İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2020/87 K.2022/44

31911

Esas2020/87Karar2022/44Tarih21 Nisan 2022Okuma26 dk · 5.219 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
21 Nisan 2022
Esas Sayısı
2020/87
Karar Sayısı
2022/44
R.G. Tarih - Sayı
2/8/2022 -
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.219 kelime·26 dk okuma·27 bölüm

31911

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR

1. Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (E.2020/87)

2. Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2021/21)

İTİRAZLARIN KONUSU

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY

Sanıklar hakkında kumar oynanması için yer ve imkân sağlama ile trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 5. maddesi şöyledir:

“Geçici Madde 5- (Ek:17/10/2019-7188/31 md.)

(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla;

a) 102 nci maddede yapılan düzenleme, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren üç ay sonra uygulanır.

b) 236 ncı maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yapılan düzenleme uyarınca kurulması gereken merkezler, en geç 1/9/2020 tarihine kadar faaliyete geçirilir. Bu tarihe kadar mevcut uygulamaya devam olunur.

c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır.

d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.

e) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, kovuşturma evresine geçilmiş dosyalarda kamu davasının açılmasının ertelenmesi hükümleri uygulanmaz.

f) 286 ncı maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmek koşuluyla aynı suçlarla ilgili olarak bölge adliye mahkemelerince verilmiş kesin nitelikteki kararlar hakkında da uygulanır. Bu bendin uygulandığı hâlde, cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, 100 üncü madde uyarınca tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince değerlendirilir.

g) 308/A maddesinde yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığınca yapılan itirazların incelenmesine ilişkin getirilen usul, bu maddenin yayımlandığı tarihten önce itiraz yoluna başvurulup reddedilmiş olan itirazlar hakkında uygulanmaz.

h) Aile mahkemeleri ile çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde görev yapan psikolog, pedagog ve sosyal çalışma görevlilerine ilişkin düzenlemeler, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonra uygulanır.”

II. İLK İNCELEME

A. E.2020/87 Sayılı Başvuru Yönünden

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Basri BAĞCI’nın katılımlarıyla 10/12/2020 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.

maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak

bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı

görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının

ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa

Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir

mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve

mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen

kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise

bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde

veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte

bulunan kurallardır.

3. Başvuru kararında 5271 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin iptali talep edilmiştir.

4. Bakılmakta olan davanın konusu kumar oynanması için yer ve imkân sağlama suçundan sanık hakkında verilen hükmün istinaf incelemesine ilişkindir.

5. İtiraz konusu kural seri muhakeme usulünün yanı sıra bakılmakta olan davanın konusu olmayan basit yargılama usulü yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın esasına ilişkin incelemenin “seri muhakeme usulü” yönünden yapılması gerekir.

6. Açıklanan nedenle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan bentte yer alan “…seri muhakeme usulü…” ibaresi yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E.2021/21 Sayılı Başvuru Yönünden

7. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI ve İrfan FİDAN’ın katılımlarıyla 3/3/2021 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.

8. Başvuru kararında 5271 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (d) bendinin iptali talep edilmiştir.

9. Bakılmakta olan davanın konusunu 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda seri muhkeme usulünün uygulanmaması oluşturmaktadır. Bu nedenle kuralda yer alan “…hükme bağlanmış veya kesinleşmiş…” ibaresinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

10. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda iptali talep edilen kuralların Anayasa’nın hangi maddelerine aykırı olduklarının açıklanması gerektiği belirtilmiş; anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.

11. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermesi gerektiği ifade edilmiştir. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği belirtilmiştir.

12. Yapılan incelemede, itiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından itiraz konusu kuralda yer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresinin hangi nedenlerle Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğunun gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır.

13. Diğer yandan itiraz konusu kuralda yer alan “1/1/2020 tarihi itibarıyla…”, “…dosyalarda…” ve “… uygulanmaz.” ibareleri seri muhakeme usulünün yanı sıra bakılmakta olan davanın konusu olmayan basit yargılama usulü yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla kuralın kalan kısmının “kovuşturma aşamasına geçilmiş” ibaresi ile sınırlı olarak incelenmesi ve esasa ilişkin incelemenin “seri muhakeme usulü” yönünden yapılması gerekir.

14. Açıklanan nedenlerle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin;

A. (d) bendinde

yer alan “…hükme bağlanmış veya kesinleşmiş…” ibaresinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B. (d) bendinde

yer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresine ilişkin itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,

C. (d) bendinin

kalan kısmının esasının incelenmesine, esas incelemesinin “…kovuşturma evresine geçilmiş,…” ibaresi ile sınırlı olarak “seri muhakeme usulü” yönünden yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARI

15. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş,…” ibaresinin “seri muhakeme usulü” yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2021/21 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2020/87 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2020/87 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 3/3/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

16. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

17. 5271 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin (d) bendi 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulünün uygulanmayacağını öngörmektedir. Anılan bentte yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmakta olup kural “seri muhakeme usulü” yönünden incelenmiştir. Kuralla 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür.

18. Kural, dosyaların ceza muhakemesinin ilerleyişinde bulunduğu aşamaları dikkate alarak seri muhakeme usulünün uygulanmasını önlemektedir. Anılan Kanun’un 2. maddesinin (f) bendinde kovuşturmanın iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği belirtilmiştir. Kanun’un geçici 5. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (d) bendinde ise kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalardan söz edilmek suretiyle üçlü bir ayrım öngörülmüştür. Bu ayrım dikkate alındığında anılan bentte kovuşturma kavramının iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre anlamında kullanılmadığı açıktır.

19. İtiraz

konusu kuralın kanunlaşma süreci dikkate alındığında itiraz konusu “…hükme bağlanmış…” ibaresinin ilk derece

mahkemesince hüküm verilmiş ancak henüz kesinleşmemiş kanun yolları

aşamasındaki dosyaları ifade ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim kuralın yer aldığı

bentte Adalet Komisyonunca yapılan değişikliğin “1/1/2020 tarihi itibarıyla

söz konusu usuller uygulanmaya başlandığında, kovuşturma evresine geçilerek

duruşma günü verilen dosyalar olacağı gibi duruşma açılan veya hüküm verilmek

suretiyle istinaf veya temyiz aşamasında olan dosyalar da olacaktır. Bu durumda

genel hükümlere göre kovuşturma evresine başlanan dosyaların yine genel

hükümlere göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Tüketilmiş evreler bakımından

bu usullerin uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle, uygulayıcı hâkim

ve savcıların tereddüt yaşamamaları amacıyla belirtilen hususa ilişkin geçici

bir düzenleme yapmak suretiyle, seri muhakeme usulü ile basit yargılama

usulünün uygulanmaya başlandığı tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş,

hükme bağlanmış olmakla istinaf veya temyiz aşamasına geçmiş ya da kesinleşmiş

dosyalarda bu usullerin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmektedir.”

biçimindeki gerekçesi de bunu ortaya koymaktadır.

20. Seri muhakeme usulü, Kanun’da açıkça düzenlenen suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yolu olarak öngörülmüştür. Seri muhakeme usulünün uygulanması için Kanun’un 250. maddesindeki şartların gerçekleşmesi gerekir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında; aynı fıkranın (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan katalog suçlarla ilgili olarak yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde söz konusu usulün uygulanacağı belirtilmiştir.

21. Maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına göre Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirir; Cumhuriyet savcısı tarafından anılan usulün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.

22. Maddenin (4) numaralı fıkrasında ise seri muhakeme usulünün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısının 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hususları gözönünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirleyeceği hükme bağlanmıştır.

B. İtirazların Gerekçeleri

23. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kuralın fail lehine düzenlemeler içeren seri muhakeme usulünün geçmişe dönük şekilde uygulanmasına engel oluşturduğu, bu durumun suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığı, kuralın kesinleşmemiş yargılamalarda sanık lehine olan düzenlemelerin uygulanmasını önlediği için hukuk devleti ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

24.

Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman

yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;

kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır

bir ceza verilemez” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da

“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilmek

suretiyle cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır.

Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi

uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek

cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları

belli olacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak

fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve

özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır.

25. Suçta

ve cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığı

uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf

olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Kanunsuz ceza olmaz”

başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zaman

ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden

dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan

cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin

Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “Hiç

kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç

sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir

fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez.

Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza

öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.” denilmek

suretiyle bu ilkeye yer verilmiştir.

26. Suçta

ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve

özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar

yönünden özel düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik

ilkesi, cezalandırmanın temel haklara etkisinden kaynaklanan özel önemi

nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt ilkeler de içerecek

şekilde gelişmiştir. Bu bağlamda hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin

gereği olarak Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseye

suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza

verilemez” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza

normlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural

kanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması

yasağı olarak ifade edilmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç

olmaktan çıkarması veya aynı suç için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda

ise diğer bir alt ilke olan lehe kanunun uygulanması ilkesi gündeme

gelmektedir.

27. Fiilin

işlenmesinden hükmün kesinleşmesine kadar geçen ceza muhakemesi sürecinde bir

suç için fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan ve daha sonra yürürlüğe giren

kanun olmak üzere uygulanması mümkün birden fazla kanun hükmü söz konusu

olabilmektedir. Suç nedeniyle başta hürriyeti bağlayıcı cezalar olmak üzere

uygulanan çeşitli ceza ve güvenlik tedbirleri temel hak ve özgürlüklere

müdahale oluşturduğundan Anayasa cezayı ağırlaştıran kanunun yürürlük

tarihinden önce işlenmiş suçlara uygulanmasını açık biçimde yasaklamıştır.

Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin bir sonucu olan bu yasak, aynı zamanda

suçun işlendiği tarihteki kanuna göre lehe olan sonraki kanunun uygulanmasını

da gerekli kılmaktadır. Zira işlendiği tarihte suç sayılan bir fiilin daha

sonra yürürlüğe giren kanun ile suç olmaktan çıkarılması veya ilga edilen

kanuna nazaran anılan suç fiiline daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda

mülga kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul

edilmesi, suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve

cezaların kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak

beklemeyecekleri, dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları

sonucunu doğuracaktır. Bunun ceza hukuku alanında kişilerin hukuki

güvenliklerini anayasal güvenceye bağlamayı amaç edinen suç ve cezaların

kanuniliği ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.

28. Öte yandan lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen sosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı kabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce işlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

29. Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza yargılamasında lehe kanunun uygulanmasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında anayasal bir zorunluluk olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, §§ 13-20).

30.

Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu

bentte yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş,…”, “…hükme bağlanmış…”

ibarelerinin “basit yargılama usulü yönünden” iptaline karar

vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4,

14/1/2021, §§ 27-28). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla

sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun

tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması

durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle

kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe

yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu

kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme

bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün

uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit

edilmiştir.

31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).

32. İtiraz

konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da

hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını

öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4)

numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı

oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir (bkz. § 22). Buna göre itiraz

konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış,

dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde

fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla

kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını

öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu

niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa

Mahkemesinin 25/6/2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve

E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir

bir durum söz konusu değildir.

33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN, Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususlar Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında ele alınmış olduğundan Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın Başlangıç kısmı yönünden incelenmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış…” ibaresinin “…seri muhakeme usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 21/4/2022 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 7188 sayılı Kanunun 31. maddesiyle CMK’na eklenen geçici 5. maddenin (d) bendi şöyledir: “1.1.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” AYM daha önce verdiği 2020/33 sayılı kararı ile basit yargılama usulü yönünden “kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresinin iptaline karar vermişti. Mahkeme’nin 2021/4 sayılı kararı ile de aynı maddedeki “hükme bağlanmış” ibaresi basit yargılama usulü yönünden iptal edilmişti. Son karara tarafımızca karşıoy kullanılmıştı.

2. Mahkememiz kararını oluşturan çoğunluk gerekçesi iptal

nedenini Anayasanın 38. maddesinde yer alan lehe kanunun geçmişe yürütülmesi

ilkesine dayandırmıştır. Anılan ilkenin maddi ceza hukuku normlarındaki lehe

değişiklikler bakımından geçerli olacağında bir tartışma bulunmamaktadır.

Bununla birlikte seri muhakeme usulünün zaman bakımından uygulanmasıyla ilgili

incelenen kural yönünden aynı ilkenin geçerli olduğunun söylenemeyeceği

düşüncesindeyiz. Nitekim bu düşüncemizin temellerini Mahkememizin 2021/4 sayılı

kararına yazdığımız karşıoyda dile getirmiştik. Seri yargılama usulü

uygulandığında sanık lehine ceza indirimi sağlıyor ise de maddi hukuk kuralı

olmayıp, adı üzerinde bir yargılama (usul) kuralı olduğu açıktır. Bilindiği

üzere maddi hukuk kuralları, suç unsurlarını ve yaptırımını kapsayan ceza

hukuku normlarıyla ilgilidir. Bu tür normlarda unsur veya yaptırımda değişiklik

yapan kuralların da maddi hukuk normu olacağı tartışmasızdır.

3. Hukuki belirliliğin ve hukuk

güvenliğinin gereği olarak Anayasa’nın 38.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseye

suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza

verilemez” hükmüyle aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza

normlarının zaman bakımından uygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural

kanunilik ilkesinin bir alt ilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması

yasağı olarak ifade edilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabul

edilmiş bir güvence niteliğindedir. Toplumun

değişen anlayış ve ihtiyaçlarına göre suç sayılan fiiller için uygulanacak

cezalar, nitelik ve nicelik olarak zamanla değişebilmektedir. Suç tarihinden

sonra yürürlüğe giren kanunun aynı fiili suç olmaktan çıkarması veya aynı suç

için daha hafif bir ceza öngördüğü durumlarda ise diğer bir alt ilke olan lehe

kanunun geçmişe uygulanması ilkesi gündeme gelmektedir. Bu ilkenin

uygulanması bakımından kural olarak sonraki kanunun fiili suç olmaktan

çıkarması veya fiile daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda lehe kanundan söz

edilir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında belirtildiği üzere; “işlendiği

tarihte suç sayılan bir fiilin daha sonra yürürlüğe giren kanun ile suç

olmaktan çıkarılması veya daha hafif bir ceza öngörülmesi durumunda mülga

kanunun aleyhe hükümlerinin uygulanmaya devam edileceğinin kabul edilmesi,

suçların ve cezaların ancak kanunla belirleneceğini emreden suç ve cezaların

kanuniliği ilkesi karşısında bireylerin objektif olarak beklemeyecekleri

dolayısıyla öngöremeyecekleri bir ceza ile cezalandırılmaları sonucunu

doğuracaktır. Lehe ceza kanununun geçmişe uygulanması hukuk devletiyle

bağlantılı olarak adalet ve hakkaniyet ilkelerinin de bir gereğidir. Gelişen

sosyal düzen ve değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında artık suç oluşturmadığı

kabul edilen veya daha hafif ceza öngörülen bir fiilin yalnızca daha önce

işlenmiş olması nedeniyle daha ağır bir yaptırıma tabi tutulması adalet ve

hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.” (bkz. AYM, E.2019/9, K.2019/27,

11/04/2019, par. 18, 19).

4. AYM’nin bizim de katıldığımız anılan kararında

belirtilen değerlendirmeler maddi bir ceza normunda yapılan değişiklikler

bakımından mutlak olarak geçerlidir. Başka deyişle doğrudan suç tanımında,

yaptırımında, yaptırımı belirleyen veya bireyselleştiren maddi ceza hukuku

kurallarında (örn. TCK m. 29-44; 61-62) yapılan lehe değişikliklerin Anayasanın

38/1. maddesi kapsamında geriye yürütülmesi zorunluluğu kabul edilmelidir.

Örneğin normda tanımlanan fiilin suç olmaktan çıkartılması veya cezasının

miktar veya nitelik yönüyle hafifletilmesi bu şekildedir. Çünkü AYM kararında

da ifade edildiği üzere bu tür değişiklikler, gelişen sosyal düzen ve değişen

toplumsal ihtiyaçlar karşısında hukuk düzeninde bu tür eylemlerin artık suç

oluşturmadığı veya daha hafif bir yaptırımla karşılanması gerektiğinin kabul

edildiği anlamına gelmektedir. Sözü edilen değişiklikler, fiilin artık yeni

hukuk düzeninde haksızlık teşkil etmediği veya haksızlık içeriğinin daha hafif

kabul edildiği anlamına gelmektedir. Maddi ceza hukukuna ilişkin böylesi

düzenlemelerin sanık lehine yansıtılması hukuk devleti ilkesi kapsamında adalet

ve hakkaniyet ilkelerinin ve Anayasanın 38/1. maddesinin gereği olarak

görülmelidir.

5. Bununla birlikte bir usul hukuku kuralının

uygulanmasının dolaylı sonucu olarak ceza indirimi uygulanması veya niteliğinin

değiştirilmesini gerektiren kanun değişikliklerinde hukuk düzeninin ve toplumun

bu suçun haksızlık algısında veya yaptırımında değişiklik öngördüğü sonucu

çıkarılamayacaktır. Başka bir anlatımla soyut biçimde “bir kural değişikliğinin

sanık lehine olması” ölçütü her durumda lehe hükmün geriye yürütülmesi için

yeterli bir kriter olarak kabul edilmemelidir. Bu ölçüt maddi ceza hukuku

kurallarındaki değişikliklerde uygun ise de usul kurallarını karşılamakta

yetersizdir. Yasamanın asliliği ve genelliği ilkesi gereğince, adalet

sisteminin verimli çalışması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ya

da onarıcı adalet anlayışlarına bağlı olarak genel yargılama yöntemlerine

alternatif usullerin öngörülmesi her zaman mümkündür. Kanun koyucu bu tür

kuralların yürürlükten önceki tarihli usul işlemlerine ve hatta kesinleşmiş

uyuşmazlıklar bakımından da uygulanması konusunda tercihte bulunabilir. Bu

tercihini kimi durumda uygulamayı kısıtlayıcı kural koymayarak da yapabilir.

Fakat kimi kamusal kaygılarla ve hatta öngörülen usul kuralının mahiyeti gereği

belli usul aşamaları sonuçlanmış uyuşmazlıklarda yeni usulün uygulanmaması

gerektiğini de kabul edebilir. Ceza normu ile yasaklanan fiilin haksızlık

vasfını veya ilgili maddesinde öngörülen cezasını değiştirmeyip, bir usul

kuralına bağlı olarak yaptırımı sanık lehine etkileyen kuralların geçmişe yürürlüğü

bakımından başka bir kriterin uygulanması gerekmektedir. Bu kriterin, öngörülen

yeni usul kuralının ceza soruşturması ve kovuşturması süreçlerindeki uygulanabilirliği

olduğu değerlendirilmelidir. Bu açıdan, uygulanabilirlik kriterinin, öngörülen

yeni usul kuralının mahiyetinden çıkartılması gerekir. Esasen geçici 5.

maddedeki bu kurala ilişkin Adalet Komisyonu gerekçesinde de ; “genel

hükümlere göre kovuşturma evresine başlanan dosyaların yine genel hükümlere

göre sonuçlanması gerekmektedir. Tüketilmiş evreler bakımından bu usullerin

uygulanması söz konusu olmayacaktır.” ifadeleriyle de bir anlamda

uygulanabilirlik kriterinin esas alındığı görülmektedir.

6. Nitekim AYM daha önce “1.1.2020

tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresi hakkında verdiği iptal

kararının gerekçesinde, “henüz hüküm kurulmamış olması dolayısıyla yeni

usulün uygulanabileceği dosyalarda” ibaresiyle basit yargılama usulünün

uygulanabilirliği kriterine işaret etmiştir (bkz. AYM, K.2019/27, par. 27).

Mahkememiz, basit yargılama usulü yönünden geçici 5. maddedeki “kesinleşmiş

dosyalarda” ibaresinin iptal istemini reddederken de aynı kriterden söz

etmiştir; “Muhakeme sürecinin kesinleşmiş mahkeme kararıyla tamamlanması

nedeniyle kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanabilirliği

bulunmamaktadır. Dolayısıyla kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama

usulünün uygulanmamasını öngören kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık

teşkil etmez.” (AYM 14.1.2021, 2020/81 E. – 2021/4 K.)

7. Belirttiğimiz uygulanabilirlik kriterinin alternatifi

ise; uygulanacak ceza miktarını doğrudan veya dolaylı biçimde azaltan her türlü

kanun değişikliğinin geçmişe yürütülmesi gerektiği görüşüdür. Bu görüş Yargıtay

kararlarında da benimsenmekte ve bir yönüyle maddi ceza hukukuna temas ettiği

belirtilen usul kurallarının da geçmişe yürütülmesi gerektiği savunulmaktadır.

Ancak, bu yorum lehe kanunun geriye yürürlüğü ilkesini belki maksadı aşan bir

sınırsızlığa evriltmekte ve bu yolla yasamanın genelliği ilkesine karşın kanun

koyucunun benzer usul düzenlemeleri yapma konusundaki iradesi bir anlamda

sınırlanmış olmaktadır. Çünkü kanun koyucu böylesi bir yorum nedeniyle

yargılama usulüyle ilgili her değişikliğin, kesinleşen dosyalardaki

yargılamaların dahi tekrarlanmasına yol açması riski karşısında, bu alternatif

maliyeti hukuk sisteminin ve toplumun üzerine yükleyip yüklememenin hesabını

yapmak durumunda olacaktır.

8. Bu doğrultuda, incelenen Kanunun geçici 5/d.

maddesi ile, bir usul hukuku kurumu olduğunda şüphe bulunmayan seri

yargılama usulünün, kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış davalarda

uygulanamayacağı belirtilmiştir. Böylece usuli bakımından farklı safhalardaki

(kovuşturma evresindeki) davaların seri usul uygulanması amacıyla tekrar

soruşturma evresine aktarılması önlenmek istenmiştir. CMK’nın 250. maddesinde

düzenlenen seri yargılama usulü uygulandığında iddianame düzenlenmemekte, bir

kovuşturma yürütülmemektedir. C. Savcısı mahkemeden bu usulün uygulanmasını

yazı ile talep etmekte, mahkeme uygun görmediği takdirde talebi reddedip genel

hükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyayı C. Savcısına iade etmektedir.

Görüldüğü üzere seri usul tümüyle soruşturma evresine özgü, basitleştirilmiş,

istisnai ve özel bir usul hukuku düzenlemesidir. Bu usule ilişkin kurallar,

kapsam içindeki suçların unsurlarında veya ceza miktarında doğrudan bir

değişiklik yapmamaktadır. Usulün uygulanmasına bağlı olarak ceza indirimi

yapılıyor olması da kuralın maddi hukuk kuralı olarak kabulünü zorunlu

kılmamaktadır.

9. Şu halde düşüncemize göre kanunda öngörülen seri

yargılama usulü tümüyle soruşturma evresine özgülenmiş bir usul

hukuku kurumudur. Bu nedenle konunun, lehe kuralların geçmişe yürütülmesi

ilkesinin usul kuralları yönünden uygulanmasında esas alınması gereken

uygulanabilirlik kriteri doğrultusunda ele alınması gerekir. İddianame

düzenlenerek davası açılmış ve kovuşturma evresine geçilmiş davalar bakımından

seri yargılama usulünün uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Bu nedenle

kovuşturma evresine geçilmiş ve hükme bağlanmış davalarda uygulanabilir olmayan

seri yargılama usulü bakımından lehe kanunun geriye yürütülmesi ilkesinin

geçerli olmadığı için iptal talebinin reddi gerektiği görüşündeyim.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

Üye

Recai

AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin

MENTEŞ

Üye

Basri

BAĞCI

Üye

İrfan

FİDAN

Üye

Kenan

YAŞAR

KARŞI OY GEREKÇESİ

Mahkememiz sayın çoğunluğunca 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan “…kovuşturma evresine geçilmiş,…” ibaresinin aynı bentte yer alan “…seri muhakeme usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun ile ceza muhakemesi sistemimize seri muhakeme usulü adıyla yeni bir düzenleme getirilmiştir. Seri muhakeme usulü 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesinde düzenlenmiştir. 7188 sayılı kanun ile getirilen seri muhakeme usulü soruşturma ve kovuşturma usulüne göre farklı ve kendine özgü bazı kurum ve kavramları beraberinde getirmiştir.

İyi işleyen etkin bir ceza adalet sisteminin inşası, hukuk devletinin temel amaçlarından birisidir. Bu amacın gerçekleşmesi için, toplumdaki uyuşmazlıkların en kısa sürede, en az masrafla, en etkili ve tarafları tatmin eder bir biçimde sonuçlandırmak önem arz etmektedir. Bu nedenle de dünyada alternatif çözüm yöntemleri geliştirilmekte ve yaygınlaştırılmaktadır. Bu usuller ile amaçlanan, adalet sistemini zorlayan iş yükünü hafifleterek bozulan kamu düzeninin tesis edilmesinin bir an önce sağlanmasıdır.

Seri muhakeme usulü; CMK 250. Maddesinde düzenlenmiş, kanunda sayılan suçlar bakımından klasik muhakeme usulüne göre farklı ve kendine özgü bazı kurum ve kavramları beraberinde getirmiştir.

İtiraz konusu kural belirli bir tarihten önce kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda seri yargılama usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Kuralın iptali halinde söz konusu dosyalarda da daha önce hangi yargılama işlemlerinin yapıldığına bakılmaksızın seri yargılama usulü uygulanabilecektir.

Bu nedenle sayın çoğunluğun salt ceza indirimi nedeniyle

kanunilik ilkesine aykırılık nedeniyle kuralın iptal edilmesi yönündeki kararı,

tükenmiş usul işlemlerinin yeniden başlatılmasına, kişiler hakkında başlamış

olan yargılamaya etkin katılım, duruşmada hazır bulunma hakkı, çelişmeli

yargılama hakkı gibi hakların kullanılmaması sonucunu doğurabilecektir. Kaldı

ki kuralın iptaliyle kanunda öngörülen salt ceza indiriminin kişiler hakkında

doğurduğu sonuçlar üzerinden düşünülecek olursa, bu yönden de söz konusu usulün

her durumda sanık lehine olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Zira

davada tarafların usule itiraz edip etmeyecekleri, hâkimin davada bu usulü

uygulayıp uygulamayacağı, istinaf ve ilk derece mahkemelerinde usul

işlemlerinin başlatılması konusunda bir istikrar sağlanıp sağlanmayacağı önceden

belirlenebilecek nitelikte değildir.

Bu bağlamda, kovuşturma aşamasına geçilmiş olması

sayesinde duruşmada hazır bulunma hakkını elde etmiş olan sanıktan rızası dahi

olmaksızın mahkeme huzurunda sözlü savunma hakkını, tanık dinletme ve tanığa

soru sorulmasını isteme hakkını, duruşmada okunacak delillere karşı

diyeceklerini sözlü olarak bildirme ve delil tartışmasını taraflarla birlikte

mahkeme huzurunda yapabilme hakkının geri alınması sanığın aleyhine sonuçlara

yol açabilecektir. Elbette seri yargılama usulünde de yazılı savunmanın ve

delillerin sunulabildiği, böylelikle sanığın mağduriyetine yol açılmayacağı

düşünülebilir. Ancak ceza yargılamalarında yüzyüzelik ilkesi ve duruşmaya

katılma hakkının önemi açıktır. Sanık mahkeme huzurunda, hâkimin sorgusu

sırasında dava konusunu aydınlatıcı bilgiler verebileceği gibi, sözlü

savunmanın avantajlarını kullanarak suç işlemediğine yönelik mahkemeyi daha

kuvvetli bir araçlarla ikna etme imkânını haiz olabilecektir.

Bununla birlikte seri yargılama usulünü düzenleyen 5271

sayılı Kanun’un 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasında mahkemenin 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesini dikkate alınmak suretiyle cezayı

belirleyeceği öngörülmüştür. Anılan madde incelendiğinde hâkimin, suç konusunun

önem ve değerini, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve

failin güttüğü amaç ve saik gibi nedenleri göz önünde bulundurarak, işlenen

suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel

cezayı belirleyeceği görülmektedir. Cezanın bireyselleştirmesinde sanık lehine

dikkate alınacak hususlar, özellikle duruşmada sanığın ve tanıkların yüz yüze

dinlenilmesi ve görülmesi sonrası edinilecek kanaatle oluşacaktır. Bu nedenle,

anılan madde uyarınca cezanın belirlenmesinde, duruşmada bulunma hakkı sanık

lehine önemli bir güvence oluşturmaktadır. Seri yargılama usulünde öngörülen

usul nedeniyle bazı güvencelerin uygulanmamasının esasen sanık aleyhine bir

sonuç doğurabildiği de ileri sürülebilir.

Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, sanık tarafından elde edilmiş olan duruşmada hazır bulunma hakkının, iptal kararında yer alan kanunilik ilkesi altında lehe kanun değerlendirmesi gerekçesine dayanarak, mahkemece resen ortadan kaldırılmasının her zaman sanık lehine bir sonuç doğurmayabileceğinin gözetilmesi gerekir.

Anayasa’da yer alan haklar ve ilkelerin yarıştığı ve kesiştiği yerlerde, pratik uyumlaştırma ilkesi gereği çatışan haklar, norm alanının belirlediği kendi nesnel sınırlarına göre yorumlanmalıdır.

Açıklanan gerekçelerle itiraz konusu kuralı Anayasa’ya aykırı görmediğimizden iptal isteminin reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun iptal kararına katılmıyoruz.

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

KARŞI OY GEREKÇESİ

4.12.2004 tarihli 5271 sayılı CMK’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesine eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinin “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresini geçirilmiş hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda … seri muhakeme usulü … uygulanmaz” bölümünün Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir.

1. Kanun koyucu söz konusu düzenleme ile bazı ispatı kolay, cezası düşük olarak değerlendirilen suçlara ilişkin uyuşmazlıkların hızlı bir şekilde çözülmesi, muhakeme süreçlerinin çeşitli usullerinden arındırılarak basitleştirmeyi ve kısıtlamayı amaçlamıştır.

2. Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması” ilkesi ile adil yargılanma hakkının diğer bileşenleri arasında bir denge sağlanarak, alternatif bir ceza sistemi getirilmek istenmiştir.

3. Usul hukukuna ilişkin yapılan düzenlemelerin lehe olan hükümlerin sanık lehine uygulanacağı hükmüne dayanılması mümkün olmamaktadır.

Ceza muhakemesi hukukuna ilişkin yasaların zaman bakımından uygulanması “derhal uygulanma” prensibine dayanır. Burada amaç yeni yasanın yürürlük tarihinden itibaren açılacak davaların tüm aşamalarında olduğu kadar daha önce açılmış davaların henüz yapılmamış işlemlere uygulanmasıdır. Bunun yanında eski yasanın yürürlükte olduğu aşamada tamamlanmış işlemlerin geçerli sayılması hedeflenir.

Ceza Muhakemesine ilişkin yürürlüğe giren yasanın sanığın lehine veya aleyhine olması önemli değildir. Bu bakımdan ceza muhakemesi yasaları ceza yasalarından farklı olup yeni yasa sanığın aleyhine de olsa uygulanır.

Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasında

genel ilke, yasa değişikliklerindeki geçici düzenlemelerde aksi belirtilmiş

olmadıkça, derhal uygulama “hemen uygulama” ilkesi geçerlidir. Bu ilke yeni

Yasanın eskisinden daha mükemmel olması ve ülkede aynı anda birden çok

yargılama yasasının uygulanmaması yasaların bulundukları süre içerisinde,

düzenledikleri alanlarda uygulanacağı görüşüne dayanmaktadır. Derhal

uygulanırlık ilkesinin doğal sonucu olarak, usul işlemleri, yapılacağı sırada yürürlükte

bulunan yargılama yasası hükümlerine tabi olacak ve ceza yargılaması sırasında,

yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanacak, ancak, bu durum,

önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde dönemde, o yasaya uygun biçimde

yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de

gerektirmeyecektir. Bu ilkenin sonucu olarak;

a. Usul işlemleri mutlaka yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.

b. Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.

c. Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri yeni yasaya tabi olacaktır.

d. Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır (Yarg. CGK. 22.11.2005, 2005/16-139, 2005/139).

4. İtiraz konusu kural belirli bir tarihten önce kovuşturma aşamasına geçilmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmamasını öngörmektedir. Kuralın iptali ile tekrar başa dönülmesi maçın skorunun bilerek maçın tekrarlanması gibi bir garip sonuç doğurmaktadır.

5. Bu sebeple itiraz konusu kuralı Anayasa’ya aykırı görmediğimizden iptale ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Üye Recai AKYEL Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Kenan YAŞAR

Anayasa Mahkemesi, E. 2020/87, K. 2022/44, 21 Nisan 2022 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuranlar
  4. İtirazların Konusu
  5. Olay
  6. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  7. II. İlk İnceleme
  8. A. E.2020/87 Sayılı Başvuru Yönünden
  9. B. E.2021/21 Sayılı Başvuru Yönünden
  10. A. (d) bendinde
  11. B. (d) bendinde
  12. C. (d) bendinin
  13. III. Birleştirme Kararı
  14. IV. Esasın İncelenmesi
  15. A. Anlam ve Kapsam
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Arslan
  18. Özkaya
  19. Yıldırım
  20. Dursun
  21. Güleç
  22. Akyel
  23. Seferinoğlu
  24. Menteş
  25. Bağcı
  26. Fidan
  27. Yaşar
  28. Karşı Oy Gerekçesi
  29. Karşı Oy Gerekçesi
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2020/87
Karar No
2022/44
Tarih
21 Nisan 2022

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2021/19 K.2022/46
  • AYM Norm Denetimi E.2021/71 K.2022/53
  • AYM Norm Denetimi E.2022/60 K.2022/56
  • AYM Norm Denetimi E.2022/55 K.2022/54
  • AYM Norm Denetimi E.2022/3 K.2022/71
  • AYM Norm Denetimi E.2022/4 K.2022/64

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.