İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/85 K.2022/127

Karar Sayısı : 2022/127

Esas2018/85Karar2022/127Tarih26 Ekim 2022Okuma80 dk · 15.996 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar No
2022/127
Karar tarihi
26 Ekim 2022
Esas Sayısı
2018/85
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

15.996 kelime·80 dk okuma·29 bölüm

Karar Sayısı : 2022/127

Karar Tarihi : 26/10/2022

R.G.Tarih-Sayı : 17/3/2023-32135

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Özgür ÖZEL, Engin ÖZKOÇ ile birlikte 114 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un,

A. 2. maddesinin

ve ekli (1), (2), (3), (4) sayılı listelerin,

B. 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…ile bunların eş ve çocuklarına…” ve “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibarelerinin,

C. 5. maddesinin,

1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “…aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle…” ibaresinin,

2. (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin,

3. (6) numaralı fıkrasında yer alan “…özel hukuk tüzel kişilerine ise…” ibaresinin,

Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 13., 15., 17., 20., 22., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga 121., 125., 128., 129. ve 130. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

1. 2. maddesi şöyledir:

“Kamu personeline ilişkin tedbirler

MADDE 2- (1) Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan;

a) Ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden,

b) Ekli (2) sayılı listede yer alan kişiler Türk Silahlı Kuvvetlerinden,

c) Ekli (3) sayılı listede yer alan kişiler Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından,

ç) Ekli (4) sayılı listede yer alan kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından,

başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.

(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden, Türk

Silahlı Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet

Genel Müdürlüğü teşkilatından çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı

aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları

teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam

edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; bunların

uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu,

denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır;

bunlar hakkında ayrıca 4 üncü madde hükümleri uygulanır. Bunların silah

ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisansları iptal edilir

ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş

gün içinde tahliye edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu,

ortağı ve çalışanı olamazlar. Bu kişiler hakkında ilgili bakanlık ve kurumlarca

ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulur. Bu bildirim üzerine

ilgili pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilir.”

2. 3. maddesi şöyledir:

“Kişisel verilerin paylaşımı

MADDE 3- (1) Olağanüstü halin devamı süresince; 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilgi ve belge, kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilir.

(2) Kamu kurum ve kuruluşlarının personeline ve bunların eş ve çocuklarına ait olup Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve faaliyet izni kaldırılan Asya Katılım Bankası A.Ş.’de veya bu Bankayla ilgili olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda ya da Malî Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında bulunan her türlü bilgi, bu personelin çalıştığı kurum ve kuruluşlarca talepte bulunulması durumunda gecikmeksizin verilir. Bu işlemlere ilişkin olarak 5411 sayılı Kanunun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan sınırlama uygulanmaz.”

3. 5. maddesi şöyledir:

“Devir işlemlerine ilişkin tedbirler

MADDE 5- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı

Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında

yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar

Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve

televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü

taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının

(devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye,

idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka

ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya,

devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle

tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan

varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve

diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere

kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne veya diğer terör

örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek

mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi

suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve

kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet

bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı

anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile

taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini

yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet

ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış

takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı

andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya,

devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve

kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar

vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması

için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların

tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına

devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye,

kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların

kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye,

bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar

yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı

yetkilidir.

(2) (Değişik:8/4/2022-7394/35 md.) Bu madde kapsamında devralınan varlıklardan nakit ve diğer hazır değerler emanet, diğer varlıklar ise nazım hesaplarda izlenir. Nazım hesaplarda izlenen varlıklardan; elden çıkarılanların tutarı ile elden çıkarılmayanlar rayiç bedeli tespit edilerek ilgili varlık hesapları karşılığında emanet hesaplarına alınır. Ödenmesine karar verilen borçlar asıl alacağa idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte bu emanetlerden ödenerek kalan nakit tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Nakit dışı diğer tutarlar ise ilgili hesaplara alınır.

(3) Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır. Bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımlar tasfiye memuru olarak görevlendirilebilir veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve birinci fıkrada yer alan hususları bu şekilde devralınan varlıklar için de uygulamaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.

(4) Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar.

(5) (Değişik:8/4/2022-7394/35 md.)

Borçların

ödenmesinde, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk lirasını geçmeyen borçlar, işçi

alacakları, rehinli alacaklar, bu fıkra kapsamında türü belirtilen alacaklara

girmeyen diğer alacaklar, enerji, iletişim ve su kullanımından kaynaklanan

alacaklar, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi,

pay gibi borçlar, çalışanların sigorta primleri şeklinde sıralama esas alınır.

Emanet tutarı, ilgili sıra içerisinde bütün alacaklıların alacağını tamamen

ödemeye yetmezse garameten paylaştırma yapılır. Kapatılan özel öğretim kurum ve

kuruluşları, kurs, dershane, öğrenci yurtları ve pansiyonlara avans veya peşin

ödeme şeklinde kapatma tarihinden sonraki dönemler için ifa edilmiş olan

öğrenim ve barınma bedelleri, yukarıda belirtilen sıraya tabi tutulmaksızın

iade edilir. İhtilaflı taleplere ilişkin ise, talep sahiplerinin taleplerin

reddine ilişkin kararın ilgililere tebliğinden itibaren 3 ay içinde dava

açıldığına dair belge sunmaları halinde, bu fıkradaki sıralama değişmeksizin

ihtilaf konusu tutar, kapatılan kurum/kuruluşun varlık hesaplarında nakit veya

malvarlığı değerinin bulunması koşuluyla emanet hesabında tutulur. Süresinde

dava açıldığına ilişkin belge sunulmaması halinde, ihtilaf konusu alacak

hakkında talepte bulunulmamış gibi işlemlere devam edilir.

(6) 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince kapatılan vakıflara ait olup mülkiyetleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eden taşınmazlar üzerinde bulunan eğitim ve sağlık tesisleri kamu kurum ve kuruluşlarına bedelsiz, özel hukuk tüzel kişilerine ise bedeli karşılığında tahsis edilebilir.

(7) Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşlar bu madde kapsamında istenilecek bilgi ve belgeleri onbeş gün içerisinde vermek zorundadır. Bu çerçevede talepte bulunulanlar özel kanunlarda yazılı hükümleri ileri sürerek bilgi ve belge vermekten kaçınamazlar.

(8) (Ek: 13/2/2018-7098/EK MADDE 1) Bu madde hükümleri 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler uyarınca gerçekleştirilen bütün kapatma işlemleri hakkında uygulanır.

(9) (Ek:8/4/2022-7394/35 md.) Münhasıran bu madde uyarınca yapılması gereken işlemlerin yürütülmesine esas olmak üzere talepte bulunanlar hakkında; millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı nedeniyle; devam etmekte olan herhangi bir adli soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığı, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilip verilmediği hususları dikkate alınarak işlemler sonuçlandırılır.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Cengiz ERTEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 2. Maddesi ile Ekli (1), (2), (3) ve (4) Sayılı Listelerin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

3. Kanun’un dava konusu 2. maddesinde millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerde yer alan kamu personeli hakkında uygulanacak tedbirler düzenlenmiştir.

4. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ve Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden, (2) sayılı listede yer alan kişilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinden, (3) sayılı listede yer alan kişilerin Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve (4) sayılı listede yer alan kişilerin Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarıldığı, bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmayacağı, haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği öngörülmüştür.

5. Maddenin (2) numaralı

fıkrasında, (1) numaralı fıkra gereğince kamu görevinden, Türk Silahlı

Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet Genel

Müdürlüğü teşkilatından çıkarılan kişilerin

mahkûmiyet kararı aranmaksızın rütbe ve/veya memuriyetlerinin alınacağı, bu

kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmeyecekleri, bir daha

kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak

görevlendirilemeyecekleri, bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet,

kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair

görevlerinin de sona ermiş sayılacağı, bunlar hakkında ayrıca 4. madde

hükümlerinin uygulanacağı, bunların silah

ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisanslarının iptal

edileceği, bu kişilerin oturdukları kamu konutlarından veya vakıf

lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilecekleri, özel güvenlik

şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacakları, bu kişiler hakkında

bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhâl bildirimde

bulunulacağı ve bu bildirim üzerine pasaport birimlerince pasaportlarının iptal

edileceği belirtilmiştir.

6. Anılan fıkrada atıfta bulunulan Kanun’un 4. maddesi, 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. ve 4. maddeleri kapsamında kamu görevinden çıkarılanların, uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği, müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarına ilişkindir.

7. Bu kapsamda Kanun’a ekli dava konusu (1) sayılı listeyle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda çalışan 196, (2) sayılı listeyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan 112, (3) sayılı listeyle Sahil Güvenliği Komutanlığı teşkilatında çalışan 24 ve (4) sayılı listeyle de Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatında çalışan 2360 kişi olmak üzere toplam 2692 kişinin görevine başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın son verilmiştir.

2. İptal Taleplerinin Gerekçesi

8. Dava dilekçesinde özetle;

- Kamu görevinden çıkarma tedbirinin süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkilerinin olağanüstü hâlden (OHAL) sonra da devam ettiği, kapsamının geniş tutulduğu, tedbire muhatap kişiler hakkında objektif, tarafsız ve şeffaf bir soruşturma süreci yürütülmediği, savunma hakkı tanınmadan kişilerin görevlerine son verildiği,

- Tedbirlerin uygulanmasına dayanak gösterilen aidiyet,

iltisak ve irtibat kavramlarının belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu, bu kavramların

hukukumuza ilk defa girdiği 22/7/2016 tarihinden önceki fiillere uygulanmasının

yanında terör örgütü ya da Milli Güvenlik Kurulunca (MGK) millî güvenliğe

tehdit oluşturduğu tespit edilen, yapı oluşum ve grupların tespiti açısından da

kuralların geçmişe yürütüldüğü, ayrıca siyasi ve idari bir organ olan MGK’nın

kararına dayalı olarak tedbir uygulanmasının hukukilik sorunu doğuracağı,

kuralların kamu düzenine karşı oluşan tehdidi ortadan kaldırma amacı bakımından

zorunlu ve ölçülü olmadığı gibi OHAL’in gerekleriyle de uyumlu olmadığı,

kurallarda öngörülen hususların Anayasa’nın mülga 121. maddesinin ikinci

fıkrası uyarınca münhasıran 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal

Kanunu ile düzenlenebileceği, olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda

çıkarılabilecek OHAL kanun hükmünde kararnamesi (KHK) niteliği taşımayan

düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 1991 ve 2003 tarihli içtihatlarında

belirtildiği gibi Anayasa’nın mülga 91. maddesi kapsamında yetki kanununa

dayanılarak çıkarılan bir KHK olarak da değerlendirilemeyeceği,

- Kişiler hakkında herhangi bir idari ya da adli soruşturma yürütülmeden ve kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan terör örgütleri ile ilişkili oldukları belirtilerek yaptırım uygulanmasının Anayasa’nın 15. maddesinde OHAL’lerde dokunulamayacak çekirdek haklardan olan masumiyet karinesine aykırılık oluşturduğu, bireysel idari işlem niteliğindeki kamu görevinden çıkarma işleminin doğrudan OHAL KHK’sı adı altında yapılmak suretiyle yargı denetimi dışında tutulduğu, her ne kadar daha sonraki bir tarihte Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu (Komisyon) kurulmuşsa da Komisyon ve sonraki sürecin kamu görevinden çıkarma işlemine karşı etkili bir denetim mekanizması sağlamadığı,

- Kamu görevinden çıkarma işleminin kamu görevlilerinin diğer özlük işleri kapsamında olduğundan Anayasa’nın 128. maddesine göre münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca öğretim elemanlarının Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelerin yetkili organları dışında kalan makamlarca her ne surette olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacakları, bu yönüyle kuralların OHAL KHK’sı niteliği taşımadığı gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kanun şeklinde onaylanmasının Anayasa’nın mülga 121. maddesine aykırılık oluşturduğu,

- Yasama yetkisinin genelliği ilkesi gereği yasama organınca her konuda kanun çıkarılabilmesi mümkün olsa da kanunla bireysel işlem ya da yargı kararı niteliğinde tasarrufta bulunulamayacağı, dava konusu kurallarla Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerde yer alan kişilerin statülerinde kalıcı değişiklikler yapıldığı, bu nedenle tedbirlerin bireysel idari işlem niteliğinde olduğu, sırf yargı denetimi dışına çıkarmak amacıyla bireysel işlemlerin OHAL KHK’sı ile yapılarak kanun şeklinde onaylanmasının açık bir fonksiyon gaspı niteliği taşıdığı,

- Bir kişinin terör örgütüne üye olup olmadığına ya da bir yapı veya oluşumun terör örgütü olduğuna karar verme yetkisinin yargı mercilerine ait olduğu, kuralların kanun adı altında hem yargısal hem de bireysel işlemin özelliklerini barındıran karma bir yapıda olduğu, bu durumun yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarının tek organda toplanması anlamına geldiği,

- Kamu görevinden çıkarılan kişilerin Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile isim ve kimlik bilgilerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasının itibarlarını zedelediği, kamu görevinden çıkarma, ruhsat ve lisansların iptal edilmesi, unvan ve sıfatların alınması tedbirlerinin kişilerin maaş ve sosyal güvenlik haklarında kayıplara sebebiyet verdiği, pasaportların iptal edilmesinin seyahat hürriyetini engellediği, bu kişilerin kamu görevine girmeleri ya da kamu hizmetinde çalışmaları, özel güvenlik şirketinin kurucusu ve ortağı olma imkânlarının ellerinden alınması suretiyle çalışma hak ve hürriyeti ile kamu hizmetine girme hakkına kısıtlama getirildiği,

belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 13., 15., 17., 20., 23., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga 121., 125., 128., 129. ve 130. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

a. Kanun’un 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrası ile (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “…ve/veya memuriyetleri…” İbaresi ve Kanun’a Ekli (1), (2), (3) ve (4) Sayılı Listeler

9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

10. Dava konusu kurallarda millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerde yer alan kişilerin kamu görevinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları ve memuriyetlerinin alınacağı, bu kişilere ayrıca tebligat yapılmayacağı ve haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği hükme bağlanmıştır. Kurallar kapsamında her bir kamu görevlisinin kanun hükmüyle görevine son verilmiş ve memuriyetleri alınmıştır.

11. Dava konusu kurallarla 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya memuriyetleri…” ibaresi aynı içeriğe sahip olup Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin reddine hükmedilmiştir.

12. Anılan kararda, kişilerin

özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına olağan dönem için Anayasa’da

öngörülen güvencelerin ötesinde bir sınırlama getiren kuralların olağanüstü

dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve

sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi

gerektiği tespiti yapılmış (bkz. §§ 63-90); kişilerin özel hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkının OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde

Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanmış

çekirdek haklar arasında bulunmadığına ve milletlerarası hukuktan kaynaklanan

diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde korunmaya devam eden

güvenceler) kapsamında da bulunmadığına işaret edilmiştir. Tedbirlerin her bir birey yönünden hukuka

uygunluğunun denetlenmesinin yani bireyselleştirmenin sağlanması için Komisyon

ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve

yargısal güvencelerin sağlandığı, söz konusu güvencelerin olağanüstü hâle

sebebiyet veren tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik kuralların

bu amaç dışında keyfî bir şekilde uygulanmasını engelleyecek nitelikte olduğu,

bu durumda kişilerin özel hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde

bir sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz.

§§ 91-129). Kararda ayrıca kuralların MGK

kararlarına icrai bir işlev kazandırma sonucunu doğurmadığı da belirtilmiştir

(bkz. §§ 130-139).

13. Dava konusu kurallar açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listenin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir.

14. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin anılan kararında da belirtildiği üzere Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre aidiyet, ilişkinlik ve ilgi anlamına gelmektedir. Söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek niteliktedir. Bu nedenle anılan kavramın belirsiz olduğu söylenemez (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 305).

15. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

Kurallarla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 35., 36., 70. 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kurallarda öngörülen tedbirlerin cezai niteliği haiz olmamasının bir sonucu olarak anılan tedbirlere ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu nedenle kuralların Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

Kuralların ayrıca Anayasa’nın 23., 48., 49., mülga 91., mülga 121. ve 130. maddeleriyle de ilgisi görülmemiştir.

b. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe … alınır” Bölümü

16. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

17. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınacağını hükme bağlamaktadır.

18. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

19. Belirtilen kararda, darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike

oluşturan terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette

bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele etmek

amacıyla OHAL şartlarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a

ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin

alınmasını düzenleyen kuralın, özellikle tedbire karşı etkili idari ve yargısal

yolların tesis edilmesiyle birlikte demokratik anayasal düzenin ve kamu

güvenliğinin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir

sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz.

§ 148).

20. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

21. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 35., 36., 70. 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın ayrıca Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91., mülga 121. ve 130. maddeleriyle de ilgisi görülmemiştir.

c. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; …” Bölümü

22. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

23. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.

24. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; …” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

25. Anılan kararda, millî

güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden

çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemelerini ve

bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini öngören ve kamu hizmetine

girme hakkına sınırlama getiren tedbire ilişkin olarak her bir birey yönünden

tedbirin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi için Komisyona ve idare

mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal

güvencelerin sağlandığı, ayrıca tedbirin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı

olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak

herhangi bir kısıtlama getirmediği, bu durumda kamu hizmetinin etkin ve

sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme

hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirmediği

sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 165,166).

26. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; …” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

27. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 36., 125. ve 128. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 48., 49., mülga 91., mülga 121., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

ç. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır; …” Bölümü

28. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

29. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerinin de sona ermiş sayılacağını hükme bağlamaktadır.

30. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “… bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır.” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

31. Söz konusu kararda 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır.” bölümüne ilişkin açıklanan gerekçelerin uygun olduğu ölçüde belirtilen kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 174).

32. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “… bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır.” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

33. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 35., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

d. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…bunlar hakkında ayrıca 4 üncü madde hükümleri uygulanır.” Bölümü

34. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

35. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından ve Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır.

36. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

37. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır.” bölümüne ilişkin açıklanan gerekçelerin uygun olduğu ölçüde belirtilen kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 281).

38. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

39. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 35., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

e. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “Bunların silah ruhsatları,…” Bölümü

40. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

41. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin hangi sebeple edinildiğine bakılmaksızın her türlü silah ruhsatının iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.

42. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bunların silah ruhsatları, …” ibaresi aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

43. Anılan kararda 7086 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden

çıkarılan kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesini öngören tedbire

ilişkin olarak her bir birey yönünden tedbirin hukuka uygunluğunun denetlenmesi

için Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili

idari ve yargısal güvencelerin sağlandığı, ayrıca silah ile kamu güvenliği

kavramları arasındaki yakın ilişki dikkate alındığında silah edinilmesinde

bireysel menfaatlere karşı toplumsal yararın öncelikli bir konumda olduğu, bu

durumda demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından

söz konusu kişilerin silah ruhsatlarının iptal edilmesini öngören tedbirin

mülkiyet hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir

sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 191, 192).

44. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bunların silah ruhsatları, …” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

45. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 36., 125., 128. ve 129. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 20., 23., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga 121. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

f. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin “…gemi adamlığına ilişkin belgeleri…” Bölümü

46. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

47. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerle kamu görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamı belgelerinin iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.

48. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… gemi adamlığına ilişkin belgeleri…” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

49. Kararda, 7086 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin gemi adamı belgelerinin iptal edilmesini öngören tedbire ilişkin olarak her bir birey yönünden tedbirin hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvencelerin sağlandığı, ayrıca bu belgelerin sağladığı bir takım avantajların kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önüne geçilmesine ilişkin tedbirin demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından çalışma hak ve hürriyetine durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 213-215).

50. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…gemi adamlığına ilişkin belgeleri…” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

51. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91., mülga 121., 128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

g. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin “…ve pilot lisansları iptal edilir...” Bölümü

52. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

53. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerle kamu görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.

54. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… ve pilot lisansları iptal edilir...” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

55. Kararda, 7086 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin pilot lisanslarının iptal edilmesini öngören tedbire ilişkin olarak her bir birey yönünden tedbirin hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvencelerin sağlandığı, ayrıca bu belgelere dayanılarak kamu güvenliği aleyhine bir takım faaliyetlerin önüne geçilmesini hedefleyen kuralın demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından çalışma hak ve hürriyetine durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 229-231).

56. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… ve pilot lisansları iptal edilir...” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

57. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 23., 35., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 38., 70., mülga 91., mülga 121., 128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

ğ. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin “…ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” Bölümü

58. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40.,118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

59. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerle kamu görevinden çıkarılan kişilerin oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilmelerini hükme bağlamaktadır.

60. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “…ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” bölümü aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

61. Kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…üyeliği, mensubiyeti veya…” ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…ve/veya memuriyetleri…” ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin açıklanan gerekçelerin uygun olduğu ölçüde belirtilen kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 237-238).

62. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “… ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

63. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 36., 70., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 35., 40., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 23., 38., 48., 49., mülga 91. ve mülga 121. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

h. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Üçüncü Cümlesi

64. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

65. Kural, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacaklarını hükme bağlamaktadır.

66. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesi aynı içeriğe sahip olup Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir.

67. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden

çıkarılan kişilerin özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı

olamayacaklarını öngören tedbire ilişkin olarak her bir birey yönünden tedbirin

hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve idare mahkemesine başvuru

imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvencelerin sağlandığı,

ayrıca kişilerin özel güvenlik alanında gösterdiği faaliyetlerin kamu güvenliği

ile doğrudan bir ilgisinin bulunduğu dikkate alındığında demokratik anayasal

düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından söz konusu kişilerin

özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacaklarını

öngören tedbirin çalışma hak ve hürriyetine durumun gerektirdiği ölçüyü

aşacak şekilde bir sınırlama getirmediği sonucuna varılmıştır (bkz.

§§ 252-254).

68. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

69. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralla ilgili Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 36. ve 125. maddeleri çerçevesinde ileri sürülen aykırılık iddiaları Anayasa’nın 15., 40., 48., 49., 118. ve 119. maddeleri kapsamında ele alındığından anılan hükümler yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kuralın Anayasa’nın 23., 35., 38., 70., mülga 91., mülga 121., 128., 129. ve 130. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

ı. Kanun’un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Dördüncü ve Beşinci Cümleleri

70. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.

71. Kurallar, Kanun’a ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listeler ile kamu görevinden çıkarılan kişiler hakkında görev yaptıkları bakanlıklar ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulacağını, bu bildirim üzerine bu kişilerin pasaportlarının iptal edileceğini hükme bağlamaktadır.

72. Dava konusu kurallar ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümleleri aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu cümlelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedilmiştir.

73. Söz konusu kararda, kişilerin yurt dışına çıkma hürriyetine olağan dönem için Anayasa’da öngörülen güvencelerin ötesinde bir sınırlama getiren kuralların olağanüstü dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ve sınırlanmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği tespiti yapılmış (bkz. §§ 256-267); OHAL koşullarında Kanun’a ekli listelerle kamu görevinden çıkarılarak pasaportları iptal edilen kişilerin söz konusu tedbire karşı başvurabilecekleri etkili bir denetim mekanizması öngörülmediğinden seyahat hürriyetine olağanüstü dönemde durumun gerektirdiği ölçüyü aşan bir sınırlama getirildiği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 269-276).

74. Dava konusu kurallar açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümlelerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir.

75. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 15., 23. ve 40. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Kurallar Anayasa’nın 15., 23. ve 40. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 8., 9., 17., 20., 35., 36., 38., 48., 49., 70., mülga 91., mülga 121., 125., 128., 129. ve 130. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

B. Kanun’un 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer

Alan “…ile bunların eş ve çocuklarına…” ve “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” İbarelerinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

76. Kanun’un 3. maddesinin dava konusu kuralların yer

aldığı (1) numaralı fıkrasında, olağanüstü hâlin devamı süresince; 667 sayılı

KHK’nın 3. ve 4. maddeleri uyarınca hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen

kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon

ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı

Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç,

telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü

bilgi ve belgenin, kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin

verileceği öngörülmektedir. Dava konusu kurallar fıkrada yer alan “…ile

bunların eş ve çocuklarına…” ve “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin

tespiti de dahil olmak üzere…” ibareleridir.

77. 667 sayılı KHK’nin 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında inceleme ve soruşturma yürütülenler Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay daire başkanı ve üyeleri, Danıştay daire başkanı ve üyeleri, hâkim ve savcılar ile Sayıştay meslek mensuplarıdır.

78. Anılan KHK’nin 4. maddesinde ise terör örgütlerine

veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar

verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut

bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında inceleme ve soruşturma

yürütülenler; 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel

Kanunu’na tabi personel, 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,

Görev ve Yetkileri Kanunu’na tabi personel, 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı

Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’na tabi personel, Milli Savunma Bakanına

bağlı personel, 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel

Kanunu’na tabi personel, mahalli idareler personeli, 14/7/1965 tarihli ve 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde

belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde

(işçi dahil) istihdam edilen personel ile bir bakanlığa bağlı, ilgili veya

ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi

dahil) istihdam edilen personeldir.

79. Buna göre dava konusu “…ile bunların eş ve çocuklarına…” ibaresi ile öngörülen husus terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup olmadığı konusunda inceleme ve soruşturma yürütülen söz konusu kişilerin eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin, 5411 sayılı Kanun uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç, kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilmesidir.

80. Diğer yandan dava konusu “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibaresinin kapsamına hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen söz konusu kişiler de dâhil olup dolayısıyla belirtilen kural uyarınca yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan bu kişilere ilişkin telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgi ve belgenin kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilmesi gerekmektedir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

81. Dava dilekçesinde özetle; kurallarla sadece hakkında

soruşturma açılan kişilerin değil, aynı zamanda bunların eş ve çocuklarına ait

bilgilerin de verilmesinin zorunlu hâle getirildiği, Anayasa’nın 38. maddesinde

ceza sorumluluğunda şahsiliğin kabul edildiği, buna göre bir kimsenin eş,

çocukları ve ebeveynleri de dâhil olmak üzere başkalarının eylem ve işlemleri

dolayısıyla sorumlu tutulamayacağı, Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan suç ve

cezalara ilişkin ilkelerin disiplin soruşturmaları için de geçerli olduğu,

kurala göre verilmesi istenen bilgilerin içinde pek çok kişisel verinin de

olacağı, Anayasa’nın 20. maddesinde de kişisel verilerin korunması hakkının

güvence altına alındığı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin ilkelere

uyulmaksızın ve kendileriyle ilgisi olmamasına rağmen bu kişilerin eşleri ya da

ebeveynleri hakkındaki bir soruşturma dolayısıyla kişisel verilerin toplanması

ve kullanılmasının Anayasa’ya aykırılık oluşturduğu, öte yandan Anayasa’nın 22.

maddesine göre haberleşme özgürlüğüne ancak hâkim kararıyla müdahale

edilebileceği, kuralda hâkim kararı aranmaksızın telekomünikasyon yoluyla

iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilginin soruşturma

makamlarınca istenebileceği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 20., 22. ve 38.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

a. “…ile bunların eş ve çocuklarına…” İbaresi

82. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 15. maddesi yönünden de incelenmiştir.

83. Kural, 5411 sayılı Kanun uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç, terör örgütlerine veya MGK tarafından devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup olmadığı konusunda inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin, kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilmesini düzenlemektedir.

84. Dava konusu kural olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak getirilmiş ve sadece bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

85. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde kişisel

veriler bağlamındaki bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü cümlesinde kişisel

verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla

işlenebileceği düzenlenmiş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin

korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altına

alınmıştır. Buna göre lafzı dikkate alındığında Anayasa’nın 20. maddesinin

üçüncü fıkrasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece

işleme şeklindeki sınırlama ya da müdahalelere karşı değil kişisel verilere

yönelik her türlü müdahale veya sınırlamalara karşı güvence getirdiği

anlaşılmaktadır.

86. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden inceleme

yapılabilmesi için öncelikle anılan hak kapsamında korunması gereken bir kişisel

verinin olup olmadığı belirlenmelidir. Anayasa hükmünün lafzı, konuya ilişkin

uluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alınarak Anayasa

Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının -belirli veya kimliği

belirlenebilir olmak şartıyla- bir gerçek veya tüzel kişiye ilişkin bütün

bilgileri ifade ettiği kabul edilmiştir (AYM, E.2014/74, K.2014/201,

25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014;

E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; Bülent

Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 49; Fatih Saraman, [GK],

B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 57).

87. Anayasa’nın 22. maddesi de “Herkes, haberleşme

hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. /Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi

halde, karar kendiliğinden kalkar. /İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.” hükmü ile haberleşme hürriyetini düzenlemektedir.

88. Dava konusu kural 667 sayılı KHK çerçevesinde

hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin eş ve çocuklarına ilişkin

olarak 5411 sayılı Kanun uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler

hariç, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere ihtiyaç

duyulan her türlü bilgi ve belgenin yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce

verilmesini öngörmektedir. Telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespitine yarayan, aranan numara, arama zamanı, arama yeri, arama süresi, yer ve

zaman gibi sinyal bilgilerini ifade eden geçmişe dönük iletişim trafiği olarak

bilinen (HTS-Historical Traffic Search) arama trafiği kayıtlarının kişisel veri

mahiyetinde olduğu açıktır. Bunun yanında kural telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti haricinde ihtiyaç duyulan her türlü bilgi ve

belgenin de verilmesini öngörmektedir. İstenecek diğer bilgi ve belgenin

kapsamı tam olarak anlaşılamamakla birlikte bunların kişisel veri niteliğinde

olabileceği de kuşkusuzdur. Bu verilerin

yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilere verilmek üzere paylaşılması kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme

hürriyetine yönelik sınırlama niteliğindedir.

89. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyeti OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu haklar yönünden OHAL’lerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür.

90. Anılan haklar, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin (MSHUS) 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir.

91. Türkiye’nin imzaladığı 1981 tarihli ve 108 sayılı Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Kişilerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 9. maddesinde de devlet güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması durumlarında kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği öngörülmüştür.

92. Haberleşme hürriyeti ve kişisel verilerin korunmasına

ilişkin hakların olağanüstü dönemlerde kullanılmasının kısmen veya tamamen

durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler

alınabilmesi Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca mümkün olmakla birlikte bu husus,

yapılacak düzenlemelerde sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı anlamına

gelmemektedir. Anılan maddede olağanüstü hâllerde durumun gerektirdiği ölçüde

söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle haberleşme

hürriyeti ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin ilkelere getirilen

sınırlamaların Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği

ölçüde olduğunun söylenebilmesi için bunu aşan keyfi müdahalelere izin

verilmemesi gerekir.

93. Kuralla haberleşme hürriyeti ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin ilkelere getirilen sınırlamaların ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve olağanüstü hâl ilanı sonrasında ortaya çıkan koşulların yanı sıra sınırlamanın kapsam ve boyutu da dikkate alınmalıdır.

94. Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik terör faaliyetlerinin tespiti ve önlenmesi devletin temel ödevlerindendir. Bu açıdan terör örgütlerinin ve bunların faaliyetlerinin tespiti, bu suretle suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ve haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasının meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır (Bestami Eroğlu [GK], B. No:2018/23077, 17/9/2020, § 137).

95. Dava konusu kuralla, telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere haklarındaki her türlü bilgi ve

belgenin yetkili kamu otoritelerine verilmesi öngörülen kişilerle ilgili olarak

herhangi bir inceleme ve soruşturmanın bulunmadığını belirtmek gerekir. Bu

kişiler, haklarında terör örgütlerine veya MGK tarafından devletin millî

güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya

gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olup

olmadığı konusunda inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin eş ve

çocuklarıdır. Haklarında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin eş ve

çocuklarının her türlü kişisel verisinin ilgili kamu otoritelerine verilmesinin

zorunlu kılınmasının suç işlenmesinin önlenmesi amacına ulaşılması bakımından

gerekli olduğunun kabulü güçtür. Eşleri veya ebeveynleri hakkında inceleme veya

soruşturma bulunması, bu kişilerin neredeyse tüm kişisel verilerinin kamu

otoritelerine verilmesinin öngörülmesini haklılaştırmamaktadır. Olağanüstü hali

doğuran sebeplerin bertaraf edilmesi ihtiyacı dahi keyfi uygulamalara kapı

aralayan bu derece geniş yetkilerin kamu otoritelerine verilmesini zorunlu

kılmamaktadır. Bu nedenle kuralla, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına

ve haberleşme hürriyetine getirilen sınırlamanın olağanüstü hâl koşullarında

bile durumun gerektirdiği ölçüyü aştığı değerlendirilmiştir.

96. Açıklanan nedenlerle iptali talep edilen ibare Anayasa’nın 15, 20. ve 22. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

b. “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” İbaresi

97. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 15. maddesi yönünden de incelenmiştir.

98. Dava konusu kural, 667 sayılı KHK’nın 3. ve 4. maddeleri uyarınca hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilere ait telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgilerin olağanüstü hâlin devamı süresince yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce verilmesini öngörmektedir.

99. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu ve yalnızca olağanüstü hâl süresince uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

100. Kurala göre hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler için telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitini içeren bilgilerin kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca yetkili makamlara verilmesi kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve haberleşme hürriyeti hakkına sınırlama getirmektedir.

101. Kural, olağanüstü hâl süresince hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerle ilgili telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitini öngördüğünden ceza muhakemesinin etkili işleyişine hizmet eden bir koruma tedbiri olarak nitelendirilebilir.

102. Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan çekirdek alan kapsamında olması nedeniyle olağanüstü dönemlerde dahi masumiyet/suçsuzluk karinesine aykırı düzenlemeler yapılamaz. Nitekim anılan maddede savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz denilmektedir (AYM, E. 2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, 185).

103. Suçsuzluk karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (AYM, E. 2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, 186).

104. Olağanüstü hâl

süresince belirli suçlar için yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda ceza

muhakemesinde öngörülen telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti şeklindeki koruma tedbirlerine ilişkin karar alma sürecini belirleyen

düzenlemeler bu işlemlerin birer tedbir olma özelliğini değiştirmez. Ceza

muhakemesinin etkili işlemesi ve maddi gerçeğin açığa çıkarılması için inceleme

ve soruşturma sürecinde kişiler hakkında koruma tedbirlerinin uygulanması

onların suçlu muamelesine tabi tutuldukları anlamına gelmez. Bu yönüyle kuralın

Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve hiçbir durumda dokunulamayan

temel hak ve ilkelerden biri olan suçsuzluk karinesiyle çeliştiği söylenemez (AYM, E. 2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, 187). Bu

nedenle kuralın Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği

ölçüde olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

105. Terör örgütlerinin faaliyetlerinin tespit edilerek bunların üyelerinin cezalandırılması ve üye olmamakla birlikte bunlarla irtibatlı olanların kamu görevinden arındırılması amacıyla haberleşme hürriyetine ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına olağan dönemin ötesinde birtakım sınırlamalar getirilmesi mümkündür. Bu bağlamda hakkında soruşturma veya inceleme bulunan kişilere ait telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili makamlara verilmesinin olağanüstü hâl koşullarında başvurulabilecek tedbirlerden olduğu değerlendirilmiştir.

106. Öte yandan Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş, yetkili merciin kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı ve hâkimin, kararını kırk sekiz saat içinde açıklayacağı, aksi halde kararın kendiliğinden kalkacağı hükme bağlanmıştır.

107. Dava konusu kuralda belirtilen kişilere ait telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili makamlara verilmesinde hâkim kararı aranmamasının Anayasa’nın 22. maddesinde belirtilen özel güvenceye aykırılık teşkil ettiği açıktır. Ancak yetkili makamlara verilebilecek bilginin telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgilerle sınırlı olduğu ve iletişimin dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamadığı gözetildiğinde Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olan bu tedbirin olağanüstü hâl koşullarında müsamaha gösterilebilir nitelikte olduğu ve durumun gerektirdiği ölçüyü aşmadığı değerlendirilmiştir.

108. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20. ve 22. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı fıkrasında Yer

Alan “…aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle…” İbaresinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

109. Kanun’un 5. maddesinde OHAL sürecinde KHK’lar ile kapatılan kurum ve kuruluşların Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen mal varlığının yönetimine ve kapatılan bu kuruluşlardan alacağı olanlara yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.

110. Bu kapsamda maddenin (1) numaralı fıkrasında OHAL KHK’ları gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel

Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve

televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının devralınan

varlıklarıyla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik

edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların

değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller

hakkında kesin aciz vesikası bulunan hâller hariç olmak üzere kefaletten

doğmaması ve FETÖ/PDY’ye veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya

irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla

bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde

ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak

vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye vakıflar

yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğünün, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığının

yetkili olduğu belirtilmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “…aidiyeti,

iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle…” ibaresi dava konusu kuralı

oluşturmaktadır.

111. Buna göre kural kişinin OHAL KHK’sı ile kapatılan bir kurum ve kuruluştan olan alacağının ödenmesini o kişinin FETÖ/PDY’ye veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmaması şartına tabi kılmakta, başka bir ifadeyle bu şekilde bir aidiyeti, iltisakı veya irtibatı tespit edilen kişilere gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayansa dahi kural uyarınca söz konusu alacakları ödenmemektedir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

112. Dava dilekçesinde özetle; kuralın kişilerin mülkiyet

hakkına sınırlama teşkil ettiği, kuralda yer alan aidiyet, iltisak ve irtibat

kavramlarının içeriğinin belirsiz ve öngörülemez olduğu, bu kavramların

içeriğinin 667 sayılı KHK’da ve daha sonra çıkarılan KHK’larda tanımlanmadığı

gibi iptali istenen kuralda da tanımlanmadığı, hangi fiillerin bu kavramın

kapsamına girdiğini açıklayan bir yargı kararı ya da bir düzenleme bulunmadığı,

Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına ciddi bir sınırlama getiren

ve alacakların tahsil edilememesi sonucunu doğuran bu düzenlemenin kanunilik

ölçütünü sağlamadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

113. Dava konusu kural, OHAL KHK’ları gereğince kapatılan kurum ve kuruluşların OHAL dönemi öncesinde doğmuş borçlarını da kapsayacak şekilde uygulanma imkânına sahiptir. Bu itibarla kural, OHAL süresiyle sınırlı bir düzenleme öngörmemektedir. Buna göre kuralın OHAL süresini aşan biçimde uygulanma imkânının bulunduğu anlaşıldığından kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.

114. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında düzenlenen mülkiyet hakkı mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağı da koruma altına almaktadır.

115. Kural OHAL KHK’ları kapsamında kapatılarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarından alacağı olan kişilerin FETÖ/PDY’ye veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olması hâlinde sözü edilen kurum ve kuruluşların malvarlığından olan alacaklarının ödenmeyeceğini öngörmek suretiyle üçüncü kişilerin mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.

116. Mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken öncelikle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca temel haklara sınırlama getiren düzenlemelerin, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 371).

117. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri

uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir.

Kamu yararı kavramı mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat

Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

118. Dava konusu kuralın kapsamına giren alacakların

ödenmemesinin öngörülmesinin bunların muvazaalı olmasına veya varlığının

kuşkulu görülmesine dayanmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu kuralın bulunduğu

fıkranın dava konusu edilmeyen bölümü gözetildiğinde idarenin, hileli işlemlere

dayandığı tespit edilen alacakları ödememe konusunda yeterli araçlarla zaten

donatıldığı görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralın amacının terör

örgütlerine aidiyeti, irtibatı veya iltisakı görülenlerin alacaklarının

ödenmesinin engellenmesi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle dava konusu

kuralda belirtilen alacakların ödenmemesinin sebebi bu alacakların terör

örgütüne aidiyetinin, irtibatının veya iltisakının bulunduğu düşünülen kişilere

ait olmasıdır.

119. Temelindeki hukuki ilişkinin varlığı ve hukuka uygun

olarak doğduğu hususunda kuşku bulunmayan bir alacağın sırf alacaklısının terör

örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olduğunun değerlendirilmiş olması

sebebiyle ödenmemesinin demokratik bir hukuk devletinde meşru görülmesi mümkün

değildir. Kuşkusuz terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları somut

ve hukuken kabul edilebilir delillerle ortaya konulan kişilerle ilgili olarak

makul ve ölçülü tedbirlerin alınması devletin takdir yetkisi kapsamındadır.

Ancak bunların özel hukuk ilişkileri çerçevesinde ifa ettikleri

yükümlülüklerinin bir sonucu olarak doğan alacaklarının ödenmemesi yolunda

düzenleme yapılması başvurulabilecek makul ve meşru tedbirler arasında kabul

edilemez.

120. Bu durumda dava konusu kuralın kamu yararına yönelik meşru bir amaca dayandığı söylenemez.

121. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Ç. Kanun’un 5. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci

ve İkinci Cümlelerinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

122. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL’in ilan edilmesi ve bu kararın TBMM tarafından onaylanmasını takip eden süreçte Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’nın o tarihte yürürlükte bulunan 121. maddesine dayanılarak OHAL KHK’ları çıkarılmıştır. Söz konusu KHK’lar ile OHAL’in ilanına sebep olan olay ve olguların bertaraf edilmesi amacıyla kişi ve kuruluşlara yönelik birtakım tedbirler öngörülmüştür.

123. Bu çerçevede OHAL kapsamında yürürlüğe konulan KHK’lar gereğince terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı bulunduğu belirtilen dernek, vakıf, sendika, federasyon ve konfederasyon gibi sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kuruluşları, vakıf yükseköğretim kurumları ile basın-yayın alanında faaliyet gösteren özel radyo ve televizyonlar, gazete ve dergiler ile yayınevleri ve dağıtım kanalları kapatılmıştır.

124. Yine OHAL kapsamında yürürlüğe konulan KHK’larda kapatılan söz konusu kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığının, alacak ve hakların, belge ve evrakın Hazineye veya ilgisine göre Vakıflar Genel Müdürlüğüne bedelsiz olarak devredilmiş sayılmasına, bunlara ait taşınmazların tapuda resen Hazine veya ilgisine göre Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edilmesine ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.

125. 7091 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu birinci ve ikinci cümlelerinde kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkin edilmesi; bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılması hükme bağlanmaktadır.

126. 670 sayılı KHK’da açıklanan madde gerekçesinde “…Üçüncü fıkra ile, KHK’lar uyarınca yapılan işlemlerde hangi malvarlıklarının tedbir öngörülen oluşumlara, hangilerinin bağlı oldukları şirketlere ait olduğunun tespitiyle ilgili sorunlar karşısında, kapatılanların bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılması, ticaret sicil kayıtlarının resen terkin edilmesi ve malvarlıklarının Hazineye bedelsiz devri ve bu fıkranın uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri yapma hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmesi öngörülmektedir…” denilmektedir.

127. Buna göre dava konusu kurallar uyarınca OHAL kapsamında yürürlüğe konulan KHK’lar gereğince kapatılan söz konusu kurum ve kuruluşların bağlı oldukları şirketlerin de faaliyetleri sonlandırılarak ticaret sicil kayıtları resen terkin edilmekte ve bunların malvarlıkları da bedelsiz olarak Hazineye devredilmektedir.

2. İptal Taleplerinin Gerekçesi

128. Kurallarla kurum ve kuruluşlar, özel televizyon ve

radyolar, gazete, dergi ve dağıtım kanalları kapatılırken hiçbir usulî

güvenceye uyulmadığı, gerçek bir soruşturma çerçevesinde suçlamalar ve deliller

bildirilerek ilgililerin savunmalarının alınmadığı, bağımsız ve tarafsız bir

soruşturmanın yürütülmediği, muğlâk ve içeriği belirsiz irtibat ve iltisak gibi

kavramlara dayanılarak ve bunlar geçmişe yürütülerek kapatma kararlarının

verildiği, kapatılan kurum ve kuruluşlar hakkında herhangi bir yargılamanın

yapılmadığı, teşebbüs özgürlüğüne ve mülkiyet hakkına müdahale edildiği, bu

müdahalenin kanuni ve ölçülü olmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 13.,

35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

a. Birinci Cümle

129. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 15., 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

130. Kural, kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkinini öngörmektedir.

131. Kuralda öngörülen

tedbirin OHAL’in ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf

edilmesine yönelik olduğu açıktır. Söz konusu tedbir olağanüstü hâl ilanını

gerektiren tehlikenin bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak bu dönemde

uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralın, tedbire muhatap

şirketlerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana

getirmesi, OHAL süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu

anlamına gelmemektedir. Kural Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten

uygulanmış ve belli şirketler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralın kapatılan

kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım

kanallarının bağlı oldukları şirketlerle ilgili olarak uygulandığı dikkate

alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana

getirmediği açıktır. Bu yönüyle kural OHAL dönemini aşan genel bir düzenleme

niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralın anayasallık denetiminde

Anayasa’nın OHAL’lerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini

düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.

132. Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir./Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” denilerek çalışma ve teşebbüs hürriyeti güvence altına alınmıştır.

133. Çalışma hürriyeti,

kişinin çalışıp çalışmama, çalışacağı işi seçme ve çalıştığı işten ayrılma

özgürlüğünü korur. Çalışma hürriyeti, ücretli olarak bağımlı çalışma hakkını

olduğu kadar iktisadi ve ticari faaliyet yapma ve mesleki faaliyette bulunma

hakkını da içerir. Çalışma hürriyetinin bir parçası olan özel teşebbüs

hürriyeti de her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda

iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği

mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyetiyle mesleğini devletin veya üçüncü

kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini güvence altına

almaktadır (AYM, E.2019/48, K.2019/74, 19/09/2019, § 14; E.2019/108,

K.2019/101, 25/12/2019, § 9).

134. Dava konusu kural kapsamında kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılması ve ticari sicil kayıtlarının resen terkini Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan çalışma hakkı ve teşebbüs hürriyetine sınırlama getirmektedir.

135. Çalışma hakkı ve teşebbüs hürriyeti OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hürriyetler yönünden OHAL’lerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür.

136. Anılan hak ve hürriyetler, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin (MSHUS) 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme’ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir güvence (olağanüstü dönemlerde korunmaya devam eden güvenceler) kapsamında da değildir.

137. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü dönemlerde çalışma hakkı ve teşebbüs hürriyetinin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkün olmakla birlikte bu husus, yapılacak düzenlemelerde sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı anlamına gelmemektedir. Anılan maddede OHAL’lerde durumun gerektirdiği ölçüde söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi için bunu aşan keyfî müdahalelere izin verilmemesi gerekir.

138. Terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle devletin varlığına, demokratik düzenine ve millî güvenliğine tehlike oluşturacağı değerlendirilen şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkinine ilişkin tedbirin, millî güvenlik, demokratik anayasal düzen ve kamu güvenliğinin sağlanması ve korunması amaçlarına ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

139. Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkininin çalışma hakkı ve teşebbüs hürriyetine oldukça ağır bir müdahale olduğu açıktır. Bununla birlikte söz konusu şirketlerin darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmayla ve diğer terör örgütleriyle bağlantılı olduğunun tespiti hâlinde bunların faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkininin olağanüstü hâl koşullarında mümkün olduğu kabul edilmelidir.

140. Çalışma hakkı ve

teşebbüs özgürlüğü üzerinde gerçekleşen bu müdahalenin terör örgütlerine veya

devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,

oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu

belirlenen şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılması suretiyle 15 Temmuz 2016

tarihinde yaşanan darbe girişiminde rol oynayan örgüt, yapı, oluşum veya gruplara

kural konusu şirketlerden sağlanabilecek gelir ve diğer türlü maddi kaynak

transferinin engellenmesini, terörün finansmanda bu kaynakların kullanılmasının

önlenmesini amaçladığı anlaşılmıştır. Bu çerçevede olağanüstü hâl

döneminde uygulanan tedbirler temel olarak FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehlikenin

ortadan kaldırılması amacına yönelik olsa da FETÖ/PDY’nin darbe girişimi

nedeniyle demokratik devlet yapısına karşı oluşan tehdit ortamında diğer terör

örgütleri ya da oluşumların kamu güvenliğine karşı faaliyetlerini daha etkili

ve tehlikeli boyuta taşımaları da mümkün olabilir. Bu durum FETÖ/PDY dışında

diğer terör grupları ve oluşumlarla da olağan usullerin ötesinde farklı

yöntemlerle mücadele edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarabilir.

141. Yaşanmış bir darbe teşebbüsünün savuşturulmaya

çalışıldığı bir dönemde darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın ve diğer

terör örgütlerinin ekonomik kaynaklarının kurutulmasına yönelik tedbirler

alınması demokratik bir toplumda meşru görülmelidir. Bu çerçevede terör

örgütleriyle bağlantılı olduğu değerlendirilen şirketlerin kapatılması ve

ticaret sicil kayıtlarının terkin edilmesi de olağanüstü hâl döneminde

başvurulabilecek tedbirlerden biri olarak kabul edilmelidir. Bu şirketlerin

kapatılarak ticaret sicil kayıtlarının terkin edilmesi yerine yönetimlerinin

olağanüstü hâl süresince kayyıma devredilmesi de başvurulabilecek daha hafif

bir tedbir olarak görülebilecek ise de kayyım atama tedbirinin olağanüstü hâl

koşullarında kapatma tedbiriyle aynı neticeyi doğurmayabileceğini değerlendiren

kanun koyucunun doğrudan kapatma ve ticaret sicil kaydına son verme tedbirine

başvurmasının, takdir yetkisi kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu

durumda terör örgütleriyle bağlantılı görülen şirketlerin kapatılmasının ve ticaret

sicil kayıtlarının terkin edilmesinin olağanüstü hâl koşullarında gereklilik

kriterini sağladığı kanaatine varılmıştır.

142. Kural

kapsamında milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY’ye

aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilen kurum, kuruluş, özel

radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları

haklarındaki isnatlara cevap verme ve bunlara karşı delil sunma imkânının

tanındığı bir soruşturma süreci yürütülmeden ve bu süreç sonunda somut olgu ve

olaylar çerçevesinde iddia, savunma ve delillerin tartışılarak ulaşılan sonucun

dayandığı maddi ve hukuki temelleri gösteren gerekçeler açıklanmadan

kapatılmışlardır. Bu yönüyle sözü edilen kurum, kuruluş, özel radyo ve

televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarına bir iddia

yöneltilerek bunlara karşı savunma ve delil sunma hakkı tanınmadan yani tedbir

öncesi bireyselleştirme sağlanmadan liste yöntemiyle kapatılma tedbirinin

uygulandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu kurum ve kuruluşların bağlı oldukları

şirketler açısında da faaliyetlerinin sonlandırılması ve ticari sicil

kayıtlarının terkini aynı sonuçları doğurmaktadır.

143. Belirtilen hususlar yönünden 7083 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi dışında kalan kısmına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin 13/10/2022 tarihli ve E.2018/78, K. 2022/114 sayılı kararında belirtilen gerekçeler dava konusu kural için de geçerlidir (anılan kararda bkz. §§ 101-111).

144. Buna göre faaliyetlerin sonlandırılması ve ticari

sicil kayıtlarının terkininin her bir şirket yönünden hukuka uygunluğunun

denetlenmesi yani bireyselleştirmenin sağlanması için Anayasa ve ilgili

kanunlarda gerekli güvencelere yer verildiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle

hukuk sisteminde ileriye dönük olsa dahi tedbirlerin amacına uygun ve ölçülü

şekilde uygulanmasını sağlayacak şekilde Komisyon ve idare mahkemesine başvuru

imkânı getirilmek suretiyle etkili idari, yargısal güvencelerin sağlandığı, söz

konusu güvencelerin OHAL’e sebebiyet veren tehdit veya tehlikenin bertaraf

edilmesine yönelik kuralın bu amaç dışında keyfî bir şekilde uygulanmasını

engelleyecek nitelikte olduğu anlaşılmıştır.

145. Sonuç olarak iptali talep edilen kuralın olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından çalışma ve şirketlerin teşebbüs özgürlüğüne durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.

146. Öte yandan dava konusu kural kapsamında MGK’nın devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verdiği yapı, oluşum veya gruplarla ilgili tespiti dikkate alınarak şirketler için ticaret sicilinden terkin edilmeleri tedbirinin öngörülmesi MGK kararlarına icrai bir işlev kazandırmamaktadır. Bu nedenle kuralda MGK’ya tanınan fonksiyonun Anayasa’nın 118. maddesinde öngörülen yetki sınırlarını aştığı ve bu nedenle kuralın Anayasa’yı ihlal ettiği söylenemez.

147. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 48., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 35. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

b. İkinci Cümle

148. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 15., 38. ve 40. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

149. Kural faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilen şirketlerin devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılacağını öngörmektedir.

150. Ticaret sicil kayıtları terkin edilen şirketlerin devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılmasıyla ilgili kural olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulanmıştır. Bu nedenle kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

151. Dava konusu kural, kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında kalan varlıklarının Hazineye devredilmesini öngörmek suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir.

152. Dava konusu kural ile 7083 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra kapsamında kapatılan derneklere ve basın-yayın kuruluşlarına ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır, bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, … tescil edilir.” bölümü ve üçüncü cümlesi aynı içeriğe sahip olup Anayasa Mahkemesinin 13/10/2022 tarihli ve E.2018/78, K.2022/114 sayılı kararıyla söz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin reddine hükmedilmiştir.

153. Anılan kararda, kuralda

öngörülen tedbirin OHAL’in ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf

edilmesine yönelik olarak bu dönemde uygulandığından kurala ilişkin Anayasa’ya

uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği

belirtilmiş; tedbirin her bir kurum ve kuruluş yönünden hukuka

uygunluğunun denetlenmesinin yani bireyselleştirmenin sağlanması için Komisyon

ve idare mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve

yargısal güvencelerin sağlandığı, söz konusu güvencelerin OHAL’e sebebiyet

veren tehdit veya tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik kuralların bu amaç

dışında keyfî bir şekilde uygulanmasını engelleyecek nitelikte olduğu, bu

durumda kuralla mülkiyet hakkına durumun

gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirilmediği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 143-165).

154. Kararda devamla ekonomik değer taşıyan varlıkların Hazineye intikal etmesi tedbirinin bunların kullanımını kontrol etmek suretiyle kamusal hayata dönük güveni yeniden tesis ederek demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi amacıyla uygulanmış olduğu, mal varlığının Hazineye devredilmesine ilişkin ilave tedbirlere karşı 7075 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine ilave tedbirlerin asıl tedbir olan kapatma tedbirinin zorunlu sonucu olup olmadığı veya kapatma tedbiri ile arasında bağlantı bulunup bulunmadığının yanı sıra OHAL’e neden olan şartlar yönünden de inceleneceği açıklanmıştır (bkz. §§ 166-168).

155. Suç teşkil eden faaliyetlerden birisi ile ilişkilendirmeden bütün mal varlığının üzerindeki mülkiyetin ortadan kaldırılması ve bunların Hazineye devredilmesi sonucunu doğuran ilave tedbire ilişkin olarak idari ve yargısal başvuru yolları öngörülmek suretiyle mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik olarak ileri sürülecek iddiaların inceleneceği ve bu yolla bireyselleştirmenin sağlandığı da gözönüne alındığında söz konusu tedbirin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen genel müsadere cezası yasağına da aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. § 169).

156. Diğer taraftan devire ilişkin işlemlerin ilgili tüm kurumlardan gerekli yardımı almak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilmesine yönelik dava konusu düzenlemenin de söz konusu işlemlerin yürütülmesinden sorumlu muhatabın tespit edilmesine ilişkin olup olağanüstü şartlar kapsamında yöntemsel bir zorunluluğun yerine getirilmesi amacından kaynaklandığı, bu itibarla Anayasa’ya aykırı bir yönünün bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 170).

157. Dava konusu kurallar açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7083 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra kapsamında kapatılan derneklere ve basın-yayın kuruluşlarına ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır, bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, … tescil edilir.” bölümünün ve üçüncü cümlesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kurallar yönünden de geçerlidir.

158. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 15., 35., 38.ve 40. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

159. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 35., 38. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 48. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

D. Kanun’un 5. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasında Yer

Alan “…özel hukuk tüzel kişilerine ise…” İbaresinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

160. 667 sayılı KHK’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen ekli (III) sayılı listede yer alan vakıfların kapatıldığı belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde kapatılan vakıfların her türlü taşınır ve taşınmazları ile her türlü mal varlığı, alacak ve hakları, belge ve evrakının Vakıflar Genel Müdürlüğüne bedelsiz olarak devredilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

161. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı belirlenen ve ekli listelerde yer almayan vakıfların da ilgili bakanlıklarda bakan tarafından oluşturulacak komisyonun teklifi üzerine bakan onayı ile kapatılacağı; bu fıkra kapsamında kapatılan kurum ve kuruluşlar hakkında da (2) numaralı fıkra hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

162. 7091 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında 667 sayılı KHK hükümleri gereğince kapatılan vakıfların mülkiyeti

Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eden taşınmazlarının üzerinde bulunan eğitim

ve sağlık tesislerinin tahsisine ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Bu kapsamda

anılan fıkrada 667 sayılı KHK hükümleri

gereğince kapatılan vakıflara ait olup mülkiyetleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne

intikal eden taşınmazlar üzerinde bulunan eğitim ve sağlık tesislerinin kamu

kurum ve kuruluşlarına bedelsiz, özel hukuk tüzel kişilerine ise bedeli

karşılığında tahsis edilebileceği hüküm altına alınmış olup söz konusu fıkrada

yer alan “…özel hukuk tüzel kişilerine ise…” ibaresi dava konusu kuralı

oluşturmaktadır.

163. Buna göre kural söz konusu taşınmazların, bedeli karşılığında özel hukuk tüzel kişilerine de tahsis edilebilmesine imkân tanımaktadır. Kuralın gerekçesinde de söz konusu taşınmazların kamu menfaatlerine uygun olarak bedeli karşılığında özel hukuk tüzel kişilerine tahsis edilebileceği hususunda idareye takdir yetkisi verildiği belirtilmiştir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

164. Dava dilekçesinde özetle, OHAL kapsamında kapatılan vakıfların kapatma aleyhine yaptıkları başvurular sonuçlandırılmadan ve söz konusu tedbirin hukuka uygun olup olmadığı tespit edilmeden taşınmazları üzerindeki eğitim ve sağlık tesislerinin özel hukuk tüzel kişilerine tahsis edilmesinin anılan tedbirin ortadan kalkması hâlinde taşınmazın iadesini imkânsız hale getireceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

165. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmiştir.

166. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

167. Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekmekte olup kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırılık söz konusudur.

168. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kuralın öngörülmesindeki kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın ihdasında kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarının gözetilip gözetilmediği incelenir. Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, yalnızca kuralın kamu yararı amacıyla çıkarılıp çıkarılmadığının denetimiyle sınırlıdır.

169. Kuralın öngördüğü kapatılan vakıflara ait olup mülkiyetleri Genel Müdürlüğe intikal eden taşınmazlar üzerinde bulunan eğitim ve sağlık tesislerinin tahsis işlemi ile tesislerin değerlendirilmesi amaçlandığından ve hayrat olarak kaydedilmiş taşınmazların bu niteliğinden dolayı doğrudan toplumun istifadesine sunulması nedeniyle bunun kamu yararına aykırı bir yönünün bulunduğu söylenemez. Öte yandan tahsis işlemi mülkiyetin karşı tarafa geçmesi anlamına gelmemektedir. Kaldı ki eğitim ve sağlık tesislerinin özel hukuk tüzel kişilerine tahsis edilmesiyle birlikte kapatma ya da el koyma kararlarının iptal edilmesi halinde iadeyi imkânsız hale getirecek bir düzenleme de bulunmamaktadır.

170. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

171. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da

bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede

yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216

sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak

suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli

gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının

yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği

belirtilmektedir.

172. 7091 sayılı Kanun’un; 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümlelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlâl edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu cümlelere ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

173. 8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un;

A. 1. 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ...ile bunların eş ve çocuklarına...” ibaresine,

2. 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle...” ibaresine,

yönelik yürürlüğün durdurulması taleplerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,

B. 2. maddesinin

(2) numaralı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümlelerine yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu cümlelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

C. 1. 2. maddesinin;

a. (1) numaralı fıkrasına,

b. (2) numaralı fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine,

2. 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere...” ibaresine,

3. 5. maddesinin;

a. (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine,

b. (6) numaralı fıkrasında yer alan “...özel hukuk tüzel kişilerine ise...” ibaresine,

Ç. Ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerine,

yönelik iptal talepleri, 26/10/2022 tarihli, E.2018/85, K.2022/127 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya, cümlelere, ibarelere ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

26/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un;

A. 2. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. (2) numaralı fıkrasının;

a. Birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

b. Dördüncü ve beşinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 3. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında yer alan;

1. “...ile bunların eş ve çocuklarına...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. “...telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 5. maddesinin

1. (1) numaralı fıkrasında yer alan “...aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. (6) numaralı fıkrasında yer alan “...özel hukuk tüzel kişilerine ise...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

Ç. Ekli (1), (2), (3) ve (4) sayılı listelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

26/10/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibaresi ile 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.

A. “…telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” İbaresi

2. Dava konusu ibarenin de içinde bulunduğu fıkra, olağanüstü hâlin devamı süresince 667 sayılı KHK’nın 3. ve 4. maddeleri uyarınca hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan -5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç- telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin, kamu ve özel kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verileceğini öngörmektedir.

3. Anayasa Mahkemesi aynı fıkrada yer alan “ile bunların eş ve çocuklarına” ibaresini oybirliğiyle iptal etmiştir. Mahkememiz olağanüstü hâli doğuran sebeplerin bertaraf edilmesi ihtiyacının haklarında inceleme veya soruşturma bulunan kişilerin eş ve çocuklarının da her türlü kişisel verilerinin kamu otoritelerine verilmesini zorunlu kılmadığı, dolayısıyla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve haberleşme hürriyetine getirilen sınırlamanın olağanüstü hâl şartlarında dahi durumun gerektirdiği ölçüyü aştığı sonucuna ulaşmıştır (§ 95). Esasen benzer gerekçelerle telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere ibaresinin de iptal edilmesi gerekirdi.

4. Dava konusu kural, hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin telekomünikasyon yoluyla iletişimlerinin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili mercilere verilmesini zorunlu kılmak suretiyle Anayasa’nın 20. maddesinde güvenceye alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve 22. maddesinde korunan haberleşme hürriyetine yönelik sınırlama getirmektedir.

5. Anayasa’nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında usulüne uygun verilmiş hâkim kararı olmadıkça,

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı, yetkili

merciin kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı ve

kırk sekiz saat içinde hâkimin kararı açıklamadığında kararın kendiliğinden

kalkacağı belirtilmektedir. Çoğunluk tarafından da kabul edildiği üzere,

hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen “kişilere ait telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili makamlara verilmesinde

hâkim kararının aranmamasının Anayasa’nın 22. maddesinde belirtilen özel

güvenceye aykırılık teşkil ettiği açıktır” (§ 107).

6. Elbette Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hallerde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına ve haberleşme hürriyetine yönelik olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Ancak bu tedbirlerin “durumun gerektirdiği ölçüde” olması gerekmektedir.

7. Dava konusu ibare,

hiçbir şart öngörülmeden, hâkim kararı olmaksızın ve olağanüstü hâlin devamı

süresince hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilerin telekomünikasyon

yoluyla iletişimlerinin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili mercilere

verilmesini öngörmektedir. Çoğunluk tarafından ifade edildiği üzere kuralın

iletişimin dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamadığı, yetkili makamlara

verilecek bilgilerin telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitine ilişkin

olanlarla sınırlı olduğu söylenebilir (§ 107). Bu durumda bile, söz konusu

tedbirin olağanüstü hâlin devamı süresince uygulanmasının öngörülmesi ve

sonuçları bakımından da uzun bir süre uygulanmış olması dikkate alındığında,

müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu söylenemez.

8. Açıklanan gerekçelerle kural Anayasa’nın 15., 20. ve 22. maddelerine aykırıdır.

B. Kanun’un 5. Maddesinin (3) Numaralı

Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümleleri

9. İptali istenen kurallar, kapatılan kurum ve kuruluşların bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının resen terkin edilmesini ve bunların mal varlıklarının bedelsiz olarak Hazineye devredilmesini öngörmektedir.

10. Anayasa Mahkemesinin benzer mahiyetteki kuralları incelediği 2022/114 sayılı kararına yazdığım karşıoyda belirtilen gerekçelerle dava konusu kuralların da Anayasa’nın 15., 35. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatini taşımaktayım (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, Karşıoy Gerekçesi, §§ 4-11)

11. Yukarıda A ve B başlıkları altında açıklanan gerekçelerle kuralların Anayasa’ya aykırı olduğunu düşündüğümden aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Üye

Basri BAĞCI

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Kenan YAŞAR

Üye

Muhterem İNCE

KARŞIOY GEREKÇESİ

A. Üçüncü Maddenin Birinci Fıkrası Yönünden

1. Kural ile OHAL rejiminin devamı süresince geçerli olmak üzere hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler ile bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere ihtiyaç duyulan her türlü bilgi ve belgenin ilgili kamu ya da özel kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verilmesi yükümlülüğü düzenlenmektedir. Kural OHAL tedbiri niteliğinde olduğundan incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir.

2. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca OHAL döneminde anılan

maddede özel olarak güvence altına alınmayan anayasal hakların durumun

gerektiği ölçüde sınırlandırılabileceği belirtilmektedir. Bu kural OHAL

ilanı ile Anayasal güvencelerin veya hukuk devleti ilkesinin tümüyle askıya

alınması konusunda Devlete yetki verildiği anlamına gelmemektedir. Anayasa’nın

15. maddesinde bir hukuk devletinde OHAL koşulları altında da insan haklarına

saygı ilkesi ve ölçülülük kriteri çerçevesinde faaliyet gösterilmesi gerektiği

öngörülmektedir. Başka deyişle olağan dönemde temel haklara ilişkin

sınırlamaların sınırını düzenleyen 13. maddede yer alan gereklilik ve ölçülülük

kriteri, OHAL dönemi bakımından 15. madde yönünden aranmalıdır. Bu husus anılan

maddede “durumun gerektiği ölçüde” ibaresiyle ifade edilmiştir.

3. Bu doğrultuda OHAL ilanını gerektiren nedenlerle

bağlantılı olarak yasa dışı faaliyetleri bulunduğundan şüphe duyulan kişilere yönelik

inceleme veya soruşturma yapılması ve bu kapsamda gerekli bilgilerin

istenmesiyle ilgili bir gerekliliğin ve bunda kamu yararının bulunduğu

söylenebilir. Fakat istenen bilgi ve belgelerin eş ve çocukları da kapsaması,

zan altında olmayanlar yönünden de bir sınırlamayı gerektirmekte ve bu durum

cezaların şahsiliği ilkesine (AYM.38/7) aykırılık oluşturmaktadır. Bu bakımdan

kuraldan bu sınırlamanın meşru amacının varlığı anlaşılamamaktadır.

Ayrıca anılan tedbirin atıf yapılan KHK kapsamındaki kamu görevlilerine ilişkin

olduğu anlaşılmakta ise de hangi suç veya eylemler bakımından geçerli olduğuna

dair bir belirlilikten de söz edilememektedir. Hatta söz konusu bilgileri

isteme yetkisi bakımından da “yetkili kurul, komisyon ve diğer merciler”

şeklinde kapsamı belirsiz bir yetkinin verildiği görülmektedir. Belirtilen

hususlar gerek kanunilik kriterinin karşılanması ve gerekse ölçülülük ilkesi

yönünden Anayasa’ya aykırılığa neden olmaktadır.

4. İkinci olarak gerek inceleme altındaki kişiler ve

gerekse bunların eş ve çocuklarına ilişkin olarak iletişimin tespiti de dahil

olmak üzere bilgi ve belgelerin istenmesi, özel hayatın ve haberleşmenin

gizliliği ile kişisel verilerin korunması haklarına müdahale oluşturmaktadır.

İncelemeye konu düzenlemeye neden olan OHAL sürecinin 4 yılı bulduğu

gözetildiğinde, bireyler üzerinde uzun süre devam edecek şekilde tedbir

uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi güçtür. Öte

yandan anılan temel haklara yönelik müdahale yalnızca inceleme altındaki

kişiyle sınırlı olmayıp eş ve çocuklarını da kapsamaktadır ki bunlar yönünden

kuralda gerekliliğin izah edilmediği, ayrıca makul bir süreyi aşan müdahalenin

ölçüsüzlüğü açıkça görülmektedir.

B. Beşinci Maddenin 3. Fıkrasının Birinci ve İkinci

Cümleleri

Kural ile kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi yayınevi ve dağıtım kanallarının devralınan varlıkları dışında kalan varlıklarının Hazine’ye bedelsiz devredilmiş sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Benzer bir düzenleme AYM’nin 2018/78 E. sayılı dosyasında da iptal istemine konu olmuş ve tarafımca incelenen kuralın iptal edilmesi gerektiğine ilişkin karşıoy yazılmıştır. Sözünü ettiğim karşıoydaki gerekçelerle bu dosyada incelenen kuralın da iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

A) “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibaresi yönünden

1. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibaresinin iptali talep edilmiştir.

2. Kuralla hakkında inceleme ve soruşturma kişiler için telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitini içeren bilgilerin kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarınca verilmesi özel hayatın gizliliğine ve haberleşme hürriyetine bir sınırlama getirmektedir.

3. Kural, Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça ve gerekli hallerde yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin engellenemeyeceği ve gizliliğine dokunulamayacağı hükmüyle uyumlu değildir.

4. Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan çekirdek alan kapsamında olması nedeniyle olağanüstü dönemlerde dahi masumiyet/suçsuzluk karinesine aykırı düzenlemeler yapılamaz. Nitekim anılan maddede savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz denilmektedir. (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 185).

5. Kural, Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve hiçbir durumda dokunulamayan temel hak ve ilkelerden biri olan suçsuzluk karinesiyle çelişmemekle birlikte bu maddede ifade edilen durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının tespiti gerekmektedir.

6. İptali istenen ibare olağanüstü hal döneminde hakkında inceleme

ve soruşturma yürütülen kişiler bakımından öngörülen telekomünikasyon yoluyla

iletişimin tespiti koruma tedbirinde gerek usulüne göre verilmiş hâkim kararına

gerekse sakınca bulunan hallerde de yetkili kurum, komisyon ve diğer mercilerin

yazılı emirlerine ve yetkili merciin kararına belli bir süre içinde hâkimin

onayına sunulması şartları aranmamaktadır. Dolayısıyla olağanüstü hal

tedbirleri kapsamında hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler

yönünden telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitinin hiçbir şarta bağlı

olmaması keyfi bir şekilde bu tedbirin uygulanmasının önüne açması olasılığının

mevcudiyeti kişilerin özel hayatın gizliliğine ve haberleşme hürriyetine

olağanüstü hal döneminde dahi durumun gerektirdiği ölçüyü aşan bir sınırlamaya

neden olmaktadır.

7. Dolayısıyla kuralın, Anayasa’nın 15., 20. ve 22. maddeleriyle bağdaşmadığı düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

B) Kanun’un 5. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümleleri Yönünden

8. E: 2018/78 sayılı dosyada belirttiğim gerekçelerle iptali istenen kuralların Anayasa’nın 15., 35., 38. ve 40. maddelerine aykırılık taşıdığı kanaatine ulaştığımdan, çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

7091 sayılı Kanunun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibaresi ile 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir.

İlk kuralın reddine ilişkin gerekçede, dava konusu

kuralda belirtilen kişilere ait iletişimin tespitine ilişkin bilgilerin yetkili

makamlara verilmesinde hâkim kararı aranmamasının Anayasanın 22. maddesinde

belirtilen özel güvenceye aykırılık teşkil ettiği, ancak bunun iletişimin

tespitine ilişkin bilgilerle sınırlı olduğu ve iletişimin dinlenilmesi ile

kayda alınmasını kapsamadığı gözetildiğinde olağanüstü hâl şartlarında ölçülü

olduğu, bu nedenle Anayasanın 15., 20. ve 22. maddelerine aykırı olmadığı;

diğer kuralların reddine ilişkin gerekçede ise, söz konusu hükümlerle çalışma

hakkına ve teşebbüs hürriyetine sınırlama getirilse de anılan kurallar

açısından 13/10/2022 tarihli ve E.2018/78, K.2022/114 sayılı karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmadığı belirtilerek kuralların Anayasanın 15., 40.,

48., 118. ve 119. maddelerine aykırı olmadığı belirtilmiştir.

1. İncelenen ve iptal talebi reddedilen yukarıdaki ibarenin yer aldığı ilk kuralla, olağanüstü hâlin devam ettiği süre içinde 667 sayılı KHK’nın 3. ve 4. maddelerine göre haklarında inceleme ve soruşturma yürütülen kişilere ait olan ve yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerce ihtiyaç duyulan telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin bu kurul, komisyon ve mercilere verilmesi öngörülmüştür.

Düzenlemeyle özel hayatın gizliliğine ve haberleşme hürriyetine getirilen sınırlamanın kanunîlik ölçütünü taşıdığı ve anayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu söylenebilirse de, yetkili kurul, komisyon ve mercilerin kararlarının belli bir süre içinde hâkimin onayına sunulmasının öngörülmemesi ve maddede bu tespitin herhangi bir şarta bağlanmaması sebebiyle, belirsiz bir süre için öngörülen bu sınırlamanın anılan temel haklara Anayasanın 15. maddesinde belirtilen “durumun gerektirdiği ölçüyü” aşan bir sınırlama getirdiği açıktır.

Dolayısıyla aynı fıkrada yer alan ve oybirliğiyle iptaline karar verilen “…ile bunların eş ve çocuklarına…” ibaresi gibi bu ibare de Anayasanın 15., 20. ve 22. maddelerine aykırıdır.

2. Kanunun 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde ise, kapatılan kurum ve kuruluşlar, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin ticarî sicil kayıtlarının resen terkin edilerek bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Söz konusu kurala ilişkin red kararına da, daha önce benzer bir düzenlemeyle ilgili olarak verilen ve çoğunluğun gerekçesinde de atıf yapılan red kararına ilişkin karşıoy gerekçemde ayrıntılı olarak belirtilen sebeplerle katılmak mümkün değildir (bkz. yukarıda belirtilen karara ilişkin karşıoy gerekçem).

Bu sebeplerle, 3. maddenin (1) numaralı fıkrasındaki mezkûr ibare ile 5. maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin de Anayasaya aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun red yönündeki görüşüne karşıyım.

Üye

Engin

YILDIRIM

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğunun 8/2/2018 tarihli ve 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “...telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere...” ibaresi ve 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıkları şeklindeki çoğunluk kanaatine katılmamaktayım.

2. Anayasa’ya aykırı

olduğu için iptali gerektiği kanaatinde olduğum ibarenin yer aldığı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ibareyle sınırlı

olan kısmında olağanüstü hâlin devamı

süresince 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan

Tedbirlere İlişkin KHK’nın 3. ve 4. maddeleri uyarınca hakkında inceleme ve

soruşturma yürütülen kişilere ilişkin olarak yetkili kurul, komisyon ve diğer

mercilerce ihtiyaç duyulan, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu

uyarınca müşteri sırrı kapsamında kabul edilenler hariç, telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin,

kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verileceği

öngörülmektedir.

3. Kural olağanüstü halin devamı süresince telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin, kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarca vakit geçirilmeksizin verileceğini düzenlediğinden gerçekleştirilen Anayasa’ya uygunluk denetimi Anayasa’nın 15. maddesi ölçüt alınarak yapılmalıdır.

4. Kuralın öngördüğü telekomünikasyon yolu ile iletişimin tespiti de dahil olmak üzere her türlü bilgi ve belgenin ihtiyaç duyulması durumunda kamu ve özel tüm kamu kurum ve kuruluşlarınca vakit geçirilmeksizin verilmesi bir olağanüstü tedbir olarak görülebilir. Bu biçimdeki bir tedbir ile getirilen iletişimin tespiti şeklindeki sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında olağanüstü dönemlerde dahi dokunulamayacak nitelikte sert çekirdek haklar arasında olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

5. Bununla birlikte

ibarenin Anayasa’nın 15. maddesine uygunluk boyutuyla yapılan denetimde ayrıca

bu biçimdeki bir sınırlayıcı tedbirin “durumun gerektirdiği ölçüde” olup

olmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Esasında dinlemeyi de

kapsayabilecek niteliği de olmakla birlikte sadece iletişimin tespiti şeklinde

olsa dahi olağanüstü halin devam ettiği süre boyunca geçerli olan bir

iletişimin tespitinin oldukça uzun bir süreyi kapsadığı aşikardır. Öte yandan

hakim kararı ile yapılacağına dair bir güvenceye de yer verilmediği dikkate

alındığında bu biçimdeki bir tedbirin yetkili

kurul, komisyon ve diğer merciin idari

tasarruflarıyla ve bu derece uzunca bir süreliğine devamı olağanüstü halin

yürürlükte olduğu dönemde bu sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesindeki durumun

gerektirdiği ölçüde bir tedbir olma niteliği ile bağdaşmaması nedeniyle bahse

konu ibarenin Anayasa’nın 15., 20. ve 22. maddelerine aykırılıktan iptal edilmesi

gerekmektedir.

6. Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu birinci ve ikinci cümlelerinde kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edileceği ve bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılacağı öngörülmektedir.

7. Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri ile ilgili olarak ise aralarında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte pekçok yönü ile dava konusu kanuni düzenlemeye benzer bir başka kuralla ilgili Mahkememiz çoğunluğunun ulaşmış olduğu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı biçimindeki kanaate, kuralın Anayasa’nın 15., 35., 38. ve 40. maddelerine aykırılıktan dolayı iptal edilmesi gerektiği gerekçesiyle katılmamıştım. “E. S.: 2018/78, K.

S.

2022/114, K. T.: 13/10/2022” künyeli bahse konu karara ilişkin yazmış olduğum karşıoyda sıralanan Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri bu kural için de geçerlidir. Bu nedenle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı şeklindeki Mahkememiz çoğunluk kararına, bahse konu karşıoy yazısında sıraladığım gerekçelerle katılmamaktayım.

Üye

M. Emin KUZ

KARŞI OY

A) 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un, 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere…” ibarenin iptaline dair kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına dair Genel Kurulun çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

Kuralda bulunan “…ile bunların eş ve çocuklarına…” ibaresinin iptali ile iptali talep edilen telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti de dahil olmak üzere” ibaresinin kapsamına sadece hakkında inceleme ya da soruşturma yürütülen kişiler girmektedir.

Kural, hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen kişiler için telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitini içeren bilgilerin kamu ve özel tüm kurum ve kuruluşlarınca verilmesi Anayasa’nın 20. ve 22. Maddelerinde düzenlenen özel hayatın gizliliğine ve haberleşme hürriyeti hakkına sınırlama getirmektedir.

Kural, Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça ve gerekli hallerde yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin engellenemeyeceği ve gizliliğine dokunulamayacağı hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.

İptali talep edilen ibarenin yer aldığı kuralda, olağanüstü hâlin ilanına neden olan darbe teşebbüsü

nedeniyle ortaya çıkan durum için bu döneme ilişkin hakkında inceleme ve

soruşturma yürütülen kişiler bakımından öngörülen telekomünikasyon

yoluyla iletişimin tespiti şeklindeki koruma

tedbirinde gerek usulüne göre verilmiş hâkim kararına, gerekse sakınca

bulunan hallerde de yetkili kurul, komisyon ve diğer mercilerin yazılı

emirlerine ve yetkili merciin kararının belli bir süre içinde hâkimin onayına

sunulması şartları aranmamaktadır. Bu nedenle

olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında hakkında inceleme ve soruşturma yürütülen

kişiler için telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespitinin hiçbir şarta bağlı olmaması dolayısıyla keyfi bir

şekilde uygulanabilmesi olasılığı kişilerin özel hayatının gizliliğine ve

haberleşme hürriyetine olağanüstü dönemde durumun gerektirdiği ölçüyü aşan

bir sınırlama getirmektedir.

Açıklanan nedenlerle iptali talep edilen ibare Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırıdır.

B) 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un, 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi olan “Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır.” İptali istenen kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına dair Genel Kurulun çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

Kural kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilen şirketlerin devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılacağını öngörmektedir.

Kuralın 13. maddedeki kanunilik ölçütüne ve Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde keyfiliğe yol açma imkanı içerdiğinden Anayasa’nın 35. maddesine aykırıdır.

Malvarlığının bedelsiz devrinde kanunilik sorunu görülmeyecek olsa bile kuraldaki tedbir her halukarda durumun gerektirdiği ölçüde görülemez.

Milli güvenlik açısından sıkıntılı görülen ve terörle bağlantılı olduğu değerlendirilen kurumlar daha önce kapatılmış ve malvarlıklarının hazineye geçişi düzenlenmiş ve olağanüstü şartları doğuran tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için gerekli tedbir alınmıştır. Bununla yetinilmeyerek bu kurumların bağlı oldukları şirketlerin diğer malvarlıklarının da hazineye bedelsiz devri durumun gerektirdiği ölçüde görülemez.

Kapatılan kuruluşun faaliyetleri şirketin faaliyetinin %1’ini oluştursa bile geriye kalan ve terörle irtibat ve iltisak şartı aranmayan %99’luk faaliyetlere ilişkin malvarlığının bedelsiz devrinin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu söylenemeyecektir.

Söz konusu kural Anayasa’nın 35. maddesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle 7091 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un, 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi olan “Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır.” Şeklindeki iptali istenen kuralın Anayasa’nın yukarıda belirtilen maddelerine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle iptal talebinin reddine dair çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

Üye Yusuf · Şevki HAKYEMEZ Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/85, K. 2022/127, 26 Ekim 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. A. 2. maddesinin
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  6. II. İlk İnceleme
  7. III. Esasın İncelenmesi
  8. B. Kanun’un 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer
  9. C. Kanun’un 5. Maddesinin (1) Numaralı fıkrasında Yer
  10. Ç. Kanun’un 5. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci
  11. D. Kanun’un 5. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasında Yer
  12. IV. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  13. V. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  14. B. 2. maddesinin
  15. A. 2. maddesinin
  16. B. 3. maddesinin
  17. C. 5. maddesinin
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. A. “…telekomünikasyon
  20. B. Kanun’un 5. Maddesinin (3) Numaralı
  21. M. Emin KUZ
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. A. Üçüncü Maddenin Birinci Fıkrası Yönünden
  24. B. Beşinci Maddenin 3. Fıkrasının Birinci ve İkinci
  25. Arslan
  26. Karşıoy Gerekçesi
  27. Karşıoy Gerekçesi
  28. Yıldırım
  29. Karşıoy Gerekçesi
  30. S.
  31. Karşı Oy
  32. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/85
Karar No
2022/127
Tarih
26 Ekim 2022

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2022/122 K.2022/151
  • AYM Norm Denetimi E.2022/103 K.2022/150
  • AYM Norm Denetimi E.2022/132 K.2022/131
  • AYM Norm Denetimi E.2022/143 K.2022/141
  • AYM Norm Denetimi E.2022/147 K.2022/142
  • AYM Norm Denetimi E.2022/149 K.2022/143

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.