KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 29 Ocak 2009
- Esas Sayısı
- 2005/124
- Karar Sayısı
- 2009/13
- Karar Günü
- 29.1.2009
- R.G. Tarih-Sayı
- 03.04.2009-27189
- İtiraz yoluna başvuran
- Mersin 4. Asliye Ceza
Karar Metni
1.232 kelime·6 dk okuma·13 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
3.7.2005 günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 25. maddesinin (1) numaralı fıkrasının altıncı tümcesinin Anayasanın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Hırsızlığa eksik teşebbüs suçundan sanık çocuk hakkında görülmekte olan davada, duruşmaların Cumhuriyet savcısı bulunmadan gerçekleştirileceğine ilişkin itiraz konusu kuralın Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3.7.2005 günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun itiraz konusu tümceyi de içeren 25. maddesi şöyledir:
"(1) Çocuk mahkemesi, tek hâkimden oluşur. Bu mahkemeler her il merkezinde kurulur. Ayrıca, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulabilir. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki Cumhuriyet savcıları, çocuk mahkemeleri kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler.
(2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur ve mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Bu mahkemeler bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk ağır ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında Anayasa'nın 10. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT' ün katılımlarıyla 17.10.2005 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında Mahkeme, şüpheli çocuğun leh ve aleyhine
delilleri toplayıp kamu davası açan Cumhuriyet savcısının, itiraz konusu kural
uyarınca çocuk mahkemelerindeki duruşmalara katılamadığını, bu nedenle dava
sırasında ortaya çıkan yeni gelişmelerden haberdar olmadığını, ceza
yargılamasının üç ayağından birini teşkil etmesi sebebiyle iddia makamı olmadan
yapılan yargılamanın adil ve güvenli bir yargılama olamayacağını, iddianamenin
savcı tarafından düzenlenmiş olmasının bu eksikliği gideremeyeceğini, özellikle
mağdur veya şikayetçisi olmayan ya da bilinmeyen davalarda uzlaşma hükümlerinin
uygulanabilmesi için Cumhuriyet savcısının mutlaka hazır bulunması gerektiğini,
yetişkinlerle birlikte genel mahkemelerde yargılanan çocukların duruşmalarında
Cumhuriyet savcısı bulunurken çocuk mahkemelerindeki duruşmalarda
bulunmamasının anlaşılamadığını belirterek kuralın Anayasanın 10. ve 36.
maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir...Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." denilmektedir.
Buna göre, ceza hukuku alanında yasa önünde eşitlik ilkesinin
uygulanması, kuşkusuz, aynı suçu işleyen tüm suçluların kimi özellikleri göz
ardı edilip her yönden aynı kurallara bağlı tutularak yargılanmaları anlamına
gelmez. Eşitlik ilkesi, birbiriyle aynı durumda olanlara ayrı kuralların
uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.
Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın amaçladığı eşitlik mutlak ve eylemli eşitlik değil, hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara
bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz.
Mağdurun veya failin durumlarındaki farklılıklar bunlara değişik kurallar
uygulanmasını gerektirebilir.
5395 sayılı Yasa'nın 3. maddesi uyarınca daha erken yaşta ergin olsa bile onsekiz yaşını doldurmamış kişi olarak tanımlanmış çocukların, itiraz konusu kuralla sulh ceza ve asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlarına bakmakla görevli çocuk mahkemelerindeki davaların duruşmalarında Cumhuriyet savcısının bulunamayacağı öngörülmektedir.
Yasa'nın 25. maddesine göre, bu mahkemeler tek hakimli olup
il merkezleriyle, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde
tutularak belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu
görüşü alınarak kurulabilirler. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde bunların
birden fazla dairesinin kurulması da mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında
da bir başkan ve yeteri kadar üyeden müteşekkil çocuk ağır ceza mahkemelerinin
kuruluşuna dair kurallara yer verilmiştir. Çocuk ağır ceza mahkemelerindeki
duruşmalara Cumhuriyet savcısının katılımını engelleyen bir hüküm
bulunmamaktadır. Aynı Kanun'un 17. maddesine göre, yetişkinlerle
birlikte suç işleyen çocuklar hakkındaki davaların, zorunlu hallerde
yetişkinlerle birlikte genel mahkemelerde görülmesi de mümkün olduğundan, suça
sürüklenen çocuklar hakkındaki ceza davaları bakımından, duruşmalarında
Cumhuriyet savcısının bulunamayacağı tek mahkemenin çocuk mahkemesi olduğu
anlaşılmaktadır.
Yasa'nın 26. maddesinde çocuk mahkemesinin bakacağı davalar, "asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak" olanlarla sınırlı bulunmaktadır.
Anayasa'nın 142. maddesinde, "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir", 141. maddesinin ikinci fıkrasında ise "Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur." denilmektedir. Böylece, işleyiş ve yargılama usulü genel olarak kanuna bırakılan mahkemelerden, küçüklerin yargılanmasıyla görevlendirilmiş olanlar açısından, küçüklerin özel durumu dikkate alınarak kanunla ayrık hükümler konulması yasakoyucuya görev olarak verilmiştir.
Nitekim, ülkemizin de taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş
Milletler Sözleşmesi'nin 3. maddesinin birinci fıkrasında da, kamusal ya da
özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idarî makamlar veya yasama
organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde
çocuğun yararının temel düşünce olduğu vurgulanmış, çocuk hukukunda uluslar
arası standartları tespit eden ve çocuk haklarını koruyan hükümlere yer
verilmiştir. Bu çerçevede Sözleşmenin 40. maddesinde, taraf Devletlerin,
hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği ileri sürülen, bununla itham edilen ya da
ihlâl ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların,
usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulması hususunda
çaba gösterecekleri belirtilmiştir.
İtiraz konusu kuralın içinde yer aldığı Çocuk Koruma Kanunu'nun amacının "...korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek..." olduğu 1. maddede ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 141. maddesine paralel olarak, çocuk mahkemelerinin özel olarak kurulması, maddi ya da usulî yasa hükümlerinde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi, bozulan kamu düzeninin sağlanmasından çok çocuğun topluma yeniden kazandırılmasının hedeflenmesi, bu nedenle cezalandırılmaları yerine haklarında güvenlik tedbirlerinin uygulanması gibi hususlar birlikte dikkate alındığında, yetişkinlerle birlikte yargılanan- yargılanmayan ayrımına dayalı bir eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile "adil yargılanma" hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
Maddeye 2001 değişiklikleriyle eklenen "adil yargılanma" ibaresine
ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslar arası sözleşmelerce de güvence
altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dahil edildiği
vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi uygulamasındaki adil yargılama ölçütleri içerisinde çekişmeli
yargılama, gerekçeli karar, duruşmada hazır bulunma, susma hakkı ve diğer sanık
hakları yanında "silahların eşitliği" ilkesi de bulunmaktadır.
Bütün yargılama süresi boyunca gözetilmesi zorunlu bu ilke, davanın
taraflarının, hasmı karşısında zayıf düşmeden kendi tezlerini sunabilmesini
gerektirmektedir. Böylece, iki taraf arasında hakkaniyete uygun bir dengenin
kurulması amaçlanmaktadır.
Soruşturma ve davanın açılması aşamasında Cumhuriyet savcısının yetkili olması, yargılama aşamasında hakimin leh ve aleyhteki delilleri toplama yetkisinin bulunması, karardan sonra da yine Cumhuriyet savcısının kanun yollarına başvurabilmesi birlikte gözetildiğinde, çocuk mahkemelerinde iddia makamının yargılama sırasında mutlaka bulunması gerektiği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesiyle 36. maddesindeki adil yargılama ilkesine aykırı bir yönü bulunmadığından itirazın reddi gerekir.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
Üye
Serruh
KALELİ
Üye Zehra · Ayla PERKTA Ş
Anayasa Mahkemesi, E. 2005/124, K. 2009/13, 29 Ocak 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası