KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Esas Sayısı
- 2007/96
- Karar Sayısı
- 2009/34
- Karar Günü
- 26.2.2009
- R.G. Tarih-Sayı
- 05.06.2009-27249
- İtiraz yoluna başvuranlar
- 1- Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi
- Esas Sayısı
- 2007/96
- 2- Batman Ağır Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı
- 2007/103)
- 3- Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı
- 2008/48
- 4- Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesi(Esas Sayısı
- 2008/104
- 5- Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı
- 2009/8
- İtirazların konusu
- 26.9.2004 günlü, 5237
Karar Metni
2.472 kelime·12 dk okuma·17 bölüm
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2., 5., 10., 13., 36. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Onsekiz yaşından küçüklere cinsel istismarda bulunmak suçundan sanıklar hakkında açılan kamu davalarında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuşlardır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu (5) numaralı fıkrayı da içeren "Cinsel saldırı" başlıklı 102. maddesi şöyledir:
"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.
(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu (6) numaralı fıkrayı da içeren "Çocukların cinsel istismarı" başlıklı 103. maddesi ise şöyledir:
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) (Değişik: 29/6/2005 - 5377/12 md.) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 5., 10., 13., 36. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, E. 2008/48 sayılı dosyada 5.6.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da
o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
İtiraz yoluna başvuran Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesince Türk Ceza
Kanunu'nun 102. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile 103. maddesinin (6)
numaralı fıkrasının iptali istenmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin
(5) numaralı fıkrasında, onsekiz yaşından büyüklere yönelik cinsel saldırı suçu
düzenlenirken, aynı Yasa'nın 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasında ise
onsekiz yaşından küçüklere yönelik cinsel istismar suçu düzenlenmiştir.
Başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davada, suç tarihi itibarıyla, mağdure
onsekiz yaşından küçüktür. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin
(5) numaralı fıkrası, davada uygulanacak kural niteliğinde değildir Bu nedenle, Türk Ceza Kanunu'nun 102.
maddesinin (5) numaralı fıkrasına ilişkin
başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine, 5.6.2008 gününde
oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, E. 2007/96 sayılı dosyada 6.11.2007 gününde, E. 2007/103 sayılı dosyada 12.12.2007 gününde, E. 2008/48 sayılı dosyada 5.6.2008 gününde, E. 2008/104 sayılı dosyada 27.11.2008 gününde, E. 2009/8 sayılı dosyada ise 5.2.2009 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
E. 2007/103, E. 2008/48, E. 2008/104 ve E. 2009/8 sayılı davaların aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E. 2007/96 sayılı dava ile birleştirilmelerine, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E. 2007/96 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, itiraz konusu kuralda mağdurun beden veya
ruh sağlığının bozulması kavramının tanımlanmadığı, özellikle mağdurun ruh
sağlığının hangi aşamada ve ne şekilde bozulduğunun saptanmasının tıbben mümkün
olmadığı, Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamına
giren basit cinsel istismar eylemi sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının
bozulması durumunda faile 15 ilâ 20 yıl arasında hapis cezası verilirken, Türk
Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamına giren mağdurun
vücuduna cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen daha ağır bir eylem
sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmaması halinde ise faile 8
ilâ 15 yıl arasında daha az hapis cezasının verileceği, ya da her iki eylem
sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulduğunda da faile aynı cezanın
verileceği, bunun ise suç ve ceza arasında bulunması gereken oranlılık ilkesi
ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma
hakkının ihlali anlamına geldiği, suçun temel ve nitelikli hallerini işleyen
sanıkların durumlarının farklı olmasına karşın bunlara aynı cezanın verilecek
olmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca mağdurun ruhsal bütünlüğünün
bozulması nedeniyle faile ceza verilmesinin bir eylem nedeniyle iki kez
cezalandırılması anlamına geleceği belirtilerek, itiraz konusu kuralın
Anayasa'nın 2., 5., 10., 13., 36. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralı da içeren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun
103. maddesinde, çocuklara yönelik cinsel istismar suçu düzenlenmiştir. Yasa'da
erişkin kişilere karşı işlenen eylemler yönünden "cinsel saldırı"
terimi, çocuklara yönelik cinsel içerikli eylemler için ise "cinsel
istismar" ifadesi kullanılmıştır. Söz konusu suç, Türk Ceza Kanunu'nun
"İkinci Kitap"ının "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci
Kısım'ının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altındaki
"Altıncı Bölüm"ünde düzenlenmiştir. Bu suçla korunan hukuksal yarar,
kişinin cinsel özgürlük ve dokunulmazlığıdır. Maddenin (1) numaralı fıkrasında,
suçun temel şeklinin yaptırımı belirlenmiş ve cinsel istismar kavramının tanımı
yapılmıştır. Maddede cinsel istismar olarak kabul edilen "cinsel
davranışların" neler olduğu belirtilmemiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 102.
maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, cinsel davranış, kişinin vücudu
üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik, ancak cinsel
ilişki boyutuna varmayan davranışlardır. 103. maddenin (2) numaralı fıkrasında,
bu suçun işleniş tarzı itibarıyla nitelikli hâli tanımlanmıştır. Buna göre,
cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle
gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile
cezalandırılmayı gerektirmektedir. İtiraz konusu (6) numaralı fıkrada ise söz
konusu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. Buna göre,
cinsel istismar suçunun işlenmesi sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığı
bozulmuş ise faile 15 ilâ 20 yıl arasında bir hapis cezası verilecektir. Ancak,
bu durumda, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar dolayısıyla sorumluluk için
aranan koşulların gerçekleşmesi şarttır.
Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu 103. maddesinin (6) numaralı
fıkrasında, aynı maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında belirtilen eylemler
sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması durumunda failin onbeş
yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmüne yer
verilmiştir. Anılan fıkradaki hapis cezasının üst sınırı, Türk Ceza Kanunu'nun
49. maddesi uyarınca yirmi yıl olduğundan, fıkrada öngörülen ceza 15 ilâ 20 yıl
arasında hapis cezasıdır. Bir başka ifadeyle, cinsel istismar suçunun gerek
basit (m. 103/1) gerekse nitelikli (m. 103/2) halinin işlenmesi sonucunda
mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması durumunda, Türk Ceza Kanunu'nun
103. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca faile 15 ilâ 20 yıl
arasında hapis cezası verilmesi gerekecektir. Söz konusu düzenlemeden,
yasakoyucunun cinsel istismar eylemi nedeniyle mağdurun beden veya ruh
sağlığında ortaya çıkan bozulmayı dikkate aldığı, bunu meydana getiren
hareketin basit ya da nitelikli olması arasında bir ayırım yapmadığı
anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti, 5. maddesinde de devletin temel amaç ve görevleri belirtilmektedir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine
ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin
kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve
ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine
göre belirlenir. Yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi
eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile
karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul
edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini
kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunması, öngörülen
cezanın cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olması, insanlık haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi
hususları da dikkate almak zorundadır.
Sadece failin hareketini esas alarak ve hareket için öngörülen
ceza miktarlarını kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup
bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele
almak anlamına gelir. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup
bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş ceza ile yapılacak
bir kıyaslamanın değil, o suçun toplum yaşamında yarattığı etkinin de dikkate
alınması gerekir. Cezanın belirlenmesinde suçtan zarar görenin kişiliği ve ona
verilen zararın azlığı veya çokluğu da etkilidir. Yasakoyucu, değişik eylemler
için değişik cezalar yanında, daha hafif bir eylem için daha ağır bir cezayı da
uygun görebilir. Nitekim, yasakoyucunun cinsel istismar suçu sonucunda mağdurun
beden veya ruh sağlığında meydana gelebilecek neticeyi dikkate alarak tercihini
bu yönde kullandığı ve buna göre bir cezalandırma sistemini benimsediği
anlaşılmaktadır. Yasakoyucunun cinsel istismar suçunda korunan hukuksal
menfaatin öncelikle mağdurun cinsel özgürlüğü ve doğal olarak cinsel istismar
sonucunda etkilenecek olan fiziksel ve ruhsal bütünlüğü olduğunu kabul ederek
bu suça "Kişilere karşı suçlar" bölümünde yer verdiği görülmektedir.
Cinsel istismar suçu sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasının suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hali olduğu ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise failin gerçekleşen ağır neticeden sorumlu olabilmesi için Türk Ceza Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca en az taksirle hareket etmesinin yeterli olduğu dikkate alındığında, "en az taksir düzeyi"nde kabul edilebilen bir hareketin hafif veya ağır olmasının bir önemi bulunmamaktadır.
Öte yandan, cinsel istismar suçu sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması durumu, asıl suçtan bağımsız bir suç türü olmayıp, suçun netice sebebiyle ağırlaşmış halidir. Burada faile gerçekleşen neticeden dolayı ikinci bir ceza verilmemekte, fakat bundan dolayı failin cezası artırılmaktadır.
Yasakoyucunun takdir yetkisine dayanarak ve mağdurda meydana gelen neticeyi dikkate alarak yaptığı itiraz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü yoktur.
Anayasa'nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, "Kimse kanunun suç
saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz" denilerek "suçun
yasallığı", üçüncü fıkrasında da "ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur" denilerek, "cezanın yasallığı"
ilkesi getirilmiştir. Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada yasallık ilkesi,
özgürlük ve insan haklarının gelişerek bireyin öne çıktığı günümüzde, ceza
hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 38., Türk
Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan "suçta ve cezada kanunilik"
ilkesi, hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek
cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yasada gösterilmesini,
kuralın "açık", "anlaşılır" ve "sınırlarının belli
olması"nı zorunlu kılar. Bu ilke, kişilerin yasak eylemleri önceden
bilmeleri düşüncesine dayanmakta, böylece temel hak ve özgürlüklerin güvence
altına alınmasını sağlamaktadır.
İtiraz konusu kuralda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması
kavramının tanımına yer verilmemiştir. Yasakoyucu burada, mağdurun beden veya
ruh sağlığının bozulması halini cinsel istismar suçunun neticesi sebebiyle
ağırlaşmış hali olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip
gerçekleşmediğinin saptanmasını ise uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh
sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurların yaşı, bedensel gelişim
derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapılarına göre göreceli bir nitelik
taşıdığından, söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların
raporlarıyla ortaya konması gerekmektedir. Bu nedenle, yasakoyucunun beden veya
ruh sağlığının bozulmasının tanımını yapmamasının suçta yasallık ilkesine
aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 5. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa'nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır. Anayasa'nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeye Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmışlardır.
Kuralın Anayasa'nın 13. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
EK
GEREKÇE
Başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa'nın değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.
Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme'nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Anayasa Mahkemesi, E. 2007/96, K. 2009/34, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası