KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 31 Ocak 2007
- Esas Sayısı
- 2004/31
- Karar Sayısı
- 2007/11
- Resmi Gazete Tarih-Sayısı
- 18.05.2007-26526
- İtiraz yoluna başvuran
- Adana 8. Asliye Ceza
Karar Metni
2.448 kelime·12 dk okuma·16 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 4369 sayılı Yasa ile değiştirilen 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir.) … hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur” bölümünün, Anayasa'nın 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
İhtara rağmen, 2001 yılına ait defterlerini incelenmek üzere vergi dairesine ibraz etmeyen sanık hakkında 213 sayılı Yasa'nın 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca cezalandırılması için açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359. maddesinin itiraz konusu hükmü de kapsayan (a) bendi şöyledir.
“a) Vergi Kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;
1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir.) veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir.)
Hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
Hükmolunan hapis cezasının para cezasına çevrilmesinde, hapis cezasının her bir günü için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için (…) yürürlükte bulunan asgari ücretin bir aylık brüt tutarının yarısı esas alınır ve hükmolunan bu para cezası ertelenemez.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasa'nın 38. maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A.Necmi ÖZLER'in katılımlarıyla 5.5.2004 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Vergi mükellefi olan sanığın, 2001 yılı defterlerini incelenmek üzere vergi dairesine ibraz etmemesi edeniyle 213 sayılı Yasa'nın 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmıştır.
Başvuran mahkeme, 359. maddenin (a) bendinin 2 numaralı alt bendinde yer alan vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri gizlemek eyleminin suç olarak kabul edilmesini Anayasa'ya aykırı bularak iptali için başvurmuştur.
Dava konusu olay 2001 yılına ait defterleri incelenmek üzere istenmesine rağmen ibraz etmemek suretiyle gizlemektir. Bu nedenle 4.1.1961 günlü, 213 sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun 4369 sayılı Yasa ile değiştirilen 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir.) …hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.” bölümüne ilişkin incelemenin “defterler” yönünden sınırlı olarak yapılması gerekmiştir.
B- Kuralın Anlam Ve Kapsamı
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun Kaçakçılık Suçları ve Cezaları Başlıklı 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendinde, Vergi Kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan, defter, kayıt ve belgeleri, “tahrif etmek”, “gizlemek”, “muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek” ve “bu belgeleri kullanmak” eylemleri suç olarak kabul edilmiştir. İtiraza konu olan suç ise istenmesine rağmen Vergi Kanunları uyarınca tutulması gereken defteri ibraz etmemek suretiyle “gizleme” eylemidir. Suçun konusu, maddede belirtilen nitelikteki defter kayıt ve belgelerdir. Suçun oluşumu için gizleme eyleminin herhangi bir zarara yol açması koşulu aranmamıştır.
C- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca mükellefin, defter ve belgelerini vergi denetimi sırasında ibraz etmemesi nedeniyle oluşan eyleminin suç kabul edilmesinin, Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin altıncı maddesine de uygun bir düzenleme olmadığı ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince tutulması gereken defter, kayıt ve bu kayıtlarla ilgili belgelerin takibinin sağlanması, vergiyi doğuran muamelelerin gerçek mahiyetinin tespitini kolaylaştırmak amacıyla tutulması zorunlu olan bu belgelerin belli bir süre saklanması ve istenildiğinde de ibraz edilmesi yükümlülüğünü getirmiştir.
Devletin üslendiği kamu hizmetlerinin finansman kaynaklarından biri olan verginin, etkinliğini, vergi kaynaklarının en az kayıpla değerlendirilmesini sağlamak için alınan diğer önlemlerin yanında vergi kanunlarına aykırı davranışlar suç sayılmış ve bu suçlar için ceza öngörülmüştür.
Ceza siyasetinin konusu, hangi eylemlerin suç olacağını ve suç olarak kabul edilen eylemlere ne tür ve miktarda ceza verileceğini belirlemektir. Vergi suç ve cezalarında amaç, vergi yasalarının iyi biçimde uygulanarak vergi borçlarının tespiti, zamanında ve eksiksiz ödenmesinin sağlanması, böylece devletin gelir kaynaklarının güvence altına alınmasıdır. Bu durumda defter tutma, saklama ve ibraz etme ödevlerine uyulmamasının suç kabul edilmesi, vergi borcunun tespiti ve sonuçta ödenmesini sağlayarak vergi kaybını önlemek, kamu hizmetlerinin finansmanı için gerekli fonların toplanması suretiyle kamu yararını sağlamak içindir.
Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında, “Hiç kimse kendisini ve kanununda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” hükmüne yer verilmiştir. İnsan hakları arasında yer alan, manevi işkenceyi meneden, insan haysiyetinin ve kişi dokunulmazlığının teminatı olan bu düzenlemeye, ceza yasalarında sanığın “susma hakkı” olarak yer verilmiştir. Bu hak, suçlanmayla başlayan bir haktır. Kovuşturma ve soruşturmanın her aşaması için geçerlidir.
Kamu hizmetlerinin finansmanına, vergiler aracılığıyla katılmak
bireylere yüklenen Anayasal bir ödevdir. Yasalar ile yükümlülerin ve onlarla
hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişilerin vergi ile ilgili kayıtlarının
denetlenmesi amacıyla kimi defter, kayıt ve belgeleri tutmak, saklamak ve
istenildiğinde yetkililere ibraz etmek zorunluluğuna uyulmamasının suç olarak
kabul edilmesi ile suçla itham edilme birbirinden farklı durumlardır. Vergi ile
ilgili defter tutma, saklama ve ibraz etme zorunluluğu yasalarla yükümlülere
verilen bir görevdir. Bu görevler yerine getirilmediği takdirde suç
oluşmaktadır. İtiraz konusu kural ile herkesin geliri oranında vergiye
katılımının sağlanması ve ödenmesi gereken vergi miktarının tespiti için, Vergi
Yasası'nda öngörülen defterlerin tutulmasının ve bu defterlerin istendiğinde
ibraz edilmesinin zorunlu kılınması,mükellefin Anayasa'nın 38. maddesinin
beşinci fıkrasında öngörülen, kendisini suçlama ve bu yolda delil göstermeye
zorlanma olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa'nın 38. maddesine aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz Paksüt bu görüşe katılmamıştır.
KILIÇ
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Mustafa
YILDIRIM
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY
YAZISI
İptali istenen kural, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359.
maddesinin (a) bendinin (2) numaralı alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter
tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında
vergi incelemesine yetkili kimselere defter veya belgelerin ibraz edilmemesi
gizleme demektir)” bölümüdür. Bu bölümü de içeren maddenin tümüne bakıldığında,
kamunun olası bir vergi kaybını önleme düşüncesinden hareketle, kanuna göre
tutulması zorunlu olan defter ve kayıtlarda kasıtlı davranışlarla tahrifat,
değişiklik, hile yapılması; sahte veya yanıltıcı belgeler düzenlenmesi veya bu
defter ve kayıtların yok edilmesi eylemlerinin hürriyeti bağlayıcı ceza
yaptırımlarına bağlandığı görülmektedir.
Defterlerin ibraz edilmemesi suçunun meydana gelmesi için
gerçekten bir vergi kaybının doğması gerekmemektedir. Bu niteliğiyle 359.
maddenin iptali istenen kuralıyla düzenlenen suç, tehlike suçu niteliğindedir.
Nitekim, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun Resen Vergi Tarhı'nı düzenleyen 30.
maddesinin birinci fıkrasında “Resen vergi tarhı, vergi matrahının
tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak
tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir
edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi
inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh
olunmasıdır” denilmiş; anılan maddenin ikinci fıkrasının 3. bendinde de “Bu
kanuna göre tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış
veya tasdik ettirilmemiş olursa veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara
herhangi bir sebeple ibraz edilmezse” resen vergi tarh edileceği
belirtilmek suretiyle, defter veya belgelerin ibraz edilmemesi halinde kamunun
zarara uğramaması için alınacak önlemler belirlenmiştir. Öte yandan, vergi
kaybı varsa, 359. maddede yazılı cezaların uygulanması, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 344. maddesinde yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına
engel teşkil etmeyecektir.
Açıkça görüldüğü üzere, defter ve belgeleri ibraz etmeyen
mükellefi hapisle cezalandıran kuralın amacı, idari bir işlem olan vergi
incelemelerinin sürat ve etkinliğini sağlamak, bu yolla olası vergi kaçak ve
kayıplarını önlemeye çalışmaktır. Bu amacın kamu yararına yönelik olduğu ve bu
amacı gerçekleştirmek için yasa koyucunun ceza siyasetinin gereği olarak uygun
gördüğü hürriyeti bağlayıcı yaptırımları getirebileceği söylenebilirse de, bir
hukuk devletinde yasa koyucunun takdir yetkisinin mutlak olmadığı ve Anayasa
ile hukukun genel ilkelerini gözetme mecburiyetinde bulunduğu yadsınamaz. Bu
nedenle, iptali istenen kural, ölçülülük ve eşitlik ilkeleri açısından da
incelenmeli ve Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine uygunluk açısından da
değerlendirilmelidir.
Bu acıdan bakıldığında, şu saptamaları yapabiliriz:
Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi eylemi, Vergi Usul
Kanunu'nun 359. maddesinde belirtilen ve suçu oluşturan diğer eylemlerden
farklıdır. Anılan maddede sayılan diğer tüm hallerde (defter ve belgelerin yok
edilmesi dahil) suç, icrai davranışlarla gerçekleştirilmektedir. Bu davranışlar
yanıltma ve gerçeğe aykırı kayıt veya belgeler oluşturma kastı ile yani özel
kastla gerçekleştirilebilir. Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi eylemi ile
pratikte aynı sonucu doğuran, 359. maddenin (b) fıkrasının (1) numaralı
bendinde düzenlenmiş olan “defter, kayıt ve belgeleri yok etme” eylemi de,
birtakım icrai davranışlar gerektirmektedir. Uygulamada yaygın şekilde
başvurulan, işyerine hırsız girmiş, su basmış veya yangın çıkmış süsü verilerek
defter veya belgelerin yok edilmesi, özel kast ile işlenen suçlardır. Buna
karşılık, defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, aynı maddede düzenlenen ve
yukarı haddi üç yıl olan hapis cezasıyla cezalandırılan diğer hileli ve
yanıltıcı eylemlerin ihmali davranışlarla gerçekleştirilen bir çeşidi olmayıp;
genel kastla işlenmesi ve yarattığı tehlikenin (vergi incelemesinin uzaması,
vergi kaybı olasılığı) büyüklüğü açısından farklılık gösteren bir
eylemdir. Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, cürüm niteliği taşıdığında
kuşku olmayan hileli işlemlerde bulunmak, sahte belgeler düzenlemek gibi
eylemlerden ziyade, mahiyet itibariyle daha ziyade yaptırımı sadece
idari para cezası olan, meslek ve sanatın icrası için işyerinde belli belge
veya ruhsatların hazır bulundurulması ya da duvara asılması, bunların
denetimlerde ilgililere ibraz edilmesi, sürücü belgesinin trafik kontrolünde
gösterilmesi gibi kural ve emirlere uymama eylemlerine benzemektedir. Bir hukuk
devletinde, mahiyet ve sonuçları itibariyle benzerlik gösteren eylemlerin
benzer yaptırımlara bağlanması gerekir. Yasa koyucu, burada sınırsız takdir
yetkisine sahip değildir. Dolayısıyla, iptali istenen kuraldaki
eylemi(defterleri ibraz etmeme) gerçekleştiren mükellefin konumu da 359.
maddede sayılan diğer eylemlerde bulunan kişilerle aynı olmadığından, bu
kişilerin tümüne aynı cezanın öngörülmesi Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir gerçek de,
mevzuatımızda, ekonomik ve ticari faaliyette bulunduğu halde hiç defter
tutmayan, belge saklamayan ve vergi mükellefi kaydı da olmayan kişilere
hürriyeti bağlayıcı ceza verilmediğidir. Tutulması kanuna göre
zorunlu olan defterlerin hiç tutulmaması cürüm oluşturmamakta, “usulsüzlük”
sayılarak, idari yaptırımla cezalandırılmaktadır. Kuşkusuz, çağdaş hukukta
geçerlilik kazanan “ekonomik suçlara ekonomik ceza” ilkesi gereğince, kayıtdışı
ekonomik faaliyetlerden dolayı hapis cezası öngörülmesi uygun olmayacak ve
kayıtdışılık sorununa esasen çözüm de getiremeyecektir. Ancak, mevzuata
göre tutması gereken defterleri hiç tutmayan kişi için hapis cezası
öngörülmezken iyi-kötü defter tutan, tasdik ettiren, fakat inceleme
sırasında göstermeyen/gösteremeyen kişiye üst sınırı üç yıla varan
ağırlıkta bir cezanın öngörülmesi, bir hukuk devletinde mevzuatın muhtelif
kuralları arasında bulunması gereken denge, adalet ve ölçülülük hususlarına
uygunluk taşımadığından, Anayasa'nın 2. maddesine de aykırıdır.
Kuralın iptali için itiraz yoluna başvuran Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesi her ne kadar itirazının gerekçesini Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasına dayandırmışsa da, Anayasa Mahkemesi bu gerekçe ile bağlı olmadığından, yukarıda arz olunan hususlar ışığında da Anayasa'ya uygunluk denetimi yaparak, 2. ve 10.maddelere aykırılık nedeni ile de iptal kararı vermeli idi.
Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrası açısından Anayasa'ya aykırılık sorununa gelince:
Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan esaslar ve bunların güvence altına aldığı haklar, Anayasa'nın 12. maddesi uyarınca herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardan olup; yine Anayasa'nın 13.maddesine göre bunlar “… yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak … sınırlanabilir”.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı 38. madde, tüm vatandaşlar, hatta yabancılar için geçerli on bir fıkradan oluşmaktadır. Hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağına ilişkin beşinci fıkrada herhangi bir sınırlama sebebi belirtilmemektedir.
Muhterem çoğunluk, red gerekçesinde, “susma hakkı” olarak kabul
edilen bu hakkın “suçlanmayla başlayan bir hak” olduğuna hükmetmiş ve “suç ile
ilgili soruşturma ve kovuşturmaya başlandığı andan itibaren susma hakkı söz
konusudur” demiştir. Susma hakkının ancak belirli koşullarda yani kişi
hakkında soruşturma veya kovuşturma başlaması durumunda doğacağı kabul
edilmekle, bu temel hakkın ancak “sanık” ya da “şüpheli” konumundaki kişiler
için geçerli olacağı sonucuna varılmakta ve böylelikle, hak sujesi yönünden bir
sınırlandırma yapmaktadır. İlgili maddesinde herhangi bir sınırlama nedeni belirtilmeyen
bir hakkın, bu hakkı kullanabilecek kişi veya bu kişinin konumu yönünden
sınırlandırılması olanağı yoktur. 38. maddedeki sınırlamalar sadece,
onuncu fıkranın ikinci cümlesinde silahlı kuvvetler personeli yönünden, on
birinci fıkrada da Uluslar arası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği
yükümlülükler yönünden yapılan sınırlamalardan ibarettir. Bunlar dışında, 38.
maddeye yorum ve içtihat yoluyla sınırlama getirilemez. Kaldı ki, susma
hakkının sanıklık veya süphelilik hali ile sınırlı olduğu kabul edilecek
olursa, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi karşısında, kendisi sanık veya
süpheli olmayan kişinin yakınları için de susma hakkından yararlanacağı nasıl
olup da Anayasada belirtilmektedir' Çoğunluk görüşünün aksine, susma hakkının
kullanılmasının sanık veya şüpheli statüsü ile sınırlı olmadığı açıktır.
Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında bu tarz daraltıcı
yorumların yapılması, demokratik gelişimin akışı sürecine ters düşen ve bu hak
ve özgürlüklerin içinin boşaltılması yolunun açılmasına zemin oluşturan,
tehlikeli bir yöntemdir. Esasen 38. maddedeki diğer hak ve güvenceler
(lehe kanun uygulaması, masumluk karinesi, kanunsuz elde edilmiş delil,
zamanaşımı gibi) ceza hukukundaki soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile
sınırlı olmayan, idari cezalar, disiplin cezaları ve kabahatler için de geçerli
olan evrensel kurallardır. Susma ve kendisini veya yakınlarını suçlayıcı delil
göstermeye mecbur edilememe hakkının farklı şekilde değerlendirilmesi mümkün
değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, İngiltere aleyhine açılan
bir davada, 19.9.2000 tarihli ve 29522/95 sayılı kararı ile “ … şirket devrini
soruşturan müfettişlere cezai yaptırım tehdidi ile verilen ifadedeki beyanların
yargılama sırasında kullanılması”nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
ihlalini oluşturduğuna hükmetmiştir. Bu karar, susma hakkının idari soruşturma
aşamasında da geçerli olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle, vergi incelemesinde susma hakkı olamayacağı; kişiyi, kendi aleyhine sonuçlar doğuracak kayıt veya belgeleri ceza tehdidi altında ibraz etme mecburiyeti getiren kurallar konabileceği görüşüne karşıyım.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle, iptal isteminin reddine ilişkin karara katılmıyorum.
Üye
Serruh
KALELİ
Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT
Anayasa Mahkemesi, E. 2004/31, K. 2007/11, 31 Ocak 2007 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası