KÜNYE
Anayasa İptal
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2013
- Esas Sayısı
- 2011/21
- Karar Sayısı
- 2013/36
- Karar Günü
- 28.2.2013
- R.G. Tarih-Sayı
- 06.03.2014-28933
- Davasını açan
- Anamuhalefet
Karar Metni
16.750 kelime·84 dk okuma·44 bölüm
Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL ile M. Akif HAMZAÇEBİ
İPTAL
DAVASININ KONUSU
3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun;
1- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
2- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…”, 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…kamu zararına ilişkin…” ve 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…kamu zararına yol açan…” ibarelerinin,
3- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinin,
4- 7. maddesinin (6) numaralı fıkrasının,
5- 17. maddesinin;
a- (6) numaralı fıkrasının (c), (ç) ve (d) bentlerinin,
b- (6) numaralı fıkrasının, “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki son cümlesinin,
c- (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.”biçimindeki son cümlesinin,
6- 21. maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından birine vekâlet verir.” ve ikinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından kıdemli olanı…” ibareleri ile 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” biçimindeki son cümlesinin ve 25. maddesinin (5) numaralı fıkrasının,
7- 23. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve ahizler…” ibaresinin,
8-
28. maddesinin ve 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer
alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,” ibaresinin; 26. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…” ibaresinin; 27.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ile…” ibaresinin; 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
alınır.”ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…Kurulca görüş
bildirilen…” ibaresinin; 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
alındıktan sonra…” ibaresinin; 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de
alındıktan sonra…” ibaresinin; 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinde yer alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…eylül
ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile
ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
64. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresinin; Geçici 3. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ve…” ibaresinin,
9- 31. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinin,
10- 32. maddesinin (6) numaralı fıkrasının,
11- 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” biçimindeki son cümlesinin,
12- 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ve 37. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…genel kabul görmüş uluslararası…” ibaresinin,
13- 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yer alan “…güncel…” sözcüğünün,
14- 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…” ibarelerinin,
15- 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan “…bir örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine…” ibaresinin,
16- 45. maddesinin,
17- 51. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresinin,
18- 79. maddesinin,
Anayasa'nın 2., 6., 9., 10., 36., 70., 87., 125., 138., 160. ve 165. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
II-
YASA METİNLERİ
A-
İptali İstenen Yasa Kuralları
6085 sayılı Kanun'un, dava konusu sözcük, ibareler, cümleler, bentler, fıkralar ve maddeleri de içeren;
1- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d), (f) ve (k) bentleri şöyledir:
“ (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
(…)
d) Performans denetimi: Hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini,
(…)
f) Yargılamaya esas rapor: Sayıştay dairelerince yapılacak yargılamaya esas olmak üzere, denetçiler tarafından genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin düzenlenen raporu,
(…)
k) Kamu zararı: Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen kamu zararını
(…)
ifade eder.”
2- 7. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“(6) Sayıştay tarafından gerçekleştirilen performans denetimleri mali ve hukuki sorumluluk doğurmaz.”
3- 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:
“(1) Sayıştayın kuruluşuna dahil organlar şunlardır:
(…)
e) Rapor Değerlendirme Kurulu,”
4- 17. maddesinin (6) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:
“(6) Mülakat, adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
b) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,
yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilmek suretiyle gerçekleştirilir. Adaylar, komisyon tarafından (a) ila (d) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.
(7) Mülakat komisyonu; Sayıştay Başkanının veya görevlendireceği bir daire başkanının başkanlığında, iki üye ve üç uzman denetçi olmak üzere altı kişiden oluşur. Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.”
5- 21. maddesinin (7) numaralı fıkrası şöyledir:
“(7) Sayıştay Başkanı görevinde bulunamayacağı zaman başkan yardımcılarından birine vekâlet verir. Vekil tayin etmemiş olduğu veya görevinde bulunamayacağı hallerde başkan yardımcılarından kıdemli olanı, Sayıştay Başkanlığının açık bulunduğu hallerde ise en kıdemli daire başkanı Sayıştay Başkanlığına vekâlet eder. Kıdemde esas, üyeliğe veya daire başkanlığına seçilmedir.”
6- 22. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Sayıştay Başkanı, biri denetim diğeri yönetim ile ilgili işlerde kendisine yardımcı olmak üzere üyeler arasından iki başkan yardımcısı görevlendirir. Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.”
7- 23. maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(2) Daireler;
a) Hesap mahkemesi olarak sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususları hükme bağlar.
b) Denetim raporları hakkında görüş bildirir.
c) Sayıştay Başkanı tarafından görüşülmesi istenilen konular hakkında görüş bildirir veya karar verir.”
“(4) Yargılamaya esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak üzere ilgili grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve ahizler çağrılabilir.”
8- 25. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“(5) Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde Genel Kurula, Kurula katılan başkan yardımcılarından kıdemli olanı başkanlık eder.”
9- 26. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Temyiz Kurulu; Sayıştay Genel Kurulunca, Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan daire başkanları ile üyeler arasından dört yıl için seçilecek dört daire başkanı ve her daireden seçilecek ikişer üyenin katılımı ile kurulur. Her yıl Kurul üyelerinin dörtte biri yenilenir. Üyeliği sona erenler dört yıl geçmeden tekrar seçilemez. Kurula en kıdemli daire başkanı başkanlık eder.”
10- 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Daireler Kurulu, Rapor Değerlendirme Kurulu ile Temyiz Kuruluna seçilen daire başkanı ve üyelerin dışında kalan daire başkanı ve üyelerden kurulur. En kıdemli daire başkanı Kurula başkanlık eder.”
11- 28. maddesi şöyledir:
“(1) Kurul, Sayıştay Genel Kurulu tarafından iki yıl için seçilen iki daire başkanı ve her daireden birer üye ile denetimden sorumlu başkan yardımcısından oluşur. Kurul üyeliğinde boşalma olması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere Genel Kurul tarafından boşalan yer için seçim yapılır.
(2) Kurulun başkanı Sayıştay Başkanıdır. Başkanın katılamadığı durumlarda Kurula denetimden sorumlu başkan yardımcısı başkanlık eder.
(3) Kurul, üye tamsayısının en az üçte ikisi ile toplanır. Kanuni izin ve boş üyelik sebebiyle toplantı yeter sayısının sağlanamadığı hallerde, Kurula görevlendirilmiş üye sayısını aşmamak ve o toplantıya münhasır olmak kaydı ile Kurul Başkanı tarafından katılamayan üyelerin yerine her daireden bir üyeyi aşmamak koşuluyla kıdem esasına göre yeter sayıyı sağlayacak kadar üye toplantıya davet edilebilir. Kurul, mevcudun salt çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.
(4) Rapor Değerlendirme Kurulu, Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirir.
(5) Sayıştay raporlarının Kurulda görüşülmesi sırasında ilgili grup başkanı veya raporun denetçisi katılarak görüşünü açıklar.
(6) Sayıştay raporlarının görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunması için ilgili kamu idaresinin üst yöneticisi veya görevlendireceği yardımcısı çağrılabilir.”
12- 31. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulunun görevleri şunlardır:
a) Kurum stratejik planı ve yıllık performans programını hazırlamak.
b) Türkiye Büyük Millet Meclisinin, kamuoyunun ve denetlenen kamu idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak denetim stratejik planlarını ve yıllık denetim programlarını yapılacak risk analizleri doğrultusunda hazırlamak.
c) Plan ve programların uygulanmasını izlemek, değerlendirmek, gerekli koordinasyonu sağlamak, performans ölçüm sistemlerini oluşturmak ve Sayıştay faaliyet raporunu hazırlamak.
ç) Denetime ilişkin yönetmelik, standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemek.
d) Sayıştay Başkanının görüşülmesini istediği konularda görüş bildirmek.”
13- 32. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“(6) Sayıştay Başkanının teklifi ve Sayıştay Genel Kurulunun kararı ile gerek görülen illerde denetim grup başkanlıkları kurulabilir.”
14- 35. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Denetimin genel esasları şunlardır:
a) Denetim; kamu idarelerinin hesap, mali işlem ve faaliyetleri ile iç kontrol sistemlerinin incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak kullanılmasının değerlendirilmesidir. Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.
b) Denetim genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.
c) Sayıştay ve denetçiler denetim faaliyetini bağımsız ve tarafsız olarak yürütür. Sayıştaya denetim görevinin planlanması, programlanması ve yürütülmesinde talimat verilemez.
ç) Denetimler, güncel denetim metodolojilerinin uygulanmasında gerekli özen gösterilerek gerçekleştirilir.
d) Denetim görevinin etkin bir biçimde yerine getirilmesi için Kurum mensuplarının teknik ve mesleki yeterlikleri geliştirilir.
e) Kalite güvencesinin sağlanması için, denetimin her aşaması denetim standartlarına, stratejik planlara, denetim programlarına ve mesleki etik kurallarına uygunluğu açısından sürekli gözden geçirilir.”
15- 36. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) Performans denetimi; hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesi suretiyle gerçekleştirilir.”
16- 37. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim sürecine ilişkin hususlar, kanunlar dikkate alınmak ve genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarından yararlanmak suretiyle hazırlanacak yönetmelik, standart ve rehberlerde belirtilir.”
17- 38. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri
sonucunda denetim grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporları, idareler
itibariyle birleştirilir ve bir örneği Sayıştay Başkanlığınca ilgili
kamu idaresine gönderilir. Denetim raporları, kamu idaresinin üst yöneticisi
tarafından, raporun alındığı tarihten itibaren otuz gün içinde cevaplandırılır.
Bu cevaplar da dikkate alınarak yeniden düzenlenen denetim raporları Sayıştay
dairelerinin görüşleri alınmak üzere raporun ilgili olduğu yılın bitimini takip
eden mayıs ayı sonuna kadar Sayıştay Başkanlığına sunulur. Bu raporlara kamu
idarelerinin cevapları da eklenir. Daireler, raporlar hakkındaki görüşlerini
temmuz ayının onbeşine kadar Sayıştay Başkanlığına sunar. Daireler denetim
raporları hakkında görüş oluştururken, söz konusu raporların bu Kanunda
öngörülen amaç, çerçeve ve sınırlar içinde olup olmadığı yönünden inceleme
yapar ve bu hususlara uygunluk taşımayan raporların düzeltilmesine ilişkin
görüşünü Sayıştay Başkanlığına sunar.
(2) Dairelerce görüş bildirilen denetim raporları ile Sayıştayca mali konularda belirtilmesi uygun görülen diğer hususları da içeren dış denetim genel değerlendirme raporu hazırlanır ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır. Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.”
18- 39. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Denetim grup başkanlıklarınca bu konuda hazırlanan değerlendirme raporları esas alınarak hazırlanan faaliyet genel değerlendirme raporu, Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra Sayıştay Başkanı tarafından mahallî idarelere ait olanlar hariç olmak üzere idare faaliyet raporları, genel faaliyet raporu ve mahallî idareler genel faaliyet raporu ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve bir örneği Maliye Bakanlığına gönderilir. Mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin bir örneği İçişleri Bakanlığına, bir örneği deilgili mahallî idarenin meclisine gönderilir.”
19- 40. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(2) Bu amaçla düzenlenen değerlendirme raporu, Sayıştay Başkanınca Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve Maliye Bakanlığına gönderilir. Bu raporda yer alan değerlendirmelere ilişkin olarak Maliye Bakanı gerekli önlemleri alır.”
20- 42. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Denetim ve incelemeler sonucunda hazırlanan ve bu Kanunun diğer maddelerinde öngörülenler dışında kalan raporlardır. İlgili daire ve Rapor Değerlendirme Kurulu Sayıştay Başkanı tarafından belirlenen süreler içinde bu raporlar hakkında görüş bildirir.”
21- 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)
Denetim grup başkanlıklarınca bu Kanunun 4 üncü maddesinin son fıkrası
kapsamında bulunan kuruluşların denetimi sonucunda hazırlanan yıllık denetim
raporları, en geç ilgili olduğu yılın bitimini takip eden eylül ayı
sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir. Rapor Değerlendirme
Kurulu, ekim ayı sonuna kadar rapora son şeklini verir. Bu raporlar,
Sayıştay Başkanlığınca denetlenen kuruluşa ve bir örneği de ilgili bakanlığa
gönderilir. Kuruluşlar hazırlayacakları cevaplarını varsa yönetim kurullarından
yoksa yetkili organlarından geçirmek kaydıyla, raporun alındığı tarihten
itibaren otuz gün içinde Sayıştaya ve ilgili bakanlığa gönderir. İlgili bakanlık
bu cevapları kendi görüşleri ile birlikte en geç onbeş gün içinde Sayıştaya
gönderir.”
22- 45. maddesi şöyledir:
“(1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı; araştırma, soruşturma ve ihtisas komisyonlarının kararına istinaden Sayıştaydan, talep edilen konuyla sınırlı olmak kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına bakılmaksızın özelleştirme, teşvik, borç ve kredi uygulamaları dahil olmak üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule bağlı olarak, kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma çerçevesinde, her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesini talep edebilir. Denetim sonuçları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulur.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisinden gelen denetim taleplerine öncelik verilir.
(3) Cumhurbaşkanlığı bu madde kapsamı dışındadır.”
23- 48. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus tespit edildiğinde sorumluların savunmaları alınarak mali yıl sonu itibariyle yargılamaya esas rapor düzenlenir. Ancak bu Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen hususlara ilişkin düzenlenen yargılamaya esas raporlar için mali yıl sonu beklenmez. Yargılamaya esas raporun düzenlenmesinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap vermeyen sorumluların savunmaları dikkate alınmaz.”
24- 51. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:
“(2) İlamlarda;
a) Daire ve karar numarası, ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,
(…)
yer alır.”
25- 64. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) (Değişik birinci cümle: 8/8/2011-KHK-650/31 md.) Sayıştay Genel Kurulu, Temyiz Kurulu, Daireler Kurulu ve daireleri her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. Bu müddet içinde Rapor Değerlendirme Kurulu ile Sayıştaya gelecek ivedi işlere bakmak ve gereken kararları vermek üzere sıra ile bir daire çalışmaya devam eder.”
26- 79. maddesi şöyledir:
“(1) Sayıştayın denetlenmesi, her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılır.”
27- Geçici 3. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Rapor Değerlendirme Kurulu ve Temyiz Kurulu üyelikleri için en geç üç ay içinde seçim yapılır. 26 ncı madde gereğince Temyiz Kurulu üyelerinin dörtte birinin yenileneceği ilk seçimde en az oy alan üyelerin yerine seçim yapılır.”
B-
Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 6., 9., 10., 36., 70., 87., 125., 138., 160. ve 165. maddelerine dayanılmış, 7. maddesi ise ilgili görülmüştür.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 24.2.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme'nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme'nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI'nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
3- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE,
karar verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ayşegül ATALAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Sayıştayın Anayasal Konumu
Sayıştay, 1982 Anayasası'nın “Cumhuriyetin Temel Organları” başlıklı üçüncü kısmının, “Yargı” başlıklı üçüncü bölümünde, 160. maddesinde düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın görevleri ;
- Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına denetlemek,
- Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,
- Kanunla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak,
şeklinde sayılmıştır.
Denetleme ve kesin hükme bağlama görevleri bulunan Sayıştay, denetleme işleri bakımından bir mahkeme niteliğinde olmadığı açık olmakla birlikte, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama açısından yargısal bir faaliyet gerçekleştirmektedir.
Şöyle
ki; yargısal faaliyetin en önemli unsuru, bir hukuki uyuşmazlığın tüm
yönleriyle esastan çözümlenerek karara bağlanması ve bu kararın kesin hüküm
niteliğini taşımasıdır. Kesin hüküm, davanın tarafları arasındaki hukuki
ilişkinin, bütün bir gelecek için kesin olarak tespiti veya düzenlenmesi ve
aynı davanın hükmün kesinleşmesinden sonra yeniden açılamamasıdır. Sayıştay,
sorumluların hesap ve işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığı, hukuka aykırı
ise kamu zararı doğurup doğurmadığı ve hukuka aykırı mali işlem ile kamu zararı
arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı yolunda, 6085 sayılı Kanun'da
öngörülen yargılama usullerini izleyerek bir inceleme yaptıktan sonra, her üç
koşulun da gerçekleşmesi durumunda kamu zararının hesap sorumlusundan tazminine
karar vermektedir. Sayıştayın tazmin kararı vermesi, hukuka aykırılığın
müeyyidesidir. Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın bu
kararının kesin hüküm niteliğinde olduğunun açıkça belirtilmesi ve bu karara
karşı yargı organları dâhil hiçbir makam ve merciye başvurma yolunun
öngörülmemiş olması, Sayıştay kararının yargısal anlamda kesin hüküm
niteliğinde olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, Anayasa'nın 164. maddesinin son fıkrasında yer alan “Kesinhesap kanunu tasarısı ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılmamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez.” şeklindeki hükümde, hesap yargılamasından söz edilmesi, Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin olarak verdiği kararların yargısal kimliğe sahip olduğunun önemli bir göstergesidir.
Öte yandan, Anayasa'nın 160. maddesinin ikinci fıkrasında, “Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır.” denilmektedir. Bir yargı mercii olan Danıştay ile Sayıştay kararları arasında uyuşmazlığın söz konusu olabilmesi için Sayıştayın bir yargı mercii olması gerekir. Anayasa koyucunun Sayıştay ile Danıştay kararları arasında bu şekilde bir kıyaslama yapması, ikisini de yargı organı olarak görmesinin bir sonucudur.
Sayıştayın
yargısal fonksiyon ifa edip etmediğinin saptanmasında dikkate alınması gereken
diğer bir unsur da, bağımsızlık ve tarafsızlıktır. Sayıştay, Anayasa'nın 160.
maddesinin birinci fıkrası uyarınca, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu
idareleri ile soysal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile
mallarını denetleme görevini TBMM adına yapmaktadır. Ancak, sorumluların hesap
ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevini TBMM'den bağımsız ve tarafsız
olarak yerine getirmektedir. Kaldı ki, Sayıştayın TBMM adına görev ifa etmesi,
TBMM'ye bağlı olduğu anlamına da gelmemektedir. Sayıştay mensupları, TBMM
Başkanlığıyla herhangi bir hiyerarşik ilişki içerisinde bulunmadıkları gibi
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama faaliyeti sırasında,
TBMM'den telkin, tavsiye ve talimat almadan tamamen bağımsız bir şekilde
hareket etmektedirler.
Bunun yanında, Anayasa'nın 160. maddesinin dördüncü fıkrasında, bir yandan Sayıştayın işleyişi ve denetim usulleri ile Başkan ve üyelerinin teminatının kanunla düzenleneceği belirtilmek suretiyle yargılama usulleri kanunilik güvencesine bağlanmış, öte yandan da Başkan ve üyelerinin diğer kamu görevlilerinden farklı teminatlarla donatılması gerektiği belirtilerek karar mercilerinde görev yapacak kişilerin bağımsızlık ve tarafsızlıkları güçlendirilmiştir.
Bütün bu açıklamalar ve Anayasa Mahkemesi'nin 27.12.2012 günlü, E.2012/102, K.2012/207 sayılı kararı da dikkate alındığında Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi yönünden yargısal bir faaliyet gerçekleştirdiği ve bu çerçevede verdiği kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararı niteliğinde olup, bu kararlarına karşı yargı organları dâhil hiçbir makam ve merciye başvurma olanağının bulunmadığı ve yargısal sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
B-
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
1- Kanun'un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (d) Bendi ile 36. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Kanun'da yer alan hükümlerin birbirleri ile çeliştiği, dava
konusu kuralların Kanun'un 1., 7. maddesinin ikinci fıkrası ve 35. maddesinin
birinci fıkrası ile birlikte değerlendirildiğinde, performans denetimi
konusunda karmaşa, tutarsızlık ve belirsizliğe yol açtığından hukuk devleti
ilkesine aykırılık oluşturduğu, öte yandan Sayıştayın idarelerin hazırladığı
faaliyet raporları üzerinden yapacağı performans bilgilerinin doğruluğunun ve
güvenilirliğinin test edilmesinin kamu idarelerinin tamamını kapsamadığı,
Sayıştayın söz konusu kurul, kurum, bakanlık ve kamu idareleri üzerinde
faaliyet raporlarının değerlendirilmesini yapamadığı, böylece performans
değerlendirmesinin kapsamı dışında bulunan savunma ve güvenlik harcamaları ile
düzenleyici ve denetleyici kurumların faaliyetleri üzerinde Sayıştayın INTOSAI
Denetim Standartlarına göre performans denetimi yapılması engellenerek TBMM'nin
bütçe hakkının sınırlandığı, bu yönden de dava konusu kuralların hukuk devleti
ilkesine aykırı olduğu, siyasi iktidarın, performans ölçümünü performans
denetimi olarak tanımlayarak INTOSAI Denetim Standartlarına göre düzenlilik
denetimi ile performans denetiminden oluşan Sayıştay denetimini düzenlilik
denetimiyle sınırlandırması ve iki ayak üzerinde duran yürütmenin yasamaya
hesap verme sorumluluğunun ayaklarından birini kırarak TBMM'nin “bütçe
hakkı”ndan kaynaklanan denetim yetkisini değersizleştirmesinin Anayasa'nın
6. ve 160. maddelerine aykırılık oluşturduğu, ayrıca Anayasa'nın 160.
maddesinde Sayıştayın “ölçme” görevinden söz edilmediği,
dava konusu kuralların ölçme görevi vermek suretiyle kamu idarelerinin
yükümlülüğünü Sayıştaya yüklediği, bu nedenlerle kuralların, Anayasa'nın 2., 6.
ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (d) bendinde; performans denetiminin, hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesini ifade ettiği belirtilmiştir. Kanun'un dava konusu 36. maddesinin üçüncü fıkrasında ise performans denetiminin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesi suretiyle gerçekleştirileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde, “Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.” denilmektedir.
Buna göre Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ve sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemekle yükümlüdür. Anayasa'da, Sayıştay denetiminin kapsamı ve niteliğine ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte bu denetimin, demokrasinin temel gereklerinden olan şeffaflık, saydamlık, yasamanın yürütmeyi denetleme hakkı ve yürütmenin yasamaya ve halka hesap verme sorumluluğu anlayışına uygun olarak yapılması gerektiği ve kanun koyucunun bu konuda takdir hakkının bulunduğu açıktır.
Yasama
organının, halk adına kamu gelirlerini toplama ve yine halk adına bu gelirleri
harcama konusunda yürütme organına sınırları belirleyerek yetki vermesi ve
sonuçlarını denetlemesine “bütçe hakkı” denilmektedir. Bütçe
hakkı, vergi ve benzeri gelirlerle kamu harcamalarının çeşit ve miktarını
belirleme ve onaylama hakkıdır. Bu hak, demokratik parlamenter yönetim
sistemini benimsemiş olan ülkelerde, halk tarafından seçilen temsilcilerden
oluşan ve en yetkili organ olan yasama organına ait bulunmaktadır. Anayasa'nın
87., 160., 162. ve 164. maddelerine göre bütçe hakkı TBMM'nindir. Bütçe,
hükümetin Meclis'e karşı temel sorumluluk mekanizmasıdır. Meclis, bütçe ile
hükümete gelir toplama ve gider yapma yetkisi vermekte, bu yetkinin uygun
kullanılmasını da bütçe sürecinin bir parçası olan kesin hesap faaliyeti ile
denetlemektedir. Bütçe uygulamalarının denetimi görevi, bütçe işlemlerinin gün
geçtikçe nitelik ve nicelik itibariyle artması ve karmaşıklaşması nedeniyle
yasama organı adına tarafsız ve uzman kuruluşlar tarafından yerine
getirilmektedir. Ülkemizde de bu görev, Anayasa'nın 160. maddesiyle Sayıştaya
verilmiştir. Yasama organının, yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük
ölçüde Sayıştay tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır. Dolayısıyla,
yasama organının işlevini etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütmesinde Sayıştay
denetiminin önemi yadsınamaz. Öte yandan, Sayıştay denetimi, demokratik devlet
ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasama organına hesap verme
sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli araçlarındandır.
Bütçenin
sağlıklı bir biçimde denetlenebilmesi, denetimin bütçenin teknik özelliklerine
uygun olarak yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Geleneksel bütçe sistemlerinden
çağdaş bütçelere geçilmekle kamu kesiminin denetim kapsamı da genişlemiş,
harcamaların yasallık ve maddi doğruluklarının yanı sıra, kamu kesiminin
verimli, etkin ve tutumlu çalışma derecesi de denetim kapsamına girmiştir.
Çağdaş bütçe sistemleri, kamusal kaynakların daha etkin kullanımını
amaçladığından çağdaş mali denetimin de bu amaca paralel olarak yeniden
yapılandırılması zorunlu hale gelmiştir. Bu anlayışın bir sonucu olarak
Sayıştayın, performans denetimi yapması gereği ortaya çıkmıştır. Kamu
kaynaklarının en ekonomik koşullarda elde edilip edilmediğinin, kaynaklardan en
verimli şekilde yararlanılıp yararlanılmadığının ve planlanan amaçların etkin
olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi olarak tanımlanan
performans denetiminin temel amacı, kamu kurum ve kuruluşlarının kaynaklarını
verimli, etkin ve tutumlu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları konusunda yasama
organına bağımsız bilgi sağlamak ve önerilerde bulunmaktır. Bu yolla halkın ve
yasama organının, yürütmenin bütçe uygulamaları konusunda sağlıklı bir şekilde
değerlendirme yapabilmesine olanak sağlanmaktadır.
Kanun'un “Amaç
ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı; kamuda hesap
verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamu idarelerinin
etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu
kaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere
uygun olarak elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına yapılacak denetimleri…düzenlemektir.” denilmiş,
35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesinde de
denetim, “kamu idarelerinin hesap, malî işlem ve faaliyetleri ile iç
kontrol sistemlerinin incelenmesi ve kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve
hukuka uygun olarak kullanılmasının değerlendirilmesi” olarak
tanımlanmış; (b) bendinde ise “denetim, genel kabul görmüş uluslararası
denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.” hükmüne yer
verilmiştir. Yine Kanun'un “Sorumlular ve sorumluluk halleri” başlıklı
7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, her türlü kamu kaynağının elde edilmesi
ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanların, kaynakların etkili, ekonomik,
verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından,
muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için
gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 9. maddesinde, kamu idarelerinin bütçelerini, stratejik planlarında yer alan misyon, vizyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu ve performans esasına dayalı olarak hazırlayacakları düzenlenmiş, aynı Kanun'un 68. maddesinin ikinci fıkrasında da, dış denetimin, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, faaliyet sonuçlarının ölçülmesi ve performans bakımından değerlendirilmesini kapsayacağı belirtilmiştir.
6085 ve 5018 sayılı kanunların ilgili maddeleri birlikte ele alındığında, hukukumuzda öngörülen performans denetiminin uluslararası standartlarla belirlenen performans denetimi ile aynı içeriğe sahip olduğu ve sadece performans ölçümünden ibaret olmayıp, verimlilik, etkililik ve tutumluluk yönlerinden bir değerlendirme yapmayı da kapsadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kuralların da bu şekilde anlaşılması gerekir. Bu yönüyle kuralların belirsizliğinden söz edilemez. Öte yandan, denetimin ne şekilde yapılacağı konusunda kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın 6. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
2- Kanun'un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (f) Bendinde Yer Alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…”, 23. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…kamu zararına ilişkin…” ve 48. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…kamu zararına yol açan…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, dava konusu ibarelerin bulunduğu kurallar birlikte
değerlendirildiğinde, Sayıştay denetçilerinin genel yönetim kapsamındaki kamu
idarelerini “kamu zararı” açısından denetleyecekleri,
yargılamaya esas raporlarında, “kamu zararı” tespit ettikleri
hususlara yer verecekleri ve yargılama dairelerinin de “kamu zararına
yol açan” hususları hükme bağlayacağının anlaşıldığı, bu
düzenlemelerle, Sayıştayın genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri üzerinde
yapacağı düzenlilik denetiminin, kamu zararına indirgendiği, Sayıştay
denetçileri tarafından yapılacak düzenlilik denetiminin kamu zararını tespite
yönelik olmadığı, gelir ve giderler ile mal hesap ve işlemlerinin kanun ve
diğer hukuki düzenlemelere uygunluğunu incelemeye yönelik olup kamu zararının,
mevzuata aykırılık nedeniyle ortaya çıkan sonuçlardan sadece birisi
olduğu, her mevzuata aykırılığın kamu zararı ile sonuçlanmayabileceği,
kamu zararının ortaya konamamış olmasının söz konusu işlemin mevzuata uygun
olduğu anlamına gelmeyeceği, Anayasa'nın 160. maddesinde sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlama görevi Sayıştaya verildiğine göre, kamu zararı
olmayan veya tespit edilemeyen tüm mevzuata aykırılıkların denetçi raporuna alınarak
yargılama dairelerine intikal ettirilmesi ve yargılama dairelerinin de ilgisine
göre, mevzuata aykırı uygulamalara son verilmesinin sağlanması veya ilgililer
hakkında disiplin soruşturması yürütülmesi için Bakanlığına yazılmasına veya
Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesinin
Sayıştayın anayasal görevi kapsamında kaldığı, bu nedenlerle dava konusu
ibarelerin, Anayasa'nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu ibareler Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu ibareyi içeren (f) bendinde; yargılamaya esas raporun, Sayıştay dairelerince yapılacak yargılamaya esas olmak üzere, denetçiler tarafından genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin düzenlenen raporu ifade ettiği öngörülmüştür.
Kanun'un 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dava konusu ibarenin bulunduğu (a) bendinde, dairelerin, hesap mahkemesi olarak sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin düzenlenen yargılamaya esas raporlarda yer alan kamu zararına ilişkin hususları hükme bağlayacağı belirtilmiştir.
Kanun'un 48. maddesinin dava konusu ibareyi içeren (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde ise genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında denetçiler tarafından kamu zararına yol açan bir husus tespit edildiğinde sorumluların savunmaları alınarak mali yılsonu itibariyle yargılamaya esas raporun düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 160. maddesinde, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetleme ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevinin Sayıştaya verildiği, Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri v.b. hususların da kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.
Anayasa'nın 160. maddesinde, Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasından bahsedilmekte, Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevini nasıl ve ne şekilde yerine getireceği belirtilmemektedir. Anayasa, kesin hükme konu teşkil eden hesap ve işlemleri, sorumlulara izafe etmekte ve bu konuda bir sınırlamada da bulunmamaktadır.
5018 sayılı Kanun'dan önceki mevzuatımızda mali sorumluluk için gereken şart, genel olarak mevzuata aykırılık olup, buna ilaveten zarar, kusur gibi başkaca bir şart öngörülmemekte, sorumlulukta sadece mevzuata aykırılık yeterli sayılmakta, bu kapsamda mülga 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu'na göre harcama sürecinde görevlilerin mali sorumluluklarının tespitinde, ita amirlerinin kural olarak sorumsuzluğu, tahakkuk memuru ve saymanların ise kusursuz sorumlulukları kabul edilmekte idi. Ancak, yeni getirilen düzenlemelerle subjektif sorumluluk esası benimsenmekte ve ilgililerin sorumlu olup olmadıkları incelenerek hesap ve işlemler kesin hükme bağlanmaktadır.
Dava konusu ibarelerin yer aldığı kuralların getirilmesindeki amacın, hukuka uygun olup kamu zararı olmayan hesap ve işlemlerin Sayıştay daireleri önüne getirilerek boş yere zaman ve emek kaybedilmesinin önüne geçmek ve mevzuata aykırı hiçbir işlemi bulunmayan sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasını önlemek olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, yargılamaya esas raporun hangi hükümleri içereceği ve Sayıştay dairelerinin sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlarken hangi hususları hükme bağlayacağının belirlenmesi anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir. Bu bağlamda kanun koyucu, Anayasa'nın 160. maddesi uyarınca, Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevini, Kanun çerçevesinde sorumluların yasal düzenlemelere uygun olmayan ve kamu zararına yol açan hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak olarak belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle, dava konusu ibareler Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir.
Ayrıca,
dava dilekçesinde, Sayıştayın genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri
üzerinde yapacağı düzenlilik denetiminin kamu zararına indirgendiği ileri
sürülmüş ise de denetçiler tarafından yapılan düzenlilik denetimi; mali
denetimi ve uygunluk denetimini içermektedir. Yargılamaya esas rapor, uygunluk
denetimi sonucunda düzenlenmektedir. Bunun dışında uygunluk denetimi sonucu
yalnızca yargılamaya esas rapor değil, gelir ve giderler ile mal, hesap ve
işlemlerin kanun ve diğer hukuki düzenlemelere uygunluğuna ilişkin denetim
raporu da düzenlenmektedir. Düzenlilik denetiminde, yargılamaya esas rapor
dışında düzenlenecek olan denetim raporunda, kamu zararı dışındaki hususlarla
ilgili olarak açıklamalara yer verilmektedir. Kaldı ki, Kanun'un 23. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının (b) bendinde, dairelerin, denetim raporları hakkında da
görüş bildireceği öngörülmektedir.
Bunun yanında, 5018 sayılı Kanun'un 75. maddesinde geçen “kamu zararına yönelik emare” kavramı içinde denetçiler tarafından düzenlenen denetim raporlarında “kamu zararı” niteliğinde bulunmamakla birlikte “kamu zararına yönelik emare” niteliğini taşıyan konularda, Sayıştay daireleri tarafından ilgili idarelerin harekete geçirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan, Sayıştay denetçileri tarafından yapılan denetimde, kamu zararının bulunmadığı durumlarda, eğer adli veya idari bir husus var ise bu durum ilgili mercilere Sayıştay dairesi tarafından bildirilerek bu hususlara dikkat çekilmesi ve işlem yapılması sağlanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu ibareler Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
3- Kanun'un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (k) Bendinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, 5018 sayılı Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen
kamu görevlileri ibaresi ile 6085 sayılı Kanun'un 7. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında belirtilen sorumlular ifadesinin hukuksal olarak birbirinden çok
farklı olduğu, kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerinden kaynaklanan
mevzuata aykırılıklarda sorumluluğun saptanacağı yetkili mercilerin adli
mahkemeler ile idari makam ve disiplin kurulları olmasına rağmen Anayasa'nın
160. maddesinde Sayıştaya sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama
görevi verildiği, Anayasa'nın 160. maddesinde yer alan sorumlular ifadesinin
bidayetten sorumluluğu/zimmettarlığı ortaya koyduğu, bidayetten sorumluların
ise TBMM'nin yürütme organına tahsis ettiği bütçe ödeneklerinin teslim edildiği
kamu görevlileri olduğu, söz konusu kamu görevlilerinin 5018 sayılı Kanun'da
harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi ve muhasebe yetkilisi ile diğer
sorumlular olarak yer aldığı, bütçe ödeneklerinin zimmetlerine verildiği, söz
konusu sorumluların, hesap ve işlemlerinin yargılanması sonucunda mevzuata
uygun bulunan kısımları için Sayıştayca beraat hükmü tesis edilerek
sorumluluklarının sona erdirildiği, mevzuata uygun bulunmayan kısımları için
ise zimmettarlıklarının devamına yönelik olarak tazmin hükmü tesis
edildiği, objektif sorumluluğun esas alındığı bu kararda da sorumluların
mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri ile kamu zararı arasında
nedensellik bağının kurulması gerektiği, bütçe ödeneklerinin teslim edildiği
söz konusu sorumluların hesap ve işlemlerinin Sayıştay tarafından
yargılanmasında, kasıt, kusur, ihmal gibi suçun unsurları aranacak ise kamu
görevlilerinin sübjektif sorumluluğunun saptanmasına ilişkin yargılama adli
mahkemelerde yapıldığından sorumluların hesap ve işlemlerinin de adli
mahkemelerde yargılanması ve dolayısıyla Sayıştaya sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlama görevi verilmemesinin gerektiği, Sayıştay
tarafından yapılacak sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme
bağlanmasında, Sayıştaya kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerini
saptama yetkisi veren kuralın, Anayasa'nın 2., 9. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, kamu zararının tanımı yapılmış ve kamu zararının Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda belirtilen kamu zararını ifade ettiği hükme bağlanmıştır.
5018
sayılı Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasında ise kamu zararı; kamu görevlilerinin
kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya
eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması
biçiminde tanımlanmıştır. Bu çerçevede kamu zararından veya mali sorumluluktan
bahsedilebilmesi için her somut olayda; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya
ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemin bulunması;
mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem sonucunda kamu kaynağında artışa engel
veya eksilmeye neden olunması ve kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye
neden olunması durumu ile mevzuata aykırı karar, işlem veya eylem arasında bir
illiyet bağının olması şartları birlikte aranacaktır.
Kanun'un
7. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, 6085 sayılı Kanun'dan önceki
832 sayılı Sayıştay Kanunu'ndaki sorumlular ve sorumluluk halleri 1050 sayılı
Kanun esas alınarak düzenlenmiş idi. Mülga 1050 sayılı Kanun'a göre sorumluluk,
sayman denilen kamu görevlisinin sorumluluğu üzerine kurulmuştu. Bu sorumluluk anlayışında
sayman, hesap ve işlemlerden dolayı peşinen zimmetdar kabul edilmekte, bu
sorumluluk ancak verilecek beraat kararı veya hükmen onanma suretiyle ortadan
kalkmaktaydı. Ancak, 1050 sayılı Kanun yerine çıkarılan 5018 sayılı Kanun,
peşinen zimmetdar olma anlayışını tamamıyla değiştirmiş ve kamu görevlilerini
kusuru oranında sorumlu tutan bir anlayışı benimsemiştir. Bu sorumluluk
anlayışına göre her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında
görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka
uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden,
raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından
sorumlu tutulmaktadırlar.
Anayasa'nın 160. maddesinde, Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayacağı belirtilmekte, ancak bu görevi nasıl ve ne şekilde yerine getireceği konusunda bir kural yer almamaktadır. Ayrıca Anayasa'da bu konuda bir sınırlamaya da yer verilmemiştir. Kanun koyucu, Sayıştay yargılamasında sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasında sübjektif sorumluluk esasını benimseyerek, adaletsizlikleri engellemek, emek ve zaman kaybını önlemek amacıyla söz konusu düzenlemeyi yapmıştır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Sayıştay sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevli olup bu görevini yerine getirirken yargısal sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesidir. Dolayısıyla, Sayıştay tarafından sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasında, Sayıştaya kamu görevlilerinin kasıt, kusur ve ihmallerini saptama yetkisi veren dava konusu kural, Anayasa'nın 9. maddesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 9. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
4- Kanun'un 7. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, dava konusu kural ile Kanun'un 7. maddesinin (5) numaralı
fıkrasının birbiriyle çelişik hükümler ifade ettiği ve hesap verme sorumluluğu
çevriminin anlaşılmadığını ortaya koyduğu, performans denetimlerinin kamu
kaynaklarının verimli, etkin ve ekonomik kullanımı ile ilgili olduğuna göre,
bakanların TBMM'ne karşı sorumluluklarının tespitinde performans
denetimlerindeki bulguların taban oluşturacağı, dava konusu kuralın, bir yandan
TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisine Anayasa'ya aykırı bir
sınırlama getirirken diğer yandan Sayıştay denetimini hiçbir sonuç doğurmayan,
boşa kaynak ve emek harcanan ve TBMM adına yapılmayan bir denetim durumuna
düşürdüğü, Anayasa'nın 87. maddesinde “Bakanlar Kurulunu ve bakanları
denetlemek” TBMM'nin görev ve yetkileri arasında sayıldığı, 160.
maddesinde de Sayıştayın TBMM adına denetim yapmakla görevli olduğunun
belirtildiği, bu denetim görevinin Anayasa ile verilmiş olup denetimin
Anayasa'nın öngördüğü denetim bütünlüğü içinde yapılması gerektiği, Anayasa'nın
öngördüğü denetim bütünlüğünün kanunla değiştirilmesinin Anayasa'ya aykırılık
oluşturduğu, bu nedenlerle kuralın, Anayasa'nın 87. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay tarafından gerçekleştirilen performans denetimlerinin mali ve hukuki sorumluluk doğurmayacağı öngörülmektedir.
Performans denetimi, kaynakların en ekonomik koşullarda elde edilip edilmediğinin, kaynaklardan en verimli şekilde yararlanılıp yararlanılmadığının ve plânlanan amaçların etkin olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin incelenmesi faaliyetidir.
Sayıştay tarafından yapılan performans denetimleri sonucunda herhangi bir yargısal karar alınmamakta, sadece idarenin yapmış olduğu işlemlerin verimlilik, etkililik ve tutumluluk ilkelerine uygun olup olmadığı incelenmekte ve sonucuna göre rapor düzenlenmekte, bu raporda da sorumlu kişi ve kişiler belirtilmeden sorun ortaya konulmaktadır. Performans denetiminin yapısı gereği hukuki ve mali sorumluluk doğurmayacağı şüphesiz ise de dava konusu kuralın, bu hususa açıklık kazandırmak için konulduğu, kuralın gerekçesinden anlaşılmaktadır.
Bunun yanında Sayıştay tarafından yapılan denetim, sadece performans denetimi olmayıp, düzenlilik denetimini de içermektedir. Performans denetiminde hukuki ve mali sonuç doğuracak hususların bulunması hâlinde bu durumun düzenlilik denetimini yapacak olan denetim görevlilerine bildirilerek, hukuki ve mali açıdan sorumlular hakkında gerekenin yapılması sağlanmakta ve TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisine bir sınırlandırma da getirilmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 87. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
5- Kanun'un 17. Maddesinin;
a- (6) Numaralı Fıkrasının (c), (ç) ve (d) Bentleri ile (7) Numaralı Fıkrasının “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; dava konusu kuralların, hukuk güvenliğini ortadan kaldırmayı amaçladığı, mülakatta kayırmacılığı teşvik ettiği, mülakat komisyonuna öznel tercihlerde bulunma imkânı sağladığı ve Anayasa'nın 70. maddesinde belirtilen görevin gerektirdiği nitelikleri nesnel olarak ölçme ve değerlendirmeye uygun olmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2., 10., 70. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un
17. maddesinin dava konusu kuralların da bulunduğu (6) numaralı fıkrasının ilk
cümlesinde, mülâkatın, adayın; bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve
muhakeme gücü, liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe
uygunluğu, özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı, genel yetenek ve
kültürü, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı yönlerinden
değerlendirilerek, ayrı ayrı puan vermek suretiyle gerçekleştirileceği
belirtilmiştir. Kanun'un 17. maddesinin dava konusu (7) numaralı fıkrasının son
cümlesinde ise mülâkatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin
yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az
yetmiş olmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahiptir. Düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup olmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya aittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır.
Anayasa'nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa'nın 70. maddesinde, her Türk'ün kamu hizmetlerine girme hakkının bulunduğu, hizmet alımında, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği; 160. maddenin son fıkrasında da, Sayıştay'ın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, Başkan ve üyelerinin teminatının kanunla düzenleneceği öngörülmektedir.
Dava
konusu kurallarda, mülâkatta, adayların hangi yönlerden değerlendirileceğine ve
mülakatta başarılı sayılmak için alınması gereken puana ilişkin düzenlemeler
yer almaktadır. İptali istenilen kuralların, eleme ve yazılı sınavlarında
başarılı olanlar arasından görevin gerektirdiği niteliklere sahip en iyi adayı
seçebilmek için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Sayıştay
denetçi yardımcılığına alınmada mülâkat yapılmasının öngörüldüğü durumlarda,
adayların hangi özelliklerinin değerlendirileceği ve mülakatta başarılı olmak
için geçerli olan puanı belirleme konusunda kanun koyucunun takdir yetkisinin
bulunduğu açıktır. Bu düzenlemeler, herkes için geçerli, soyut ve genel
hükümler içermektedir. Kanun koyucunun belirlediği kurallar, Sayıştay denetçi
yardımcılığı mülakatına katılan aynı durumda bulunan adayların tamamına
uygulanacağına ve bu konuda bir ayrım yapılmadığına göre dava konusu kurallar,
hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırı değildir.
Öte yandan, Sayıştay denetçi yardımcılığının gerektirdiği kişisel koşulların değerlendirilmesini sağlamak amacıyla öngörülen dava konusu kurallar, Anayasa'nın 70. maddesinde belirtilen hizmete alınmada, görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2., 10., 70. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
b- (6) Numaralı Fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, dava konusu kuralın, Danıştay Onikinci Dairesinin 7.7.2009 günlü,
E.2009/1043 sayılı kararında idari işlemin yürütmesini durdurma nedeni
saydığı “sınavın sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle
gerçekleştirilmemesi” gerekçesini hükümsüz kılmak ve usulsüz yapılan
sınavların bundan sonra yargı mercilerince bu gerekçeye dayalı olarak iptal
edilmesini engellemek için teknolojinin kullanımını yasakladığı, adayların
hukuki güvenliğini ortadan kaldırdığı, belirli ideolojiler lehine adaylar
arasında yaratılan ve gelecekte de başka ideolojiler adına yaratılacak olan
kanuna aykırı eşitsizliklerin üstünün örtülmesine imkan sağladığı, mesleğin
gerektirdiği niteliklerden başka öznel özelliklerin değerlendirilmesine güvence
oluşturduğu, adil yargılanma hakkını kısıtladığı, idari işlemin tüm
unsurlarıyla yargı denetimine tabi olmasını sınırladığı, Danıştay Onikinci
Dairesinde görülmekte olan henüz sonuçlanmamış bir dava hakkında Yasama
Meclisinde bir görüşme yapıldığı, yasama organının Danıştay Onikinci Dairesinin
söz edilen yürütmeyi durdurma kararını değiştirdiği ve Sayıştay denetiminin
dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık, güvenirlik ve yeterlik ilkelerine sahip
denetçilerce yapılmasını engellediği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10.,
36., 70., 125., 138. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un
17. maddesinin dava konusu kuralın da bulunduğu (6) numaralı fıkrasında;
Sayıştay denetçi yardımcılığı mülâkatının, adayın; bir konuyu kavrayıp
özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü, liyakati, temsil kabiliyeti,
davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, özgüveni, ikna kabiliyeti ve
inandırıcılığı, genel yetenek ve genel kültürü ve bilimsel ve teknolojik
gelişmelere açıklığı yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilmek
suretiyle gerçekleştirileceği, adayların, komisyon tarafından (a) ila (d)
bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden
değerlendirileceği ve verilen puanların ayrı ayrı tutanağa geçirileceği, bunun
dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacağı
öngörülmektedir.
Anayasa'nın 70. maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 138. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” denilmektedir.
Kanun
koyucunun, devlet memurluğuna girişte yapılacak sınavların türü, biçimi ve
usulleri hakkında takdir yetkisi bulunmakta olup bu takdir yetkisini
kullanırken kamu yararını gözeteceği açıktır. Ancak, Anayasa'ya uygunluk
denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı
değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların
çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği
açıktır. İptali istenilen kuralda öngörülen düzenlemenin tüm Sayıştay denetçi
adayları için geçerli, soyut ve genel hükümler içerdiği, Kanun'da mülâkat
komisyonu üyelerinin adayı değerlendirirken esas alacakları kriterlerin ayrı
ayrı gösterildiği, her bir aday için yapılacak değerlendirmede mülâkat
komisyonu üyelerinin verdikleri puanların aritmetik ortalamasının alınacağının
belirtildiği dikkate alındığında kuralın kamu yararı amacı dışında bir amaçla
getirildiği söylenemez.
Dava konusu kural, mülâkat sırasında herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağını hükme bağlamaktadır. Kimi yargı kararlarında yer alan mülâkat veya sözlü sınavların kamerayla kayıt altına alınması ve böylece yargısal denetimin daha kolay bir şekilde yapılabilmesine olanak tanınması yönündeki değerlendirmelerin, anayasal denetimde bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Kuralda, idari yargı yolunu kapatan veya zorlaştıran bir hükme yer verilmediğinden Anayasa'nın 125. maddesine aykırı bir durumun varlığından söz edilemez.
Kuralın, Sayıştay denetçi yardımcılığı mülâkatına girecek tüm kişiler için geçerli genel ve objektif bir düzenleme olduğu ve kamu hizmetine girmeyi engelleyici bir özellik de taşımadığı görülmektedir. Bu durumda, yargı kararlarına uyulmaması, değiştirilmesi veya yerine getirilmemesi de söz konusu olmadığından kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 70. ve 138. maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 10., 70., 125. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 36. ve 160. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
6- Kanun'un 21. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…başkan yardımcılarından birine vekâlet verir.” ve İkinci Cümlesinde Yer Alan “…başkan yardımcılarından kıdemli olanı…” İbareleri ile 22. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” Biçimindeki Son Cümlesinin ve 25. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Sayıştay Başkanlığında daire başkanlığının kadrolu bir görev
olduğu ve kadro unvanlı daire başkanlığına Sayıştay Genel Kurulunun kolektif
iradesinin tezahürüyle gelindiği, oysa Sayıştay Başkanlığında başkan
yardımcılığı diye bir kadro olmadığından, başkan yardımcılığının görev unvanı
olduğu, görev unvanlı başkan yardımcılığına ise seçimle değil, Sayıştay
Başkanının bireysel tercihi üzerine gelindiği, Sayıştay Başkanının bireysel
tercihini, Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesiyle eşdeğer gören ve
Sayıştay Genel Kurulunun kolektif iradesiyle gelinen daire başkanlığı kadro
unvanının statüsü ile özlük haklarının, Sayıştay Başkanının bireysel tercihiyle
gelinen başkan yardımcılığı görevine de tanınmasının, Sayıştay Başkanlığına
vekâlet görevi verilmesinin ve Sayıştay Başkanının katılamadığı hallerde
Sayıştay Genel Kuruluna başkan yardımcılarından kıdemli olanının başkanlık
etmesinin ve bu yolla kadrosu ve dolayısıyla statüsü üye olan başkan
yardımcılarına, kanunla Sayıştayı temsil etme ve Genel Kurula başkanlık etme
görevi verilmesinin, adaletli hukuk düzenini bozduğu, statü hukukundaki
farklılığı kanun yoluyla eşitleyerek, farklı hukuksal konumda olanların farklı
kurallara tabi olması ilkesini ortadan kaldırdığı belirtilerek dava konusu
ibareler ve kuralların, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun'un
22. maddesinin dava konusu kuralı da içeren (1) numaralı fıkrasında, Sayıştay
Başkanının biri denetim diğeri yönetim ile ilgili işlerde kendisine yardımcı
olmak üzere Sayıştay üyeleri arasından iki başkan yardımcısı görevlendireceği,
başkan yardımcılarının daire başkanı statüsünde olduğu belirtilmiştir. Kanun'un
21. maddesinin dava konusu ibareleri de içeren (7) numaralı fıkrasının birinci
ve ikinci cümlelerinde ise Sayıştay Başkanının görevinde bulunamayacağı zaman
başkan yardımcılarından birine vekâlet vereceği, vekil tayin etmemiş olduğu
veya görevinde bulunamayacağı hâllerde başkan yardımcılarından kıdemli
olanının, Sayıştay Başkanlığının açık bulunduğu hâllerde ise en kıdemli daire
başkanının Sayıştay Başkanlığına vekâlet edeceği öngörülmüştür. Kanun'un
25. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da, Sayıştay Başkanının katılamadığı
hallerde Genel Kurula, Kurula katılan başkan yardımcılarından kıdemli olanının
başkanlık edeceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlar. Bu bağlamda kanun koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal gereksinmeleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak, kanun koyucunun görevidir.
Anayasa'nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Başkan yardımcıları Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Başkanı tarafından seçilmekte ve başkan yardımcılarının görevleri de Kanun'un 22. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarında belirtilmektedir.
Kanun
koyucunun, anayasal sınırlar içinde Sayıştayın idari teşkilatının ne şekilde
kurulacağı, kimlerin görevlendirileceği, görevleri, yönetim usulleri,
mensuplarının statüleri gibi konularda takdir yetkisi bulunmaktadır. Dava
konusu kuralların, Sayıştay başkan yardımcılarının bulundukları konum ve
yürüttükleri görev kapsamı itibariyle Sayıştay Başkanı tarafından bilinmesi
gereken hususlara da vakıf olmaları nedeniyle, işlerin konuyu bilen kişiler
tarafından daha iyi yürütülmesi, denetimde etkinliğin arttırılması ve
bürokrasinin azaltılması için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Ayrıca başkan yardımcıları, bulundukları konum ve yapmış oldukları görevler
açısından Sayıştay üyelerinden farklı konumda olduklarından statülerinde
farklılık yaratılmak istenmiş ve bu amaçla daire başkanı ile aynı statüye sahip
olmaları amaçlanmıştır. Dava konusu kurallar da anayasal sınırlar içinde kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.
Öte yandan, Sayıştay başkan yardımcıları, Sayıştay Başkanı tarafından Sayıştay üyeleri arasından seçilseler de yapmış oldukları görevler nedeniyle Sayıştay üyelerinden farklı konumdadırlar. Sayıştay başkan yardımcıları ile Sayıştay daire başkanları da seçilme usulleri, yaptıkları görevler v.b. hususlar bakımından aynı konumda değildirler. Bu nedenle, Sayıştay başkan yardımcıları ile daire başkanları ve Sayıştay üyeleri aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar ile ibareler Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
7- Kanun'un 23. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…ve ahizler…”İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Sayıştayın hesap yargısının kendine özgü olup muhatabının
sorumlular olduğu, hesap mahkemesi olan Sayıştay yargılama dairelerinde denetçi
raporları üzerinden sorumluların hesap ve işlemlerinin görüşülmesine, fazla
ödeme veya eksik tahsilatın (kamu zararının) yapıldığı ahizlerin de
çağrılmasının ve dolayısıyla en azından görüşlerinin sorulmasının Sayıştayın
hesap yargılamasını kendine özgülükten çıkaran ve sorumluların hesap ve
işlemleri yerine kişiler arası hukuki ilişkilerin yargılandığı adli mahkemelere
dönüştürdüğü, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamakla görevli
Sayıştayın, sorumluluğu bulunmayan ahizleri çağırmasının, Anayasa'nın 160.
maddesindeki denetim bütünlüğünü ihlal edebileceği gibi Anayasa'nın 9. maddesiyle
bağımsız mahkemelere verilen yargı yetkisinin de bağımsız mahkemeler dışında
kullanılması yolunu açacağı belirtilerek dava konusu ibarenin, Anayasa'nın 9.
ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 23. maddesinin dava konusu ibarenin de bulunduğu (4) numaralı fıkrasında, yargılamaya esas raporların görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunmak üzere ilgili grup başkanı, raporu düzenleyen denetçi, sorumlular ve ahizlerin çağrılabileceği öngörülmektedir.
Anayasa'nın 160. maddesinde, “Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.… Sayıştay'ın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, … kanunla düzenlenir.” denilmektedir.
Sayıştayın bütün denetim faaliyetlerinde sorumluluk konusu birincil derecede öneme sahip olmakla birlikte, özellikle uygunluk denetimi sonucunda ortaya çıkan kamu zararının sorumlularının tespiti, gerek denetim gerekse kesin hükme bağlama faaliyetlerinde önemli bir yere sahiptir. Mali iş ve işlemlerden sorumlu kamu görevlilerinin, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargı kararı sonucu tespit edilen kamu zararından hangi hâllerde sorumlu tutulacakları hem denetlenenler hem de denetleyenler açısından açık olmalıdır.
Sayıştayın
yargı yetkisi gerek konu gerekse kişi bakımından sınırlıdır. Anayasanın “hesap
yargılaması” olarak isimlendirdiği bu yargılama, sorumluların
hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanması ile sınırlıdır. Sorumlular ve
sorumluluk hâlleri ise kanunla belirlenmektedir. Söz konusu sorumluluk ise mali
sorumluluktur. Ahizler ise bu sorumluluk kapsamında yer almamaktadır. Ancak
ahizler, Sayıştay yargılamasında sorumlular kapsamında olmasa da verilen
karardan doğrudan etkilenen kişilerdendir. Bu nedenle, yargılamaya esas raporun
dairelerce görüşülmesi sırasında kamu zararı ile ilgili olarak grup başkanı,
raporu düzenleyen denetçi ve sorumlular yanında hukuk tekniği
açısından müdahil konumunda bulunan ahizlere Sayıştay yargılamasına katılma ve
savunma hakkının tanınması, Sayıştay tarafından yapılan hesap yargılamasının
sağlıklı olmasını sağlayacağı, kalitesini arttıracağı gibi bu yargılamadan
doğrudan etkilenen ahizlerin, haklarını ve çıkarlarını da koruyacağı açıktır.
Böyle bir düzenleme de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu ibare Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 9. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
8-
Kanun'un 28. Maddesinin ve 11. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (e) Bendinde
Yer Alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,” İbaresinin; 26.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…”İbaresinin; 27. Maddesinin
(1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ile…” İbaresinin;
38. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve
Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” İbaresi ile İkinci
Cümlesinde Yer Alan “…Kurulca görüş bildirilen…” İbaresinin;
39. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra…” İbaresinin; 40.
Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “… Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra…” İbaresinin; 42.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…ve
Rapor Değerlendirme Kurulu…” İbaresinin; 43. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…eylül ayı sonuna kadar
Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” İbaresi ile İkinci
Cümlesinde Yer Alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu…” İbaresinin;
64. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” İbaresinin; Geçici 3. Maddesinin (3)
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ve…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Kanun'un iptali istenilen 28. maddesindeki düzenlemeye göre,
Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular
hakkında görüş bildirme görevinin Rapor Değerlendirme Kuruluna verildiği,
Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirme
görevinin, Kanun'un 23. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendine göre
yargılama dairelerine, 25. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine göre
Genel Kurula, 27. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendine göre Daireler
Kuruluna ve 31. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine göre ise Denetim
Plânlama ve Koordinasyon Kuruluna da verildiğine göre Rapor Değerlendirme
Kurulunun asıl görevinin Sayıştay raporları hakkında görüş bildirmek olduğu,
Kanun'da Sayıştay Genel Kurulunun, Rapor Değerlendirme Kurulu ile ikame
edildiği, maddeye göre Rapor Değerlendirme Kurulunun bir başkan ve on üye olmak
üzere 11 kişiden oluşacağı; üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanacağı ve
mevcudun salt çoğunluğu ile karar vereceği, bu düzenlemeye göre beş üyenin
Sayıştay raporlarının TBMM'ye sunulmasına veya sunulmamasına karar verebileceği
ve bu kararın Sayıştayı bağlayacağı, Kanun'un 23. maddesinde yargılama
dairelerinin de bir başkan ve dört üye ile toplanacağının yazılı olduğu, ancak
yargılama dairelerinin verdiği kararların son hüküm merciinin yine Kanun'un 26.
maddesine göre Temyiz Kurulu olduğu, yargılamaya ilişkin olunca bir
başkan ve dört üyenin verdiği karar temyize tabi tutulurken; Sayıştay görüşüne
ilişkin olunca bir başkan ve dört üyenin verdiği kararın nihai kabul edilmesi
ve bu nihailiğin Sayıştayı bağlayacak nitelikte olmasının kabul edilemeyeceği,
bir başkan ve dört üyenin görüşünün, hiçbir şekilde bir başkan ve elli altı
üyeden oluşan Sayıştay Genel Kurulunun vereceği görüşün yerine geçemeyeceği,
Kanun'un “Daireler” başlıklı 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b)
bendinde, “Denetim raporları hakkında görüş bildirir.” denilerek
TBMM'ye sunulacak Sayıştay raporlarının nihai hali kararlaştırılmadan ve
dolayısıyla TBMM'ye sunulması veya sunulmaması görüşü verilmeden önce bütün
yönleriyle incelenmesi, tartışılması ve teknik değerlendirilmesinin yapılması
görevinin yargılama dairelerine verildiği, bu bağlamda TBMM'ye sunulma veya
sunulmama görüşü ister Sayıştay Genel Kurulu, ister Rapor Değerlendirme Kurulu
tarafından verilsin, Sayıştay raporlarının söz konusu kurulların önüne bütün
yönleriyle incelenmiş, tartışılmış ve teknik değerlendirmesi yapılmış şekilde
geleceği, bu durumda Sayıştayın en üst ve en yetkili karar organı olan Sayıştay
Genel Kurulunu, Sayıştay görüşünü içeren ve bu yanıyla da Sayıştayı bağlayıcı
nitelikte bulunan Sayıştay Raporları konusunda devreden çıkarmanın, fonksiyonel
olmadığı gibi Sayıştayın anayasal konumuna ve misyonuna da uygun düşmediği,
Anayasa'nın 164. maddesinde düzenlenen “Genel uygunluk bildirimi”nin
TBMM'ye Sayıştay Genel Kurulunun görüşüyle sunulurken; aynı nitelikteki “Sayıştay
raporları”nın TBMM'ye sunulması görevinin Sayıştay Genel Kurulundan
alınarak Rapor Değerlendirme Kuruluna verilmesini düzenleyen Kanun'un 28.
maddesinin Anayasa'nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Dava
konusu diğer ibarelerin ise Kanun'un 28. maddesi ile ilgisi olup bu maddenin
iptali hâlinde aynı gerekçelerle iptali istenilmiştir.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Kanun'un
dava konusu 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; Rapor Değerlendirme
Kurulunun, Sayıştay Genel Kurulu tarafından iki yıl için seçilen iki daire
başkanı ve her daireden birer üye ile denetimden sorumlu başkan yardımcısından
oluşacağı, Kurul üyeliğinde boşalma olması hâlinde kalan süreyi tamamlamak
üzere Genel Kurul tarafından boşalan yer için seçim yapılacağı, (2) numaralı
fıkrasında; Kurulun başkanının Sayıştay Başkanı olduğu, Başkanın katılamadığı
durumlarda Kurula denetimden sorumlu başkan yardımcısının başkanlık edeceği,
(3) numaralı fıkrasında; Kurulun, üye tamsayısının en az üçte ikisi ile
toplanacağı, kanuni izin ve boş üyelik sebebiyle toplantı yeter sayısının
sağlanamadığı hâllerde, Kurula görevlendirilmiş üye sayısını aşmamak ve o
toplantıya münhasır olmak kaydı ile Kurul Başkanı tarafından katılamayan
üyelerin yerine her daireden bir üyeyi aşmamak koşuluyla kıdem esasına göre
yeter sayıyı sağlayacak kadar üyenin toplantıya davet edilebileceği, Kurulun,
mevcudun salt çoğunluğu ile karar vereceği, oyların eşitliği halinde Başkanın
bulunduğu tarafın çoğunluğu sağlamış sayılacağı, (4) numaralı fıkrasında; Rapor
Değerlendirme Kurulunun, Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından
incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildireceği, (5) numaralı fıkrasında;
Sayıştay raporlarının Kurulda görüşülmesi sırasında ilgili grup başkanı veya
raporun denetçisinin katılarak görüşünü açıklayacağı, (6) numaralı fıkrasında
ise Sayıştay raporlarının görüşülmesi sırasında açıklamalarda bulunması için
ilgili kamu idaresinin üst yöneticisi veya görevlendireceği yardımcısının
çağrılabileceği öngörülmektedir.
Dava konusu diğer ibarelerin ise Rapor Değerlendirme Kurulu ile ilgili olduğu görülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü yer almaktadır. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Kanun'un dava konusu 28. maddesinde; Rapor Değerlendirme Kurulunun oluşumuna, görevlerine ve işleyişine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Kanun koyucunun Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla, Sayıştay raporları ile Sayıştay Başkanı tarafından incelenmesi istenen konular hakkında görüş bildirilmesi amacıyla Rapor Değerlendirme Kurulunu oluşturması ve bu Kurulun işleyişi ile ilgili olarak düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamı içinde, Sayıştayın görevlerinden olan TBMM'ye sunulacak raporların sürekli, düzenli, zaman kaybetmeden ve sistemli bir biçimde sunulabilmesi için kamu yararı amacıyla Rapor Değerlendirme Kurulunun oluşumuna, işleyişine ve görevlerine ilişkin düzenlemeleri içeren dava konusu kural ve ibarelerin, Anayasa'nın hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yönü bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava dilekçesinde Anayasa'nın 164. maddesinde düzenlenen “Genel uygunluk bildirimi”nin TBMM'ye Sayıştay Genel Kurulunun görüşüyle sunulurken; aynı nitelikteki “Sayıştay raporları”nın TBMM'ye sunulması görevinin Sayıştay Genel Kurulundan alınarak Rapor Değerlendirme Kuruluna verilmesini düzenleyen dava konusu kuralın, Anayasa'nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, her iki Kurulun da Sayıştay daire başkanı ve üyelerinden oluşması ve Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilecek olan daire başkanları ve üyelerinin de Sayıştay Genel Kurulu tarafından belirlenmesi karşısında, dava konusu kural ve ibarelerde Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ve ibareler Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
9- Kanun'un 31. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (b) ve (ç) Bentlerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; Sayıştayın en üst ve en yetkili karar organı olan Sayıştay Genel Kurulunun, Sayıştay denetimi ve hesap yargılamasının bütünlüğüne ilişkin olan ve Sayıştay denetimi ve hesap yargılamasının bağımsızlığı ile tarafsızlığına güvence oluşturan, denetim stratejik plânları ve yıllık denetim programları ile denetime ilişkin yönetmelik, standart ve rehberleri hazırlama ve mesleki etik kuralları belirleme konularında devreden çıkarılarak, bu görevlerin, Sayıştay Başkanı'nın şahsında oluşturulan ve “Kurul” niteliklerine sahip olmayan Denetim Plânlama ve Koordinasyon Kuruluna verilmesini öngören kuralların, Anayasa'nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 7. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
Kanun'un 31. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulunun görevleri sayılmakta, dava konusu kurallarda ise TBMM'nin, kamuoyunun ve denetlenen kamu idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak denetim stratejik planlarını ve yıllık denetim programlarını yapılacak risk analizleri doğrultusunda hazırlamak, denetime ilişkin yönetmelik, standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemek bu görevler arasında belirtilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde “hukuk devleti” ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında sayılmıştır. Hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Anayasa'da Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri v.b. hususların kanunla düzenleneceğine ilişkin hüküm dışında, bu işleyişin ve usulün kimler tarafından ne şekilde yapılacağını belirleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kurallar kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Yasama organının tercihinin yerindeliğinin yargısal denetim konusu olması ise mümkün değildir.
Bunun
yanında, Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu tarafından denetim stratejik
plânları ve yıllık denetim programları dava konusu kuralda belirtilen TBMM'nin,
kamuoyunun ve denetlenen kamu idarelerinin beklentileri de dikkate alınarak
yapılacak risk analizleri doğrultusunda hazırlanacaktır. Bu bağlamda, iptali
istenilen kuralda, denetim stratejik plânlarının ve yıllık denetim
programlarının hazırlanması sırasında göz önünde bulundurulması gereken
hususlar belirtilmekle birlikte, Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu
tarafından belirlenecek olan hususlar mutlaka kanun ile düzenlenmesi gerekmeyen
hususlardır. Bu nedenle, Kanun'da belirtilen genel çerçeve ve esaslar
doğrultusunda, uygulamayı esas alan detayların belirlenmesi konusunda Denetim,
Planlama ve Koordinasyon Kuruluna yetki verilmesi yasama yetkisinin devri
niteliğinde değildir.
Öte yandan, Kurulun görevleri arasında gösterilen, denetime ilişkin yönetmelik, standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirlemenin ise 6085 ve 5018 sayılı Kanunlarda ve bu kanunların yollama yaptığı INTOSAI Denetim Standartlarında yer alan hükümler gözetilerek yapılacağı da şüphesizdir. Bu nedenle, dava konusu kural ile denetime ilişkin yönetmelik, standart, rehberleri hazırlamak ve mesleki etik kurallarını belirleme görevinin Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kuruluna verilmesi, kanun koyucunun 6085 ve 5018 sayılı Kanunlarda yer alan hükümler ile asli düzenlemeleri yaparak çerçeveyi belirlemiş olması nedeniyle yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2., 7. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
10- Kanun'un 32. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Anayasa'nın 126. maddesinin üçüncü fıkrasında, birden çok ili
içine alan merkezi idare teşkilatı kurulmasının kamu hizmetlerinin görülmesinde
verim ve uyumun sağlanması koşuluna bağlandığı, ancak, Sayıştayın özelliği
gereği kendine özgü anayasal bir kurum olup denetiminin en önemli özelliğinin
de bağımsızlık ve anayasal bütünlük olduğu, Anayasa'nın 160. maddesinin bu
bütünlük içinde ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği, Anayasa'nın, idare
için yerel ve bölgesel birimler oluşturma ya da coğrafi bölünme öngörmüş iken
Sayıştay için böyle bir teşkilatlanmayı öngörmediği, kanun koyucunun bunu
öngörmesinin, kaynağını Anayasa'dan almayan bir yetkinin kullanılması anlamına
geleceği, dava konusu kuralın Sayıştay denetimi hizmetlerinin görülmesinde
verim ve uyumu düşüreceği, uzun süreli görevlendirmelerden dolayı denetçilerin
yerel ilişki ağları geliştirerek denetimin tarafsızlığını gölgeleyeceği,
denetçilerin başka illerde görevlendirme baskısı altında çalışmalarına yol
açarak bağımsızlıklarını tehdit edeceği ve Anayasa'nın öngördüğü denetim
bütünlüğünü bozacağı belirtilerek kuralın, Anayasanın 6. ve 160. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay Başkanının teklifi ve Sayıştay Genel Kurulunun kararı ile gerek görülen illerde denetim grup başkanlıklarının kurulabileceği öngörülmüştür.
İptali istenilen kuralın, denetimin çok yoğun olarak yapıldığı yerlerde denetimin etkililiği ve verimliliğini sağlamak için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir.
Anayasa'nın 160. veya diğer maddelerinde Sayıştayın merkezi teşkilatlanması gerektiği konusunda bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrasında, Sayıştayın kuruluşu ve işleyişine ilişkin hükümlerin kanunla düzenleneceği belirtilerek bu konuda kanun koyucuya takdir yetkisi tanınmaktadır. Bu nedenle, kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak yapmış olduğu düzenlemede Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 6. maddesiyle bir ilgisi görülmemiştir.
11- Kanun'un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” Biçimindeki Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, idari işlem ve eylemlerin idari yargı yoluyla denetiminde “yerindelik
denetimi yapılamayacağı” kuralının, güçler ayrılığı ilkesinin
teminatlarından biri olup bu manada önemli olduğu, burada önemli olan hususun,
idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınmasının,
yerindelik denetimi yapılmasının ancak uyulması zorunlu, bağlayıcı kararlar,
yani yargı kararları için söz konusu olabileceği gerçeği olduğu, Sayıştayın
bağlayıcı, uyulması zorunlu, yargısal kararlarının sadece düzenlilik denetimi
kapsamındaki hukuka aykırı mali işlemler için geçerli olduğu, ancak, hiçbir
kamu idaresinin hukuka aykırı işlem yapma gibi bir takdir hakkından söz etmenin
de şüphesiz mümkün olmadığı, yargılama konusu olmayan, tavsiyelerle sonlanan,
hata ve sorumlu bulmaya değil, kamu yönetiminde geleceğe yönelik iyileştirmelere
odaklanan ve bu amaçla tavsiyeler üreten, bu tavsiyelerin de ancak TBMM'nin
benimsemesiyle kamu idarelerine yine Sayıştay değil, TBMM tarafından iletildiği
performans denetimi yoluyla yerindelik denetimi kavramının
ilişkilendirilmesinin ise eşyanın tabiatına aykırı ve ancak bir kavram
karışıklığı sonucu olabileceği, iptali istenilen hükmün Anayasa'nın 125.
maddesinde yer alan “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde
kullanılamaz.” hükmünden esinlenerek yasalaştırıldığının
anlaşıldığı, ancak, Anayasa'nın 125. maddesindeki düzenlemenin Sayıştay
tarafından yapılacak denetimlerle uzaktan ya da yakından herhangi bir ilgisinin
bulunmadığı, Sayıştayın yapacağı düzenlilik denetimi ile sorumluların hesap ve
işlemlerini kesin hükme bağlaması faaliyetlerinin, yerindelik denetiminin
kapsamına girmediği, öte yandan, iktisadi bir kavram olan “performans
denetimi” ile hukuki bir kavram olan “yerindelik denetimi”nin
de uzaktan veya yakından hiçbir ilgisinin olmadığı, çünkü, yerindelik
denetiminin sonunda bir yargı kararı verileceği ya da yerindelik denetiminin
yargısal bir karar olarak ortaya çıkacağı, ancak, Sayıştay denetçilerince
yapılan performans denetimlerinin, Sayıştay yargılama dairelerinin kesin
hükümlerine konu oluşturmadığı, Sayıştay denetçilerince hazırlanan performans
denetimi raporlarının, ilgili kurumların görüşünün alınması için Sayıştay
Başkanı tarafından kurumlarına gönderildiği ve kurum görüşü alındıktan sonra
Sayıştay Genel Kuruluna indirildiği, Sayıştay Genel Kurulunun ise performans
denetimi raporu ile kurum görüşlerini değerlendirerek raporda yer alan bulgu ve
öneriler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınmasının takdiri için raporun
TBMM'ye gönderilmesine veya gönderilmemesine karar verdiği, Anayasa'nın 87.
maddesindeki TBMM'nin denetim görev ve yetkisiyle 160. maddesindeki Sayıştay
denetiminin, Anayasanın “demokratik hukuk devleti” ilkesiyle
ve demokratik hukuk devletinin olmazsa olmazı “denetim” ile
birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, parlamenter demokrasilerin en önemli
öğesi olan bu denetimin, yargı denetiminden farklı özelliklere sahip olup,
kaynağını, egemenlik yetkisinden ve bütçe hakkından aldığı, aslında,
Anayasa'nın 165. maddesinde öngörülen denetimin de bu kapsamda
değerlendirilmesinin gerektiği, dava konusu kuralın, Sayıştayın TBMM adına
yapacağı denetimlere, Anayasa'nın 125. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan
hükme konu oluşturmayan ve söz konusu hükmün amacını aşan bir sınırlama getirdiği
belirtilerek, Anayasa'nın 2., 87., 160. ve 165. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamayacağı, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamayacağı belirtilmiştir.
Sayıştay denetimi, düzenlilik denetimi ve performans denetimini kapsamaktadır. Düzenlilik denetimi de uygunluk ve mali denetimi içermektedir.
Düzenlilik denetimi kapsamında belirtilen uygunluk denetimi, kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına yönelik hesap ve işlemlerinin hukuka uygunluğuna ilişkindir. Mali denetim ise kamu idarelerinin hesap ve işlemleri ile mali faaliyet, mali yönetim ve kontrol sistemlerinin değerlendirme sonuçları esas alınarak, mali rapor ve tablolarının güvenilirliği ve doğruluğuna ilişkin denetimdir. Düzenlilik denetimi sonucunda düzenlenen raporlar, denetlenen eylem ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı ile mali rapor ve tabloların doğru olup olmadığına ilişkin olacaktır.
Uygunluk
denetimi sonucunda iki rapor düzenlenmektedir. Bunlardan ilki, kamu
idarelerinin gelir ve giderleri ile ilgili hesap ve işlemlerin hukuka uygun
olup olmadığının belirtildiği denetim raporu, diğeri ise kamu idarelerinin
hesap ve işlemlerinin denetimi sırasında tespit edilen kamu zararına ilişkin
olarak düzenlenen yargılamaya esas rapordur. Denetim icrai bir işlem veya karar
niteliğinde değildir. Sayıştay tarafından düzenlilik denetimi sonucu
hazırlanacak olan denetim raporlarında yerindelik denetimi yapılması, idarenin
takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınması denetimin
içeriği gereği mümkün değildir. Sayıştay dairelerince yargılamaya esas rapor
üzerinden yapılan yargılama sonucunda da; hesap ve işlemlerin yasal
düzenlemelere uygun olduğuna ya da kamu zararının sorumlulardan tazminine veya
gerekli görülen hususların ilgili mercilere bildirilmesine karar verilmektedir.
Sayıştay dairelerince yargılamaya esas raporlar sonucunda verilecek kararlar da
niteliği gereği yerindelik denetimi yapılan, idarenin takdir yetkisini ortadan
kaldıracak ve sınırlandıracak kararlar değildir.
Diğer denetim türü olan performans denetimlerinde de, yapılan harcamaların yerindeliği sorgulanmamakta, ancak, performans denetiminin tanımı gereği, ilgili kamu idarelerinin işlemlerinin, faaliyetlerinin verimliliği, etkinliği ve ekonomikliği gözetilerek bağımsız bir şekilde incelenmekte ve sonucunda ulaşılan tespit, bulgu ve öneriler TBMM'ye sunulmaktadır. Performans denetimi kapsamında olan verimlilik, etkinlik ve ekonomiklik hususları ise yerindelik denetimi kavramı içinde yer almaz. Performans denetimi sonucunda da, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınması mümkün değildir. Yapılan işlem sadece raporlama olup durum tespitinde bulunulmaktadır.
İdarelerin,
kanunlarla verilen görevleri yerine getirirken ne tür kararlar almaları
gerektiğinin, her türlü olay ve olgu göz önünde bulundurularak önceden hukuk
kurallarıyla belirlenmesi mümkün olmadığı gibi, kamu hizmetlerinin ve toplumsal
ihtiyaçların değişkenliği dikkate alındığında uygun bir yöntem de değildir. Bu
nedenle, idarelerin karşılaştıkları farklı durumlar karşısında en uygun çözümü
üretebilmeleri için takdir yetkisiyle donatılmaları zorunludur. Takdir
yetkisinin amacı, idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı
seçme serbestîsi tanımaktır. İdarenin bulduğu çözümün uygun olup olmadığı
hukuki bir mesele olmayıp, bir yerindelik sorunudur. Yargı organlarının ve
işlemleri hukuksal sonuç doğuran dış denetim organlarının, idarece bulunan
çözümün yerinde olup olmadığını denetlemesi düşünülemez. Aksi takdirde,
gerçekte söz konusu idari kararı bu konuda sorumluluk sahibi olan idare değil,
herhangi bir sorumluluk taşımayan yargı organı veya ilgili dış denetim kurumu
vermiş olur. Dava konusu kuralın da bu konuya açıklık getirmek amacıyla
çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, TBMM adına kamu idarelerinin gelir gider ve mallarını denetleyen ve bu denetim sonucu elde edilen bulgulara istinaden aynı zamanda hesap yargılaması da yapan Sayıştay'ın, idarelerce yapılan iş ve işlemlerin yerinde olup olmadığını denetlemesi, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak şekilde belli bir yönde karar almasını zorunlu kılacak görüş ve tespitlerde bulunması, Anayasa'yla ve Sayıştayın kuruluş amacıyla bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 87. ve 165. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.
12- Kanun'un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin ve 37. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…genel kabul görmüş uluslararası…” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Dünyada “Genel Kabul Görmüş Denetim Standartları” ile “Uluslararası
Denetim Standartları” adlarıyla iki ayrı denetim standardı
bulunmakla birlikte, söz konusu iki ayrı denetim standardının “Genel
Kabul Görmüş Uluslararası Denetim Standartları” adıyla bir araya
getirilmesinden oluşan bir denetim standardının bulunmadığı, Genel Kabul Görmüş
Denetim Standartlarının (GAAS), ABD'de özel sektör kuruluşlarınca uygulanan
Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensiplerinden (GAAP) yola çıkılarak ABD özel
sektör denetim otoriteleri tarafından yine ABD'de uygulanmak üzere hazırlanmış
denetim standartları olduğu, Uluslararası Denetim Standartları'nın (ISA) ise,
merkezi ABD'de bulunan Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından
yine özel sektör kuruluşları için geliştirilmiş Uluslararası Muhasebe
Standartlarından (IAS – IFRS) yola çıkılarak özel sektör kuruluşlarının
denetiminde uygulanmak üzere hazırlanmış ve IFAC Konsey kararlarıyla yürürlüğe
konulmuş denetim standartları olduğu, söz konusu iki ayrı muhasebe
standartları/prensiplerinin ikisinin de özel sektör kuruluşları için
hazırlanmış olmakla birlikte birbirinden farklı oldukları için muhasebe
standartlarından üretilen denetim standartlarından farklılıklar taşıdığı, 5018
sayılı Kanun'un 68. maddesinin ikinci fıkrasında, “Dış denetim, genel
kabul görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak;” ifadesi
geçiyor diye, bunun bir çeviri hatası olabileceği düşünülmeden ve belirtilen
hususlar hiç dikkate alınmadan aynı hükmün TBMM adına denetim yapan ve
Anayasa'da yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi olarak düzenlenmiş bulunan
Sayıştay Kanunu'na alınmasının kabul edilemez bir hata olduğu, çünkü
Sayıştayın mevcut olmayan bir denetim standardına uygun olarak denetim
yürütmesinin söz konusu olamayacağı, öte yandan, “genel kabul görmüş
uluslararası denetim standartları” ifadesi ile “genel
kabul görmüş denetim standartları” ve “uluslararası
denetim standartları” nın ikisinin birden ayrı ayrı anlaşılması
gerekir de denemeyeceği, çünkü bunların birbirinden çok farklı standartlar
olduğu, öte yandan, Sayıştayın denetimlerini, belli standartlara uygun olarak
yürütmesinin ayrı bir şey, denetimlerinde standartları göz önünde
bulundurmasının ise farklı bir şey olduğu, Sayıştayın Anayasal görevini
Anayasa'ya uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için, genel kabul görmüş
denetim standartlarını veya uluslararası denetim standartlarını aynen
benimsemesi değil, tüm Dünya Sayıştaylarının yaptığı gibi kendine uyarlaması
gerektiği, uyarlamanın yapılacağı yerin de Kanun olmayıp yönetmelik ve
rehberler olması gerektiği, Sayıştayın mevcut olmayan denetim standartlarına
göre denetim yapmasını öngören, dava konusu kuralların hukuk devletinin
unsurlarından olan kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine
uymadığı ve ayrıca INTOSAI Denetim Standartlarına uygun denetim yapmak
durumunda olan Sayıştayı, özel sektör kuruluşlarının denetimi için
geliştirilmiş bulunan denetim standartlarına uygun denetim yapmaya kayıtsız
şartsız zorladığı ve Sayıştay denetimini kanunla sınırlandırdığı belirtilerek
kural ve ibarenin, Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kanun'un 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (b) bendinde, denetimin genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yürütüleceği belirtilmiş; 37. maddenin dava konusu ibareyi içeren (2) numaralı fıkrasında ise denetim sürecine ilişkin hususların, kanunlar dikkate alınmak ve genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarından yararlanmak suretiyle hazırlanacak yönetmelik, standart ve rehberlerde belirtileceği öngörülmüştür.
Denetim, dinamik ve sürekli değişime kapalı olmaması gereken bir olgudur. Yüksek denetim kurumları, küreselleşen dünyamızda yeni rollere ve değişimlere açık olmalıdır. Yüksek denetim kurumları, ulusal boyutta gerçekleştirdikleri işler dışında uluslararası alanda da örgütlenmekte ve ulusal sınırları aşarak globalleşen dünyada gerçekleştirdikleri işbirliği ve dayanışma ile ulusal ve uluslararası alanda önemli bir yere sahip olmaktadırlar.
Dava konusu kuralların, denetçinin bağımsızlığının ve denetim sonuçlarının güvenirliliğinin korunmasını, keyfiliğin önüne geçilmesini ve denetimin dinamik ve sürekli değişime açık bir olgu olması da gözetilerek, bu değişikliğin uygulanmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Dava konusu 35. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “Denetim genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yürütülür.” hükmünün, 5018 sayılı Kanun'un 68., 6085 sayılı Kanun'un 37. maddelerindeki hükümler ve INTOSAI Denetim Standartlarında yer alan, standartların her birinin yüksek denetim kuruluşunun kendi anayasal, yasal ve diğer şartları çerçevesinde değerlendirilmesi ve uygulanması gerektiğine ilişkin açıklaması gözetilerek, “Denetim, genel kabul görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak yürütülür.” şeklinde anlaşılması gerekir.
Dava konusu kural ve ibarede geçen “genel kabul görmüş uluslararası” ibarelerinin belirli olmadığı ileri sürülmüş ise de, dava konusu kuralın gerekçesinden genel kabul görmüş uluslararası denetim standartlarının başta Lima Deklarasyonu olmak üzere, INTOSAI Denetim Standartlarına yer verilmiş olduğu gözetildiğinde, dava konusu kural ve ibarede belirsizlik ve hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunduğu söylenemez.
Diğer yandan, dava konusu kurallar Sayıştay tarafından yapılan denetimi sınırlamaktan öte denetimde meydana gelecek olan gelişmelerin uygulanmasına olanak sağladığından, Anayasa'nın 160. maddesinde belirtilen Sayıştay denetimini sınırlandırdığından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ve ibare Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
13- Kanun'un 35. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (ç) Bendinde Yer Alan “…güncel…” Sözcüğünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştayın, bir haber ajansı, reklam veya
kamuoyu araştırma şirketi değil, anayasal bir yüksek denetim kurumu ve hesap
mahkemesi olduğu, Anayasa'nın 160. maddesinde Sayıştaya TBMM adına denetim
yapma ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi
verildiği, denetim metodolojisinin salt güncel olması nedeniyle Sayıştay
tarafından uygulanmasının kanun ile öngörülmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı,
çünkü güncel olan her şeyin popüler olabileceği fakat, doğru olmasının sınanarak
test edilmesinden geçtiği, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlama yetkisi olan anayasal bir kurumdan, ne olduğu belirsiz güncelin peşine
takılması değil, bilimselliği test edilerek sınanmış, tartışma götürmeyen
metodolojilere dayalı denetim yapmasının beklenmesi gerektiği, kaldı ki, güncel
sözcüğünün, hukuksal anlamda, belirlilik içermediği gibi öngörülebilir de
olmadığı, yasa kurallarının, hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde açık,
anlaşılabilir ve öngörülebilir olması gerektiği belirtilerek dava konusu
sözcüğün, Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un dava konusu sözcüğün de yer aldığı 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde, denetimlerin, güncel denetim metodolojilerinin uygulanmasında gerekli özen gösterilerek gerçekleştirileceği öngörülmektedir
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir.
Dava konusu sözcüğün bulunduğu kuralın, denetimin; dinamik ve değişken olması gözetilerek, meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmelerden faydalanmak suretiyle değişen koşullara uyularak yapılabilmesi için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenleme anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu gibi Anayasa'nın 160. maddesinin de gereğidir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu sözcük Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
14- Kanun'un 38. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…” İbarelerinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, performans denetimi raporlarının idareler itibariyle ve yıllık
olarak birleştirilmesinin mümkün ve anlamlı olmadığı, çünkü performans
denetiminin düzenlilik denetiminden farkının, bütçe yılı ile bağlantısının
bulunmayışı ve yıllık, periyodik bir denetim olmayışından kaynaklandığı, performans
denetiminin, kurumların bazı faaliyetlerini, hatta çoğunlukla birden fazla
kurumu ilgilendiren kamusal faaliyetleri konu aldığı ve konunun gerektirdiği
zaman dilimine uzandığı, maddede geçen performans denetimi raporu ifadesiyle
İNTOSAİ Denetim Standartlarında öngörülen performans raporu değil de, Kanun'un
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde tanımlanan performans ölçümü
kastediliyor ise, performans ölçümü/değerlendirmesinin Kanun'un “Faaliyet
Değerlendirme Raporu” başlıklı 39. maddesinin konusunu
oluşturduğundan bu madde ile ilgisinin bulunmadığı, Kanun'un 38. maddesinde
belirtildiği şekliyle genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin düzenlilik
denetimi sonucunda, gelir, gider ve mal hesap ve işlemlerine yönelik tespit
edilen (kamu zararı dahil) mevzuata aykırılıkların idareler itibariyle
birleştirilerek ilgili kamu idarelerine gönderilmesinin ve üst yöneticilerden
alınan cevaplarla birlikte yeniden düzenlenerek yargılama dairesi ve Rapor
Değerlendirme Kurulunun görüşlerinden sonra TBMM'ye sunulmasının, anayasal
düzeyde bir çok önemli hukuki sorunlara yol açacağı, Anayasa'nın 160. ve 164.
maddelerine göre, Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme
bağlayabilmesi için Kanun'un 36. maddesine göre hesap ve işlemlerin incelenmesi
ve 48. maddesine göre de mevzuata aykırı bulunan denetim bulguları hakkında
sorgu düzenlenerek sorumluların savunmalarının alınması ve sorgu ve savunmalara
göre düzenlenen raporların yargılama dairelerine intikal ettirilmesi, raporun
yargılama dairelerinde yargılanması ve temyiz aşamasından geçerek kesin hüküm
niteliğini kazanmasının gerektiği, ancak, 5018 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile
Kanun'un 38. maddesinin söz konusu bulgular hakkında üst yöneticilerin
cevaplarını alarak üst yöneticilerin yönetsel sorumluluklarına esas oluşturmak
üzere TBMM'ye sunulmasını öngördüğünü, bulguların Sayıştayda kesin hükme
bağlanmadan TBMM'ye sunulmasının bir takım hukuki sorunları beraberinde
getireceği, çünkü, TBMM'ye sunulmuş bulgular hakkında Sayıştay yargılama
daireleri sorumluların savunmalarını yerinde görerek beraatlerine karar
verebilecekleri gibi, tazmin hükmü verilmiş olsa dahi sorumluların temyizi
üzerine Temyiz Kurulu, daire kararının değiştirilerek onanmasına veya tamamen
kaldırılmasına karar verebileceği, Sayıştayın mevzuata aykırı bularak TBMM'ye
raporladığı bulguların, sonradan Sayıştay yargılama dairelerinde mevzuata
aykırı bulunmamasının neden olacağı hukuki sorunların yanında, Sayıştayın
TBMM'ye sunduğu raporların doğruluğu ve güvenirliği hakkında derin kuşkulara
yol açarak Sayıştay denetim ve yargılamasını siyasi tartışma ve polemik konusu
hâline getireceği ya da bulguların mevzuata aykırı görülerek TBMM'ye sunulmuş
olmasının Sayıştay yargılama dairelerini hukuka aykırı tazmin kararı vermeye
zorlayacağı, iptali istenilen ibarelerin, idareler itibariyle yıllık olarak
birleştirilmesi mümkün olmayan performans denetimi raporlarının düzenlilik
denetimi raporlarıyla birleştirilmesini ve genel yönetim kapsamındaki kamu
idarelerinin gelir, gider ve mal hesap ve işlemlerinden mevzuata aykırı bulunan
ve bu yanıyla hesap yargılamasına konu oluşturan hususların da TBMM'ye
sunulmasını öngördüğünden dava konusu ibarelerin, Anayasa'nın 2. ve 160.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un dava konusu ibarelerin de yer aldığı 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, kamu idarelerinin düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda denetim grup başkanlıklarınca düzenlenen denetim raporlarının idareler itibariyle birleştirileceği ve bir örneğinin Sayıştay Başkanlığınca ilgili kamu idaresine gönderileceği belirtilmektedir.
6085 sayılı Kanun'a göre düzenlilik denetimi sonucu hazırlanacak raporlar denetim raporları ve yargılamaya esas rapordur. Düzenlilik ve performans denetimlerinin birlikte yapılması esas olup, yapılacak bu denetimlerde dava konusu ibarelerin bulunduğu kural uyarınca birleştirilecek olan raporlar, düzenlilik denetiminde yargılamaya esas rapor dışında kalan denetim raporları ve performans denetimi sonucunda hazırlanan raporlardır.
Kanun koyucunun dava konusu ibarelerin bulunduğu kural ile aynı idareye ilişkin olarak yapılan düzenlilik ve performans denetimleri sonucunda raporların birleştirmesini öngörerek, söz konusu idare açısından ortaya çıkan durumun her idare bazında, her açıdan görülebilmesini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.
Ayrıca, Anayasa'nın 160. maddesinde Sayıştay raporlarının neler olacağı ve ne şekilde düzenlenecekleri belirtilmemiştir. Yalnızca, Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrasında, “Sayıştay'ın…işleyişi, denetim usulleri…..kanunla düzenlenir.” kuralına yer verilerek gerekli düzenlemeler kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Dava konusu ibareler ise bu kapsamda olduğundan Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu ibareler Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
15- Kanun'un 39. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinde Yer Alan “…bir örneği de ilgili mahallî idarenin meclisine…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Sayıştayın Anayasa'dan aldığı yetkiyle denetlediği mahallî idarelerin meclislerine, mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesini göndermesinin, mahallî idarelerin meclislerini Sayıştayın adına denetim yaptığı TBMM ile eş görmesi anlamına geldiği belirtilerek dava konusu ibarenin, Anayasa'nın 160. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un
39. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; kamu idareleri tarafından gönderilen
idare faaliyet raporlarının, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan mahallî
idareler genel faaliyet raporu ve Maliye Bakanlığınca hazırlanan genel faaliyet
raporunun denetim grup başkanlıklarınca denetim sonuçları da dikkate alınarak
değerlendirileceği öngörülmektedir. Maddenin dava konusu ibarenin bulunduğu (2)
numaralı fıkrasında ise denetim grup başkanlıklarınca bu konuda hazırlanan
değerlendirme raporları esas alınarak hazırlanan faaliyet genel değerlendirme
raporunun, Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra Sayıştay
Başkanı tarafından mahallî idarelere ait olanlar hariç olmak üzere idare
faaliyet raporları, genel faaliyet raporu ve mahallî idareler genel faaliyet
raporu ile birlikte TBMM'ye sunulacağı ve bir örneğinin Maliye Bakanlığına
gönderileceği, mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay
değerlendirmesinin bir örneğinin İçişleri Bakanlığına, bir örneğinin de ilgili
mahallî idarenin meclisine gönderileceği hüküm altına alınmıştır.
Anayasa'nın 160. maddesinde, “Mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından yapılır.” denilmektedir.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında; TBMM adına Sayıştay tarafından denetlenecek kurumlar arasında mahallî idareler sayılmamış, maddenin üçüncü fıkrasında mahallî idarelerin Sayıştay tarafından denetleneceği belirtilmiştir. Mahallî idareler, yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareleri kapsamına alması nedeniyle merkezi hükümet bütçesi kapsamı dışında tutulmuşlardır. Ancak mahallî idarelerin, diğer kurumların bütçeleri ile bağlantılı olmasından dolayı faaliyet, hedef ve sonuçları, bütçe ekinde TBMM'ye sunulmaktadır.
Mahallî idarelerin bütçeleri ve kesin hesap işlemleri kendi yerel meclislerinde görüşülmekte ve onaylanmaktadır. Bu nedenle, dava konusu ibarenin, mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinden mahallî idare meclislerinin bilgi sahibi olması ve gereğinin yapılmasının sağlanması için kamu yararı amacı ile düzenlendiği anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Sayıştayın mahallî idareleri denetlemesi Anayasa'nın 160. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen görevden kaynaklanmaktadır. Mahallî idarelerin idare faaliyet raporları hakkındaki Sayıştay değerlendirmesinin ilgili mahallî idarenin meclisine gönderilmesi, mahallî idarelerin meclislerini Sayıştay'ın adına denetim yaptığı TBMM ile eş görmesi anlamına gelmez.
Öte yandan, Anayasa'nın 160. maddesinde Sayıştayın, mahallî idarelerin idare faaliyetleri raporları hakkındaki değerlendirmesinin bir örneğini mahallî idarenin meclisine göndermesini yasaklayan bir hüküm de bulunmamaktadır. Aksine, Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrasında, Sayıştayın kuruluşu, işleyişi ve denetim usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Dava konusu ibare de kanunla düzenlenmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu ibare Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
16- Kanun'un 45. Maddesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Sayıştayın görevlerinin Anayasa'nın 160. maddesinde sayılmış iken
dava konusu kural ile Sayıştaya kaynağını Anayasa'dan almayan yeni görevler
verildiği ve Anayasa'ya göre TBMM adına denetim yapan Sayıştayın, verilen bu
görevler temelinde kanun ile adeta TBMM'ye bağlı görev yapan bir teftiş veya
denetleme kuruluna dönüştürüldüğü, bu durumun Sayıştayın bağımsızlığı ve
tarafsızlığına aykırılık teşkil edeceği, öte yandan, TBMM'de sadece
ihtisas komisyonlarının sayısının 17 olup, bunlara kurulabilecek araştırma ve
soruşturma komisyonları da eklenince TBMM Başkanlığından gelebilecek denetim ve
inceleme taleplerinin ulaşabileceği boyut ve söz konusu taleplere öncelik
verilecek olmasının, Sayıştayın Anayasa'dan kaynaklanan ve belirli bir program
temelinde yürütülmesi gereken görevlerinin yapılmasını engelleyebileceği
belirtilerek dava konusu kuralın, Anayasa'nın 6. ve 160. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava
konusu kuralda, TBMM Başkanlığının; araştırma, soruşturma ve ihtisas
komisyonlarının kararına istinaden Sayıştaydan, talep edilen konuyla sınırlı
olmak kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına bakılmaksızın özelleştirme,
teşvik, borç ve kredi uygulamaları dâhil olmak üzere, tüm kamu kurum ve
kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule bağlı olarak, kullanılan kamu
kaynak ve imkânlarından yararlanma çerçevesinde, her türlü kurum, kuruluş, fon,
işletme, şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri
teşekküllerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesini talep edebileceği, denetim
sonuçlarının TBMM Başkanlığına sunulacağı ve TBMM'den gelen denetim taleplerine
öncelik verileceği, Cumhurbaşkanlığının bu madde kapsamı dışında olduğu
öngörülmüştür.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, “Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir….” denilmektedir.
Anayasa'nın
87. ve 98. maddeleri uyarınca, TBMM'nin denetleme yetkisi bulunmaktadır. Dava
konusu kuralda belirtilen tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kullanılan kamu
kaynak ve imkânlarından yararlanma çerçevesinde her türlü kurum, kuruluş, fon,
işletme, şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri
teşekküllerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesini talep edebilmesi de bu yetki
kapsamındadır. Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın
anayasal görevleri yanında aynı fıkrada yer alan, kanunlarla verilen inceleme,
denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir hükmü kapsamında
Sayıştaya kanun ile yeni bir görev verilmesinde Anayasa'ya aykırılık
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 160. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
17- Kanun'un 51. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “…ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Kanun'un 51. maddesinde Sayıştay ilâmlarının düzenlendiği ve (2)
numaralı fıkrasının dava konusu ibarenin bulunduğu (a) bendinde ilâmlarda “ilgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”nin yer alacağı hükmüne yer
verilirken; “Kanun Yollarına Başvurma” başlıklı 54. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltmesi
taleplerinin Sayıştay Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçe ile yapılacağı; (2)
numaralı fıkrasının (c) bendinde ise dilekçelerde “ilgili hesabın adı
ve yılı” hususlarının bulunacağının belirtildiği, kanun
yollarına başvuru dilekçelerine “ilgili hesabın adı ve yılı”nın
yazılması zorunlu olmakla birlikte yazılabilmesi için bilinmesi, bilinmesi için
de kanun yollarına başvurulan Sayıştay ilâmlarında yazılı olmasının gerektiği,
Kanun'un ilâmlara ilişkin 51. maddesinde ilâmlarda yer alacak hususlar içinde “ilgili
hesabın adı ve yılı”na yer verilmediği gibi bunun yerine geçmek üzere “ilgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”ne yer verildiği, ancak, “İlgili
kamu idaresinin adı ve denetim dönemi” ile “ilgili
hesabın adı ve yılı” ifadelerinin birbirinden çok farklı olduğu,
dava konusu ibarenin sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme
bağlandığının belgesi olan Sayıştay ilâmlarında, kesin hükme bağlanan hesaba
ilişkin açıklayıcı asgari bilgileri içermediği, sorumluların kanun yollarına
başvurmalarına taban oluşturmak yerine, neyi neden amaçladığının ve ne işe
yarayacağının belli olmadığı ve Kanun'un 54. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
(c) bendiyle çelişkili olduğu belirtilerek dava konusu ibarenin, Anayasa'nın 2.
ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 51. maddesinde, Sayıştay daireleri tarafından verilen ilâmların ne şekilde düzenleneceği ve ilâmlarda yer alması gereken hususlar belirtilmektedir. Dava konusu ibarenin yer aldığı kuralda da, ilâmlarda daire ve karar numarası ile ilgili kamu idaresinin adı ve denetim döneminin yer alacağı öngörülmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir.
Dava
dilekçesinde, Kanun'un ilâmlara ilişkin 51. maddesinde, ilâmlarda yer alacak
hususlar içinde “ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi”ne
yer verildiği, ancak Kanun'un “Kanun yollarına başvurma” başlıklı
54. maddesinin birinci fıkrasında, temyiz, yargılamanın iadesi ve karar
düzeltilmesi taleplerinin Sayıştay Başkanlığına hitaben yazılmış imzalı dilekçe
ile yapılacağının belirtildiği, ikinci fıkrasının (c) bendinde ise bu
dilekçede “ilgili hesabın adı ve yılı”nın bulunması gerektiğinin
yer aldığı, her iki kuralda farklı hükümlerin yer almasının sorumluların kanun
yollarına başvurabilmelerini ve Sayıştay ilâmlarının takibini engellediği ileri
sürülmüş ise de ilâmlarda ve kanun yollarına başvuru dilekçesinde yer alması
gereken hususlar gözetildiğinde, sorumluların kanun yollarına başvurabilmelerini
ve Sayıştay ilâmlarının takibini engelleyici bir hususun bulunmadığı
anlaşılmaktadır. İncelenen kuralda belirtilen ilgili idarenin adı ve denetim
döneminin Kanun'un 54. maddesinde öngörülen hükümle uyumluluk içerip içermediği
hususu ise anayasal denetime esas oluşturmaz.
Öte yandan, dava konusu ibarede yer alan ilgili kamu idaresinin adı ve denetim döneminden ne anlaşılması gerektiği ise 5018 ve 6085 sayılı Kanun hükümleri ile açık bir şekilde belirtildiğinden, dava konusu ibarenin belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu ibare Anayasa'nın 2. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
18- Kanun'un 79. Maddesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, 5018 sayılı Kanun'a ekli Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu
İdarelerine İlişkin (I) Sayılı Cetvel'in 8. sırasında Sayıştayın sayıldığı,
dolayısıyla Sayıştayın merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri içinde yer
aldığı, bu bağlamda, Sayıştayın da Anayasa'nın 160. maddesinde öngörüldüğü
şekilde Sayıştay tarafından denetlenmesi; ancak denetimin bağımsızlığının ve
tarafsızlığının güvence altına alınabilmesi için denetimi yürütecek ekibin
Sayıştay Başkanı tarafından değil, Sayıştay Genel Kurulu tarafından
belirlenmesinin gerektiği, Anayasa Mahkemesinin 10.11.2009 günlü, E.2007/12,
K.2009/153 sayılı kararında da belirtildiği üzere Anayasa'nın 87. maddesinde
Sayıştay bütçesinin uygulamasının denetlenmesinin TBMM'nin görev ve yetkileri
arasında sayılmadığı, bu durumda kanun koyucunun kaynağını Anayasanın 6.
maddesinden almayan düzenlemeler yaptığını kabul etmenin gerektiği belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 6., 87. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, Sayıştayın denetlenmesinin, her yıl TBMM adına TBMM Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılacağı öngörülmektedir.
Anayasa'nın 87. maddesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir” denilerek, TBMM'nin görev ve yetkileri açıkça belirtilmiştir.
Anayasa'nın 160. maddesine göre, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak görevi Sayıştaya aittir.
Sayıştayın, bütçe bakımından merkezi yönetim bütçesi kapsamına giren bir kamu idaresi olduğu kuşkusuzdur. Nitekim, 5018 sayılı Kanun'un 3. maddesi ve ekli (I) Sayılı Cetvelin 8. sırasında Sayıştay merkezi yönetim kapsamındaki kamu idaresi olarak yer almaktadır.
Anayasa'nın 87. maddesinde de, Sayıştayın denetlenmesi TBMM'nin görev ve yetkileri arasında belirtilmemiştir. Bu durumda, Anayasa'nın 6. maddesine göre kanun koyucunun kaynağını Anayasa'dan almadan dava konusu düzenlemeleri yapma yetkisi de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 6., 87. ve 160. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun;
A- 79. maddesinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi, (f) bendinde yer alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…” ibaresi ve (k) bendine,
2- 7. maddesinin (6) numaralı fıkrasına,
3- 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,” ibaresine,
4- 17. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (c), (ç) ve (d) bentleri ile “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki son cümlesine, (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” biçimindeki son cümlesine,
5- 21. maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından birine vekalet verir.” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından kıdemli olanı…” ibaresine,
6- 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” biçimindeki son cümlesine,
7- 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…kamu zararına ilişkin…” ibaresi ile (4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve ahizler…” ibaresine,
8- 25. maddesinin (5) numaralı fıkrasına,
9- 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…” ibaresine,
10- 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ile…”ibaresine,
11- 28. maddesine,
12- 31. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (ç) bentlerine,
13- 32. maddesinin (6) numaralı fıkrasına,
14- 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay tarafından yerindelik denetimiyapılamaz, idarenin takdiryetkisinisınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” biçimindeki son cümlesine, (b) bendine ve (ç) bendinde yer alan “…güncel…” sözcüğüne,
15- 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,
16- 37. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…genel kabul görmüş uluslararası…” ibaresine,
17- 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…düzenlilik ve performans…” ve “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…” ibaresine, (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alınır.” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…Kurulca görüş bildirilen…” ibaresine,
18- 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü alındıktan sonra…” ibaresi ile son cümlesinde yer alan “…bir örneği de ilgili mahalli idarenin meclisine…” ibaresine,
19- 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de alındıktan sonra…” ibaresine;
20- 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresine,
21- 43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…eylül ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu …” ibaresine,
22- 45. maddesine,
23- 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…kamu zararına yol açan…” ibaresine,
24- 51. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresine,
25- 64. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresine,
26- Geçici 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulu ve…” ibaresine,
yönelik iptal istemleri, 28.2.2013 günlü, E.2011/21, K.2013/36 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere, ibarelere ve sözcüğe ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
28.2.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
A-
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 36. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B-
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan “…tespit edilen kamu zararına ilişkin…”, 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…kamu zararına ilişkin…” ve 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…kamu zararına yol açan…” ibarelerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C-
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D-
7. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E-
17. maddesinin;
1- (6) numaralı fıkrasının;
a- (c), (ç) ve (d) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (7) numaralı fıkrasının, “Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.” biçimindeki son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F-
21. maddesinin (7) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…başkan yardımcılarından birine vekalet verir.” ve ikinci cümlesinde yer alan “… başkan yardımcılarından kıdemli olanı…” ibareleri ile 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “Başkan yardımcıları daire başkanı statüsündedir.” biçimindeki son cümlesinin ve 25. maddesinin (5) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G-
23. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan “…ve ahizler…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H-
28. maddesinin ve 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer
alan “Rapor Değerlendirme Kurulu,” ibaresinin; 26. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kuruluna seçilenler dışında kalan…” ibaresinin; 27.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ile…” ibaresinin; 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…ve Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
alınır.”ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…Kurulca görüş
bildirilen…” ibaresinin; 39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü
alındıktan sonra…” ibaresinin; 40. maddesinin (2) numaralı fıkrasının
birinci cümlesinde yer alan “… Rapor Değerlendirme Kurulunun görüşü de
alındıktan sonra…” ibaresinin; 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinde yer alan “… ve rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
43. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…eylül
ayı sonuna kadar Rapor Değerlendirme Kuruluna gönderilir.” ibaresi ile
ikinci cümlesinde yer alan “… Rapor Değerlendirme Kurulu…” ibaresinin;
64. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…Rapor
Değerlendirme Kurulu ile…” ibaresinin; Geçici 3. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…Rapor Değerlendirme
Kurulu ve…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal
istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I-
31. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) ve (ç) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J-
32. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K-
35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin takdir yetkisini sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz.” biçimindeki son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L-
35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ve 37. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…genel kabul görmüş uluslararası…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemleri REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M-
35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yer alan “…güncel…” sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
N-
38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…düzenlilik ve performans…” ile “…idareler itibariyle birleştirilir ve bir örneği…” ibarelerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
O-
39. maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan “…bir örneği de ilgili mahalli idarenin meclisine…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
P-
45. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
R-
51. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…ilgili kamu idaresinin adı ve denetim dönemi,” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
S-
79. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU ile Zühtü ARSLAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
28.2.2013 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6085 sayılı Kanun'un 17. maddesinin (6) fıkrasının iptali istenilen son cümlesinde “Bunun dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” denilmektedir.
9.6.1930 günlü, 1700 sayılı Dâhiliye Memurları Kanunu'nun 2. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki “Bunun dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki kuralın iptal isteminin reddine ilişkin 14.04.2011 günlü, 2009/63 Esas, 2011/66 Karar sayısı ile verilen ve 23.7.2011/28003 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararının “KARŞIOY GEREKÇESİ” yazısının (I) numaralı bendinde belirttiğim gerekçe ile Anayasa'nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olan kuralın iptali gerekir.
Açıklanan nedenle çoğunluğun ret kararına katılmadım.
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun “Sayıştayın denetlenmesi, her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından görevlendirilen ve gerekli mesleki niteliklere sahip denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve bunlara ilişkin belgeler de esas alınarak yapılır” şeklindeki 79. maddesi iptal edilmiştir.
Anayasa'nın
160. maddesinde, Sayıştay'ın merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu
idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile
mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına denetlemek
ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarda verilen
inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevli olduğu
belirtilmektedir. Bu anayasal hükmün doğal sonucu olarak ve yine Anayasa'nın
161. ve 164. maddeleri karşısında, tüm merkezi yönetim bütçesindeki kamu
idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının harcama yetkilerinin kaynağı ve
temeli, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konudaki iradesinde tecelli
etmektedir. Harcama yetkisini veren bir makamın, bu yetki uyarınca tahsis
edilmiş ödeneklerin usul ve kanuna uygunluğunu kendi adına denetleyecek bir
organı (Sayıştay'ı) gerek görmesi halinde denetleyebileceği ve buna
dair yasal hükümler getirebileceği izahtan varestedir.
Esasen,
TBMM adına kamu idarelerini denetleyen bir organ olan Sayıştay'ın kendi
hesaplarının denetlenmesinin, kendisi dışında bir başka denetim mekanizmasına
bırakılması gerekliliği eşyanın tabiatına daha uygundur. “Denetim” gibi
objektiflik gerektiren bir konuda, hesapları incelenecek “kurum” dışında bir
mekanizmanın olması, etkin ve verimli bir denetimin gereğidir. Nitekim,
gelişmiş ülkelerin sayıştaylarının uluslararası meslektaş grupları ya da
uluslararası bağımsız denetim kurumlarınca dış denetime tabi tutulması gittikçe
yaygınlaşan bir yöntem haline gelmektedir. (Bu konuda bkz. H. Ömer Köse,
“Sayıştay Denetiminin Denetlenmesi: Uluslararası Uygulama Örnekleri
Çerçevesinde Bir Değerlendirme”, Sayıştay Dergisi, Sayı 70,
Temmuz-Eylül 2008: 3-42.)
Dava konusu kuralla harcama yetkisinin asli sahibi olan TBMM'ye öngörülen yöntemle Sayıştay hesaplarının denetlenmesi görevi verilmiştir. Anayasa'nın 87. maddesinde TBMM'nin görevleri arasında bu “denetim”in sayılmamış olmasının, bu tür bir düzenlemeye engel teşkil etmediği açıktır. Yukarıda ifade edildiği üzere harcama ve denetim yetkisinin asli sahibi TBMM olup, Anayasa'nın 160., 161. ve 164. maddelerinin amir hükümleri karşısında, ayrıca 87. maddede yeniden bir belirleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Diğer
yandan, Anayasa'nın 160. maddesi Sayıştay'ın denetimi kapsamında bulunan
kurumları belirtmiş, ancak Sayıştay'ın kendisinin nasıl denetleneceğine dair
bir düzenlemeye yer vermemiştir. Anayasa koyucu, Sayıştay'ın kendi kendisini
denetlemesini isteseydi Anayasa'nın 68. maddesinde başka bir bağlamda
belirttiği gibi “Sayıştay dahil” şeklinde bir ibareye yer verebilirdi. Bu
durumda, yasamanın asliliği ve genelliği ilkesi gereğince Sayıştay'ın nasıl
denetleneceğine dair düzenleme yapma yetkisi kanun koyucuya aittir. Bu ilke,
yasama organının Anayasa'da açıkça aksine hüküm olmadıkça her konuyu ilk
elden düzenleyebilmesi anlamına gelmektedir. Anayasa'nın diğer hükümlerine
aykırı olmamak kaydıyla yasama organı kendisine yeni görev ve yetkiler verebilir.
Bu yetki TBMM'nin “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” yetkisi içinde
mündemiçtir. Mahkememizin daha önce belirttiği gibi, yasama organının düzenleme
yapma yetkisinin sınırı “o konuda izin verici değil yasaklayıcı bir hükmün olup
olmadığı hususudur” (E. 2011/59, 2012/34, K.T. 1.3.2012). Anayasa'da
Sayıştay'ın hangi kurum tarafından denetleneceğine dair bir hüküm
bulunmadığından, kanun koyucu bu konudaki takdir yetkisini Sayıştay'ın
denetiminin TBMM tarafından yapılması gerektiği yönünde kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun iptale yönelik kararına katılmıyoruz.
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY YAZISI
6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun 17. maddesinin (6) numaralı fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” biçimindeki son cümlesinin, E:2011/59, K:2012/34 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararına ilişkin karşıoy gerekçelerimin II. paragrafında belirtilen nedenlerle Anayasa'ya aykırı olduğu düşüncesindeyim.
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun 17. maddesinin (6) numaralı iptali istenilen “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” cümlesinin de yer aldığı fıkrada;
(6) Mülakat, adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
b) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,
ç) Genel yetenek ve genel kültürü,
d) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı, yönlerinden değerlendirilerek, ayrı ayrı puan verilerek gerçekleştirilir. Adaylar, komisyon tarafından (a) ile (d) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” denilmektedir.
Madde hükmü ile Sayıştay Başkanlığında görev yapacak denetçi yardımcılarının yazılı sınavdan sonra yapılacak mülakatta, şeffaflığı ve objektifliği sağlayacak ve herhangi bir uyuşmazlık çıkması halinde kanıt olabilecek bir kayıt sisteminin kullanılması yasaklanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, tüm eylem ve işlemlerini objektif esaslara bağlayarakyargı denetimine açan devlettir.
Anayasa'nın “kamu hizmetlerine girme hakkı”nı düzenleyen 70. maddesinde ise “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmiş olup, buna göre hizmete alınmada hizmetin gerekli kıldığı nitelikler dışında öznel değerlendirmelere yol açabilecek davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.
Bu durumda dava konusu kural idari işlemlerde objektifliği ve şeffaflığı engellediği gibi, uyuşmazlık çıkması halinde kanıt olabilecek bir kayıt sisteminden kaçınılması suretiyle idari işlemlerde yargısal denetim alanını da daraltmaktadır.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 2. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2011/21, K. 2013/36, 28 Şubat 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası