KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 25 Ekim 1994
- Esas Sayısı
- 1994/2
- Karar Sayısı
- 1994/76
- Karar Günü
- 25.10.1994
- R.G. Tarih-Sayı
- 28.04.1998-23326
- İtiraz yoluna başvuran
- 33. Mekanize Tugay Komutanlığı Askerî
Karar Metni
1.925 kelime·10 dk okuma·9 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 48. maddesinin (A) bendinin Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanık Astsubayın evlenmek vaadi ve mağdurenin kızlığını bozduğu savıyla eylemine uyan Askeri Ceza Yasası'nın152. maddesi gereğince cezalandırılması için hakkında açılan kamu davasında, mağdurenin şikâyetinden vazgeçmesine karşın, Askeri Ceza Yasası'nın 48/A maddesi gereğince davanın düşmesine karar verilmeyerek yargılamaya devam olunması üzerine Savcı, Askeri Ceza Yasası'nın bu hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu savında bulunmuş; savı ciddi bulan mahkeme sözkonusu kuralın iptali istemiyle başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Askeri Ceza Kanunu'nun 48. maddesinin (A) bendi şöyledir:
"A) Askerî suçların takibi şikâyete bağlı değildir"
B- İlgili Yasa Kuralları
İlgili Yasa Kuralları Şunlardır :
1- Askeri Ceza Kanunu ;
"Madde 152.- 1. Irza ve iffete tecavüz eden askerî şahıslar hakkında Türk Ceza Kanununun sekizinci babında yazılı cezalar tatbik olunur.
2. Birinci fıkrada yazılı fiiller emirleri altında bulunanlara karşı yapılırsa kanunen muayyen olan ceza, Türk Ceza Kanununun 417 nci maddesi mucibince yarıya kadar arttırılır."
2- Türk Ceza Kanunu ;
"Madde 423.-(Değişik: 8/6/1933 - 2275/1 md.)
Her kim onbeş yaşını dolduran bir kızı alacağım diye kandırıp kızlığını bozarsa altı aydan iki seneye kadar hapsolunur.
Evlenme vukuu halinde dâva ve ceza tecil olunur. Şu kadar ki beş sene içinde koca aleyhine boşanmaya hükmolunursa hukuku âmme dâvası avdet eder ve evvelce ceza hükmolunmuşsa çektirilir."
C- Dayanılan Anayasa Kuralı
"MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Yekta Güngör ÖZDEN, Güven DİNÇER, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Ali HÜNER ve Lütfi F. TUNCEL'in katılmalarıyla 3.2.1994 gününde yapılan toplantıda, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, sınırlama sorununun bu evrede ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen Yasa kuralları ile aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Başvuran mahkemenin bakmakta olduğu dava, evlenmek vaadiyle kızlık bozma suçuna ilişkindir. Askeri Ceza Yasası'nın 48. maddesinin (A) bendinde, "askerî suçların takibi şikâyete bağlı değildir" denilmektedir.
Askeri Ceza Yasası'nın 1. maddesinde askerî suçlar, askerî cürüm ve kabahatler olarak ikiye ayrılmakta; Yasa'da, ölüm, ağır hapis ve hapis cezaları öngörülen suçlar, cürüm; kısa hapis cezası öngörülen suçlar ise, kabahat olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca Disiplin Mahkemeleri Yasası'nın 41. maddesinde disiplin suçları, "bu kanunun oda hapsi veya göz hapsi ile cezalandırdığı eylemler" olarak gösterilmektedir. Görüldüğü gibi askerî suçlar, askerî cürüm,askerî kabahat ve disiplin suçları diye üçe ayrılmaktadır.
Öğretide ve yerleşik uygulamada askerî suçlar, "sırf askerî suçlar ve benzer askerî suçlar" diye ikiye ayrılmaktadır.
Sırf askerî suçlar; bir asker kişi tarafından askerî bir hizmet
veya görevin ihlâli sureti ile işlenip de bu sıfatı taşımayan kimseler
tarafından işlenmesine olanak bulunmayan ve genel ceza yasasında ne kısmen ne
de tamamen öngörülmeyen suçlardır. Bu tanımlamaya göre, sözü edilen suç tipinin
belirleyici öğeleri;failin asker kişi olmasında, suçun unsurlarının yalnız
Askeri Ceza Yasası'nda yer almasında ve başka bir yasada suç olarak
öngörülmemiş bulunmasında ve suçu oluşturan eylemin askerî bir hizmet ve
görevin ihlâline yol açmasında toplanmaktadır. Askerlerle, yasaların asker kişi
saydığı öteki kişiler tarafından işlenebilen, fakat asker olmayan kişiler
tarafından işlenemeyen sırf askerî suçlar konumuzun dışında kaldığından,
incelemenin askerî suç benzerleri üzerinde yapılması gerekir.
Benzer askerî suçlar ise, asker olmayan kimseler tarafından da
işlenmesine olanak bulunup, askerî bir yararı korumak amacını güden, bütün veya
bir kısım unsurları ile genel ceza yasalarında öngörülen ve askerî ceza
yasaları tarafından ayrıca belirtilen veya yapılan gönderme dolayısıyla bu
yasaların uygulama alanı içine alınan suçlardır. Buna göre, askerî suç
benzerlerinin failleri de kural olarak asker kişilerdir. Askerî suç benzeri
olan suçların asker olmayan kişilerce işlenmesi durumunda, suçun askerî suç
sayılabilmesi, ancak o suçun yasalarda açıkça belirtilmiş bulunmasına bağlıdır.
Askerî suç benzerlerinin temel öğeleri; askerî bir yararı korumak amacı gütmesi
ve Askeri Ceza Yasası'nda öngörülmüş veya bu Yasa'nın genel ceza yasasına açık
göndermede bulunmuş olması biçiminde gösterilebilir. O halde, askerî suç
kavramı içinde yer alan sırf askerî suçlar ile askerî suç benzerlerinde, askerî
yarar ve gereklerin korunması asıl olduğuna göre, hem asker hem de asker
olmayan kişiler tarafından işlenebilen bu askerî suç türünün de özelliği kuşkusuz
askerî bir yararı korumak amacını gütmesidir.
Asker veya asker olmayan herhangi bir kişi tarafından işlenen suçun, askerî bir yararı ihlâl etmediği, dolayısıyla askerî nitelikten yoksun bulunduğu belirgin ise, suçun Askerî Ceza Yasası'nda açıkça yer almış olması onun askerî suç sayılmasına yetmeyecektir.
Başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak kural, Askeri Ceza Yasası'nın 152. maddesiyle göndermede bulunulan Türk Ceza Yasası'nın 423. maddesidir.
Mahkeme, bakmakta olduğu davada, Askeri Ceza Yasası'nın 48/A maddesini, sadece aynı Yasa'nın 152. maddesindeki yollama nedeniyle askerî suç vasfını kazanan ve Türk Ceza Yasası'nın 423. maddesindeki evlenmek vaadiyle kızlık bozma suçu yönünden uygulama durumundadır.
Bu nedenlerle, 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın iptali istenilen 48. maddesinin (A) bendinin öz yönünden incelenmesinin, bu Yasa'nın 423. maddesiyle sınırlı olarak yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuruda, Askeri Ceza Yasası'nın 48. maddesinin (A) bendindeki kural nedeniyle, aynı suçu işleyen asker ve sivil kişiler arasında suçun kovuşturulması yönünden ayrım yapıldığı, bu durumun ise Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
Askeri Ceza Yasası'nın 48. maddesinin itiraz konusu (A) bendi; "Askerî suçların takibi şikayete bağlı değildir" biçimindedir.
Kamu düzenini bozan ve suç sayılan eylemlerin kural olarak doğrudan kovuşturulması gerekir. Ancak, bazı suçların kovuşturulabilmesi,suçtan zarar görenin şikâyetine bağlı tutulmuştur. Bu durumun suçların doğrudan kovuşturulması kuralının istisnasını oluşturduğu kuşkusuzdur.
Kimi suçların kovuşturulabilmesini şikâyete bağlı kılan düzenlemelerin açıklanması konusunda öğretide tam bir birlik bulunmamaktadır. Genelde kamu yararı bulunmayan durumlarda, kovuşturmanın şikâyete bağlı olması görüşü ağırlık taşımaktadır. Askeri Ceza Yasası'nın 48. maddesinin itiraz konusu (A) bendindeki askerî suçların kovuşturulmasının şikâyete bağlı olmadığı yolundaki kuralın kamuyararının kişisel yararın üstünde tutularak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
"Kanun önünde eşitlik" başlıklı Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" denilmektedir.
Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarakdeğişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir.
Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumunda, Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. Eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmaktaysa ya da kamu yararı amacıyla yürürlüğe konulmuş ise, bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez.
Ancak, "Haklı neden" veya "kamu yararı"nın anlaşılabilir, amaçla ilgili, ölçülü ve adaletli olması gerekir. Getirilen düzenleme, herhangi bir biçimde, birbirini tamamlayan birbirini doğrulayan ve birbirini güçlendiren bu üç ölçütten birine uymuyorsa, eşitlik ilkesine aykırı bir yön vardır, denebilir. Çünkü, eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmamakta ya da kamu yararı amacıyla yürürlüğe konulmamış olmaktadır.
Türk Ceza Yasası'nın 423. maddesindeki suçu işlediği iddia edilen asker kişi ile sivil kişilerin aynı hukuksal durumda olmadıkları açıktır. Asker kişilerde aranan nitelikler ve askerlik mesleğinin özellikleri nedeniyle, aynı suçu işleyen asker kişi ile, sivil kişi farklı hukuksal konumdadır. Bu nedenle, aynı suç için değişik kurallar öngörülmesi eşitlik ilkesini zedelemez.
Yasakoyucunun, suçun önemini, ağırlığını ve çevredeki tepkilerini göz önünde tutarak askerliğin saygınlık ve onuruna yönelik bir eylemin, ağırlığı ile orantılı olarak kovuşturulması için şikâyet koşulu aramaması kamu yararı amacına dayanmaktadır. Aslında, tüm askerî suçları cezalandırmada korunan kamu yararı, kişisel yarara üstün tutulmuştur. Bu nedenle de askerî suçların kovuşturulması şikâyete bağlı tutulmamıştır.
Bu durumda, eşitliği bozduğu ileri sürülen kural; kamu yararı ve haklı nedene dayandığından Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır. İtirazın reddi gerekir.
EK
GEREKÇE YAZISI
İptal isteminin reddiyle sonuçlanan kararın, ayrıca aşağıdaki gerekçeye de dayanması gerektiği görüşümün nedenlerini açıklıyorum:
Askeri Ceza Yasası'nın 12.5.1941 günlü, 4026 sayılı Yasa ile değiştirilen 48. maddesinin (A) fıkrası, genelde askerî suçların izlenmesinin yakınmaya ve izlenmesinden vazgeçilmesinin de isteme bağlı olmadığını öngörmektedir. Bu ilke, askerlik hizmetinin gerekleri ve görevin niteliği yönünden, red kararında belirtildiği gibi, yerindedir.
Ancak, dâva konusu olay, asker ya da sivil herkesin
işleyebileceği, askerlik yönünden özelliği olmayan, çağın toplumsal yapısı ve
yaşam biçimleri gözetildiğinde askerî suç sayılmasını gerektirmeyen bir
eylemdir. Dâvaya bakan Mahkeme'nin temelde uygulayacağı kuralTürk Ceza
Yasası'nın 8. Babı'na yollama (gönderme) yapan Askeri Ceza Yasası'nın 152.
maddesidir. Gönderme yöntemiyle askerî suç sayılarak askerî mahkemelerden
yargılanma durumunun bu eylemi kapsaması kanımca doğru değildir. Hangi eylemin
asgarî suç sayılıpsayılmayacağı yasalarla belirlenerek yasama organının
takdirindeyse de yasama organı bu takdirini, hukukun evrensel ilkelerini,
uluslararası antlaşmalarla uymak zorunda olduğumuz kuralları, anayasal
gerekleri ve bir tür hukukun yazılı olmayan kuralları durumuna gelmiş yaşam
biçimlerini gözardı ederek kullanamaz. Askeri Ceza Yasası'nın 152. maddesinin
yollama yaptıklarından dâva konusu eylem, evlenme sözü verilerek kız kaçırmaya
ilişkindir. Bu eylem, askerî giysi, askerlikte görev olanakları içinde bulunanaraç-gereç
kullanılarak, görev sırasında ve askerî bölgede olmamıştır. Asker olmayan
yurttaşların da işleyebileceği bu suçun asker olmak nedeniyle işlenmesinin özel
bir ağırlık duyurması sözkonusu değildir. Görevlerinin özelliği, can adanarak
yapılan hizmet, silâhlı kuvvetlerin tarihsel yerinin ve onurlu düzeyinin
tartışmasız benimsenmesini gerektirir. İlgililerin özel yaşamlarında da bağlı
bulundukları kuruma söz getirmeyecek özen ve duyarlığı göstermesi beklenir. Bu
tutum, sivil kesimin kimi görevlileri,giderek her yurttaş için sözkonusudur.
Ahlâkî yönden beğenilir tutumda olmak her yurttaş için kişilik koşulu olarak
aranabilir. Ne varki, evlenme sözü vererek işlenen suçlarda bu ölçülere ters
düşmeyen doğal, kişisel, insan olmaktan kaynaklanan nedenler bulunabilir. Bu
tür suçları işleyenleri salt asker olduğu için askerî mahkemelerde yargılamak,
askerleri sivillerden ayırarak zararlarına yol açacak uygulamalar bağlı tutmak
yanında, genel mahkemelerin görev alanına giren konulara da el atmak
sayılabilir. Gönderme ile askerî suç sayılmış, bu niteliğiyle de vazgeçmeyle
düşmek yolu kapatılmıştır. Sivil bir yurttaş için açık olan bu yol, sivil
elbiseyle, evinde ya da askerî bölgeler dışında bir yerde de işlense askerî suç
sayılarak ikileme gidilmiştir. Askeri Ceza Yasası'nın 152. maddesi, günün
koşullarına uygun içerikte yeniden düzenlenebilir. Eylem, niteliği nedeniyle,
sivil yargıda incelenmeli, sanık askerse yaptırımın ağırlaştırılması
düşünülebilmelidir. Olsa olsa bu biçimde bir çözümle askerî yargının alanıdaraltılarak
hem iş yoğunluğu önlenebilir, hem daha demokratik bir yol izlenmiş olur.
"Yasa suç sayıyor" görüşüyle askerî suç saymakta direnilmesi, bu
yöntemden vazgeçilmemesi Anayasa'ya aykırılık savını hattâ Anayasa yargısını
gereksiz kılar. Bu yol giderek, boşanma dâvalarının bile askerî mahkemelerde
görülmesini sakıncasız saydırabilir. Askeri Ceza Yasası'na bu madde konulmasa
da bu suçlar kovuşturmasız kalacak değildir. Yasa'nın 48/A maddesi, başka
askerî suçlar için yararlı ve zorunlu olabilir ama incelenmekte olan eylem
yönünden gerekliliği savunulamaz. Bu çelişkinin kaldırılması 152. maddenin
yenilenmesine bağlıdır. Kimi görevsel koşullar oluşmadan, yollama yöntemiyle
askerî suç sayma, evlenme sözü verilerek işlenen suçun doğası ve niteliği
yönünden,hukuksallığa uygun düşmemektedir. Bu nedenle doğan ikilem, anayasal
bir çelişki olmaktan ötede aykırılık olarak ortaya çıkmaktadır. Sivil yargı
yanında özel bir alan olan askerî yargıyı genişletmek demokrasinin yapısına
uygun düşmemektedir.
İptal oyum bu gerekçeyi de içermektedir. 25.10.1994
Başkan
Yekta Güngör
ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Mustafa BUMİN
Üye
SacitADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Lütfi F.
TUNCEL
Başkan Yekta · Güngör ÖZDEN
Anayasa Mahkemesi, E. 1994/2, K. 1994/76, 25 Ekim 1994 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası