İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2009/31 K.2011/77

Esas Sayısı : 2009/31

Esas2009/31Karar2011/77Tarih12 Mayıs 2011Okuma19 dk · 3.755 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2009/31
Karar No
2011/77
Karar tarihi
12 Mayıs 2011
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.755 kelime·19 dk okuma·23 bölüm

Esas Sayısı : 2009/31

Karar Sayısı : 2011/77

Karar Günü : 12.5.2011

Resmi Gazete: 23.7.2011 - 28003

İPTAL DAVASINI AÇAN

Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY ve Kemal

ANADOL (E.2009/31)

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR

1- Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/36)

2- Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (E.2009/37)

3- Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/40)

4- Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/68)

5- Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2009/71, E.2009/72, E.2009/73, E.2009/74, E.2009/75, E.2009/76, E.2009/77, E.2009/78, E.2009/79,

E.2009/80)

6- Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2011/2)

DAVA ve İTİRAZLARIN KONUSU: 25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;

1) 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin,

2) 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 10'un,

Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., 43., 138. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları

1- 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun dava ve itirazların konusu cümleyi de içeren 12. maddesi şöyledir:

'Madde 12 ' 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.'

2- 25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na eklenen dava ve itirazların konusu Geçici 10. Madde şöyledir:

'Geçici Madde 10' Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.'

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., 43., 138. ve 169. maddelerine dayanılmış; 35. maddesi ise ilgili görülmüştür.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, E.2009/31

sayılı dosya 7.5.2009 gününde, E.2009/36 sayılı dosya 20.5.2009 gününde, E.

2009/37 sayılı dosya 2.6.2009 gününde, E. 2009/40 sayılı dosya 3.6.2009

gününde, E. 2009/68 sayılı dosya 16.9.2009 gününde, E. 2009/71, E.2009/72,

E.2009/73, E.2009/74, E.2009/75,E.2009/76, E.2009/77, E.2009/78, E.2009/79 ve

E.2009/80 sayılı dosyalar 8.10.2009 gününde, E.2011/2 sayılı dosya 20.1.2011

gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında başvurularda eksiklik

bulunmadığından işin esasının incelenmesine, E.2009/31 ve E. 2009/37 sayılı

dosyalarda yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından

sonra karara bağlanmasına, oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- BİRLEŞTİRME KARARLARI

A- E.2009/36 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 20.5.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

B- E.2009/37 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 2.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

C- E.2009/40 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 3.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

D- E.2009/68 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 16.9.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

E- E.2009/71 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

F- E.2009/72 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

G- E.2009/73 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

H- E.2009/74 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

İ- E.2009/75 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

J- E.2009/76 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

K- E.2009/77 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

L- E.2009/78 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

M- E.2009/79 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

N- E.2009/80 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

O- E.2011/2 sayılı itiraz başvurusunun, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/31 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/31 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 20.1.2011 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar, dava konusu Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen 'Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır' Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, dava konusu kuralın uygulanması halinde devletin hüküm ve tasarrufunda olan kıyıların ve ormanların hak düşürücü süre nedeniyle tapu iptali davası açılamaması sonucunda özel mülkiyet konusu olacağı, ayrıca dava konusu kural ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan alanlara ilişkin düzenleme içeren diğer yasa kuralları arasında uyumsuzluk doğması nedeniyle hukuk kurallarının birbiriyle uyumlu olmasını ve aralarında çelişki bulunmamasını gerektiren hukuk devleti ilkesine ters düştüğü belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 43. ve169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kuralı da içeren Kadastro Kanunu'nun 12. maddesi,

kadastro tutanaklarının kesinleşmesini ve kesinleşen tutanaklar aleyhine

açılacak davalarda hak düşürücü süreyi düzenlemektedir. Anılan maddenin üçüncü

fıkrasında, kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten

sonra, bu tutanaklarda yer alan haklara, sınırlandırma ve tespitlere ilişkin

olarak kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve

dava açılamayacağı kurala bağlanmıştır. Bu fıkraya eklenen dava konusu kuralda

ise kadastro tutanakları aleyhine açılacak davalara ilişkin hak düşürücü

sürenin iddia ve taşınmazın niteliğine ya da tarafların sıfatına

bakılmaksızın uygulanacağı öngörülmektedir.

Kuralda herhangi bir ayırım yapılmamakla birlikte Yargıtay

içtihatlarında kuralın devletin hüküm ve tasarrufunda olan ve bu nedenle özel

mülkiyete konu olamayan kıyılar ve ormanlar gibi alanlar bakımından

uygulanamayacağı belirtilmiştir. Bunun sonucu olarak, kadastro tutanaklarının

kesinleşmesinden sonra on yıldan daha uzun bir süre geçmiş olsa bile devletin

hüküm ve tasarrufunda olan kıyı ve orman gibi alanların yanlış tespit ile özel

mülk olarak kaydedildiğinin ortaya çıkması halinde, dava açılarak bu alanlara

ilişkin tapuların iptal edilmesi mümkün hale gelmiştir. Yasa koyucunun bu

uygulamanın Türk Medeni Kanununda öngörülen tapuya güven ilkesini zedelediği ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 numaralı Protokolünün 1. maddesine

aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle dava konusu kuralı maddeye eklediği

anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 43. maddesinde 'Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.'; 169. maddesinin ikinci fıkrasında ise 'Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.' kuralı yer almaktadır.

Dava konusu kuralın uygulanması halinde kıyı ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan kalkacaktır. Bunun sonucunda tapu kayıtları kesinlik kazanacak ve özel mülkiyete ilişkin tapular geçerli kabul edilecektir. Böylece dava konusu kuralın uygulanması ile kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz üzerinde özel mülkiyet mümkün hale gelecektir.

Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerinde temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir.

Ancak, hukuk devletinin en temel unsurlarından birisi olan hukuki

güvenlik ilkesi bireyleri keyfi yönetimlere ve hukuki sürprizlere karşı korumak

ve bireylerin ileride başlarına gelebilecekleri öngörebilmesi ve hareketlerini

buna göre ayarlayabilmesi amacıyla hukuk kurallarının açık, anlaşılabilir ve

öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik ilkesini eşya hukuku

alanında somutlaştıran kurum tapuya güven ilkesidir. Tapu sicilinin temel

işlevi bir taşınmazla ilgili tüm hakların bu sicile kaydedilerek herkese karşı

ileri sürülebilmesi ve sicile kayıtlı olmayan hakların da iyi niyetli üçüncü

kişilere karşı ileri sürülememesidir. Bu aynı zamanda mülkiyet hakkının

sağladığı güvencenin de bir sonucudur.

Anayasa'nın 35. maddesi ise kişi özgürlüğü ile yakından ilişkili olan

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ancak mülkiyet hakkı mutlak bir hak

olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü

ve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem kıyılar

hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla

tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da

orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin

iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1. protokolün 1.

maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevrenin

korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması

arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizin

mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve yasa koyucunun buna uygun çözüm yolları bulması gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir.

Serdar Özgüldür bu görüşe katılmamıştır.

B- 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na Eklenen Geçici 10. maddenin İncelenmesi

Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında dava konusu kuralın aleyhe bir hüküm olduğu ve kazanılmış hakları ihlal ettiği belirtilerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava ve itiraz konusu kural, Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükmün devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış davalarda da uygulanmasını öngörmektedir.

Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen kuralın yukarıda yapılan incelenmesi neticesinde Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından aynı gerekçelerle kural, Anayasa'nın 43.ve 169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir.

Serdar Özgüldür bu görüşe katılmamıştır.

Kural, Anayasa'nın 43. ve 169. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiğinden Anayasa'nın 2., 9., 10., 36., ve 138. maddeleri yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

1- 2. maddesiyle, 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlede yer alan '' iddia ve taşınmazın niteliğine '' ibaresi,

2- 3. maddesiyle, 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10. madde,

12.5.2011 günlü, E. 2009/31, K. 2011/77 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu madde ve ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete'de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

SONUÇ / HÜKÜM

VII- SONUÇ

25.2.2009 günlü, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

1- 2. maddesiyle, 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin,

2- 3. maddesiyle, 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10. maddenin,

Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 12.5.2011 gününde karar verildi.

Başkanvekili

Serruh

KALELİ

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet

AKYALÇIN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

KARŞI OY GEREKÇESİ

İptal davası ve itiraz yoluyla iptali istenen 21.6.1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 'Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre' başlıklı 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen 'Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.' cümlesinin Sayın çoğunlukça iptaline karar verilmiş olup, aşağıdaki nedenlerle bu sonuca katılmam mümkün olmamıştır:

1- İptal istemine konu cümle eklenmeden önce 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrası metni şu şekildeydi: 'Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.'

Bu fıkranın iptali için Karaman Asliye İkinci Hukuk Mahkemesi'nce yapılan itiraz başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.1991 tarih ve E.1991/9, K.1991/36 sayılı kararıyla (R.G. 9.5.1992, Sayı:21223), kadastro, tapu iptali, hak düşürücü süre gibi bir çok hukuki müesseseler irdelenmiş ve aşağıda özetlenen gerekçeyle itiraz isteminin reddine karar verilmiştir:

''Kadastro Yasası'yla soruna ülke bütününde yaklaşılarak yurdun

kadastral, topografik haritası yapılarak tapu sicilinin oluşması sağlanıp, bir

yerde kadastronun bitirilmesiyle yasa uygulaması son bulacağından, Kadastro

Yasası geçici bir yasadır' 12. maddenin üçüncü fıkrasında Kadastro

tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra

Kadastrodan önceki hukuksal nedenlere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava

açılamayacağı öngörülmüştür. Burada hak düşürücü süre söz konusu olup, yasa

koyucu böylece kamu düzeniyle ilgili bir nitelik taşıyan kadastro işlemlerinin

korunması ve düzenli bir tapu sicilinin oluşması amacını gütmüştür. Hak arama

yolunu kısıtlayan 'hak düşürücü süre' hakkı ortadan kaldırıcı, yok edici

işleve sahip olduğundan, süre geçtikten sonra hakkın varlığından söz edilemez.

Hak düşürücü süre ile yasanın belirlediği sürede bir dava açılmaması halinde

hakkın kendisi sona erer. Hak düşürücü süre, davanın görülebilirlik koşulu

olduğundan, yargıç hak düşürücü süreyi kendiliğinden, göz önünde bulundurmak

zorundadır. ' Bu madde de düzenlenmiş bulunan hak düşürücü süre kamu düzeniyle

ilgilidir' Anılan madde ile tutanağı düzenlenmiş ve doğrudan doğruya ya da

hükmen kesinleşmiş sınırlandırma ve tespitlere karşı, kadastrodan önceki

hukuksal nedenlere dayanılarak açılacak tüm davaların hak düşürücü süreye bağlı

olduğu açıklanmıştır' Bu hükümle, ülkede tapu sicilinde kararlılık sağlanması,

belli hak düşürücü süre geçtikten sonra kadastrodan önceki nedenlere

dayanılarak taşınmazlarla ilgili hakların yargı organlarında tartışma konusu

yapılmasının önlenmesi amaçlanmış, yasa koyucu da bunda kamu düzeni yönünden

yarar görmüştür' İtiraz konusu kural, genel nitelikte, nesnel bir esas

getirmekte olup, mülkiyet hakkını değil, yasalarımızda görülen benzer hükümler

gibi dava hakkını sınırlandırmaktadır. Kamu düzeninin gerektirdiği

durumlarda yasa koyucunun kimi hak düşürücü süreler koyabileceği

doğaldır. Kadastroya dayanılarak kurulan sicillere karşı açılacak

davaların hak düşürücü bir süreye bağlanması da hukuk ilke ve kurallarına

aykırılık oluşturmaz. Mülkiyet hakkının sağlıklı temellere oturtulmasını

isteyen yasa koyucu, ayrıca kadastro plânlarının düzenlenmesine büyük

önem vererek bunların gerçekleşmesi yolu ile kamu düzenini kurmaya ve korumaya

yönelmiştir. Uygulama sonunda saptanan durumun, belli süre geçtikten sonra eski

olaylara dayanılarak uyuşmazlık konusu yapılması istenilmemiş ve bunda kamu

düzeni yönünden yarar görülmüştür. Bu kuralla getirilen sınırlama, mülkiyet

hakkına değil, hak arama özgürlüğüne ilişkindir. Mülkiyet kavramını

değiştirmeyen, yapısını daraltmayan, bağını ortadan kaldırmayan, kullanılıp

yararlanılmasını engellemeyen, ancak ona bağlı hakların kullanılma süresini

düzenleyen kurallar doğrudan doğruya hakka yönelik değildir; incelenen

düzenlemeyle kısıtlanan, mülkiyet hakkı değil, dava açma hakkı, başvuru

hakkıdır' Yasada öngörülen durumlar ve süreler ile ilgililerin haklarını

kullanmalarında kolaylık sağlayan öbür kurallar birlikte göz önüne alındığında,

dava hakkının on yıllık hak düşürücü bir süre ile sınırlandırılmış olmasını, bu

hükmün kamu düzeni düşüncesine uygun olduğu kadar, tanınan sürenin hakkın

kullanılmasına da elverişli bulunduğu kabul edilmelidir. Bu kuralla güdülen

amacın devletin hak sahibi olmasına yönelik olduğu da düşünülemez. Açıklanan

nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 35. maddesine aykırı bir yönü

yoktur' 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü

fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE''

2- Ne var ki 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrası

ile ilgili uygulamada; tapulu taşınmazlar hakkında, orman ya da kıyı bölgeleri

içinde yer aldıkları, dolayısıyla 'yolsuz tescil'in sözkonusu olduğu

gerekçesiyle Hazine tarafından tapu iptali davaları açılmış ve Yargıtay'ın

1994-2004 yılları arasında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesini kişiler ve

Hazine yönünden farklı değerlendirmemesi sebebiyle, Hazine'nin açtığı davalar

redle sonuçlanmasına karşılık, 2004 yılından itibaren Yargıtay'ın bir

Dairesi'nin, on yıllık hak düşürücü sürenin orman ve kıyı sayılan yerler

bakımından işlemeyeceği yolundaki yerleşen içtihadı sonrasında, kişilerin

hukuka uygun şekilde edindikleri tapulu taşınmazlar bakımından Hazine'ce açılan

davalar kabul edilmiş ve tapuların iptali yoluna gidilmiştir. Üstelik bu tapu

iptal davaları sonunda tapu sahiplerine herhangi bir tazminat da ödenmemiş ve

ilgililerin 50-60 yıl önce edindikleri tapulu taşınmazlar yargı kararıyla

hiçbir karşılık ödenmeksizin ellerinden alınmıştır.

Vatandaştaki adalet ve hakkaniyet duygularını sarsıcı mahiyetteki bu uygulama sonucu tapulu taşınmazlarına el konan kişilerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açtıkları davaların tamamı ilgililer lehine sonuçlanmış ve Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlâl ettiği gerekçesiyle tazminata mahkum edilmiştir.

İşte tüm bu gelişmeler karşısında yasa koyucu, hem kişilerin mülkiyet haklarını korumak hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymak amacıyla iptal istemine konu yasal düzenlemeyi yapmıştır.

3- Özel mülkiyet ile anayasal mülkiyet arasında fark olduğu ve anayasal mülkiyetin kapsamının özel mülkiyetten daha geniş olduğu genel kabul görmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da, Anayasa'nın 35. maddesinin güvence alanının sadece özel hukuk bakımından değil, tüm malvarlığı hakları bakımından sözkonusu olduğu belirtilmektedir. Diğer bir deyişle, Anayasa'nın 35. maddesinin koruma alanı medeni hukuk anlamındaki mülkiyet hakkı ile sınırlı değildir. Yukarıda işaret edilen kişilerin (tapulu taşınmazlarına el konanlar) Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren birer hakkının olduğu AİHM tarafından da tespit edilmiştir.

Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki, tapuların iptal edilmesi şeklindeki sonucun hakkaniyete uygun olduğu da söylenemez. Hukuk devleti kavramının alt açılımlarından birisi olan 'hukuki güvenlik ilkesi', bu kişilerin uzun yıllar önce kazandıkları hakların Devlet gücüyle ellerinden alınmasına manidir. Kişilerin, zamanında yürürlükte olan hukuki kurallara uygun şekilde ve kamu idarelerinin işlemleri ve belgelerine dayanarak elde ettikleri hakların, sonradan başka bir kamu idaresinin talebi ve mahkeme kararıyla ortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz ve bu durum Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.

Öte yandan Anayasa'nın 43. ve 169. maddeleri kıyılar ve ormanlar

yönünden özel bir koruma öngörmektedir. Bu durumda Anayasa'nın 2. ve 35.

maddeleri ile 43. ve 169. maddelerinin somut durumda farklı çözümleri

gerektirdiği, yani bir anlamda çatıştıkları görülmektedir. Şu halde öncelikle

yapılması gereken şey, çatışan değerlerin yorum yoluyla birbiriyle

uyumlaştırılması ve bu şekilde bir sonuca gidilmesidir. Öğretide de

benimsendiği üzere, anayasal yorum ilkelerinden birisi de 'temel haklar lehine

yorum'dur. Bu ilke, Anayasa'da yer alan temel haklarla ilgili düzenlemeler

yorumlanırken, temel hakların etkisini güçlendirecek yorumun seçilmesi

gerektiğine işaret eder. Bunun doğal sonucu olarak da, temel hak

sınırlamalarına ilişkin kuralların mümkün olduğunca dar yorumlanması ve yorum

yoluyla yeni sınırlamalar getirilmemesi gerekir. AİHM'de hem kıyılar hem de

ormanlarla ilgili kararlarında; çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile

bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması

gerektiğini belirterek, çevresel değerlerin korunması amacıyla bireylerin

tapularının hiçbir bedel ödenmeksizin iptal edilmesinin bireylerin mülkiyet

hakkına orantısız ve ölçüsüz bir müdahale anlamına geleceği sonucuna ulaşmış ve

Türkiye'nin uygulanmasının her iki alanda da sözleşmeyi ihlâl ettiğine karar

vermiştir. Mahkemeye göre, kıyı kenar çizgisi içinde ya da orman alanında

kaldığı gerekçesiyle bireylerin tapularının iptal edilmesi, kamu yararını

gerçekleştirmek amacıyla bireye ölçüsüz bir yük getirmektedir; kamu yararı,

yani kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla bireyin özel mülküne el

koymak mümkün ise de, bu kamusal yük sadece mülk sahibinin omuzlarına

bırakılmamalı, tüm topluma paylaştırılmalıdır. Bu paylaşma ise el konulan ya da

kamulaştırılan mülkün bedelinin mülk sahibine ödenmesiyle gerçekleşecektir.

Yasa koyucu ise iptali istenen yasayı çıkararak, kesinleşmiş

kadastro tutanaklarına karşı dava açma hakkını on yıllık hak düşürücü süreye

tâbi tutmuştur. Böylece orman ya da kıyı olduğu halde kadastro işlemleri

sırasında özel mülk olarak tespiti yapılan ve bu şekilde kesinleşerek tapuya

tescil edilen taşınmazlara ilişkin olarak on yıl boyunca idareye tapu iptali

davası açma imkânı tanınmış; bu süre geçtikten sonra dava açılamaması ilkesi

getirilmiştir. Bunun anlamı, on yıllık hak düşürücü süre sona erdikten sonra bu

tapuların iptal edilmeyeceğidir. Ancak, bu alanların ilgili kamu idarelerince

her zaman kamulaştırılması imkân dahilindedir. Kıyı ve orman gibi çevresel değerlerin

korunmasında kamu yararı olduğundan, idare buraları kamulaştırarak doğasına

uygun biçimde kullanıma tahsis edebilir. Bu durumda, bireylerin hakkına saygı

gösterme ve kamu yararını koruma amaçları arasında makul bir denge kurulmuş

olacaktır.

Bu açıklamalar çerçevesinde Anayasa'nın 2., 35., 43. ve 169. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; iptali istenen kuralın bu maddelerde korunan değerler arasında makul bir denge kurduğu, bir taraftan hukuki güvenlik ilkesini güçlendirirken bireyin mülkiyet hakkını da koruduğu; aynı zamanda çevresel değerler olan kıyı ve ormanların korunması için gerekli olanakları sağladığı, böylelikle kuralın Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.

4- Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararında

da işaret edildiği üzere, kamu düzeninin gerektirdiği durumlarda yasa koyucunun

kimi hak düşürücü sürüler koyabileceği doğaldır. Mülkiyet hakkının sağlıklı

temellere oturtulmasını amaçlayan yasa koyucu, mülkiyet hakkını değil, hak

arama özgürlüğünü sınırlayan bir düzenleme yapmıştır ve bu esasen yasa

koyucunun sahip olduğu takdir hakkının doğal bir sonucudur. Yasa koyucunun

kesinleşen kadastro tutanakları bakımından on yıllık bir hak düşürücü süre

öngörmesinde anayasal sınırlar içinde kaldığı açık olduğu gibi; uygulamada

ulaşılan farklı sonuçlar ve bu nedenle kişilerin uğradığı hak kayıplarının yol

açtığı mağduriyet ile AİHM kararlarıyla bu ihlâlin tespiti üzerine kuralın

nasıl anlaşılması gerektiğine dair iptali istenen cümlenin de aynı nedenle Anayasa'ya

aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Devlet (Orman İdaresi, Hazine vb.), tapulu ve

özel mülkiyetteki alanların orman ya da kıyı olması konusunda bir irade

göstermek istiyorsa, bu amacına söz konusu yerleri bedeli mukabili

kamulaştırmak suretiyle varabilir. Anayasa'da öngörülen doğru, dengeli ve adil

yol bu iken; kişilerin 60-70 yıl önce edindikleri hakların kaybı sonucunu

doğuracak biçimde, ilgili idarelerin istediği zaman dava açarak, bedelsiz

şekilde tapulu taşınmazlara el atması ve kişilerin mülkiyet haklarının

ellerinden alınması, Anayasa'nın 35. maddesinin de öngörmediği bir durumdur.

Devletin bir organı olan Tapu İdaresi'nce verilen tapuya güven duymak her yurttaşın en doğal hakkıdır. Devletin bir organının verdiği tapuya, bir başka organının (Orman İdaresi, Hazine vb.) 'yolsuz tescil' iddiasıyla çok uzun yıllar sonra itiraz etmesi ve kişilerin taşınmazlarının, dolayısiyle mülkiyet haklarının önü açık biçimde süresiz dava tehdidi altında bulundurulması hukuk devletinin koruyacağı ve benimseyeceği bir davranış biçimi olamaz.

5- 3402 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 10. madde de mahiyeti itibariyle bir usul kuralıdır ve bir usul kuralının derhal uygulanması ilkesi, gerek öğretide gerek Anayasa Mahkemesi kararlarında genel kabul gören bir olgudur. Bu bakımdan, anılan maddenin de Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

6- Yukarıda açıklanan gerekçelerle, iptali istenen her iki kuralın Anayasa'ya aykırı düşmediği sonucuna ulaşıldığından, iptal istemlerinin reddi gerektiği kanısıyla, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi, E. 2009/31, K. 2011/77, 12 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasını Açan
  4. Anadol (E.2009/31)
  5. İtiraz Yoluna Başvuranlar
  6. E.2009/80)
  7. Iı- Yasa Metinleri
  8. Iıı- İlk İnceleme
  9. Iv- Birleştirme Kararları
  10. V- Esasın İncelenmesi
  11. Vı- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  12. Kaleli
  13. Kantarcıoğlu
  14. Akyalçın
  15. Erten
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Altan
  19. Üstün
  20. Yıldırım
  21. Necipoğlu
  22. Dursun
  23. Karşı Oy Gerekçesi
  24. Tercan
  25. Özgüldür
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2009/31
Karar No
2011/77
Tarih
12 Mayıs 2011

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2009/24 K.2011/75
  • AYM Norm Denetimi E.2008/7 K.2011/80
  • AYM Norm Denetimi E.2009/30 K.2011/76
  • AYM Norm Denetimi E.2008/79 K.2011/74
  • AYM Norm Denetimi E.2009/1 K.2011/82
  • AYM Norm Denetimi E.2008/80 K.2011/81

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.