İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2013/133 K.2013/169

2- Aydın İnfaz Hâkimliği (E.2013/135, E.2013/136)

Esas2013/133Karar2013/169Tarih26 Aralık 2013Okuma21 dk · 4.155 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Aralık 2013
Esas Sayısı
2013/133
Karar Sayısı
2013/169
Karar Günü
26.12.2013
R.G. Tarih-Sayı
09.01.2014-28877
İtiraz yoluna başvuranlar
1- Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi (E.2013/133)
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.155 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

2- Aydın İnfaz Hâkimliği (E.2013/135, E.2013/136)

3- Osmaniye İnfaz Hâkimliği (E.2013/159)

İTİRAZLARIN KONUSU : 13.12.2004

günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a, 5.4.2012 günlü, 6291 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin Anayasa'nın 38. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Cezalarının, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilen hükümlülerin, bu tedbirin uygulanmaya başlanmasından önce veya sonra suç işledikleri iddiasıyla, haklarında verilen denetimli serbestlik kararının kaldırılarak kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmeleri istemiyle açılan davalarda, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuşlardır.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

5275 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren 105/A maddesi şöyledir:

“Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı

Madde 105/A- (Ek: 5/4/2012-6291/1 md.)

(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla;

a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren,

b) Çocuk eğitimevinde toplam cezasının beşte birini tamamlayan,

koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.

(2) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının oluşmasından itibaren en az altı aylık sürenin geçmiş olması durumunda, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.

(3) Yukarıdaki fıkralarda düzenlenen infaz usulünden;

a) Sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan ve koşullu salıverilmesine iki yıl veya daha az süre kalan kadın hükümlüler,

b) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve koşullu salıverilmesine üç yıl veya daha az süre kalan hükümlüler,

diğer şartları da taşımaları hâlinde yararlanabilirler. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adlî Tıp Kurumundan alınan veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmelidir.

(4) Adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle, cezası hapse çevrilen hükümlülerin yukarıdaki fıkralardaki infaz usulünden yararlanmalarında, hak ederek tahliye tarihi esas alınır.

(5) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezasının infazına karar verilen hükümlünün, koşullu salıverilme tarihine kadar;

a) Kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılması,

b) Bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulması,

c) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemesi,

d) Belirlenen programlara katılması,

yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına, denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilir. Hükümlünün risk ve ihtiyaçları dikkate alınarak yükümlülükleri değiştirilebilir.

(6) Hükümlünün;

a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne üç gün içinde müracaat etmemesi,

b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi,

c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi,

hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine, infaz hâkimi tarafından karar verilir.

(7) Hükümlü hakkında;

a) İşlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinde sayılan nedenlerle tutuklama kararı verilmesi,

b) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya devam edilmesi,

c) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla olan kasıtlı bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılması,

hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, infaz hâkimi tarafından, hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilir. Hükümlü hakkında soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı veya kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi tarafından karar verilir.

(8) Denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesi gereken sürenin bitiminden itibaren iki gün geçmiş olmasına karşın müracaat etmeyenler ile kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292 nci ve 293 üncü maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.

(9) Yükümlülüklerin gereklerine ve denetim planına uygun davranan hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, 107 nci ve 108 inci maddeler uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir.

(10) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazına ilişkin esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.”

B-

Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 38. maddesine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

1- E.2013/133 Sayılı Başvuru Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 28.11.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine

göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da

kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya

taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına

varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler.

Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi

için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın

bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması

gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya

çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz

yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.

Başvuru kararında, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin iptali istenilmiştir. Bakılmakta olan dava, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya devam edilmesi sebebiyle hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine ilişkindir. Bu durumun düzenlendiği 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) bendi ise bakılmakta olan davada uygulanacak kuraldır.

Ancak söz konusu fıkranın (a) bendi, hükümlünün işlediği iddia

olunan başka bir suçtan dolayı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100.

maddesinde sayılan nedenlerle tutuklama kararı verilmesi durumunda hükümlünün

kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine ilişkindir. Fıkranın (c) bendi ise

denetimli serbestlik tedbiri uygulamaya başlandıktan sonra işlediği iddia

olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla olan kasıtlı bir suçtan

dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılması hâlinde hükümlünün kapalı ceza

infaz kurumuna gönderilmesine karar verilmesi ile ilgili hükmü içermektedir.

Bakılmakta olan davada ise hükümlü hakkında bir tutuklama kararı bulunmadığı

gibi denetimli serbestlik tedbiri uygulanması sonrasında işlediği iddia edilen

bir suç da bulunmamaktadır. Dolayısıyla, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin

(7) numaralı fıkrasının (a) ve (c) bentleri, Mahkemenin bakmakta olduğu davada

uygulanacak kural niteliğinde değildir.

Açıklanan nedenlerle;

13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a, 5.4.2012 günlü, 6291 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının;

A- (a) ve (c) bentlerinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu bentlere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B- (b) bendinin esasının incelenmesine,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

2- E.2013/135, E.2013/136 ve E.2013/159 Sayılı Başvurular Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 28.11.2013 ve 26.12.2013 günlerinde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- BİRLEŞTİRME KARARLARI

13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a, 5.4.2012 günlü, 6291 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle eklenen 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan E.2013/135 ve E.2013/136 sayılı itiraz başvurularının 28.11.2013 gününde, E.2013/159 sayılı itiraz başvurusunun ise 26.12.2013 gününde, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2013/133 sayılı dava ile birleştirilmesine, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2013/133 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

Vl- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ayşegül ATALAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararlarında, yargılama sonucunda mahkûm olup olmayacağı belli olmayan hükümlü hakkındaki denetimli serbestlik kararının geri alınarak kapalı cezaevine gönderilmesine karar verilmesinin “suçsuzluk karinesi” ile çeliştiği, bu nedenle itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin itiraz konusu kuralların da bulunduğu (7) numaralı fıkrasında, hükümlü hakkında;

a- İşlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinde sayılan nedenlerle tutuklama kararı verilmesi,

b- Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya devam edilmesi,

c- Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla olan kasıtlı bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılması,

hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, infaz hâkimi tarafından, hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verileceği, hükümlü hakkında soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı veya kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi hâlinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hâkimi tarafından karar verileceği öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”denilmektedir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan “suçsuzluk karinesi”, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır. Suçsuzluk karinesi uyarınca, bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında ceza hukukunun alanına giren yaptırımların uygulanabilmesi, kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinde,

soruşturmanın; Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden

iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, kovuşturmanın ise iddianamenin

kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği

belirtilmektedir. Aynı Kanun'un 160. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği

izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup

olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı

belirtilmekte, 170. maddesinde de kamu davasının açılması ile ilgili hususlar

düzenlenmektedir. Kanun'un 170. maddesinin (2) numaralı fıkrasında soruşturma

evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheyi

oluşturması durumunda Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyeceği, 175.

maddesinde ise iddianamenin kabulüyle, kamu davasının açılmış olacağı ve

kovuşturma evresinin başlayacağı öngörülmektedir.

Ceza hukukunda bir kişinin suçlu olarak kabul edilebilmesi için hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması gerekir. Ceza muhakemesinin evrelerinden olan soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ise kişi kesin hükümle mahkûm olmadığından suçlu olarak nitelendirilemez ve bu suç nedeniyle hakkında ceza hukuku alanına giren yaptırımlar uygulanamaz.

5275 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu belirtilerek, suçlunun da diğer bireyler gibi onurlu bir yaşam hakkının bulunduğu bilincine vurgu yapılmış ve çağdaş ceza hukukunda benzer haklara ilişkin düzenlemelere yer verildiği görülmüştür.

Denetimli serbestlik suretiyle hapis cezasının infazı, özgürlüğü bağlayıcı cezanın kanunlarla belirlenecek bir alt sınırının infaz kurumunda geçirilmesi koşuluyla, suçlunun kişiliğindeki gelişmeleri gözlemleyerek cezasının koşullu salıverilmeden önceki bir yılını dışarıda geçirmesini sağlayan bir tedbirdir. Bu yöntemde işlenen suçun, denetimli serbestlik açısından belirleyici bir niteliği bulunmamakta, verilen cezanın çekilen süresi ve iyi halli olma koşulları aranmaktadır.

Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması ile de hükümlülerin; yeniden suç işleme risklerinin azaltılması, sosyal hayata hazırlanmalarına imkân sağlanması, tahliye şartlarına uyumun gerçekleştirilmesi, toplumsal kurallara uyma becerilerinin geliştirilmesi, toplumun hükümlüye olumsuz bakışının azaltılması ve ailesi ile görüşmesinin sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

İtiraz konusu kurallar uyarınca hükümlüler hakkında; denetimli

serbestlik kararının verilmesinden önce veya sonra, kurallarda cezalarının alt

ve üst hadleri gösterilen suçları işledikleri iddiasıyla soruşturma veya

kovuşturmaya başlanmış olması veya devam edilmesi hâlinde tekrar kapalı ceza

infaz kurumuna gönderilmeleri kanun koyucu tarafından bir tedbir olarak

düzenlenmiş ise de, söz konusu kurallar bu kişilerin suçlu sayıldıkları

gerekçesiyle bir yaptırım niteliğine dönüşmektedir. Bunun yanında kurallar,

denetimli serbestlikten yararlanma hakkını ve denetimli serbestlik kurumundan

hükümlü ve toplum lehine beklenen kamusal yararı ortadan kaldırmaktadır.

Kanunun çıkarılma amacı ile çelişen bu hususlar ise hükümlülerin henüz

işleyip işlemedikleri belirli olmayan bir suçtan dolayı suçlu olarak

nitelendirilmelerine yol açıp Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında

düzenlenen “suçsuzluk karinesi” ile bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, itiraz konusu kurallar, ilgilileri, suçlulukları ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılmaları olanağından ve bu olanağı yürürlüğe koyan üstün hukuk kurallarından yararlanmalarını engellemekte ve hukuk devletinin ilkelerinden olan hukuki güvenlik ilkesini de ihlal etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN ve Zühtü ARSLAN, bu görüşe, yalnızca itiraz konusu kurallarda yer alan “…soruşturma…” ibareleri yönünden farklı gerekçeyle katılmışlar, kalan bölümler yönünden ise katılmamışlardır.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VII- SONUÇ

13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun'a, 5.4.2012 günlü, 6291 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

eklenen 105/A maddesinin (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin

Anayasa'ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Alparslan ALTAN, Engin

YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN ile Zühtü ARSLAN'ın

yalnızca bentlerde yer alan “…soruşturma…” ibarelerinin

iptaline, kalan bölümlere ilişkin itirazların ise reddine karar verilmesi

gerektiği yönündeki görüşleri ve karşıoyları, M.Emin KUZ'un ise itiraz konusu

kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verilmesi

gerektiği yönündeki karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 26.12.2013 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

FARKLI GEREKÇE VE KARŞIOY GEREKÇESİ

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun'un 105/A maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı (7) numaralı

fıkrası uyarınca “Hükümlü hakkında; … b) Denetimli serbestlik

tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst

sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya

devam edilmesi, c) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra

işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla olan kasıtlı

bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılması, halinde,

denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, infaz hakimi tarafından,

hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilir.”

1) Mahkememiz çoğunluğu itiraz konusu (b) ve (c) bentlerinin, kişilerin “masumiyet karinesi”ni ve “hukuk güvenliği”ni ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğuna ve iptallerine karar vermiştir. İptali istenen bentlerde yer alan “soruşturma” kelimesinin iptali yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki farklı gerekçeyle katılıyoruz.

Kanun koyucu, ceza siyasetinin tayininde ve bu bağlamda hükümlülerin ıslahı ve topluma kazandırılmasının araçlarını belirlemede anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Bununla birlikte, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti, ceza ve infaz hukukunda kanun koyucunun takdir yetkisini kullanırken başvurulan tedbirlerin gözetilen amaçla orantılı olmasını gerektirmektedir.

İptali istenen kurallarda, hükümlü hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulamaya başlanmasından önce veya sonra bir soruşturma veya kovuşturmanın başlaması ve devam etmesi denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına engel olarak görülmektedir. Burada, “soruşturma” ile “kovuşturma”nın ölçülülük ilkesi bakımından ayrı değerlendirilmesi gerekir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesine göre, soruşturma “yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi”; kovuşturma ise “iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreyi” ifade etmektedir.

Soruşturmanın başlatılması için “bir suçun işlendiği izlenimini veren” bir şüphenin varlığı yeterli olabilir. Bu nedenle, soruşturma süreci bir ihbarla başlatılabilir. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 160. maddesine göre, “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.”

Kovuşturmanın başlatılabilmesi için ise basit bir suç şüphesinin ötesinde, ileri sürülen suçun işlendiğine dair şüphenin belirli bir yoğunluk kazanması gerekir. Nitekim, kovuşturma evresinin Cumhuriyet savcısının topladığı deliller çerçevesinde hazırladığı iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle başlaması da bunu göstermektedir.

Bu çerçevede, basit bir ihbar veya muhtemel bir iftirayla başlatılabilecek ve devam ettirilebilecek bir soruşturma nedeniyle, kişilerin denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmalarının engellenmesi ölçülü değildir. Bu nedenle, itiraz konusu kurallarda yer alan “soruşturma” ibaresinin, hukuk devletinin gerektirdiği hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşmadığından iptali gerekir.

2) Mahkememiz çoğunluğu itiraz konusu (b) ve (c) bentlerinin, kişilerin “masumiyet karinesi”ni ve “hukuk güvenliği”ni ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğuna ve iptallerine karar vermiştir. Aşağıdaki gerekçelerle çoğunluğun bu görüşüne katılmıyoruz.

a) Anayasa'nın 38. Maddesi Bakımından İnceleme

Denetimli serbestlik tedbiri, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edildiği üzere, “Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla” belli şartlara bağlı olarak tanınan bir imkandır. Bu anlamda denetimli serbestlik, kanunda belirtilen şartlar sağlandığında infaz hakimi tarafından “verilebilecek” bir tedbir niteliğinde olup, kişilere her durumda mutlaka sağlanması gereken bir hak teşkil etmemektedir.

Bir an için denetimli serbestlik tedbirinin ilgili kişiler açısından bir hak olduğu kabul edilse bile, bunun mutlak olduğu ve hiçbir şarta bağlı kılınamayacağı savunulamaz. Zira kanun koyucu, hükümlülerin dış dünyaya uyumunu sağlama amacına yönelik böyle bir düzenleme yaparken, bu amacın hangi durumlarda gerçekleşeceğini belirleme ve bilhassa toplumu suçlular karşısında koruyacak tedbirleri de gözetme konusunda takdir yetkisine sahiptir.

Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinde “Şuçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”, Anayasa'nın 15. maddesinde de “suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini bulan ve hiçbir durumda sınırlandırılamayan çekirdek haklar arasındadır.

Masumiyet karinesi, yargılama sonuçlanmadan kişilerin peşinen suçlu ilan edilmesini ve suçlu muamelesi görmesini engelleyen bir ilkedir. Bununla birlikte, masumiyet karinesi, ceza ve infaz hukukunda kişileri peşinen suçlu ilan etmeden bazı tedbirlerin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Örneğin, tutukluluk veya yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirler masumiyet karinesiyle çelişmemektedir. Bu nedenle, masumiyet karinesinin, tanımı ve gerekleri anayasal sınırların ötesine geçecek şekilde genişletilerek soruşturma ve kovuşturma gibi süreçlere bağlı hukuki sonuçları işlevsiz kılacak şekilde yorumlanması isabetli değildir.

İptali istenen kuralların, masumiyet karinesiyle ilgisi bulunmamaktadır. Bu kurallar, denetimli serbestlikten faydalanacak kişilerin haklarında denetimli serbestlik kararının verilmesinden önce veya sonra alt ve üst sınırları belirtilen suçları işledikleri iddiasıyla soruşturma veya kovuşturmaya başlanması veya devam edilmesi nedeniyle yeniden kapalı cezaevine gönderilmelerini düzenlemektedir. Bu durumdaki kişiler hakkındaki denetimli serbestlik tedbirinin kaldırılması, bir yaptırımdan ziyade denetimli serbestlikten yararlanma şartlarına sahip olmamalarının doğal sonucudur.

Bir an için yaptırım olarak nitelense bile, bu yaptırımın masumiyet karinesiyle ilgisi bulunmamaktadır. Bu durumdaki kişilerin, haklarında başlatılan veya devam edilen soruşturma veya kovuşturmaya konu suçları işlediklerine dair “şüphe”nin bulunması kanun koyucunun bu kişileri peşinen “suçlu” kabul ettiği anlamına gelmez. Burada masumiyet karinesine aykırı şekilde, bu kişilerin “suçluluğu hükmen sabit olmadan, suçlu sayılması” gibi bir durum söz konusu değildir.

Kanun koyucu, denetimli serbestlikten beklenen yarar ile toplumun korunması temelindeki yararı dikkate almak suretiyle, hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasından önce veya sonra bir suç işlediği şüphesinin bulunmasını denetimli serbestliğin sağlayacağı amacın gerçekleşmesi önünde bir engel olarak görmüştür. Nitekim, iptali istenen kuralların devamında, söz konusu şüphenin izale edilmesi, kanundaki ifadesiyle “soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı veya kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi” durumunda denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilmektedir.

Bu gerekçelerle, kuralların Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

b) Anayasa'nın 2. Maddesi Bakımından İnceleme

Mahkememiz çoğunluğu, iptali istenen kuralların “ilgilileri, suçlulukları ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılmaları olanağından ve bu olanağı yürürlüğe koyan üstün hukuk kurallarından yararlanmalarını engellemekte ve hukuki güvenliklerini ihlal etmekte” olduğundan hukuk devleti ilkesine de aykırı olduğu görüşündedir.

Yukarıda açıklandığı üzere, kurallarda kişilerin masumiyet karinesinin sağladığı imkanlardan yararlanmasını engelleyen hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Zira masumiyet karinesi, suçluluğu sabit oluncaya kadar hiç kimsenin bir suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle denetimli serbestlik imkanından mahrum bırakılmaması gibi bir sonucu gerektirmemektedir.

Diğer yandan, iptali istenen kuralların kişilerin hukuk güvenliğini ihlal ettikleri de söylenemez. Kanun koyucunun, belli bir tedbiri düzenlerken bunu belli şartların gerçekleşmesine bağlaması ve bu şartları sağlamadığı anlaşılanların söz konusu tedbirden yararlandırılmaması hukuk güvenliğini zedeleyen bir durum değildir. Hukuk güvenliği, kişilerin hangi durumda hangi imkanlardan yararlanacaklarının açık, genel ve soyut kurallarla önceden belirlenmesini gerektirir. İptal edilen kuralların bu şartları sağlamadığı, dolayısıyla kişilerin hukuki güvenliklerini ihlal ettiği söylenemez.

İptali istenen bentlerde yer alan “soruşturma” ibaresi dışındaki ibare ve hükümler açısından bir orantısızlık da söz konusu değildir. Soruşturmadan farklı olarak, kovuşturmanın başlatılabilmesi için basit bir suç şüphesinin ötesinde, ileri sürülen suçun işlendiğine dair şüphenin belirli bir yoğunluk kazanması, Cumhuriyet savcısının topladığı deliller çerçevesinde hazırladığı iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede, iptali istenen kurallarda yer alan “soruşturma” ibaresi dışında kalan hükümlerin gerek suçun işlenmiş olabileceğine dair kuvvetli bir şüphe içermeleri, gerekse “kovuşturma” şartının kanunda alt ve üst ceza sınırları gösterilen suçlar için geçerli olması nedeniyle ölçülü olmadıkları söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kurallardaki “soruşturma” ibaresi dışındaki ibare ve hükümlerin de Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Hicabi DURSUN

KARŞIOY GEREKÇESİ

5275 sayılı Kanunun 105/A maddesinin, denetimli serbestliğin sona ermesini gerektiren durumları belirleyen yedinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin, hukuk devleti ilkesi ve suçsuzluk karinesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle Anayasanın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Kanunun genel ve madde gerekçelerinde, denetimli serbestliğin,

hükümlülerin topluma uyum sağlamalarının kolaylaştırılması ve yeniden suç

işleme risklerinin azaltılması için ceza infaz kurumundan erken salıverilmelerini

amaçladığı; bu çerçevede tedbirin kapsamının kanunla belirleneceği ve belli

şartları taşıyan hükümlülere bu imkânın sağlanacağı belirtilmektedir. İptaline

karar verilen bentlerde de bu amaçlara ulaşılması bakımından zorunlu görülen

şartlardan ikisi yer almaktadır. Buna göre, hükümlünün denetimli serbestlik

imkânından yararlanmaya devam edebilmesi için, bu tedbirin uygulanmaya

başlanmasından önce veya sonra işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı hakkında

soruşturma veya kovuşturma devam etmemesi yahut başlatılmaması gerekmektedir.

Böylece, yasama organının, soruşturma ve kovuşturmalara devam edilmemesini veya yenilerinin başlatılmamasını, hükümlünün denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için kişiliğine ve iyi hâline ilişkin şartlar olarak öngördüğü anlaşılmaktadır. Denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmak hükümlü açısından bir hak değil, onun kişiliğine ve iyi hâlli olmasına bağlı olarak uygulanabilecek şartlı bir tedbirdir. Şartların bulunmadığının anlaşılması veya kaybedilmesi hâlinde denetimli serbestlik sona erdirilir.

Anayasa Mahkemesi de, bu tür tedbirlerin uygulanmasının hükümlü için yasal bir hak değil, bir lütuf ve atıfet olduğunu belirtmiştir (28.2.2008 tarihli ve E.2006/71, K.2008/69 sayılı Karar). Kararda bu uygulamaların toplum bakımından yararlı uygulamalar olduğu; suçu, cezayı ve bu tür tedbirleri takdir ve tayin etme yetkisinin ise yasama organına ait bulunduğu hükme bağlanmıştır.

Hükümlünün denetimli serbestlik tedbirine konu olan cezası da, bu

tedbirin kaldırılarak hükümlünün tekrar ceza infaz kurumuna gönderilmesini

gerektiren ceza da önceki bir suç sebebiyle verilen, kesinleşmiş yargı kararına

dayalı aynı hapis cezasıdır. Başka bir anlatımla, itiraz konusu kurallara

dayanılarak infazına devam edilen hapis cezası, soruşturma veya kovuşturma

konusu olan suçun değil, önceden işlenmiş ve mahkûmiyetle sonuçlanmış suça

ilişkin kesinleşmiş yargı kararının sonucudur. İşlediği iddia edilen bir suçtan

dolayı hakkındaki soruşturma veya kovuşturmaya devam edilen ya da hakkında yeni

bir soruşturma veya kovuşturma başlatılan hükümlünün, işlendiği iddia edilen ve

henüz mahkûmiyetle sonuçlanmayan bu suç için öngörülen cezanın infazı için

değil, önceki hapis cezasının kalan kısmı için ceza infaz kurumuna

gönderilmesine karar verileceğinden, (b) ve (c) bentlerinde yer verilen

kuralların suçsuzluk karinesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, anılan kuralların, ilgililerin suçlulukları

ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılmaları imkânından yararlanmalarını engellediği

ve hukukî güvenliklerini ihlal ettiği gerekçesiyle hukuk devleti ilkesi ile

bağdaşmadığı yönündeki tesbite de yukarıdaki sebeplerle katılmak mümkün

değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, denetimli serbestlik bir hak değil,

mahkemenin, hükümlünün kişiliğine ve iyi hâlli olmasına bağlı olarak, ayrıca bu

tedbirin toplumun ve hükümlünün yararına olacağına kanaat getirmesi şartıyla

kullanabileceği bir yetki olduğundan, yasama organının, bu şartların

bulunmadığı veya sonradan kaybedildiği konusunda şüphe oluşması hâlinde anılan

tedbir uygulamasının sona erdirilmesine imkân sağlayan bir düzenleme getirmesi

takdir yetkisi içindedir.

Anayasa Mahkemesinin kararlarında da, hukuk devletinde ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleriyle bunların infazına ilişkin düzenlemelerin devletin suç ve ceza siyasetine bağlı olduğu ve kanun koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu kabul edildiğinden, yasama organının, denetimli serbestliğin kapsamı ile uygulanmasının ve sona erdirilmesinin şartlarını belirleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.

Bu çerçevede, Ceza Muhakemesi Kanununda yer verilen hükümlerin,

soruşturma açılması veya soruşturmaya devam edilebilmesi için suçun işlenip

işlenmediği konusunda yeterli şüphenin bulunmasını gerektirmediği, dolayısıyla

anılan tedbirin kaldırılması bakımından soruşturmanın kovuşturmadan farklı

olarak ölçülülük ilkesine aykırı olduğu düşünülebilirse de, bir lütuf ve atıfet

olarak öngörülen denetimli serbestlik müessesesinin kapsamını, bundan

yararlanma ve sona erdirme şartlarını belirleyen yasama organının, soruşturma

ve kovuşturma arasında fark gözetmeksizin, bunlara devam edilmesini yahut

yenilerinin başlatılmasını denetimli serbestlik tedbirinin sona erdirilmesi

için yeterli bulduğu ve toplumun ve hükümlünün yararı ile hükümlünün iyi hâlli

olup olmadığının göstergesi olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Kuşkusuz bu

değerlendirme de ceza siyasetinin alanı içindedir ve bu hususlarda da kanun

koyucu takdir yetkisini haizdir.

Bu sebeplerle, itiraz konusu kuralların Anayasaya aykırı olmadığını ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2013/133, K. 2013/169, 26 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazların Konusu : 13.12.2004
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. B-
  7. Iv- İlk İnceleme
  8. V- Birleştirme Kararları
  9. Altan
  10. Özgüldür
  11. Perktaş
  12. Akıncı
  13. Farklı Gerekçe Ve Karşıoy Gerekçesi
  14. M. Emin KUZ
  15. Altan
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Akıncı
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2013/133
Karar No
2013/169
Tarih
26 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/139 K.2013/147
  • AYM Norm Denetimi E.2013/142 K.2013/150
  • AYM Norm Denetimi E.2013/140 K.2013/148
  • AYM Norm Denetimi E.2013/143 K.2013/151
  • AYM Norm Denetimi E.2013/141 K.2013/149
  • AYM Norm Denetimi E.2013/144 K.2013/152

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.