KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2012
- Esas Sayısı
- 2012/37
- Karar Sayısı
- 2012/148
- Karar Günü
- 11.10.2012
- R.G Tarih-Sayı
- 10.12.2013-28847
- İtiraz yoluna başvuran
- Ankara 12. Sulh Hukuk
Karar Metni
1.198 kelime·6 dk okuma·19 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.11.2001
günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesindeki 'Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine ' bildirildiği tarihten ' başlar.' hükmünün, Anayasa'nın 2., 10., ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Mirasın reddi için açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4721 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 606. maddesi şöyledir:
' Miras, üç ay içinde reddolunabilir.
Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10. ve 35. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 18.4.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hamit YELKEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Kanun'da sınırlı ehliyetsiz olarak tanımlanan
kişiler yönünden mirasın reddi beyanında bulunma yetkisinin bu kişilerin kanuni
temsilcilerine tanındığı, oysa sınırlı ehliyetsiz grubu içinde yer alan ve
özellikle ayırt etme gücüne sahip küçükler adına kanuni temsilcilerinin yapmış
oldukları söz konusu irade açıklamaları ile sınırlı ehliyetsiz küçüklerin reşit
olduktan sonraki iradelerinin her zaman uyuşmayabileceği, itiraz konusu kuralda
bu hususun dikkate alınmayarak tüm ehliyet grupları yönünden mirasın reddi
süresinin aynı şekilde belirlendiği, bu durumun tam ehliyetli olmayanların
mülkiyet ve miras haklarının sınırlanması sonucunu doğurduğu ve bunlar yönünden
bir eşitsizliğe neden olduğu, ayrıca mirası ret süresinin fiil ehliyeti
açısından farklı ehliyet guruplarına nasıl ve ne şekilde uygulanacağına ilişkin
kuralda bir belirliliğin bulunmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10.
ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, mirasın üç ay içinde reddolunabileceği, bu sürenin, yasal mirasçılar için, mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için ise mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı öngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'belirlilik'tir.
Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi
bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına
karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal
güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi
somut eylem ve olguya hangi hukuksal sonucun bağlandığını bilmelidir. Ancak bu
durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Anayasa'nın 35. maddesinde, 'Herkes, mülkiyet ve miras
haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.'
hükmüne yer verilmiştir. Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı bireyin eşya
üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Eşya üzerindeki hâkimiyet
bir yönüyle bireye devletin müdahale edemeyeceği özel bir alan yaratırken,
diğer taraftan emeğinin karşılığını güvence altına almakla bireye kendi
hayatını yönlendirme ve geleceğini tasarlama olanağı sunmaktadır. Bu nedenle
birey özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında yakın bir ilişki vardır. Temel bir
hak olan miras hakkı ise iki yönlüdür. Miras bırakan yönünden mirasının
kendinden sonrakilere geçmesini ve ölüme bağlı tasarrufta bulunabilmeyi,
mirasçılar yönünden ise murisin miras yoluyla bıraktığı malvarlığına sahip olma
yetkisini kapsar.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesi uyarınca mirasın
mirasçılara intikalinde külli halefiyet ilkesi benimsenmiş olup bu ilke
uyarınca mirasbırakanın ölümüyle başka herhangi bir işleme gerek olmaksızın
miras mirasçılara geçmekte ve mirasçı mirasbırakanın borçlarından kendisine
bırakılan mirasla sınırlı olmaksızın tüm malvarlığıyla sorumlu olmaktadır. Bu
sorumluluğun mirasçılar açısından doğuracağı sakıncaları bertaraf etmek üzere
öngörülen mirasın reddi, kişilere rızaları hilafına mirasın intikalini önleme
imkânı tanıyan önemli bir haktır. Ancak, hem hukuki belirlilik ve istikrarı
sağlamak hem de miras üzerinde hakları bulunan üçüncü kişileri korumak için bu
hakkın kullanılmasının belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralda, mirasın reddi hakkının kullanım süresi ve bu sürenin hangi tarihten itibaren başlayacağı kanuni ve atanmış mirasçılar yönünden ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu kural, herkes için geçerli olup Kanun'un ilgili hükümleri uyarınca tam ehliyetli olmayanların bu haklarını kanuni temsilcileri aracılığıyla kullanmalarını gerektirmektedir. Tam ehliyetli olmayanların bu haklarını kanuni temsilcileri aracılığıyla kullanmaları gereği ise hem tam ehliyetli olmayanların hem de bunların hukuki ilişki içerisinde olduğu kişilerin haklarının korunması zaruretinden doğmuştur.
Diğer taraftan, medeni hukuk sistemi içerisinde, reddedilmesi
gereken bir mirasın, kanuni temsilci tarafından süresinde reddedilmemesinin
veya iktisap edilmesi gereken bir mirasın reddedilmesinin sakıncalarını önleyen
hukuki müesseseler de öngörülmüştür. Bu çerçevede, Kanun'un 605. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, terekenin borca batık olduğu sabit ise miras hükmen
reddedilmiş sayılmaktadır. Yine Kanun'un 615. maddesi uyarınca önemli
sebeplerin varlığı hâlinde sulh hâkimi, yasal ve atanmış mirasçılara tanınmış
olan ret süresini uzatabilmekte veya yeni bir süre tayin edebilmektedir. Bu
hükümler, tam ehliyetli olmayanları da kapsayacak şekilde herkese reddedilmesi
gereken (borca batık) bir terekeyi herhangi bir süre şartı olmaksızın reddetme
imkânı sağlamakta ve kişilerin mülkiyet ve miras haklarının zedelenmesini
önlemektedir.
Aynı şekilde, sistem içerisinde tam ehliyetli olmayanların menfaatlerine uygun olan mirasın, kanuni temsilci tarafından reddedilmesini önleyen hukuki müesseseler de kurulmuştur. Bu bağlamda, kanuni temsilci olan vasinin tek başına mirası reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Mirası reddetmeyi düşünen vasinin, Kanun'un 463. maddesi uyarınca bunun için hem vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinden hem de denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinden izin alması gerekmektedir. Ayrıca, eğer vesayet altında bulunan kişi, görüşlerini oluşturma ve açıklama yeteneğine sahipse, Kanun'un 450. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, onun da görüşünün alınması icap etmektedir.
Kaldı ki, tam ehliyetli olmayan kişilere yönelik mirasın kabulü ve reddi sorumluluğu kanuni temsilciye ait olup Kanun'da zarar görmüş tam ehliyetsizin zararın giderimi için kanuni temsilcisine rücu etme imkânı tanınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
KILIÇ
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
Zühtü
ARSLAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2012/37, K. 2012/148, 11 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası