KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 18 Eylül 2008
- Esas Sayısı
- 2006/37
- Karar Sayısı
- 2008/141
- Karar Günü
- 18.9.2008
- R.G. Tarih-Sayı
- 23.12.2008-27089
- İtiraz yoluna başvuran mahkemeler
- —
- 1- Fatih 2. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı
- 2006/37
Karar Metni
2.470 kelime·12 dk okuma·9 bölüm
2- Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) (Esas Sayısı:2006/147)
İTİRAZLARIN KONUSU
3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bakılmakta olan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesi şöyledir:
"Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Dava boşanma veya iptal kararıyla sonuçlanırsa, bu mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır. Davanın redle sonuçlanması hâlinde eşler, kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, Kanunun yürürlük tarihinden geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.
Şu kadar ki eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler.
Yukarıdaki hükümler uyarınca mal birliği veya mal ortaklığı rejiminin yasal mal rejimine dönüşmesi hâlinde, Türk Kanunu Medenîsinin ilgili mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümleri uygulanır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, E.2006/37 sayılı dosyada 22.3.2006 gününde, E.2006/147 sayılı dosyada ise 3.11.2006 gününde Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantılarında, öncelikle uygulanacak kural konusu üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, bir davaya
bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanun veya kanun
hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu
hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu
kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için,
elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve
iptali istenen kuralın o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa
kuralları ise, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde
veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz etki yapacak nitelikteki
kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemeler, açılmış olan davalarda
tarafların 1.1.2002 tarihinden sonra mal edinmeleri durumunda, edinilen bu
malların tasfiyesinde uygulanacak mal rejimini 4722 sayılı Türk Medeni
Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin birinci
fıkrasını uygulayarak belirleyeceklerdir. 4722 sayılı Yasa'nın ikinci fıkrası,
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan
boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında geçerli olacak
mal rejimine; üçüncü fıkrası, eşlerin mal rejimi sözleşmesi yaparak, mal
rejiminin evlenme tarihinden itibaren geçerli olacağını kabul edebileceklerine;
dördüncü fıkrası ise 4722 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca mal birliği ve
mal ortaklığı rejiminin yasal mal rejimine dönüşmesi halinde Türk Kanunu
Medenisi'nin ilgili mal rejiminin sona ermesiyle ilgili hükümlerinin uygulanacağına
ilişkin düzenlemeler içermektedir. Buna göre 3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk
Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin
ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının, itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemelerin bakmakta olduğu davalarda uygulanma olanağı bulunmadığından, bu
fıkralara ilişkin başvuruların Mahkemelerin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE;
dosyalarda eksiklik bulunmadığından aynı Kanun'un 10. maddesinin birinci
fıkrasının esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
3.12.2001 günlü, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2006/147 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2006/37 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2006/37 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 18.9.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, diğer özel hukuk ilişkilerinden farklı
olarak aile hukukunda, kamu yararı ve kamu düzeni faraziyelerine dayanılarak,
devlete aile ilişkilerinin kurulması ve sona ermesinde geniş çapta denetleme
görev ve yetkisi verildiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan yasal
mal rejimi ile ilgili hükümlerin, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 1.1.2002
tarihinden önce kurulan evliliklerde de evlenme tarihinden itibaren uygulanması
gerektiği, oysa itiraza konu kuralın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun
yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulan evliliklerde, eşlerin Kanun'un
öngördüğü bir yıllık süre içinde başka bir mal rejimi seçmemeleri halinde bu
tarihinden itibaren yasal mal rejimine ilişkin hükümlerin uygulanmasını
öngörerek iki farklı mal rejiminin uygulanmasına yol açtığı, bu durumun da
Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Mal rejimi, eşlerin evlilik birliğinden önce ve/veya evlilik
birliği devam ederken sahip oldukları mal varlıkları üzerindeki hak ve
yükümlülüklerini, sorumluluklarını ve sona erme halinde mal varlığı
değerlerinin akıbetini düzenleyen kurallar bütünüdür. 4722 sayılı Türk Medeni
Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin birinci
fıkrasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1.1.2002
tarihinden önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar 743 sayılı Türk
Kanunu Medenisi gereğince tabi oldukları mal ayrılığı, mal birliği veya mal ortaklığı
rejiminin devam edeceği, eşlerin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak
bir yıl içinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen mal ayrılığı,
paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçmedikleri
takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimi olan edinilmiş
mallara katılma rejimini seçmiş sayılacakları hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
"Hukuk güvenliği ilkesi", hukuk devletinde uyulması zorunlu olan temel ilkelerden birini oluşturmaktadır. Anayasada öngörülen temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Hukuk devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. "Yasaların geriye yürümezliği ilkesi" uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Yasa koyucu, yasaların geriye yürümezliği ilkesi gereğince, 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan yasal mal rejimine ilişkin hükümlerin
Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarih olan 1.1.2002 tarihinden sonra uygulanacağını
kabul etmiş, ancak, toplumun; dünya görüşü, evlilik ve parasal konulardaki
düşünceleri, evlilikten beklentileri, ihtiyaç ve arzuları birbirinden tamamen
farklı olan bireylerden ve bu bireylerin oluşturduğu değişik aile tiplerinden
meydana geldiğini, yasal mal rejimi olarak öngörülecek tek bir mal rejiminin
bütün aile tiplerinin ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini de göz önünde
bulundurarak, eşlere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği
tarihten başlayarak bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal
rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul etme konusunda seçimlik
bir hak tanımış ve bu şekilde Yasa'nın geçmişe etkili olarak yürütülmemesinden
doğabilecek sakıncaları giderme yolunu tercih etmiştir.
Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda yasa koyucunun takdir hakkını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan yasal mal rejimine ilişkin hükümlerin geçmişe yürümeyi gerektirecek ayrık durumlar dışında geçmişe etkili olarak uygulanmaması yönünde kullanmasının hukuk devletine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara
sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare
makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket
etmek zorundadırlar." denilerek eşitlik ilkesine yer verilmiş,
ayrıca Anayasa'nın 41. maddesinin birinci fıkrasında ailenin Türk toplumunun
temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığı belirtilerek eşitlik
ilkesinin eşler arasında da geçerli olduğu vurgulanmıştır. Eşitlik ilkesinin
amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak
yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
Yasaların ve yasalarla getirilen kuralların genel olması, hukuk
devleti ve yasa önünde eşitlik ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların
genelliğinden anlaşılan, belli kişileri hedef almayan, özel bir durumu
gözetmeyen, önceden saptanıp soyut biçimde herkese uygulanabilecek kurallar
içermesidir. Buna göre yasa kurallarının her şeyden önce genel nitelikte
olması, herkes için objektif hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda
bulunan kişilere ayırım gözetilmeksizin uygulanabilir olması gerekir. Bu
anlamda itiraza konu kuralla Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten
önce evlenmiş olan eşler arasında ayırım yapan bir düzenleme getirilmediği, her
iki eşe de eşit haklar tanınarak objektif hukuki durumlar yaratıldığı
görülmektedir.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 10., ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
A. Necmi ÖZLER
Üye
Ali GÜZEL
Üye
Fettah OTO
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
GEREKÇESİ
3.12.2001 günlü 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinin itiraz konusu ilk fıkrasında "Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar" denilmektedir.
1.1.2002 gününde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
ile edinilmiş mallara katılma (md. 218-241), mal ayrılığı (md. 242-243),
paylaşmalı mal ayrılığı (md. 244-255), mal ortaklığı biçiminde dört tür mal
rejimine yer verilmiş, yasal mal rejimi olarak da (md. 202) "edinilmiş
mallara katılma" rejimi kabul edilmiştir. Buna göre, eşler, mal rejimi
sözleşmesiyle Kanun'da belirlenen diğer rejimlerden birini kabul etmedikçe
edinilmiş mallara katılma rejimine bağlı tutulacaklardır. Edinilmiş mallara
katılma rejimi, evlendikten sonra edinilen malların paylaşılması esasına
dayanmaktadır. Mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi, bu rejimde de evlilik
süresince eşlerden her biri evlenmeden önce ve sonra sahip olduğu kişisel ve
edinilmiş malların maliki olmaya devam etmekte, müşterek mallar üzerinde paylı
mülkiyet bulunmakta ancak, aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin
rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta
bulunamamaktadır (md. 222-223). Mal rejimi sona erdiğinde ise, her bir eşin
kişisel malları ile evlendikten sonra edindiği mallar ayrılmaktadır (md. 228).
743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yasal rejim olarak kabul ettiği mal
ayrılığı rejimi ise (md. 186-190) eşlerin her birinin tüm mallarının, mülkiyet,
idare ve intifa haklarının muhafazası esasına dayanmaktadır.
4721 sayılı Yasa'nın gerekçesinde, eşler arasında edinilmiş
mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olarak benimsenmesi konusunda,
"uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu gözden kaçırılmayarak
ülkemizde geçerli olan "mal ayrılığı" rejiminin değiştirilmesi
cihetine gidilerek bunun yerine Tasarı'da "Edinilmiş Mallara Katılma"
rejimi yasal rejim olarak kabul edilmiştir" görüşüne yer verilmiştir.
Gerekçede belirtilen, önceki medeni yasa döneminde ortaya çıkan hakkaniyete
aykırı sonuçların, ülkemizde evlilik birliği içinde edinilen malların, büyük
ölçüde erkeğin üzerine kayıtlı olmasından kaynaklandığı bir gerçektir.
Özellikle kadınlar yönünden olumsuz sonuçlara yol açan bu durumun sona
erdirilmesini gözeten yasa koyucu, Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama
Şekli Hakkında Kanun Tasarı'sının 10. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında
benimsediği "Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce mal
rejimi sözleşmesi yapmamış olan eşler, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten
başlayarak altı ay içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, evlenme
tarihinden geçerli olmak üzere, yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar; Kanun'un
yürürlüğe girmesinden önce mal birliği rejimini seçmiş olan eşler, altı ay
içinde başka bir mal rejimini seçmedikleri takdirde kendiliğinden yasal mal
rejimine tabi olurlar" biçimindeki düzenleme ile 4721 sayılı Yasa'da yasal
mal rejimi kabul edilen "eşler arasında edinilmiş mallara katılma
rejiminin, uygulanmasını kural olarak evlenme tarihinden başlatmıştır. Böylece
eski sistemin neden olduğu adaletsizliklerin zaman kaybetmeden giderilmesi
amaçlanmıştır. Oysa, dava konusu kural ile Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe
girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında kural olarak eski mal
rejiminin devam etmesi, yeni mal rejiminin ise aksi, Yasa'nın yürürlüğe girdiği
tarihten başlayarak bir yıl içinde kararlaştırılmadığı takdirde bu tarihten
geçerli olması kabul edilmiştir. Bu düzenleme biçiminin, yeni medeni yasanın
yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinde devam etmekte olan evlilikler yönünden, bu
tarihten öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı mal rejiminin uygulanmasına
yol açacağı bu durumun yaratacağı karmaşadan ise kamu düzeninin ve aile
birliğinin olumsuz etkileneceği açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, öncelikle insan haklarına dayandığından bu hakları koruyup, geliştirme yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda kişilerin hukuk güvenliklerinin sağlanması, adaletsiz ve eşitliğe aykırı uygulamalardan kaçınılması hukuk devleti olmanın gereğidir.
Anayasa'nın 10. maddesinin ilk fıkrasında "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin Kanun önünde eşittir" denilerek hukuksal eşitlik tanımlandıktan sonra bununla yetinilmeyerek Anayasa hukukundaki çağdaş gelişmeler doğrultusunda ikinci fıkrada, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip oldukları, devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü bulunduğu vurgulanmıştır.
743 sayılı Yasa döneminde yasal mal rejimi olarak uygulanan mal
ayrılığının özellikle kadınlar yönünden doğurduğu hakkaniyete aykırı sonuçlar
gözetilerek Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrasının getirdiği yükümlülük
çerçevesinde 4721 sayılı Yasa ile edinilmiş mallara katılma rejimine
geçilmiştir. Ancak, söz konusu mal rejiminin, Yasa'nın yürürlüğe girdiği
tarihte devam etmekte olan evlilikler için aksi kararlaştırılmadıkça bu
tarihten geçerli olarak uygulanacağını öngören itiraz konusu kuralla hukuk
güvenliği ihlâl edildiği gibi hakkaniyete aykırı uygulamaların devamına da
olanak sağlanmıştır. Ayrıca eşler evlilik birliği içinde aynı hukuksal konumda
oldukları halde Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce ve sonra evlenen eşler
farklı mal rejimine bağlı tutularak eşitlik ilkesi ihlâl edilmiştir.
Öte yandan, yeni medeni yasa yürürlüğe girdiği tarihte evlilik
birliği devam etmekte olan eşlerin kişisel hakka dönüşmüş bir hakları
bulunmadığından önceki yasa dönemindeki hukuksal durumları kazanılmış hak
oluşturmaz; başka bir anlatımla ortada kazanılmış bir hak bulunmadığından
bunlar yönünden yasaların geçmişe yürütülmesi, hukuk güvenliği ve kazanılmış
hakların korunması ilkeleriyle açıklanamaz. Kişisel hakka dönüşmemiş hukuksal
durumlar, yasaların genel ve eşit uygulanmasının bir sonucu olarak yeni yasal
düzenlemenin kapsamına girerler. Bu nedenle yasa koyucu tarafından hakkaniyete
aykırı sonuçlar doğurduğu kabul edilen bir kuralın, müktesep hakların
korunmasından söz edilerek belirli bir dönem için de olsa yürürlüğünü
sürdürmesine olanak sağlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Üye Serruh KALELİ Üye Zehra Ayla PERKTAŞ Başkanvekili Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Fulya KANTARCIOĞLU Üye Ali GÜZEL Üye Zehra Ayla PERKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2006/37, K. 2008/141, 18 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası