İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1988/14 K.1988/18

Esas sayısı : 1988/14

Esas1988/14Karar1988/18Tarih13 Haziran 1988Okuma59 dk · 11.850 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1988/14
Karar No
1988/18
Karar tarihi
13 Haziran 1988
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.850 kelime·59 dk okuma·33 bölüm

Esas sayısı : 1988/14

Karar sayısı : 1988/18

Karar günü : 14.6.1988

R.G. Tarih-Sayı :14.07.1988-19872

İPTAL DAVASINI AÇAN

Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat Halkçı Parti) TBMM Grubu adına Grup Başkanı Erdal İnönü.

İPTAL DAVASININ KONUSU

Resmî Gazete'nin 13.4.1988 günlü, 19784. sayıdında yayımlanan 31.3.1988 günlü, 3420 sayılı "298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun, 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanununun ve 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun"un 1., 7., 9. ve 11. maddeleriyle getirilen kimi hükümlerin Anayasa'nın Başlangıçbölümüyle 2., 5., 6., 7., 10., 11., 13., 67., 68., 78., 87., 127., Geçici 8. ve Geçici 10. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İPTALİ İSTENİLEN YASA KURALLARI

31.3.1988 günlü, 3420 sayılı Yasanın iptali istenen hükümleri de içeren maddeleri şunlardır :

1. "MADDE 1. - 26.4.1961 Tarih ve 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin 1 inci, 4 üncü ve 11 inci bentleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

1. Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında

her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek piyasada, gerek Devlet

Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların

renklerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında "Türkiye Cumhuriyeti

Yüksek Keçim Kurulu" filigranı bulunmak üzere, yeteri kadar özel zarf imal

ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlayarak zarfın, imaline ve teslim

alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği

dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim

yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya

da üyesi hâkim veya hâkimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak

ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiyacına yetecek sayıda, alındı

belgeleri karşılığında göndermek,

4. Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasî partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tesbit ve ilan etmek,

11. Siyasî partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyükkongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır.

Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasî partileri tesbit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek"

2- "MADDE 7.- 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Mahallî İdareler Seçimi beş yılda bir yapılır. Seçimin yapılacağı yılın haziran ayının otuzuncu günü seçimlerin başlangıç tarihi olup, seçimler aynı yılın ekim ayı içinde yapılır. Beş yılda bir olmak şartıyla ekim ayının hangi Pazar gününde seçimin yapılacağına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilir."

3- "MADDE 9.- 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3394 sayılı Kanunla değişik 18 inci maddesinin "b" bendinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Büyükşehir Belediyesinde yapılan belediye başkanlığı seçiminde siyasî partilerin büyükşehir belediye başkan adayları ile büyükşehire bağlı ilçe belediye başkan adayları yukarıdaki fıkra esaslarına göre düzenlenecek müşterek oy pusulasında birlikte gösterilir ve birlikte seçilmiş olurlar. Bu yerlerde belediye başkanlığı seçimine katılacak bağımsız adaylar ise Yüksek Seçim Kurulunun tayin edeceği ebat, şekilve miktarda kendilerinin bastırdıkları oy pusulaları ile seçimlere katılırlar."

4- "MADDE 11.- 2972 sayılı Mahallî İdareler ve Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 3394 sayılı Kanunla değişik 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının son bendi aşağıdaki şekilde değiştirilerek bu bentten sonra gelmek üzere bir fıkra eklenmiştir.

Hallerinde söz konusu organ için boşalmayı takip eden ilk yılın ekim ayının üçüncü pazar günü seçim tarihi olarak kabul edilir. 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna tabi olan organlarda vuku bulan boşalma hallerinde ara seçim yapılmaz.

Mahallî İdarelerin Genel Seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara Mahallî İdareler Seçimleri yapılamaz."

B- İLGİLİ YASA KURALI

18.1.1984 günlü, 2972 sayılı yasanın 3394 sayılı Yasanın 6. maddesiyle değişik 29. maddesi şöyledir :

"Seçimlerin yenilenmesi :

Madde 29- Seçim dönemi sonundan önce,

a) Bir seçim çevresinde yapılan seçimin, seçim işleri sebebiyle iptaline karar verilmesi,

b) Belediye meclisi veya il genel meclisinin yetkili organlarca feshi,

c) Belediye meclisi veya il genel meclisi üyeliklerinin herhangi bir sebeple boşalması ve meclis üye sayısının yedeklerinin de getirilmesinden sonra üye tamsayısının yarısından aşağıya düşmesi,

d) Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması,

(20.6.1987-3394) Hallerinde söz konusu organ için boşalmayı takip eden ilk yılın Haziran ayının ilk pazar günü seçim tarihi olarak kabul edilir. Tesbit edilecek seçim tarihi, genel mahallî seçimlerin yapılacağı yıla gelirse o seçim yapılmaz. 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna tabi olan organlarda vuku bulan boşalma hallerinde ise ara seçim yapılmaz.

(20.6.1987-3394) Mülki amirlerin vaki boşalmaları ilçe seçim kuruluna bildirmeleri üzerine, ilçe seçim kurulu seçim tarihini yukarıda belirtilen esaslara göre tesbit ve ilan eder.

(20.6.1987-3394) İlçe seçim kurulu ilan işlemini tesbit edilen seçim tarihinden en az 60 gün önce yapar."

C- DAYANILAN ANAYASA KURALLARI

İptal istemine dayanak gösterilen Anayasa kuralları şunlardır :

1. "BAŞLANGIÇ

Ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;

Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtı sonucunda, Türk Milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, Milli Güvenlik Konseyince son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabulve tasvip ve doğrudan doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA :

- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda,

- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak; Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

- Kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasından üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din duygularının, Devlet işlerineve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;

- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

- Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu,

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."

2. "MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı. Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

3. "MADDE 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

4. "MADDE 6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."

5. "MADDE 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."

6. "MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

7. "MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."

8. "MADDE 13. -Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Temel hak ve hürriyetlerle ilgili gene! veözel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.

Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir."

9. "MADDE 67.- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.

Seçimlerin ve halkoylamasının yapıldığı yılda, ay ve gün hesaba katılmaksızın, 20 yaşına giren her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.

Silah altında bulunan er ve erbaşlarla, askerî öğrenciler, ceza ve tevkif evlerinde bulunan tutuklular ve hükümlüler oy kullanamazlar."

10. "MADDE 68.- Vatandaşlar, siyasî parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden çıkma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için yirmibir yaşını ikmal etmek şarttır.

Siyasi partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.

Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.

Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.

Siyasî partiler, yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunamaz, kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremez, vakıf kuramazlar.

Hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, öğrenciler ve Silahlı Kuvvetler mensupları siyasî partilere giremezler."

11. "MADDE 78. - Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülemezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geri bırakılmasına karar verebilir.

Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.

Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz."

12. "MADDE 87.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek vekabul etmek; para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Anayasanın 14 üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir."

13. "MADDE 127.- Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.

Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.

Mahallî idarelerin seçimleri, Anayasanın 67 nci maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.

Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahallî idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.

Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.

Mahallî idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezî idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır."

14. "Geçici Madde 8.- Anayasa ile kabul edilmiş olan yeni organ, kurum ve kurulların kuruluş, görev, yetki ve işleyişleri ile ilgili kanunlarla, Anayasada konulması veya değiştirilmesi öngörülen diğer kanunlar, Anayasanın kabulünden başlayarak Kurucu Meclisin görev süresi içerisinde, bu süre içerisinde yetiştirilemeyenler, seçimle gelen Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını izleyen bir yıl sonuna kadar çıkartılır."

15. "Geçici Madde 10.- Mahallî idare seçimleri en geç Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını izleyen bir yıl içinde yapılır."

III - İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mahmut C. CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Adnan KÜKNER ve Mehmet Şerif ATALAY'ın katılmalarıyla3.5.1988 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esastan incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, iptali istenilen yasa ile dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve ilgili öteki yasama belgeleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

A- 3420 sayılı Yasanın 1. maddesiyle, 24.6.1961 günlü, 298 sayılı

Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinin

ilk fıkrasının 1., 4. ve 11. bentleri değiştirilmiştir. İptali istenilen son

iki bent, milletvekili genel ve ara seçimlerine, belediye başkanlığı ile

belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılacak

siyasî partilere, illerde ve bunlara bağlı ilçelerde örgütlenme ve büyük kongre

yapmış olma ya da TBMM'nde grup bulundurma koşullarıyla sınırlama getirmiştir.

Daha önce, 25.5.1961 günlü, 306 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 10.

maddesiyle konulan bu tür sınırlamada 13.2.1965 günlü, 533 sayılı Yasa ile

değişiklik yapılmışsa da esas korunmuş, 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî

Partiler Kanunu'nun 36. maddesi ise koşulları ağırlaştırarak, siyasî partilerin

seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında, merkez ilçe dahil

ilçelerin en az üçte birinde örgütlenmiş ve büyük kongresini yapmış olması ya

da TBMM'nde grubu bulunması zorunluluğunu getirmiştir. Bu değişikliğe koşut

olarak 298 sayılı Yasanın 14. maddesinin ilk fıkrasının 4. ve 11. bentlerinde

10.6.1983 günlü, 2839sayılı ve 28.3.1986 günlü, 3270 sayılı Yasalarla

değişiklik yapılarak 298 ve 2820 sayılı Yasalar arasında uyum sağlanmış, aynı

zamanda 2820 sayılı Yasaya da değişiklik getiren 3270 sayılı Yasanın bu

konudaki 8. maddesi, -Anayasa Mahkemesi'nin 22.5.1987 günlü, Esas 1986/17,

Karar 1987/11 sayılı kararıyla iptal edilmiş, iptal kararı sonucunda 298 sayılı

Yasanın, Yüksek Seçim Kurulu'nun görevleri yönünden aynı konuyu düzenleyen 14.

maddesinin ilk fıkrasının 4. ve 11. bentlerine ilişkin değişikliği de uygulanma

olanağını yitirdiğinden iptal edilmiş, iptal hükmü 19.3.1988 de yürürlüğe

girmiştir. İptal kararından sonra bu konuda ilk düzenleme yalnız XVIII. Dönem

Milletvekili Genel Seçimine ilişkin olarak, 10.9.1987 günlü, 3403 sayılı Yasayla

yapılmış, siyasî partilerin seçimlere katılmada aranan örgütlenme koşulu il ve

ilçeler için ½ kabul edilmiştir. Bu oranı iller yönünden ½ de tutmakla birlikte

ilçeler yönünden 1/3 indiren şimdiki dava konusu son değişiklik incelenirken

Anayasa'ya uygunluk denetimi yönünden birsorun taşımayan ve dava dilekçesinde

de değinilmeyen siyasî partinin demokratik bir yapıya ve işleyişe kavuşmasının

önkoşulu sayılan "büyük kongre"nin toplanması olgusu üzerinde

durulmayacak, 4. ve 11. bentler, birlikte, doğrudan ilgili Anayasa kurallarıaçısından

ele alınacak, bu arada ölçü norm niteliğindeki 13. madde bakımından da

irdelenecektir.

1- Anayasa'nın 67. maddesi yönünden inceleme :

Siyasî partilerin seçimlere katılabilmelerini kimi koşullara

bağlayan yasa düzenlemesinin seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma

haklarını demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde

kısıtladığı hususu, Anayasa'ya aykırılık savının özünü oluşturmaktadır.

Anayasa'nın konuyla ilgili ve 17.5.1987 günlü, 3361 sayılı Yasayla değişik 67.

maddesi,vatandaşların seçme, seçilme ve bağımsız olarak ya da bir siyasî parti

içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahip bulunduklarını

öngörürken "kanunda gösterilen şartlara uygun olarak" denilmek

suretiyle bu hakkın sınırsız bir biçimde kullanılmasının düşünülemeyeceğini

açıklamıştır. Maddenin yollama yaptığı "kanunda gösterilen şartlar",

yasa koyucunun, Anayasa'nın13. maddesi uyarınca, demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmamak koşuluyla takdir yetkisi içinde saptayacağı biçim ve

yöntemlerle gerekleri kapsamaktadır. Sınırlamalar demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olursa, seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkına

ilişkin anayasal güvence sözde kalacağı gibi bu hakların hiçbir anlam ve değeri

olamaz.Yasa koyucunun yapabileceği düzenlemenin ilkeleri de 67. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilmiştir. Anayasa koyucunun bu düzenleme biçimi, "kanunda

gösterilen şartlar" ile "bu hakların kullanılması kanunla

düzenlenir" kuralları, maddede güvenceye bağlanan hakların sınırsız

tanınmadığını, Anayasa' ya uygun yasal sınırlamalarla düzenleneceğini açık

seçik ortaya koymaktadır. Anayasa buyruğuna uyularak 298 sayılı Yasanın 7. ve

8. maddelerinde "oy kullanamayacak olanlar"la, "seçmen

olamayanlar" belirtilmiş, Anayasa'nın67. maddesindeki seçmen yaşından ayrı

olarak 76. maddesinde milletvekili seçilme yeterliği konusunda kimi sınırlamalar

getirilmiştir. İncelenen düzenlemeyle, şimdiye kadar Anayasa ve yasalarla

getirilmiş sınırlamalara bir yenisi eklenmiştir. Ana-yasa'nın uyulmasını

öngördüğü gereklerden uzaklaşmadıkça, Anayasa Mahkemesi'nin önceki kararlarıyla

açıklanan "makûl, kabul edilebilir bir ölçü" aşılmadıkça sınırlamanın

Anayasa'ya aykırılığı söz konusu olamaz. Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette

bulunma hakkı, kimi zaman Anayasa koyucu, kimi zaman Anayasa'nın verdiği

yetkiye dayanılarak yasa koyucu tarafından sınırlanabilir. Anayasa ilkelerini

zedelemeyen, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmayan, hakkın

özüne dokunmayan düzenlemeler gerçek anlamda bir seçme ve seçilme hakkını

olumsuz biçimde etkilemez, ortadan kaldırmaz. Seçime katılmayı salt örgütlenme

gücüne bağlamadıkça, özellikle yeni kurulan siyasî partilerin seçimlere

katılmasını önlemeye yönelik, ağır sonuçlar doğuracak koşullar taşımadıkça

getirilen sınırlamaların aykırılığı düşünülemez. Demokrasinin vazgeçilmez

öğeleri olarak benimsenen siyasî partilerin elini - kolunu bağlayacak biçimde,

ulaşılması zaman isteyecek il ve ilçe düzeyinde örgütlenme koşullarıyla

sınırlamadıkça "makûl" ve "kabul edilebilir" ölçüler

aşılmış olmaz ve Anayasa'ya aykırılık oluşmaz. Seçme ve seçilme hakkına zarar

vermeyen sınırlamalar, anayasal gereklere uygun düzenlemelerdir. Yapılan

sınırlamayla sağlanan yarar arasında hakkaniyete uygun dengenin bozulduğunu

gösteren bir belirti yoktur. Amaçla araç arasındaki makûl ölçüyü aşmayan yeni

sınırlamanın aykırı olmadığı görülmektedir. İl ve ilçelerin tümünde örgütlenmeye

yakın bir oran olmayan yeni oran, secime katılmayı güçleştirecek ve

engelleyecek düzeyde bulunmamaktadır. Serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel

oy, açık sayım ve döküm ilkeleri seçme ve seçilme hakkının anayasal güvencesi

olmakla tek dayanağı değildir. Bu ilkeleri genelde korumakla birlikte, özelde

olumsuz yönde etkileyecek sınırlamalar seçme ve seçilme hakkını zedeler. Bu

sonucu doğurmadıkça, böyle bir gerilemeye ve yıkıntıya neden olmadıkça

sınırlamanın aykırılığı savunulamaz. Düzenleme, siyasî partilerin seçimlere

katılmalarını zorlaştırarak seçme ve seçilme hakkını koşula bağlasa da, amacı

oylarıngereğinden fazla bölünmesini önleyerek istikrarı sağlamaya yönelik

olduğundan, hakların özüne dokunmadığı gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine

de aykırı değildir.

Milletvekili ya da yerel yönetim seçimlerine katılabilmeleri için

siyasî partilerin belli sayıda il ve ilçede örgütlenme koşulundan ayrı olarak

TBMM'nde gruplarının bulunmasını da tok başına yeterli gören 11. bent, grup

kurabilecek güce ulaşmış bir partinin aldığı oyların küçümsenmeyecek düzeyde

olduğunu kabul ederek, örgütlenme koşulunuyerine getirip getirmediğine

bakılmaksızın seçimlere katılmasını uygun görmüştür. Yasa koyucunun iyi

niyetinden kuşku duyulamazsa da güçlü bir siyasî partiden ayrılarak yeni bir ad

altında grup kuracak bir partinin de seçimlere katılma hakkından

yararlanabileceği gözetilirse, bu durumun kimi eşitsizliklere yol açacağı

düşünülebilir. Böyle bir durumda yeni kurulan iki siyasî partiden TBMM'nde grubu

bulunan örgütlenme koşulunu yerine getirmeksizin seçimlere katılabilecek, öbürü

ise, bu haktan yararlanamayacaktır. Ancak, kötü uygulama her yasa için söz

konusu olabileceğinden yalnızca bu tür uygulamalara yol açma olasılığının

bulunması iptal nedeni olarak kabul edilemez. Sözü edilen bendin bir başka

aykırı yönü de saptanamamıştır.

Açıklanan nedenlerle 3420 sayılı Yasanın 1. maddesinde yer alan dava konusu kurallar, Anayasa'nın 67. maddesine aykırı bulunmamıştır.

2. Anayasa'nın 68. maddesi yönünden inceleme :

Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin hangi

durumlarda sınırlanabileceğini genel olarak belirttikten sonra, bu

sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı ve

öngörüldükleri amaç dışında kullanılamayacağı açıklanarak sınırlamanın sınırı

çizilmiştir. Bu koşullara uyan bir sınırlama, doğrudan Anayasa'nın başka bir

hükmünden kaynaklanmasa da Anayasa'-ya aykırı sayılamaz. Sınırlamasız siyasî

parti yaşamı, yukarıda değinildiği gibi, ideal olanı ise de kamu yararı

düşüncesi ve oyların fazla bölünmesini önlemek amacıyla sınırlama gereği

duyulduğunda, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun nitelikte olması

zorunludur. Dava konusu hükümle getirilen sınırlama, Anayasa'nın başka bir

hükmünden kaynaklanmamakla birlikte Anayasa'nın 13. maddesindeki koşullara

uygundur. Getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gerekleriyle

bağdaşmayacak oranda yüksek olduğu söylenemez. Konu doğası gereği, sübjektif

değerlendirmelere elverişli olduğundan dava dilekçesindeki örneğin tersine

görüşler de ileri sürülebilir. Anayasa'ya uygunluk denetimi, yerindelik

tartışmasına kapalı olduğundan, norm denetimiyle yerindelik arasındaki sınırı

zorlayacak değerlendirmelere girilmemektedir. Örgütlenme koşuluna karşı

TBMM'nde grup oluşturma koşulu ölçüsüz, aşırı bir sınırlandırma değildir. Kimi

durumlarda siyasî partilerin seçimlere katılmasınaolanak veren bir yanı da

vardır. Siyasî partilerin seçimlere katılmalarına temelde ve genelde güçlük

çıkarılması, Anayasa'nın 68. maddesinin siyasî partileri tanımlayan hükmüyle

bağdaşamaz. Seçme ve seçilme hakkının kullanılmasını olumsuz yönde etkileyen

boyutta olmadıkça, kamu yararı için getirilen anayasal gereklere uygun

sınırlamalara gidilebilir. "Ülke genelinde baraj" ve "seçim

çevresi barajı birer sınırlama sayılabilirse de denetlenen sınırlama, kuruluşu,

çalışmaları ve seçim uğraşlarını önleme niteliğinde ve düzeyinde aşırı

değildir. Seçme ve seçilme hakkında olduğu gibi siyasî parti kurma, usulüne

göre partilere girme ve partilerden çıkma, partilerin serbestçe kurulması ve

çalışması haklarının özüne dokunmayan grup kurma koşulu, makûl ve kabul

edilebilir bir sınırlamadır.

3. Anayasa'nın Başlangıç kısmıyla 2. ve 5. maddeleri yönünden inceleme :

Anayasa'nın Başlangıcındaki amaçlardan biri de, denge ve düzen

içinde, uygar bir yaşamdır. Bu sonucu sağlamak ve sürdürmek, kimi

düzenlemeleri, önlemleri, bu arada doğal olarak kimi sınırlamaları zorunlu

kılacaktır. Tüm vatandaşların Anayasa ile güvenceye bağlanmış hak ve

özgürlüklerden yararlanmaları, bu haklarda belli ölçüde sınırlamayı

gerektirmesi durumunda yapılan "sınırlama", özgürlükçü demokrasiye

yabancıbir kavram değildir. Sınırsız özgürlük, hukukla sınırlı bir yönetim

biçimi olan demokrasiye uzaktır. Demokratik hukuk devleti ilkesiyle devletin demokrasiyi

koruma amacı da bir hakkın ve özgürlüğün yerine göre sınırlanmasına olanak

vermektedir. Anayasa'yauygun olmak koşuluyla getirilen sınırlamalar Anayasa'nın

geçerli saydığı kurallardır. Aykırılık savı bu yönlerden de yerinde

bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerle,

a- 4. bende,

b- 11. bende yönelik iptal istemlerinin reddi gerekir.

B- 3420 sayılı Yasanın 7. maddesiyle, 18.1.1984 günlü, 2972 sayılı Mahallî İdareler ve Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'un, yerel yönetimler seçiminin beş yılda bir haziran ayının ilk pazar günü yapılacağını belirleyen 8. maddesinin birinci fıkrası değiştirilerek, yerel yönetimler seçiminin beş yılda bir yapılacağı, seçimin yapılacağı yılın haziran ayının otuzuncu gününün seçimin başlangıç târihi olup seçimlerin aynı yılın ekim ayında yapılacağı, seçimin ekim ayının hangi pazar günü yapılacağına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce karar verileceği öngörülmüştür.

Yasanın genel gerekçesinde değişiklik nedenleri "ülkeyi

sürekli bir seçim havası içerisinde tutmamak için Milletvekili Genel Seçimleri

ile Mahallî İdareler Seçimlerini tarih olarak yaklaştırmak ve bir tarım ülkesi

olan ülkemizde iş, güç itibariyle en yoğun bir dönem olan haziran ayı yerine,

Mahallî İdareler Seçimleri ile Milletvekili Genel Seçimlerinin ekim ayı

içerisinde yapılmasını temin etmek amacı düşünülmüştür" denildikten sonra

"haziran ayı belediye hizmetleri bakımından bütçenin henüz tatbikatının tamamlanmadığı

bir döneme rastlamaktadır" biçiminde açıklanmış olup, madde gerekçesi de

bu doğrultudadır. Ayrıca, seçimin ekim ayının hangi pazar günü yapılacağının

kanunla belirlenmemesinin, bu tarihin millî ve dinî bayramlardan birine

rastlamasının doğuracağı sıkıntılardan kaynaklandığı, seçim gününün bu nedenle

TBMM kararıyla saptanmasının uygun olacağının düşünüldüğü açıklanmıştır. Yasama

belgelerinde konuya açıklık getiren başka bir bilgi bulunmamaktadır.

İnceleme, dava dilekçesinde Anayasa'ya aykırılık savının dayanağını oluşturan Anayasa maddelerine göre, sırayla yapılacaktır :

1- Anayasa'nın 127., 67. maddelerine aykırılık savı karşısında, seçimlerin ekim ayında yapılıp yapılamayacağı ve seçim gününün TBMM kararıyla saptanıp saptanamayacağı hususları üzerinde durulmuştur :

a - Yerel yönetimler seçimin ekim ayında yapılıp yapılamayacağı sorunu :

Anayasa'nın"Mahallî idareler" başlıklı 127. maddesinin

üçüncü fıkrasında mahallî idarelerin seçimlerinin Anayasa'nın67 nci

maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı hükmü getirilmiştir.

Fıkrada yollama yapılan 67. madde ise, "Seçme, seçilme ve siyasî

faaliyette bulunma hakları"yla ilgilidir. İki kuralın birlikte

incelenmesinden beş yılda biryapılması öngörülen yerel yönetim seçimlerinde de

milletvekili seçimindeki esaslara uyulacağı anlaşılmaktadır. Beş yılda bir,

ekim ayında yapılacak yerel yönetimler seçiminde Anayasa'ya aykırılık bulunup

bulunmadığını saptamak için öncelikle "beş yılda bir"kavramına

açıklık getirmek, "beş yıllık" süreden ne anlaşılması gerektiğini

ortaya koymak gerekir.

Anayasa'nın geçici 8. ve 10. maddelerinin gereği yerine

getirilerek çıkarılan 18.1.1984 günlü, 2972 sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca

ilk yerel yönetimler seçimi 25 Mart 1984 de yapılmıştır. Bu tarihe göre,

"beş yılda bir" sözlerinden beş yılın dolması anlaşılır ve buna göre

yerel yönetimler seçiminin beş yılının dolmasından sonra yapılması gerekir. Bu

da 25 Mart 1989 tarihini gösterir. Ekim ayı, bu tarih karşısında, 1988 yılı

için yaklaşık altı ay erken, 1989 yılı için ise yine yaklaşık altı ay geç

olacak, böylece Anayasa'nın"beş yılda bir" seçim yapılmasını öngören

kuralına uyulmamış olunacaktır. Gerçekten, seçimlerin beş yılda bir yapılması,

seçenlerin, seçilenlere beş yıl için yetki verdikleri anlamına gelmekte, bunun

sonucu olarak, yasaların öngördüğü görevden alınma-uzaklaştırma ve yenileme

dışında, seçilenler beş yıl o görevde kalmak hakkını kazandıklarından, beş

yıllık sürenin sınırlarının saptanması,seçenler ve seçilenler yönünden aynı

önemi taşımaktadır. Anayasa'nın kimi maddelerinde sorunu çözmeye yararlı

açıklıklar bulunmaktadır. Örneğin, Anayasa'nın77. maddesinin birinci fıkrasında

"Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri beş yılda bir yapılır"denildikten

sonra, ikinci fıkrasında "Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine

karar verebileceği..." hükmüne yer verilmiştir. İki fıkranın birlikte ele

alınması, kullanılan sözcükler, açıkça "bu süre dolmadan ..." deyişi,

bu maddedeki "beş yılda bir" sözlerinden, beş yılın dolmasının

amaçlandığını ortaya koymaktadır. Yine, seçimle ilgili Anayasa'nın 78.

maddesinin üçüncü fıkrasında, "Ara seçim, her seçim döneminde bir defa

yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez"

denilmektedir. Bu hükme ilişkin madde gerekçesinde "Seçim dönemleri beş yıl

olması nedeniyle yapılacak ara seçimlerinin beş yılın ortalaması olan otuz ay

geçmedikçe yapılması uygun görülmemiştir" açıklaması da göstermektedir ki,

seçim dönemi altmış aydır yani tam beş yıldır. Esasen, "beş yılda

bir" belirlemesinin yapısına bakıldığında, "beş yılda"

sözcüklerinden "beş yıl"m geçmesi, tamamlanması, dolması anlaşılır.

Dört yıl, dört buçuk yıl, dört yıl onbir ay, öngörülen beş yıl olmaz. Beş yıl

tamamlanmayınca "beş yıl"dan söz edilemez. Hukukta süreler, dolan

zamana göre değerlenir.

Anayasa'nın "Başkanlık Divanı" başlıklı 94. maddesinin üçüncü fıkrası, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde yapılacak iki seçimde "ilk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır" açıklığıyla beş yılın tamamlanması gerektiğini doğrulamaktadır.

Anayasa'nın, "Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim

dönemi" başlıklı 77. maddesinin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada

"beş yılda bir" olarak gösterilen süre dolmadan seçimin yenilenmesine

Meclis tarafından karar verilmesi ve Anayasa'da belirtilen koşullar altında

Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre de seçimlerin yenileneceğinin

öngörülmesine karşın yerel yönetimlerin seçimlerinde böyle bir "öne

alma" ya da "yenileme" düşünülmemiştir. Nitekim, 127. maddede

bir açıklık ya da 77. maddeye bir yollama yoktur. Yerel yönetimlerin

yapılarının özerk niteliği ve işlevlerinin özelliği, Anayasakoyucunun böyle bir

düzenleme yaptığı kanısınıvermektedir. Beş yıllık süreyi siyasal iktidarın,

yasama çoğunluğunun isteğiyle kısaltmak ya da uzatmak, yerel yönetimlerin

varlığıyla bağdaşmayacağı gibi, Anayasakoyucunun bu konudaki iradesine

yasakoyucunun iradesinin üstün tutulması sonucunu doğurur.

Anayasa'nın geçici 10. maddesi uyarınca TBMM'nin ilk toplantısını

izleyen bir yıl içinde yapılması öngörülen yerel yönetim seçimleri, ilk genel

seçimler sonucu TBMM'nin ilk toplantı günü olan 7 Aralık 1983'den başlayan bir

yıllık süre içinde herhangi bir zamanda (günde) yapılabileceğinden yasakoyucu,

2972 sayılı Yasanın geçici 7. maddesiyle oy verme gününü 25 Mart 1984 olarak

belirlemiştir. Sözü edilen Yasanın 8. maddesi, sonraki seçimlerin haziran

ayının ilk pazar günü yapılacağını bildirmekteyse de, bu kuralAnayasaya

uygunluk denetimine getirilmemiş ve şimdi denetlenen 3420 sayılı Yasa

çıkarılıncaya kadar da uygulanmamıştır. Böylece 25 Mart 1984'e göre beş yılın

bitimi 2ü Mart 1989 tarihi olmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın bağlayıcılığı

ilkesinin doğal sonucudur. Sorun, 1961 Anayasası'nın 116. maddesinin yerel

seçimleri yasa düzenlemesine bırakmasına karşın, 1982 Anayasası'nın 127.

maddesinin kendi belirlemesinden kaynaklanmaktadır. Bu açıklık karşısında,

Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü gereği, yerel yönetimler seçimi,

Anayasa'nın sözü edilen kuralı değişmedikçe, ancak 25 Mart 1989'da ya da

zorunlu nedenlerle bunu izleyen pazar günü yapılabilir. Anayasa'nın kuşkuya,

duraksamaya yer vermeyecek kadar açık hükmü karşısında, yerel yönetim

seçimlerinin ekimayında yapılacağına ilişkin yasa maddesi dayanaksız

kalmaktadır, 127. maddeye aykırılığı çok açıktır.

b- Seçim gününün TBMM kararıyla saptanıp saptanamayacağı sorunu :

Anayasa'nın 127. maddesiyle yollama yapılan 67. maddesi de seçme,

seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarının yasalarla düzenleneceğini

öngörmüştür. Anayasa'nın bu kuralının doğal sonucu olarak seçim gününün yasayla

belirlenmesi gerekmektedir. Adaylar, siyasî partiler, seçimlerin genel yönetim

ve denetiminde görevli ve yetkili organlarlatüm ilgililer yönünden seçimin

yapılacağı tarihin yani oy verme gününün önceden bilinmesi gerekir. Yasanın,

seçimin başlangıç tarihiyle yapılacağı ayı belirtmesi yeterli değildir. Bu

belirlemeler gibi, onlardan daha da önemli olanı "oy verme günü"dür.

Başlangıçtan bitime kadar sürelerin, günün yasayla belirlenmesi Anayasa'nın 67.

maddesine uygunluğun koşuludur. 67. maddenin yinelediği "yasa

düzenlemesi"kararlayapılamaz. Birer yasama işlemi olan yasa ile

TBMM. kararları arasında hukuksal açıdan var olan farklar, özellikle adları,

oluşum süreçleri, yöntemleri, sonuçları ve denetim olanakları gözetildiğinde

yasayla düzenlenmesi gereken bir konunun kararla düzenlenmesi doğru sayılamaz.

Anayasa'nın 148. maddesi TBMM. kararlarının Anayasa'ya uygunluk denetimininyapılamayacağım

belirtmektedir. İçeriği yönüyle yasa niteliğindeki kararların uygunluk

denetiminin yapılabileceği Anayasa Mahkemesi kararlarıyla olanaklı kılınmasına

karşın, yasa yerine karar yolunun seçilmesi denetimden kaçınma amacına yönelik

bir davranış olarak yorumlanabilir. Karar biçiminin Anayasa'nın 127. ve 67.

maddelerine uygun düşmediği açıktır.

2- Anayasa'nın 2., 6. ve 11. Maddeleri Yönünden İnceleme :

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında

sayılan "hukuk devleti" ilkesi, hukukun üstünlüğüne, demokratik

düzene saygı ve bağlılığı anlatmakta, tüm işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğun

geçerlik koşulu olacağını açıklamaktadır. Bu anlamda, yasaların Anayasa'daki

ilgili kurallara uygun olması zorunluluğu, hukuk devleti ilkesinin ilkgereklerindendir.

Anayasa'nın "Egemenlik" başlıklı 6. maddesinin son fıkrasında da

"Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi

kullanamaz" denilerek yetkilerin kaynağı gösterilmiştir Dava konusu yasa

kuralı, ekim ayının hangipazar gününde seçimin yapılacağına TBMM'nce karar

verileceğini öngörmektedir. Seçim gününe ilişkin kararla yapılacak saptama

Anayasa'nın 2. ve 6. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. Anayasa'-da kararla

saptanabilecek konular ayrı ayrı sayılmıştır. Belirtilenler dışındaki bir

konunun yasa yerine kararla saptanması Anayasa'nın 11. maddesine de aykırı

düşer.

3- Anayasa'nın 7., 10., 87.. Geçici 8. ve 10. Maddeleri Yönünden İnceleme :

a- Dava konusu kuralla TBMM yasama yetkisini devretmemiş, "yasa" yerine "karar"! öngörerek yasama işleminde biçim değişikliğini getirmiştir. Bu nedenle, olayda, Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilemeyeceğine ilişkin 7. maddesine aykırılıktan söz edilemez.

b- Denetlenen kural, seçimlerin Anayasa'nın öngördüğü süreden erken ya da geç yapılmasına neden olmakla, aynı dönemde seçenler ya da seçilenler arasında bir eşitsizlik yaratmayacağı için Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesine de aykırı değildir. Önceki dönemde seçilenlerle sonraki dönemde seçilecekler arasında yaratması olası eşitsizlik ise, ayrı durumda olanların ayrı kurallara bağlanmasının eşitliği zedelemeyeceği yolundaki yerleşik Anayasa Mahkemesi kararlarına göre yine 10. maddesine aykırı düşmemektedir.

c- Konunun, TBMM'nin görev ve yetkilerini "Genel olarak" başlığı altında düzenleyen Anayasa'nın 87. maddesiyle de bir ilgisi bulunmamaktadır. Madde, "karar"ı dışlamadığı gibi maddede yer almamış bir görev ve yetki "Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak, görevleri yerine getirmek" kapsamında olacağından, maddede açıkça sayılmaması bir aykırılık oluşturamaz.

d- Anayasa'nın Geçici 8. ve 10. maddeleri dava konusu yasanın değil, 2972 sayılı Yasanın anayasal dayanağıdır. Dava konusu maddenin aykırı olduğu ileri sürülen Anayasa maddeleri karşısında incelemesi yapılırken, seçim dönemi ve günü için bu iki geçici maddenin belirlemelerine bakmak, değerlendirme ve yorum için zorunludur. Bu çalışma biçiminde ele alınmaları, aykırılık savını doğrulamaz. İncelenen yasa maddesinin Anayasa'nın geçicimaddelerine aykırılığı söz-konusu değildir.

Birinci ve ikinci bölümlerde açıklanan nedenlerle 3420 sayılı Yasanın 2972 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasında yaptığı değişikliğin ikinci ve üçüncü cümleleri iptal edilmelidir.

Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL bu görüşe katılmamışlardır.

C- Yasanın 9. maddesiyle, 2972 sayılı Yasanın 18. maddesinin (b)

bendine birinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen ikinci fıkra

değiştirilerek, büyükşehir belediyesinde yapılan belediye başkanlığı

seçimlerinde siyasî partilerin büyükşehir belediye başkan adayları ile

büyükşehire bağlı ilçe belediye başkan adaylarının müşterek oy pusulasında

birlikte gösterilecekleri ve birlikte seçilmiş olacakları kuralı, birkaç sözcük

eklenerek yinelenmiş, belediyebaşkanlığı bağımsız adaylarının ise Yüksek Seçim

Kurulu'nun niteliklerini belirleyeceği ve kendilerinin bastıracakları oy

pusulaları ile seçime katılacakları hükmü getirilmiştir. 3394 sayılı Yasayla

yapılan eklemede 18. maddenin (b) bendinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde yer

alan "büyükşehir belediye başkan adayları" ibaresinden önceki

"...siyasî partilerin..." sözcükleri bulunmadığı gibi,

"büyükşehire bağlı ilçe belediye başkan adayları" ibaresindeki

"bağlı" sözcüğü de yoktu. 2972 sayılı Yasanın 18. maddesi

"kullanılacak oy pusulasının şekli" başlığını taşımaktadır. Dava

konusu kuralın yer aldığı maddenin (b) bendinin birinci fıkrasında birleşik oy

pusulalarının nasıl düzenleneceği belirlenmiştir. Bu düzenlemede bağımsız

adaylara ilişkin bir açıklığın bulunmaması büyük bir eksiklik olarak göze

çarpmış olacak ki, bağımsız adayları da kapsayan ve şimdi denetlenen ikinci

değişiklik gerçekleştirilmiştir. Değişikliğin ağırlığı "bağımsız

adaylar" konusundadır. Yasa gerekçe-sindeki açıklama da bunu

doğrulamaktadır. Bağımsız adaylara ilişkin son tümce dava edilmemiştir.

1- Anayasa'nın 127. ve 67. Maddeleri Yönünden İnceleme :

a- Anayasa'nın "Mahallî idareler" başlıklı 127. maddesinin birinci fıkrası yerel yönetim birimleri olarak il, belediye ve köyler, karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan tüzelkişiler olarak tanımlamıştır. Dava konusu yasa kuralı, büyükşehir ve büyükşehire bağlı ilçe belediye başkanlarıyla ilgili bulunduğundan, öncelikle, bunların seçmenler tarafından seçilen karar organlarından olup olmadıklarının saptanması gerekir.

Belediye yasasına uygun biçimde 2972 sayılı Yasanın 1. maddesi de,

yerel yönetimler organlarının seçimlerine ilişkin esas ve usullerin

düzenlendiğini belirttikten sonra birinci fıkrasının (b) bendinde

"Belediye başkanı ve belediye meclisi üyelerinden söz etmiştir. Belediye

başkanının yürütme, belediye meclisinin de bir karar organı olduğunda

duraksamaya yer yoktur. Anayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrası,

"yerinden yönetim" ilkesini açıklayan ikinci fıkrasıylabirlikte

değerlendirildiğinde konu daha çok açıklık kazanmakta, yerel yönetimlerin,

hukuksal yapıları ve işlevleriyle varlık amaçları gözetildiğinde, o yerde

bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtiği organlarca

yönetilen kamu tüzelkişileri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun doğal sonucu, yalnız

karar organlarının değil tüm organlarının seçmenler tarafından

oluşturulmasıdır.

Anayasa'nın 127. maddesinin üçüncü fıkrasında, büyük yerleşim merkezleri için yasayla getirebileceği belirtilen "özel yönetim biçimleri" büyük kentlerin yoğun çaba isteyen sorunlarının çözümü gereksiniminden doğmuştur. Özel yönetim biçiminin ancak yönetimle sınırlı olduğu, yalnız "yönetim" sözcüğünden değil, maddenin yere! yönetimlerin seçimlerini düzenleyen özel hüküm içermeyip 67. maddeye yollama yapmasıyla da bellidir. Buna göre, yerel yönetimlerin seçimi, milletvekili seçimine koşut olarak 67. maddedeki ilkelere uyulmak suretiyle yapılacaktır. Bu nedenle, büyükşehir belediye başkanlarının seçimi 67. madde gereklerine uymadan yapılamaz.

127. maddenin dördüncü fıkrası, yerel yönetimlerin seçimle göreve

gelmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların

çözümüyle, kaybetmeleri konusundaki denetimi yargı güvencesine bağlamış, ayrık

durum olarak, görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve

kovuşturma açılan organ ya da organ üyelerini İçişleri Bakanı'nın geçici bir

önlem olarak kesin hükme kadar uzaklaştırabileceğini öngörmüştür. Bu ayrık

durumla, maddenin beşinci fıkrasında amacıbelirtilen sınırlı idarî vesayet

yetkisi dışında, merkezî yönetime yerel yönetimlere müdahale olanağı

tanınmamıştır. Dördüncü fıkranın başında yinelenen "seçilmiş

organlar" ibaresi, yerel yönetimlerin demokratik yapısını, başkanları da

kapsayan organlarınseçimle işbaşına geleceklerini doğrulamakta, maddenin açıklanan

anlam tümlüğünü pekiştirmektedir.

127. maddenin beşinci ve altıncı fıkralarının dava konusuyla ilgisi bulunmamaktadır.

b- Ortak liste düzeni, büyükşehir belediyesi kurulmuş Ankara,

İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Konya ve Gaziantep olmak üzere 7 il ve bunlara

bağlı 32 ilçe belediyesini kapsayacaktır. Dava konusu kurala göre, bu 7 ilde

büyükşehir belediye başkan adayları ile büyükşehire bağlı ilçe belediye başkan

adayları müşterek oy pusulasındabirlikte gösterilecekler ve birlikte seçilmiş

olacaklardır. Büyükşehire bağlı ilçe başkanları ayrı ayrı, bağımsız değil, ilçe

başkanları olarak birlikte ama büyükşehir belediye başkanına bağımlı olarak

seçileceklerdir. Düzenleme ilçe belediyelerinin bağımsızlığını, organlarının

kendi seç-menlerince seçilme ilkesini ortadan kaldırmakta, seçmeni istediğine

oy vermekten, istemediğine oy vermemekten alıkoymakta, bir ilçe seçmeninin,

öbür ilçe adayı hakkında söz sahibi olması sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca, bir

bağlı ilçe belediyesinde öbürlerinden fazla oy alan bir siyasî parti adayı,

partisi adayının büyükşehir belediye başkanlığı seçimini kazanamaması durumunda

seçimi kaybetmiş sayılacak, bir ilçede en fazla oyu alan aday daha fazla

seçmeni olan öbür ilçedekioylara bağlı olarak kendi kendinden daha az oy alan

aday karşısında seçimi kazanmamış olacaktır. 3394 sayılı Yasa ile getirilip

kimi eklemelerle 3420 sayılı Yasaya aktarılan fıkranın, 3394 sayılı Yasa için

açıklanan gerekçesinde, değişik partiden seçilecekbelediye başkanlarının uyumlu

çalışmalarının sağlanmak istendiği belirtilmiştir. Belediyeler arasındaki uyum

kişisel değil, yapısaldır. Kaldıki, yalnız başkanlar arasındaki ilişkiye önem

verip belediye meclislerini dışlamak ve önemsememek, konuya yüzeyselbir

yaklaşımdır. Fıkranın getirmek istediği, birlikte aday gösterilip birlikte

seçilmiş olmak durumu, "yerinden yönetim ilkesi", gereği organların

oluşturulmasında yalnız o yöre halkının - seçmeninin söz sahibi olması hükmüne

aykırıdır. Bir ilçe belediyebaşkanının seçiminde yalnız o ilçedeki seçmenlerin

değil, tüm bağlı ilçe seçmenlerinin oy kullanması irade çatışmasına olmasa bile

irade karmaşasına yol açar. Üstelik bu düzenleme, seçmeni büyükşehir belediye

başkanına bağlı kılmakta, bağlı ilçeler belediye başkanları arasında bir seçim

yapma hakkı bırakmamaktadır. "Bloke liste usûlü" olarak adlandırılan

bu yöntem, yerel yönetim seçimleri bakımından yalnız yerinden yönetim ilkesine

değil, açıklanan sakıncalarıyla Anayasa'nın 67. maddesindeki "serbestlik

ilkesi"ne de aykırıdır. Kişileri ön plana çıkaran yerel yönetimler

seçiminin adına bağlı özelliği gözardı edilemez. Serbestlik ilkesinin öğretide

birleşilen "seçmen üzerinde her tür dış engelin, siyasal, ekonomik her

etkinin ya da baskının bulunmaması" tanımı, korkutmaları, yıldırmaları ve

yanıltmaları kapsadığı gibi temelde seçmenin dilediğine oy verme istencine

dayanmaktadır. Seçmenin istediği ilçe belediye başkanını seçmesine olanak tanımayan

kural, yalnız serbest oy ilkesini değil, seçme ve seçilme hakkınıda

zedelemektedir.

c- Öte yandan, seçmenlerin oylarının seçim sonucunu belirlemesi de, seçimin niteliğinden doğan bir olgudur. Dava konusu kural, seçmenin belirleyici etkinliğini ortadan kaldırarak iradesini sınırlamakla Anayasa'nın 13. maddesine de aykırı düşmektedir. Çünkü böyle bir sınırlamada kamu yararı olduğu varsayılsa bile, sınırlamanın yerel yönetimin özelliği ve yerinden yönetim ilkesi yönünden halkın katılımını etkisiz duruma getirerek çoğulcu sisteme olanak vermemesi nedeniyle demokratik toplumdüzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı açıktır.

Anayasa'ya uygunluk denetimini doğrudan etkilemese de, bağlı ilçe belediyelerinin birinde herhangi bir nedenle boşalma durumunda o ilçenin seçim çevresi tüm il sınırları olacağından, o ilçe için tüm büyükşehir seçmenlerinin seçime katılmak zorunda kalması, düzenlemenin bir başka aksayan yönüdür. Yasa koyucu bu sakıncayı gidermek için, 3420 sayılı Yasanın 11. maddesiyle "27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna tabi organlarda vuku bulan boşalma hallerinde ara seçim yapılmaz" kuralıyla yasaklamaya gitmiştir. Birbirine bağlı düzenlemelerle yerinden yönetim ilkesinin işlerliğinin önlenmesine geçerlik tanınamaz.

2- Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme :

Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkı, siyasal hakların başlıcalarından, hattâ en önemlilerindendir. Demokratik hukuk devletinin, öncelikle ve en etkin biçimde bu hakların kullanılmasını sağlaması gerekir. Bu hakları kullanma olanağını olumsuz yönde etkileyen her düzenleme hukuk devleti ilkesiyle çatışır. Demokrasinin temelini siyasal hakların, özellikle, seçim hakkının anayasal güvenceye bağlanması oluşturur. Siyasal haklardan olan seçme ve seçilme hakkına aykırılık, doğal olarak, hukuk devleti ilkesini de zedeler. Anayasa'nın127., 67. ve 13.maddelerine aykırılık 2. maddesine aykırılığı da beraberinde getirmektedir.

Partili adaylar için ayrı, bağımsız adaylar için ayrı sistemi

içeren kural, ilçede bağımsızadayaoy veren seçmenin büyükşehir belediye

başkanlığı için partili adaya oy vermesini engellemektedir. Bağımsız adaya oy

verme durumunda seçim çevresini ilçe sınırına indirgeyen kural, seçim çoğunluk

sistemine göre yapıldığı için büyükşehir belediye başkanının bağımsızlardan

seçilmesinde, birlikte seçilme ilkesine göre, ilçe belediye başkanlarının

durumunu açıkta bırakmıştır. Birlikte seçim, ilçe belediye başkanları seçimine

"sözde seçim" görüntüsü vermektedir. Seçimler adaylık başvurusundan

sonuca değin geniş bir süreçtir. Her evresinde Anayasa'nın 67. maddesine uygun

işlem, yöntem ve uygulama zorunludur.

Açıklanan nedenlerle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasayla değişik 18. maddesinin (b) bendinin ikinci fıkrasında 3420 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin birinci cümlesi iptal edilmelidir.'

Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN, İhsan PEKEL ve Selçuk TÜZÜN bu görüşe katılmamışlardır.

D- Yasanın 11. maddesiyle, 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasayla değişik "Seçimlerin yenilenmesi" başlıklı 29. maddesinin birinci fıkrasının son bendinde değişiklik yapılarak, bu maddenin birinci fıkrasında seçim dönemi sonundan önce belirtilen durumlarda söz konusu organ için boşalmayı izleyen ilk yılın Ekim ayının üçüncü pazar günü seçim tarihi olarak belirlenmiş ve 3030 sayılı Yasaya bağlı organlardaki boşalmalarda seçim yapılmayacağı, ayrıca birinci fıkranın sonbendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkrayla da yerel yönetimlerin genel seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara yerel yönetimler seçimleri yapılamayacağı öngörülmüştür.

2972 sayılı Yasanın 29. maddesinin hiç değişikliğe uğramayan

birinci fıkrası, seçimlerin yenilenmesi gereken durumları a, b, c, d

bentlerinde göstermiştir. Maddenin dava konusu bölümlerinin iptaline

gidildiğinde; birinci fıkranın (a) bendindeki durumda doğacak boşluk, seçim

yapılıncaya kadar genel hükümlere göre yedeklerya da vekiller aracılığıyla

doldurulabilecek; (b) bendindeki fesih durumunda yeni düzenlemeye göre hemen

seçim yapılması olanaksız bulunduğundan ve 16.5.1987 günlü, 3360 sayılı Yasa

ancak geçici önlem olarak görevden alınmadaki boşluğun nasıl doldurulacağını

gösterdiğinden, bu boşluk yeni bir düzenleme konusu olabilecek; (c) bendindeki

üye tamsayısının yarısından aşağı düşmesinde 1580 sayılı Yasanın 19.7.1963

günlü, 307 sayılı Yasayla değişik 90. maddesine göre yeni seçim yapılıncaya

kadar belediye meclislerinin görevlerini 1580 sayılı Yasanın 77. maddesinde

geçen tabiî üyelerden oluşan belediye encümeni yerine getirecek; (d) bendindeki

durumda doğacak boşluk, 1580 sayılı Yasanın 93. maddesine göre, önceden başkan

tarafından belediye meclisi üyeleri arasındanseçilmiş bir başkanvekili

tarafından doldurulacaktır.

Genellik taşıyan birinci fıkra dışında, maddede ayrık durumlarda

öngörülmüştür. Dava konusu kurallar da bunlardandır. Eklenen ve maddenin ikinci

fıkrası olan fıkra uyarınca, ara seçimin boşalmayı izleyen ilk yılın Ekim

ayının üçüncü pazar günü yapılması, yaklaşık en az 10, en çok 22 ay süre yerel

yönetimler organlarındaki boşalmaların doldurulamaması sonucunu doğuracaktır.

Örneğin, boşalma 1986 yılının 1 Ocak günü olmuşsa, ara seçim boşalmayı izleyen

ilk yılın, yani 1987 yılının Ekim ayında yapılacaktır. Bu durumda boşalmadan

seçime kadar geçen süre 12 ay (1986'dan) + 10 ay (1987'den) = 22 ay olacaktır.

Boşalma 1986 yılının Aralık ayında ise bu süre 10 aydır. Ara seçimin yapılacağı

tarih, yerel yönetimlerin genel seçimlerden bir yıl önceye rastlamasında ise

ara seçim yapılması yasaklanmış olduğundan birinci fıkrada sayılan dört durumda

doğacak boşalmanın seçim yoluyla doldurulması 34 ay gecikmiş olacaktır. Yerel

yönetim seçim döneminin 5 yıl (60 ay) olduğu anımsanırsa 34 aylık sürenin

dönemin yarısını aştığı hemen görülecektir. 3394 sayılı Yasaya göre artırılan

süreler önemli zaman dilimleridir. Boşalma gününe göre ayrı bir günde seçim

yapmak yerine, milletvekili ara seçimlerinde olduğu gibi yılda bir kezara

seçimi yapılmasını uygun görmesi, yerinden yönetim ilkesi yönünden yeni

düzenlemenin en önemli yanıdır.

3030 sayılı Yasaya bağlı organlardaki boşalmalarda ara seçim

yapılmayacağına ilişkin birinci fıkranın son bendindeki bölüm de, üzerinde

durulacak önemdedir. Bu organlar, sözü edilen Yasanın "Organlar"

başlıklı 9. maddesinde, Büyükşehir belediyesinin organları; "Büyükşehir

Belediye Meclisi", "Büyükşehir Belediye Encümeni" ve

"Büyükşehir Belediye Başkanı "dır denilmekte, 10. maddesinde de

Büyükşehir belediye meclisinin 2972 sayılı Yasanın 6. ve 24. maddesindeki

esaslara göre "İlçe Belediye Meclisi Üyelerinden" oluşacağı ve ilçe

belediye başkanlarının, büyükşehir belediye encümeninin ise, 13. madde uyarınca

büyükşehir belediye başkanı ya da tekvil edeceğikişinin başkanlığında, genel

sekreter ve büyükşehir belediyesinin kimi birim başkanlarından oluşacağı

belirtilmektedir. Seçilmiş organlardan oluşmaması nedeniyle bu kurul için ara

seçim yolu ile değil, fakat seçim yolu ile oluşan bağlı ilçelerin belediyebaşkanlarının

ve belli sayıdaki meclis üyelerinin yasa gereği bir araya gelmeleri ile

oluşmaktadır. Buna göre, 3030 sayılı Yasaya bağlı, doğrudan seçilmiş tek organ,

büyükşehir belediye başkanıdır. Halbuki yasa, "organ" değil,

"organlardan söz etmektedir.Bu durum "3030 sayılı Yasaya târbi

organlar"dan bağlı ilçelerin organlarının da kastedilmiş olabileceği

izlenimi vermektedir. Yasama belgelerinde de konuya ışık tutabilecek bir

açıklama yer almamaktadır. Çünkü, ilk kez 3394 sayılı Yasa ile benimsenen hükümtasarıya

İçişleri Komisyonu tarafından eklenmiştir. Ancak, 3030 sayılı Yasanın kapsamını

belirleyen 2. maddesinde "Bu Kanun büyükşehir belediyeleri ile ilçe

belediyelerinin kuruluş, görev ve yetkilerine, merkezi idare ve diğer mahallî

idareler ile münasebetlerine dair esas ve usulleri kapsar" denilmiş

olması, 3. maddesinde ilçe belediyesinin de tanımına yer verilmesi, 4. ve 5.

maddeleriyle 6. maddesinde sırasıyla, kuruluş, sınırlar ve görevler belirlenirken

ilçe belediyelerinden de söz edilmesi karşısında,ilçe belediyelerinin de

büyükşehir belediyesinin organlarından olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Nitekim, Yüksek Seçim Kurulu, 1988 yılı ara seçimlerinin başlangıç tarihini,

gününü ve şartlarını belirleyen 27.1.1988 günlü, 26 sayılı kararında, anılanhükmü

aynı biçimde değerlendirmiştir.

3420 sayılı Yasanın dava konusu 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 29. maddesinde yapılan değişikliğin hangi amaca yönelik olduğu gerekçede şöyle açıklanmaktadır :

"Tasarının bu maddesiyle 2972 sayılı Kanunun değişik 29 uncu maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle Mahallî İdarelerin ara seçimlerinin de genel seçimlere paralel olarak Ekim ayı içerisinde yapılmasını sağlayacak bir düzenleme yapılmıştır. Diğer taraftan maddeye yeni bir fıkra eklenerek, seçilmiş bir belediye başkan veya meclis üyelerinin bir yıl geçmeden yeniden seçimlere katılmalarındaki mahzurların giderilmesi gayesiyle Genel Mahallî Seçimlere bir yıl kala ara Mahallî Seçimlerin yapılmayacağı öngörülmüştür."

Burada, yerel yönetimlerin ara seçimlerinin ekimayma alınarak genel seçimlere paralel duruma getirilmesine neden gerek görüldüğü, seçilmiş belediye başkanı ve meclis üyelerinin bir yıl geçmeden yeniden seçimlere katılmalarındaki sakıncanın ne olduğu açıklanmamıştır. Gerçekten, tamamiyle farkı gereksinmelerin sonucu olarak ortaya çıkan merkezî ve yerel yönetimler seçimlerinin aynı aya alınmasın-, daki zorunluluğun ve bir yılda kendini tanıtma olanağını bulabilecek bir yerel yönetim organının ya da üyesinin bu sürenin bitiminde yeniden seçime katılmasındaki sakıncanın ne olduğu anlaşılamamaktadır.

"Organ"lar konusuna daha çok açıklık getirmek için 3394

sayılı yasanın, 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun

Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'a bağlı organlardaki

boşalma durumlarında ara seçim yapılamayacağına ilişkin 6. maddesinde geçen

"Organlar" sözcüğünün değişik anlamları üzerinde durulduğunda değişik

sonuçlar çıkarılabilir. 3030 sayılı Yasa'nın 9. maddesinde belirtildiği gibi,

"Büyükşehir Belediye Meclisi", "Büyükşehir Belediye

Encümeni" ve "Büyükşehir Belediye Başkanı" olarak

anlaşılabilirse de yapılarına bakıldığında organların yalnızca bunlar olduğu

konusunda duraksama duyulabileceği gibi herhangi bir nedenle boşalması

durumunda, yalnız, yerine, 3030 sayılı Yasanın 15. maddesi uyarınca meclis

tarafından seçilmiş başkanvekilinin vekâlet edeceği büyükşehir belediye

başkanlığı için ara seçim yapılması sonucuna ulaşılabilir. Ancak, incelenen

kural ara seçimi yasaklamaktadır.

Getirilen yeni düzenlemeye göre, yalnızca büyükşehir belediye başkanlığının boşalması durumunda ara seçim yapılmayacaktır. Bu hükmün diğerlerine etkisi olamaz. Çünkü 3030 sayılı Yasanın 9. maddesinde belirtilen öbür organlar, büyükşehir belediye meclisi ve encümeni seçimle göreve getirilmedikleri için, boşalma durumunda zaten ara seçime gerek bulunmamaktadır.

3030 sayılı Yasa kapsamındaki "Organlar"m, büyükşehir

belediyesinin yukarıda belirtilen organları yanında, büyükşehir ilçe belediyelerini,

dolayısıyla bu belediyelerin organlarını da kapsadığı biçiminde açıklanabilmesi

de, 3030 sayılı Yasanın 9. maddesindeki ifadenin "...tabi organlar"

biçiminde olması, bu maddedeki öbür organlar için zaten ara seçime gerek

bulunmamasına bağlanabilir. 3030 sayılı Yasanın "Kapsam" başlıklı 2.

maddesinin,"Bu Kanun, büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyelerinin

kuruluş, görev ve yetkilerine, merkezî idare ve diğer mahallî idareler ile

münasebetlerine dair esas ve usulleri kapsar." hükmüyle "ilçe

belediyelerini düzenlemesi, 3. maddesinde "ilçe belediyeleri, büyükşehir

belediye sınırları içinde kalan ilçelerde kurulan belediyelerdir"

denilerek tanımını yapması ve 6. maddesinde ilçe belediyelerinin görevleri

belirtilmesi karşısında ilçe belediyelerin de, büyükşehir belediyelerinin

organlarından olduğunu kabul etmek gerekir. İncelenen kuraldaki "27.6.1984

tarihli ve 3030 sayılı Kanuna tabi olan organlar..." ibaresini "3030

sayılı Kanuna tabi belediyeler" olarak anlamak en uygun yorum olacaktır.

1- Anayasa'nın 127., 67. ve 13. Maddeleri Yönünden İnceleme :

a-Anayasa'nın 127. maddesinin birinci fıkrasında yerel yönetimlerin tanımı yapılırken, organlarının seçmenler tarafından seçilerek oluşturulacağı belirtilmiş, ikinci fıkrasında "yerinden yönetim" ilkesi açıklanarak birinci fıkradaki tanım pekiştirilmiştir.

3420 sayılı Yasanın dava konusu 11. maddesi ile getirilen

düzenleme, 2972 sayılı Yasanın 29. maddesinde sayılan ve seçimlerin

yenilenmesini gerektiren dört halde, söz konusu organ için boşalmayı izleyen

ilk yılın ekim ayının üçüncü pazar gününün seçim tarihi olarak kabulünü

öngörmektedir. Bu hükmün en önemli yanı, daha önce de belirtildiği gibi, yerel

yönetimlerin organlarında maddede sayılan nedenlerle boşalma olmasında,

boşalmadan başlayarak yasa ile belirli bir seçim hazırlığı (60 gün) süresinden

sonra hemen seçimlere gidilmesi uygulamasından vazgeçilerek, boşalmayı izleyen

ilk yılın ekim ayının üçüncü pazar gününün seçim tarihi olarak kabul

edilmesidir. Böylece, eski uygulamaya göre bir yılda birden fazla ara seçime

gidilebilmesi olanağı bir defaya indirilmiş olmaktadır. Bunun yerel yönetimler

bakımından doğurduğu sonuç ise, boşalma durumunda her yerel yönetim biriminde

ara seçim yapılıncaya kadar geçecek sürenin öbüründen farklı olmasıdır. Ara seçimin,

boşalmayı izleyen ilk yılın ekim ayında yapılacağınınöngörülmesi nedeniyle de

bu süre, yaklaşık 10 ilâ 22 ay arasında değişebilecek ara seçim tarihinin,

yere! yönetimler genel seçimlerden bir yıl önceye rastlaması durumunda ise 34

aya kadar çıkabilecektir Böylece, her yerel yönetim biriminde ara seçime kadar

geçecek sürenin aynı olmaması nedeniyle halkın yönetimdeki etkinliği diğerinden

farklı olacak, başka bir anlatımla demokratik katılım hepsinde farklı sürelerle

askıya alınmış olacaktır.

Yapılan bu son değişiklikle, yerel yönetim ara seçimlerinin TBMM

ara seçimlerine benzetilmeye çalışıldığı görülmektedir. Anayasa koyucu TBMM ara

seçimlerine bazı sınırlamalar getirmişse de 127. maddede, yere! yönetimlerle

ilgili olarak bu tür sınırlamalar öngörülmemiş olduğundan bunlar yönünden

Anayasa'nın 13. maddesindeyer alan neden dışında herhangi bir nedenle sınırlama

yapılması olanaksızdır. Öte yandan, yapıları bakımından TBMM ile yerel

yönetimler birbirine benzememektedirler. Gerçekten, TBMM üyeliklerinde boşalma

olduğu takdirde TBMM üyeleri tüm milleti temsil ettiklerinden bu durum

demokratik yönetim bakımından büyük bir sakınca oluşturmamakta, daha çok siyasî

partiler arasındaki dengeyi etkilemektedir. Oysa, yerel yönetimlerdeki

boşalmanın hemen doldurulması demokratik katılımın uzunca bir süre kesintiye

uğramasısonucunu doğurmaktadır. Bunun Anayasa'nın 127. maddesinin birinci ve

ikinci fıkrasında hükme bağlanan yerinden yönetim ilkesine açık bir aykırılık

oluşturduğunda duraksamaya yer yoktur. İncelenen kural, çağdaş batı

demokrasilerinin en güçlü niteliği olan katılımcılığın "sürekli biçimde

etkin olma" öğesini önemli ölçüde zedeleyerek bireyleri ve toplumu kamu

işlerinde söz sahibi olmaktan uzaklaştırmaktadır. Boşalan organ, her zaman

seçilmemiş üyelerle değil, seçilmiş üyelerle de doldurulsa hukuksal sakınca

giderilmiş olamaz. Önemli olan, boşalan yerlerin seçilmiş kişilerce rastgele

doldurulması değil, seçmenin, o yer için seçtiği kimseler tarafından

doldurulmasıdır. Bu nedenle, yerel yönetimlerin ara seçimleri için, organlarda

ne zaman boşalma olduğuna bakılmaksızın genel nitelikte bir seçim tarihi

saptanması Anayasa'nın 127. maddesinin ikinci fıkrasına uygun görülemez.

b- Öte yandan, ara seçim tarihinin boşalmanın olduğu yıla değil

onu izleyen yıla kaydırılması, 2972 sayılı Yaşanın 29. maddesinde sayılan

nedenlerle yerel yönetim organlarında boşalma olması durumunda bu boşluğun, 10

ilâ 22 ay doldurulamaması, seçim yapılacak yılın genel yerel seçimlerden bir

yıl önceye rastlaması durumunda ise bu süre 34 aya kadar çıkabilmesi

"makûl, kabul edilebilir" ölçüleri aşarak seçme ve seçilme hakkının

demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlamasına

yol açacak boyuttadır. Yeni düzenlemedeki amacın ne olduğu anlaşılamamakla birlikte,

eğer, amaç kamuoyunda sık sık seçim tartışmalarına yol açılmaması ise getirilen

sınırlama, bu amacı aşmakta, siyasî hakların özüne dokunur bir nitelik

kazanmaktadır. Kaldıki, böyle bir amacın kamuyarandüşüncesine dayalı

olduğu da söz götürür. Çünkü, çağdaş demokrasilerde amaç, halkın kamu işlerinde

etkinliğinin sağlanabilmesi için katılımın azaltılması değil, arttırılmasıdır.

Ayrıca, ülkenin yalnız bir kaç il ve ilçesinde ve farklı zamanlarda yapılacak

olan yerel ara seçimin bütün ülke düzeyinde seçim tartışmasına neden

olabileceği bir varsayımdan öteye geçemez. Ülkemizde 1963 yılından bu yana

yerel ara seçimler boşalmayı izleyen kısa bir hazırlık döneminden sonra hemen

yapılagelmiş ve yerinden yönetim ilkesinin dayanağını oluşturan demokratiklik

öğesinden ödün verilmemiştir. Şimdi, bu gelenekten geriye dönülmesi

düşünülemez.

Tüm yasaların genel amacının kamu yararı olduğu bilinen bir gerçektir. Oysa, yeni düzenlemenin daha çok siyasal nedenlere dayandığı, demokratik katılımı en aza indirmek amacını taşıdığı anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi "yerinden yönetim ilkesi" yönünden kamu yararı, ancak halkın katılımının ve bu yolla etkinliğinin arttırılması ile gerçekleştirilebilir. Bu amaca ters düşen ve yasama belgelerinde de bu amaçtan ödün verilmesini haklı gösterecek bir gerekçe yer almayan dava konusu düzenlemenin, amaç öğesi bakımından da Anayasa'ya uygunluğu savunulamaz.

c- Yeni düzenlemenin, 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Yasaya

bağlı organlardaki boşalma durumlarında ara seçim yapılmayacağına ilişkin

kuralı da bazı anayasal sakıncaları birlikte getirmektedir. Gerçekten, 3030

sayılı Yasaya bağlı organlar kapsamına yukarıda belirtilen nedenlerle ilçe

belediyelerinin organları da girdiğinden bu organların hiç birinde beş yıla

varacak bir süre ara seçim yapılamayacaktır. Bunun sonucu olarak, anılan

organlarda herhangi birnedenle görevin sona ermesiyle doğacak boşluk, ya

belediye başkanlığının boşalmasında olduğu gibi belediye meclisi üyelerinden

biri, ya da meclislerin feshinde olduğu gibi atanmış kişilerce doldurulacaktır.

Bu durumun dönem başında ortaya çıkmasında anılanbelediyelerde organların halk

tarafından oluşturulmasını zorunlu kılan yerinden yönetim ilkesinin ne denli

gerçekleşmiş sayılabileceği ya da bir yerinden yönetim biriminin varlığı

tartışılır olacaktır. Ayrıca, bundan, Anayasa'nın 67. maddesinde düzenlenenseçme

ve seçilme hakkının da büyük ölçüde zarar göreceği kuşkusuzdur. Öte yandan,

anılan hükümle seçmen iradesine, seçme ve seçilme hakkına getirilen sınırlama,

demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşır nitelikte kabul

edilemeyeceğinden Anayasa'nın 13. maddesine de aykırılık söz konu olmaktadır.

d- Dava konusu düzenlemenin "Mahallî İdarelerin Genel

Seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara Mahallî İdareler

Seçimleri yapılamayacağına" ilişkin kuralı da, Anayasa'nın 127., 67. ve

13. maddelerine aykırı bulunmaktadır. Zira, Anayasa'nın 127. maddesinde yerel

yönetim seçimlerinin 67. maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı

ilkesi dışında bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yerel yönetim organlarında

meydana gelebilecek boşalmalarınnasıl doldurulacağı konusu Anayasa'da bir esasa

bağlanmadığından sorunun 127. maddede öngörülen yerinden yönetim ilkesine göre

çözümlenmesi gerekecektir. Yerinden yönetim ilkesinde esas, halkın katılımının

sağlanması olduğundan bunun doğal sonucu, organlardaki boşalmanın zaman

geçirilmeden doldurulmasıdır. İncelenmekte olan kural bunu engellemekle

yerinden yönetim ilkesine bir sınır getirmiş olmaktadır. Böyle bir sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesi dışındaki bir nedene dayanarak yapılabilmesi

olanaksızdır.13. maddedeki nedenlerden kamu yararı dışında kalanların konuya

uygulanabilirliği söz konusu değildir. Ancak, genel seçimlere bir yıl kala

yerel ara seçimlerinin yasaklanmasında yerel yönetimlerin özelliği gözönünde

bulundurulacak olursa, kamu yararı değil, tersine zararı bulunduğu kolayca

anlaşılır. Bu bakımdan, getirilen sınırlamanın Anayasa'nın 127., 67. ve 13.

maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

2- Anayasa'nın 2. ve 5. Maddeleri Yönünden İnceleme :

Daha önce de belirtildiği gibi siyasi haklar, hukuk devleti ilkesinin temel taşlarından birini oluşturduğundan bunlara aykırılık hukuk devleti ilkesine ve dolayısıyle Anayasa'nın 5. maddesinde düzenlenen devletin Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma amacına da zarar verecektir. Bu nedenle, anılan maddelere, dolaylı da olsa bir aykırılığın varlığını kabul etmek gerekmektedir.

3- Anayasa'nın 78. Maddesi Yönünden İnceleme : Anayasa'nın 78. maddesinin konuyla bir ilgisi bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle;

Denetlenen 3420 sayılı Yasanın 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı yasayla değişik 29. maddesinin birinci fıkrasının son bendinde yaptığı değişiklikle, bu bentten sonra gelmek üzere eklediği fıkra iptal edilmelidir.

Birinci fıkranın son bendine ilişkin görüşe "Fıkranın yalnız ikinci cümlesinin iptali gerektiği" kanısıyla Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL, birinci fıkranın son bendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkra konusundaki görüşe de Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL katılmamışlardır.

E- 2972 sayılı Yasanın değişik 29. maddesinin iptal edilen birinci fıkrasının son bendi ile bu son bentten sonra gelmek üzere eklenen fıkra (ikinci fıkranın iptal edilmesi, maddenin öbür hükümlerinin uygulanmaması sonucunu doğurduğundan sözü edilen Yasaya 20.6.1987 günlü, 3394 sayılı Yasayla eklenmiş olan üçüncü ve dördüncü fıkra durumunu alan bu hükümlerin de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesi gereğince iptali gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V- SONUÇ

31.3.1988 günlü, 3420 sayılı "298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun, 2820 Sayılı Siyasî Partiler Kanununun ve 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun"un;

A-1. maddesiyle 26.4.1961 günlü, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinin :

1. 4. bendinde yapılan değişikliğin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle,

2. 11. bendinde yapılan değişikliğin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle,

B- 7. maddesiyle 18.1.1984 günlü, 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'-un 8. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliğin ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,

C- 9. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasayla değişik 18. maddesinin (b) bendinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğin birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN, İhsan PEKEL ve Selçuk TÜZÜN'ün karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

D- 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasayla değişik 29. maddesinin :

1. Birinci fıkrasının son bendinde yapılan değişikliğin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL'in "Fıkranın yalnız ikinci cümlesinin iptali gerektiği" yolundaki karşıoyları ve oyçokluğuyla,

2. Birinci fıkrasının son bendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN ve İhsan PEKEL'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,

E- 2972 sayılı Yasanın değişik 29. maddesinin iptal edilen hükümleri maddenin öbür hükümlerinin uygulanmaması sonucunu doğurduğundan bu hükümlerin de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesi gereğince, iptaline oybirliğiyle,

13.6.1988 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

31.3.1988 günlü, 3420 sayılı Yasanın 7. maddesinin dava konusu edilen bölümü "Seçimin yapılacağı yılın haziran ayının otuzuncu günü seçimlerin başlangıç tarihi olup, seçimler aynı yılın ekim ayı içinde yapılır. Beş yılda bir olmak şartıyla ekim ayının hangi pazar gününde seçimin yapılacağına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilir" biçimindedir.

Seçimin beş yılda bir yapılması, beş yılın tamamlandığı yıl içinde

yapılması anlamına gelir. Bu anlamda, seçim döneminin bittiği yılda seçime

uygun bir günde seçim yapılabilir. "Seçim beş yılda bir yapılır"

kuralının, seçimin mutlaka beş yılın dolduğu yılın ay ve gününde yapılması

gerekir, biçiminde anlaşılması, seçimden beklenen amacın tam gerçekleşmesini

engelleyebilir. Daha önemlisi, iklim ve coğrafi koşullar, seçim döneminin bitiş

gününün hafta tatiline rastlamaması gibi nedenlerle seçime katılamama olgusu

dikkate alınırsa, Anayasanın 67. maddesindeki seçim ilkeleri arasında yer alan

"serbest seçim" esası zedelenebilir. Özellikle mahalli idare

seçimlerindeiklim ve coğrafi koşullar seçim serbestliğini, başka bir deyişle

katılım oranına göre yerel idarenin oluşumunu olumlu ya da olumsuz yönde

etkileyebilir. Seçimlerin beş yılda bir yapılması kuralını, katı bir biçimde

anlarsak, hafta arasına rastlayan seçim günlerinde iş hayatı aksayacak, ekonomi

zarar görecektir. Kaldı ki güvenlik açısından da seçimlerin pazar günü yapılmasında

yarar vardır.

Aynı maddede, "Beş yılda bir olmak şartıyla ekim ayının hangi pazar gününde seçimin yapılacağına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilir." biçimindeki kural da dava konusu edilmektedir.

Anayasanın 127. maddesi, mahalli idare seçimlerinin Anayasanın 67. maddesindeki esaslara göre yapılacağını öngörmüştür.

Anayasanın 67. maddesinin ilk üç fıkrasında seçimle ilgili esaslar belirlendikten sonra dördüncü fıkrasında "Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir." denilmektedir.

Bu maddenin ilk üç fıkrasında sayılan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma ile ilgili haklar arasında seçim günü ya da oy verme günüyle ilgili bir kural bulunmadığına göre, dördüncü fıkraya dayanarak seçim gününün ya da seçimin yapılacağı pazarın belirlenmesinin mutlaka yasayla yapılacağı sonucuna varılamaz. Anayasanın 77. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimin yenilenmesine Mecliskarar verebilecektir.

Aynı kuraldan esinlenerek mahalli idarelerin seçiminin, yasaca belirlenen ekim ayının hangi pazar gününde yapılacağının Türkiye Büyük Millet Meclisinde kararlaştırılacağına ilişkin hükmün Anayasaya aykırı bulunmadığı görüşündeyim.

Ayrıca, 3420 sayılı Yasanın 11. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Mahalli İdarelerin Genel Seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara Mahalli İdareler Seçimleri yapılamaz" kuralı dava konusu edilmektedir. Anayasaya göre "beş yılda bir" yapılmasıgereken Mahalli Genel Seçimlere bir yıl kala ara seçimlere gidilmesi seçim ekonomisine aykırı düşebileceği gibi, özellikle seçimin yapılacağı yörelerde politik tansiyonu yükseltecek, zıtlaşmalara neden olabilecektir.

Genel seçime bir yıl kala ara seçimlere gidilmesi demokratik hukuk devleti ilkesinin de gereği sayılamaz. Nitekim, Anayasanın 78. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi için dahi her seçim döneminde kural olarak ancak bir defa ara seçim yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 3420 sayılı Yasanın 7. maddesinin dava konusu yapılan kesimi ile 11. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasaya aykırı bulunmadığı görüşü ile bu kurallar yönünden verilen karara karşıyım.

Başkan

Mahmut

C. CUHRUK

Başkanvekili

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Muammer

TURAN

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

Adnan

KÜKNER

Üye

İhsan

PEKEL

Üye

Selçuk

TÜZÜN

KARŞIOY

YAZISI

Anayasanın 127. maddesinde "Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir" denilmektedir.

Anayasa'nın bu hükmüyle mahallî idarelerin "karar organları"nın kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçileceği ifade edilmiş ise de; yürütme organlarının seçim yoluyla teşkili için bir mecburiyet getirilmemiş; bu husus kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır.

Ayrıca, sözü geçen 127. maddenin üçüncü fıkrasında "Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir" denilmek suretiyle, büyük yerleşim merkezlerinin yönetimi için, kanun koyucuya verilen takdir hakkı daha da genişletilmiştir.

31.3.1988 tarihli ve 3420 sayılı Kanunun 9. maddesiyle getirilen "Büyükşehir Belediyesinde yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde siyasî partilerin büyükşehir belediye başkan adayları ile büyükşehire bağlı ilçe belediye başkan adayları...... müşterek oy pusulasında birlikte gösterilir ve birlikte seçilmiş olurlar" hükmü, kanun koyucunun yukarda belirttiğim takdir hakkını kullanarak yaptığı bir tercihten ibarettir.

Büyükşehir belediye başkanı ile bağlı ilçeler belediye başkanlarının aynı liste ile seçilmesi ve bunun sonucunda aynı partiden olmasının, sözü geçen hükmün gerekçesinde belirtildiği gibi bir koordinasyon kolaylığı sağlayarak hizmetin daha iyi görülmesine ve halkın çıkarlarının daha iyi sağlanmasına yardımcı olup olmayacağının tartışılması, yargı denetiminin sınırları dışına çıkarak kanun koyucunun takdir hakkına müdahale sonucunu doğuran bir "yerindelik" denetimi halini alır.

2- Anayasa'nın "Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri" başlıklı 78. maddesinin son fıkrasında "Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz" denilmektedir. "Mahallî idareler"le ilgili 127. maddede böyle bir hüküm bulunmamakla birlikte, kanun koyucunun, mahallî idarelerin ara seçimleri için 78. maddedeki hükme paralel bir hüküm getirmesini önleyici bir husus da yer almamıştır.

Böyle olunca, 3420 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle 2972 sayılı Kanun'un 29. maddesine eklenen "Mahallî idarelerin genel seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara mahallî idareler seçimleri yapılamaz" şeklindeki hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun kabul edilmemesi gerekir.

Sözü geçen hükmün gerekçesinde söylenen "seçilmiş bir belediye başkan veya meclis üyelerinin bir yıl geçmeden yeniden seçimlere katılmalarındaki mahzurların" yabana atılamayacağı; sadece bir yıl için seçilmiş olan, o yıldan sonra gelecek genel seçimlerde yeniden seçilip seçilmeyeceği şüpheli bulunan kimselerin belediye hizmetlerini gerektiği gibi yürütemeyeceği, özellikle yatırımfaaliyetlerine giremeyeceği bir gerçek olmakla beraber; yerindelik denetiminin konusu olan bu gibi hususların tartışılması esasen yargı denetiminin şümulü içine de girmemektedir.

Yukarda açıkladığım gerekçelerle, 2972 sayılı Kanun'un, 3420 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle değiştirilen 18. maddesinin (b) bendinin ikinci fıkrası ile; aynı Kanun'un 29. maddesine, 3420 sayılı Kanun'un 11. maddesiyle eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığını düşündüğümden, aksi yönde oluşmuş bulunan Mahkeme kararına katılmıyorum.

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

KARŞIOY

YAZISI

1- 2972 sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve

İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası;

"Mahallî idareler seçimi beş yılda bir yapılır. Her seçim döneminin

beşinci yılındaki Mart ayının otuzuncu günü seçim başlangıç tarihidir. Aynı yıl

Haziran ayının ilk pazar günü oy verme günüdür" biçiminde iken, 3420

sayılı Yasa'nın 7. maddesindeki düzenleme ile "Mahallî idareler seçimi beş

yılda bir yapılır. Seçimin yapılacağı yılınHaziran ayının otuzuncu günü

seçimlerin başlangıç tarihi olup, seçimler aynı yılın Ekim ayı içinde yapılır.

Beş yılda bir olmak şartıyla ekim ayının hangi pazar gününde seçimin

yapılacağına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilir." şeklinde

değiştirilmiştir.

Dava konusu 7. madde de; Mahalli idareler seçiminin beş yılda bir yapılacağı belirtildikten sonra, seçimin başlangıç tarihi ile seçimin yapılacağı gün ile ilgili esaslar düzenlenmiştir.

Bir kanun maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varabilmek için, onun Anayasa'nın açıkça belirttiği bir hususun aksi istikametinde bir hükmü kapsaması gerekir. Yani Anayasa herhangi bir konuda emredici veya yasaklayıcı bir kural koymamışsa, bunun düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmış demektir.

Anayasa'nın "Mahallî idareler" başlığını taşıyan 127. maddesi üçüncü fıkrasında; "Mahallî idarelerin seçimleri, Anayasa'nın 67 nci maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılır." denilmektedir. Burada önemli olan ve açıklığa kavuşturulmaları gereken husus,adıgeçen maddenin bu fıkrasında yer alan ve mahallî idarelerin seçim dönemini belirten "... beş yılda bir yapılır" deyimi olmaktadır.

Anayasa'da seçim dönemleri için genelde 94., 101., 146., 154., 155. ve 159. maddelerinde olduğu gibi "görev süresi ... yıldır.", "... yıllık bir süre için seçilir.", "...yıl için seçilir" biçiminde seçim süreleri kesinlikle ve yasa koyucuya bu konuda bir takdir hakkı tanımadan belirlendiği halde, mahallî idarelerin seçim süresi için ise "beş yılda bir yapılacağı" yolunda biresas getirilmiştir. Bu tedvin şeklinden anlaşılacağı üzere Anayasa koyucunun, bu seçimlerin mahiyet ve niteliklerini nazarı itibara alarak mahallî idarelerin seçim süreleri ile ilgili olarak değişik bir yönteme başvurduğu anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan seçim sürelerine ilişkin Anayasa'da yer alan

tüm kurallar birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa koyucu tarafından, mahallî

idarelerin seçiminde, diğer anayasal organların seçimlerindeki gibi seçim

süresinin kesinlikle tayin ve tesbit edilmesi halinde,bu sürecin başlangıç ve

sona eriş tarihlerine ilişkin olarak, uygulamada doğacak değişik yorum ve

imkânsızlıklar gözönüne alınarak, söz konusu seçimin beş yılda bir yapılacağına

dair kuralın getirilmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu kabule göre de, mahallîseçimlerin

dört tam yıl dolduktan sonra, bu süreyi takip eden, beşinci yıl içerisinde yasa

koyucunun tayin ve tesbit edeceği bir tarihte yapılmasının öngörüldüğü

anlaşılmaktadır.

Bunun tersi bir düşünce ise, beş yılın bitiminde seçimin yapılamaması sonucunu doğuracaktır ki, böyle bir tutum Anayasa'nın 127/3. maddelerinde yer alan mahallî seçimlerin beş yılda bir yapılacağına dair kural ile bağdaştırılamaz.

Dava konusu 7. madde ile yapılan yeni düzenlemenin tümü bir bütün

olarak incelendiğinde, Anayasa'nın 127/3. maddesinde mahallî seçimler için

kabul edilen "beş yılda bir seçim yapılacağına" dair kurala, söz

konusu maddede aynen yer verildiğine ve madde gerekçesinde açıklandığı üzere

Milletvekili Genel Seçimleri ile birlikte yapılmasındaki yarar gözönünde

tutularak seçimin, ekim ayı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisince belirlenecek

pazar gününde yapılacağı açıklandığına ve böylece Anayasa'nın 67. maddesindeki

ilkeler de gözetilip değerlendirildiğine ve dava konusu maddenin göndermede

bulunduğu Anayasa'nın 67. maddelerinde, "seçme, seçilme ve siyasî

faaliyette bulunma haklarının kullanılması" dışında, belli bir seçim

takvimi öngörülmediğine nazaran, seçim tarihinin TBMM'nce saptanmasına bir

engel bulunmadığından, sözü edilen 8. maddenin birinci fıkrasında, 2972 sayılı

Kanun'un 7. maddesi ile yapılan değişikliğin ikinci ve üçüncü cümleleri

Anayasa'ya aykırı değildir.

2- Anayasa'nın 127. maddesi üçüncü fıkrası ikinci cümlesinde,

"Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri

getirebilir" denilmekte, Danışma Meclisi Anayasa Komisyonunca hazırlanan

gerekçede de; "Şehirleşmenin hızla geliştiği memleketimizde, büyük

şehirlerin problemlerini yürürlükte bulunan ve yıllarca önce çıkarılmış

kanunlarla çözümlemek imkânsız hale gelmiştir. Nitekim, büyük şehirlerimizin

ulaşım, kanalizasyon gibi problemlerini çevredeki belediyelerle birlikte

çözümlemek zorunluğu ile karşılaşması bunu kanıtlamaktadır. Son zamanlarda

çevredeki yerleşim yerlerinin ana belediyelere bağlanması uygulaması da bu

ihtiyaçtan doğmuştur. İşte bu zorunluklar karşısında, hizmetlerin daha iyi

görülebilmesini sağlamak amacıyla büyük yerleşim yerleri için özel yönetim

biçimlerinin kanunla getirilebilmesi imkânının Anayasa ile tanınması yoluna

gidilmiştir." biçiminde görüşlere yer verilmektedir.

Anayasa'nın127. maddesi birinci ve üçüncü fıkrası 2. cümlesinde yer alan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu kanunun 9. maddesi ile "Büyük Şehir Belediyelerinin" kuruluş amacı, özellikleri ve toplum yararının korunması gibi hususlar nazarıitibara alınarak bu biçimde bir düzenlemeye gidildiği anlaşılmaktadır.

Anayasa, seçim sistemiyle ilgili bir açıklık taşımamakta, tercihini yasa koyucuya bırakmaktadır. Takdir yetkisine sahip olduğu bir konuda, Anayasa sınırlarını aşmadıkça, yasa koyucunun takdirini, uygunlukla kullanmadığı ileri sürülemez. Sistemlerin birisi hakkında "iyi" ya da "kötü" yargısına varmak Anayasa'ya uygunluk denetiminin dışına çıkılmasına neden olur. Yasama organı, düzenleme yaparken, Anayasa ile kendisine tanınan sınırları aşmadıkça Anayasa'ya aykırılıktan söz edilemez.

Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarını düzenleyen

Anayasa'nın 67. maddesinde, seçimlerin "serbest, eşit, gizli, tek

dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve

denetimi altında yapılacağı" belirtilmiş ve Anayasa'da oy pusulalarının

tanzimi konusunda belli bir sistemin uygulanması zorunluğuna dair bir kural

getirmemiş, bu madde ile güvenceye alınan kurallara aykırı düşmemek koşuluyla

oy pusulasının düzenleniş şeklinintesbitini yasa koyucunun takdirine

bırakmıştır. Bu durumda yasa koyucu tarafından, Anayasa'nın127/3. maddesi

gereği büyük yerleşim merkezleri için öngörülen özel yönetim biçimi gözönüne

alınarak, bu gibi yerleşim merkezlerinde ikâmet edenler bakımından, yalnız

bulundukları ilçe değil, büyük şehire bağlı tüm diğer ilçe belediyeleri

hizmetlerinin de idarenin bütünlüğü ilkesine uygun bir şekilde yürütülmesini sağlayacak

olan ve vatandaşa seçme hakkını kullanma yönünden daha fazla imkân sağlayan bir

düzenlemeyegidilmesinde Anayasa'ya aykırılıktan söz edilemez.

3- Dava konusu Yasa'nın 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasa'nın değişik 29. maddesinin birinci fıkrasının son bendinde yapılan değişiklikle, "belediye ve il özel idaresi organlarında seçim dönemi sonundan önce meydana gelebilecek boşalma hallerinde doğacak boşluğun, ara seçim yoluyla doldurulmasına olanak sağlanmakta ve bu fıkranın son bendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkrada da, "Mahallî idarelerin genel seçimlerine bir yıl kala her ne surette olursa olsunara mahallî idareleri seçimlerinin yapılamayacağı" belirtilmektedir.

Anayasa'nın127/3. maddesinde, mahallî idarelerle ilgili seçimler hakkında "Mahallî idarelerin seçimlerinin, Anayasa'nın67. maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı" biçiminde sadece seçim dönemini belirten kural getirilmiş, milletvekili seçimleri için yapılan düzenlemede olduğu gibi bu konuda erken ve ara seçimler için emredici ve yasaklayıcı ilke ve esaslara yer verilmemiştir.

Kanunun 7. maddesi ile ilgili inceleme ve açıklamalarda

belirtildiği veçhile bir kanun maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna

varabilmek için, onun Anayasa'nın açıkça belirttiği bir hususun aksi istikametinde

bir hükmü kapsamak gerekir. Dava konusu maddede sözü geçen hükümlerin böyle bir

durum yarattığının kabul edilebilmesi için mahallî idarelerin seçimlerine

ilişkin Anayasa'nın127/3. maddesine aykırılık taşıdığının saptanması gerekir.

Anayasa'nın söz konusu maddesi bu konuda ara seçimleri için belli bir takvim

öngörmemektedir. Anayasa mahallî idarelere ilişkin ara seçimler için emredici

ve yasaklayıcı bir kural koymadığına göre, bu hususun düzenlenmesi kanun

koyucunun takdirine bırakılmış demektir. Bu maddeye göre, mahallî idare

organlarında boşalma olması durumunda ara seçimlerin yapılma koşullarının, yasa

koyucu tarafından seçim tarihi de belirtilmek suretiyle ve Anayasa'nın 78.

maddesi son fıkrasında yer alan "Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimleri

yapılamaz" biçimindeki kural da gözönüne alınarak saptanmasına anayasal

bir engel bulunmamaktadır.

Çoğunluğun 31.3.1988 günlü, 3420 sayılı Kanun'un "7. maddesiyle 2972 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliğin ikinci ve üçüncü cümlelerinin; 9. maddesiyle 2972 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin (b) bendinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğin birinci cümlesinin; 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasa'nın 29. maddesinin birinci fıkrasının son bendinde yapılan değişikliğin ve birinci fıkrasının son bendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkranın" Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin görüşüne yukarıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum.

Üye

Mehmet

ÇINARLI

KARŞIOY

YAZISI

A- 3420 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 2972 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliğin ikinci ve üçüncü cümlelerinde :

Sadece seçim ayı değiştirilmektedir. Seçim günü ise pazar günü olarak belirlenmekte ve ekim ayı içinde hangi pazarın olacağına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilmesi esası getirilmektedir.

Seçim için ekim ayının, Ülkemizin şartları itibariyle mart, haziran ve diğer aylara nazaran daha uygun bir ay olduğu hususu tartışmaların üstünde tutulacak seviyede bir gerçektir.

Ortaya konan makul sebeplerden ekim ayı içinde en uygun pazarın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tesbiti cihetine gidilmesi, Yasakoyucunun bir takdiri olarak görülmektedir. Bu hususun, bir tarafın yararına, neticeyi etkileyecek bir mahiyeti de yoktur.

Esasen Anayasa'mızda, seçim gününün yasa ile belirleneceğine ait bir hüküm yer almamıştır.

Ekim 1988 de yapılacak genel mahallî idare seçimlerinin Anayasa'mıza uygun olup olmayacağı hususuna gelince;

Konuyu kendi şartları içinde ele alarak, demokrasinin genel esasları, Anayasamızın sözü yanında özü ve genel amacı yönlerinden bir değerlendirme yapmamız en makulü görülmektedir.

Ülkemizde milletvekili seçimleri öne alınarak yenilenmiştir. Bunun mahalli idare seçimlerini etkilememesi mümkün değildir.

Demokrasi siyasi hakları kullanma ehliyetini haiz vatandaşların Devlet İdaresinin teşekkülüne iştirak etmeleri esasına dayanan bir rejimdir.

Vatandaşların Devlet İdaresinin teşekkülüne iştiraki ne kadar yaygın ve etkili ise demokrasi o derece güç kazanmış olur.

İşte bu nedenle milletvekili seçimleri ile mahalli idare seçimleri arasında makul bir uyum sağlama zorunluğu demokrasinin gereği olarak kendini göstermektedir.

Nitekim Anayasa Koyucu bu hususu gözönünde bulundurarak geçici 10. madde ile "Mahalli irade seçimleri en geç Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını izleyen bir yıl içinde yapılır." hükmünü koymuştur.

Bu bir geçici maddedir. Ancak, milletvekiliseçimleri ile mahallî idare seçimleri arasında demokrasinin amacı yönünden bir ilgi kurulması görüşüne de esas olacak bir mahiyet ve ağırlık taşımaktadır.

Diğer taraftan yasakoyucu da bu zarureti görerek 18.1.1984 tarih, 2972 sayılı Kanunun 8. maddesinde "Mahallî idareler seçiminin savaş, hali nedeniyle veya milletvekilleri genel seçimi ile birleştirme amacı ile bir yıla kadar ertelenmesi veya öne alınması kanunla düzenlenir." hükmünü getirmiş ve bu hususun iptali için Anayasa Mahkemesi'ne müracaat edilmemiştir.

Anayasa'mızın Başlangıç bölümünün 5. paragrafında :

"Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;" hükmü yer almaktadır.

Erken seçime gidilme zaruretinde kalınmışsa; bunun yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle olabildiği kadar bir bütünlük içinde ele alınması, vatandaşların ülke yönetimine çeşitli ve sürekli yollardan geciktirilmeden katılmalarının sağlanması için milletvekili seçimleriyle mahallî idare seçimleri arasının makulün üstünde açılmaması gerekir.

Bu itibarla; Anayasa'mızın özüne ve amacına dayalı ve kimi iyileştirmeleri de sağlayan bu düzenleme zaruri bir istisna olarak, Anayasa'mıza, demokrasinin genel esaslarına yine Anayasa'mızın 13. maddesinde belirlenen millî egemenliğin, kamu düzeninin ve kamu yararının gereklerine uygundur. Demokrasimizin gelişmesine de katkısı olacaktır.

B- Aynı Yasanın 9. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasa ile değişik 18. maddesinin (b) bendinin ikinci fıkrası ile yapılan değişiklikle :

a) Büyükşehire bağlı ilçe halkının istemesi halinde istediği kimseyi bağımsız aday olarak seçebilme imkânı getirilmektedir.

b) Büyükşehire bağlı ilçe halkı günlük yaşam içinde diğer ilçeler ve büyükşehir belediye hizmetlerinden de etkilenmektedir. Bu nedenle seçmene, kendi ilçesi için olduğu kadar büyükşehir ve diğer ilçe adayları için de değerlendirme yapma ve seçilmelerine etkili olabilme ortamı sağlanmaktadır.

Bu tercih; özel yönetim biçimine, bir bütünlük arzeden işin mahiyetine, gerçek ihtiyaca ve kamu yararına daha uygun görülmektedir.

C- Aynı Yasanın 11. maddesiyle 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasa ile değişik 29. maddesinin,

a) Birinci fıkrasının son bendinde yapılan değişikliğin birinci cümlesi ile getirilen ara seçimlerin yılda bir yapılması,

b) Birinci fıkrasının son bendinden sonra gelmek üzere eklenen fıkra ile getirilen mahallî idarelerin genel seçimlerine bir yıl kala her ne suretle olursa olsun ara mahallî idareler seçimleri yapılmaması,

Esaslarını Yasa koyucunun, siyasî tercih ve takdir kapsamı içinde kamu düzeni ve kamu yararı bakımından makul ve yararlı görüyorum.

Bu nedenleyukarıda belirtilen maddeleri Anayasaya aykırı bularak iptalini kararlaştıran çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Servet

TÜZÜN

KARŞIOY

YAZISI

Dava dilekçesinde 3420 sayılı Yasanın 9. maddesi ile değiştirilen, 2972 sayılı Yasanın 3394 sayılı Yasa ile değişik 18. maddesinin (b) bendinde yer alan dava konusu kuralın Anayasa'nın 2., 67. ve 127. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmektedir.

Bu hükmün yer aldığı 2972 sayılı Yasanın 18. maddesinde "seçim günü işleri" başlığı altında birleşik oy pusulalarının nasıl düzenleneceği belirtilmiştir.

3394 sayılı Yasanın 4. maddesi ile, 2972 sayılı Yasanın 18. maddesinin (b) bendine eklenen bölümde, bağımsız adaylara ilişkin herhangi bir hüküm yer almazken, 3420 sayılı Yasanın 9. maddesinin dava konusu yapılmayan hükmü ile bağımsız adaylar için düzenleme yapılmıştır.

Anayasa'nın 127/3. maddesindeki "Mahallî idarelerin seçimleri, Anayasa'nın 67. maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir." hükmü ile Anayasa'nın belirli bir seçim sistemini benimsemediği, 67. maddedeki esaslara uygun olmak koşulu ile yasa koyucuya siyasî tercih hakkı tanıdığı, seçim çevrelerinin oluşturulması ile yakından ilgili olarak da yasanın büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebileceği anlaşılmaktadır.

Büyükşehir belediyelerinin özelliğinden kaynaklanan nedenler, her ilçenin aynı büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunması, 3030 sayılı Yasanın 10/2. maddesinde, ilçe belediye başkanlarının belirlenen statüleri ve Yasanın genel gerekçesinde (Beldenin her türlü hizmetlerinin süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi) şeklinde açıklanan amaç nazara alındığında dava konusu bu hükmün Anayasaya aykırı olmadığı, istemin reddine karar verilmesi gerektiği kanısında olduğumdan, Sayın çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne katılmıyorum.

Üye

İhsan

PEKEL

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Anayasa Mahkemesi, E. 1988/14, K. 1988/18, 13 Haziran 1988 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. İptal Davasının Konusu
  5. Iı- Yasa Metinleri
  6. A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
  7. B- İlgili Yasa Kuralı
  8. C- Dayanılan Anayasa Kuralları
  9. III - İlk İnceleme
  10. Iv- Esasın İncelenmesi
  11. Karşıoy
  12. Yazısı
  13. C. Cuhruk
  14. Darıcıoğlu
  15. Aliefendioğlu
  16. Turan
  17. Çınarlı
  18. Tüzün
  19. Şahin
  20. Kükner
  21. Pekel
  22. Tüzün
  23. Karşıoy
  24. Yazısı
  25. Aliefendioğlu
  26. Karşıoy
  27. Yazısı
  28. Çınarlı
  29. Karşıoy
  30. Yazısı
  31. Tüzün
  32. Karşıoy
  33. Yazısı
  34. Pekel
  35. Tüzün
  36. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1988/14
Karar No
1988/18
Tarih
13 Haziran 1988

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1988/26 K.1988/20
  • AYM Norm Denetimi E.1988/30 K.1988/21
  • AYM Norm Denetimi E.1988/31 K.1988/22
  • AYM Norm Denetimi E.1987/18 K.1988/23
  • AYM Norm Denetimi E.1988/28 K.1988/24
  • AYM Norm Denetimi E.1987/21 K.1988/25

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.