KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 7 Temmuz 2011
- Esas Sayısı
- 2010/116
- Karar Sayısı
- 2011/118
- Karar Günü
- 7.7.2011
- R.G. Tarih-Sayı
- 21.10.2011-28091
- İtiraz yoluna başvuran
- Muğla 2. Ağır
Karar Metni
1.691 kelime·8 dk okuma·19 bölüm
Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
19.10.2005 günlü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun;
1- 160. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan '' ile diğer mensupları'' ibaresinin,
2- 161. maddesinin birinci cümlesinin,
Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında, Bankacılık Kanununda yer alan nitelikli zimmet suçu işlendiğinden bahisle açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1) 19.10.2005 günlü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun itiraz konusu ibareyi de içeren 160. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
'Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.'
2) 19.10.2005 günlü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun itiraz konusu cümleyi de içeren 161. maddesi şöyledir:
'Bu Kanuna göre suç teşkil eden hareket ve fiiller başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde, failleri hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesi uygulanır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun sorumluluğu gerektiren hükümleri saklıdır.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Mahkeme, başvuru kararında Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine dayanmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi hükmü uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI'nın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
6.1.2011 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ''ile diğer mensupları'' İbaresinin İncelenmesi
Başvuru kararında; kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişinin
kamu düzeni ve güvenliği ile ilgili olması nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 247.
maddesi ile korunan hukuksal değerin 'kamu idaresinin güvenilirliği ve
işleyişi' olduğu, finans kuruluşlarının ekonomik nitelikli olması nedeniyle
Bankacılık Kanunu ile korunan hukuksal değerin 'finansal piyasalara ve finansal
kurumlara güven'in olduğu, hukuksal değerler hiyerarşisi bakımından kamu düzeni
ve güvenliğinin, finansal kuruluşların güvenirliğinden önce geldiği, bu
nedenle, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda yer alan zimmet suçunun 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nda yer alan nitelikli zimmet suçundan daha ağır bir yaptırım
öngörüyor olmasının hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, 5411 sayılı Yasa'da
yer alan zimmet suçu için daha ağır bir yaptırım öngörülmesinin, finans
sektöründen kaynaklı üst üste yaşanan ekonomik krizler sonrası kamuoyunun
duyarlılığına cevap vermek olduğu, bu düzenleme ile amaçlananın 'banka yönetim
kurulu başkan ve üyeleri'nin eylem ve işlemlerinin toplumsal etkileri ve kamu
düzeni üzerindeki sonuçları gözetilerek özel bir hükümle daha ağır bir
yaptırıma tâbi tutulmalarının sağlanması olduğu, itiraz konusu ibarenin sıradan
bir banka çalışanını genel müdürler düzeyinde sorumlu kılması nedeniyle negatif
bir hak ihlali olarak Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde yasa koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını
ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz konusu ibare ile, 5411 sayılı Yasa'da yer alan zimmet suçunun fail kapsamına, banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri yanında bankada çalışan diğer mensupların da dâhil olduğu öngörülmektedir.
Bankalar, her ülkede para piyasasının oluşması ve işletilmesinde önemli bir rol oynar. Ülke ekonomisi içerisindeki bu önemli rolü nedeniyle bankacılık sisteminde meydana gelebilecek herhangi bir aksaklık başta tasarruf sahipleri olmak üzere tüm ekonomik sistemi etkileyebilmektedir. Bir güven kurumu olan bankalar tarafından yürütülen mevduat kabul etmek, mevduat sahiplerini yönlendirerek malvarlığına ilişkin değerleri idare etmek ve finans piyasalarındaki ödeme trafiğini yönetmek gibi faaliyetler malvarlığı değerlerinin bankalar nezdinde çok yüksek finansal değerleri bulmasına neden olmaktadır.
Hukuk devletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından
yasakoyucu, Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına
bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç
sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçüde ceza yaptırımları veya ceza
yaptırımına seçenek yaptırımlarla karşılanacağı, hangi hâl ve hareketlerin
ağırlaştırıcı ya da hafifletici öge olarak kabul edileceği gibi konularda
takdir yetkisine sahiptir. Finansal piyasalara ve finansal kurumlara güvenin
sağlanması, kamu düzeni ve güvenliğinin temininden ayrı değerlendirilebilecek
bir husus olmayıp, finansal piyasalara ve kurumlara güvenin sağlanması da kamu
düzeni ve güvenliğinin sağlanmasının önemli bir unsurudur. Bu bağlamda,
yasakoyucunun, bir güven kurumu olan bankaların güvenilirliğini sağlamak ve bu
güvenilirliği devam ettirmek amacıyla, eylemin toplumda ve ekonomik hayatta
yaratabileceği etkiler ile işlenme oranında ortaya çıkabilecek artışların kamu
düzeni ve güvenliğine etkisini de dikkate alarak, ceza siyasetinin bir gereği
olarak takdir yetkisi kapsamında banka mensupları tarafından işlenen zimmet
suçunu, Türk Ceza Kanunu'nda düzenlemek yerine Bankacılık Kanunu'nda özel bir
düzenleme yaparak daha ağır bir yaptırıma tâbi tutmasında hukuk devleti
ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz konusu ibarenin yer aldığı 5411 sayılı Yasa'nın 160.
maddesinde yasakoyucu, banka zimmeti suçunun faillerini belirlemiştir. Maddede
fail olarak, yerine getirilen görevin önemi dolayısıyla yönetim kurulu başkan
ve üyeleri yanında bankada çalışan diğer banka mensupları da fail kapsamına
alınmıştır. Belirlenen kişilerin fail olabilmesi için bu kişilerin, banka
zimmeti suçunun konusu olan para veya para yerine geçen diğer malların
zilyetliğinin kendisine devredilmiş olması veya bu malları koruma ve gözetim
yükümlülüğünün bulunması gerekmektedir. Yönetim kurulu başkan ve üyeleri
dışında kalan diğer banka mensuplarının işleyeceği zimmet suçunun da finansal
piyasalar ve finansal kurumlara duyulan güvene verebileceği zarar göz önüne
alındığında, aynı yükümlülüklere tâbi olan banka yönetim kurulu başkan ve
üyeleri ile diğer banka mensupları arasında ayırım yapılmaksızın aynı yaptırıma
tâbi tutulmasında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibare Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
B) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 161. Maddesinin Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Başvuru kararında, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi gereğince
yasaya erişimin kolay olması gerektiği, temel ceza yasası dışında özel
kanunlarla da suç ihdas edilebilmesinin, ancak bu durumun mevcut ceza
yasasındaki belirli bir konudaki düzenlemenin yetersizliği nedeniyle söz konusu
olabileceği, aksi hâlde her özel alanın özel düzenlemeye konu edilmesi hâlinde
ceza mevzuatının dağınıklaşacağı, bu durumun uygulama birliğini
bozabileceğinden kanunilik ilkesi ile çelişeceği, yasa hükmüne erişen bir
bireyin bunu anlayabilmesi ve davranışlarını bu yasaya uygun şekilde
düzenleyebilmesi için 'hangi fiillerin suç oluşturduğunun' ve 'hangi fiil için
ne tür bir yaptırım belirlendiğinin' kanunda yeterli bir açıklıkta belirtilmesi
gerektiği, oysa itiraz konusu kuralın, banka görevlilerinin zimmeti yönünden bu
hususları belirsiz bıraktığından Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa'nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, 'Kimse, ... kanunun suç
saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz' denilerek 'suçun yasallığı',
üçüncü fıkrasında da 'ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak
kanunla konulur' denilerek, 'cezanın yasallığı' ilkesi getirilmiştir.
Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada yasallık ilkesi, insan hak ve
özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun da
temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesine
paralel olarak Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan 'suçta ve
cezada kanunilik' ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu
yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde
yasada gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması
gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan
bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır.
İtiraz konusu kuralla, 5411 sayılı Yasa'ya göre suç teşkil eden
hareket ve fiillerin başka kanunlarda da cezayı gerektiren hareket ve fiil
olması durumunda fail hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun
maddesininuygulanacağı düzenlenmektedir. Yasakoyucu ekonomik düzenin en önemli
parçalarından biri olan bankacılık faaliyetlerinin icrası sırasında işlenen
suçları, söz konusu suçların toplumda ve ekonomik düzende yarattığı etkileri de
dikkate alarak Bankacılık Kanunu'nda özel olarak düzenlemiş ve daha ağır
yaptırımlara bağlamıştır. Yasakoyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde
yetkisini kullanırken Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı
kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın
türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya hafifleştirici tutum ve davranışların
neler olacağı gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bankacılık faaliyetleri
ile ilgili suçların her zaman daha ağır yaptırıma tâbi tutulmasını sağlayan
itiraz konusu kural suç ve ceza siyasetinin gereği olarak yasakoyucunun takdir
yetkisi içindedir.
Ayrıca, itiraz konusu kural gereğince fail hakkında bir yaptırım uygulanabilmesi için bu yaptırımı gerektiren hareket ve fiilin diğer bir kanunda suç olarak düzenlenmiş olması ve bu suça ilişkin cezanın açık bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Gerek suçun gerekse yaptırımın kanunla düzenlenmiş olması karşısında, bu yasal düzenlemelere atıf yapan itiraz konusu kuralda bir belirsizlik ve öngörülemezlikten söz edilemeyeceğinden suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 38. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Fettah
OTO
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan
ALTAN
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2010/116, K. 2011/118, 7 Temmuz 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası