İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1990/10 K.1990/14

yayımlanan, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

Esas1990/10Karar1990/14Tarih21 Haziran 1990Okuma35 dk · 7.000 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
21 Haziran 1990
Esas Sayısı
1990/10
Karar Sayısı
1990/14
Karar Günü
21.6.1990
R.G. Tarih-Sayı
04.02.1991-20776
İtiraz yoluna başvuran
Zonguldak İdare Mahkemesi.
İtirazın konusu
9.5.1985 günlü, 18749 sayılı Resmî Gazete'de
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.000 kelime·35 dk okuma·23 bölüm

yayımlanan, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

I- OLAY

Karabük Belediyesi, belediye sınırları içerisinde davacının da 100. Yıl Mahallesinde tapunun Ada: 1, Parsel: 69 numarasında kayıtlı 300 m2yüzölçümlü, üzerinde iki katlı betonarme evi de bulunan taşınmazını kapsayan bir biçimde, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi çerçevesinde arsa ve arazi düzenlemesi yapmıştır.

Davacı, yapılan uygulama sonunda, taşınmazının elinden alınarak, kendisine başka bir mahalde ortaklı yer verilmesinin, kanunun yanlış uygulanmasından doğduğunu, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hukuku ile bağdaşmadığını, kanunun Anayasal temel ilkelere aykırı olduğunu ileri sürerek, uygulama ve şüyulandırma işleminin iptali için Belediye aleyhine dava açmıştır.

Zonguldak İdare Mahkemesi, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına vararak, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin "düzenlemeye tabi tutulan taşınmazların gerçek karşılığı verilmeksizin meydana gelen değer artışı sebebiyle yüzde otuzbeşine kadar noksanı ile sahiplerine dağıtılabileceği" yolundaki kuralın Anayasa'nın 46. maddesine aykırılığını ileri sürerek iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İPTALİ İSTENEN YASA KURALI

3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun iptali istenen 18. maddesi şöyledir :

"Arazi ve arsa düzenlemesi

MADDE 18.- İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez.

Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarda kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumî hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez.

Bu düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenleme ortaklık payı alınanlarından, bu düzenleme sebebiyle ayrıca değerlendirme resmi alınmaz.

Üzerinde bina bulunan hisseli parsellerde, şüyulanma sadece zemine ait olup, şüyuun giderilmesinde bina bedeli ayrıca dikkate alınır.

Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan bir yapı, ancak bir imar parseli içinde bırakılabilir. Tamamının veya bir kısmının plan ve mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülemeyen yapılar ise, birden fazla imar parseline de rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapısahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe, bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunur.

Bu maddede belirtilen kamu hizmetlerine ayrılan yerlere rastlayan yapılar, belediye veya valilikçe kamulaştırılmadıkça yıktırılamaz.

Düzenlenmiş arsalarda bulunan yapılara, ilgili parsel sahiplerinin muvafakatları olmadığı veya plan ve mevzuat hükümlerine göre mahzur bulunduğu takdirde, küçük ölçüdeki zaruri tamirler dışında ilave, değişiklik ve esaslı tamir izni verilemez. Düzenlemeye tabi tutulması gerektiği halde, bu madde hükümlerinin tatbiki mümkün olmayan hallerde imar planı ve yönetmelik hükümlerine göre müstakil inşaata elverişli olan kadastral parsellere plana göre inşaat ruhsatı verilebilir.

Bu maddenin tatbikinde belediye veya valilik, ödeyecekleri kamulaştırma bedeli yerine ilgililerin muvafakatı halinde kamulaştırılması gereken yerlerine karşılık, plan ve mevzuat hükümlerine göre yapı yapılması mümkün olan belediye veya valiliğe ait sahalardan yer verebilirler.

Veraset yolu ile intikal eden, bu Kanun hükümlerine göre şüyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz."

B- DAYANILAN ANAYASA KURALI

İptal istemini içeren başvuruda dayanılan Anayasa kuralı şudur :

"MADDE 46.- Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedelinin hesaplanma tarz ve usulleri kanunla belirlenir. Kanun kamulaştırma bedelinin tespitinde vergi beyanını, kamulaştırma tarihindeki resmî makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, taşınmaz malların birim fiyatlarını ve yapı maliyet hesaplarını ve diğer objektif ölçüleri dikkate alır. Bu bedel ile vergi beyanındaki kıymet arasındaki farkın nasıl vergilendirileceği kanunla gösterilir.

Kamulaştırma bedeli, nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir ve peşin ödenmeyen kısım Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddine bağlanır.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir."

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER ve Erol CANSEL'in katılmalarıyla 13.3.1990 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, önceki 27.9.1989 ve 14.11.1989 günlü kararlar gereğinin yerine getirildiği saptanmış, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve sınırlama sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, iptali istenilen yasa kuralı ile dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleriyle öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

A- Sınırlama Sorunu :

İlk inceleme evresinde verilen karar gereğince önce sınırlama sorunu üzerinde durulmuştur.

İtiraz yoluna başvuran Zonguldak İdare Mahkemesi, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin iptalini isterken daha çok bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan; "Belediyeler ve valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerindenyeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışı karşılığı düzenleme ortaklık payı olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez." hükmü üzerinde durmuştur.

Mahkeme aynı maddenin; arsa ve arazi düzenlemesinin belediyelerin ve valiliklerin yetkili olduğunu belirten birinci fıkrası ile "düzenleme ortaklık paylarının, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin, ihtiyacı olan umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarda kullanılamayacağı"na ilişkin üçüncü fıkrasına itirazda bulunmamıştır. Maddenin diğer fıkralarında yer alan hükümlerin ise itiraza temel oluşturan ikinci fıkrasıyla doğrudan ilgisi bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, davacı, Karabük Belediye aleyhine Zonguldak İdare Mahkemesi'ne imar uygulaması ve şüyulandırma işlemlerinin iptali istemiyle dava açtığına göre itiraz yoluna başvuran Mahkeme'nin incelemekte olduğu iptal davasının konusu da Karabük Belediyesi'nce, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca yapılan arsa ve arazi düzenleme işlemidir.

Bu nedenle dava konusu somut olay gözönünde tutularak, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasına ilişkin esas incelemenin "Belediyeler"le sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.

B- Anayasa'ya aykırılık iddiasının incelenmesine geçmeden önce, ülkemizde imar faaliyetlerine ilişkin yasal düzenlemelerle itiraz konusu kuralın anlam ve kapsamına, ayrıca konuya ilişkin tanımlara kısaca değinmekte yarar görülmüştür.

a) Yasal Düzenlemeler :

Ülkemizde ilk kez 1848 yılında binaların yapı biçimine ve şehircilik ilkelerine ilişkin, "Ebniye Nizamnamesi" çıkarılarak, cadde ve sokakların genişletilmesi için yıkılması gereken binaların, sahiplerinden değer pahası ile satın alınması veya istimlâk edilerek yıktırılması öngörülmüştür.

1856 yılında çıkarılan başka bir düzenleme ile beldenin tezyini, temizliği ve yolların genişletilmesi gibi işler için bedeli karşılığında istimlâk yapılması esası kabul edilmiştir.

1864 tarihli Turuk ve Ebniye Nizamnamesi ise sokakların genişletilmesi için alınacak yerlerin, sahipleri tarafından belediyeye parasız olarak terk edilmesi esasını getirmiş, ancak yeniden sokak açılması durumunda, "bedeli verilmedikçe, malikin tasarruf haklarının ihlâl edilmeyeceğini" ayrıca belirtmiştir.

Cumhuriyet ilânından sonra, 1928 yılına kadar, ülkemizde 1882 (22 Teşrinievvel 1299) tarihli, yollar, yangın yerleri ve binalarla ilgili düzenlemeleri içeren "Ebniye Kanunu" uygulanmıştır. Bu kanunda, "sokakların genişletilmesi için icabeden ve üzerinde bina bulunmayan yerlerin, sokağın iki tarafındaki sahiplerinden lüzum eden kısmın yarı yarıya ve karşılık verilmeksizin alınması ilkesi benimsenmiştir. Bu dönemde, Kurtuluş Savaşı'nda yangın geçirmiş İzmir şehri için 1924 yılında "mevzii imar planı" hazırlanarak şehrin yeniden düzenlenmesine girişilmiştir.

Türkiye'de ilk şehir düzenlemesi 1928 yılında çıkarılan 1351 sayılı "Ankara Şehri İmar Müdiriyeti Teşkilât ve Vezaifine Dair Kanun" ile sağlanmış ve başkent Ankara'nın imar planı bu Yasa'ya dayanılarak hazırlanmıştır. Sözü edilen yasada; "İmar planı hudutları içindeki arsaların gerek münferiden ve gerekse hisseli olarak ifraz ve tevzi" olunabileceği,yüzde onbeş eksiği ile dağıtım esası kabul edilmiştir.

Daha sonra bütün belediyelere imar planı hazırlama zorunluluğu getiren 3.4.1930 günlü, 1580 sayılı "Belediye Kanunu" ve 1933 yılında da kentlerin planlama çalışmasını düzenleyen 2290 sayılı "Belediye Yapı ve Yollar Kanunu" yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasa'da dağıtımda yüzde onbeşe kadar zayiata yer verilmiştir. 1351 sayılı Ankara İmar Müdürlüğü'nün kuruluşuna ilişkin yasayla buna 1504 ve ek 1663 sayılı Yasalar ve 2289 sayılı Yasa Ankara İmar Müdürlüğü'ne,arsaları şüyulandırarak dağıtma yetkisi vermiştir.

1956 yılında çıkarılan 6785 sayılı "İmar Kanunu" ile "Belediye Yapı ve Yollar Kanunu" yürürlükten kaldırılmıştır.

6785 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinde, "imar ve yol

istikamet planları hududu içindeki binalı ve binasız gayrimenkullerin, plana

uygun şekilde inşaata elverişli hale getirilmesi için gayrimenkul sahiplerinin

muvafakatı aranmaksızın birbirleriyle ve yol fazlası ile veya sair belediye,

amme hükmi şahısları ile amme müesseselerine ait yerlerlebirleştirilerek, plan

icaplarına göre, müstakil veya şüyulu olarak parsellere ayırmaya ve bu yerleri

yüzde yirmibeşe kadar noksanı ile sahiplerine dağıtmaya Belediyeler

selâhiyetlidir..." hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesi'nce 42. maddedeki

"taşınmaz malın gerçek karşılığı verilmeksizin yüzde yirmibeşe kadar

noksanı ile sahiplerine dağıtılabileceğine" ilişkin hükmün Anayasa'nın 38.

maddesine aykırılığı nedeniyle anayasa Mahkemesi'nin 22.11.1963 günlü, 1963/65

Esas, 1963/278 Karar sayılı kararıyla iptaledilmesi üzerine, anılan madde

11.7.1972 günlü, 1605 sayılı Kanun'la yeniden düzenlenmiş, belediyelerin

taşınmazları noksan dağıtma yetkisini içeren kuralı yerine "düzenleme

ortaklık payı" ilkesi getirilerek iptal nedeniyle ortaya çıkan boşluk

doldurulmuştur.

Bu hüküm ile; belediyelerce imar hududu içinde düzenlemeye bağlı tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar alanın düzenleme dolayısıyle meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı olarak yüzde yirmibeşine kadar noksanı ile ilgililere dağıtmaya Belediyelerin yetkili olduğu" öngörülmüş ve esasları gösterilmiştir.

7116 sayılı Yasayla yurdun, bölge, şehir, kasaba ve köylerin planlaması, konut politikası, yapı malzemesi konuları ile ilgilenmek, bölge planları konusunda ilgili kuruluşlarla ortaklaşa etüdler yapmak, iç iskân, göçmen iskânı ve afetlerden önce ve sonraki gerekli tedbirleri almak amacıyla İmar ve İskân Bakanlığı kurulmuş ve "Metropolitan planlama" çalışmaları başlatılarak büyük kentlerimizin nazım imar planlarının yapılmasına girişilmiştir.

İmar ve İskân Bakanlığı, 13.12.1983 günlü, 180 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bayındırlık Bakanlığı'yla birleştirilmiştir. Kamu oyunda "İmar affı" diye adlandırılan 2981 sayılı Yasa ile 3290 sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanunu'nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun" ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu, 3030 sayılı "Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilmesi Hakkında Kanun", 3086 sayılı "Kıyı Kanunu" gibi yasalarla imar ve şehircilik konusunda yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Daha sonra; 6785 sayılı İmar Kanunu'nun yürürlükten kaldıran 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı yeni İmar Kanunu, 9.5.1985 günlü, 18749 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun bir bölümünün iptali istenen 18. maddesi, yürürlükten kaldırılan 6785 sayılı Yasa'nın 42. maddesi yerine kimi yeni düzenlemeler getirmekte ve "düzenleme ortaklık payı" ile ilgili kuralları kapsamaktadır.

3194 sayılı Yasa'nın genel gerekçesinde; "Ülkemizde süratli

nüfus artışı, köyden şehire akının kontrol edilememesi sonucu olarak ortaya

çıkan düzensiz şehirleşme, gecekondulaşma ve bunların yarattığı sorunlar ile bu

sorunların temelde çözümü için gerekli her türlü tedbirlerin alınması ihtiyacı

İmar Kanunu'nun bugünün ve hatta yarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek köklü

değişiklikler yapılmasını gerektirdiği ve bunun hızla artan nüfusumuza süratli

gelişme hareketleri ve gelişen günümüz teknolojisine ayak uyduracak tarzda

sağlıklı hizmet verilmiş olacağı ve planlamanın bir sisteme bağlandığı ve

planlamanın gelişmeyi önceden yönlendirmesi ilkesinin getirildiği, şehirlerin,

imar planlarına uygun gelişmelerinin yönlendirilmesinde, belediye ve mücavir

alan sınırları içi ve dışında kalan şehir ve onunla bütünleşen çevresindeki

plansız alanları bir bütün olarak ele alan yeni bir anlayış

getirildiği..." belirtilmiştir.

İmar Yasası'nın itiraz konusu hükmü de içeren 18. maddesinin gerekçesinde ise, "İmar hududu içinde bulunan binalı ve binasız arazi ve arsaları imar düzenine uygun bir hale getirmek amacı ile bu yerleri sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın mevzuat hükümlerine göre yeni bir düzenleme getirmeye ve sahiplerine dağıtmaya ve mümkün olmadığı takdirde belediye ve valiliğe ait sahalardan yer vermeye belediye ve valiliklerin yetkili kılınmasının amaçlandığı" vurgulanmıştır (TBMM Tutanak Dergisi S. Sayısı: 291, Sayfa: 4).

b) Düzenlemenin İçeriği:

Yasakoyucu, şehirlerimizin bir çoğunun teknik ve sağlık koşullarından yoksun bulunması nedeniyle, bunların planlarını değiştirmek ve şehircilik esaslarına göre kurmak amacıyla olanaklar elverdiğince böyle planlaması ve yenileştirilme, şehrin plan ve haritalarının bir program çerçevesinde uygulanması esaslarını düzenlemiştir.

İmar planları, planı yapılan yörenin mevcut durumunun,

olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın biçimde saptanabilmesi

için, coğrafi veriler, beldenin donatımı, malî, sosyal, kültürel ve ticarî

yönden kullanılışı gibi konularda yapılacak anket, araştırma ve incelemeler

sonucu elde edilecek bilgiler esas alınarak hazırlanır. Çeşitli kentsel

işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde, en iyi

çözümyollarına ulaşmak, insan, toplum, çevre ilişkilerinde kişi ve aile

mutluluğu ile toplum yaşamını etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya

kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek

ve toprağın korunma kullanma dengesini ölçülü biçimde belirlemek, belde halkına

iyi ve uygar bir yaşama düzeni ve koşulları sağlamak imar planının başlıca

amacıdır. Bu çalışmalar sırasında kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve

karakteri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse

çeşitli alanlar arasındaki bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel

gereksinimleri, güvenliği ve sağlığı ile ilgili konular da gözönünde tutulur.

İmar planları, nazım imar planı ve uygulama imar planından

oluşmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde, "Nâzım İmar

Planı; varsa bölge çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar

üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi

parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başka bölge tiplerini, bölgeleringelecekteki

nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme

alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve

problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının

hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve

raporuyla beraber bütün olan plan" olarak tanımlanmıştır. Uygulama İmar

Planı ise, "tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu,

işlenmiş olarak nâzım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin

yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli

imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri

ayrıntıları ile gösteren plan" biçiminde nitelendirilmiştir.

Aynı Yasa'nın 8. maddesinde de, varsa bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nâzım ve uygulama imar planlarının ilgili belediyelerce yapılacağı ve yaptırılacağı ve belediye meclisince onaylanarakyürürlüğe gireceği, 9. maddesinde de gerekli görülen durumlarda, imar planı yapmaya, yaptırmaya, değiştirmeye ve re'sen onaylamaya Bakanlığın yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

c) Konu İle İlgili Tanımlar :

3194 sayılı İmar Kanunu'nun itiraz konusu 18. maddesinin ikinci fıkrası, arsa düzenleme işlemlerinde, parsellerin birleştirilip, tekrar dağıtılmasını içeren düzenleme nedeniyle, arsa sahiplerinin kazandığı değer artışına karşılık, parselleri yüzölçümünün % 35'ine kadar bedelsiz olarak Belediyelerevermelerini öngörmektedir.

Resmî Gazete'nin 2.11.1985 günlü sayısında yayımlanan, "İmar

Kanunu'nun 18 nci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile

İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinde, düzenleme ortaklık payı;

"Düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, yeşil

saha, genel otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan

alanlar ile cami, karakol yerleri ve ilgili tesisler için kullanılmak üzere,

düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında düzenlemeye

tabi tutulan arazi ve arsaların, düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden % 35'e

kadar düşülebilen miktar ve/veya zorunlu hallerde malikin muvafakatı ile tesbit

edilen karşılığı bedeldir." biçiminde tanımlanmıştır.

Yönetmelikte, uygulama esasları, düzenleme işleri ve yapılması gereken diğer işlemler gösterilmektedir.

C- İtiraz Konusu Yasa Kuralının Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu :

İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu Belediyece yapılan idarî işlemin iptali davasında, 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesine dayanılarak tapulu taşınmazın bir kısmının karşılıksız olarak Belediye'ye mal edilmesi nedeniyle bu işlemin Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı ve temel hukuk ilkelerine aykırı düştüğü ileri sürülerek anılan kuralın iptal edilmesi istenmiştir.

Davalı idare vekilince, İmar Yasası'nın 18. maddesinin uygulanmasının kentlerde gecekondulaşmayı ve arsa spekülasyonunu önlemek amacına yönelik olduğu, nüfusu onbini aşan Belediyelerin İmar Yasası'na göre imar planı yapmak ve yaptırmak zorunda bulunduğu, bu görevin, Belediyeler, kamu tüzelkişilikleri ve kurumları tarafından 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi ve bu maddeye dayalı yönetmelik uyarınca kamulaştırma yapılmaksızın yerine getirildiği, bu nedenle Anayasa'ya aykırılığın söz konusuolmadığı savunulmuştur.

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.

maddesine göre Belediyelerin gerçek karşılığını vermeksizin aldıkları taşınmaz

malların kamu yararına yönelik bir amaca özgülemelerinin taşınmaz sahibinin

iradesi dışında yapılan işlemler sonucunda gerçek anlamda fakirleşmesine yol

açtığını, yasakoyucunun, arsa düzenlemesi sonucunun arsalarda değer artışı

sağlayacağı düşüncesiyle yüzde otuzbeşlik eksiltme öngördüğünü, ancak bu

işlemin karşılığı ödenmeyen kamulaştırma olduğunu, tarla veya hamur kuralının

kamulaştırma işlemi oluşturulmaksızın ve bunun sonucunda kamulaştırma bedeli

ödenmeksizin özel mülkiyete el atma niteliği taşıdığından Anayasa'nın 46.

maddesine aykırı bulunduğunu ileri sürmektedir.

Anayasa'nın 46. Maddesi Yönünden İnceleme :

Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, Devletin ve kamu tüzelkişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, karşılıklarını peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını ya da bir kısmını, yasayla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkili oldukları hükme bağlanmıştır.

Özel mülkiyet konusu olan taşınmaz malların kamulaştırılması karşılığında hakkaniyete uygun ve adaletli bir bedelin ödenmesi, hukuk öğretisinde mülkiyet kavramının genişlemesi olarak adlandırılan bir mal varlığı değerinin bir başka mal varlığı değeri ile yer değiştirilmesi anlamında kabul edildiğinden, mülkiyet hakkının Anayasa ile güvence altına alınması kamulaştırma kavramına engel olmamaktadır.

Kamulaştırma, genelde, malikin rızası olmaksızın Devletin kamu yararına özel mülkiyeti sona erdirdiği bir işlemdir. Ancak bu işlemde, taşınmaz mal bedelinin kesintisiz, nakden ve peşin olarak ödenmesi, Anayasal bir zorunluluktur. Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yetkili organca verilip onaylanması, yasayla gösterilen esas ve usullere uyulması, paranın peşin ödenmesi, taşınmazın özel kişilere ilişkin olması, rızaya aykırı taşınmaz edinme kamulaştırmanın öğeleridir.

İtiraz konusu kural ile düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında, bunların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden yüzde otuzbeşine kadar kısmının belediyelerce "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilmesi yasaya göre, kamulaştırma dışında,yasanın öngördüğü usul ve esaslara uyularak gerçekleştirilecek bir işlemdir. Bu "düzenleme ortaklık payı" sözü edilen işlem sonucunda meydana gelen değer artışlarının karşılığı olmaktadır.

İmar Yasası'nın 18. maddesinin dördüncü fıkrasında, yollama yapılan üçüncü fıkrasında geçen düzenleme ortaklık paylarının toplamı, "düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami ve karakol gibi" genel hizmetlere ayrılan yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, noksan kalan miktar için belediye (ya da valiliklerce) kamulaştırma yolu ile tamamlanabileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı maddede, bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının

gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payının kamulaştırmadan arta kalan saha

üzerinden ayrılacağı, düzenleme ortaklık payı alınan parselden bu düzenleme

sebebiyle ayrıca değerlendirme resmi alınmayacağı, kamu hizmetlerine ayrılan

yerlere rastlayan yapıların belediye (ya da valilikçe) kamulaştırılmadıkça

yıktırılamayacağı, düzenleme sırasında korunmasında sakınca bulunmayan yapının

imar alanı içinde bırakılabileceği, korunması olanaksız yapıların birden fazla

imar parseline rastlayabileceği, hisseli bir ya da birkaç parsel üzerinde kalan

yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve

aralarında bir anlaşma sağlanmadıkça ya da şüyuu giderilmedikçe, bu yapıların

eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunacağı belirtilmiştir.

İmar Yasası'nın uygulamada çağdaş anlayışlara uygun sonuçlar doğurması amaçlandığından, bu Yasa'nın öngördüğü sınırlamaların taşınmaz mülkiyetine kamu yararına kullanma zorlamaları da getiren modern şehirciliğin gelişmesini de sağlayacak biçimde tazminat ödenmesi gerekli bulunmayan yaygın yönetsel düzenlemelereolanak tanıyan kurallar niteliği taşıdığı öğretide kabul edilmektedir.

İmar Yasası'nın 18. maddesi ve bu maddeye dayalı yönetmelikte getirilen hükümlerle, ilgili yönetimlerce kamulaştırma yapılmaksızın uygulama sorunlarının çözümlenmesi yoluna gidilmiştir.

Arazi ve arsa düzenlemesinin esasları özetle şöyledir :

a) Öncelikle şehrin gelişme yönü ve yoğun yapılaşmaya uygun ögeleri gözönünde bulundurularak düzenleme alanı, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye encümenince saptanır.

b) Bu sınırlar içinde düzenlemeye bağlı tutulan yerlerin gereksinme duyulan meydan, park, genel otopark, yeşil alan gibi genel hizmetlere ayrılan alanların yüzölçümleri hesap edilerek, düzenleme alanı içindeki toplam alana oranlanmak suretiyle düzenleme ortaklık payı miktarının oranı bulunur.

Düzenleme ortaklık payı oranı; bir düzenleme alanında saptanan düzenleme ortaklık payı miktarının, bu alan içindeki kadastro ya da imar parsellerinin yüzölçümü miktarına oranından ibarettir.

Bu oranın, taşınmaz yüzölçümünün yüzde otubeşe kadar olan bölümü bedelsiz alınabilmekte, fazlaya gereksinim olduğunda diğer kısmı için kamulaştırma yoluna başvurulmakta ya da arsa sahibinin isteğine uygun olarak belediyelerin başka yerlerdeki arsası ile değiştirilebilmektedir.

c) Saptanan düzenlemeortaklık payı yüzde otuzbeşin altında ise, bedelsiz olarak alınacak miktarın yüzde otuzbeşin altındaki oran içinde olması yasa gereği olup, bunun yüzde otuzbeşe tamamlanması gibi bir uygulamaya gidilmesi yasal açıdan olanaksızdır.

d) Yürürlükten kaldırılan 6785 sayılı İmar Yasası'nın 42. maddesine göre yapılan arazi ve arsa düzenlemelerinde, bir kişinin yeri; okul, kreş, hastane, belediye hizmet veya diğer resmî tesis alanı gibi kamu tesis alanlarında kaldığında, bu alanlar kamulaştırılıncaya kadar, o vatandaşa hiç bir yapı yapma olanağı sağlanmaz ve bir ev yapacak kadar arsa bile verilmezken, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi ile bu gibi alanlara düzenlemeye bağlı tutulan tüm parsel malikleri arsalarının büyüklükleri oranında pay verilerek ortak edilmekte ve böylece zarara uğramaları önlenmektedir.

e) Sınırı saptanarak düzenlenmesine karar verilen alan içinde kalan arsa ve araziler, imar alanındaki yapılanma koşullarına uygun olarak parsellere ayrılmakta ve parselasyon haritaları yapılmaktadır. Bu haritalar yapılarak düzenlenen parseller taşınmaz sahiplerine özgülenirken varsa mevcut yapıların bir imar parseli içinde kalmasına ve taşınmaz sahiplerine öncelikle kendi arsalarının bulunduğu yerden arsa ayrılmasına, olanaklar elverdiğince özen gösterilmesi gerekmektedir.

f) Bu özgüleme (tahsis) işlemlerinin sonuçlanmasından sonra yapılan tüm işlemlerin uygunluğu, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye encümenince onaylanarak, onaylanan parselasyon planlarının bir ay süre ile ilân edilmesi olağan yöntemlerle halka duyurulması sağlanarak bu süre içinde parselasyon planlarına itiraz edilebilmekte, bir aylık ilân süresi sonunda kesinleşen parselasyon planları, tescil edilmek üzere ilgili tapu dairelerine gönderilmektedir.

İmar Düzenlemesi ve Mülkiyet Hakkı :

Yapılan uygulama, düzenlemeye bağlı tutulan yerlerin gereksinimi olan genel hizmetlerle ilgili tesislerin, o bölgeye hizmet edeceği gözönünde bulundurularak, düzenlemeye giren tüm parsellerin katkısı ile bu alanların sağlanması amacına yöneliktir. Bu tesislerin yer aldığı imar parselleri yalnız isabet ettiği kadastral parsele değil, düzenlemeye giren tüm parsellere alanları oranında pay verilmek suretiyle sosyal bir denge kurulmaktadır.

Ayrıca, Yönetmeliğin 5. maddesinde de belirtildiği üzere, belediyeler; beldenin gereksinim ve gelişme durumuna göre yeterli sayıda arsayı, konut yapımına hazır bulunduracak biçimde düzenleme alanlarını saptamak ve uygulamasını yapmakla yükümlüdürler. Bu suretle yapılan uygulama sonucunda bir taşınmaz, kadastral parselden, imar parseline dönüşmekte, konut yapımı gereksinimi içindeki kişiler, saptanmış imarlı arsayı daha kolay elde edebilmektedirler.

Yapılan arazi ve arsa düzenlemesi sonucu yüzölçümü bakımından yüzde otuzbeşe kadar eksiğiyle oluşan yeni parsel, değer olarak artış göstermekte ve noksanıyla dağıtılmasına karşın, taşınmaz malikinin malvarlığında kural olarak bir azalmaya neden olmamaktadır. Genelde, sonuç olarak özel mülkiyet konusu taşınmaz, yeni oluşmuş imar parseli duruma getirilerek özgülenen taşınmaz,kişinin özel mülkiyetine geçirilmektedir. Bu nedenle, itiraz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 46. maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir.

2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 12. maddesinde, kısmen kamulaştırma durumunda, kamulaştırma dışında kalan kısmın değerinde, kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiğinde, kamulaştırma bedelinden yüzde elli oranını geçmemek üzere düşülmesi öngörülmüştür. Yönetim, kamulaştırma dolayısıyla o çevrede oturanlara yararlı olacak bir kamu hizmeti için belirli bir taşınmaza, bedelini ödeyerek malik olmaktadır.

Arazi ve arsa düzenlemesi ile imar parselleri oluşturularak konut yapımına hazır arsaların saptanmasıyla imar olanakları sağlayan belediye, yüklendiği külfet ve hizmetler nedeniyle, taşınmazlardan değer artışı karşılığında, yine onların genel hizmetleri yönünden ortaklaşa kullanmaları amacıyla; yol, meydan, park, yeşil alan, genel otopark, cami ve karakol gibi yerler için, yasakoyucunun saptadığı yüzde otuzbeşe kadar kısmını, düzenleme ortaklık payı olarak alabilmesi şehirlerin dengeli biçimde gelişmesi ve çağdaş duruma getirilmesine yöneliktir. Esasen pekçok batı ülkesinde bu tür uygulamalar benimsenmiştir.

Belediyeler, arazi ve arsa düzenlemesi için yüzde otuzbeşten daha fazla bir kısım araziye gereksinim duyarlarsa kamulaştırma yoluna gidebilmektedirler. İtiraz konusu düzenlemeyle, yönetimin imar uygulaması için büyük ölçüde taşınmazları kamulaştırıp daha sonra vatandaşlara satışı durumunda, değerlenecek taşınmazların arsa spekülatörleri tarafından alınıp birkaç eldetoplanması önlenmiş olmaktadır.

Öte yandan, belediyece imar uygulamasının gerçekleştirilmesi, Anayasa'nın 57. maddesinde yer alan konut hakkının gereğince kullanabilmesi için; Devlete verilen "şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri" alma, ayrıca "toplu konut teşebbüslerini destekleme" görevinin gereğidir.

Ancak, Anayasa'nın 65. maddesinde "Devlet sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın korunmasını gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir" hükmü ile belirlendiği üzere, Devlet tarafından yapılması zorunlu sosyal ve ekonomik tüm görevlerin hemen yerine getirilmesi güçtür. Belirli nüfus yoğunluğuna ulaşmış yerleşim birimlerinin ilerdeki durumları da tasarlanarak imar planları yapılması ve planların uygulanmasında yalnızca kamulaştırma yoluna gidilmesi yoluyla sorunların çözümlenmesindeki kimi güçlükler, ülkemizin imar düzenlemelerinde engeller oluşturacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası özel mülkiyeti benimsemiştir. Gerçekten, Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Günümüzde mülkiyet hakkı, Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve hukuksal yaşantısı içinde kamu ve özel hukukkarakterlerini kendinde toplayan özel nitelikte aynî hak olarak kabul edilmektedir.

Bu anlamda mülkiyet hakkı, bir şey üzerinde dilediği biçimde kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme) gibi yetkileri içerir. Ancak, bu nitelikteki mülkiyet hakkı toplum yararına aykırı olmayacak biçimde ve yasaların koyduğu sınırlamalara uyularak kullanılır.

Türk Medeni Yasası'nın 618. maddesinde mülkiyet hakkının öğelerini belirleyen kural, "Bir şeye malik olan kimse, o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf etmek hakkını haizdir; haksız olarak o şeye vaz'ıyed eden herhangi bir kimseye karşı istihkak davası ikame ve her nevi müdahaleyi menedebilir." biçimindedir. Böylece Medeni Yasa da, kişiye, malik olduğu şey üzerinde, yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla istediği gibi tasarruf hakkını tanımış bulunmaktadır.

Yasakoyucu da, mülkiyet hakkına dilediği sınırlamaları getirmekte serbest olmayıp Anayasa'nın 35. maddesini gözönünde tutmak zorundadır.

Anayasa'nın 35. maddesinde, yasakoyucu, ancak kamu yararı amacı ile temel haklardan olan mülkiyet hakkı üzerinde sınırlama yapmaya yetkili kılınmış ve malikin de bu hakkı toplum yararına aykırı biçimde kullanması engellenmiştir.

Mülkiyet hakkı, bireyin dilediği biçimde kullanabileceği bir hak, sınırsız bir özgürlük olma niteliğini günümüzde yitirmiş, mülkiyet anlayışı, bu hakkın, bir bakıma sosyal yapıda bir hak olduğu yolunda gelişmiş, birçok hak gibi bu hakkın da kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği ilkesi benimsenmiştir.

Başlangıçta, Roma Hukuku'ndan alınan ve kişinin eşya üzerinde

mutlak egemenliğine dayanan mülkiyet hakkı, sınırsız bir özgürlük niteliği

taşımaktaydı. Eski hukukumuzda, Mecelle'nin 1192. maddesinde de "...herkes

mülkinde keyf-i mâyeşa (dilediği gibi) tasarruf eder" hükmüyle mutlak

egemenlik ilkesi kabul edilmişti. Mutlak subjektif olarak düşünülen bu hak,

yumuşatılarak mülkiyet hakkının sağladığı tasarruf yetkisi toplum düzeni ve

sosyal işlevler yönünden sınırlanmıştır. Bireyci temellere dayanan Mecelle'nin 1197.

maddesinde bile, malike tanınmış bulunan geniş tasarruf yetkisi, başkası için

aşırı bir zarar doğurmamak koşuluyla sınırlanmıştı. Görüldüğü gibi, taşınmazlar

bakımından mülkiyet hakkı, belirli bir süreç içinde, devletin izin verdiği

ölçüde,taşınmazdan olabildiğince yararlanma hakkını da kapsamaktadır.

Anayasa'nın 13. maddesinin birinci fıkrasında açıklandığı üzere;

temel hak ve özgürlükler, kamu yararının korunması amacıyla, Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna uygun olarak yasayla sınırlanabilir. İtiraz konusu kurala göre,

taşınmazların, malikleri ve diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın,

birbirleriyle birleştirilmesi ve imar planına uygun parsellere ayrılmasından

sonra yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşine kadar kısmı üzerinde düzenleme

dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında, düşülen "düzenleme

ortaklık payları" belediyenin mülkiyetine geçmemekte, ancak, düzenlemeye

bağlı tutulan yerlerin gereksinimi olan yol, meydan, park, otopark, çocuk

bahçesi, yeşil alan, cami ve karakol gibigenel hizmetlere ve bunlarla ilgili

tesislere özgülenmektedir. Oysa kamulaştırmada mülkiyet el değiştirmekte,

kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma yapan idarenin malı olmaktadır.

Yapılan düzenleme ile imar sınırları içinde bulunan arazi ve arsa maliklerinin mülkiyet hakkı sınırlandırılarak, arazi ve arsalarının yüzölçümünde azalma ençok yüzde otuzbeş oranında olmakta, ancak, ortaya çıkan değer artışı nedeniyle ölçülülük kuralına uygun bir sosyal denge oluşmaktadır.

Hukuk devletinin vazgeçilmez öğeleri içinde yer alan yasaların kamu yararına dayanması ilkesiyle bütün kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara egemen olması, yasakoyucunun bu esası gözardı etmemesi zorunludur.

Yapılacak tesis ve hizmetler yasalarda öngörülen ve idarenin görevi içinde bulunan konulardan ise kamu yararı var demektir.

Söz konusu hüküm, faydalı yatırımlara girişilmesini, kişi ve toplum yararına düzenlemeler yapılmasını ve imar düzenine uygun yapılaşmayı sağlayacağı için hukuk devleti ilkelerine aykırı değildir. Bu açıdan bakıldığında yargı denetimine açık bulunan, herkes için geçerli sayılması gereken genel kurallar içeren düzenleme, hukukun genel ilkeleriyle uyumlu olup, toplum yararını öngören uygulama, sosyal devlet yapısına da uygun bulunmaktadır.

Şehirlerimizde imar girişimlerinin başlamasıyla, taşınmazlarda meydana gelecek değer artışı gözönüne alındığında, sözü edilen kuralın öngördüğü oranın demokratik toplum düzeninin gereklerine ters düştüğü söylenemez.

İtiraz konusu kuralın, yerleşim birimlerinin iyileştirilmesi sonucunda, ulaşmasını öngördüğü düzeyin, toplum yaşamı yönünden önem taşıyan kamu yararı, kamu düzeni ve hukuk devleti kurumlarının iyi işlemesi ve sosyal yarar sağlama, ekonomik ve sosyal dengeyi eşitlik ilkesi gereği oluşturma gibi haklı ve doğru bir amaca yönelik bulunması karşısında, içeriği bakımından mülkiyet hakkının özüne dokunmadığının, Anayasa'nın özüne ve sözüne uygun türde kamulaştırma dışında kendine özgü bir sınırlama getirdiğinin kabulü gerekir.

Bu bakımdan, yapı yapma dahil, kendisine tahsis edilen ve denkliği gözetilen taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma hakkını kullanabilen malikin, kamulaştırma dışındaki uygulama ile mülkiyet hakkının özüne dokunulduğundan söz edilemiyeceği için dava konusu kuralla getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu da düşünülemez.

Esasen itiraz konusu kural, arazi ve arsa düzenlemesi sonucu taşınmazın esas yüzölçümünden düşülen "düzenleme ortaklık payı"nın, bir kamu hizmeti nedeniyle artan değer karşılığında, düzenlemeye tabi tutulan bölgenin gereksinimi olan hizmet ve tesisler için kullanılmasını öngörmektedir. Amaç dışında kullanılması durumunda ilgililerin her zaman yasal yollara başvurma hakları vardır.

İptali istenilen kuralla yönetim, kamulaştırma dışında, kişinin mülkiyet hakkını yasayla sınırlandırırken, işlem konusu taşınmazdan "düzenleme ortaklık payı" olarak ayrılan yerleri, şehirleşme için gerekli olan genel hizmetlerde kullanmaya yetkili kılınmıştır. Öngörülen koşullarla yönetiminbu yetkisini kötüye kullanması önlenmek istenmiştir.

Bu bakımdan, kamu yararı nedeniyle ve dengeli biçimde sınırlama sonucu, değerlenen yeni yerinde yapılanma hakkını kullanabilecek olan malikin mülkiyet hakkının özüne dokunulduğundan söz edilemiyeceğinden itiraz konusu kuralın, mülkiyet hakkını, Anayasa'nın 13. maddesinin ikinci fıkrasına uygun biçimde sınırladığı kabul edilmelidir.

Böylece, İmar Yasası ile öngörülen uygulamanın temel işlev ve amacı, şehirlerin fiziksel konumunda süregelen, çarpık, düzensiz, sağlıksız yapılaşmaları önlemek; sağlıklı uygar ve çağdaş kentleşme koşullarını gerçekleştirmek olduğu ve söz konusu etkinliklerde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı ön planda yer aldığına göre mülkiyet hakkının yasa ile sınırlanmasına olanak tanıyan kuralların varlığından kuşku duyulmaması gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında belirtildiği gibi, yasayla yapılan kısıtlamanın topluma sağlayacağı yarar, kişilerin uğrayacağı zarara göre ağır bastığından, burada kamu yararının varlığını kabul etmek gerekir. Sosyal nitelik taşıyan mülkiyet hakkının toplum ve toplum yararı ile doğrudan ve yakından ilgili olması karşısında bu konuda da bireyle toplum yararının karşılaştığı durumlarda toplum yararının üstün tutulması doğaldır.

İtiraz konusu kural ile, kadastral parsellerin imar parseline dönüştürülmesinden sonra belediye tarafından kamu hizmeti yapılırken, hizmet karşılığı, yine o yere getirilecek hizmet için malikin taşınmazından belli bir miktarın düzenleme ortaklık payı olarak alınması yetkisinin, karşılık ödenmeden yapılan bir kamulaştırma olarak nitelendirilmek olanaksızdır. Bu nedenle yönetimin kamulaştırmasız elatmada bulunduğundan söz edilemez.

Arsa sahiplerinin, belediyeye, otopark yerleri, park yerleri ve diğer kamu tesisleri için arsa yardımında bulunmaları, konut yapımına tahsis edilmiş arsalardan yeter miktarın, sahiplerince, araba park yeri olarak belediyeye intikal ettirilmesi birçok ülkede uygulanmaktadır.

Pekçok uygar ülke tarafından kabul edilip uygulanan arazi ve arsa düzenlemesinde bir kısım alanın "düzenleme ortaklık payı" olarak alınması işlemi; belediyenin yaptığı kamu hizmeti karşılığında, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu"nun 16., 86., 87., 88. maddeleri gereği alınan değerlendirme resmi (şerefiye)yle, yol yapı harcamalarına, kanalizasyon harcamalarına, su tesisleri harcamalarına yararlananların katılma payı gibi, kendine özgü dengeli bir değerlendirme niteliğindedir.

Diğer taraftan 2464 sayılı Yasa'nın 97. maddesinde de, belediyelerin anılan Yasa'da harç ve katılma payı konusu yapılmayan her türlü hizmet için ücret almaya yetkili oldukları kabul edilmiştir.

Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre koşullarına uygun oluşmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan İmar Yasası'nın dava konusu 18. maddesinin ikinci fıkrası, belediyeye düzenlemeye bağlı tutulan taşınmaz maliklerinden, götürülen hizmetten dolayı bir karşılık alma yetkisi vermektedir. Düzenlemeden önceki taşınmazına karşılık olarak verilen taşınmaz da malikin tasarrufuna özgülendiğinden, uygulamaya esas hükümlerin Anayasa'ya aykırılığı söz konusu değildir.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu hükmün, "belediyeler yönünden" Anayasa'nın 46. maddesine ve öbür kurallarına aykırı bir yönü bulunmadığından iptal isteminin reddine karar verilmelidir.

Yekta Güngör ÖZDEN ve Ahmet N. SEZER bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

A- 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasına ilişkin esas incelemenin "Belediyeler"le sınırlı olarak yapılmasına oybirliğiyle,

B- Sınırlama kararı gereğince, "Belediyeler" yönünden incelenen söz konusu fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN ile Ahmet N. SEZER'in karşıoyları ve oyçokluğuyla,

21.6.1990 gününde karar verildi

KARŞIOY

GEREKÇESİ

Esas Sayısı : 1990/10

Karar Sayısı : 1990/14

Çoğunluk oyuyla oluşan karar temel hak ve özgürlükler konusunda

yargının göstermesi beklenen duyarlığı yansıtmaktan uzaktır. İnsan hakları

kapsamında (Evrensel Bildirge madde 17/1) önemli bir değer olarak yerini alan

"Mülkiyet hakkı" ancak kamu yararı amacıyla ve yasayla sınırlanabilir

ve toplum yararına aykırı biçimde kullanılamaz. (Anayasa madde 35). Bu koşullar

dışında hiç kimse mal ve mülkünden yasaklanamaz, yoksun bırakılamaz. Sosyal

hukuk devleti, hak ve özgürlüklere dayanan, onların genişletilip

güçlendirilmesine olanak tanıyan, bu yoldaki güvenceleriyle saygınlık ve onur

kazanan bir nitelikte değerlendirilmek yerine, istediğini hiçbir ölçü tanımadan

yapabilen bir güç olarak düşünülürse, bu tür devlet hukukdışına kolayca

kayabileceği gibi nice işlem ve eylemler devlet adına ve devlet adı

kullanılarak, böylesi bahanelere sığınılarak gerçekleştirilir. Oysa, devletin

her şeyden önce vermesi, duyurması gereken şey, güvendir. Mülkiyet kavramına,

bu hakkın anlamına ve hukuksal yapısının gereklerine aykırı biçimde elatmalar,

kamusal zorunluluklar dayanarak gösterilerek getirilen sınırlama ve

daraltmalar, imar düzenlemelerinin bu hakkın özüne dokunması, bu haktan üstün

tutulması görünümündedir. Aslında, mülkiyet hakkının sayıldığı ve korunduğu

vurgulanarak imar düzenlemeleri yürütülmelidir. Hiçbir karşılık

vermeden-ödemeden, doğal gelişimin bedeli niteliğinde, oluru dışında mülkünü

sahibinin elinden almak hukukla bağdaştırılması güç bir uygulamadır. Kamusal

gereklerle yapılacak düzenlemelerde % 35 sınırı ölçülülük ilkesine de

aykırıdır. Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı uygunluk denetimi ilkede serbestliğe

hoşgörüyle yaklaşırsa, düzeydeki sakıncalar önlenemez. Rakamsal diziler,

düzeyler, oranlar ilerde istenildiği gibideğiştirilerek hakkın tümünü geçersiz

kılan sonuçlara varılabilir. Bu nedenle, işlevin doğasına aykırı

"düzenleme ortaklık payı" adı verilerek 3194 sayılı Yasa'nın 18.

maddesinin ikinci fıkrasında hem "düşülebilir" hem de

"alınacak" sözcükleriyle açıklananuygulama yöntemi, itiraz yoluna

başvuran mahkemenin iptal istemindeki gerekçeleri doğrulayan bir gelişigüzellik

taşımaktadır. Bu konuda, öncelikle 5 Aralık 1989 günlü, 20363 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 21.6.1989 günlü, Esas 1988/34, Karar

1989/26 sayılı kararına ilişkin karşıoy gerekçemi (sayfa 30-31) de yineliyorum.

Yurttaşın hakkını bir kamu kurumu yöneticisinin, yerel yönetim yetkilisinin

özgörüsüne bırakmak, teknik zorunluluklara dayanan alıntının küçük bir

bölümünden fazlasının karşılığını ödememek, devlet adına zor alım türü bir

işlemdir.

Mülkiyet sınırlanmasına ilişkin anayasal kurumlar olan

kamulaştırma ve devletleştirme dışındaki kısıtlamalara geçerlik tanımak,

koşulsuz uygulamak, anayasal güvenceyi azaltır. Anayasa, hukuksal güvencenin

temel aracıdır, başlıca dayanağı ve kaynağıdır. Üçte biri aşan oranda mülkün

karşılıksız elden alınması, düzenlemelerle bu ölçüye varacak bir değer

artışının kabulünün sonucu olamaz. Soyut değerlendirmelerle mülkiyet kurumu

yıpratılmamalı,Anayasa Mahkemesi bu duruma olur vermemelidir. Değer artışı

önyargısını içeren kural, Anayasa Mahkemesi'nin 22.11.1963 günlü, Esas 1963/65,

Karar 1963/278 sayılı kararının aradığı hukuksal nedenden de yoksundur. Kamusal

hizmetlerin paylaşılması ve katılım,bireylere de yükümlülük getirir. Sosyal

amaç olağan, hattâ doğaldır. Ancak değer artış payında adalet ve denge öğeleri

bulunmalıdır.

İtiraza neden olan kuralın olumsuz bir yönü de, düzenlemeye bağlı

tutulan yerlerin hangi amaçla kullanılacağına ilişkin üçüncü fıkrayla ortaya

çıkmaktadır. Belirttiğim bu fıkrada "umumî hizmetlerden ..." ve

"bu hizmetle ilgili ..." sözcüklerle sayılıp sınırlanan yerler,

yalnız anılan yerleri göstermekte, bunlar arasında okul, sağlıkocağı,

hastahane, dispanser, aşevi ve benzerleri yer almamaktadır. Üstelik yalnız

"cami" denilip "tapınma yerleri" denilmeyerek Anayasa'nın

2. maddesinde vurgulanan lâiklik ilkesine de aykırılık açıktır. Lâik devlet,

yurttaşların dinsel inançlarına göre ayırım gözetmeyen, düzenlemeler ve

uygulamalaryapmayan, olanaklar sunmayan, dinsel gereklere göre yaklaşım

sergilemeyen, hangi dinden olurlarsa olsunlar tüm yurttaşlarını birbirinden

değişik, kendine uzak ya da yakın saymayan devlettir. Bu yansız, uygar ve

çağdaş tutum, aynı zamanda Anayasa'nın 10.maddesinde öngörülen yasa önünde

eşitlik ilkesinin de gereğidir. Yalnız müslüman yurttaşlar için

"cami" ye yer verip öbür dinlere inanan yurttaşların tapınaklarını

dışlamak vergi kavramını da yadsıyan bir anlayışı sergiler. İnsanlık ve

yurttaşlık ölçüsünübırakıp din ölçüsüyle davranmak merkezî yönetimin yerel

yönetimin ve yansızlığı başlıca niteliği sayılan kimi kurum ve kuruluşların

özenle kaçınmaları gereken uyumsuzluktur. Düzeyi, ölçüsü, nedeni ne olursa

olsun dinsel kaynaklı yaklaşımların, düzenleme veoluşumların yararı değil, sakıncası

vardır. Adalet ve hukuk, dinlere göre değil ahlâka göre biçimlenir. Devlet

dinsel gerekleri gözeterek yasal düzenleme yapamayacağı gibi dinlerin birine

daha az, öbürüne daha çok yakınlık gösteremeyecektir. Anayasası'nda"Türkiye

Devleti'nin dini Din-i İslâm'dır;" yazılı olduğu zamanlarda bile giderek

eylemli biçimde lâik uygulamalar yürütülmüşken, lâiklik ilkesinin benimsendiği

dönemlerde tersine uygulamalar hukuksal çelişkinin örneği, uygarlığa aykırı

tutumun düşündürücükanıtıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesi asla gözardı edilemez.

Karşıoyumun gerekçesi özetlediğim bu nedenlerdir.

Başkan

Necdet

DARICIOĞLU

Başkanvekili

Yekta GüngörÖZDEN

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Mustafa

GÖNÜL

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

Oğuz

AKDOĞANLI

Üye

İhsan

PEKEL

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Üye

Erol

CANSEL

Üye

Lemi

ÖZATAKAN

KARŞIOY

GEREKÇESİ

Esas Sayısı : 1990/10

Karar Sayısı : 1990/14

I- 1961 Anayasası'nın Mülkiyet hakkını düzenleyen 36. maddesi 1982

Anayasası'na 35. madde olarak aynen alınmıştır. Madde şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

Ancak, 1961 Anayasası'ndaki düzenlemede, mülkiyet hakkı "Sosyal ve iktisadî Haklar ve Ödevler" bölümünde yer almış iken 1982 Anayasası'nda "Kişinin Hakları ve Ödevleri"ni düzenleyen maddeler arasında gösterilmiştir.

Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtildikten sonra Yasakoyucu, bu hak üzerinde ancak kamu yararı amacı ile

sınırlama yapmaya yetkili kılınmış ve mülkiyet hakkı sahibi de, bu hakkı toplum

yararına aykırı kullanmaktan yasaklanmıştır. Mülkiyet hakkının Anayasa'nın bu

hükmü ile getirilen özel sınırlama nedenleri ile 13. maddede öngörülen temel

hak ve hürriyetlerin genel sınırlama nedenlerinden başka nedenlerle

sınırlandırılması olanaksızdır. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında1982

Anayasası, 1961 Anayasası'nın 11. maddesindeki "hakkın özü" kavramına

yer vermeyerek onun yerine "demokratik toplum düzeninin gerekleri"

ölçütünü kabul etmiştir. Anayasa'nın 13. maddesinin 2. fıkrasına göre

"Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel veözel sınırlamalar demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz."

Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu'nun bu fıkraya ilişkin gerekçesi şöyledir: "Maddenin ikinci fıkrasında, hak ve hürriyet sınırlanmasında daima gözetilmesi gereken ölçü; yani sınırlamaların sınırı öngörülmüştür. Diğer bir deyimle hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörülecek sınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genellikle kabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır. Getirilen bu kıstas, 1961 Anayasası'nın kabul ettiği "öze dokunmama" kıstasından daha belirgin, uygulanması daha kolay olan bir kıstastır. Esasen uluslararası sözleşme veya bildirilerde bu kıstası kabul etmişlerdir."

Komisyon gerekçesinde "genellikle kabul gören demokratik rejim anlayışı"ndan söz edilmesi karşısında 13. maddedeki "demokratik toplum düzeninin gerekleri" sözcüklerinin çağdaş özgürlükçü demokrasilerin evrensel nitelikleri olarak anlaşılması gerekir. Bu nedenle yasaların hak veözgürlüklere getirebileceği sınırlamaların en çok "demokratik toplum" için öngörülebilecek sınırlamalar düzeyinde olması zorunludur. Bu düzeyi aşan "çağdaş özgürlükçü demokratik toplum" için gerekli görülemeyecek sınırlamalar anayasaya aykırı olacaktır.

Şu durumda, Yasakoyucu mülkiyet hakkının kapsamını belirleme yetkisini özellikle kamu yararı ilkesi yönünden değerlendirip kullanacaktır. Anayasa'nın 35. maddesi karşısında Yasakoyucu mülkiyet hakkına dilediği sınırlamaları getirmekte özgür değildir. Mülkiyethakkı üzerinde ancak kamu yararı amacı ile sınırlamalar yapabilir. Mülkiyet hakkı sahibide bu hakkını toplum yararına aykırı bir biçimde kullanamaz. Ancak, kamu yararının varlığı tartışmasız kabul edilen durumlarda bile mülkiyet hakkına getirilen sınırlama 13. maddenin 2. fıkrasına göre demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacaktır.

Bir hak veya özgürlüğü yalnızca ortadan kaldıran düzenlemeler değil, onu amacına uygun biçimde kullanılmasını zorlaştıran veya kullanılamaz duruma düşüren sınırlandırmalar dahi demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmaz.

İtiraz konusu 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesinin 2. fıkrasında ise "Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemedenönceki yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşini geçemez" denilmektedir.

Kentlerin İmar plânlarının yapılması ve bu aşamada genel hizmetler ve bunlarla ilgili yapılar için yerler ayrılmasındaki kamu yararı kuşkusuzdur. Ancak getirilen bu düzenleme ile mülkiyet hakkı sahibinin arazi ve arsa üzerindeki mülkiyet hakkı yüzde otuzbeşine kadar son bulmakdır. Başka bir anlatımla mülkiyet hakkı, arazi ve arsa düzenlemesinden önceki duruma göre yüzde otuzbeşine kadar bir oranda ortadan kalkmaktadır. Hiç bir demokratik toplumda, bir hizmet nedeniyle kişilerin arazi veya arsasında meydana getirildiği varsayılan değer artışı karşılığında onun mülkiyet hakkının ortadan kaldırılması kabul edilemez.

Mülkiyet hakkını, arazi ve arsa düzenlemesinden sonra önceki duruma göre yüzde otuzbeşe kadar azaltan bir yasa, mülkiyet hakkını sınırlandıran veya hak sahibine ödev yükleyen bir yasa değil, onu ortadan kaldıran, yok eden bir yasadır.

Taşınmaz mal ile maliki arasındaki ilişkiyi oluşturan yetkileri tümüyle ortadan kaldıran ve buna karşın hiçbir karşılık ödenmemesine olanak vermeyen bir yasa kuralı demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun sayılmaz.

Anayasa'nın 13. maddesinin 1. fıkrası temel hak ve özgürlüklerin

kimi nedenlerle sınırlandırılabilmesine olanak vermektedir. Ancak 2. fıkrasında

da genel ve özel sınırlama nedenlerinin varlığına rağmen sınırlandırmaların

demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmayacakları ve öngörüldükleri

amaç dışında kullanılamayacakları belirtilmiştir. Oysa, itiraz konusu yasa

kuralı mülkiyet hakkını sınırlandırmamakta belli oranda mülkiyet hakkını

ortadan kaldırmaktadır. Mülkiyet hakkının ortadan kaldırılabilmesinin yöntemi

ise Anayasa'nın 46. ve 47. maddelerinde gösterilmiştir. Kamulaştırma (46.m.) ve

devletleştirme (47.m.) mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaktadırlar; fakat

karşılığı olan para ödendiği sürece bu ortadan kaldırma "demokratik toplum

düzenin gerekleri"ne aykırı sayılamaz. Gerekli yöntemlere uyulmadığı ve

karşılığı para ödenmediği durumlarda "demokratik toplum düzeni"nin

gereklerine aykırılık oluşturur. Kamulaştırma, somut olaylarda özel mülkiyet

hakkının sona ermesidir. Ancak, kamulaştırmayı hukuka uygun duruma getiren

koşullardan biride malike karşılığının peşin ödenmesidir. Aslında, kamulaştırma

niteliği taşıdığı halde, bu niteliği yokmuş gibi gösterilmeye çalışılan bu

düzenleme, mülkiyet hakkını, sınırlamanın ötesinde belli oranda kaldırmakta

olduğundan Anayasa'nın 13. maddesinin 2. fıkrası ile 46. maddesine aykırı

düşmektedir.

Şunuda belirtmek gerekirki, çoğunluk kararında itiraz konusu

kuralın getirdiği düzenlemelerin kamulaştırmadan farkını göstermek için

"düzenleme ortaklık payları"nın belediyenin mülkiyetine geçmediği

düzenlemeye bağlı tutulan yerlerin gereksinimi olan yol, meydan, park gibi

genel hizmetlere ve bunlarla ilgili tesislere özgüllendiği oysa kamulaştırmada

mülkiyetin el değiştirdiği, taşınmazın kamulaştırma yapan idarenin malı olduğu

belirtilmektedir. Oysa Medeni Kanunun 912. maddesi hükmü gereğince

kamulaştırılmasına karşın kamunun kullanmasına özgüllenen taşınmazlartapu

siciline tescil edilmezler. Ancak, bu bağlamda malikin belli oranda ortadan

kaldırılan mülkiyet hakkının belediye adına tescil edilip edilmemesinin bir

önemide bulunmamaktadır. "Düzenleme ortaklık payı" tapuya tescil edilmeksizin

ister yasada gösterilen genel hizmetlere veya bu hizmetlerle ilgili tesislere

özgüllensin; isterse, tapu sciline belediye adına tescil edilsin, arazi ve arsa

malikinin mülkiyet hakkını belli oranda sona erdirme gerçeğini ortadan

kaldırmamaktadır.

II- İtiraz konusu kuralın biran için mülkiyet hakkını ortadan

kaldıran bir düzenleme olmayıp onu sınırlandıran bir düzenleme olduğu kabul edilse bile Anayasa'nın 13. maddesinin 2. fıkrasındaki "Temel hak ve hürrriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz." kuralı gereğince getirilen sınırlama bu amacın zorunlu veya gerekli kıldığından fazla olamayacaktır. Başka bir anlatımla amaç ile sınırlama arasındaki oran her durumda göz önünde bulundurulacaktır.

Anayasa'nın 13/2 maddesinde öngörülen ölçülülük ilkesi, Danışma Meclisi Anayasa Komüsyonu'nun bu fıkraya ilişkin gerekçesinde şöyle açıklanmaktadır :

"Maddenin ikinci fıkrası, son satırı, hak ve hürriyetlerin, sınırlanmasında öngörülen genel ve özel nedenlerin belli amaçlara yönelik bulunduğu; binnetice ancak bu amaçları gerçekleştirmek için bu nedenlerin öngörüldüğünü vurgulamaktadır. Şu halde öngörülen amaçlar yahut nedenler bahane edilerek, başka bir amaca ulaşmak için hak ve hürriyetler sınırlanmayacak; yahut meşru amaç güdülerek sınırlanmış olsalar bile, getirilen bu sınırlama bu amacın zorunlu yahut gerekli kıldıından fazla olmayacaktır. Diğer bir deyimle, amaç ve sınırlama orantısı her halde korunacaktır."

Çoğunluk kararında itiraz konusu kural bu yönden hiç bir değerlendirmeye bağlı tutulmamıştır. Kanımızca arazi ve arsaların yüzölçümlerinin yüzde otuzbeşine kadar bir miktarının "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülmesi ölçülülük ilkesine de aykırıdır.

Yukarda açıklanan nedenlerle yasanın iptali gerekeceğinden çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkanvekili

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Anayasa Mahkemesi, E. 1990/10, K. 1990/14, 21 Haziran 1990 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı- Yasa Metinleri
  5. A- İptali İstenen Yasa Kuralı
  6. B- Dayanılan Anayasa Kuralı
  7. Iv- İlk İnceleme
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. Karşıoy
  10. Gerekçesi
  11. Darıcıoğlu
  12. Aliefendioğlu
  13. Gönül
  14. Şahin
  15. Akdoğanlı
  16. Pekel
  17. Tüzün
  18. N. Sezer
  19. Cansel
  20. Özatakan
  21. Karşıoy
  22. Gerekçesi
  23. I- 1961 Anayasası'nın Mülkiyet hakkını düzenleyen 36. maddesi 1982
  24. II- İtiraz konusu kuralın biran için mülkiyet hakkını ortadan
  25. N. Sezer
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1990/10
Karar No
1990/14
Tarih
21 Haziran 1990

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1990/9 K.1990/13
  • AYM Norm Denetimi E.1990/7 K.1990/11
  • AYM Norm Denetimi E.1990/8 K.1990/12
  • AYM Norm Denetimi E.1990/6 K.1990/17
  • AYM Norm Denetimi E.1990/21 K.1990/15
  • AYM Norm Denetimi E.1990/24 K.1990/16

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.