İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2001/478 K.2004/38

Resmi Gazete tarih/sayı: 11.11.2004/25640

Esas2001/478Karar2004/38Tarih25 Mart 2004Okuma18 dk · 3.524 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Mart 2004
Esas Sayısı
2001/478
Karar Sayısı
2004/38
Karar Günü
25.3.2004
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.524 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı: 11.11.2004/25640

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Kiraz Asliye Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin son fıkrası ve 430. maddesinin ikinci fıkrası ile bu kurallar yönünden 434. maddesinin Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 12., 17., 20. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Sanık hakkında evlenmek maksadıyla reşit olmayan mağdureyi rızasıyla kaçırmak, birden fazla ırzına geçmek, kızlığını bozmak suçlarından açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu kuralları da içeren maddeleri şöyledir:

1- “Madde 416- Onbeş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına geçene veyahut akıl veya beden hastalığından veya kendi fiilinden başka bir sebepten veya kullandığı hileli vasıtalardan dolayı fiile mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili işleyen kimse yedi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

Yine bu suretle ırz ve namusa tasaiddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur.

Reşit olmayan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunanlar fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

2- “Madde 430- Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle reşit olmıyan bir kimseyi kaçırır veya bir yerde alıkorsa beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.

“Eğer reşit olmayan kimse, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmuş ise ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir.”

3- “Madde 434- Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.

Müruruzaman haddine kadar erkek tarafından haksız olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmaya hükmedilirse, takibat yenilenir. Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir.

Bu madde hükümleri 414,415 ve 416 ncı maddeler hakkında da caridir.

Evlenen maznun veya mahkum hakkında hukuku amme davasının veya cezanın tecilini müstelzim olan haller fiilde methali olanlar hakkında dava ve cezanın düşmesini müstelzimdir.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararında Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 12., 17., 20. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA'nın katılmalarıyla 20.12.2001 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta

oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname

kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü

aykırılık savının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa

Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin

Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve Mahkemenin

görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenilen kuralın da o davada

uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik

evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada

olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

Başvuran Mahkeme'nin bakmakta olduğu davanın konusu, sanığın reşit olmayan mağdureyi alıkoyması, onun rızasiyle cinsi münasebette bulunması ve sanıkla mağdurenin daha sonra evlenmeleri olduğundan, Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin davada uygulayacağı kural değildir. Bu nedenle, bu bölüme ilişkin itiraz başvurusunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine, dosyada eksiklik bulunmadığından Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü, 430. maddesinin ikinci ve 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve Kapsamları

İtiraz konusu kurallar, Türk Ceza Kanunu'nun “Adabı Umumiye ve

Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler” başlıklı sekizinci babında düzenlenmiştir.

Bunlardan “Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz

Edenler” başlıklı birinci fasılda yer alan 416. maddenin üçüncü fıkrasında,

reşit olmayan bir kimse ile rızasıyla cinsi münasebette bulunmak; “Kız ve Kadın

ve Erkek Kaçırmak” başlıklı ikinci fasılda yer alan 430. maddenin ikinci

fıkrasında, reşit olmayan bir kimsenin, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile

olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kaçırılması

veya bir yerde alıkonulması; yaptırıma bağlanmış, aynı fasıldaki 434.

maddesinde de evlenme vukuunda koca hakkındaki kamu davasının ve hüküm verilmiş

ise cezanın çektirilmesinin ertelenmesi ile ilgili esaslara yer verilmiştir.

1- Türk Ceza Kanunu'nun 416. Maddesinin Üçüncü Fıkrası

Reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsel ilişkide bulunmak suçu; ırza geçme, ırz ve namusa tasaddi suçlarının düzenlendiği Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesine, 9.7.1953 günlü, 6123 sayılı Yasa ile eklenmiştir.

Genel olarak ırza geçme suçunu düzenleyen maddelerde failin cinsiyeti açıkça belirtilmemesine ve aykırı görüşlerin varlığına rağmen gerek öğreti ve gerek Yargıtay uygulamasında bu suçun failinin herhangi bir erkek kişi olabileceği kabul edilmekte ve kadınların erkeğin bu fiiline ancak asli veya fer'i fail olarak katılmasının olanaklı olduğu belirtilmektedir.

Bu suç tipinde mağdurun onbeş yaşını bitirmiş olması ve reşit bulunmaması gerekir. Maddede “bir kimse” denilmiş olduğundan suçun mağduru reşit olmayan kız veya erkek çocuklardır.

Maddede “ırza geçme” yerine “cinsi münasebet” tabiri kullanılmıştır. Bu nedenle suçun oluşabilmesi için mağdurun rızasının bulunması gerekir. Mağdurun rızası yoksa ve koşulları gerçekleşmişse maddenin ilk fıkrası uygulanacaktır.

2- Türk Ceza Kanunu'nun 430. Maddesinin İkinci Fıkrası

İtiraz konusu bu kural ile reşit olmayan kişilerin rızası ile kaçırılması veya alıkonulması eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.

Maddede fail tarif edilirken “her kim”, mağdur tarif edilirken de “bir kimseyi” denilmek suretiyle genel ifadeler kullanıldığından, her iki suç bakımından da suçun faili veya mağduru kadın veya erkek olabilir. Uygulamada, genel olarak failin erkek mağdurun da kadın olduğu gözlenmekte ise de, suçu işleyen bir erkek olabileceği gibi bir kadın da olabilir.

3- Türk Ceza Kanunu'nun 434. Maddesinin Birinci ve Üçüncü Fıkraları

Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesi, kaçırılan kız veya kadın ile sanık veya mahkûmlardan birisi arasında evlenmenin gerçekleşmiş olması halinde kamu davası veya hüküm verilmiş ise cezanın ertelenmesine ilişkin kurallar içermektedir. Bu madde hükümleri TCK.nun 414., 415. ve 416. maddeleri hakkında da uygulanmaktadır.

Evlenme halinde dava veya cezanın tecili, sadece maddede yazılı suçlarla sınırlıdır. Dolayısıyla inceleme konusu olan Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan kurallar, diğer inceleme konusu kurallar olan 416. maddenin üçüncü fıkrası ve 430. maddenin ikinci fıkrası bakımından da uygulanabilecektir.

B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

Başvuran Mahkeme, düzenleme konusu olan suçlara ilişkin olarak

yapılan yargılamalar sırasında aile mahremiyeti ve kişinin onuruna aykırı

soruşturmaların yapıldığını, reşit olmasalar bile sezgin küçüklerin Medeni

Kanun'un 16. maddesinin ikinci fıkrasına göre kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları

rızaya ihtiyaç olmaksızın kullanabileceklerini, buna göre bu durumda olan

küçüklerin kendi özgür iradeleri ile gerçekleşen eylemler nedeniyle bir

başkasına ceza verilemeyeceğini, itiraza konu Yasa maddelerinde sanığın sırf erkek

olması nedeniyle cezalandırılmasının öngörülmesinin eşitlik ilkesine uygun

olmadığını, bu nedenlerle itiraz konusu kuralların, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile

2., 10., 12., 17., 20. ve 41. maddelerine aykırı olduğunu belirterek iptalini

istemiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın bulunduğu bilincinde olan devlettir.

Anayasa'nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye

veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.

Bu kural, birbiri ile aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını,

ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda

olanlar için farklı düzenlemeler getirmek eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.

Anayasa'nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik olmayıp hukuksal

eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara

bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.

Ceza kanunları, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya

ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin genel durumu, sosyal, kültürel

yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri gözönüne alınarak

saptanacak ceza politikasına göre düzenlenir. Bu nedenle Yasakoyucunun, ceza

politikasını, öncelikle, Anayasa'nın 2. maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde

de temel amaç ve görevi belirtilen hukuk devletine ve anılan maddelerde yer

alan adalet ilkesine uygun olarak belirlemesi gerekir. Bu bağlamda, yasakoyucu,

cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı,

bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin

ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini

tamamlayan müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir.

Nitekim, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin ikinci fıkrasında

onbeş yaşını bitiren bir kimseye karşı cebir ve şiddet veya tehdit kullanılarak

ırz ve namusuna tasaddiye yönelik bir eylemde bulunulması yaptırıma bağlanmış

iken, onbeş yaşından büyük reşit olmayan kimsenin rızasıyla ona karşı yapılacak

bu tür eylemler için herhangi bir yaptırım öngörülmemiştir. Dolayısıyla,

önemsiz görülen tasaddi eylemi bakımından küçüğün rızasına itibar edildiği

halde, cinsel birleşme, kaçırma ve alıkoyma eylemlerinde itibar edilmemiştir.

Bu durumda yasakoyucunun, anılan eylemleri, yalnız taraflar arasında rıza ile

gerçekleşen bir olaydan ibaret görmediği, bunların toplumdaki etkilerini de

dikkate alarak Anayasa'nın 41. maddesi uyarınca aileyi ve küçükleri korumak

amacıyla suç olarak tanımlayıp yaptırıma bağladığı, böylece bu alandaki takdir

yetkisini kullanarak itiraz konusu düzenlemeleri yaptığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenlerle, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 2. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Genel olarak, suçları işleyenlerin kadın veya erkek olmasının

önemi yoktur. Kural bu olmakla beraber bazı suçlar vardır ki, bunları ancak

kadın işleyebilir, yine bazı suçlar bulunabilir ki, bunlar ancak bir kadına

karşı işlenebilir. Demek ki kadın için fail veya mağdur olma bakımından bazı

özelliklere rastlanabilmektedir. Başka bir deyişle, bazı fiillerin yaradılış

veya hukuk düzeni icabı kadın tarafından işlenemeyeceği, ancak erkek tarafından

işlenmesinin mümkün olduğu görülmektedir. İtiraz konusu kurallardan Türk Ceza

Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen reşit olmayan kimsenin

rızası ile cinsi münasebette bulunma suçu da bu niteliktedir. Dolayısıyla

buradaki ayırım kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve fiziksel farklılıklardan

kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, farklı konumda bulunanlara değişik kuralların uygulanmasına ilişkin itiraz konusu kuralda Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık yoktur.

Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM bu gerekçeye katılmamışlardır.

Kaçırma ve alıkoyma suçlarının kural olarak kadınlara, ancak reşit olmadığı takdirde erkeklere karşı işleneceği kabul edilmektedir. Zira, Türk Ceza Kanunu, 429. maddesinde “Her kim…reşit olan veya reşit kılınan bir kadını kaçırır veya bir yerde alıkorsa…” şeklinde bir ibareye yer verilirken, 430. maddede “kadın” deyimi yerine “reşit olmayan kimse” şeklinde bir ibareye yer verilmek suretiyle reşit olmayan kimsenin erkek veya kadın olması arasında fark gözetilmemiştir. Maddede fail de “her kim” olarak tanımlandığından, kaçırma ve alıkoyma suçlarında 430. maddenin uygulanması bakımından diğer koşullar da mevcutsa failin kadın olması olanaklıdır.

Bu nedenle, Türk Ceza Kanunu'nun 430. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrası yönünden incelendiğinde; bu suçun niteliği itibariyle yalnız erkekler tarafından işlenebilmesi ve dolayısıyla kadınlar hakkında uygulanma olanağı bulunmaması nedeniyle yasakoyucunun bu alandaki takdir yetkisini kullanarak evlenme halinde erkek hakkındaki kamu davasının ve hüküm verilmiş ise infazının ertelenmesine olanak sağlamasında Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık yoktur.

Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM bu görüşe katılmamışlardır.

Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci fıkrası, Türk Ceza Kanunu'nun 430. maddesinin ikinci fıkrası yönünden incelendiğinde; maddenin birinci fıkrasındaki, kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında kamu davasının ve hüküm verilmiş ise hükmün infazının erteleneceğine ilişkin düzenleme karşısında, failin kadın olması halinde davanın veya cezanın ertelenmesi söz konusu olamayacaktır. Oysa, kaçırma veya alıkoyma suçu erkekler tarafından olduğu gibi kadınlar tarafından da işlenebilir.

Bu durumda aynı suçu işleyen iki ayrı suç faili hakkında sırf cinsiyetlerinden dolayı ayırım yapılarak, maddede yer alan erteleme kurumundan erkek sanıkların yararlandırılmaları eşitlik ilkesine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.

Konunun Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 12., 17. ve 20. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

VI- SONUÇ

1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun:

A- 6123 sayılı Yasa ile değiştirilen 416. maddesinin üçüncü fıkrası ile 430. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B- 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 434. maddesinin;

1- Birinci fıkrasının,

a) 765 sayılı Yasa'nın 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b) 765 sayılı Yasa'nın 430. maddesinin ikinci fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- Üçüncü fıkrasının, 765 sayılı Yasa'nın 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

25.3.2004 gününde karar verildi.

KARŞIOY

GEREKÇESİ

İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, TCK'nun 416. maddesinin son fıkrası ile 430. maddesinin ikinci fıkrasının ve bu maddeler yönünden 434. maddesinin kadın,erkek eşitliğini ihlâl etmesi nedeniyle Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Anayasa'nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” denilerek cinsiyete dayalı ayırımcılık reddedilmiş, böylece kadın, erkek eşitliğini öngören bir anlayış benimsenmiştir.

Başvuran Mahkeme, TCK'nun 416. maddesinin “Reşit olmıyan bir kimse

ile rızasıyle cinsi münasebette bulunanlar fiil daha ağır cezayı müstelzim

bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile

cezalandırılır” biçimindeki son fıkrasının, failin erkek olmasını öngördüğünü

kabul ederek eşitlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Oysa, kural, bu

tür ayırıma olanak verecek bir anlatım içermemektedir. Konuya ilişkin

düzenlemenin amacı, reşit olmayan küçüklerin korunmasıdır. Bunlara sağlanmak

istenen hukuksal koruma bakımından kız ya da erkek olmalarının bir önemi

bulunmadığından, suçun da erkekler kadar kadınlar tarafından da

işlenebileceğinin kabulü gerekir. Kural, böyle yorumlanıp uygulandığında ise,

eşitlik ilkesinin ihlâl edildiğinden söz edilemez. Bu nedenle, failin ancak

erkek olabileceği, dolayısıyla farklı hukuksal konumlarda bulunanlara değişik

kuralların uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmadığı yolundaki

çoğunluk gerekçesine katılmak olanaklı değildir.

TCK'nun 416. maddesinin son fıkrasının uygulanmasında failin kadın veya erkek olabileceğinin kabulü, bu fıkra yönünden 434. maddenin kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesinin tecil olunacağına ilişkin ilk fıkra hükmünün de eşitlik ilkesine aykırılığı sonucunu doğurmaktadır. Çünkü bu fıkra, failin erkek olmasına göre düzenlenmiş, evlenme gerçekleştiğinde kocaya tanınan haklar kadına tanınmamıştır.

Bu durumda TCK'nun 434. maddesinin, bu madde hükümlerinin 414, 415 ve 416. maddeler hakkında da cari olduğunu öngören üçüncü fıkrası aynı gerekçeyle 416. maddenin incelenen üçüncü fıkrası yönünden eşitlik ilkesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle kararın, TCK'nun 416. maddesinin son fıkrasına ilişkin gerekçesi ile 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığı yolundaki görüşlere katılmıyoruz.

Başkan

Mustafa BUMİN

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

Tülay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Fazıl SAĞLAM

Üye

A. Necmi ÖZLER

KARŞIOY

YAZISI

Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının, aynı Kanun'un 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya uygunluk denetimiyle ilgili karşıoy gerekçesi.

Türk Ceza Kanunu'nun;

434. maddesinin;

Birinci fıkrasında, “Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.”

Üçüncü fıkrasında ise, “Bu madde hükümleri 414, 415 ve 416 ncı maddeleri hakkında da caridir.”

416. maddesinin;

Üçüncü fıkrasında da, “Reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunanlar, fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde, altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

denilmektedir.

Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yollama uyarınca, aynı maddede yer alan ertelemeye ilişkin birinci fıkra hükmü, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden de uygulanacaktır.

Yukarda açıklanan kurallar uyarınca, reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunma suçunu işleyen sanığın, mağdur ile evlenmesi durumunda koca hakkındaki kamu davası ve hüküm verilmişse cezanın çektirilmesi ertelenecek, ancak aynı suçu işleyen sanığın kadın olması ve mağdur ile evlenmesi durumunda, kadın hakkındaki kamu davası ertelenmeyecek ve hüküm verilmişse cezası çektirilecektir.

Buna göre de, aynı suçu işleyen kadın ve erkek arasında kanun önünde cinsiyet farkına dayanan bir ayrımcılık yapılmaktadır.

Bu ayrımcılık ise, 434. maddenin birinci fıkrasında yer alan,

“...kız veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme vukuunda

koca hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi

tecil olunur” şeklindeki düzenlemeden ve bu düzenlemede, kadın ve erkeğin

farklı yaradılışlarının doğal sonucu olarak bu tür suçların yalnızca erkekler

tarafından işlenebileceği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Oysa, 416. maddenin

üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsuru “Reşit olmayan bir kimse ile

rızası ile cinsi münasebette bulunanlar...” şeklinde tarif edilmiştir. Bu

tarifte, suç işleyen yönünden cinsiyet ayırımının yapılmamış olması, ırza

yönelik kimi suçların tarifinde kullanılan “ırzına geçen”, “ırzına geçerse”

gibi yalnızca erkek tarafından işlenebilen fiilleri vurguyla anlatan ibareler

yerine, cinsiyet ayırımını düşündürmeyen ve karşılıklı uygun iradeyi ifade

eden, “rıza ile cinsi münasebetten” söz edilmesi, anılan suçun kadınlar

tarafından da işlenebileceğinin kabul edilmesini gerektirmektedir. 416.

maddenin üçüncü fıkrasındaki suçun daha çok erkekler tarafından işleniyor

olmasını, bir kadının, reşit olmayan bir erkeğin rızasını (cinsel ilişkiye

girme yönündeki iradesini) bir şekilde elde ederek, onunla cinsi münasebette

bulunmasına mani olarak görmemek ve Yargıtay uygulamalarının da zaman içinde bu

paralelde değişebileceğinin imkan dahilinde olduğunu gözetmek gerekir.

Diğer yandan, bu tür suçların işlenmesiyle başlangıçta bozulan kamu düzeni sonradan yapılan evlenme ile yeniden tesis edilmiş ve yerini korunması gereken aile bütünlüğüne terk etmiştir. Erteleme müessesesi temelde aile bütünlüğünü korumak üzere tesis edildiği için, kadın ve erkek tarafından işlenebilen bu tür suçlarda cinsiyet ayırımı yapılarak farklı uygulamalara gidilmesi erteleme müessesesinin açıklanan amacına da ters düşer.

Açıklanan nedenlerle, reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunma suçunda erteleme yönünden cinsiyet ayırımı yapan ve kadın-erkek arasındaki eşitliği ihlal eden Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının 416. maddenin üçüncü fıkrası yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmadım.

Başkan

Mustafa BUMİN

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Tülay TUĞCU

KARŞIOY

YAZISI

Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesi ırza geçme ve ırz ve namusa tasaddi suçlarını düzenlemektedir. Bu maddenin 3. fıkrasında “Reşit olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunan, fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmek suretiyle anılan fiil de ırza geçme kapsamı içinde kabul edilmiştir.

Aynı kanunun 434. maddesinin 3. fıkrasında ise anılan maddenin 1. fıkrasında yer alan: “Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.” şeklindeki kuralın 416. madde için de geçerli olacağı belirtilmektedir.

Bu durumda 416. maddenin üçüncü fıkrasındaki suçu işleyenin bir kadın olması halinde, 434. maddede yalnızca “koca hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.” denildiği için kadın açısından tecil söz konusu olmamakta, kadının cezasını çekmesi gerekmektedir.

Burada söz konusu olan açık eşitsizlik çoğunluk kararında 416/3. maddede öngörülen suçun yalnızca erkek tarafından işlenebileceği, dolayısıyla buradaki ayırımın kadın ve erkek arasındaki fiziksel farklılıklardan kaynaklandığı gerekçesi ile karşılanmaya çalışılmıştır.

Bu yorum uygulamada yaygın olan anlayışı yansıtsa bile, maddenin

lafzı ile bağdaşmamaktadır. Çünkü 416. maddenin üçüncü fıkrasında suçun maddi

unsuru “Reşit olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunma” olarak

tanımlanmıştır. Bu tanımda suçun faili olarak cinsiyet ayırımı yapılmamıştır.

Oysa T.C.K.'nun 434/1. maddesinin 430/2. madde yönünden iptaline oybirliği ile

karar verilirken, 430/2. maddede “reşit olmayan bir kimse”nin

kaçırılmasından söz edildiği, bu nedenle failin hem erkek ve hem de kadın

olabileceği, buna karşılık tecil kuralının yalnızca erkek faile

uygulanabileceği, bunun salt cinsiyetten ötürü ayırım anlamına geleceği

gerekçesine dayanılmıştır. 416. maddede de cinsiyet ayırımı yapılmaksızın

“Reşit olmayan bir kimse ile rızasıyla cinsi münasebette bulunan”

denildiği halde, bu madde yönünden 434/1. maddeyi eşitlik ilkesine aykırı

görmemek açık bir çelişkidir.

Bu fiilin yalnızca bir erkek tarafından işlenebileceği varsayımı ise, bilimsel bir kanıta dayanmamakta, erkek-egemen bir dünya görüşünü ve toplum yaşamında yaygın olan olguyu yansıtmaktadır. Oysa anılan fiilin kadın tarafından işlenmesi çok istisnai bir durum olarak kabul edilse bile, kadının mağdurla evlenmesi halinde tecil kuralının ona uygulanmayacak olması, eşitlik ilkesinin ihlali için yeterli sayılmak gerekir.

Kaldı ki çoğunluk kararında da belirtildiği gibi burada öngörülen suç, küçüğün ve dolayısıyla onun sorumluluğunu üstlenmiş bulunan ailenin korunması amacına yöneliktir. Burada korunan temel değer, belli bir yaşın altındakileri korumak olduğuna göre, küçüğün korunma gereksinimi reşit olmayan kadın kadar reşit olmayan erkek için de geçerlidir.

İtiraza konu olan olayda fail ve mağdur sıfatını taşıyanların yaşlarının 18 yaşın altında olması ve mağdur olduğu varsayılan kadının ifadesinde, sanığı kaçırma eylemine zorlayanın aslında kendisi olduğunu, cinsel ilişkiyi de kendi isteği ile gerçekleştirdiğini açıkça belirtmesi, uygulamada yaygın görüşün yanlışlığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

Öte yandan ırza geçme suçlarında failin mağdurla evlenmesi halinde

kamu davasının ya da cezanın çektirilmesinin ertelenmesinde erkek ve kadın

ayırımının kaldırılması, anılan maddenin genel kapsamı açısında anayasaya aykırılık

sorununu tek başına çözmeye yeterli değildir. Ancak bu davada uygulanacak norm

nedeniyle incelemenin yalnızca “Reşit olmayan bir kimse ile rızasıyla cinsi

münasebette bulunma” ve “ reşit olmıyan kimseyi kendi rızası ile şehvet hissi

veya evlenme maksadiyle kaçırma veya alıkoyma” fiilleri ile sınırlı kalması, bu

suçların maddi tanımlarında cebir ve şiddetin yer almaması, aksine “rıza” unsuruna

ağırlık verilmiş olması, anayasal sorunun çözümü açısından 434. maddede kadın

erkek eşitliğinin sağlanmasını 416/3 ve 430/2. maddeler yönünden yeterli

kılmaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Açıklanan nedenlerle Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının 416. maddenin üçüncü fıkrası yönünden de iptali gerekirken, çoğunluk tarafından aksi yönde verilmiş bulunan karara katılmıyorum.

Üye Mehmet ERTEN Üye Fazıl SAĞLAM

Anayasa Mahkemesi, E. 2001/478, K. 2004/38, 25 Mart 2004 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu
  5. I- Olay
  6. Iıı- Yasa Metinleri
  7. Iv- İlk İnceleme
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. Vı- Sonuç
  10. Karşıoy
  11. Gerekçesi
  12. Kantarcıoğlu
  13. A. Necmi ÖZLER
  14. Karşıoy
  15. Yazısı
  16. Kantarcıoğlu
  17. Karşıoy
  18. Yazısı
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2001/478
Karar No
2004/38
Tarih
25 Mart 2004

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2001/390 K.2004/35
  • AYM Norm Denetimi E.2002/29 K.2004/43
  • AYM Norm Denetimi E.2002/92 K.2004/25
  • AYM Norm Denetimi E.2002/126 K.2004/27
  • AYM Norm Denetimi E.2000/83 K.2004/26
  • AYM Norm Denetimi E.2004/8 K.2004/28

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.