KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 2020/2
- Karar No
- 2020/1
- Karar tarihi
- 22 Ocak 2020
Karar Metni
2.264 kelime·11 dk okuma·18 bölüm
Esas Sayısı:2020/2
Karar Sayısı:2020/1
Karar Tarihi:22/1/2020
R.G. Tarih – Sayı:Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 3/11/1980
tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının 1/4/1998 ve 4356 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen (a) ve (b) bentlerini bağlayan hükümden sonra gelen paragrafta yer alan “…karar tarihindeki…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY
Yapılan nakdi tazminat ödemesinin davalıdan tahsili amacıyla açılan rücu davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 3. maddesi şöyledir:
“Nakdi tazminat
Madde 3- Bu kanun kapsamına girenlerden;
a) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında,
b) (Değişik: 1/4/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25’inden % 75’ine kadar, yaralananlara ise % 20’sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre,
Nakdi tazminat ödenir.
Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.
c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz.
d) (Ek: 7/6/1990 - 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir.
Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu, itiraz konusu kanun hükmü okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.
maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak
bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı
görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının
ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa
Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin
Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin
görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada
uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
3. 2330 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına, en
yüksek devlet memuru brüt aylığının (ek gösterge dâhil) 100 katı tutarında, (b)
bendinde ise Kanun kapsamına girenlerden yaşamak için gerekli hareketleri
yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek
şekilde malul olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde
belirtilen tutarın %25’inden %75’ine kadar, yaralananlara ise %20’sini geçmemek
üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre nakdi tazminat ödeneceği
düzenlendikten sonra anılan bentleri bağlayan hükümden sonra gelen paragrafta
bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylığın tazminat verilmesine dair
karar tarihindeki en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt
tutarı olduğu belirtilmiştir. Söz konusu paragrafta yer alan “…karar tarihindeki…”
ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
4. Kanun, 2. madde kapsamındaki kişilerin yaptıkları görev ve yardımlar nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri ya da engelli hâle gelmeleri durumunda ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak aylığın usul ve esaslarını düzenlenmektedir. Bu Kanun uyarınca ödenen nakdi tazminatın söz konusu tazminatın ödenmesine eylemleriyle neden olan kişilerden aynı miktarda tahsil edileceğine ilişkin herhangi bir kurala Kanun’da yer verilmemiştir.
5. Bu bağlamda Kanun, idare ile haksız fiile maruz kalan kamu görevlisi arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir. İdarenin ilgili kamu görevlisine itiraz konusu kural uyarınca belirlenecek tutarda nakdi tazminat ödeyecek olması, ödediği tazminat dolayısıyla söz konusu zarara haksız fiili nedeniyle sebep olan kişiye açacağı rücu davasında da 2330 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması sonucuna yol açmaz.
6. Dolayısıyla ödenen nakdi tazminatın ilgilisinden tahsil edilmesi amacıyla açılan rücu davasının 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre çözülmesi gerektiği açık olup 2330 sayılı Kanun hükümlerinin ve bu kapsamda itiraz konusu kuralın söz konusu davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.
7. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kurala ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir
ÖZKAYA
Üye
Rıdvan
GÜLEÇ
Üye
Recai
AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. İlk İnceleme Kararı : Mahkememiz çoğunluğu, 2330 sayılı Kanunun (b) bendinde yer alan “karar tarihindeki” ibaresinin itiraz yoluyla iptal isteminin ilk incelemesinde, kuralın mahkemenin uyuşmazlığı çözmesi için uygulaması gereken kural olmadığı sonucuna ulaşarak, itiraz başvurusunun reddine karar vermiştir. İptali istenen ibarenin yer aldığı fıkranın tamamı; “Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarıdır.” şeklindedir. Bu karara aşağıda gerekçesi açıklanan görüşlerim nedeniyle katılmamaktayım.
2. Uygulanacak Kuralın Belirlenmesi Sorunu ve
Mahkememizin Uygulamaları : İtiraz yoluyla norm denetimi sisteminin kabul
edildiği hukuk sistemlerindeki kimi örneklerde uygulanacak kural sorunu
Anayasalarında kısıtlayıcı biçimde “hükme tesir edecek kanun” (Federal Almanya
Anayasası m. 100/1) “mahkemenin kararına esas teşkil eden kanun” (Avusturya
Anayasası m. 140/1) biçiminde belirlenmiştir. (örnekler için bkz. Özen Ülgen,
Anayasa Yargısında İlk İnceleme, İstanbul 2013, s. 272). Buna karşın bu konu
Anayasanın 152/1. maddesinde; “uygulanacak kanun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin…” ibaresiyle açıklanmış, aynı husus 6216 sayılı Kanunun 40.
maddesinde; “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun
veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse …”
şeklinde daha geniş bir kapsamda belirlenmiştir.
3. AYM de çeşitli kararlarında uygulanacak kuralın ne
şekilde belirleneceğini açıklamıştır. Örneğin; “Davada uygulanacak yasa kuralı,
bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye ya
da kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kuraldır.” (AYM 29.9.2005, 2005/102
E. – 2005/58) ya da; “Uygulanacak yasa kurallarından amaç, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan yahut tarafların
istek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için ön planda (göz önünde)
tutulması gereken kurallardır.” (AYM 12.2.2007, 2003/40 E. – 2007/96
K.11.4.2000, 2000/22 E.-2000/7 K.). AYM uygulamasında da bilindiği üzere bir
hukuk veya ceza davasının ilerlemesi veya karar verilmesi sürecinde ilgili
mahkemenin görevi veya delil ikamesiyle ilgili usul kuralları ve maddi
meselenin çözümüyle alakalı kanun hükümleri, mahkemenin uygulayacağı kural
olarak kabul edilmektedir. Ancak ilgili kuralın davada teorik olarak uygulanma
ihtimali yeterli görülmemeli, somut olay koşullarında kuralın uygulanması imkan
dahilinde ve muhtemel kabul edilebilmelidir. Diğer taraftan AYM davanın
sonuçlandırılmasında dolaylı olarak etkili olan kuralların da uygulanacak kural
sayılabileceğini kabul etmiştir; “Davada uygulanacak kuraldan, sonucu
değiştirecek nitelikte doğrudan veya dolaylı biçimde uygulanacak kuralların
anlaşılması gerekir” (AYM 25.3.1997, 1997/31 E. – 1997/38K.).
4. Tazminat veya alacak istemini içeren bir hukuk
davasında uyuşmazlığın sonuçlandırılabilmesi çok farklı kanun hükümlerinin
uygulanmasını gerektirebilir. Sözü edilen kanun hükümlerinin bir kısmı
uyuşmazlığın doğrudan çözümüyle ilgili olmayabilir ise de dolaylı olarak
uygulanması gerekebilir. Sözgelimi icrai davranışla görevi kötüye kullanma
suçuyla ilgili ceza yargılaması sırasında doğrudan uygulanacak hüküm TCK’nın
257. maddesi iken, köy muhtarı olan sanığın görev alanını belirleyen köy
kanununun somut olayla ilgili hükmü de uyuşmazlığın çözümü için uygulanması
gereken dolaylı kural mahiyetindedir. Yine örneğin trafik kazası dolayısıyla
kaska sigortacısının sigortalısına yaptığı ödeme nedeniyle haksız fiil failine
yönelik açtığı rücu davasında rücuya ilişkin Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu
hükümleri doğrudan uygulanacak hükümler ise de somut olayda davalının trafik
kurallarına aykırı davranıp davranmadığının tespiti için 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması da gerekmektedir.
Nitekim AYM de bir kararında, karşılıksız çek keşide etme suçunu yargılamakla
görevli mahkemenin, 3167 sayılı Kanunun 16/1. maddesiyle birlikte, hükümde
uygulaması gerektiğini ifade ettiği 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/son
maddesindeki ‘avukata aittir’ ibaresinin de uygulanacak kural olduğuna karar
vermiştir (bkz. AYM 3.3.2004, 2002/126 E. – 2004/27 K.)
5. İncelemeye Konu İtiraz Davasında Uygulanacak
Kuralın Tespiti Sorunu : İtiraz başvurusunda bulunan mahkemenin önündeki
dava, bir polis memurunun görevi sırasında üçüncü kişi tarafından yaralanması
nedeniyle 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca verilen tazminat bedelinin
İçişleri Bakanlığı’nca rücu yoluyla haksız fiil faili üçüncü kişiden
istenilmesine ilişkindir. Davaya bakacak olan Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi,
her ne kadar Yargıtay tarafından rücu davasında olay tarihi esas alınsa dahi,
ilgili davada tazminatın ödenme nedenini oluşturan ve bu nedenle rücuda dikkate
alınması gereken anılan kuralın karar tarihini esas aldığı, bu kuralın esas
alınarak uygulanması durumunda davalının aleyhine bir sonuç doğurduğu ve bu
nedenle kuralın mülkiyet hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal isteminde
bulunmuştur.
6. Rücu davası, ifa yükümlüsü adına bir borcu yüklenerek
yerine getiren kimsenin, zarar sorumlusundan ödediği bedeli talep ettiği bir
dava türüdür. Rücu hakkından söz edilebilmesi için, bir kişinin aslen başkasına
ait bir borcu kanun veya sözleşme gereği üstlenerek ödemesi gerekir. Bu olayda
borcun üçüncü kişi yerine üstlenilmesinin nedeni kanundur. Kanun idareye,
görevi sırasında kolluk görevlisine verilen zararı karşılamak üzere özel bir
hesaplama yöntemiyle bir tazminat ödenmesi ödevi yüklemektedir. İdare de
ödediği bu bedeli zarar sorumlusundan istemektedir. Bu bedel, bir risk
karşılığı ödenen sigorta bedeli değildir. Nitekim Kanunun 6. maddesinde görev
sırasında görülen zararlar dolayısıyla kurumların ödemekle yükümlü
tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi
tazminatın gözönünde tutulacağı belirtilmektedir. Yargıtay da bir kararında,
hakkındaki ceza yargılaması sırasında failin verdiği zarar nedeniyle kolluk
görevlisine yaptığı ödemenin, 2330 sayılı Kanunun 6. maddesi gereği maddi ve
manevi zararın karşılığı olarak ödendiğinin ve dolayısıyla ödenen bedelin
tazminat miktarından indirilmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. Y.4.HD.
14.2.2018, 2016/5050 – 2018/910).
7. Rücu davalarında talep hakkı ödeme tarihinde doğduğu gibi talep de ödenen miktarla sınırlıdır. Sonuç olarak rücu hakkının, başkasına ait borcu ifa edenin mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi karşılamayı amaçlayan tazminat niteliğinde bir talep hakkı olduğu söylenebilir. Başkasının verdiği zararı gidermeyi sağlayan ilgili kanun hükmünde özel bir düzenleme bulunmadığı takdirde elbette rücu hakkının yasal dayanağı borçlar hukukunun genel hükümleridir. Fakat bu durum, rücuya temel olan, başka deyişle üçüncü kişinin verdiği zararı (borcu) üstlenmeyi gerektiren kanun hükümlerinin rücu davasında hiçbir şekilde uygulanmayacağı anlamına gelmemektedir.
8. Nitekim Yargıtay kararlarında tazminatın hesaplanması
yöntemini belirleyen 2330 sayılı Kanunun 3. maddesine dayalı olarak bozma
kararları verildiği görülmektedir. Örneğin davacı İçişleri Bakanlığı tarafından
zarar verdiği iddia edilen şahsa karşı açılan ve mahkemece kısmen kabulüne dair
verilen kararın temyiz yoluyla incelendiği bir olayda; “Mahkemece hükme esas
alınan bilirkişi raporunda 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi 1. fıkrasının (a) ve
(b) bentlerine uygun olmayan yöntemle hesaplama yapılmıştır. Şu durumda,
rücunun kapsamının 2330 sayılı Kanunun 3. maddesi esas alınmak suretiyle en
yüksek devlet memuru brüt aylığının 100 katı tutarının iş ve gücüne engel
bulunan her gün için yüzde bir oranında yapılacak hesaplama ile belirlenmesi
gerekirken hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu ve eksik incelemeye
dayalı olarak hüküm kurulması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması
gerekmiştir.” gerekçeleriyle bozma kararı verilmiştir (Y.4.HD. 5.12.2018,
2016/12340 – 2018/7615. Benzer diğer kararlar; 4.HD. 3.12.2019, 2017/2103 –
2019/5735; 4.HD. 15.4.2015, 2015 – 2671/4826). Ayrıca dikkat edilmelidir ki
Yargıtay iptali istenen “karar tarihindeki” ibaresini “olay tarihinde”
biçiminde yorumlayıp uygulamaktaysa da bozma kararında tazminatı belirlerken
Borçlar Kanununa gönderme yapmamakta, aksine; “olay günündeki katsayıya göre
yapılacak hesaplama” (4.HD. 14.10.2019, 2017/968 – 2019/4586) veya “haksız fiil
tarihindeki en yüksek brüt aylığının esas alınması gerekir” gerekçeleriyle,
tazminatın belirlenmesinde doğrudan veya dolaylı biçimde 2330 sayılı Kanunun 3.
maddesini ve bu arada (b) bendini temel almakta, başka deyişle bu kuralı
uygulamaktadır. Bu uygulamanın amacı, idarenin kamu görevlisine yaptığı
ödemenin, kanun hükümlerine uygunluğunu tespit etmektir. Zira borçlar hukuku
ilkelerine göre yaptırılan bilirkişi incelemesinde zarar miktarı daha çok
belirlense dahi, idarenin Kanunda öngörülen hesap sistemine aykırı biçimde
yapacağı fazla ödemenin rücu edilmesi imkanı bulunmamaktadır. Yargıtay anılan
bozma kararlarıyla bu durumu tespit etmektedir. Nitekim itiraz yoluyla iptal
isteminde bulunan yerel mahkeme de Yargıtay’ın farklı değerlendirmesine karşın,
kanunda “karar tarihindeki” ibaresinin yer aldığını, bu hükmü uyguladığında
davalının aleyhine olacağını belirtmektedir. Örneğin karar tarihindeki brüt
aylığa göre hesaplandığında idare tarafından memura 100.000TL ödeme yapılacak
iken dava tarihi esas alınırsa söz gelimi 80.000TL ödenebilecektir. Memurun
yaralanması nedeniyle borçlar hukuku kuralları gereği belirlenen gerçek zararın
daha az (örneğin 70.000TL) belirlenmesi durumunda bu uygulamanın sonuca bir
etkisi olmayacak, fakat aksi halde (örn. 110.000 TL olması gibi) idarenin
ödediği rakamın (örnekte 100.000TL) tamamının rücuen ödenmesine karar verilecek
ve bu durum rücu borçlusu aleyhine sonuçlanacaktır.
9. Sonuç olarak, rücu ile ilgili özel bir hüküm
bulunmamakla birlikte, dava açan idarenin üçüncü kişiye yaptığı ödemenin hukuki
bir dayanağının bulunup bulunmadığının öncelikle tespit edilmesi bir
zorunluluktur. Bu nedenle rücu davasına bakan mahkemenin, idarenin yaptığı
ödemenin kanuni dayanağının varlığını ve ödemeyi kanunda belirtilen yönteme
uygun yapıp yapmadığını, başka deyişle ödeme ile haksız fiil arasında illiyet
bağının kurulup kurulmayacağını belirlemek adına 2330 sayılı Kanunun kuralı da
içeren 3. maddesini uygulaması zorunludur. Kanundaki hesap yöntemini aşan
miktarda bir ödeme olduğunda, ödeme ile haksız fiil arasında illiyet bağı
kurulamayacağı için (belirlenen gerçek zarar miktarına bağlı olarak) aşan kısma
yönelik talebin reddedilmesi gerekebilecektir. Nitekim verdiğimiz örneklerden
de gerek ilk derece mahkemelerinin anılan kanun gereği ödeme yapılıp
yapılmadığını belirlemek için bilirkişi raporu aldığı, Yargıtay’ın da bu
kuralları uyguladığı açıkça görülmektedir. Bu nedenlerle iptali istenilen kural
ve ibarenin uyuşmazlıkta uygulanacak bir kural olmadığı görüşüne
katılmamaktayım.
Üye
Yıldız
SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin
MENTEŞ
Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili
Anayasa Mahkemesi, E. 2020/2, K. 2020/1, 22 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası