama Teşkilâtına mutlak

değil ihtiyari bir yetki tanınmasından kaynaklanmaktadır. Bu konuda Anayasamız

açık bir hüküm getirmemektedir. Ancak, Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerinin birlikte

incelenmesinden Anayasa Koyucunun, yapılarla bütünleşen çevrenin belli bir

program ve plan dahilinde düzenlenmesini istediği, yerleşimde dengeye önem

verdiği anlaşılmaktadır. Sözü edilen 8. maddenin birinci fıkrası (a) bendinde

belirtildiği üzere, yazılı koşulların varlığı halinde Devlet Planlama Teşkilâtı

aracılığı ile girişimde bulunacaktır.

Dava dilekçesinde, 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrası (b) bendinde nazım imar planı ile uygulama imar planı yapma yetkisinin belediye ve valiliklere verilmesiyle planların Devletin bilgisi ve denetimi dışında kesinleşeceği, böylece Anayasa'nın 57. maddesi uyarınca Devletin "Şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama yapması" olanağının kalmayacağı, ayrıca bağımsız, kendine özgü, tedbirler ve planlamaların birbirine bitiştirildiğinde bir bütün meydana getirmeyecekleri belirtilerek bu durumun Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Anayasa'nın "konut hakkı" başlığını taşıyan 57.

maddesinde, "Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten

bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır,

ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler", denilmekte, Danışma Meclisi

Anayasa Komisyonunca hazırlanan gerekçede de; "Vatandaşlar için konutun

arz ettiği önem dikkate alınarak, Devletin konut yapımını destekleyici,

planlayıcı rolüne işaret edilmektedir. Konutların yapımında modern şehirleşme

ve çevre şartları gözetilmektedir. Madde, bu ifadesiyle kötü şehirleşmenin

önlenmesinin gereğine de işaret etmektedir. Bina planlaması, şehir

planlamasının bir parçasıdır. Şehirlerin ve yapıların tabiatın içinde bir yara

gibi yer almaması için genel bir çevre içinde düşünülmeleri de maddede Devlete

ödev olarak gösterilmiştir" biçiminde görüşlere yer verilmektedir.

Gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde maddenin asıl amacının,

"Konut hakkı"nı düzenlemek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasa

burada kişilerin konut hakkını kullanabilmelerini sağlamakla görevlendirdiği

Devletin, bu görevini şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir

planlama çerçevesinde yerine getirilmesini istemektedir. Bu konuda bir hususun

açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Anayasamız planlama kararlarının

alınmasında bir ayırıma gidilmeksizin sadece "Devlet"ten söz ettiğine

göre, bu konudaki yetkiyi merkezi yönetim mi, yoksa yerel yönetimler mi

kullanacaklardır' Anayasa'nın 123. maddesinde, "İdare, kuruluş ve

görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" denildiğine göre Anayasa

Koyucu tarafından anılan yetkinin hem merkezi idare, hem de yerel idarelerce ya

da birlikte kullanılacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Anayasamıza göre, yerel yönetimler de Devlet kavramına dahil

olduğuna ve bu durumda da, gerek bunların ve gerek valiliklerin yaptıracakları

planlarda, şehirlerin özelliklerinin ve çevre şartlarının göz-ardı edileceği

düşünülemez. Öte yandan her yerleşim merkezinin kendi doğal ve kültürel

değerleri içinde bir bütün oluşturduğu bir gerçektir. Anayasa'nın 57.

maddesinde de "şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir

planlama"dan söz edilmektedir. Ayrıca 8. madde ile merkezi idarenin

planlama konusunda tüm yetkileri yerel yönetimlere devredilmiş değildir. Madde

içeriğinden anlaşılacağı üzere merkezi yönetim bu yetkiyi gerekli gördüğü

hallerde kullanacaktır. Kaldı ki, Yasanın 9. maddesi ile Bakanlığa bu konuda

geniş yetkiler tanınmıştır.

Dava dilekçesinde; 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinde yer alan planlara itiraz halinde, belediye meclislerinin ve valiliklerin bunları kesin karara bağlayacaklarına ilişkin kuralın da, Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğu öne sürülmektedir.

Anayasa'nın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin

birinci fıkrasında; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı

yolu açıktır" denilmektedir. Yasanın, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri

sürülen 8. maddesinde, belediye sınırları içinde kalan yerler için belediye

meclisleri, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerler için valiliklerce

onaylanan planlara karşı bir aylık ilan süresi içinde itiraz olunabileceği ve

belediye meclisi ve valiliklerin itirazları kesin karara bağlayacakları hükmüne

yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında da belirtildiği gibi,

ancak kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî kararlar dava konusu olabilir. Bu

nedenle yasalarda, idarî kararların ne zaman "kesin"lik kazanacağının

belirtilmesinden yargı yolunun kapatıldığı şeklinde bir anlam çıkarılamaz.

Yargı yolunun kapatılmış sayılabilmesi için Yasa Koyucunun bunu açıkça

belirtmesi gerekmektedir.

Planlama konusunda yerel yönetimin yetkilerini düzenleyen 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin, dava dilekçesinde genel olarak yer alan Anayasa'nın 2., 7., 10., 43., 63., 88., 128., 129. ve 148. maddeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

Bu nedenlerle inceleme konusu bu madde düzenlemesinde Anayasa'ya aykırı bir yön görülmemiştir.

2) 21., 22., 24. ve 25. maddeler yönünden :

Dava dilekçesinde 21., 22., 24. ve 25. maddelere yöneltilen Anayasa'ya aykırılık iddiası, bu maddelerde yer alan yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının hukuki niteliği ile ilgilidir.

3194 sayılı Yasanın "yapı ruhsatiyesinin düzenlendiği 21. maddesinin ilk fıkrasında aynen, "Bu Kanun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir." denilmektedir.

Görüldüğü gibi, fıkranın getirdiği en önemli yenilik başvuru halinde belediye ve valiliklerin yanı sıra yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına da "yapı ruhsatiyesi" verme yetkisinin tanınmış olmasıdır. Bu konuda belediye ve valiliklerle, yeminli bürolar arasında bir ayırım yapılmamıştır.

Ruhsat alma şartlarını düzenleyen 22. maddeye ilişkin olarak davacı tarafından bu maddede yer alan yeminli bürolar dışında bir aykırılık nedeni ileri sürülmemektedir.

3194 sayılı Yasanın dava konusu 24. maddesi, yeminli serbest

mimarlık ve mühendislik bürolarının kuruluşu, yetki alanları ve

sorumluluklarına ilişkin bulunmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, yapı

ruhsatiyesi ile ilgili görevlerin, gerektiğinde Bakanlıkça belirlenecek

belediyelerde ve illerde, belediye ve valiliklerin yanı sıra yürütmek üzere

kurulacak yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına verileceği hükme

bağlanmaktadır. Bu düzenleme biçiminden yeminli büroların kurulduğu yerlerde

yapı ruhsatiyesi ile ilgili görevlerin, valilik ve belediyelerin yanı sıra

yeminli bürolarca yürütüleceği anlaşılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında

yeminli büroların en az oniki yıllık meslek tecrübesi olan inşaat mühendisi ve

mimarlar tarafından kurulabileceği, üçüncü fıkrasında, birden çok yeminli büro

kurulmasının Bakanlığın iznine bağlı olduğu belirtilmekte, dördüncü fıkrasında

ise; ilçelerle ilgili olarak iş azlığı sebebiyle yeminli büro kurulması veya

kurulmuş olanın kapatılması halinde çevre ilçelerden bir yetkili büronun

Bakanlıkça görevlendirileceği hükme bağlanmaktadır. Beşinci fıkrada; bazı

sakıncaların olabileceği düşüncesiyle yeminli bürolara inşaatın durdurulması

veya yıktırılması, imar planı ve proje hazırlaması, fennî sorumluluk

üstlenmesi, müşavirlik ve müteahhitlik yapılması yasaklanmaktadır. Bunu izleyen

fıkrada; yeminli büroların görevleri ile ilgili olarak, suç sayılacak

fiillerine işaret edilmekte ve büro elemanlarının görevlerini yaparken Devlet

memuru sayılacakları, işledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibi

cezalandırılacakları, ayrıca bu suçları işleyen büro sahiplerinin bürolarının

kapatılacağı, bir daha büro açamayacakları, suç işleyen büroda çalışan

görevlilerin ise, bu tür bürolarda bir daha görev alamayacakları

açıklanmaktadır. Son fıkrada da; yeminli büroların görev sürelerinin tespiti ve

denetiminin Bakanlığa ait olduğu belirtilmektedir.

Yasanın dava konusu 25. maddesi "yeminli serbest mimarlık ve

mühendislik bürolarının sınıflandırılması" esaslarını düzenlemektedir.

Madde metninin incelenmesinden anlaşılacağı gibi, yeminli bürolar dört sınıfa

ayrılmakta, bunlardan birinci, ikinci ve üçüncü sınıf olanları Türk Mühendis ve

Mimar Odaları Birliğinin görüşü alınarak, dördüncü sınıf olanların ise resen,

Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca sınıflandırılacağı esası kabul edilmektedir.

Maddenin ikinci ve daha sonraki fıkralarında, Bakanlığın sınıflandırmada, her

büronun yetki çevresi içindeki nüfus yoğunluğu ile işin teknik niteliğini esas

alacağı, her iki yılda bu büroların durumunu inceleyerek, yeniden yapacağı

sınıflandırmayı Resmî Gazete ile ilan edeceği belirtildikten sonra yeni

sınıflandırma ilan olununcaya kadar, eski sınıflandırmaya göre uygulama

yapılacağı belirtilmektedir.

Dava dilekçesinde 21., 22., 24. ve 25. maddelerde sözü edilen

yeminli büroların kuruluş ve işleyişlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasına

ilişkin olarak özetle şu görüşlere yer verilmiştir. Anayasa'nın 128. maddesine

göre; Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel

idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin

gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri

eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,

atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri

ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Madde 129 da ise, memurlar ve diğer

kamu görevlileri ile ilgili görev, sorumluluk, disiplin kovuşturması konuları

düzenlenmiştir. Yapı izni verme bir kamu görevidir. Polis örgütünün, özellikle

tabanca izni, pasaport gibi kimi görevleri nasıl özel dedektif bürolarına

bırakılamazsa, kolluk görevi niteliğindeki yapı denetiminin özünü oluşturan

yapı ve kullanma izinlerini verme yetkisi de özel kişilere devredilemez. Bir

kişinin Devlet memuru sayılabilmesi için herhangi bir kamu kuruluşunda belli

bir kadroyu doldurması, ücretini ve benzeri hakları Devletten ya da belediyeden

alması zorunludur. Her türlü çıkar ilişkilerine açık bulunan imar konusundaki

rüşvet, görevi kötüye kullanma olayları herkesçe bilinirken böyle bir düzenleme

sübjektif niyetlerin gerçekleşmesi amacına yönelik bir durum ifade etmektedir.

Bu nedenlerle Yasanın 21., 22., 24. ve 25. maddeleri, Anayasa'nın 128. ve 129.

maddelerine aykırı bulunmaktadır.

Anayasa'nın "Kamu hizmeti görevlileri" ile ilgili olarak "Genel ilkeler"i belirleyen 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir" denildiğine göre, Anayasa'ya aykırılık sorunu bakımından önemli olan ve açıklığa kavuşturulması gereken husus, 3194 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde yer alan yeminli büro elemanlarının, "diğer kamu görevlileri" kavramı içinde mütalâa edilip edilmeyeceği olmaktadır. Bu konudaki sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle yapı ruhsatiyesi ve yapı kullanma izni vermenin hukuki niteliğinin belirlenmesi gerekir.

Uygulamada ve öğretide de kabul edildiği gibi; ister "bağlı

yetki" ister "takdir yetkisi" şeklinde kullanılsın "ruhsat

verme" idarenin, kolluk faaliyetleri içinde yer almaktadır. Bu nedenle

ruhsat ve yapı kullanma izni vermenin, aslî ve sürekli bir kamu görevi olduğu

hususunda duraksamaya yer yoktur. Bu durum karşısında, bu hizmetin ancak

memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekir. Esasen

Anayasa'nın 128. maddesi ile benimsenen ilke de bu doğrultudadır. İnşaat

ruhsatı ve yapı kullanma izninin hukuki niteliği ve bunun sonucu olarak bu

hizmetin ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafından

yürütülebileceğinin kabulü yeminli büro elemanlarının hukuki statüsünün

belirlenmesini gerektirmektedir. Memur olmadıkları konusunda duraksamaya yer

bulunmayan yeminli büro elemanları bakımından önemli olan ve açıklığa

kavuşturulması gereken husus, Anayasa'nın 128. maddesinde sözü edilen

"diğer kamu görevlilerinden sayılıp sayılmayacaklarıdır. Yasanın 24.

maddesine göre, gerektiğinde belediye ve valiliklerin yanı sıra yapı ruhsatı

ile ilgili görevleri yürütmek üzere kurulacak olan yeminli bürolar ve

görevlilerinin imar planı ve proje hazırlayamayacakları, fennî sorumluluk

üstlenemeyecekleri, müşavirlik ve müteahhitlik yapamayacakları

belirtilmektedir. Bu büro elemanlarının görevlerini yerine getirirken Devlet

memuru sayılacakları ve işledikleri suçlar dolayısıyla Devlet memuru gibi

cezalandırılacakları, görev sürelerinin tespiti ve denetiminin ise Bakanlığa

ait olduğu hüküm altına alınmaktadır. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı gibi

bürolar esas itibariyle serbest meslek faaliyet icra etmekte, ancak görevlerini

kötüye kullanmaları olasılığına karşı bir önlem olarak bazı cezai yaptırımlarla

karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Yeminli bürolar, bu özellikleri nedeniyle

merkezi idarenin gözetim ve denetimi altında onun bir birimi durumunda olan

kuruluşlar değildir. Sözü edilen kanun maddesinde yer alan büro elamanlarının,

"bu görevlerini ifa ederken Devlet memuru sayılacakları" ve

"işledikleri suçlar dolayısıyla da Devlet memuru gibi

cezalandırılacakları" biçimindeki hükmü de, yalnız başına bu elemanlara

"memur" veya "Anayasa'nın 128. maddesinde nitelikleri belirtilen

kamu görevlisi" sıfatını ve bu bürolara da kamu kuruluşu niteliğini

kazandıramaz. Bu durumda, büro elemanları ile merkezi idare arasında statüter

bir ilişki de yoktur. Bir başka deyişle memurlar ve diğer kamu görevlileri için

Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen niteliklerinin,

atamalarının, aylık ve ödeneklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunla

düzenleneceğine ilişkin kuralın yeminli büro elemanları yönünden uygulama

olanağı bulunmamaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamalardan, yapı ruhsatı ve buna bağlı olarak yapı kullanma izni vermenin, belediyelerin ve valiliklerin genel idare esaslarına göre, yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerden olduğu, bu itibarla yeminli büro elemanlarının, Anayasa'nın 128. maddesinde nitelikleri belirtilen "kamu görevlileri" deyimi kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.

Bu bölümde incelenen 3194 sayılı Yasanın 21., 22., 24. ve 25. maddelerinin, dava dilekçesinde genel olarak yer alan Anayasa'nın 2., 7., 10., 43., 63., 88. ve 148. maddeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

Bu nedenlerle dava konusu 3194 sayılı Yasanın yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarının kuruluşu, yetki alanları, sorumluluk ve sınıflandırılmalarını düzenleyen 24. ve 25. maddelerinin ve bu maddelere bağlı olarak 21. ve 22. maddelerde yer alan yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına ilişkin ibarelerin, Anayasa'nın 128. maddesindeki kurallarla bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

3) 26. madde yönünden :

Bu maddede, kamuya ait yapı ve tesisler ile sanayi tesislerine

ilişkin ruhsat verilme işleminde aranacak koşullar gösterilmiştir. Madde, kamu

kurum ve kuruluşlarınca yapılacak ve yaptırılacak yapılar; Devletin güvenlik ve

emniyeti ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından

gizlilik arz eden yapılar ve her türlü sanayi kuruluşuna altyapılar olmak üzere

üç tür yapıdan söz etmektedir. Maddenin birinci fıkrasında, kamu kurum ve

kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara plân ve mevzuata aykırı

olmamak ve her türlü fennî sorumluluğu da üstlenmek koşuluyla avan projeye göre

ruhsat verileceği açıklanmıştır. İkinci fıkrada, Devletin güvenlik ve emniyeti

ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arz

eden yapılara birinci fıkradakine benzer koşullarla yine avan projelere göre

ilgili belediye ve valiliklerce ruhsat verileceği belirtilmektedir. Üçüncü

fıkrada ise, ilk iki fıkrada sözü edilen fennî sorumluluğun kime ait olacağı

belirtilmeksizin ve başka bir koşul da ileri sürülmeksizin bölge planı ve imar

planına göre planı olmayan yerlerde de valiliklerce verilecek ön izinden sonra

avan projesine göre ruhsat verileceği hükme bağlanmakta, ayrıca bu tür

kuruluşlara bir ve ikinci fıkralardan farklı olarak belediye ve valiliklerin

yanı sıra yeminli bürolarca da ruhsat verilebileceği kabul edilmektedir.

Dava dilekçesinde; 26. maddenin birinci fıkrası uyarınca, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, bazı koşullarla avan projeye göre ruhsat verilmesinin ve son fıkrada bu yetkinin, belediye ve valiliklerin yanı sıra yeminli bürolara da tanınmasının Anayasa'nın 10, 56, 128. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmekte, ayrıntılı bir gerekçeye yer verilmemektedir. Yasanın 24. ve 25. maddeleri incelenirken yeminli bürolarla ilgili kuralların Anayasa'nın 128. maddesine aykırı olduğu belirtilmişti.

Eşitlik konusuna gelince, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında benimsendiği üzere, Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik, mutlak anlamda bir eşitlik olmayıp, ortada haklı nedenlerin bulunması halinde, farklı uygulamalara imkân veren bir ilkedir.

Dava konusu 26. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, genel olarak ruhsat alma koşullarım düzenleyen 22. madde hükmünden farklı bir düzenlemeye gidilmişse de, bu farklılık, birinci fıkrada kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, ikinci fıkrada ise; Devletin güvenlik ve emniyeti ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arz eden yapılara aittir. Söz konusu iki fıkrada yer alan bu yapıların nitelikleri ve kamu yararı dikkate alındığında bu düzenlemenin Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırı olmadığı ve bu nedenle dilekçede öne sürülen Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.

26. maddenin son fıkrasında da, 22. maddedeki genel ilkeye istisna

teşkil eden bir hüküm getirilerek; "Her türlü sanayi" kuruluşuna;

varsa bölge planı ve imar planına göre, planı olmayan yerlerde ise, valilikçe

verilen ön izinden sonra avan projesine göre, belgeleri incelenerek belediye,

valilikler veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarınca ruhsat

verileceği belirtilmektedir. Burada maddenin ilk iki fıkrasından daha değişik

bir yaklaşımla herhangi bir sorumluluk da söz konusu olmaksızın plana uygun

olmak, planın bulunmaması halinde ise; valilikten ön izin alınması koşuluyla

yapıyı ana hatlarıyla belirleyen bir avan projenin varlığı yeterli görülerek,

ruhsat verileceği anlaşılmaktadır. Sanayi kuruluşlarına yukarıda açıklanan

birinci ve ikinci fıkralarda olduğu gibi, haklı bir neden bulunmadığı halde,

22. maddedeki genel esaslardan uzaklaşarak ayrıcalık tanınmış olması,

Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı bulunmuştur.

Anayasa'nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini

önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir" denildiğine göre, dava konusu

26. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sanayi kuruluşlarının, çevre

sağlığının bozulması ve çevre kirliliği bakımından verecekleri zararın

önlenmesi, bu kuruluşlara tanınan ayrıcalığın ortadan kaldırılmasıyla

sağlanacaktır. Böylece bu tesisler de diğer yapılar gibi Devlet denetimine tabi

olacaklar ve ruhsat işlemiyle istenen amaca ulaşılabilecektir. Öte yandan yine

56. maddenin üçüncü fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla, sağlık kuruluşlarıyla ilgili

bazı düzenlemelerde bulunacağından söz edilmektedir. Bu hükümle, kişinin beden

ve ruh sağlığına sahip olmak ve onu geliştirmek hususunda sahip olduğu yaşam

hakkı vurgulanmasına karşın, dava konusu 26. maddenin üçüncü fıkrası her türlü

sanayi kuruluşuna, mimari, statik, elektrik ve tesisat projeleri gibi yapının

hem iç hem de dış çevre güvenliği bakımından önem taşıyan belgeler aranmaksızın

sadece avan projeye göre ruhsat verilmesine olanak sağlanması, bu konuda

Devletin Anayasa'nın sözü edilen maddelerinde öngörülen denetim görevini

yeterince yapamaması sonucunu doğurmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 3194 sayılı Kanunun 26. maddesinin birin-ve ikinci fıkraları Anayasa'ya aykırı olmadığından iptal davasının bu iki fıkraya yönelik kısımları red edilmeli ve sözü edilen maddenin üçüncü fıkrası ise Anayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmelidir.

Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Mustafa Şahin ve Adnan Kükner, sözkonusu maddenin birinci fıkrasının da Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürerek bu fıkranın da iptali gerektiği görüşündedirler.

4) 27. madde yönünden :

Maddenin birinci fıkrasında, imar planına göre, toplam inşaat alanı,

bodrum kat hariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrum ile

iki katı aşmayan binalar için ruhsat alma zorunluğunun ortadan kaldırıldığı

anlaşılmaktadır. Bununla birlikte yapı sahibi yönünden, inşaata başlandığının

ilgili idareye bir dilekçe ile bildirilmesi, bu dilekçede proje ve eklerine

uygun bina yapılacağının ve fennî sorumluluğu üstlendiğinin belirtilmesi

yükümlükleri getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, ruhsata tabi olmamanın

yapı sahibini ve fennî mesulünü imar planına ve mevzuata aykırı yapı yapma

sorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtarmayacağı ifade edilmektedir. Üçüncü

fıkrada, mevzuata aykırı yapıldığı saptanan yapıların mevzuata uygun hale

getirilmesi için gerekli koşullar düzenlenmekte, bu sağlanmadığı takdirde yapının

mevzuata aykırı bölümlerinin belediye encümeni veya il idare kurulu kararı ile

yıktırılacağı belirtilmektedir. Son fıkrada ise, belediye ve mücavir alanlar

dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik

alanlarında, civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya

tarımsal amaçlı yapılar için fen ve sağlık kurallarına uygun olmak ve

muhtarlıktan izin almak koşuluyla inşaat ve iskân ruhsatı aranmayacağı hükme

bağlanmaktadır.

Dava dilekçesinde; Yasanın 27. maddesi ile yapıların büyük çoğunluğunun izin ve denetim dışında bırakıldığı, ruhsatsız yapılaşmanın sağlıksız bir yaşam çevresi yaratacağı ileri sürülerek anılan maddenin Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerine aykırı olduğu savında bulunulmaktadır. Dilekçede, her ne kadar Anayasa'nın 56. ve 57. maddelerine aykırılıktan söz edilmekte ise de, konunun, eşitlik ilkesini ilgilendirmesi nedeniyle 10. madde yönünden de incelenmesi gerekir.

Sözü edilen bu madde içeriğinden anlaşılacağı üzere, işbu madde,

26. maddede belirtilen istisna dışında bütün yapılar için yapı ruhsatı alınması

zorunluğunu getiren 21. madde hükmünün bir istisnası niteliğindedir. Yasanın

gerekçesinde, "yapı ruhsatiyesi konusunda yeni bir anlayışla belli

ölçüdeki binaların ruhsata tabi tutulmaması kolaylığı getirilmiş"

denilmekle yetinilmektedir. Ruhsatla, yapıların imar planına ve mevzuata

uygunluğu denetlenmektedir. 26. maddenin incelenmesinde belirtildiği gibi

ruhsatla sağlanmak istenen nihai amacın kamu yararı olduğunda duraksamaya yer

yoktur. O Kaide bu konuda getirilecek bir istisna kuralının kamu düzeni,

güvenliği ve esenliğini zedelememesi ve kamu yararının gerçekleşmesini

engellememesi gerekir. Dava konusu 27. maddenin birinci fıkrası kapsamına giren

binalarda, yapı sahibinin inşaata başladığını ilgili idareye bir dilekçe ile

bildirmesi yeterli görülmekle, idarenin kolluk yetkisinin sonucu olarak ortaya

çıkan ve yapı denetiminin ilk aşamasını oluşturan önceden denetim olanağı

ortadan kaldırılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında ele alman 1000 m2inşaat

alanı ve 650 yüksekliği olan bir bina, küçük ve önemsiz olarak

nitelendirilemeyeceğinden bu ayrıcalığın; kamu düzeni, kamu güvenliği gibi

gerekçelerle getirilmiş olan ruhsat alma zorunluğundan ayrılmayı gerektirecek

haklı bir nedene dayandığı ileri sürülemez. Ayrıca ruhsatın, toplumda düzeni ve

güvenliği sağlamaya yönelik araçlardan biri olması karşısında; sadece yapılacak

inşaatın büyüklüğünün ya da küçüklüğünün ruhsat alma zorunluğunu etkileyecek

bir faktör olarak düşünülmesi olanaksızdır. Nitekim 6785 sayılı eski İmar

Yasasında bu görüş doğrultusunda, bütün yapılar için ruhsat alma zorunluluğu

getirilmişti. Dava konusu 27. maddenin, "ruhsata tabi olmamanın yapı

sahibini ve fennî sorumlusunu imar planına ve mevzuata aykırı yapı yapma

sorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtarmayacağına" ilişkin ikinci fıkra

hükmü de bu konuda tam bir güvence oluşturmamakta ve denetim imkânı

sağlamamaktadır. Zira ilgili kişilerin sorumlulukları, yapının ruhsatsız

yapılmasından kaynaklanmamaktadır. Dava konusu 26. maddenin incelenmesi

sırasında belirtildiği gibi, Devletin, Anayasanın 56. ve 57. maddelerinde

öngörülen görevlerini yerine getirebilmesi ancak, belli bir plan ve program

çerçevesinde sürekli gözetim ve denetim ile gerçekleşebilir. Çünkü gerek

sağlıklı ve dengeli bir çevre yaratılması ve gerek konut ihtiyacının bir plan

çerçevesinde karşılanabilmesi; öncelikle yapılacak yapıların plana uygunluğunun

denetlenmesini gerektirir. Bu denetimin etkin araçlarından biri kuşkusuz

ruhsattır.

Bu nedenlerle, dava konusu 27. maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları Anayasa'nın 10, 56. ve 57. maddelerine aykırı görülmüştür.

Orhan Onar, Mahmut C. Cuhruk, Mehmet Çınarlı ve Selâhattin Metin bu görüşe katılmamışlardır.

Dava konusu maddenin son fıkrasında belediye ve mücavir alanlar

dışında köy nüfusunda kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşim

alanlarında, civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya

tarımsal amaçlı yapılar için fen ve sağlık kurallarına uygun olmak ve

muhtarlıktan izin almak koşuluyla inşaat ve iskân ruhsatının aranmayacağı

öngörüldüğüne ve bu fıkrada; böyle bir düzenleme ile yapı yaptıracakların

belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli

oturmaları ve yapılacak yapıların da, köy yerleşim alanları ve civarında ve mezralarda

yapılması gibi gerek yapı yaptıracaklara ve gerek yapıların yapılacağı yerlere

ve yapıların kullanılma amaçlarına ilişkin özellikler dikkate alınarak, bu

yapılar için ruhsat aranmaması ayrıcalığı tanındığına göre, sözü edilen son

fıkraya yönelik davacı iddiaları yerinde görülmemiştir.

Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan ve Adnan Kükner bu görüşe katılmamışlardır.

5) 44. madde yönünden :

Dava dilekçesinde; bu madde ile ilgili olarak Anayasa'nın, yasama

yetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu

yetkinin devredilemeyeceğine ilişkin kuralı karşısında, Yasanın 44. maddesi ile

ancak yasa ile düzenlenmesi mümkün olan hususların Bakanlıkça çıkarılacak

yönetmeliklere bırakılmasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu ileri

sürülmektedir. Bu maddede yer alan l (h) bendi dışında kalan hükümleri ile dava

konusu Kanunun ilgili maddelerinin uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik

çıkarılacağı öngörülmüş bulunduğuna göre, bu hükümlerde Anayasa'ya aykırı bir

yön bulunmamaktadır. Maddenin l (h) bendi ise, "yeminli serbest mimarlık

ve mühendislik bürolarının teşkili, bu bürolarda çalışacak personelin

nitelikleri, hizmet karşılığı ücret tarifesi, çalışma esasları ve diğer

hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir" biçimindedir. 24.

ve 25. maddelere ilişkin incelemede, bu büroların kuruluşunun Anayasa'ya aykırı

olduğu kabul edildiğinden, aynı nedenlerle iptali gerekir.

Dava dilekçesinde, gerekçe gösterilmeden yer alan Anayasa'nın 2., 10., 43., 56., 63., 88., 125., 129. ve 148. maddelerinin, 3194 sayılı Kanunun 44. maddesi ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

6) 46. madde yönünden :

Dava dilekçesinin bu madde ile ilgili gerekçesinde özetle :

Boğaziçi Yasası'nın kamu yararını önde tutan, üç yanı denizlerle çevrili ve büyük

tarihi mirasa sahip ülkemizde doğal güzelliği ve tarihi mirası korumaya çaba

gösteren bir yasa olduğu, yapılan yeni düzenleme ile kamu yararının kişi

yararına gözardı edildiği, İstanbul Boğazının doğal yapısının bozulacağı, bu

durumun ise; Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerine aykırılık oluşturduğu öne

sürülmüştür. Sözkonusu maddenin içeriğinden anlaşılacağı gibi, 2960 sayılı

Boğaziçi Yasası'nın 6. maddesiyle, Boğaziçi alanında yerleşme ve yapılaşmanın

planlanması, koordinasyonu, imar uygulamalarının yapılması ve denetlenmesi

amacıyla kurulan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, Boğaziçi İmar İdare

Heyeti ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü kaldırılmış, bunların görev ve sorumlulukları

22.7.1983 onay tarihli plan esas alınarak "Boğaziçi Sahil Şeridi" ve

"Öngörünüm" bölgelerinde Büyük Şehir Belediye Başkanlığına,

"geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde ise, ilgili İlçe

Belediye Başkanlıklarına devredilmiştir. Dava konusu maddede amacın, Boğaziçi

sahil şeridi, Öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgelerindeki uygulamalarla

görevlendirilen bazı kuruluşların kaldırılması ve bunların görev ve

sorumluluklarının ilgili belediye başkanlıklarına devredilmesi olduğuna ve bir

yerinden yönetim idaresi olan belediyelerin de, Boğaziçi alanında yapılacak

uygulamada, Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesinin gereği olarak,

gerek kıyılarla sahil şeritlerinin kamu yararına kullanımını sağlamaya ilişkin

Anayasa'nın 43. maddesi ve gerek tarih, kültür ve tabiat varlıklarının

korunması ile ilgili Anayasa'nın 63. maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan 2863

sayılı Yasayı gözönünde bulunduracakları kuşkusuzdur.

Bu nedenlerle söz konusu madde düzenlemesinde Anayasa'ya aykırı bir yön görülmemiştir.

Öte yandan dava konusu 46. maddenin Anayasa'nın 2., 7., 10., 56., 57., 88., 125., 128., 129. ve 148. maddelerinde yer alan hükümleri ile bir ilgisi yoktur.

7) 47. madde yönünden :

2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin (f) fıkrası; "Boğaziçi

alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plan

değişikliği yapılamaz" biçiminde iken, 3194 sayılı Yasanın dava konusu

edilen 47. maddesindeki düzenleme ile "Boğaziçi alanında mevcut planda

nüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliği

yapılabilir" şeklinde değiştirilmiştir. Sözü edilen fıkranın ilk halinin

daha kesin bir anlam içerdiği kuşkusuzdur. Yapılan değişiklikle bu hükme

esneklik kazandırılarak, nüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak koşuluyla

bunu artırıcı nitelikte de olabilecek plan değişikliğine olanak sağlanmaktadır.

Daha önceki bölümlerde belirtildiği gibi, dava dilekçesinde; Boğaziçi Yasası'na

ilişkin hükümler için ayrı ayrı gerekçe gösterilmemekte, sadece yapılan

değişikliğin kamu yararından çok kişi yararını gerçekleştirilmeye yönelik

olduğu ifade edilerek bunun Boğaziçi'nin doğal yapısını bozacağı ileri

sürülmektedir. Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca; Anayasa hükümleri, yasama,

yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Bu durumda;

Boğaziçi alanında yapılacak bir uygulamada, Anayasa'nın 43, 56. ve 63.

maddelerinde yer alan hükümler gözönünde bulundurulacaktır. Esasen Anayasa

yargısı bakımından Anayasa'ya açık bir aykırılık söz konusu olmadığı sürece bu

tür düzenlemelere müdahale olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, yapılacak plan

değişikliklerinin idari yargı mercilerinin denetimine tabi olacağı ve bu

denetim sırasında da "kamu yararına" uygunluğunun araştırılacağı

kuşkusuzdur.

Bu nedenlerle, dava konusu 47. maddenin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) fıkrasını değiştiren hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.

2960 sayılı Kanunun 3. maddesinin değişiklikten önceki (g)

fıkrası; "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesinde konut

yapılamaz, tehvit ve ifraz işlemleri yapılmasına izin verilemez" biçiminde

iken, 3194 sayılı Yasanın 47. maddesi ile değiştirilen yeni düzenlemede ise;

kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmeksizin, öngörü-nüm bölgelerinde belli

koşullarla konut inşaatına izin verilmekte ve ayrıca tevhit işlemleri

yapılmasına da olanak sağlanmaktadır. Bu fıkranın dikkati çeken başka bir

özelliği de küçük parsel sahiplerini tevhide zorlayacak biçimde parsel

büyüklüğü 5000 m2'den az olan inşaatlara izin verilmemesidir. Ayrıca

bu büyüklükteki parsel içinde taban alanı kat sayısının azami % 6 ve kat

adedinin iki, yüksekliğin ise 650 metreyi geçemeyeceği kabul edilmektedir.

Anılan fıkranın ikinci paragrafında ise, orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil

alanların da aynı esaslara tabi olduğu ancak, bu doğal özelliklerinin

korunmalarına özen gösterileceği ifade edilmektedir. Son paragrafta ise (g)

fıkrası kapsamına giren yerlerde kat alanı ve yüksekliğe bakılmaksızın ruhsat

ve kullanma izni alma zorunluğu getirilmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde; "Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun

huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,

Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir. Yasaların

kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin önde gelen

unsurlarından birisini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 22.6.1972 günlü,

E: 1972/14, K: 1972/34 sayılı kararında, "Hukuk Devleti ilkesinin öğeleri

arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesinin de var olduğu"

açıklanmıştır. Bu karara göre, "Anayasa'nın 2. maddesinde tanımlandığı

üzere Devletimiz bir hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında

yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı

düşüncesi olmaksızın başka bir deyimle yalnızca belli kişilerin yararına olarak

herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre çıkarılması için kamu

yararı bulunmayan bir yasa kuralı Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olur ve dava

açıldığında iptali gerekir" Anayasa Mahkemesinin bu kararında yer alan

görüşler doğrultusunda sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için 2960 sayılı Yasa

ile onu değiştiren 3194 sayılı Yasa'nın konuya ilişkin hükümlerinin hangi amaca

yönelik bulunduklarının saptanması bakımından her iki Yasa'nın ilgili

hükümlerinin birlikte incelenmesi gerekir.

2960 sayılı Boğaziçi Yasası'nın değişiklikten önce 3. maddesinin

(g) fıkrasında; "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm

bölgelerinde konut yapılamaz, tevhit ve ifraz işlemleri yapılmasına izin

verilemez." denilmek suretiyle yasa koyucu burada, öngörünüm bölgesini

sahil şeridi ile aynı hukuki rejime tabi tutarak konut yapımını yasaklamıştır.

Aynı maddenin (h) fıkrasındaki; "Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm

bölgesinde turizm ve rekreasyon amacı ile ayrılan alanlara toplumun

yararlanmasına ayrılan yapılar yapılır ve bu husus tapu siciline işlenir.

Toplumun yararlanmasına ayrılan bu yapılar amaç dışı kullanılamaz" hükmü

ile öngörünüm bölgesinde de sahil şeridindeki rejimin uygulanacağı

vurgulanmıştır. Böylece yasa koyucu bu şekildeki düzenleme ile büyük bir

kesimin, Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden yararlanmasını sağlamak amacıyla

öngörünüm bölgesini sahil şeridinin hukuki rejimine tabi tutarak burada özel

yapılanmayı sınırlamış, ancak; turizm ve rekreasyon amacı ile ayrılan alanlarda

toplumun yararlanmasına ayrılan yapı yapılmasına izin vermiştir. Bu ayrıntılı

düzenlemenin kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olduğu açıktır.

3194 sayılı Yasa ile getirilen değişiklikte ise; 2960 sayılı

Yasadaki düzenlemede yer alan kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmemekte,

öngörünüm bölgesi; orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da dahil olmak

üzere bazı sınırlandırmalarla özel yapılanmaya açılmaktadır. 2960 sayılı

Yasanın 5. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, Boğaziçi alanında orman

sayılmayan kamu kurum ve kuruluşlarına veya özel mülkiyete ait koru, koruya

katılacak alan, çayır, mesire yeri, bostan ve benzeri alanların yeşil alan

sayılacağı ve bitki varlıklarının geliştirilerek muhafaza edileceği, bu

alanlardaki bitki varlıklarının yok edilmesi veya tahrip edilmesinin yasak

olduğu belirtilmektedir. Yapılan değişiklikle öngörünüm bölgesi yönünden bu

yasaklama da etkisiz hale getirilmektedir. Bu koşullarda, 3194 sayılı Yasa ile

getirilen değişikliğin "kamu yararını" gerçekleştirmek amacına yönelik

olduğu kabul edilemez. Zira bu yeni düzenlemeden ancak parsel büyüklüğü 5000 m2'nin

üstünde, ya da altında olup ta komşu parselleri satın alma gücü bulunan mülk

sahipleri yararlanabileceklerdir. Eski düzenleme ile hak sahiplerinin sadece

konut yapmaları yasaklanmış olup, toplumun yararlanmasına açık bina ve tesisler

yapmaları engellenmediğine göre, anılan yerlerin bakımsız bir hale geleceği

yolundaki iddianın da gerçeği yansıttığı ileri sürülemez. Öte yandan T.A.K.S..

(Taban Alan Kat Sayısı)nın büyük tutulması ve blok adedinin serbest

bırakılması, bunun da ötesinde orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanların da

aynı koşullarla yapılanmaya açılması gibi hususlar gözönüne alındığında, yasa

koyucunun buraları koruma amacı ile bu şekilde bir düzenlemeye yöneldiği düşünülemez.

Yeni düzenlemenin, ne ölçüde kamu yararını gerçekleştirmeğe yönelik olduğu

meselesi Anayasa yargısının ilgi alanı dışında kalmakta ise de; Anayasa

Mahkemesinin yukarıda değinilen kararında belirtildiği gibi; sözü edilen hükmün

kamu yararına dayanmadığının saptanması halinde, ortaya haklı bir iptal nedeni

çıkmış olacaktır. Boğaziçi Yasası ile ilgili hükümler tasarıya komisyon

aşamasında eklenmiş olduğundan, bu konuda yasanın gerekçesinden yararlanmak

mümkün olmamaktadır. Bu durumda Yasanın bu hükmü ile doğurduğu sonuçların

değerlendirilmesi suretiyle konu sağlıklı bir biçimde çözüme bağlanabilecektir.

Yukarıda açıklandığı gibi; 3194 sayılı Yasanın 47. maddesi (g) fıkrasının getirdiği değişiklikle; önceden ancak toplumun yararlanmasına açık yapılar yapılmasına izin verilen Boğaziçi öngörünüm bölgesi, belli koşullarla da olsa sonuç olarak, yeşil alanları da kapsar biçimde konut inşaatına açılmış bulunmaktadır. Bu sonuç, yasa koyucunun amacının, Boğaziçi öngörünüm bölgesini kamu yararını gözönünde tutarak korumak değil, buna yeşil alanları da dahil etmek suretiyle özel yapılanmaya açmak olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, Anayasa'nın 56. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" denilmektedir. 2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin değişiklikten önceki (g) fıkrası ile kamu yararı gözetilerek, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevreden yararlanmasını sağlamak amacıyla Boğaziçi öngörünüm bölgesinde konut inşaatını yasakladığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle 3194 sayılı Kanunun 47. maddesinin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükümlerinin, Anayasa'nın 2. ve 56. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Dava konusu 47. maddenin Anayasa'nın 7., 10., 57., 58., 88., 125., 128., 129. ve 148. maddeleri ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

Orhan Onar ve Mustafa Şahin, söz konusu hükümlerin Anayasa'ya aykırı bir yanı bulunmadığını, Mehmet Çınarlı, Selahattin Metin ve Servet TÜZÜN ise, bu fıkranın sadece ikinci paragrafı hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.

8) 48. madde yönünden :

2960 sayılı Boğaziçi Yasası'nın 10. maddesi; 3194 sayılı Yasanın dava konusu 48. maddesi ile tümüyle değiştirilerek Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgeleri için yeni bir düzenleme getirmiştir.

Bu maddenin birinci fıkrasında, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme

bölgelerinde hangi koşullarla konut inşa edilebileceği belirtilmekte ve bazı

kazanılmış haklar saklı tutulmaktadır. İkinci fıkrada, kat alanı ve yüksekliğe

bakılmaksızın ruhsat ve iskân alma mecburiyeti getirilmektedir. Üçüncü fıkrada,

"Boğaziçi Alanı" için yapılan planların revize edilmesi gerektiğinde;

geri görünüm ve etkilenme bölgelerinde 3030 sayılı Kanuna göre işlem yapılacağı

belirtilmektedir. 3030 sayılı "Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi

Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında

Kanun"un 6. maddesinin (b) bendinde "Büyük Şehir nazım planlarını

yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerinin, nazım plana uygun

olarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulanmasını

denetlemek" Büyük Şehir Belediyelerinin görevleri arasında sayılmaktadır.

Bu durumda "geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde

planların revize edilmesi konusunda yetkili merci Büyük Şehir Belediyesi

olmaktadır. "Sahil Şeridi" ve "öngörünüm" bölgelerinde ise;

İstanbul Büyük Şehir Belediyesince hazırlanan planlar belediye meclisi kararı

ve belediye başkanının onayından sonra "Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon

Kurulu" onayı ile yürürlüğe girmektedir. Dördüncü fıkrada; ilgili kamu

kurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşlarına "sahil şeridi" ve

"öngörünüm" bölgeleri ile ilgili planlara itiraz hakkı tanınmakta,

ayrıca bu itirazın inceleme şekil ve süresine de yer verilmekte ve plan değişiklikleri

için de aynı usulün geçerli olduğu belirtilmektedir.

TBMM'ndeki görüşmeler sırasında verilen bir önerge üzerine bu maddeye eklenen altıncı fıkrada 3194 sayılı Yasanın 46. maddesi ile kaldırılan organlardan biri olan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu bazı farklılıklarla yeniden kurulmaktadır.

Dava dilekçesinde bu maddenin Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Bu madde ile Boğaziçi "geri görünüm" ve "etkilenme" bölgelerinde özel yapılanma için bazı koşullar getirilirken, bu bölgelerle birlikte "sahil şeridi"ni de içine alan Boğaziçi alanına ilişkin planlama çalışmalarında izlenecek esaslar gösterildiğine göre, 47. maddenin (f) fıkrası incelenirken belirttiği gibi, Boğaziçi alanında bu madde gereği yapılacak uygulamada, Anayasa'nın sözü edilen 43. ve 63. maddelerinde yer alan hükümlerin geçerli olacağı tabiidir.

Bu nedenlerle, dava konusu Kanunun 48. maddesine yönelik iddialar yerinde görülmemiştir.

9) Geçici 5. madde yönünden :

Geçici 5. madde, "Belediye hudutları ve mücavir sahalar içinde veya dışında bulunan gedik ve zeminler (örfü belde-paftos) tamamen yıkılıp yok olarak (müntafi ve münhedim) varlıklarını kaybedip, kaybetmediklerine bakılmaksızın bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunurlar.

Tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz mallardaki zemine ait son emlak vergi değerinin 1/5'idir. Bu şekilde belirlenecek zemin hakkı bedeli, tapu idaresince gedik sahibinin müracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emaneten millî bir bankaya yatırılır. Müracaat edilmediği takdirde zemin sahibi lehine kanunî ipotek tesis edilir.

Zemin hakkı bedelinin 1/4'ü peşin, bakiyesi en geç üç yıl içinde yıllık eşit Taksitlerle ödenir ve bu bedele bankaca vadesiz mevduat faizi uygulanır. Peşin miktar ve Taksitler 40.000 TL. den az olamaz. Bu işlemlerden sonra topu sicilinde gerekli terkin ve tashihler resen yapılır.

Bankaya emaneten yatırılan ve ipotekle temin edilen zemin hakkı bedeli üzerindeki iddialar genel hükümlere tabidir." denilmektedir.

Kanunun bu hükmü, 6785 sayılı eski İmar Kanununa 11.7.1972 gün, 1605 sayılı Kanun ile eklenen "Ek Madde 9" dan çok az bir farkla düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi, bu maddeyle Medeni Kanundan önce var olan ve kökü

çok eskilere dayanan bir aynî hakkın tasfiyesi ve onun hukuk sistemimize

uydurulması öngörülmektedir. İkinci fıkrada; tasfiyeye tabi tutulan taşınmaz

mallardaki "zemin hakları" bedele çevrilerek tasfiye edilmektedir.

Üçüncü fıkrada; zemin hakkı bedelinin ait olduğu taşınmaz malın zemine ait son

emlak vergi değerinin 1/5'i olduğu, bu bedelin gedik sahibinin tapu idaresine

müracaatı halinde zemin hakkı sahibi adına emaneten milli bir bankaya

yatırılacağı belirtilmektedir. Müracaat edilmediği takdirde; zemin hakkı

sahibini korumak amacıyla onun lehine kanunî ipotek tesis edileceği hükme

bağlanmaktadır. Dördüncü fıkrada; zemin hakkı bedelinin ödenme şekline ilişkin

bazı esaslar getirilmekte ve bu işlemlerden sonra, tapu sicilinde gerekli

terkin ve tashihlerin yapılacağı öngörülmektedir. Son fıkrada da bankaya

emaneten yatırılan veya ipotekle temin edilen zemin hakkı bedeli üzerindeki

iddialar yönünden özel bir usule gerek görülmeyerek, bunların genel hükümlere

tabi olacağı belirtilmektedir.

Dava dilekçesinde Geçici 5. madde uyarınca tasfiye edilecek varlıkların tarih, kültür ve tabiat değerlerinin dikkate alınmasının maddede öngörülmemiş olduğu, bu nedenle Anayasa'nın 63. maddesine aykırılık oluştuğu öne sürülmektedir.

3194 sayılı İmar Yasası'nın 4. maddesinde 2863 sayılı "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası" nm, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydıyla uygulanacağı öngörülmektedir. Bu itibarla dava konusu madde ile yapılacak tasfiyeler sırasında 2863 sayılı Yasanın kapsamına giren bir durum söz konusu olması halinde, doğal olarak özel yasa niteliğindeki bu Yasa uygulanacaktır' Maddenin, bu nedenle Ana-yasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

10) Geçici 7. Madde Yönünden :

Geçici 7. maddenin birinci fıkrasında, "İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında 2981 sayılı İmar Affı Kanunu'na göre başvurulan yapılar, aynı Kanunun 3 üncü maddesinin İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile ilgili kısmı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 2981 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin (f) fıkrasına göre ve bitmiş olmaları koşulu ile 5 misli bina inşaat harcı alınarak af kapsamına dahil edilir. Aynı Kanunun ilgili ekli cetveline göre harç ayrıca tahsil edilir. Afla ilgili Boğaziçi alanındaki tespit ve değerlendirme işlemleri mutlaka ilgili belediyelerce yapılır ve en geç 6 ay içinde tamamlanarak sonuçlandırılır." denilmektedir.

Görüldüğü gibi, bu maddenin birinci fıkrasında 2421984 günlü, 2981 sayılı İmar Affına ilişkin Yasanın 3. maddesi gereği özel kanunu çıkarılıncaya kadar bu af kanunu dışında bırakılan yerlerden "İstanbul ve Çanakkale" boğazlan yönünden bu yasaklama kaldırılarak, bu yerler de af kapsamı içine alınmaktadır. Bu fıkrada ayrıca, af kapsamına girecek bölgeler yönünden kıyı, sahil şeridi, öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgeleri arasında hiç bir ayırım yapılmamaktadır.

Dava dilekçesinde, ayrıntılı bir açıklama yapılmadan sadece millî bir yasa olan Boğaziçi Yasası'nın yapılan bu değişikliklerle delindiği, getirilen hükümlerin ise kişi yararı için kamu yararını gözardı ettiği, bu durumun Anayasa'nın 43. ve 63. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Geçici 7. maddenin birinci fıkrasında, bu yerlerdeki yapılar için

mevzuata ve imar planına uygun olma koşulu aranmadığına göre, bu bölgede

mevzuata aykırı olarak yapılan yapıların da işbu fıkra kapsamına girdiği

anlaşılmaktadır. Yukarıda fıkranın anlam ve kapsamı açıklanırken belirtildiği

gibi; Boğazlar, kıyı ve sahil şeridi yönünden hiç bir ayırıma tabi

tutulmaksızın af kapsamına alınmaktadır. Anayasa'nın, "kıyılardan

yararlanma" Başlıklı 43. maddesindeki kıyıların, Devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğunu, deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin

kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının

gözetileceğini belirleyen hükmü karşısında, sözü edilen bu yerlerde mevzuata

aykırı olarak yapılan ve kamuya açık olmayan özel yapılanmalar için aftan

yararlanma hakkının tanınmış olması, Anayasa'nın 43. maddesine aykırı

düşmektedir. Öte yandan dava konusu 47. maddenin (g) fıkrasının incelenmesi

sırasında, Boğaziçi'nde öngörünüm bölgesini özel yapılanmaya açan bu fıkranın

Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilmişti. Nitekim, Anayasa Mahkemesince 3086

sayılı Kıyı Yasası'na ilişkin olarak verilen 25.2.1986 günlü, Esas: 1985/1, K:

1986/4 sayılı kararda, kamunun yararlanmasına öncelik tanınan kıyıda mevzuata

aykırı yapıların af kapsamına alınmasının Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna

varılmıştır. Bu görüşün sözü edilen geçici 7. maddenin birinci fıkrası yönünden

de geçerli olacağı kuşkusuzdur.

3194 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinin birinci fıkrası içeriğinden, bu maddenin uygulanması sırasında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası'nın ilgili hükümlerinin gözönünde tutulacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın "Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması"na dair 63. maddesi ile herhangi bir ilişkisi görülmemiştir.

Geçici 7. maddenin ikinci fıkrasında; Boğaziçi alanındaki çekme katların aynı gaberi içinde olmak şartı ile tam kata iblağ edileceği belirtildikten sonra, çatı katı maliklerinin diğer kat malikleri ile ilişkileri düzenlenmektedir. Bu fıkra ile daha önce mevzuata uygun olarak yaptırılan yapılarda mevcut çekme katlarının, aynı gaberi içinde kalma şartı ile tam kata iblağ edilmesi öngörüldüğüne göre, fıkranın Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Selâhattin Metin, Servet TÜZÜN ve Vural Savaş, "Maddenin ikinci fıkrasının"da Anayasa'ya aykırı olduğu görüşündedirler.

Açıklanan nedenlerle, 3194 sayılı Kanunun 8, 46. ve Geçici 5.

maddeleriyle 26. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 27. maddesinin

dördüncü fıkrası, 44. maddesinin l (h) fıkrası dışında kalan hükümleri, 47.

maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) fıkrasını

değiştiren hükmü, Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'ya aykırı

olmadığından, iptal davasının bu maddeler ve hükümlere yönelik kısımları red

edilmeli; 24. ve 25. maddeleriyle 21. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından...",

22. maddenin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık ve

mühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest

mimarlık mühendislik bürolarınca..." ibarelerinin, 26. maddesinin üçüncü

fıkrası, 27. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri, 44.

maddesinin 1 (h) bendi, 47. maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3.

maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükümleri, Geçici 7. maddesinin birinci

fıkrası Anayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmelidir.

Dava konusu İmar Kanunu'nun 24. maddesinin iptal edilmesi

karşısında, aynı Kanunun iptal davası dışında kalan 28, 30. ve 32. maddelerinin

yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına ilişkin hükümlerinin

uygulanma olanağı kalmayacağından, 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin

ikinci fıkrası gereğince, 28. maddenin birinci fıkrasında yer alan

"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına...", 30.

maddenin birinci fıkrasındaki "veya yeminli serbest mimarlık ve

mühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest

mimarlık ve mühendislik büroları...", ibarelerinin ve aynı fıkranın

"...ancak müracaat yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosuna

yapılmış ise bu hüküm uygulanmaz. Yeminli büro, müracaatı bu süre içerisinde

müspet veya menfi mutlaka sonuçlandırmak zorundadır..." biçimindeki son

iki cümlesinin ve 32. maddesinin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli

serbest mimarlık ve mühendislik bürosunca..." ibaresinin iptaline karar

verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

V- SONUÇ

3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun;

1- 21. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarından...", 22. maddesinin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarınca..." ibarelerinin, 24. ve 25. maddeleri hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptallerine oybirliğiyle;

2- 26. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle; keza aynı maddenin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mustafa ŞAHİN ve Adnan KÜKNER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla;

3- 27. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Orhan ONAR, Mahmut C. CUHRUK, Mehmet ÇINARLI ve Selâhattin METİN'in karşıoyları ve oyçokluğuyla, dördüncü fıkra hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına bu nedenle iptal isteminin reddine Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN ve Adnan KÜKNER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,

4- 44. maddesinin l (h) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, maddenin diğer hükümlerine ilişkin iptal isteminin reddine oybirliğiyle;

5 - 47. maddesinin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) fıkrasını değiştiren hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle; (g) fıkrasını değiştiren hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Orhan ONAR ve Mustafa ŞAHİN'in söz konusu hükümlerin Anayasa'ya aykırı bir yanı bulunmadığı, istemin reddi gerektiği, Mehmet ÇINARLI, Selâhattin METİN ve Servet TÜZÜN'ün bu fıkranın sadece ikinci paragrafı hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla;

6- 8., 46. ve 48. maddeleriyle geçici 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle;

7- Geçici 7. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle, ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Selâhattin METİN, Servet TÜZÜN ve Vural SAVAŞ'ın karşıoyları ve oyçokluğuyla;

8- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 24. maddesinin iptal edilmiş

olması, aynı kanunun iptal davası dışında kalan 28., 30. ve 32. maddelerinin

yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına ilişkin hükümlerinin

uygulanmaması sonucunu doğurduğundan 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin

ikinci fıkrasında dayanılarak 28. maddenin birinci fıkrasında yer alan

"...veya yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürolarına...", 30.

maddenin birinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest mimarlık veya

mühendislik...", ikinci fıkrasındaki "...veya yeminli serbest

mimarlık ve mühendislik büroları..." ibarelerinin ve aynı fıkranın

"...Ancak müracaat yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosuna

yapılmış ise bu hüküm uygulanmaz. Yeminli büro müracaatı bu süre içerisinde

müspet veya menfi mutlaka sonuçlandırmak zorundadır..." biçimindeki son

iki cümlesinin; ayrıca 32. maddesinin birinci fıkrasındaki "...veya

yeminli serbest mimarlık ve mühendislik bürosunca..." ibaresinin iptaline

oybirliğiyle,

11.12.1986 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

İptal istemine konu edilen ve çoğunluk tarafından Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline karar verilen 3.5.1986 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrasında, İmar planına göre toplam inşaat alanı, bodrum hariç 1000 metrekare, saçak yüksekliği 650 metre ve bir bodrum ile iki katı aşmayan binalarda belediye veya valiliklerden ruhsat alınma mecburiyeti kaldırılmıştır. Amaç, nispeten basit binalarla bürokratik engelleri azaltmaktır. Bununla beraber, belediyeler veya valiliklerin denetimine imkân verecek hususlar maddede derpiş edilmiş ve yapıların mevzuata ve plana aykırı yapılması durumunda yaptırımlar öngörülmüştür.

Bu tür yapıların diğer yapılarla aynı hukuki durumda olmamaları,

aralarında nitelik bakımından benzerlik bulunmaması dolayısıyla, eşitlik

ilkesinin ihlâlinden söz edilemeyeceği gibi, yapılanma koşulları ayrıntılı

olarak maddede belirtilen söz konusu yapıların ruhsat alma yükümlülüğünden

istisna edilmesi; denetim olanaklarını ortadan kaldırmaz. Zira, imar hukukunda

ruhsat, tek ve vazgeçilmez denetim aracı değildir. İmar planları yanında

başvurulara eklenmesi zorunlu projeler, belediyelerin veya valiliklerin elinde

yeterli bir denetim aracı olabilir, ayrıca inşaatın her aşamasında belediyeler

ve valilikler kontrol elemanları marifetiyle denetim imkânına sahiptirler. Bu

itibarla, dava konusu maddenin birinci fıkrasında ve buna bağlı olarak ikinci

ve üçüncü fıkralarında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Aynı Kanunun 47. maddesinin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükmünün iptaline ilişkin karara da aşağıda gösterilen nedenlerle katılmıyorum.

Anayasa kıyılar ve sahil şeritleri için 43. maddesiyle özel hükümler sevk etmiştir. Boğaziçi öngörünüm bölgesi için Anayasa bu nitelikte bir hüküm içermemektedir. Bir başka söyleyişle yasama organı bu bölge hususunda bir takdir yetkisine sahip bulunmaktadır. Koşullara göre öngörünüm bölgesinde yapılaşmanın düzenlenmesinde kamu yararının şu veya bu doğrultuda görülmesinin takdiri yasama organına aittir. Bu itibarla bu hususun denetlenmesi Anayasa'ya uygunluk denetiminin konusu dışında kalır.

Başkan

Orhan

ONAR

Başkanvekili

Mahmut

C. CUHRUK

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Muammer

TURAN

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Selâhattin

METİN

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

Adnan

KÜKNER

Üye

Vural

SAVAŞ

KARŞIOY

YAZISI

351986 günlü ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun kimi maddelerinin iptaline dair Mahkememizin 11.12.1986 günlü, Esas: 1985/11, Karar: 1986/29 sayılı kararında, Sayın Orhan Onar'a ait karşıoy yazısının 1. ve 2. paragraflarında yer alan görüş ve düşüncelere katılıyorum.

Başkan

Orhan

ONAR

KARŞIOY

YAZISI

l- Anayasa Mahkemesini, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin

ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas

bakımlarından uygunluğunu denetlemekle görevli kılan Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın 148. maddesi, ikinci fıkrasında, kanunların şekil bakımından

denetlenmesini; son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu

ile sınırlamakta ve bu anlamdaki denetlemenin, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye

Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebileceğini

belirledikten sonra, kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten

sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamayacağını, defi yoluyla da

ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamaktadır. 148. maddenin ikinci fıkrası

hükmünü tamamlayan 149. maddenin ikinci fıkrasında da, şekil bozukluğuna dayalı

iptal davalarının, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacağı

öngörülmüş bulunmaktadır.

Konu, dava açma hakkı, süre ve öngörülen yöntem açısından nev'i

şahsına münhasır özel bir şekil denetimini düzenlediğinde kuşku bulunmayan 148.

ve 149. maddelerin bu konuya ilişkin hükümleri yanında, Anayasanın, iptal

davasıyla ilgili genel kuralı ortaya koyan 150. maddesinde, açıkça; kanunların,

kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya

bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya

aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası

açılabileceği hükmüne de yer verilmiş, bu tür davaların Cumhurbaşkanı, iktidar

ve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye

tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyeler tarafından açılabileceği kabul

edilmiştir.

Bahis konusu maddenin öngördüğü, şekil ve esas bakımından

Anayasaya aykırılık iddialarını birlikte içeren iptal davalarıyla ilgili genel

şekil denetiminde, davanın konusu, dava açma hakkı, süre ve yöntem yönünden

148. ve 149. maddelerde yer alan sınırlamalar önemli ölçüde giderilerek; esası,

özellikle yasama tasarrufunun oluşumunu ve sağlığını etkileyen, Anayasanın 88.

maddesine ve ilgili öteki maddelerine aykırı tüm şekil bozukluklarının, başka

bir anlatımla, örneğin, bir kanunun teklif edildiği tarihten kabul edildiği

tarihe kadar geçen süre içinde uygulanan yöntemlerdeki önemli aksaklıkların

iptal davasının konusu içine alınması, ayrıca dava süresinin 60 güne

çıkarılması, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis gruplarının da dava

açabilmeleri sağlanmış, şekil bozukluğuna dayalı iddiaların öncelikle incelenip

karara bağlanması zorunluluğu kaldırılmıştır.

60 günlük yasal süre içinde açılmış bulunan inceleme konusu iptal davası, Anayasanın 148. ve 149. maddeleri çerçevesinde, yalnız şekil bakımından denetlemeyi gerektiren bir nitelik taşımadığı, anılan Yasanın 150. maddesine dayalı olarak hem sekile, hem esasa ilişkin Anayasaya aykırılık iddialarını birlikte kapsadığı cihetle; şekil yönünden yapılacak denetimin, "son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı" ilkesiyle bağlı kalınmaksızın, esasa etkili öteki şekil bozuklukları da gözönünde tutularak tamamlanması gerekmektedir.

Hukuk devleti ilkesiyle Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkelerinin yaptırımını oluşturan Anayasaya uygunluk denetiminin gerçek anlam ve amacı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 150. maddesinin kemaliyle işletilmesini zorunlu kılmaktadır. 10.11.1983 günlü, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 20, 21. ve 22. maddeleri belirtilen alan ve ölçüler içinde denetim yapılmasını kanımızca engellememektedir.

İlk inceleme sonunda oyçokluğuyla tesis olunan 2.8.1985 günlü karara bu nedenlerle katılmamaktayım.

II- Aşağıda açıklanan hususlar, esas hakkındaki Kararın, 351985

günlü ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası ile 27. maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkin bölümlerine katılmayışımın nedenlerini içermektedir :

A- İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası ile ilgili açıklamalar :

1- Anılan Kanun'un "Kamuya ait yapı ve tesisler ile sanayi

tesislerinde ruhsat" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; kamu

kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, imar planlarında

o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimarî,

statik, tesisat ve her türlü fenni mesuliyetin bu kamu kurum ve kuruluşlarınca

üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsat

verileceği öngörüldüğü halde, ruhsat verecek makam ve mercii belirlenmemiştir.

Buna mukabil, aynı maddede, Devletin güvenlik ve emniyeti, Türk Silahlı

Kuvvetlerinin harekât ve savunması bakımından gizlilik arz eden yapılar ile her

türlü sanayi kuruluşuna ait yapılarda ruhsat makam ve mercii belirgin biçimde

gösterilmiştir.

Birinci fıkranın, genel olarak ruhsat alma koşullarını düzenleyen

22. madde hükmüyle de uyumlu bir içerik taşımadığı görülmektedir. Yapı ruhsatı

verilebilmesi için tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge),

mimarî proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları,

röperli veya yoksa ebatlı krokinin başvuru dilekçesine eklenmesi 22 maddenin

açık ve buyurucu hükmü gereği iken, 26. maddenin birinci fıkrasında, kamu kurum

ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar yönünden, bu fıkrada

öngörülen sınırlı kayıtlara uyulmak koşuluyla, avan projenin varlığı yeterli

sayılmıştır. Bu husus, yapılacak veya yaptırılacak yapının teknik bakımdan

yeterli güvenliğe sahip olup olmadığının saptanmasını ve tahsis edileceği amaca

uygun bulunup bulunmadığının incelenip, araştırılmasını adeta

imkânsızlaştırmaktadır.

Kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel hukuk kişileri tarafından yapılacak veya yaptırılacak aynı nitelikteki yapılar arasında ayırım yapılamayacağına göre, kamu kurum ve kuruluşları için tanınan bu ayrıcalığın haklı bir nedeni yoktur. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 43. maddesinin "a" fıkrasıyla yürürlükten kaldırılan 9.7.1956 günlü, 6785 sayılı İmar Kanunu'nda da bu konuda herhangi bir ayırım yapılmadığı bilinmektedir.

Ruhsat vermekteki amacın, kamu yararı ve kamu güvenliği düşüncesiyle etkili bir ön denetim sağlamak olduğu gözden uzak tutulmadığı takdirde, kamu kurum ve kuruluşlarına gereksiz olarak ayrıcalık tanınırken ruhsatla gerçekleştirilmek istenen amaçtan uzaklaşılmış olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bu sapmanın, kamu yararını ve kamu güvenliğini olumsuz doğrultuda etkilemesi de kaçınılmaz bir olgu sayılmalıdır.

Sonuç olarak, birinci fıkra hükmüyle yürürlüğe konulan düzenlemenin yol açtığı eşitsizlik haklı nedenlere dayanmadığından, inceleme konusu fıkranın Anayasanın 10. maddesine aykırı olduğu düşünülmektedir.

2- Öte yandan, bahis konusu düzenleme Anayasanın 56. maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Birinci fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip bulunduğunu belirleyen 56. madde, ikinci fıkrasında, bu hakkın kullanılması yönünden Devlete bir takım ödevler yüklemektedir. Bu ödevlerden biri ve önemine rağmen Devletin mali kaynaklarının ve parasal olanaklarının yeterliliğine bağlı bulunmayanı, çevrenin kirlenmesine ve çevre sağlığının bozulmasına yol açan tutum ve davranışlara engel olunmasıdır.

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası, yukarıda da açıklandığı üzere, bu fıkrada belirtilen yapı ve tesislerin çevreye vereceği zararların önlenmesi olanağını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Çevre kirlenmesini önlemek ve çevre sağlığını korumak görevi, ancak, daha önce değinilen ayrıcalığın giderilmesi ve denetim dışında bırakılan yapıların da, diğerleri gibi, denetime tabi tutulması suretiyle yerine getirilebilecektir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına, mimarî proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları gibi, yapıların iç ve çevre güvenlikleri açısından büyük önem taşıyan belgeler aranmaksızın, sadece avan projeye göre ruhsat verilmesi, her türlü fenni sorumluluğun ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi kayıt ve koşuluna rağmen, inceleme konusu düzenlemeyi Anayasanın 56. maddesine uygun duruma dönüştürmemektedir.

B- İmar Kanunu'nun 27. maddesinin dördüncü fıkrasına ilişkin açıklamalar :

3194 sayılı İmar Kanunu'nun, "Ruhsata tâbi olmayan yapılar ve uyacakları esaslar" başlığını taşıyan 27. maddesinin dördüncü ve son fıkrası; belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmayacağını, ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerektiğini hükme bağlamaktadır.

Söz konusu hüküm de, yapı ruhsatiyesi alınmasını zorunlu kılan 21. maddenin istisnaları arasında yer almaktadır.

Yapı ruhsatı alma zorunluluğunu kaldıran, dolayısıyla kimi

konutlar ve hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân

ruhsatı aranmaması yolunda ayrıcalık getiren hükmün, belediye ve mücavir

alanlar dışında kalan yörelerde yaşayanlara kolaylık sağlamak ve onlara hizmet

etmek amacıyla yürürlüğe konduğu kabul edilse bile, yapı alanı, yüksekliği ve

öteki teknik öğeler yönünden herhangi bir ölçünün gözetilmemiş olması, güdülen

amacı aşan, bu amacın çok ötesinde bir düzenlemeye neden olmaktadır. Belediye

ve mücavir alan sınırları içinde ruhsatsız yapılamayacak olan bir yapının

köylerde ruhsatsız olarak yapılmasına böylece olanak sağlanması Anayasanın 10.

maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesini önemli ölçüde zedelemektedir.

Ruhsatsız yapılaşmanın, çevrenin sağlık ve dengesini de olumsuz biçimde etkileyeceği muhakkaktır. Başka bir deyişle, izin ve denetim mekanizmasındaki yetersizliğin sağlıksız bir yapılaşmayı gündeme getireceğinden şüphe edilmemelidir. Anılan düzenleme bu nedenlerle Anayasanın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı olduğu gibi; Devleti, çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirler almakla yükümlü kılan 57. maddesi hükmüne de aykırı bulunmaktadır. Yapı ruhsatiyesi alınması yolundaki yasal zorunluluğa getirilen bu istisna, Devleti, gerçekten en etkili denetim aracından yoksun bırakmaktadır.

Başkanvekili

Mahmut

C. CUHRUK

KARŞIOY

YAZISI

1- 3194 sayılı İmar Yasası'nın 22. maddesi genel olarak ruhsat alma koşullarını düzenlemektedir. Aynı Yasanın 26. maddesinin birinci fıkrası, kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar için, her türlü fenni sorumluluğun bu kuruluşlara ait olmak üzere, 22. maddedeki koşullar aranmaksızın avan projeye göre ruhsat verilmesi esasını getirmiştir.

Ruhsat verilmesiyle güdülen amaç, imar planlarına uyulması yanında yapısallaşmada güvenliğin, sağlık kurallarına uygunluğun ve eski yapılarla yapılacak olanlar arasında birlik ve uyumun, merkezi denetim yoluyla sağlanmasıdır. Kentleşmenin, sağlıklı, güvenli ve uyum içinde gerçekleşmesinde kamu yararı bulunmaktadır. İnşaat ruhsatı, yapılmak istenen yapı için verilmektedir. Yapının resmi makama ya da şahsa ait olması arasında ayırım yapılmasında, başka bir deyişle bir müteahhidin özel amaçlı yaptığı yapı ile kamu kurum ve kuruluşları için yaptığı yapı arasında ayırımlı bir uygulamaya gidilmesinde haklı neden bulunmamaktadır.

Daha açık bir anlatımla, kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapılarda mimari, statik, elektrik ve tesisat projeleri gibi yapının hem iç hem de çevre güvenliği yönünden önem taşıyan belgeler aranmaksızın sadece avan projeye göre ruhsat verilmesi, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine uymadığı gibi, sağlık hizmetleri ve çevrenin korunmasıyla ilgili düzenleme getiren 56. maddesine de aykırı bulunmaktadır.

2- 3194 sayılı Yasanın 27. maddesinin dördüncü fıkrası Belediye ve

mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy

yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık

veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmayacağı kuralını

getirmektedir. Yapıların bir plan ve düzen içerisinde sağlam ve sağlık

koşullarına uygun yapılmasında kamu yararı bulunduğu kuşkusuzdur. Yapının köyde

ya da belediye ve mücavir alanlarda yapılması arasında kamu yararı, kamu düzeni

ve kamu güvenliği yönünden bir ayırım olmaması gerekir. Köylerle kasabalar

arasındaki farklı uygulamanın haklı bir nedeni bulunmamakta ve bu fıkra da

eşitlik ilkesine aykırı düşmektedir.

3- 3194 sayılı Yasanın geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasında,

Boğaziçi alanındaki çıkma katların aynı gabari içinde kalmak şartı ile tam kata

iblağ edilebileceği kuralına yer verilmektedir. Getirilen bu hüküm, Boğaziçi

alanında nüfus ve yapı yoğunluğunu arttırması yanında, bu alandaki çekme katlar

lehine bir ayrıcalık yaratmaktadır. Dolayısıyla aynı sokakta aynı yükseklik

hakkına sahip binalardan, ruhsatla ya da kaçak olarak ilave çatı katı yapmış

olanlarla, çatı katı yapmamış olanlar arasında bir ayrıcalık doğmakta, bu

yasayla çatı katlarının tam kata tamamlanmasına da izin verilmesi nedeniyle,

çatı katlı binalar birer kat daha yükseltilebilmektedir. Böylece aynı yerde ve

aynı imar durumuna sahip binalarda farklı katta ve farklı yükseklikte yapılaşma

meydana gelmektedir. Bu durum Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı

düşmektedir.

Sonuç olarak 3194 sayılı Yasanın 26. maddesinin birinci fıkrası ile 27. maddesinin dördüncü fıkrası ve geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği oyu ile verilen karara karşıyım.

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

KARŞIOY

YAZISI

l- 351985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanununun 26 ncı maddesi birinci fıkrasında : "Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılara, imar planlarında o maksada tahsis edilmiş olmak, plan ve mevzuata aykırı olmamak üzere mimari, statik, tesisat ve her türlü fennî mesuliyeti bu kamu kurum ve kuruluşlarınca üstlenilmesi ve mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla avan projeye göre ruhsat verilir" denilmektedir.

Halbuki aynı Kanunun, "Ruhsat alma şartları" başlıklı 22 nci maddesinde : "Yapı ruhsatiyesi almak için . mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir" hükmü bulunmaktadır. Yani, 22 nci maddedeki ruhsat alma şartlarından, 26 ncı madde ile kamu kurum ve kuruluşları istisna edilmektedir.

Yapı ruhsatiyesinin, yapı düzeni, kamu güvenliği, huzuru ve sağlığı bakımından önemi, uzun boylu izahata gerek göstermeyecek kadar ortada ve açıktır. Bunun içindir ki, Cumhuriyet döneminde 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu ve 6785 sayılı İmar Kanunu ile, hiç bir ayırım gözetmeksizin, bütün yapılar için ruhsat alınması şart koşulmuştur.

Şimdi, belediye ve valilikler, eskisine nazaran,teknik cihazlanma ve eleman yönünden çok daha geniş imkânlara kavuşmuş olmasına rağmen "kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılacak veya yaptırılacak yapılar" için ayrıcalık tanınması ve yalnız "avan projeye göre ruhsat verilmesi" nin kabul edilmesi yurt gereklerine ve gerçeklerine uygun değildir. "Kamu kurum ve kuruluşları" deyimi çok geniş ve belirsiz bir kavramdır. Bunlar tarafından "yapılacak veya yaptırılacak yapılar" için, mimari, statik, tesisat ve fennî mesuliyeti "üstlenilmesi" kamu sağlığı ve emniyeti bakımından yeterli güvence sağlamaz.

Bu nedenlerle Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmünü de, Anayasa'nın 10 uncu maddesine, özellikle 56 ncı maddesindeki "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" şeklindeki hükmüne aykırı görmekteyim.

II- Kanunun 27 nci maddesi dördüncü fıkrasında : "Belediye ve

mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmaz. Ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerekir" hükmü yer almıştır.

Sözü geçen yapıların "fen ve sağlık kurallarına uygun ol"up olmadığı nasıl anlaşılacaktır; uygun değilse ne yapılacaktır; muhtarlık hangi ölçü, esas ve şartlarla izin verecek veya vermeyecektir; elindeki hangi imkânlarla saptama yapacaktır'..

Zamanla köylerin belde, kasaba, şehir haline gelmesi ve buralarda belediyeler kurulması mümkün olduğu gibi "mücavir alan" haline getirilmeleri de mümkündür. Bu hallerde evvelce ruhsatsız, kullanma izni alınmadan yapılıp kullanılan yapıların düzene ve plana uygun duruma getirilmesi büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Kanunun 27 nci maddesindeki bu hüküm de kanımca Anayasa'nın eşitlik ilkesine, 56 ncı maddesine ve bu maddenin; "çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşın ödevidir.

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar" biçimindeki hükümlerine aykırıdır.

III- Kanunun geçici 7 nci maddesi ikinci fıkrasında

"Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar aynı gaberi içinde kalmak şartı ile tam kata iblağ edilir. Ancak teras kullanma hakkı daha önce tapuya tescil edilmemiş olan çatı katı malikleri emlak vergisi için beyan edilen daire bedelinin daire metrekaresine bölünerek bulunan bir metrekare değerinin kazanılan alan ile çarpımı sonucu bulunan değeri hisse nispetlerine göre diğer kat maliklerine öder. Kendileri bulunmadıkları takdirde bu bedel isimlerine millî bir bankaya yatırılır" hükmü vardır.

Bu hükümle çekme katlı bina sahipleri ile çekme katı olmayan bina sahipleri arasında eşitsizlik yaratılmakla, kamu yararı hilâfına, Boğaziçi alanında nüfus yoğunluğunun artırılmasına yol açılmaktadır.

Ayrıca, Anayasa'ya göre, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasında bile, mutlak surette esas alınamayan "emlak vergisi için beyan edilen daire bedelinin" çatı katı maliklerinin kazandıkları alan için esas alınması diğer bağımsız bölüm sahiplerinin mülkiyet hakkının kısıtlanması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla mezkûr hüküm Anayasa'nın 10, 35 ve 56 ncı maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.

Sonuç : 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanununun yukarıda belirtilen üç fıkrası bakımından çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

KARŞIOY

YAZISI

Selâhattin Metin'in karşıoy yazısında belirtilen gerekçelerle, İmar Kanunu'nun 27. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ile aynı Kanun'un 47. maddesiyle değiştirilen Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasının birinci paragrafının iptaline ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye

Muammer

TURAN

KARŞIOY

YAZISI

Dava konusu edilen 351985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun, 27. maddesinin birinci fıkrası, yeni bir uygulama ile bazı bürokratik işlemler bakımından kolaylık getiren ve maddede yer alan koşullarla bir kısım inşaatlar için belediye veya valiliklerden ruhsat alma zorunluluğunu kaldıran bir hüküm içermektedir. Maddede belirtilen bu koşulların neler olduğuna bakıldığında bunların :

1- Yapı yerinin imar planına dahil olması,

2- Toplam inşaat alanının bodrum hariç 1000 m2yi geçmemesi,

3- Saçak yüksekliğinin 650 metreyi (1 bodrum ile 2 katı) aşmaması,

4- Yapı sahibinin inşaata başladığını bir dilekçe ile ilgili daireye bildirmesi,

5- Proje ve eklerine uygun bina yapılacağının ve fenni sorumluluğun tekeffül edilmiş olduğunun bu dilekçede belirtilmesi,

6- Harç ve vergilerin yatırılmış olduğunu gösterir belgelerin de bu dilekçeye eklenmesi,

7- Ayrıca dilekçeye, inşaatı yapılacak binanın projesinin de eklenmiş bulunması,

Şeklinde açıklandığı görülmekte ve bu koşullarla ruhsat alma zorunluğu kaldırılmış bulunmaktadır.

Esasen, bir yapı için ruhsat almak gerektiğinde de verilecek belgeler, yapılacak işlemler bunlardan ibarettir. Burada sağlanan kolaylık, getirilen yenilik, sadece ilgili daireye bu belgelerin verilmesi üzerine ruhsat için bir süre beklenilmemesi, yapıya bir an önce başlanılabilmesinden ibarettir.

Hemen ilâve etmek gerekir ki, bu durumda dahi inşaatın, aynı Kanunun 20. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, ancak yapı sahibine ait arsa veya parsel üzerinde yapılması gerekecektir. Aynı zamanda imar planı ile yine aynı Kanunun 44/d maddesi uyarınca Bakanlıkça çıkarılacak ve ruhsata tabi olmayan yapılarda uygulanacak esasları belirleyen yönetmelik hükümleri de gözönünde tutulacaktır. Bu koşullarla ruhsata tabi olmamak, anılan maddenin ikinci fıkrası gereğince yapı sahibini ve fenni sorumlusunu imar mevzuatına aykırı yapı yapma sorumluluğundan ve yükümlülüğünden kurtaramayacaktır.

Yetkili fen elemanlarının kontrolüne devamlı açık tutulan yapı, proje ve ekleri ile mevzuata ve plana aykırı yapıldığında, aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince de hemen mühürlenip durdurulacağına ve mevzuata uygun hale getirilmediği takdirde yıktırılıp, masrafı yapı sahibinden alınacağına göre, bu koşullar altında ve belirtilen şekilde bir inşaat yapılmasında, Anayasa'ya bu bakımdan aykırılık bulunduğu anlaşılamamaktadır.

Sözlükte izin kolaylık, genişlik anlamına gelen ruhsat,

(ruhsatname, ruhsatiye) imar mevzuatı açısından, yapılması kanunen izin almaya

bağlı tutulan bir yapının yapılabilmesi için yetkili idareden izin verilmiş

bulunduğunu gösteren belge anlamındadır. Kim tarafından, hangi ada ve parselde

ne tür bir inşaat yapılmasına izin verildiğini ve bu maksatla ödenmesi gereken

harç ve vergilerin de yatırılmış bulunduğunu gösteren bir belgedir. Bu 27.

madde kapsamına giren yapının sahibi de inşaatını hangi ada ve parselde yapacağını

bildirmek, harç ve vergilerin ödendiğini belgelemek ve dilekçesine inşaatı

yapılacak binanın projesini de eklemek zorunda bulunduğuna ve Belediyece

kendisine müracaat edildiğine dair bir belge de verileceğine göre, görülüyor

ki, ruhsat verilmekle güdülen amaç her ne ise burada da yerine getirilmiş

olmaktadır.

Verilecek ruhsatların kesinlikle imar planlarına uygun olması

zorunlu bulunduğuna göre burada, önemli olan ruhsat değil, plana ve plandan

çıkarılacak imar durumuna uygun inşaat yapılmasıdır. Çünkü mevcut ve meri imar

planına göre verilen "imar durumu"nda yapının inşaat alanı veya taban

alanı katsayısı, kat adedi, yüksekliği "gaberi"si, bitişik veya ayrık

nizam mı uygulanacağı, cephe hattı, yan ve arka komşu mesafeleri ve çatı meyili

gibi hususlar bir bir gösterilecektir. Bu nedenledir ki, aynı yapı plan ve

projesini uygulayan biri ruhsata bağlanmış, diğeri bu madde gereğince ruhsat

alınmadan yapılmış iki ayrı yapı arasında, imar uygulaması açısından bir fark

bulunması mümkün olamayacaktır. Bu durumda da, ruhsat alınmakla sağlanacağından

söz edilen kamu düzeninin, kamu güvenliğinin ihlâl edildiği ileri

sürülemeyeceği gibi, aynı durumda olan yapılara aynı hükümler uygulandığına

göre, farklı durumları itibariyle diğer yapılara bu hükümlerin uygulanmamasının

Anayasa'nın eşitlik ilkesine bir aykırılık oluşturduğu da iddia

edilemeyecektir.

Burada şu hususu da belirtmek gerekir ki, ruhsat alarak inşaata başlayıp bitiren bir kimse, verilen ruhsata göre yapılan uygulamadaki hatanın sonucuna -kendisinin bir etkisi bulunmadıkça- katlanmak zorunda değildir. Çünkü, ruhsatı veren ilgili daire, yapı yerini gösteren, inşaatın seyrini gören de o dairenin fen elemanlarıdır. Onların kusurlu hareketleri elbette yapı sahibinin sorumluluğunu gerektirmeyecektir. Oysa, ruhsat alma zorunluluğu bulunmayan yapının sahibi, plan ve mevzuata uyumsuzluktan doğan her türlü mükellefiyete, verilecek cezalarakatlanmak zorunda kalacaktır. O nedenle yapacağı inşaatın mevzuata uygunluğunu sağlamakta daha titiz davranacaktır.

Diğer taraftan, bu madde kapsamına giren yapıların fenni sorumluluğunu yüklenen fen elemanlarının da, ruhsatlı yapılarda olduğu gibi, yapının imar plan ve mevzuatına uygun yapılmasını sağlamak zorunda oldukları ve bu zorunluluğu yerine getirmeyen fen elemanları hakkında değişik türde ağır cezalaruygulanacağı İmar Yasası'nda açıkça belirtilmiştir.

Maddede sözü edilen projenin niteliğinde de, tereddüte gerek yoktur. Burada "inşaatı yapılacak binanın projesi" nden ve "proje ve eklerine uygun bina yapılacağı" ndan söz edildiğine göre, bahsedilen projenin elbette mimarı proje olması gerekecektir.

Burada gözönünde tutulacak diğer bir nokta da, ruhsata bağlanan

yapıların bütünüyle ve her zaman mevzuata uygun yapılacağı, iptali istenilen

madde kapsamına giren yapıların ise, aykırı yapılabileceği gibi peşin yargıya

varmak da mümkün değildir. Bu sonuç doğru olsa idi, İmar Yasası'nın 32,

maddesinde yer alan, ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığının öğrenilmesi

üzerine inşaatın mühürlenerek derhal durdurulacağı, ruhsata uygun hale

getirilemeyen yapıların derhal yıktırılacağı hükmüne ve 42. maddede öngörülen

cezalara gerek kalmazdı. Keza 30. madde gereğince, iskân izni için yapının

ruhsat ve eklerine uygun olup olmadığı, kullanılmasında fen bakımından mahsur

görülüp görülmediğinin tespitine de gidilmezdi.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalarla, imar planı ve mevzuatına uygun projesi ile, ilgili dairesine bildirimde bulunan ve keza yukarıda bir bir sayılan diğer koşulları da yerine getiren bir kimseye ruhsat almadan inşaata başlama izni verilmesinde Anayasa'ya bir aykırılık bulunmadığı düşüncesi ile, sözü edilen maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının iptaline karar verilmiş olmasına,

2- 3194 sayılı İmar Kanunu'nun, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren 47. maddesi, Boğaziçi "öngörünüm bölgesi"nde bazı koşullarla "konut" yapılabilmesine olanak tanımıştır.

Boğaziçi Kanunu'nda (Madde 2) öngörünüm bölgesi; "Boğaziçi

sahil şeridine bitişik olan ve 22.7.1983 tarihli 1/1000 ölçekli imar uygulama planında

gösterilen bölge" olarak tanımlanmaktadır. O halde bu bölge, kıyı ve

kıyıdan sonra gelen sahil şeridine bitişik olan bir alandır. İşte iptali

istenilen fıkra bu alanda, parsel büyüklüğü en az 5000 m2olan

arsalar üzerine, taban alanı katsayısı en çok % 6 ve iki katı (650 metre

yüksekliği) geçmemek koşulu ile sadece "konut" yapılabilmesine imkân

tanımış bulunmaktadır. Kuşkusuz, bu koşulların yanında imar planlarının ve bu

konudaki yönetmelik hükümlerinin de dikkate alınması, bunların öngördüğü kısıtlamalara

da uyulması gerekecektir. Eğer o parsel, örneğin turizm amaçlı yapı yapılmasına

veya kamu hizmet ve tesislerine ayrılmışsa pek tabii buralarda, yukarıdaki

koşulların varlığına rağmen geçici de olsa (Boğaziçi Kanunu Madde 3/o)

"konut" yapılamayacaktır.

Bilindiği üzere Anayasa, (Madde 43) kıyı ve sahil şeritlerinden

yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini, kanunla düzenlenme koşulu

ile kişilerin bu yerlerden yararlanmalarının mümkün olduğunu belirtmiş, sahil

şeridinden sonra geldiği açıklanan "öngörünüm bölgesi" için herhangi

bir kısıtlamaya yer vermemiştir. Bununla beraber kuşkusuz, her temel hak gibi,

mülkiyet hakkının da, Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle,

Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak kısıtlanması mümkün ise de, planda

umumi hizmetlere ve kamu tesislerine ayrılmamış bulunan 5000 m2veya

daha büyük parselleri tamamen kullanıma kapatmakta ne gibi anayasal zorunluk

bulunduğu anlaşılamamaktadır. Burada, Boğaziçi Kanunu'nun 3/h maddesinin

tanıdığı imkânı genelleştirmeye, her isteyenin bu "öngörünüm

bölgesi"nde turizm ve rekreasyon amacı ile toplumun yararlanmasına ayrılan

yapı yapabilmesine olanak bulunmadığını da belirtmeliyiz. Çünkü, Yasada bu

imkândan yararlanmak, ancak o parsellerin planda bu amaca tahsis edilmiş olması

şartına bağlı tutulmaktadır.

İşte bu nedenledir ki, Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesiyle "öngörünüm bölgesi" nde bulunan 5000 m2ve daha büyük parseller için bütünüyle getirilen kısıtlamanın, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun bir sınırlamanın ötesinde kaldığı görülerek buralardan belirtilen koşullarla kısıtlı olarak yararlanma imkânı tanınmıştır.

Şu hususu da belirtmek gerekir ki, tasarruf hakkının bu derece kısıtlanmasında değil, imar uygulamasına geçilinceye kadar belli koşullarla buralarda "konut" yapılabilmesinde görülen kamu yararı nedeniyle getirilen bu hükmün, ileride bu parsellerin yeşil alan olarak veya sair umumi hizmetler için kamulaştırılması veya başka maksatla kullanıma açılması hallerinde, belli ölçülerde yapılmış bulunan bu "konutların varlığı bir engel teşkil etmeyecek ve bir sorun yaratmayacağı gibi doğal görünümü de etkilemeyecektir.

Dava konusu edilen bu fıkra hükmü, yapımına izin verdiği bu "konut" nedeniyle ifraz işlemleri yapılamayacağını açıkça belirttiği gibi, esasen 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 15. maddesi de, imar planlarına göre umumi hizmetlere ayrılan gayrimenkullerin ifraz ve de tevhidine izin verilemeyeceğini, imar parselasyon planları tamamlanmış olan yerlerde ise, ancak bu planlara uygun ifraz ve tevhidin yapılabileceğini öngörmektedir. Bu bakımdan, ne küçük parselleri tevhide zorlamak ne de her isteyen büyük parsel malikinin küçük parseli alabileceğini mümkün görmek söz konusu değildir.

Diğer taraftan, en az 5000 m2veya daha büyük bir arsa üzerine, bu arsanın en çok 1/16 sı kadar bir yerine ve keza en çok iki katlı ve taban alanı katsayısı % 6 olan bir yapı yapılmasının ve bu yapının sadece "konut" olmasının, Boğaziçi alanında yapı ve nüfus yoğunluğu bakımından fazla bir artış getirmeyeceğini belirtmekte de yarar vardır.

Bu görüşlerle, sözü edilen fıkranın birinci paragrafı hükmünün iptaline karar verilmiş olmasına,

3- 3194 sayılı Kanunun iptali istenen Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası, Boğaziçi alanında mevcut çekme katların tam kata iblağına imkân tanımakla, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı bir hüküm getirmiş bulunmaktadır.

"Boğaziçi alanı" nedir, bu alanın boyutları nerelere varmakta ve uygulanacağı alan ne gibi yerleri kapsamaktadır' 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'na bakıldığında, bunun 2. maddesinde Boğaziçi alanının, "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden, öngörünüm bölgesinden, geri görünüm bölgesinden ve etkilenme bölgelerinden oluşan" ve 22.7.1983 tarihli nazım planda sınırları belirlenen geniş coğrafi bir bölge olduğu görülmektedir.

İmar Kanunu'nun, dava konusu edilen 7. maddesinin ikinci fıkrası, böylesine geniş alanda yapılmış yüzlerce çekme katların tam kata çıkarılmalarına izin vermiş bulunmaktadır. Bu uygulama ile, boğaziçinin özelliği gereği olarak, önceleri bir plana göre meydana getirilen yapılaşma düzeni bozulmuş ve aynı bölge dahilinde bulunan diğer yapı sahipleri arasında bir eşitsizlik yaratılmış olunmaktadır.

İmar planları, pek çok emek ve masrafı gerektiren, uygulanacağı bölgede kamu ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasını amaçlayan objektif düzenlemelerdir. Kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, bunu gerçekleştirmek amacıyla elbette değiştirilebilir veya kanunlarla yeni bir düzenlemeye imkân verilebilir. Böyle bir zorunluk bulunmadığı sürece, planların olduğu gibi korunmalarında kamu yararının varlığı tartışılamaz.

Boğaziçi alanında bulunan ve meri imar planına göre yapılmış olan çekme katların, tam kata çıkarılmalarına ne sebeple izin verildiğini anlamak da mümkün değildir. Çünkü sözü edilen fıkra Yasa'ya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki görüşmeler sırasında eklenmiştir. Getirilen hükme bakıldığında, bununla bazı kimselerin fazladan daire sahibi olmalarına imkân tanındığı, buna karşılık mevcut planlara göre, bu bölgede yapı yapan daha çok kişinin muhtelif yönlerden mağdur edilmelerine sebebiyet verildiği görülmektedir. Bir hukuk devletinde, yasaların kamu yararına dayanması gereği gözönünde tutulmalı, azınlığın yararı, çoğunluğun zararına tercih edilmemelidir.

Diğer taraftan, boğaziçinin özelliği, bu alanda nüfus ve yapı yoğunluğunun arttırılmamasını gerektirmektedir. Oysa, çekme katların tam kata çıkarılmalariyle, eklenen daire adetleri ile orantılı olarak hem nüfus, hem de yapı yoğunluğu artırılmış olmakta ve özellikle, maddenin uygulanma biçimi de kat malikleri arasında ihtilafların doğmasına ve huzursuzluğun artmasına yol açmış bulunmaktadır.

Boğaziçi alanına, yukarıda da değinildiği üzere "kıyı"

ve "sahil şeridi" de dahil bulunduğuna ve buralardan yararlanmada

öncelikle kamu yararının gözetilmesi bir Anayasa buyruğu olduğuna göre, bu buyruğun

yerine getirilmesi amacıyla yapılacak düzenleme sırasında çoğu kez kamulaştırma

zorunluğu hasıl olacaktır. Nitekim, Boğaziçi Yasası'nın Geçici 10. maddesinde

"Boğaziçi sahil şeridinde kıyı kenar çizgisine bitişik parsellerin kıyı

tarafında, Boğaziçi İmar Müdürlüğünce lüzum görülen hallerde, bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde gezinti mahalli yapılmak

üzere yeteri kadar arazi kamulaştırılabilir" denilmektedir. İşte bu

durumda, örneğin dört tam bir çekme katların yerine, artık beş tam katların

kamulaştırılması gerekecek ve böylece devlet hazinesinden daha fazla

kamulaştırma bedeli ödenmiş olacaktır.

Özetlemek gerekirse, 3194 sayılı Yasa'nın Geçici 7. maddesi ikinci fıkrası, yukarıda açıklandığı üzere bir çok yönlerden, Anayasa'nın anılan maddelerine aykırı bulunmakta ve bu nedenle iptali gerekmektedir. Bu düşüncelerle, sözü edilen maddenin iptali isteminin reddedilmiş olmasına,

Karşıyım.

Üye

Mehmet

ÇINARLI

KARŞIOY

YAZISI

1- 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrası; "Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesinde konut yapılamaz, tevhit ve ifraz işlemleri yapılamaz" biçiminde iken, 3194 sayılı Yasa'nın 47. maddesindeki düzenleme ile "Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2den az olmamak, ifraz işlemleri yapılmamak T.A.K.S.. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami % 6 ve 2 katı (H = 650 irtifaı) geçmemek şartı ile "konut" inşaatı yapılabilir. Blok adedi serbesttir. Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasa tabidir. Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir" şeklinde değiştirilmiştir.

a) Dava konusu olan bu fıkranın birinci paragrafında, Boğaziçi

öngörünüm bölgesi ile ilgili olarak bazı koşulların mevcudiyeti halinde konut

inşa edilmesine olanak sağlandığına ve Anayasa'nın 43. maddesinde,

"Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu

kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden

yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir" denilmekle "kıyı"

ve "sahil şeritlerinde" kamuya açık olmayan özel yapılanmalar

yasaklandığına, sözü edilen bu hükümde ise, öngörünüm bölgesine ilişkin olarak

konut inşaatı yönünden öngörülen esaslar belirtildiğine göre, Anayasa'nın 43.

maddesinde yer alan "kıyı" ve "sahil şeritlerinin" iş bu

hükmün kapsamına girdiği kabul edilemez. Öte yandan Boğaziçi "öngörünüm

bölgesinde" bu hüküm gereği yapılacak uygulamada, dava dilekçesinde,

Anayasa'ya aykırılık iddiasına dayanak olarak gösterilen Anayasa'nın 43, 56. ve

63. maddelerindeki ilkeler de gözetilip değerlendirileceğine göre, sözü edilen

47. maddenin 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını

değiştiren hükmünün birinci paragrafı ile yapılan düzenleme Anayasa'ya aykırı

değildir.

b) 47. maddenin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g)

fıkrasını değiştiren hükmünün ikinci paragrafına gelince, bu hüküm içeriğinden

anlaşıldığı üzere, orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlarda da, fıkranın

birinci paragrafında yer alan koşullarla konut inşaatına olanak sağlanmaktadır.

Anayasa'nın "sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56.

maddesinde, "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı"ndan söz

edilmektedir. Bu madde bütünüyle incelendiğinde; "sağlıklı ve dengeli çevre"

kavramına doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşmenin getirdiği hava ve su

kirlenmesinin önlendiği bir çevre kadar, yapıların tabiatın içinde bir yara

gibi yer almadığı ve orman, koru ve yeşil alanları da kapsayan bir çevrenin de

öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Öte yandan Anayasa'nın 63. maddesi birinci fıkrasında yer alan

"Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarını ve değerlerinin korunmasını

sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır" biçimindeki

hüküm ile ormanların korunması ve geliştirilmesine ilişkin esasları belirleyen

Anayasa'nın 169. maddesindeki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, önemli bir

kesimin yararlanmasına açık bulundurulması gereken, Boğaziçi

"öngörünüm" bölgesinde mevcut orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil

alanların korunması ve geliştirilmesi yerine, bu tabiat varlıklarının ve

güzelliklerinin (orman, koru ağaçlandırma ve yeşil alanların) adeta yok olması

sonucunu doğuracak özel yapılanmaya açılmasını, yukarıda sözü edilen ve bu

konuda Devlete bazı yükümlükler getiren Anayasa'nın sözü edilen iki

maddesindeki ilke ve kurallarla bağdaştırmak mümkün değildir.

2- 3194 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrasında; Boğaziçi alanında mevcut çekme katların "kıyı" ve "sahil şeritleri" yönünden hiç bir ayırım yapılmaksızın, aynı gaberi içinde olmak şartı ile tam kata iblağ edileceği belirtildikten sonra, çatı katı maliklerin diğer kat malikleri ile ilişkileri düzenlenmektedir.

Bu düzenlemenin, Boğaziçi alanında nüfus ve yapı yoğunluğunu

artıracağı hususunda duraksamaya yer yoktur. Ayrıca bu durum çekme katlı

yapılar lehine bir ayrıcalık yaratacaktır. Örneğin dört katlı iki yapıdan çekme

katı olana, beş kata tamamlama olanağı tanınırken, diğerine kat çıkma izni

verilmektedir. Böylece genelde "kat" sınırlaması, başka bir deyimle

hukuki nitelikleri bakımından aynı durumda olan yapılar arasında eşitsizliğe

yol açılmaktadır. Bu eşitsizliğin haklı bir nedene dayandığını ileri sürmek de

söz konusu değildir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında benimsendiği üzere,

ortada haklı nedenler bulunmadığı halde, farklı uygulamalara imkân veren böyle

bir düzenlemeye gidilmekle, kat sınırlaması yönünden aynı hukuki statü içinde

bulunmaları nedeniyle aynı hukuki rejime tabi olmaları gereken yapılar arasında

kat artırımına ilişkin olarak önemli ölçüde farklılık yaratılmış; çekme katlı

yapılar özel bir rejime bağlanarak, kat sınırlaması yönünden aynı durumda olan

diğer yapı maliklerinin mağduriyetlerine yol açan ve Anayasa'nın 10. maddesinde

yer alan "kanun önünde eşitlik" ilkelerine belirgin biçimde aykırı

düşen bir sistem oluşturulmuştur.

Bu durumda; 3194 sayılı Kanun'un 47. maddesinin, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (g) fıkrasını değiştiren hükmünün birinci paragrafındaki düzenleme Anayasa'ya aykırı olmadığından, iptal davasının bu hükme yönelik kısmının red edilmesi, 3maddesinin (g) fıkrasının ikinci paragrafı hükmü ile Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası Anayasa'ya aykırı olduğundan iptal edilmesi gerektiği, cihetle çoğunluğun, bu konulara ilişkin görüşüne yukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.

Üye

Selahattin

METİN

KARŞIOY

YAZISI

3194 sayılı "İmar Kanunu" nün dava konusu 47. maddesinde yer alan hüküm şöyledir :

"2960 sayılı Boğaziçi Kanunu'nun 3. maddesinin (f) ve (g) fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

f) Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir.

g) Boğaziçi öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2den az olmamak, ifraz işlemleri yapılmak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami % 6 ve 2 katı (H=6.50 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut yapılabilir. Blok adedi serbesttir.

Orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da yukarıdaki esasa tabidir. Yalnız bu alanların tabiî vasıflarının korunmalarına özen gösterilir.

Ancak, kat alanı ve irtifa ne olursa olsun İmar Kanunu'nun ilgili maddelerine göre yapı sahipleri ruhsat ve iskân alma mecburiyetinde olup, bu işlemler yalnızca İstanbul Büyük Şehir Belediyesince avan ve tatbikat projelerine göre yapılır".

2960 sayılı Yasanın 3. maddesinin değişiklikten önceki (f) ve (g) fıkrasında yer alan hükümler de şöyle idi.

"Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı yoğunluğunu araştırıcı nitelikte plan değişiklikleri yapılamaz."

"Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinde ve öngörünüm bölgesinde konut yapılamaz, tevhit ve ifraz işlemleri yapılmasına izin verilemez."

(f) Fıkrasının ilk halinin daha kesin bir anlam içerdiği kuşkusuzdur. Yapılan değişiklikle hükme esneklik kazandırılarak, nüfus ve yapı yoğunluğu gözönüne alınmak koşuluyla bunu artırıcı nitelikte de olabilecek plan değişikliklerine olanak sağlanmaktadır.

(g) Fıkrasında ise; kıyı ve sahil şeritlerinden söz edilmeksizin, öngörünüm bölgesinde belli koşullarla konut inşaatına izin verilmekte ve ayrıca tevhit işlemleri yapılmasına da olanak tanınmaktadır.

(g) Fıkrasının dikkati çeken bir başka özelliği de küçük parsel sahiplerini tevhide zorlayacak biçimde parsel büyüklüğü 5000 m2den az olan inşaatlara izin vermemesidir. Ayrıca, bu büyüklükteki parsel içinde taban alanı kat sayısının azami % 6 ve kat adedinin iki, yüksekliğin ise 6.50 metreyi geçemeyeceği kabul edilmektedir. Anılan fıkranın ikinci bendinde ise; orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanların da aynı esaslara tabi olduğu ancak bu doğal özelliklerinin korunmalarına özen gösterileceği ifade edilmektedir.

Dikkat edilecek olursa yeni hüküm eskisine nazaran daha esnek ve

Boğaziçi alanında nüfus ve yapı yoğunluğunu artırabilecek uygulamalara da yol

açabilecek niteliktedir. Eski metinde; "Boğaziçi alanında mevcut planda

nüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plan değişiklikleri

yapılamaz" denilmek suretiyle bu konuda kesin bir yasaklama getirilmiştir.

Yeni düzenlemede ise; "Boğaziçi alanında mevcut planda nüfus ve yapı

yoğunluğu gözönüne alınmak kaydı ile plan değişikliği yapılabilir" denilmektedir.

Görüldüğü gibi burada takdire yer veren bir ifade kullanılmaktadır. İdare

gerektiğinde, nüfus ve yapı yoğunluğunu gözönünde bulundurarak bunu artıracak,

azaltacak ya da olduğu gibi bırakacak şekilde bir düzenlemeye gidebilecektir.

Eğer idare, Boğaziçinin daha fazla nüfus ve yapı yoğunluğunu taşıyabileceği

inancında ise bu doğrultuda bir plan değişikliğine gidebilecektir. Bu nedenle

yeni düzenlemenin eskiye oranla Boğaziçi'ni daha az korunabilir bir alan haline

getirdiği açıktır. Ancak, Anayasa yargısı bakımından Anayasa'ya açık bir

aykırılık söz konusu olmadığı sürece bu tür düzenlemelere müdahale olanağı da

bulunmamaktadır.

47. maddenin (g) fıkrasında ise; yine eski düzenlemeden farklı bir anlayışla öngörünüm bölgesinde parsel büyüklüğü 5000 m2den az olmamak ifraz işlemleri yapılmamak ve T.A.K.S. (Taban Alanı Kat Sayısı) azami % 6 ve 2 katı (H= 6.50 m. irtifaı) geçmemek şartı ile konut inşaatı yapılabileceği kabul edilmektedir. Ancak sadece öngörünüm bölgesine ilişkin olan bu düzenlemenin kıyı ve sahil şeritleri hakkında bazı hükümler getiren Anayasa'nın 43. maddesi ile bir ilgisi bulunmadığı açıktır.

Anayasa'nın 63. maddesi "Tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının korunmasına ilişkindir. Bu maddeye paralel olarak bazı

düzenlemeler içeren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun

3/a-1 maddesinde "Kültür varlıkları", "tarih öncesi ve tarihi

devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yer

üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır"

biçiminde tanımlanmaktadır. Yine aynı Yasanın 3/a-2 maddesinde "Tabiat

varlıkları", "jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere

ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından

korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan

değerlerdir" denilmektedir. Ayrıca Yasanın 6. maddesinde korunması gerekli

taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının neler olduğu sayılmaktadır.

Anayasa'nın 63. maddesinin ve onun bir çeşit açıklaması niteliğinde bulunan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun incelenmesinden; Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden, öngörünüm, geri görünüm ve etkilenme bölgesinden oluşan tüm Boğaziçi alanının tarih, kültür ve tabiat varlığı olarak kabul edilemeyeceği şüphesizdir. Ancak bu alan içinde kalan ve tarih, kültür ve tabiat varlığı olma niteliği gösteren yerler varsa, buralarında Anayasa ve yasalarla tanınan özel korunmadan yararlanacakları tabiîdir. Bu nedenle dava konusu 47. maddenin Anayasa'ya aykırılığı da düşünülemez.

Anayasa'nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir.

Bu maddede tanımlandığı üzere "hukuk devleti" ilkesinin

öğeleri arasında yasaların, kamu yararına dayanması ilkesi de vardır. Hiç

kuşkusuz tüm kamusal faaliyetlerin muharriki olan "kamu yararı"

düşüncesinin yasalarda da egemen olması, yasa koyucunun bu ilkeyi göz-ardı

ederek şahsi, siyasi veya hissi sebeplerle yasama yetkisini kötüye kullanmaması

gerekir. Maddenin iptaline müncer olan çoğunluk görüşü, 2960 sayılı

"Boğaziçi Kanunu"nun, daha büyük bir kesimin Boğaziçi kıyı ve sahil şeridinden

yararlanmasını sağlamak amacıyla "öngörünüm bölgesi"ni sahil

şeridinin hukuki rejimine tabi tutarak buradaki özel yapılanmayı sınırlamış

olduğu halde, 3194 sayılı "İmar Kanunumun 47. maddesiyle bu sınırlamalar

önemli derecede gevşetilerek önceki düzenlemenin tam tersine Boğaziçi alanında

nüfus ve yapı yoğunluğunu artırıcı nitelikte plan değişikliklerine müsaade

edilmiş ve orman, koru, ağaçlandırma ve yeşil alanlar da dahil olmak üzere

"öngörünüm" bölgesinde özel yapılanmaya izin verilmiş olmakla yasa

koyucunun asıl amacının "Boğaziçi öngörünüm" bölgesini korumak değil,

özel yapılanmaya açmak olduğu inancına dayandırılmıştır.

Anayasa'ya uygunluk denetiminde "kamu yararı"nın ölçü

norm olarak alınmasında yanılma payının çok yüksek olabileceğini hesaba katmak

lazımdır. Hele, kanunun siyasi oluşum içinde muhalifleri yok etmek ya da

etkinliklerini zayıflatmak şahsi ve zümresel çıkar sağlamak gibi amaçlarla

hareket edildiğinin Yasama Meclisi'ndeki tartışmalardan ve olayların yön ve

akışından vasat kimselerin dahi kestirip anlayabilecekleri durumların dışında,

bilhassa neyin daha iyi olduğunun tartışmaya açık bulunduğu konularda yasamanın

hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü, Anayasa prensip olarak hangi sebeplerle,

hangi konularda hangi kanunların yapılmasının gereğinin takdir yetkisini yasama

organının inisiyatifine bırakmıştır. Başka bir anlatımla, kanunların sebep ve

saik unsurunun esas karakteri takdiridir. Bu takdire, Ana-yasa'nın açık sözüne

ve özüne aykırı tutum ve davranışlar içine girildiği ve bu suretle Devletin

gayesine aykırı maksatlar güdüldüğü durumlarda müdahale edilebilir. Nitekim

mahkememizin yerleşmiş içtihatlarında da örneğin; "Anayasa hukukumuzda

yasama işlemleri konusunda gerek alan ve gerekse çeşidi olarak bir sınır

çizilmemiştir. Yasama organı, Anayasa dışına çıkmamak şartı ile her alanda her

çeşit düzenlemeyi yapabilir" denilmek suretiyle yukarıdaki ilkeleri

benimsemiş ve diğer bir kararında da "Bir kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu

sonucuna varılabilmesi için, onun Anayasanın açıkça belirttiği bir hususun aksi

doğrultusunda bir kural koymuş olması gerekir. Yani, Anayasa herhangi bir

konuda buyurucu veya yasaklayıcı bir kural koymamışsa bunun düzenlenmesini

Kanun Koyucunun değerlendirmesine bırakmış demektir" biçimindeki

anlatımıyla "kamu yararı" kavramının kolayca başvurulacak bir ölçü

olamayacağını ima etmiştir.

Çoğunluğun "kamu yararı" unsurundaki yorum ve değerlendirmesi Anayasa'dan değil, 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu"nun düzenlemesiyle kamu yararına sanılan bir kısım hakların geri alınmasından, nev'ama kazanılmış hak ilkesine uyutmamasından kaynaklanmaktadır.

Bazı istisnaları olsa bile, milletin egemenlik hakkını temsil eden

yasama organının çıkardığı bir yasanın içeriğini ve uygulama alanını belirleme

yetkisi inkar olunamaz. Kamu yararınaağırlık veren ve bu nedenle özel mülkiyeti

sınırlayan 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu" da alelade bir kanundur,

onun hükümlerini gevşeten 3194 sayılı "İmar Kanunu" da aynı nitelikte

bir kanundur. Her ikisi de Kanun Koyucu'nun serbest iradesiyle kanunlaşmıştır.

Sonraki kanunla kanun koyucunun iradesi değişmiştir. Hiç bir Kanun Koyucunun

iradesi diğerini bağlamayacağına göre alelade bir kanunu yerinde görüp, bunu

kısmen veya tamamen değiştiren ya da yürürlükten kaldıran aynı nitelikteki

diğer bir kanunu, Anayasaya değil, birinci kanunun ölçülerine uymadığı için

Anayasa'ya aykırı diye vasıflandırmak, yasamanın yetki alanına girerek siyasi

tasarruflarda bulunmak olur. Kaldı ki, bu hususa mahkememizin bazı kararlarında

da değinilmiş ve "Kanunların Anayasa'ya uygunluğunun yargı yoluyla

denetlenmesi sırasında, iptali istenilen kuralın öteki yasalara karşı olan

durumunun onlarla çelişir veya çelişmez nitelikte oluşunun değil, Anayasa

ilkelerine ve bu ilkelerin dayandığı genel hukuk kurallarına uygun olup

olmadığının araştırılması gerekir" diyerek söz konusu uygulamaya taraftar

olmadığını açıklamıştır.

Her Kanun Koyucu, belli bir zaman kesitinde ortaya çıkan ihtiyaç ve ilişkileri görebilir ve bunların çaresini düşünebilir. Hayat ve ihtiyaçların akışı ve değişmeleri karşısında yeni düzenlemelere gitmesî en tabiî hakkı ve yerine getirmekle yükümlü olduğu görevidir. Bu itibarla, 3194 sayılı "İmar Kanunu"nun 2960 sayılı "Boğaziçi Kanunu"nun 3 üncü maddesinin (f) ve (g) fıkralarını değiştiren 47. maddesini Anayasa'ya aykırı bularak iptalini kararlaştıran çoğunluk görüşüne karşıyım.

Üye

Servet

TÜZÜN

KARŞIOY

YAZISI

Sayın Muammer Turan'ın karşıoy yazısının l ve II numaralı kesimlerine aynen katılıyorum.

Üye

Mustafa

ŞAHİN

KARŞIOY

YAZISI

3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun dava konusu Geçici 7. maddesinin ikinci fıkrası "Boğaziçi alanında mevcut çekme katlar"m "aynı gaberi içinde kalmak şartı ile tam kata iblağ" edilmesi imkânını getirmiştir. Yalnız Boğaziçi alanı ile sınırlı bu düzenleme bir taraftan Anayasa'nın "kanun önünde eşitlik" ilkesini getiren 10. maddesine diğer taraftan da, kıyıların kullanımında "kamu yararı"nın gözetileceğini belirleyen 43. ve çevre sağlığını korumak görevini devlete veren 56. maddesine aykırıdır.

Bu nedenle çoğunluk görüşüne karşıyım.

Üye

Adnan

KÜKNER

Üye

Vural

SAVAŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 1985/11, K. 1986/29, 11 Aralık 1986 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Iı- Yasa Metinleri
  4. II- 38 inci maddede sayılan sorumluların dışında kalan fen
  5. III- Otopark ayrılması gereken bina ve tesisler ile diğer hususlar
  6. Iıı- İlk İnceleme
  7. Iv- Esasın İncelenmesi
  8. Karşıoy
  9. Yazısı
  10. Onar
  11. C. Cuhruk
  12. Darıcıoğlu
  13. Aliefendioğlu
  14. Turan
  15. Çınarlı
  16. Metin
  17. Tüzün
  18. Şahin
  19. Kükner
  20. Savaş
  21. Karşıoy
  22. Yazısı
  23. Onar
  24. Karşıoy
  25. Yazısı
  26. II- Aşağıda açıklanan hususlar, esas hakkındaki Kararın, 351985
  27. C. Cuhruk
  28. Karşıoy
  29. Yazısı
  30. Darıcıoğlu
  31. Karşıoy
  32. Yazısı
  33. II- Kanunun 27 nci maddesi dördüncü fıkrasında : "Belediye ve
  34. III- Kanunun geçici 7 nci maddesi ikinci fıkrasında
  35. Aliefendioğlu
  36. Karşıoy
  37. Yazısı
  38. Turan
  39. Karşıoy
  40. Yazısı
  41. Çınarlı
  42. Karşıoy
  43. Yazısı
  44. Metin
  45. Karşıoy
  46. Yazısı
  47. Tüzün
  48. Karşıoy
  49. Yazısı
  50. Şahin
  51. Karşıoy
  52. Yazısı
  53. Kükner
  54. Savaş
  55. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1985/11
Karar No
1986/29
Tarih
11 Aralık 1986

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1985/20 K.1986/30
  • AYM Norm Denetimi E.1986/15 K.1987/1
  • AYM Norm Denetimi E.1985/22 K.1987/2
  • AYM Norm Denetimi E.1986/19 K.1987/3
  • AYM Norm Denetimi E.1986/12 K.1987/4
  • AYM Norm Denetimi E.1987/2 K.1987/5

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.