İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2008/77 K.2010/77

Mahkemesi

Esas2008/77Karar2010/77Tarih3 Haziran 2010Okuma14 dk · 2.740 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
3 Haziran 2010
Esas Sayısı
2008/77
Karar Sayısı
2010/77
Karar Günü
3.6.2010
R.G. Tarih-Sayı
30.10.2010-27744
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul Bölge İdare
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.740 kelime·14 dk okuma·19 bölüm

Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

4.12.1984 günlü, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un 13. maddesinin Anayasa'nın 2., 9., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Taşınmaz mal zilyetliğine yapılan tecavüzün 3091 sayılı Yasa hükümleri uyarınca önlenmesi yönündeki başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davanın, İdare Mahkemesi tarafından reddi üzerine Bölge İdare Mahkemesi'ne yapılan itirazda, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

4.12.1984 günlü, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un itiraz konusu 13. maddesi şöyledir:

'Yürütmenin durdurulması

Madde 13 ' Bu Kanuna göre verilmiş kararlar üzerine idari yargıya başvurmalarda yürütmenin durdurulması kararı verilmez.'

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 9., 36., 125. ve 138. maddelerine dayanılmış, 13. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali GÜZEL, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıyla 11.9.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, idari yargı mercilerince yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesini ortadan kaldıran itiraz konusu kuralın, hak arama özgürlüğünü sınırladığı, kamu düzenini bozduğu, ayrıca hâkimlere tanınan yargı yetkisinin kullanılmasını engellediği belirtilerek, Anayasa'nın 2., 9., 36., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü'nün Anayasa'ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verilebilir. Bu nedenle, itiraz konusu kural, Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

İtiraz konusu kuralda, 3091 sayılı Yasa'ya göre verilmiş kararlar üzerine

idari yargıya başvurulması halinde, yürütmenin durdurulması kararı

verilemeyeceği öngörülmekte, gerekçesinde ise; 'Uygulamada 5917 sayılı

Kanuna göre verilmiş bulunan kararlar aleyhine Danıştay'da açılan iptal

davalarında, istek üzerine, yürütmenin durdurulması kararı da verilmektedir. Bu

durumda asıl davanın geç karara bağlanması nedeniyle uygulamanın durdurulması,

anlaşmazlığın devamına ve birçok olayların çıkmasına neden olmaktadır. Esasen

verilen men kararının infazı yapılıp, yürütme işlemi tamamlandıktan sonra

Danıştay'ca yürütmenin durdurulması kararı verildiğinden, bu kararın infazı ile

yapılmış bir işlemin aksine yeniden bir işlem yapılması, başkaca hukuki

anlaşmazlıklara da yol açmaktadır. Bu sakıncaların giderilmesi için, idari

yargı tarafından yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi ve anlaşmazlığın

kesin kararla çözümlenmesi zorunlu görülmüştür.'denilmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak yasayla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Adil yargılanma hakkını düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesinde, 'Herkes,

meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.'

denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama

özgürlüğü, bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir

haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı

haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp

kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,

yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri

önünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, 'idarenin

her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.' denilerek

etkili bir yargı denetimi amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi hukuk

devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel

hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır. Anayasa'nın

125. maddesinin beşinci fıkrasında, idari işlemin uygulanması halinde telafisi

güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı

olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek

yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceği, altıncı fıkrasında ise, yürütmenin

durdurulması kararı verilmesinin olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve

savaş hali ile milli güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık nedenlerine bağlı

olarak yasayla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır.

Hak arama özgürlüğü bakımından kişilerin idareye karşı sahip

oldukları en etkili yargısal koruma mekanizması iptal davasıdır. İptal

davasında, idari işlemin hukuk kurallarına aykırılığının belirlenmesi halinde

iptali yoluna gidilmekte ve bunun sonucunda idarenin hukuka bağlılığı ve hukuk

düzeninin korunması sağlanmaktadır. Genel ilke, iptal kararlarının geriye

yürümesi ve iptal edilen işlemi başından itibaren ortadan kaldırması, bu işleme

ve ona dayanan sonuçlar hiç mevcut olmamış gibi kabul edilmesi olmakla

birlikte, bu ilke, idari işlemin iptal kararına kadar mevcudiyetine ve etki

doğurmasına engel değildir. Bu nedenle, kişileri iptal davası sonuçlanıncaya

kadar hukuka aykırı idari işlemin olumsuz etkilerinden korumak, ileride

giderilmesi veya düzeltilmesi imkânsız veya zor olan durumları önlemek, idareyi

de hem olası bir tazmin yükünden kurtarmak hem de hukuk sınırları içine çekerek

hukuk devletinin kesintiye uğramadan devamını sağlamak amacıyla yürütmenin

durdurulması kurumu öngörülmüştür.

Yürütmenin durdurulması kurumu, yargının denetim etkinliğini artırıcı bir araç olarak dava hakkının bir parçasını oluşturduğu gibi kamu yararı ve kamu düzenini de sağlamaktadır. Yürütmenin durdurulması kararı ile dava konusu olan işlemin yapıldığı andan önceki durumun geri gelmesi sağlanmakta ve kişiler dava sonuçlanıncaya kadar bu işlemin olumsuz etkilerinden korunmaktadır.

3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun, gerçek veya tüzelkişilerin zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.

Yasanın gerekçesinde, getirilen düzenlemenin kamu düzenini korumak

amacına yönelik olduğu açıklanmaktadır. Ancak, 3091 sayılı Yasa uyarınca alınan

kararların diğer idari işlemlerden farklı bir özelliğinin bulunmaması ve

Anayasa'nın 125. maddesinin beşinci fıkrası gereğince yürütmenin durdurulması

kararının idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde

telafisi güç veya imkânsız zararların doğması şartlarının birlikte

gerçekleşmesi durumunda verilebilmesi göz önüne alındığında, 3091 sayılı

Yasa'ya göre verilmiş kararlara karşı idari yargıda açılan davalarda yürütmenin

durdurulması kararı verilememesinin kamu düzenini korumayacağı açıktır. Kamu

düzeni, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde daha çok bozulur.

Yürütmenin durdurulmasının sınırlanması anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun

takdiri içerisinde ise de, bu yetki sınırsız değildir. Yasa koyucu tarafından

kamu düzeni gerekçesine dayanılarak böyle bir düzenleme yapılabilmesi için

önemli, genel kabul görmüş, somut nedenlerin bulunması gerekir.

İtiraz konusu kural uyarınca, yürütmenin durdurulması yetkisinin kullanılmasının engellenmesi bu yetkinin sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durum olduğu gibi, idari yargının en güçlü araçlarından birinin elinden alınması suretiyle yargısal denetimin kısıtlanmasına da yol açmaktadır.

Ayrıca, idari yargıda yürütmenin durdurulması kararıyla güdülen amacın kişilerin hak arama özgürlüklerini daha etkili biçimde kullanabilmelerini sağlamak olduğuna göre, itiraz konusu kural, Anayasa'nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen 'İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması' koşullarını etkisiz kılarak yürütmenin durdurulması kararlarıyla gerçekleştirilmek istenen hukuksal yararı ortadan kaldırmakta, 3091 sayılı Yasa'ya göre verilmiş kararlara karşı idari yargıda açılacak davalarda, kişileri bu araçtan yoksun bırakarak hak arama özgürlüğünü de sınırlandırmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın 9. ve 138. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Haşim KILIÇ, Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

4.12.1984 günlü, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un 13. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Nuri NECİPOĞLU'nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 3.6.2010 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket

APALAK

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1- İptal istemine konu 4.12.1984 günlü, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun'un 13. maddesinde 'Bu kanuna göre verilmiş kararlar üzerine idari yargıya başvurmalarda yürütmenin durdurulması kararı verilmez.' denilmektedir.

Anayasa'nın 125. maddesinin altıncı fıkrasında 'Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde, ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.' denilmektedir. Anayasa'nın bu maddesinin belirtilen fıkrasına ilişkin Gerekçe'de de '' idari işlemler için verilecek yürütmenin durdurulması kararlarına istisnai olarak sınır getirilebileceği de maddede düzenlenmiştir. Buna göre, olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde veya milli güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık nedenleri ile idari işlemler için yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği kanunda öngörülebilecektir.' denilmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin 15.4.1975 tarih ve E.1973/19, K.1975/87

sayılı kararında ''Mahkemelerin görev ve yetkilerini belirleyen usûl

kuralları kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle '' denilerek,

yargılama usûlünü düzenleyen yasal tasarrufların 'kamu

düzeninden' olduğu vurgulanmıştır. Kamu düzeni kavramına

verilecek anlam ile ilgili bir başka Anayasa Mahkemesi kararında da ''kamu

düzeni deyiminin, toplumun dirlik ve düzenliğinin sağlanmasını,

Devlet'in ve Devlet kuruluşlarının korunmasını hedef tutan her şeyi ifade

ettiği, bir başka deyimle, toplumun her sahadaki düzeninin temelini oluşturan

bütün kuralları kapsadığı kuşkusuzdur'' denilmektedir. (Anayasa Mahkemesi'nin

28.1.1964 tarih ve E.1963/128, K.1964/8 sayılı kararı)

Nitekim, 3622 sayılı Yasa'nın 10. maddesi ile İYUK'nun 'yürütmenin durdurulması' başlıklı 27. maddesine eklenen 12 numaralı fıkra ile idare yargılama usulünde Danıştay Dava Daireleri ile idari ve vergi mahkemelerinin verecekleri yürütmenin durdurulması istemleri konusundaki kararlara karşı 'itiraz' yolunun ihdası sonrası, bu düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığı savıyla açılan iptal davasında, iptal istemini reddeden Anayasa Mahkemesi, sözkonusu düzenlemeyi Anayasa'nın 138. ve 125. maddelerine aykırı bulmamış ve şu gerekçeyle sonuca ulaşmıştır:

''Yürütmeyi durdurma ile ilgili kararlara karşı itiraz olanağını

getiren yeni düzenlemeler idari yargılama usulü ile ilgili kurallardır.

Anayasa'nın 142. maddesi uyarınca mahkemelerin kurulması, görev ve yetkileri,

işleyişleri ve yargılama usulleri yasayla düzenlenir. Mahkemelerin nihai

karardan önce alacakları yasal önlemler ile ileride kendi kararlarının

uygulanabilirliğini ve geçerliliğini sağlamak üzere alacakları önlemler

yargılama usulü kurallarıdır. Yürütmeyi durdurma ile ilgili

kurallar, Anayasa'nın 125. maddesi sınırları içinde kalmak ve

Anayasa'nın diğer temel kurallarına aykırı olmamak koşuluyla, diğer

yargılama usulü kuralları gibi yasakoyucu tarafından serbetçe

düzenlenebilirler' Yargı organının kendi içindeki çalışma yöntemleri

ile uyguladığı yargısal tekniklerin oluşturduğu yargılama yöntemiyle ilgili

dava konusu kurallar, Anayasa'nın 138. maddesinin amacına ve açık anlatımına

herhangi bir aykırılık taşımamaktadır. Dava konusu düzenlemeler,

yargısal uygulamalarla ilgili yeni bir çözüm yoludur. Bu nedenle dava

konusu yasa ile konulan itiraz yolunun, Anayasa'nın yürütmeyi durdurmayı

düzenleyen 125. maddesinin beşinci fıkrasına ve mahkemelerin bağımsızlığını

düzenleyen 138. maddesine aykırı bir yönü yoktur. (Anayasa Mahkemesi'nin

21.6.1991 tarih ve E.1990/20, K.1991/17 sayılı kararı)

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 'Bu kanunda düzenlenen her türlü para cezası idari niteliktedir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idari mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz ve zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine idari mahkemesince verilen kararlar kesindir.' şeklindeki 26. maddesinin iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusunda da Anayasa Mahkemesi, sözkonusu düzenlemeyi şu gerekçeyle Anayasa'ya aykırı bulmamıştır:

'' Bir karara karşı itirazda bulunmak veya kanun yoluna başvurmak,

o konuda, hakkın neden ibaret olduğunun tespitini başka bir yargı merciinden de

istemektir. Bunun nasıl yapılacağı ise usul hükümleri ile

gösterilir. Anayasa'da mahkemelerin kuruluşunun, görev ve

yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin yasa ile düzenlenmesi

öngörülmüştür. Buna göre, usul yasalarının Anayasa'ya uygun olmak koşuluyla

düzenlenmesi yasama organına bırakılmıştır' İtiraz konusu kuralla, yasama

organı toplumsal düzeni bozan kimi hukuka aykırı durumları yaptırıma bağlama

yetkisini idareye vermiş, ancak kişinin haklarını korumak amacıyla bu kararlara

karşı idare mahkemelerine itiraz yolunu açmıştır. Yasama organı bu tür

davaların görülmesinde ve sonuçlandırılmasında basit fakat hızlı bir usul

öngörerek genel hükümlerden ayrılmakta kamu yararı görmüştür' İtiraz konusu

kuralla, kanun yoluna başvurulmasına olanak vermeyecek biçimde hak

arama özgürlüğüne kamu yararı amacıyla getirilen sınırlamada, demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenlerle itiraz

konusu kural Anayasa'nın 36. maddesine aykırı değildir' İdarenin toplumsal

düzenini bozan davranışlar için bireylere uyguladığı para yaptırımlarına karşı

'itiraz' üzerine verilen kararların kesin olması işin niteliğine aykırı

değildir. Yasakoyucunun, suç olarak düzenlemediği ve genel

mahkemelerin görev ve yetkisinden çıkararak idarenin ceza yaptırımına bağladığı

bu yasadaki eylemler için, para değerinin değişkenliğini göz önünde

tutarak hızlı yargılama sağlayan bu yöntemi kabul etmesinde kamu

yararını gözettiği açıktır. Bu nedenlerle, itiraz konusu

kuralla getirilen kanun yolu sınırlaması idarenin yargısal denetimini etkisiz

duruma getirmediğinden Anayasa'nın 125. maddesine aykırılık yoktur'

Anayasa'nın Danıştay'ı idare mahkemelerince verilen kararların son inceleme

mercii olarak tanımlanan 125. maddesinde, tüm kararların mutlak olarak Danıştay

incelemesinden geçirileceği konusunda bir kural yer almamaktadır. Mahkemelerin

kuruluş, görev, işleyiş ve yargılama usullerini Anayasa çerçevesinde

düzenlemekle görevli olan yasakoyucunun basit gördüğü kimi davalarda üst yargı

yolunu kapayabileceği açıktır. Bu nedenle, itiraz konusu kural

Anayasa'nın 155. maddesine de aykırı değildir'' (Anayasa Mahkemesi'nin

23.5.2001 tarih ve E.2001/232, K.2001/89 sayılı kararı; AMKD., Sayı:37, 1.

Cilt, s. 541-550)

Anayasa Mahkemesi'nin 21.6.1979 tarih ve E.1979/1, K.1979/30 sayılı kararında da 'yürütmenin durdurulması' müessesesinin mahiyeti üzerinde durulmuş ve aşağıdaki değerlendirme ve gerekçeyle 2172 sayılı Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun'un 16. maddesiyle öngörülen 'yürütmenin durdurulması kararı verilemez' yolundaki kuralın iptali istemi reddedilmiştir:

''İptal davasını güvence altına almakta bulunan yürütmenin

durdurulması müessesesinin yönetsel yapıdaki önem ve etkisi yadsınamaz.

Özellikle, iptal davalarında davalı yerindeki Devletin karşısında zayıf durumda

olan davacının haklarının etkin biçimde güvence altına alınmasında, yürütmenin

durdurulması kararlarının büyük rolü bulunmaktadır. Ancak, yürütmenin

durdurulması müessesesinin yönetsel yargıdaki bu önemli rolü, onun yargı

yetkisinin ayrılmaz bir parçası sayılmasını gerektirmez' Yürütmenin

durdurulmasını isteme hakkı, yargılama yönteminin öteki müesseseleri

gibi, gerekliliğini yasakoyucunun takdir edeceği, dava hakkına göre

ikinci nitelikte bir haktır' Yasa'nın özel yapısından ve dayandığı

kamu yararı düşüncesinden kaynaklandığı anlaşılan iptal konusu hükmün bu yasaya

özgü ve yargılama yöntemine ilişkin bir kural olarak, Anayasanın yargı yetkisi,

hak arama özgürlüğü, yargı yolu ve mahkemelerin bağımsızlığı konularını

düzenleyen 7., 31., 114. ve 132. maddelerine aykırı bir yönü bulunmadığı gibi,

konunun yukarıda belirtilen özelliği nedeniyle, yasakoyucunun burada

genel kuraldan ayrılmasını, Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti

ve 12. maddesinde yer alan eşitlik ilkelerine aykırı görmeye de olanak yoktur.

Belirtilen bu durumun doğal sonucu olarak, kamu yararı düşüncesi ile

getirildiği anlaşılan iptal konusu hükmün, Anayasa'nın çalışma ve sözleşme

özgürlüğü konusundaki 40. maddesine aykırı bir yönü bulunduğu da düşünülemez''

(RG 14.1.1980, Sayı: 16869)

2- İtiraz konusu kuralın denetimi evvelce Anayasa Mahkemesi'nin 18.4.1996 tarih ve E.1996/7, K.1996/11 sayılı kararıyla yapılmış ve şu gerekçeyle kuralın iptali isteminin reddi yoluna gidilmiştir:

''3091 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde yürütmenin durdurulması

kararı verilemeyeceğinin öngörülmüş olması, kamu düzeninin korunması

gereğinden kaynaklanmaktadır. Kamu düzeninin korunması

amacıyla idarenin yetkili organlarınca alınan tedbir niteliğindeki kimi

kararlar, başka bir işleme gerek duyulmaksızın yerine getirilir. Bu kararlardan

zarar görenlere, kararın iptalini istemek konusunda dava hakkı tanınmış olması

nedeniyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin engellenmesi

idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı

ilkesini etkilemez. Tersi durumda, idarenin görevlerini eksiksiz

olarak yerine getirmesi, kamu düzeninin sağlanması ve kamu hizmetlerinin

düzenli ve aralıksız olarak yürütülmesi olanaksız kalır. Yasakoyucu, gerekli

durumlarda kimi yönetsel kararlara karşı anayasal sınırları gözeterek

bu yolu açık ya da kapalı tutabilir' Anayasa'nın 125. maddesinin

altıncı fıkrasında da, kamu düzeni ile ilgili hususlarda yasakoyucunun

yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabileceği

anlaşılmaktadır' 3091 sayılı Yasa'nın genel amacı, taşınmaz mal

zilyetliğine yapılan tecavüz ya da müdahale nedeniyle kamu düzeninin

bozulmasını önlemek, güvenlik ve asayişi sağlamaktır. Nitekim Yasa'nın

amaç ve kapsamının belirlendiği 1. maddesinde de ''taşınmaz mallara yapılan

tecavüz ve müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle

tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlar.' denilerek bu özellik

vurgulanmıştır. Sonuç olarak, 13. maddede kamu düzeni nedeniyle

getirilen sınırlamanın Anayasa'nın 125. maddesine aykırı bir yönü

yoktur. İptal isteminin reddi gerekir'' (RG, 10.1.2007, Sayı: 26399)

3- Yapılan açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde;

yargılama usulünü düzenleyen yasal tasarrufların 'kamu düzenine' ilişkin

olduğu, ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen 18.4.2006 tarih ve

E.1996/7, K.1996/11 sayılı kararında işaret edildiği üzere taşınmaz mal

zilyetliğine yapılan tecavüz ve müdahale konusunda alınacak tedbir ve verilecek

kararların kamu düzenini ilgilendirdiği, iptali istenen kuralın dava hakkının

özünü ortadan kaldırmasının sözkonusu olamayacağı, böylelikle iptali istenen

kuralın, yasakoyucunun bu konuda sahip olduğu takdir hakkı çerçevesinde, kamu

düzenini de gözeterek konulmuş bir hüküm mahiyetinde bulunduğu, Anayasa'nın

125. maddesinin altıncı fıkrasının verdiği açık yetkiye dayanılarak öngörülen

sözkonusu 'usuli' düzenlemenin, belirtilen yönü itibariyle anılan

Anayasa hükmünün özüne ve sözüne aykırı düşmediği, sonuç itibariyle de itiraz

istemine konu kuralın Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı olmadığı

ve iptal isteminin yukarıda tek tek açıklanan Anayasa Mahkemesi kararları

doğrultusunda reddi gerektiği kanaatine vardığımızdan; kuralın iptaline yönelik

çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Başkan

Haşim

KILIÇ

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi, E. 2008/77, K. 2010/77, 3 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Kılıç
  9. Kantarcıoğlu
  10. Akyalçın
  11. Erten
  12. Özgüldür
  13. Apalak
  14. Kaleli
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Yıldırım
  17. Necipoğlu
  18. Kılıç
  19. Akyalçın
  20. Özgüldür
  21. Necipoğlu
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2008/77
Karar No
2010/77
Tarih
3 Haziran 2010

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2009/33 K.2010/78
  • AYM Norm Denetimi E.2008/116 K.2010/85
  • AYM Norm Denetimi E.2010/56 K.2010/83
  • AYM Norm Denetimi E.2010/49 K.2010/87
  • AYM Norm Denetimi E.2010/60 K.2010/88
  • AYM Norm Denetimi E.2010/59 K.2010/86

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.