KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Mart 1986
- Esas Sayısı
- 1985/31
- Karar Sayısı
- 1986/11
- Karar Günü
- 27/3/1986
- R.G. Tarih-Sayı
- 09.05.1986-19102
- İtiraz yoluna başvuran
- Hatay Ağır Ceza Mahkemesi.
- İtirazın konusu
- 5/6/1985 günlü; 3217 sayılı "1918 Sayılı
Karar Metni
3.592 kelime·18 dk okuma·19 bölüm
Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Ayni Kanuna Üç Ek Madde ilavesiyle 1177 sayılı Tütün ve Tütün Tekeli Kanununun 44 üncü Maddesinin (a) Bendinin ve 3078 Sayılı Tuz Kanununun 27 nci Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun'un 4. maddesiyle 1918 sayılı Yasanın 27. maddesine, üçüncü fıkrasından sonra dördüncü fıkra olarak eklenen fıkradaki "...ve tekele tabi maddelerden olmaması halinde..." ibaresinin Anayasa'nın 5. ve 10. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Hatay İli, Kırıkhan İlçesinin Cumhuriyet Mahallesi'nde işlettikleri kıraathanede emniyet görevlilerince yapılan denetim sırasında sanıkların masalarının çekmecesinde 23 deste kullanılmış, ocak bölümünde 10 deste jelatini açılmamış, kaçak olarak yurda sokulmuş toplam 33 deste oyun kağıdı ele geçirilmiştir.
Kırıkhan Cumhuriyet Savcılığı'nın fezlekesi üzerine Hatay Cumhuriyet Savcılığı Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açarak sanıkların eylemlerine uyan 1118 sayılı Yasanın 3. maddesi aracılığı ile 1918 sayılı Yasanın 2867 sayılı Yasa ile değişik 27/2-3., 33/2. maddeleri gereğince cezalandırılmalarını ve haklarında TCK'nun 31., 33. ve 40. maddelerinin uygulanmasını istemiştir.
Son soruşturma evresinde, sanıklar müdafii, 25/7/1985 günlü dilekçesiyle, Anayasa'ya aykırılık savında bulunmuş, Cumhuriyet Savcısı bu isteme katılmıştır. Mahkeme de sanıklar müdafiinin Anayasa'ya aykırılık savının ciddi olduğu kanısına vararak Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar vermiştir.
III- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralı :
5/6/1985 günlü, 3217 sayılı Yasanın iptali istenen ibareyi de içeren 4. maddesi şudur :
"Madde 4.- 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun 27 nci maddesine, üçüncü fıkrasından sonra dördüncü fıkra olarak aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
İkinci fıkranın uygulanmasını gerektiren durumlarda; mal veya eşyanın özel kanunlarla veya ithalat ve ihracat rejimi kararlarıyla memlekete ithal veya ihracı yasaklanmamış olmakla birlikte gümrüklenmiş piyasa değerinin otuz milyon lirayı geçmemesi ve tekele tabi maddelerden olmaması halinde, ikinci fıkradaki ağır para cezasına hükmedilmeyip sadece üçüncü fıkraya göre ağır para cezasına ve mal veya eşyanın müsaderesine karar verilir. Bu fıkradaki miktarı Başbakanlık Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yayınlanan "Toptan Eşya Fiyatları Yıllık İndeksi"ndeki artışlar oranında artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu kararlar Resmî Gazete'de yayımlanır."
B- İtiraza Dayanak Yapılan Anayasa Kuralları :
"Madde 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli. şartları hazırlamaya çalışmaktır."
"Madde 10. - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din,, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanın önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15: maddesi uyarınca H. Semih Özmert, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, Kenan Terzioğlu, Yılmaz Aliefendioğlu, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Mahmut C. Cuhruk, Mustafa Gönül, Osman Vahdettin Oktay ve Mustafa Şahin'in katılmalarıyla 6/12/1985 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; 24/10/1985 günlü kararda belirlenen eksiklik sanıklar vekilinin Anayasa'ya aykırılık savını içeren dilekçesi örneği getirtilerek tamamlanmış olduğundan işin esasının incelenmesine, sınırlandırma sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen yasa kuralı, itiraza dayanak yapılan Anayasa maddeleri, bunlarla ilgili gerekçeler ve öbür yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
A- İtirazın Sınırlandırılması :
Yerel Mahkeme, 3217 sayılı Yasanın 4. maddesiyle 1918 sayılı Yasanın
27. maddesine üçüncü fıkradan sonra dördüncü fıkra olarak eklenen fıkradaki
"...ve tekele tabi maddelerden olmaması halinde..." ibaresinin iptal
edilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. Bakılmakta olan davada
anılan ibarenin içerdiği sözcüklerin tümüyle uygulama. alanına girip girmediği
sorununun çözümü ilk inceleme kararıyla esas inceleme evresine bırakıldığından,
önce sınırlama sorunu üzerinde durulmuştur. Fıkranın bu bölümü, haklarında 27.
maddenin ikinci fıkrasının uygulanması gereken toplu kaçakçılık suçu
sanıklarına, suç konusu maddenin tür ve değerine göre, kimi koşulların
varlığında, bu fıkrada öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza yerine yalnızca
üçüncü fıkradaki ağır para cezasının uygulanması olan,ağını getirmiştir.
Yapılan düzenlemeye göre, toplu kaçakçılık sanıkları yönünden, kaçak maddelerin
yasa ya da ithalat veya ihracat rejimi kararlarıyla yurda ithal veya ihracının
yasaklanmamış olması, tekele tabi bulunmaması ve gümrüklenmiş piyasa değerinin
otuz milyon lirayı geçmemesi durumunda yalnızca para cezası verilecek,
hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmeyecektir. İptali istenen ibarenin içinde
bulunan "halinde" sözcüğü yalnız bu ibareyi değil fıkranın öbür
bölümünü de ilgilendirmektedir. Daha açık bir anlatımla, ahalinde sözcüğü iptali
istenen ibareden önceki gümrüklenmiş piyasa değerinin otuz milyon lirayı
geçmemesi tümcesinin de belirleyicisidir.
Kendinden önceki ve sonraki sözcüklerle ilgili olan halinde sözcüğünün, inceleme kapsamına alınması, oyun kağıtlarıyla ilgili olan davada gümrük maddelerine ilişkin bölümü de etkileyen bir anlam karışıklığı yaratacaktır. Başvuran Mahkemenin amacı, tekel maddeleri için hürriyeti bağlayıcı cezaların, gümrüğe bağlı maddeler için öngörülen ceza türü ve düzeyinde olmasıdır. "Halinde sözcüğü iptal kapsamına alınmadan da bu sonuç sağlanabilir.
Bu nedenle, inceleme, "halinde" sözcüğü dışarda bırakılarak yapılmalıdır. İşin esasının, 3217 sayılı Yasanın 4. maddesiyle 1918 sayılı Yasanın 27. maddesine eklenen dördüncü fıkradaki "...ve tekele tabi maddelerden olmaması..." ibaresiyle sınırlı olarak incelenmesi gerekli görülmüştür.
B- İtiraz Konusu Kuralın Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu :
1. Anayasa'nın 5. .maddesi yönünden inceleme :
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, itiraz konusu kuralın
uygulanmasında kaçak malın tekele tabi ya da "gümrük eşyası" olmasına
göre ikisinin değeri arasında aşırı fark olmasına karşın cezalar arasında
değeri fazla olan lehine, değeri az olan aleyhine, adalet ilkelerine aykırı
biçimde ceza öngörüldüğünü, bunun, Anayasa'nın 5. maddesine aykırı düştüğünü
bildirmektedir. İlk bakışta, gümrüklenmiş piyasa değeri otuz milyon liraya
kadar malların kaçakçılığında; ithal ve ihracı serbest eşya kaçakçılığı yapan
sanık ile ithal ve ihracı yasak mal ya da tekele tabi madde kaçakçılığı yapan sanık
arasında hürriyeti bağlayıcı cezanın uygulanması yönünden ada1et duygusunu
yaralayan bir düzenleme yapıldığı izlenimi uyanmaktadır. Bu düzenlemenin gerek
Türk Ceza Kanunu'ndaki ceza siyaseti, gerekse kimi maddelerin Devlet tekeline
bağlı tutulması ya da ithal ve ihracının özel yasalarla yahut ithalat ve
ihracat rejimi kararlarıyla yasaklanmış bulunması karşısında Anayasamızın 2.
maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde de temel amaç ve görevi belirtilen hukuk
devletine ve anılan maddelerde yer alan adalet ilkesine ters düşen bir içerik
taşımamaktadır. Ayrıcalık hükmü, yasama organının öngördüğü özel bir durum
olduğu gibi iptali istenen ibarede başkaları aleyhine ceza adaletini bozan,
dengesizlik yaratan bir durum yoktur. Daha önce hapis cezasına bağlı olduğu
halde, Cumhurbaşkanı tarafından 20/5/1985 günlü yazıyla geri çevrilen 7/5/1985
günlü, 3179 sayısını alan Yasada tekel maddeleri kaçakçılığının da gümrük
kaçakçılığı gibi bir para cezasına bağlı kılınmasından sonra hürriyeti
bağlayıcı cezanın tekel maddeleri için getirilerek uyum sağlama yoluna
gidildiği açıktır.
Hukuk devletinin, Anayasa'nın açık hükümlerinden önce hukukun
bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu ilkelere uygun olması gerekir.
Böyle bir devlet, kamusal düzeni, güven ve huzuru bozan eylemleri etkili
biçimde karşılayacak önlemleri seçebilir. Yasama organı takdir hakkı içinde
değişik türde ceza uygulanmasını isteyebilir: Yasama organının takdir hakkı
sınırsız olmamakla birlikte olayda bu sınırın aşıldığını gösteren bir aykırılık
saptanamamıştır. Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel
hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını
ilen devlettir. Ceza önlemiyle toplumsal barışı sağlayan Devlet, kimi suçların
niteliği, işlenme biçimi, toplum ve Devlet için zarar,alanını gözeterek değişik
cezalar uygulayabilir. Suçtan zarar görenin kimliği, zarara uğrayan malın türü
de bu düzenlemeyi etkileyebilir. İçinde bulunulan ortam, yaşanılan zaman bile
önem taşır. Türk Ceza Yasası'nda değişik eylemler için değişik cezalar yanında,
daha hafif bir eylem için daha ağır cezalar bulunmaktadır. Bunlar yasakoyucunun
uygun bulmasının doğal sonucudur. Anayasa Mahkemesi "yerindelik
denetimi" değil, "uygunluk denetimi" yaptığına göre Anayasa'ya
aykırı olmayan takdirlere karışamaz. Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/1980 günlü;
Esas 1980/63, Karar 1980/68 sayılı kararında olduğu gibi yasakoyucu, malın ya da
verilen zararın değeri çok hafif de olsa, kişinin özgürlüğüne, beden tamlığına
ve ruh sağlığına yönelerek malın cebir, şiddet ve tehditle gasp edilmesi
biçiminde işlenen suçları hafifletici öğe yönünden, mala karşı işlenen
suçlardan ayırmıştır. Yasakoyucunun, gasp edilen malın değerinin ya da verilen
zararın fazla olması durumunda 522/1. maddeyle cezanın yarısına kadar
artırılmasını buyurmasına karşın, son fıkrasında değerin ya da zararın hafif
veya pek hafif olmasında cezadan bir indirim yapılmasını istememiştir. Böylece
itiraz konusu ibaredeki tekel maddelerini de salt bu nitelikleri yönünden
korumaya almıştır. Tekel kapsamına alınmak, irdelenmediğine, bunun yarar ya da
zararı ya da gerekip gerekmediği üzerinde durulmadığına; böyle bir incelemenin
yukarda da değinildiği üzere kaçınılması gereken yerindelik incelemesi olacağı
gözetilerek, Devletin, tekel maddelerini ayrıcalık kuralıyla koruma altına
alması tekel amacına uygun bulunmuştur. Nitekim yasakoyucunun ceza alanında
yasama yetkisini kullanırken, Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun
ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp
sayılmaması, suç sayılırsa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımlarıyla
karşılanmaları gerektiği, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı ya da
hafifletici öğe olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisi vardır. Ceza
hukuku yapısı yönünden toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik
yaşantısıyla ilgili bulunması ve ancak Devletçe konulabilir ve
biçimlendirilebilir olması nedenleriyle siyasal nitelik de taşıyan bir hukuk
dalı olduğundan suçlara uygulanacak cezalarda bir alt sınır kabûl etmesi
Devletin ceza siyasetiyle ilgilidir. Bu da yasama organının takdir alanı
içindedir.
Kaçakçılık konusu malın türüne göre, toplu kaçakçılık yapanlara
hürriyeti bağlayıcı cezanın belirli bir oranda uygulanmaması yasakoyucunun 1918
sayılı Yasanın 27. maddesine 3217 sayılı Yasa ile eklenen 4. fıkradaki ayrık
düzenlemesinin sonucudur. Yasakoyucu, gümrük eşyası kaçakçılığını belli koşullarda
ekonomik suç kabul ederek 3217 sayılı Yasanın 1. maddesinde hapis cezası
verilmesi gereken durumlar arasına temel maddelerini de almıştır. Düzenleme,
kaçakçılık konusu mala göredir. Kaçakçılık konusu malın türüne ve değerine göre
para cezasına ek olarak hapis cezası eklenmesinin, Anayasa'nın suç ve ceza
yönünden koyduğu ilkelere aykırı yönü bulunmadığı gibi Anayasa'nın
Başlangıcına, genel ilkelerini içeren 5. maddesine aykırı bir yanı da yoktur.
2. Anayasa'nın 10. maddesi yönünden inceleme :
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, Anayasa'nın 10 maddesi gereğince herkesin yasa önünde eşit olduğunu, itiraz konusu kuralın toplu kaçakçılık suçu sanıkları arasında Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğuran bir düzenleme getirdiğini ileri sürmüştür.
Anayasamız, hukuksal durumu aynı olanların aynı kurallara bağlı
tutulacağını, ayrı durumda olanların ise ayrı kurallara bağlı tutulmasının bir
aykırılık doğurmayacağını kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin kimi
kararlarında açıklandığı gibi, yasa karşısında eşitlik, yurttaşların hepsinin
her yönden aynı kurallara bağlı tutulması değildir. Haklı nedenlerin varlığında
kimi yurttaşlar başka kurallara bağlı tutulursa bundan eşitlik ilkesinin
çiğnendiği sonucu çıkarılamaz: Burada da, ilk bakışta, toplu kaçakçılık konusu
maddelerin tür ve tutarlarına göre benzer suçların sanıkları arasında ceza
sistemi yönünden eşitlik ilkesine aykırı bir ayırım yapıldığı sanılabilir. 1918
sayılı Yasanın 1. maddesi "aşağıda yazılan fiiller kaçakçılıktır"
başlığı altında gümrük eşyası, ithal ve ihracı yasak eşya ve Devlet tekeline
bağlı maddelerin kaçakçılığını düzenlemiştir. 3217 sayılı Yasa ile yapılan
değişiklikten önce toplu kaçakçılık konusu malın niteliğine bakılmadan bu
suçları işleyenler için ağır hapis cezası öngörülmüştür. 3217 sayılı Yasa ile
eklenen ve itiraz konusu ibareyi içeren dördüncü fıkrada gümrüklenmiş piyasa
değeri otuz milyon lirayı geçmeyen gümrük eşyası kaçakçılığı sanıkları ikinci
fıkrada öngörülen 8-12 yıl arasında değişen hürriyeti bağlayıcı cezadan
kurtulmakta, ancak üçüncü fıkraya göre ağır para cezasıyla
cezalandırılmaktadırlar. Gümrüklenmiş piyasa değeri otuz milyon lirayı geçmeyen
kaçakçılığa konu malin ithal ve ihracının yasayla ya da ithalat ve ihracat
rejimi kar,arlarıyla yasaklanmış eşya olması ya da tekele bağlı maddelerden
bulunması durumunda, getirilen bu ayrık hükümden, bütün malların toplu
kaçakçılığını yapanlar yararlanamayacaklar, ağır para cezasıyla birlikte ağır
hapis cezasıyla da cezalandırılacaklardır. Görülmektedir ki, düzenleme,
kişilere göre değil, toplu kaçakçılık konusu maddenin türüne göredir. Kaldıki
eşitlik, her yönüyle aynı hukuksal durumda bulunanlar arasında söz konusu
olabileceğinden benzer suçları işleyenlerin cezalandırılmasında, yasa önünde
eşitlik ilkesinin çiğnenmiş sayılabilmesi için, eşitliği bozar gibi görülen
kuralın; haklı bir nedene dayanmaması ya da kamu yararı amacıyla yürürlüğe
konulmamış olması gerekir. Devlet tekeline bağlanmanın değişik nedenleri
vardır. Kimi maddelerin üretim, yapım, satımının devlet tekeline bağlı kılınması
devlet gelirini artırmak, gelirleri daha etkin kılmak yanında toplumun
sağlığını koruma amacına da bağlanabilir. Sağlığa zarar verecek maddelerin
kullanımında ölçü ve denge arayışı, yapım ve satımını tekele bağlamakla
olanaklıdır. Daha tehlikeli ve daha yaygın bulunan maddeleri bir düzey ve oran
gözetmeden ekonomik suç dışında düşünmek ve buna uygun düzenleme getirmek
eşitlik ilkesine aykırı düşmemektedir. Bu düzenleme, daha hafif suçlara daha
ağır ceza verilmesi biçiminde somut bir aykırılık; haksızlık, dengesizlik
değil, devletçe önemine göre eylemlere ayrı ayrı ceza uygulanmasıdır. Gümrük
malları ile tekel maddelerinin benzerlikleri bulunmadığı gibi devlet için
değerleri, suç konusu olar,k toplu kaçakçılıklarının sonuçları da aynı
değildir. Sosyal yardım amacıyla konulmuş tekel uygulamaları da bu görüşü
doğrulamaktadır: Kimsenin zararına bir ayrıcalık, bir ayrık hüküm değil,
devletin ve toplumun yararına bir düzenleme vardır. Bu niteliğiyle sosyal
devlet ilkesine de uygundur. Nitekim, tütünün ekonomimizdeki etkin yeri ve
insan sağlığını bozucu özellikleri gözönünde tutulup devlet tekeli kapsamına
alınarak toplu kaçakçılığının öbür tekel maddeleriyle birlikte ağır hapis
yaptırımına bağlı kılınmasında bir aykırılık yoktur. Yasakoyucunun ekonomik ve
sosyal nedenlerle, kamu yararını, insan sağlığını ve tarımın gelişmesini
gözeterek tekel kapsamındaki maddelerin toplu kaçakçılığı suçunu ekonomik suç
saymaması olgusu, devletin, tekel kaçakçılığında uğradığı maddî zararın gümrük
kaçakçılığından çok fazla olmasını önlemek, toplumu korumak, tarımda öbür
ülkelerle rekabette geri kalmamak amacına dayanmaktadır. Oyun kağıtları
hakkındaki yasal düzenleme tekelin ekonomik gücü yönünden devleti yakından
ilgilendirmektedir. Oyun kağıtları konusundaki tutum sosyal ve ekonomik
ilkelere ters düşmeyen bir yas,ama takdiridir. Kamu yararının birkaç yönden
gözetildiği düzenlemede Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle, sınırlama kararı uyarınca inceleme konusu yapılan 1918 sayılı Yasanın 27. maddesinin dördüncü fıkrasındaki "...ve tekele tabi maddelerden olmaması..." ibaresinde Anayasa'ya aykırılık bulunmadığından bu hükme yönelik itiraz reddedilmelidir.
Bu görüşe Yılmaz Aliefendioğlu ile Mehmet Çınarlı katılmamışlardır.
KARŞIOY
YAZISI
1918 sayılı Yasanın 27. maddesinin ikinci fıkrası kaçakçılık maksadıyla teşekkül vücuda getirenler dışında iki veya daha fazla kişinin toplu olarak Kaçakçılık yapmalarını cezalandırmış iken; 5/6/1985 günlü, 3217 sayılı Yasayla 6u maddeye eklenen dördüncü fıkra; ikinci fıkranın uygulanmasını gerektirir durumlardaki mal veya eşyanın, dışalımı ve dışsatımı yasaklanmamış olmakla birlikte gümrüklenmiş piyasa değerinin otuz milyon lirayı geçmemesi ve Tekele tabi maddelerden olmaması halinde ikinci fıkradaki ceza yerine para cezasına ve mal ve eşyanın müsaderesine karar verileceği kuralını getirmiştir.
1918 sayılı Yasanın 1. maddesinde, hangi fiilleri işleyenlerin kaçakçılık suçu oluşturduğu sayılmıştır. Bu maddede, Devlet tekeli altındaki maddeler ile diğerlerinin ülkeye sokulmalarının ya da nakledilmelerinin, alınıp satılmalarının hangi durumlarda kaçakçılık suçunu oluşturduğu belirlenmiştir.
Aynı Yasanın 27. maddesinin ikinci fıkrası, iki veya daha fazla kimsenin toplu kaçakçılık yapmasını cezalandırmıştır.
Görüldüğü üzere, 1918 sayılı Yasanın birinci maddesindeki
fiillerden dolayı kaçakçılık suçu işlenmekte; bu fiillerin iki ya da daha fazla
kişi tarafından işlenmesi ise toplu kaçakçılık suçunu oluşturmaktadır. 3217
sayılı Yasadan önce toplu kaçakçılık suçunu işleyenlere verilecek ceza aynı
idi. Aynı suça, aynı ceza verilmekte ve ceza -hukuku yönünden cezalandırmada
eşitlik ilkesine uyulmaktaydı. 3217 sayılı Yasa toplu kaçakçılık suçunda ve
suçun değerlendirmesinde değişiklik yapmamıştır. Bu yasadan sonra da, ülkeye
dış alım ve dışsatımı yasaklanmamış olmakla beraber gümrüklenmiş piyasa değeri
otuz milyon lirayı geçmeyenlerle; tekele tabi maddeler iki veya daha fazla kişi
tarafından 1918 sayılı Yasanın birinci maddesindeki fiillerle yurda sokulursa,
işlenen suç, her iki durum içinde, toplu kaçakçılıktır. Başka bir deyişle, 3217
sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra da, 27. maddenin ikinci fıkrasının
uygulanmasını gerektiren durumlarda, dışalımı ve dışsatımı yasaklanmamış ve
gümrüklenmiş piyasa değeri otuz milyonu aşmayan maddelerle, tekele tabi
maddeleri kaçak olarak getirenler aynı suçu yani toplu kaçakçılık suçunu
işlemiş olmaktadırlar. Ancak, 3217 sayılı Yasa, ikinci fıkranın uygulanmasını
gerektiren durumlarda, ülkeye dışalımı veya dışsatımı yasaklanmayan ve
gümrüklenmiş değeri otuz milyonu geçmeyen mallarla toplu kaçakçılık yapan
kişilerin cezasını para cezasına çevrilmiş, tekele tabi maddelerle toplu
kaçakçılık yapanları bu kural dışında bırakmıştır.
Böylece, toplu kaçakçılık suçunu işleyenlerden dışalım ve dışsatımı yasaklanmamış, gümrüklenmiş piyasa değeri otuz milyonu geçmeyen, toplu kaçakçılar sadece para cezası ile cezalandırılırken; tekele tabi maddelerle toplu kaçakçılık suçu işleyenler sekiz seneden oniki seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılacaklar ve "aynı suça ayrı ceza" verilmiş olacaktır.
Nitekim, olayda, piyasa değeri onbin lira civarında olan oyun kağıtlarıyla toplu kaçakçılık suçunu işleyenlerin, 8 ile 12 yıl ağır hapis cezası ite cezalandırılmaları söz konusuyken; dışalım ve dışsatımı yasaklanmamış ve gümrüklenmiş piyasa değeri 30 milyonu geçmeyen, örneğin 29 milyon olan mallarla toplu kaçakçılık suçunu işleyen kişiler, yalnız para cezası ile cezalandırılacaklardır.
Sonuç olarak, 3217 sayılı Yasanın, toplu kaçakçılık suçlarına verilecek cezalarda var olan eşitliği bozarak, "aynı suça farklı ceza" verilmesine neden olması; ceza adaletine ve Anayasa'nın 10. maddesindeki "eşitlik" ilkesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu edilen ayrık kuralın, Anayasa Mahkemesince sınırlanan kesimin iptali gerektiği oyu ile verilen karara karşıyım.
Başkanvekili
Orhan
ONAR
Üye
Necdet
DARICIOĞLU
Üye
Kenan
TERZİOĞLU
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Muammer
TURAN
Üye
Mehmet
ÇINARLI
Üye
Selahattin
METİN
Üye
Servet
TÜZÜN
Üye
Mustafa
ŞAHİN
Üye
Adnan
KÜKNER
KARŞIOY
YAZISI
(Değişik Gerekçe)
Anayasa, "üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunda bulunduğu"nu belirtmekte; "yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" hükmüne yer vermekte; "Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri (nin) kanun koymak..." olduğunu açıklamakta; "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi harekette; yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" demektedir.
Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'un, birinci maddesinde,
kaçakçılık fiilleri, fıkralar ve bentler halinde, ayrı ayrı yazılmış; bu
maddenin "D" bendinde Devlet tekeli altında bulunan maddelere ait
kaçakçılık sayılan haller düzenlenmiş; 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında :
"Birinci fıkradaki hal dışında iki veya daha fazla kimselerin toplu olarak
kaçakçılık yapmaları halinde sekiz seneden oniki seneye kadar ağır hapis
cezasına hükmolunur" denilmiştir. Bu Kanunun 27. nci maddesine 5/6/1985 günlü
ve 3217 sayılı Kanunla eklenen, dördüncü fıkra da : "İkinci fıkranın
uygulanmasını gerektiren durumlarda; mal ve eşyanın özel kanunlarla veya
ithalat ve ihracat rejimi kararlarıyla memlekete ithal veya ihracı
yasaklanmamış olmakla birlikte gümrüklenmiş piyasa değerinin otuz milyon lirayı
geçmemesi ve tekele tabi maddelerden olmaması halinde ikinci fıkradaki ağır
hapis cezasına hükmedilmeyip sadece üçüncü fıkraya göre ağır para cezasına ve
mal veya eşyanın müsaderesine karar verilir hükmünü taşımaktadır.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere : 5/6/1985 günlü ve 3217 sayılı Kanun, ithal veya ihracı yasaklanmış veya tekele tabi olanlar dışındaki madde, mal ve eşyaların piyasa değeri otuz milyon lirayı geçmiyorsa, kaçakçılık fiillerine hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesini öngörmüştür. Yani bu Kanunla, Kanun koyucu yalnız gümrük eşyası (değeri 30 milyon lirayı geçmeyen) hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesini vaz etmektedir. Yasama organının yaptığı bu kanun koyma işlemine, Anayasa Mahkemesi, adeta ek yaparak, tekele tabi maddelere de hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesini öngören bir hükmü ihdas edemez veya aynı sonucu doğuran, bir iptal kararı veremez.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi ancak bir "hükmü" iptal edebilir. Halbuki, kanunun iptali istenilen "tekele tabi maddelerden olmaması" ibaresi bir hüküm değildir.
Başlıca bu nedenlerle isteğin reddine karar verilmesi düşüncesiyle çoğunluk kararına gerekçe yönünden karşıyım.
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa'nın 153. maddesinde : "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" denilmektedir.
Anayasa taslağını hazırlayan Danışma Meclisi'nce bu hükmün gerekçesi şöyle açıklanıyor : "Öyle haller vardır ki; bir hükmün iptali, uygulanması kanunen gerekmeyen bir başka hükmün uygulanmasını gerekli kılabilir. Örneğin : Kanunla getirilen istisnalara ilişkin kanun hükümlerinin iptali, ana kuralın uygulanması sonucunu doğurabilir. Halbuki kanun koyucu böyle bir sonuç çıkmasını arzu etmediği için istisnayı kabul etmiş durumdadır. Bu istisna hükmünün iptali millî iradeye ters düşeceğinden, eşitlik ilkesi gibi temel ilkelere aykırı olmamak koşulu ile, hüküm verirken bu özelliklerin gözönünde bulundurulması zorunludur."
Bu açıklama, Anayasa koyucunun eşitlik ilkesine ne kadar büyük bir önem verdiğini göstermeye yeterlidir. Sözkonusu açıklama ile, Anayasa Mahkemesi'nin bir istisna hükmünü "yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde" iptal edebilmesi, o istisna hükmünün eşitlik ilkesi gibi temel ilkelere aykırı olması şartına bağlanmıştır.
Anayasa'nın 10. maddesinde : "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin bu maddeyi yorumlayan çeşitli kararlarında; kanun .karşısında eşitliğin, bütün yurttaşların hepsinin her yönden aynı hükümlere bağlı tutulmaları demek olmadığı; bir takım yurttaşların başka hükümlere bağlı tutulmaları haklı bir sebebe dayanmakta ise, böyle bir durumda kanun karşısında eşitlik ilkesinin çiğnenmiş olmasından söz edilemeyeceği belirtilmiştir.
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'un 27. maddesine, 5/6/1985 tarihli ve 3217 sayılı Kanun'la eklenen fıkra, eskiden ağır hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılmaları öngörülen toplu kaçakçılık suçlularını ikiye ayırarak, tekel maddesini kaçıranlara, eskiden olduğu gibi ağır hapis ve ağır para cezası; (memlekete ithal ve ihracı yasaklanmamış olmak ve gümrüklenmiş piyasa değeri otuz milyon lirayı geçmemek şartıyla) diğer maddeleri kaçıranlara ise, sadece ağır para cezası verilmesini hükme bağlamıştır.
Sonuçta : Bin liralık tekel maddesi kaçakçısı 8 seneden 12 seneye kadar ağır. hapis ve ayrıca ağır para cezasına çarptırılma durumu ile karşı karşıya bulunurken, 30 milyonluk diğer eşya kaçakçısı sadece ağır para cezası ödemekle kurtulacaktır.
Kanunun toplu kaçakçılık saydığı bir suçu işleyen iki kişi arasında, ceza uygulaması bakımından, bu kadar büyük bir farklılık yaratılmasında, daha önce verilmiş Anayasa Mahkemesi kararlarında varlığı şart koşulan, "haklı bir sebebi" bulmak mümkün değildir.
Tekel maddesi kaçakçılığı da, gümrüğe tabi diğer eşya kaçakçılığı da, sonuç olarak, devlet gelirlerini ziyana uğratmaktadır. Bazı maddelere tekel uygulanmasının, devlete gelir sağlama dışında, daha büyük, daha önemli sebepleri bulunduğuna inanmak bugün son derece zorlaşmıştır. Mesela, sağlığa aynı derecede -hatta daha fazla- zararlı bazı maddeler tekel dışına çıkarılmışken, tekel uygulamasında toplum sağlığı endişesini aramak ve tekel maddesi kaçakçılarına ötekilerle kıyaslanamayacak kadar ağır bir ceza verilmesini bu sebeple haklı görmek imkansızdır.
Yukarda açıkladığım gerekçelerle, 1918 sayılı Kanun'un 27. maddesine 5/6/1985 tarihli ve 3217 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle eklenen dördüncü fıkradaki "...ve tekele tabi maddelerden olmaması..." ibaresini, Anayasa'nın 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine aykırı gördüğümden, bu ibarenin iptali gerektiğini düşünüyor, aksi yönde oluşmuş bulunan çoğunluk kararına bu sebeple katılmıyorum.
Üye Muammer TURAN Üye Mehmet ÇINARLI
Anayasa Mahkemesi, E. 1985/31, K. 1986/11, 27 Mart 1986 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası