KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Kasım 2002
- Esas Sayısı
- 2001/79
- Karar Sayısı
- 2002/194
- Karar Günü
- 26.11.2002
Karar Metni
1.567 kelime·8 dk okuma·7 bölüm
Resmi Gazete tarih/sayı:12.04.2003/25077
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Kumluca Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 432. maddesinin, "...430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar..." bölümünün, Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanığın, pastanede buluştukları reşit olmayan mağdureyi iki saat süreyle ve rızasıyla alıkoyduğu, bu süre içinde mağdureye karşı herhangi bir şehevi davranışta bulunmaksızın aynı gün kendiliğinden Emniyet Müdürlüğüne getirerek teslim ettiğinden bahisle Türk Ceza Yasası'nın 430/2, 432, 433. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, Türk Ceza Yasası'nın 432. maddesinin "...430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar..." bölümünün, Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan mahkeme iptali için doğrudan başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu bölümü de içeren 432. maddesi şöyledir:
"Madde 432 - (Değişik: 11.6.1936 - 3038/1.md.) Yukarıki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa 429 uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, 430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, 431inci maddede yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezasile cezalandırılır."
B- İlgili Yasa Kuralı
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 432. maddesi ile göndermede bulunulan 430. maddesi şöyledir:
"Madde 430 - (Değişik: 9.7.1953 - 6123/1 md.) Her kim cebir, şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle reşit olmıyan bir kimseyi kaçırır veya bir yerde alıkorsa beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.
Eğer reşit olmıyan kimse cebir ve şiddet veya tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmuş ise ceza altı aydan üç seneye kadar hapistir."
C- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 10. maddesine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN'ın katılmalarıyla 20.2.2001 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anlam ve Kapsam
Kaçırma ve alıkoymaya ilişkin fiiller Türk Ceza Yasası'nın "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı sekizinci babının "Kız ve Kadın ve Erkek Kaçırmak" başlıklı ikinci faslında 429 ila 434. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Türk Ceza Yasası'nın 432. maddesinde, "Yukarıdaki
maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi
hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya
ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan
emniyetli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa 429 uncu maddede yazılı
halde bir aydan bir seneye kadar, 430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç
seneye kadar, 431 inci maddede yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis
cezası ile cezalandırılır" denilmektedir. Bu kuralla göndermede
bulunulan 430. madde ile reşit olmayan kişilerin kaçırılması veya alıkonulması
eylemleri yaptırıma bağlanmıştır. Maddenin birinci fıkrasında reşit
olmayanların cebir, şiddet veya tehdit veya hile ile, ikinci fıkrasında ise
rızası ile kaçırılması veya alıkonulması eylemleri düzenlenmiş ve eylemlerin
farklılığı gözetilerek de değişik cezalar öngörülmüştür.
Türk Ceza Kanunu'nun 432. maddesinde kaçırma ve alıkoyma suçlarında gönüllü vazgeçme hali düzenlenmektedir. Buna göre, kaçırma ve alıkoyma suçunun faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kendiliğinden kaçırdığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması olanaklı olan güvenli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa, bu madde ile yollamada bulunulan ve esas maddelerde yer alanlardan daha az ceza tayin edilecektir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, TCK'nun 432. maddesinin aynı
kanunun 430. maddesindeki halde daha az ceza öngören kısmının, reşit olmayan
mağdurun gerek zorla gerekse rızasıyla kaçırılması veya alıkonulması ve rıza
ile iade edilmesi hallerinin aynı tür ve miktarda yaptırıma bağlandığını, oysa
rızası ile iade olmaması durumunda, failin zorla kaçırma veya alıkoymasında beş
seneden on seneye, rızası ile kaçırma veya alıkoymasında ise, altı aydan üç
seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılmasının öngörüldüğünü, bir insanın
zorla kaçırılması ile rızasıyla götürülmesinin kamu düzenini aynı derecede
bozan fiiller olmadığını bu nedenle rıza ile kaçırma veya alıkoymadaki iade
durumunda daha az ceza öngörülmemesinin, Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan
eşitlik ilkesine aykırı bulunduğunu ileri sürmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebileceğinden, itiraz konusu kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen "Yasa önünde eşitlik
ilkesi" hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,
aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa
karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin
her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve
uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez.
Türk Ceza Kanunu'nun 430. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında belirtilen suçlar ve korudukları hukuki yarar farklı olup, bunları işleyenler aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından aralarında eşitlik ilkesi yönünden karşılaştırılma yapılması olanaklı değildir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Ceza kanunları, Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ceza hukukunun ana ilkeleri ile ülkenin genel durumu, sosyal ve ekonomik hayatın gereksinmeleri gözönüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre düzenlenir. Bu nedenle, Yasakoyucunun ceza politikasının öncelikle, Anayasa'nın 2. maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde de temel amaç ve görevleri belirtilen hukuk devleti ilkesine ve anılan maddelerde yer alan adalet ilkesine uygunluğunu gözetmesi gerekir. Ceza önlemiyle toplumsal barışı amaçlayan devlet, kimi suçların niteliği, işlenme biçimi ve kamu düzeni için yarattığı tehlikeyi gözeterek değişik cezalar uygulayabilir.
Anayasa'nın 38. maddesinde, kimsenin işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir eyleminden dolayı cezalandırılamayacağı,
kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır
bir ceza verilemeyeceği, cezalarla ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin
ancak kanunla konulabileceği, hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen
yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye
zorlanamayacağı, ceza sorumluluğunun şahsiliği gibi temel ceza ilkeleri
belirtilerek, bu ilkeler doğrultusunda ne gibi eylemlerin suç sayılacağının ve
bu suçlara ne miktar ceza verileceğinin ve hangi ceza tedbirlerinin ne yolda
uygulanacağının saptanması yasakoyucuya bırakılmıştır.
Yasaların kamu düzeninin kurulması ve korunması, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir.
İtiraz konusu kurala göre, mağduru rızası ile kaçıran veya
alıkoyan fail onu iade etse bile aynı ceza ile cezalandırılacak, oysa aynı
maddede düzenlenen ve eylemin cebir, şiddet, tehdit veya hile ile
gerçekleştirilmiş olan daha ağır halinde ise, mağdurun iade edilmesine bağlı
olarak daha az ceza uygulanacak ve cezanın türü hafifleyecektir. Bu durum,
hukuka ve cezalandırma ilkelerine aykırı düşmekte, yasakoyucunun mağduru
serbest bırakmayı ve faal nedameti özendirmeye yönelik gerçek arzusu ile de
çelişmekte ve fail bu konudaki lehe düzenlemeden yararlandırılmamış olmaktadır.
Suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi bozan düzenlemeler
yasakoyucunun takdir yetkisi içinde görülemeyeceğinden hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturur. Bu nedenle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
C- İptal Hükmünün Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, kanun
hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların
hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten
kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği
tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü
fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin 5. fıkrasında ise, Anayasa
Mahkemesi'nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğunu kamu düzenini
tehdit veya kamu yararını ihlal edici mahiyette görürse yukarıdaki fıkra
hükmünü uygulayacağı belirtilmiştir.
Türk Ceza Yasası'nın 432. maddesinin "...430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar,..." sözcüklerinin iptali sonucunda doğan hukuksal boşluk, kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yasakoyucunun buna ilişkin düzenlemeleri yapabilmesi için iptal kararının Resmî Gazete'de yayımından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır.
KANTARCIOĞLU
Üye Aysel PEKİNER Üye Ertuğrul ERSOY Üye Tülay TUĞCU Üye Ahmet AKYALÇIN Üye Enis TUNGA Üye Mehmet ERTEN
Anayasa Mahkemesi, E. 2001/79, K. 2002/194, 26 Kasım 2002 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası