KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 9 Mart 2006
- Esas Sayısı
- 2006/34
- Karar Sayısı
- 2006/37
- Karar Günü
- 9.3.2006
- Resmi Gazete Tarih-Sayısı
- 6.10.2006-26311
- İtiraz yoluna başvuran mahkeme
- Danıştay Onüçüncü
Karar Metni
1.226 kelime·6 dk okuma·23 bölüm
Daire
İTİRAZIN KONUSU
30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinin, Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
3984 sayılı Yasa'ya aykırılık nedeniyle uygulanan idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada verilen görevsizlik kararının temyiz incelemesinde, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay Onüçüncü Dairesi iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun “Başvuru yolu” başlıklı 27. maddesinin itiraz konusu tümceyi de kapsayan (1) numaralı fıkrası şöyledir;
“MADDE 27.- (1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru gerekçesinde Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince 9.3.2006 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında idarenin kamu gücünü kullanarak verdiği idari yaptırım kararlarına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünün, idari yargı yerine itiraz konusu kuralla adli yargıya bırakılmasının, Anayasa'nın 2., 125., ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu tümcede, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yeri ve süresi düzenlenmiştir. Buna göre anılan türdeki kararlara karşı, kararın tebliği veya tefhiminden itibaren on beş gün içerisinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilecektir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun İkinci Kısmında “Çeşitli kabahatler” başlığı altında düzenlenen fiilleri, ağırlıklı olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 526. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan kabahatler oluşturmaktadır. Ayrıca, çeşitli yasalarda yer alan ve yaptırımı hafif hapis ya da hafif para cezası veya her ikisi olan fiillerin yaptırımı, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 7. maddesiyle idari para cezasına dönüştürülmüştür. Bunlar hakkında uygulanan yaptırımın “idari” para cezası olarak değiştirilmesinin, anılan eylemlerin ceza hukuku alanına giren suç olma niteliğini etkilemeyeceği açıktır.
5326 sayılı Yasa'nın 3. maddesi 1.3.2006 günlü, E. 2005/108, K.2006/35 sayılı kararla iptal edilmiş, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun bulunmuştur. Anılan karadaki bu maddeye ilişkin iptal gerekçesi doğrultusunda, cezaî karakteri ağır basan bu eylemler açısından verilen idari para cezası ve/veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımlarına karşı başvurunun sulh ceza mahkemesince kanunda belirtilen usule göre incelenmesinde Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırılık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu karara farklı gerekçe ile katılmış; Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT ise katılmamışlardır.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk tümcesine yönelik iptal istemi 9.3.2006 günlü,E. 2006/34, K. 2006/37 sayılı kararla reddedildiğinden, bu tümceye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
TUĞCU
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
DEĞİŞİK
GEREKÇE
İtiraz konusu kuralda, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yeri belirtilmektedir.
Özel kanunlardaki çeşitli fiiller karşılığında öngörülen idari
yaptırımlar ile suç olmaktan çıkartılmak istenen kabahat fiillerinin, genel
nitelikli bir kanunla düzenlenmesinde kamu yararı gören yasa koyucunun,
kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırım kararlarının, bir idari işlem
olmasından çok cezalandırma amacı baskın ve ceza hukukunun genel ilkeleriyle
daha yakın ilişki içinde olan bir hukuki işlem olduğunu kabul ederek, bunlara
uygulanacak olan genel hükümlerin yanı sıra, kabahatler karşılığında öngörülen
idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı da idari
yargı yerine ceza mahkemesine başvurulabilmesini mümkün kılan hükümlerin
bulunduğu Kabahatler Kanunu'nu yasalaştırdığı anlaşılmaktadır.
İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir
fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağına, ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirlerinin kanunla konulacağına, mahkemelerin kuruluşu, görev
ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğine ilişkin,
Anayasa'nın 38. ve 142. maddelerinde belirtilen ilkelere ve ceza hukukunun
genel prensiplerine uygun olmak koşuluyla, bu tür düzenlemelerin yasa koyucu
tarafından yapılabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Buna göre, idari
yaptırım kararlarının ağırlıklı olarak cezalandırma amacı taşıdığını gözeten
yasa koyucunun, söz konusu Kanun'da uygulamaya yönelik diğer genel hükümlerle
birlikte, idari yaptırım kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurmayı
öngörmesi, ona Anayasa tarafından tanınan yasama yetkisinin gereği ve
kaçınılmaz sonucu olduğunda kuşku yoktur. Kabahat fiilinin, ceza hukukunun
genel ilkeleriyle ilişki içinde olduğunun kabul edilmesi, ona ve idari yaptırım
kararlarına karşı yapılacak itirazları idari yargı dışına taşıyan temel
düşüncedir. O nedenle Anayasa'da yer alan idari yargı ayırımına ilişkin
düzenlemelerin, ceza mahkemesinin yetkilendirilmesini düzenleyen kuralla
ilişkilendirilmek veya onlara aykırı görmek olanaksızdır. Diğer taraftan, böyle
bir düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı kılan, Anayasa'da engelleyici veya buyurucu
bir başka kural da bulunmamaktadır.
Bu nedenle itirazın reddine ilişkin karara, yukarıda açıkladığım gerekçe uyarınca katılıyorum.
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
AZLIK
OYU
5326 sayılı Yasa'nın 3. maddesi; Anayasa ile belirlenmiş idari
yargının görev alanının gözetilmemesi gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal
edilmişse de, yargı yerlerini gösteren görevle ilgili kuralların yorumlarla
değerlendirilmesi ve kapsamının belirlenmesi olanaksız ve duraksamalar
doğmasına nedendir. Başka bir aktarımla, uyuşmazlıkların görüleceği yargı
yerlerinin açıklıkla ve kuşkuya yer bırakmadan yasalarda gösterilmesi gerekir.
Bu bakımdan, idari uğraşla ilgili ve idari işlem niteliğindeki idari para
cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı, Anayasal yargı
ayrılığı kurallarına özen gösterilmeksizin adli yargı yerinin görevli kılınması
sonucu veren düzenleme; gerek bu biçimi ve gerekse yeni yasalaşma sürecinde de
etkisi görülecek konumuyla Anayasa'nın 125., 140. ve 155. maddelerine
aykırıdır.
Kuralın iptali gerekeceği oyuyla, kararın, 5326 sayılı Yasa'nın 27. maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili kısmına karşıyım.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
YAZISI
5326 sayılı Yasa'nın 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki itirazın reddine ilişkin çoğunluk görüşüne, aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum.
Ceza hukukunda, kişinin kendisi hakkındaki suçlamadan haberdar olması, savunmasını yapması ve cezanın, ondan sonra verilmesi, temel ilkedir. İdare tarafından, kamu düzeninin korunması, kişilerin mevzuata uymalarının sağlanması amacıyla uygulanan yaptırımlarda ise ceza hukukunun bu temel kuralı, devlet ve toplum hayatının mahiyeti icabı geçerli olmamakta; kişi, çoğu kez haberi olmadan yaptırıma uğramakta, ancak buna itiraz edebilmektedir. Bu itiraz imkanının güvencesi, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten, Anayasa'nın 125. maddesi ve yargı yeri de idari yargıdır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 526. ve devamı maddelerinde
düzenlenmiş olan fiillerin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun İkinci Kısmı'nda
“Çeşitli kabahatler” başlığı altında yeniden düzenlenmesi ve bunlara idari para
cezası verilmesinin öngörülmesi ile, bu eylemler artık ceza hukukunun kapsamı
dışına çıkartılmış olmaktadır. Zira yaptırımın uygulanmasındaki yöntem, ceza
hukuku ilkelerine değil idare hukuku ilkelerine göre düzenlenmektedir. Kabahat
sayılan eylemlerde bulunan kişilere yaptırım uygulanmadan, yani idari para
cezası verilmeden önce hakim huzurunda savunma olanağı tanınmaması ve idari
işlem niteliğinde para cezası kesilmesi, çoğunluk kararında belirtildiğinin
aksine, eylemlerin cezai niteliğinin tamamen ortadan kalktığını göstermektedir.
Ceza değil idari işlem niteliğinde olan idari yaptırımların, Türk hukuk sisteminin kökleşmiş kurumları ve Anayasa kuralları gereğince, idari yargı denetimine tabi olması gerekir. Adli yargının görev alanını, idari yargı aleyhine genişleten, idari para cezalarına karşı itirazların ceza mahkemesince incelenmesini öngören yasa kuralı, Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırıdır. Bu nedenle iptali gerekir.
Üye
Şevket
APALAK
Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT
Anayasa Mahkemesi, E. 2006/34, K. 2006/37, 9 Mart 2006 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası