İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1990/40 K.1991/33

Usulü Kanunu'nda değişiklik yapan 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle getirilen "Ek 3. madde"nin Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu savıyla iptali istemidir.

Esas1990/40Karar1991/33Tarih1 Ekim 1991Okuma15 dk · 3.033 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
1 Ekim 1991
Esas Sayısı
1990/40
Karar Sayısı
1991/33
Karar Günü
1.10.1991
R.G. Tarih-Sayı
07.02.1992-21135
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul 2 nolu İdare Mahkemesi
İtirazın konusu
6.1.1982 tarih ye 2577 sayılı İdari Yargılama
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.033 kelime·15 dk okuma·8 bölüm

Usulü Kanunu'nda değişiklik yapan 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle getirilen "Ek 3. madde"nin Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Davacının maliki bulunduğu deri fabrikasının çevreyi bozucu ve kirletici madde döktüğü ileri sürülerek, İstanbul ili Eyüp ilçesi Belediye Başkanlığı tarafından 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 15. maddesinin (a) fıkrası uyarınca verilen para cezasına karşı yapılan itiraz üzerine; İstanbul 2nolu İdare Mahkemesi, olayda uygulanacak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesi ile eklenen "ek 3. madde"nin Anayasa'ya a aykırı olduğu kanısına vararak iptali istemi ile doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A. İptali İstenen Yasa Kuralı

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda değişiklik yapan 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle getirilen ek madde aynen şöyledir :

Ek Madde 3- (Ek: 10.4.1990-3622/26) Kanunlarda, bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri nezdinde itiraz edilebileceği belirtilen işlemlere karşı ilgiler tarafından işlemin tebliğinden itibaren .7 gün içinde bu Kanunun yetki kurallarına göre davaya bakmaya yetkili olan idari yargı merciine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece tesis edilen işlensin yerine getirilmesin' durdurmaz. İtiraz halinde mahkemece evrak üzerinde inceleme yapılarak itirazın mahkeme kayıtlarına intikal tarihinden itibaren en geç bir ay içinde karar verilir. İtiraz üzerine mahkemece verilen kararlar kesirı olup, bu kararlara karşı herhangi bir kanun yoluna başvurulamaz.

Kanunlardaki özel hükümler saklıdır." B- Dayanılan Anayasa Kuralları:

1. "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

2. "Madde 36.- Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçı-namaz."

3. "Madde 125.- İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Cumhurbaşkanının tek. başına yapacağı işlemler ve Yüksek Askeri Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirim tarihinden başlar.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi; İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Haşim KILIÇ'ın katılmalarıyla 3.1.1991 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından isin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen yasa kuralı ile itiraza dayanak yapılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anayasa'ya Aykırılık Sorunu:

idari Yargılama Usulü Yasası'na 3622 sayılı Yasa ile eklenen "ek 3. madde" yönetimin hukuka ve yasalara aykırı işlemlerini kaldırarak hukuka bağlılığı sağlamak ve hukuk düzenini korumak amacıyla kabul edilen iptal davalarında uygulanan yöntemin dışında ayrı bir yargı yolunu öngörmektedir.

Böylece Yasakoyucu kimi idari işlemlerin yargısal denetimini sağlamak için yargı mercilerine doğrudan başvuru yolu olan "itiraz" kurumunu getirmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme ile yasalarda itiraza ilişkin özel kural bulunmayan durumlarda bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine itiraz edilebilecek işlemlere karşı ek 3. maddedeki yöntem izlenecektir.

Yöntem kuralları, maddi hukukun uygulanmasını sağlayan araçlardır. Yargı çalışmalarıyla ilgili yöntem hükümleri bu alandaki çalışma ve ilişkileri düzenledikleri için başlı başına bir hukuk dalı oluşturmakta, bu bakımdan salt bir biçim ve araç sayılmamaktadırlar. Yargılamanın işlerliği ve etkinliği yöntem kurallarıyla geçerli olmaktadır.

Bu önemi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yargılama yöntemlerinin yasayla düzenleneceğini öngörmekte, bu alanlarda takdiri yasama organına bırakmaktaysa da Yasakoyucu, bu konuda tam bir takdir ve seçim yetkisine sahip olmayıp, Anayasa'nın konuya ilişkin öbür kurallarına uymak zorundadır.

Ek 3. maddeye göre, yasa, kimi idari işlemler için idari yargı mercilerine "itiraz" edilebileceğini belirtmişse, yani itiraz yolunu açmışsa, ek 3. madde uygulanarak iptal davaları için öngörülenden çok daha kısa sürede yargı yerine başvurulacaktır. Hâkim, evrakın mahkeme kayıtlarına geçmesinden başlayarak bir ay içinde ve evrak üzerinde inceleme yaparak uyuşmazlığı sonuçlandıracak, bu karara karşı kanun yolları da kapalı bulunacaktır.

Hukukumuzda, idari işlemlerin yargısal denetiminde en etkili bir yol olan iptal davası türü varken, bu kez öngörülen biçimiyle itiraz kurumunun, denetlenebilecek idari işlemin özelliklerini, parasal değerini belirlemeksizin ya da bu yolu haklı gösterecek hiç bir gerekçe gösterilmeksizin, genelleştirilerek getirilmesi Anayasa'nın öngördüğü yargı denetimini kısıtlayıcı niteliktedir.

Çünkü, bu "itiraz" yöntemi kimi idari işlemlere karşı yargılamaya hız kazandırmak amacıyla getirilmiş olması, uyuşmazlığın niteliğiyle incelemenin ayrıntılarının ve koşullarının gözardı edilmesini gerektiremez.

iptal davasına konu olabilecek idari işlemlere karşı "itiraz" yolunun bu biçimde açılması durumunda, kamu yararı ile kişi yaran arasında korunması gereken hassas denge bozulacağı gibi, hak arama özgürlüğü, idarenin yargısal denetimi, yargı güvencesi, mahkemelerin bağımsızlığı ve giderek hukuk devleti ilkesinin de zedeleneceği açıktır.

Kaldı ki, idari yargıda kimi iptal ve tam yargı davaları için

basit ve hızlı bir yargılama yöntemi zaten vardır. 2576 sayılı Yasa'nın

"Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin

Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun"un 7. maddesi böyle bir hükmü

içermekte, konusu iki milyon lirayı geçmeyen kimi davaların idare ve vergi mahkemelerinde

tek hâkimle çözümleneceğini öngörmektedir. Ancak yargılama, iptal davalarında

uygulanan yönteme göre yapılmakta, 2577 sayılı Usul Yasası'nda ise, bu tür

kararlara "itiraz" yasa yolu açılarak (m. 45) temyiz edilemeyecekleri

belirtilmektedir (m. 47). Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, ek 3. maddede

kapsam ve sınır gösterilmeyerek hukuk devletinin gerektirdiği belirginlik

karşılanmamış olduğundan, amaç-araç ilişkisini denetlemek güçleşmekledir.

Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti niteliği taşıdığını vurgularken, "devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetimi demokrasinin "olmazsa olmaz" öğesidir. Yasama organının kimi işlemleri de yargı denetimi içinde bulunduğundan, bu Yasa'da yukarıda açıklanan belirginliğin bulunması denetim yönünden zorunludur.

Ek 3. maddede böyle bir açıklık bulunmadığına ve ölçüt yalnızca "Kanunlarda bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde itiraz edilebileceği belirtilen işlemler" olarak belirsiz biçimde anılarak yasa'ya bırakılacağına ve yapılacak başvurularda yargı yeri bu yöntemi uygulayacağına göre, bu madde Anayasa bakımından kimi sakıncalar taşımaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, iptal davası yolu ile denetlenmesi

gereken idari işlemlere karşı yasalara belirsiz biçimde "itiraz

edilebileceği" hükmü konularak bu yöntemin uygulanması durumunda, itiraz

yolunu öngören o yasaların da anayasal denetimi son derece güçleşecektir. Çünkü

ek 3. madde, böyle basit bir yargılama yönteminin hangi tür ya dakonuya ilişkin

idari işlemler getirildiğini belirtmemektedir. Böylece "itiraz"

yolunun genelleştirilmesi "iptal davası" yolunun giderek

kullanılmaması olasılığını getirecektir. O halde, bu düzenleniş biçimine göre;

Yasakoyucu herhangi bir idari işlem içinyasalara "itiraz edilebilir"

kandını koyarak yöntemin uygulanmasını öngörebilecektir. İşte bu noktada

Anayasa'ya açık aykırılıkların oluştuğu görülmektedir.

Hukuk devletinin başlıca amacı, kamu gücü karşısında kişinin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu âmâca ulaşabilmek için kullanılan araçlar aynı zamanda hukuk devleti kavramının öğeleridir. Bunlardan en önemlileri, devletin değişik işlevlerinin ayrı organlar eliyle gördürülmesi anlamına gelen "kuvvetler ayrılığı" ilkesi bağlamında idarenin hukuka bağlılığı ile zarar verici işlem ve eylemlerinden sorumlu tutulması ve yargı güvencesidir. Hukuk devletinde, yönetimin tüm eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu zorunludur. Bu nedenle hukuk devletinin vazgeçilmez koşullarından birisi, "idarenin yargısal denetimi" dir.

Yönetsel işlemlerin hukuka uygunluğunun denetiminde iptal davası yolu asıldır. İptal davaları, kişilerin kendi yararlarına sonuç almalarını amaçlamakla birlikte genelde hukuka uygunluğu sağlayarak kamu yararını gerçekleştirir.

Yönetimin yargısal denetiminde iptal davası yanında yeni bir tür "itiraz" kurumunun kapsam- belirtilmeden de idari işlemler için öngörülmesi, hak arama özgürlüğü, yargı denetimi ve yargı güvencesini etkisiz kılar ve giderek hukuk devletinin özüne aykırı düşen bir durum yaratır.

"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" kuralıyla Anayasa'nın amaçladığı, etkili bir yargısal denetimdir.

Yönetimin işlem ve eylemlerinin kişisel değerlendirmelere bırakılmaması için bunların yargı yoluyla somut ve etkili bir denetime bağlı tutulmaları zorunludur. Bu doğrultuda önde gelen araçlardan birisi iptal davasıdır. Yönetimin yasalara aykırı işlemlerinin somut yaptırımı sayılan iptal davaları, yetkili organ ya da kişilerin kişisel değerlendirmeleriyle doğacak sakıncaları,önler. İdari yargıda etkin denetim aracı olarak iptal davaları önde geldiğine, yöntemi de idari yargının özellikleri gözetilerek düzenlendiğine göre her türlü idari işlem için uygulanabilecek, koşulları ve kapsamı belirsiz yeni bir yöntem üzerinde önemledurmak, özellikle:

a) Mahkemelerde başvurma süresinin çok kısa tutulmasını,

b) İtiraz dilekçesinin karşı tarafa tebliğinden ve karşı tarafın cevabından hiç söz edilmeksizin incelemenin yalnızca evrak üzerinde yapılmasını;

c) İtirazın mahkeme kayıtlarına intikalinden itibaren en geç bir ay içinde mahkemenin kararını vermek zorunda bulunması;

d) Mahkemelerce verilen kararların kesin olması ve bunlara karşı kanun yollarına başvurulamaması; yolundaki itiraz konusu maddenin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir:

1- Ek 3. maddeye göre, idari yargı yerine başvurma süresi (7) gündür. Oysa, İdari Yargılama Usulü Yasası, idari işlemlere karşı dava açma süresi konusunda" Özel kanunlarda ayrı bir süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde. . . altmışgündür." kuralını koymuştur.

İdari yargıda dava açma süresi, pek çok incelemeye konu olan önemli bir sorundur. Bu salt bir yargı1ama yöntemi sorunu değildir.

Hukuk devleti niteliğinin en doğal gereği olan, hukuka uygunluğu sağlama, aykırılığı giderme için yararlanılan hak arama özgürlüğünün gerçekleşmesi, yaşama geçirilmesi koşullarından başlıcasıdır. Bunu kısaltarak, hak arama özgürlüğünü kısıtlayıp güçleştirmek toplumu ve bireyleri en sağlıklı güvence olan hukuk-yargı güvencesinden yoksun kılar. İptal davaları, hak arama özgürlüğünün kullanılış biçimlerinden biridir. Bunu anlamlı kılan öğelerden biri de süredir.

Bu nedenle, getirilen itiraz usulünde, yargıya başvurma süresinin iptal davaları için belirtilenden kısa tutulmasının haklı ve mantıklı olabilmesi ne tür idari işlemler için öngörüldüğünün bilinmesine bağlıdır. Ancak bu durumda, süre sınırlamasının "hukuk devleti", "yönetimin yargısal denetimi" ve "hak arama özgürlüğü" gibi ilkeler açısından Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılabilir.

İdarenin işlem ve kararlarına itiraz, 1608 sayılı "Umuru

Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkındaki Kanun"la getirilmiştir (Bu

hüküm bugün de geçerliğini korumakta., hattâ diğer yasalarda başka örnekleri de

bulunmaktadır). Buna göre yasa ve düzenlemelere uygun olarak belediyelerin

aldıkları bir takım kararlara aykırı davrananlara belediye encümenlerince

verilen elli liraya kadar hafif para cezası ve üç günden onbeş güne kadar

ticaret ve san'atı yapmaktan yasaklanma cezası ile belediye encümenlerinin

Yasa'da sayılan Türk Ceza Yasası hükümleri uyarınca verecekleri diğer cezalara

karşı sulh ceza mahkemelerine itiraz edilmektedir. Ancak, bu Yasalar belli

idari işlemlere karşı hem itiraz yolunu öngörmekte, hem de yöntemini

düzenlemektedir. Bu sınırlı yargılamanın hangitür idari işlemler için

öngörüldüğü, yani kapsam, nitelik ve sınırlar Yasa'da gösterilmiştir. Oysa ek

3. maddede bu kapsam ye nitelik belli değildir. Üstelik, yasalarda itiraz

edilebileceği belirtilen her idari işleme karşı bu yöntem uygulanabileceğinden,

bu düzenleme hak arama özgürlüğünü ölçüsüz bir biçimde sınırlandırıcı,

dolayısıyle yargısal denetimi kısıtlayıcı ve daraltıcı niteliktedir. Sınırlı

bir hak arama özgürlüğü, kısıtlı bir idari yargı ise hukuk devleti ilkesiyle

bağdaşmaz.

2- 3622 sayılı Yasa ile getirilen ek 3. maddede "İtiraz halinde mahkemece evrak üzerinde inceleme yapılarak itirazın mahkeme kayıtlatma-intikalinden itibaren en geç bir ay içinde bir karar verilir." denilmektedir. Görüldüğü gibi itiraz durumunda hâkim, incelemesini evrak üzerinde yapacak, iptal davalarına göre çok kısa bir sürede ve kesin olarak karar verecektir. Yargılama yöntemi, hak arama yollarının izlenmesi ve sonuç alınmasıyla ilgili kurallar dizinidir. Amaç, bu yönteme uyularak gerçekleşebilir.

Mahkemelerin yargılama yöntemlerinin yasayla düzenleneceğini

öngören Anayasa kuralı uyarınca Yasakoyucu yargılamanın duruşmalı ya da evrak

üzerinde yapılmasını belirleyebilir. Ancak Yasakoyucunun bu konudaki takdir

yetkisi, kişinin özgürlük alanını kamu gücü karşısında korumayı ana amaç edinen

hukuk devleti ilkesiyle sınırlıdır. Kaldıki, yargılama yöntemlerini, yargı

yerine ve uyuşmazlığın tür ve niteliğine göre, daha açık bir anlatımla konulan

olan davaların nitelik ve amaçlarına göre saptanır. Hukuk davalarında

tarafların istenci; ceza davalarında Mahkemenin serbestçe yürütülmesi ilke

iken, kamu yararı amacıyla yürütme ve yönetimin yasalara uygun davranarak

hukuka bağlılığını sağlayan idari davalarda yargı yerinin yönlendirdiği kendine

özgü yargılama yöntemi söz konusudur.

Yazılı olması, duruşmaların ayrılık oluşturması, hâkimin gerçeği ortaya çıkarmak için doğrudan araştırma yetkisine sahip bulunması, ülkemizde uygulanan idari yargılama yönteminin genel ilkelerindendir. Bu esas, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Yasası'nda yer almaktadır.

İdari yargılama yönteminin baskın niteliği yazılı yargılama biçimi

olmakla, birlikte, kimi davalarda karma bir yöntem uygulanmaktadır. 2577 sayılı

Yasa'nın 17. maddesine göre; "Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde

açılan iptal ve beş milyon lirayı aşan tam yargı davaları ile tarh edilen

vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezalan

toplamı beş milyon lirayı aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği

üzerine duruşma" yapılabilmektedir. Görülüyor ki, Yasakoyucu, dava

konusunun beş milyon lirayı aşması durumunda kişilere duruşma yapılmasını

istemek hakkım vermek gereğini duymuştur. Yargılama işlevinin özünü ve yapısını

oluşturan çekişme, idari yargılama yönteminde de bulunduğundan tüm sav ve

savunmalarınkarşı tarafa bildirilmesi ve yanıtını verme olanağının tanınması

zorunludur. Ayrıca idari yargılama yönteminde hâkimin doğrudan araştırma

yapması ilkedir. Bu, mahkemenin, davanın taraflarının ileri sürdükleri sav ve

savunmayla bağlı kalmaksızın, dava hakkında araştırmayı kendiliğinden yürütmesi

demektir. Yâni hâkim, aydınlanmasını istediği noktaları sorarak, dosyaları

getirecek, istediği kurum ve kurullardan ya da taraflardan gerekli gördüğü

konularda bilgi, belge ve yanıt isteyecektir.

Getirilen ek 3. maddede, itirazın mahkeme kayıtlarına geçirilmesinden başlayarak en geç bir ay içinde evrak üzerinde inceleme yapılarak bir karar verileceği yolundaki hükümle, tüm bu olanaklar kısıtlanmaktadır. Gerçi, 2577 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde de idari davaların engeç altı ayda-sonuçlanacağı yolunda bir yöntem ekonomisi hükmü yer almaktaysa da bu süre dosyaların "... tekemmül ettikleri tarihten itibaren ..." denilerek başlangıcıyla belirlenmiştir. Yani taraflara tebligat, cevabın alınması, cevaba, cevap ve hâkimingerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapıp dosyayı tamamlamasından sonra davanın belli bir sürede sonuçlandırılması öngörülmektedir.

Bu açıklamalar, ek 3. madde ile getirilen düzenlemede kapsam belli olmadığından, Anayasa'nın 36. maddesinde yeralan "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir" yolundaki ilkeye aykırı olarak yargısal denetim özelliklerinin yok edildiğini, bu hakkın gereksiz ölçüde sınırlanıp kısıtlandığını göstermektedir.

Davaların hızlandırılması amacıyla getirildiği anlaşılan ek 3.

madde, hangi tür idari işlemlere karşı yapılacak başvuruların bu sınırlı yargılamaya

bağlı olacağını belirtmemekte, bunun ölçülerini "kânunlarda itiraz

edilebileceği belirtilen işlemler" olarak genel, kapalı, sınırsız ve

belirsiz biçimde vermektedir. Böylece herhangi bir konuda yasa uyarınca

kurulacak işlemlere karşı idari yargı yerlerine itiraz edilebileceği yolunda

bir kural konularak tüm idari işlemlerin, daha doğrusu iptal davası yolu İle

denetlenmesi gereken işlemlerin de bu kapsama alınması sonucu doğabilecektir.

Bunun ise, yargısal denetimin etkilendiğini ortadan kaldırarak onu yalnızca

biçimsel bir denetim durumuna getireceği, kamu yararını korumaya elverişli

olmadığı ve "hukuk devleti" kavramı ile bağdaşmayacak sonuçlara yol

açma olasılığını taşıdığı açıkça ortadadır.

Yargı yetkisinin etkinliği, bu yetkinin "karar verme"

biçimindeki aracının özgürce kullanılmasına bağlıdır. Bu nedenle hukuk

devletinde hâkimin, hakka ve hukuka bağlılığı sağlamasına engel olacak bir

yönteme yer verilemeyeceği gibi, tersine ona hukuksal gerçeği saptayabilmesi

için geniş olanaklar verilmesi yoluna gidilmesi asıldır. Anayasa'nın

"Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna vehukuka uygun

olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." biçimindeki 138. madde

kuralının hâkimin hükmünü verebilmesi için ne gibi önlemler almak gerekli ise,

bunların tümünü içerdiği açıktır. Çünkü, yargı denetimi yalnızca bir

uyuşmazlığı çözümlemekle kalmayıp bir hakkın saptanması ve tanınması neyi

gerektiriyorsa bunları da kapsayan bir çalışmadır.

Dosya üzerinden inceleme, hızla sonuçlandırılması gereken işlere

özgü bir yöntem olarak yasalarımızda yer almakla birlikte, bu sınırlı

yargılamaya bağlı işlerin neler olduğunun belli edilmesi, hukuk devletinin

gerektirdiği belirginlik bakımından zorunludur. Ek 3. maddede ise hangi tür

idari işlemlerin bu usule bağlı olacağı belli olmadığından, yasalara

"itiraz edilebilir" sözcükleri konularak iptal davasıyolu ile

denetlenmesi gereken işlemler için de bu yöntem uygulanabileceğinden, çok kısa

süreler içinde temyiz olanağı bulunmayan ve hâkimi süre bakımından sınırlayan,

baskı altına alan bu itiraz yöntemi hak arama özgürlüğü, etkili yargı denetimi

ve yargı güvencesi kavramlarına ve sonunda da hukuk devleti ilkesine aykırı

düşmektedir.

3- Ek 3. madde ile getirilen bu düzenlemede ayrıca, itiraz üzerine

verilen karar kesin olup bunlara karşı üst yargı yolları da kapatılmış

bulunmaktadır. Böylece yargı güvencesi gerçek ve etkin kılan bir araç sayılan

yöntem amaca aykırı biçimde kullanılır duruma getirilmiştir. Yöntemin yargı

güvencesini etkin kılması için değişik sistemler Öngörülmüştür. Üst mahkemeler,

uzman, kurullar bunlardan kimileridir. Yasa yolları da bu kapsamda sayılabilir,

Yargılamanın gecikmesini önlemek için, tümüyle olmasa da kimi kurallar için bu

yolun izlenmesi yararlıdır. Anayasa Mahkemesi'nin kamu yararı gerektirdiğinde,

hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak sonuçlara yol arma olanak ve olasılığınaneden

olmadıkça kimi kararlara karşı yasa yollarına başvurmanın sınırlanıp

önlenebileceği konusundaki 20.1.1986 günlü. Esas 1985/23, Karar 1986/2 sayılı

kararında; "Adliye mahkemelerinin kimi karar ve hükümleri için Yargıtay

yolunun kapatılmasını öngören bir yasa kuralının hukuk devleti kavramıyla

bağdaşmayacak sonuçlara yol açma olanak ve olasılığını doğuran bir nitelik

arzetmedikçe bu kavramla çelişkiye düşüldüğünden söz edilemez.

İtiraz konusu kuralla, davaların süratlendirilmesi ve Yargıtay'ın yükünün bu ölçüde azaltılması amaçlanmıştır. Getirilen sınırlama, kamu yararına yönelik bulunmaktadır. Türk Parasının bugünkü satın alma gücü karşısında, yüzbin liralık kesinlik sınırının adalet duygusunu rencide edecek, dolayısıyla hukuk devleti ilkesini zedeleyebilecek ölçüye ulaştığını söylemek mümkün değildir." denilerek, toplum yönünden de bir güvence olan yasa yolunun sınırlandığı görülmektedir.

Mahkemelerce verilen ve miktar ve değeri yüzbin lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin mahkeme kararlarına yasa yolunu kapatan yasa kuralının adalet duygusunu sarsmayacağı ve hukuk devleti ilkesini zedelemeyeceği görüşü, büyük oranda para cezalarına ya da kişinin özlük hakları, imar, kamulaştırma ve benzer konulara ilişkin idari işlemlere karşı itirazüzerine verilecek kararlarda da geçerli sayılamaz.

Çünkü, ek 3. maddede itiraz, yöntemi uygulanacak işlemlerin neler olabileceği belli olmadığına, iptal davası yolu ile denetlenmesi gereken işlemlere de itirazla bu yöntemin uygulanması söz konusu olabileceğine göre hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açma olanak ve olasılığını taşıdığı açıkça ortadadır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın yukarıda yollama ve alıntı yapılan Anayasa Mahkemesi kararına konu olan 427. maddesinde alt ve üst sınır bellidir. İdari yöntemde yer almayan ve İdari Yargılama Usulü Yasası'nda dava türleri arasında sayılmayan "itiraz" da, hak arama özgürlüğünü sınırlandıracak ve yargısal denetimin boyutunu daraltacak yasayolu sınırlamasının hangi işlemlere ilişkin olduğunun belli edilmemiş olması hukuk devleti ilkesini zedeler niteliktedir.

Ek 3. maddenin, hangi işlemlere karşı yapılacak başvuruların bu sınırlı yargılamaya bağlı olduğunu belirtmemesi, bunun ölçülerinin "itiraz edilebilecek işlemler" olarak gösterilmek üzere yasalara bırakması, dolayısıyla herhangi bir konudaki bir kanuna "itiraz edilebilir" kaydı konularak iptal davası konusu olabilecek işlerlerin de bu kapsama alınabilmesi sonucunu doğurabilmesi, böylece idarenin yargısal denetimin etkinliğini ortadan kaldırması ve kişilere tanınan yargı güvencesinin anlamsızlaşmasına neden olması bakımlarından, hukuk devleti kavramı ila bağdaşmadığı açıktır.

Belirtilen nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa'nın 36., 125. ve 2. maddelerine aykırı olduğundan iptal edilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

6.1.1982 günlü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5.4.1990 günlü, 3622 sayılı Yasa'nın 26. maddesiyle değişik "Ek 3. maddesi' hin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

1.10.1991 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Yekta Güngör

ÖZDEN

Başkanvekili

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Mustafa GÖNÜL

Üye

Mustafa ŞAHİN

Üye

İhsan PEKEL

Üye

Selçuk TÜZÜN

Üye

Ahmet N. SEZER

Üye

Erol CANSEL

Üye

Yavuz

NAZAROĞLU

Üye Haşim KILIÇ Üye Yalçın ACARGÜN

Anayasa Mahkemesi, E. 1990/40, K. 1991/33, 1 Ekim 1991 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı- Yasa Metinleri
  5. A. İptali İstenen Yasa Kuralı
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Özden
  9. Aliefendioğlu
  10. Nazaroğlu
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1990/40
Karar No
1991/33
Tarih
1 Ekim 1991

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1991/34 K.1991/34
  • AYM Norm Denetimi E.1991/9 K.1991/36
  • AYM Norm Denetimi E.1991/36 K.1991/35
  • AYM Norm Denetimi E.1991/38 K.1991/38
  • AYM Norm Denetimi E.1991/39 K.1991/39
  • AYM Norm Denetimi E.1991/24 K.1991/40

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.