İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2020/90 K.2023/88

Esas Sayısı : 2020/90

Esas2020/90Karar2023/88Tarih4 Mayıs 2023Okuma16 dk · 3.271 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2020/90
Karar No
2023/88
Karar tarihi
4 Mayıs 2023
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.271 kelime·16 dk okuma·17 bölüm

Esas Sayısı : 2020/90

Karar sayısı : 2023/88

Karar Tarihi : 4/5/2023

R.G.Tarih-Sayı : 14/6/2023-32221

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Düzce 2. İş Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 22/4/1926

tarihli ve 818 mülga sayılı Borçlar Kanunu’nun;

A. 26., 125. ve

128. maddelerinin,

B. 332. maddesine

29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın,

Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

OLAY

Maruz kaldığı iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan ödemelerin davalı işverenden kusur oranına göre rücuen tahsili talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu;

1. 26. maddesi şöyledir:

“4- İhmal yüzünden hata

Madde 26- Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf, eğer hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş veya vakıf olması muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez.

Eğer hakkaniyet icabederse hakim, mutazarrır olan tarafın lehinde daha fazla tazminat hükmedebilir.”

2. 125. maddesi şöyledir:

“1- On senelik müruru zaman

Madde 125- Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”

3. 128. maddesi şöyledir:

“a) Umumiyet itibariyle

Madde 128- Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.”

4. Kuralın da yer aldığı 332. maddesi şöyledir:

“4- Tedbirler ve mesai mahalleri

Madde 332- İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

(Ek : 29/6/1956 - 6763/41 md.) İş sahibinin yukarıki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı istiyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Basri BAĞCI’nın katılmalarıyla 10/12/2020 günü yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.

maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak

bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı

görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının

ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa

Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir

mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve

mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da

o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan

davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı

sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki

kurallardır.

3. Başvuru kararında 818 sayılı mülga Kanun’un 26. maddesinin de iptali talep edilmiştir. Anılan madde hata nedeniyle sözleşmeden dönülmesi hâlinde sözleşmeden dönen tarafın tazminat yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bakılmakta olan dava ise hata nedeniyle sözleşmeden dönülmesi durumunu konu edinmeyip maruz kaldığı iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma gelen sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan ödemelerin davalı işverenden kusur oranına göre rücuen tahsili talebine ilişkindir. Bu itibarla Kanun’un itiraz konusu 26. maddesinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

4. Öte yandan Kanun’un itiraz konusu genel zaman aşımını düzenleyen ve zamanaşımının başlangıç tarihini belirleyen 125. ve 128. maddeleri ile işveren aleyhine açılacak tazminat davasında zamanaşımına ilişkin bu hükümlerin uygulanacağını öngören 332. maddesinin ikinci fıkrasının hizmet akdi ile çalışanların uğradığı tüm zararların tazmini bakımından geçerli ortak kural niteliği taşıdığı, bakılmakta olan davanın konusunun iş kazası nedeniyle işçiye ödenen tazminatın rücuen işverenden tahsili olduğu gözetildiğinde itiraz konusu kurallara ilişkin esas incelemenin “17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi” yönünden yapılması gerekmektedir.

5. Açıklanan nedenlerle 22/4/1926 tarihli ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun;

A. 26. maddesinin

itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu maddeye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B. 125. ve 128. maddeleri ile 332. maddesine 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi yönünden yapılmasına,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Alparslan KOÇAK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Uygulanacak Kural Sorunu

7. 818 sayılı mülga Kanun’un 332. maddesinin itiraz konusu ikinci fıkrasında iş sahibinin anılan maddenin birinci fıkrası hükmüne aykırı hareket etmesi neticesinde işçinin ölmesi hâlinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminatın sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

8. Bakılmakta olan davanın konusu ise işçinin ölmesi hâline ilişkin olmayıp sürekli iş göremez duruma düşmesi nedeniyle rücuen tazminat talebidir. Bu itibarla söz konusu maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

9. Açıklanan nedenle 818 sayılı mülga Kanun’un 332. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

B. İtirazın Gerekçesi

10. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kurallarda zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağının ve üst sınırının belirtilmediği, makul ve belirlenebilir bir zamanaşımı süresinin öngörülmediği, bu nedenle kişilerin sürekli olarak dava tehdidi altında bırakıldıkları belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Genel Açıklama

11. Kanun tarafından belirlenen sürenin geçirilmesi hâlinde dava ve takip hakkının kaybedilmesine zamanaşımı adı verilmektedir. Zamanaşımı, kanunlarda belirtilen süre içinde hakkını talep etmeyen alacaklının dava açmak suretiyle alacağını elde etme imkânını kaybetmesidir. Kazandırıcı zamanaşımı mülkiyet hakkında değişiklik oluştururken düşürücü zamanaşımı, hukuki güvenliği sağlamak amacıyla öngörülen genel düzenlemelerden biridir.

12. Zamanaşımının gerçekleşmesiyle birlikte alacak hakları, kendiliğinden sona ermemekte, eksik borç hâline dönüşmekte; sadece borçluya bir defi hakkı vermektedir. Bu durumda borçlu, borcu ifa ederse bu geçerli bir ifa olmakla birlikte borçlunun borcunu ifa etmeme imkânı bulunmaktadır. Bir başka deyişle zamanaşımına uğramış bir borcun ifası alacaklı için sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyeceği gibi bir bağışlama da kabul edilmez ve zamanaşımına uğramış bir borcu ifa eden borçlu alacaklıya istirdat davası açamaz.

Ç. Anlam ve Kapsam

13. 818 sayılı mülga Kanun’un itiraz konusu 125. maddesinde anılan Kanun’da aksine hüküm bulunmadıkça her davanın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu öngörülmüştür.

14. Yerleşik yargı içtihatlarında 22/11/2001 tarihli ve

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Genel nitelikli hükümler” başlıklı

5. maddesinin “Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri,

uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanır.” şeklindeki

hükmü gözetilerek itiraz konusu kuralda yer alan “Bu kanunda…” ve

“…her dava… ” ibareleri özel hukuka ilişkin tüm kanunlarda ve her

alacak hakkı şeklinde geniş yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Bir başka

deyişle Kanun’un 125. maddesinde düzenlenen on yıllık zamanaşımı süresi sadece

818 sayılı mülga Kanun’dan kaynaklanan alacak hakları için değil, özel hukuka

ilişkin diğer kanunlardan doğan ve hakkında özel düzenleme bulunmayan tüm

alacak hakları için de geçerlidir.

15. 506 sayılı Kanun’da iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sigortalılara bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerden kaynaklanan rücu davalarıyla ilgili herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.

16. İşçinin işveren karşısında zayıf olması, ekonomik ve

sosyal açıdan işverene bağımlı olması ve işçi ile işveren arasındaki hizmet

sözleşmesindeki kişisellik unsuru nedeniyle işverene işçiyi gözetme borcu

yüklenmiştir. Bu bağlamda işverene işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak

için gerekli her türlü önlemi alma, araç ve gereçleri noksansız bulundurma

yükümlülüğü getirilmiştir. İşçinin uğradığı zararın ilke olarak sosyal sigorta

tarafından karşılanması amaçlanmasına rağmen işçinin uğradığı zararın tümünün sosyal

sigorta tarafından karşılanamaması nedeniyle işverenin de sorumluluğu kabul

edilmiştir. Bu bağlamda 506 sayılı Kanun’un 26. maddesiyle gerek işverenin

gerekse üçüncü kişilerin söz konusu zararlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna

(Sosyal Güvenlik Kurumu) karşı kusur sorumlulukları ayrıca düzenlenmiştir. İş

güvenliği önlemlerini almayan işveren, hizmet akdinden doğan işçiyi gözetme

borcunu yerine getirmemiş olacağından sözleşmeye de aykırı davranmış sayılmaktadır.

Dolayısıyla söz konusu rücu davalarında haksız fiillere ilişkin zamanaşımı

süresi değil 818 sayılı mülga Kanun’un 125. maddesinde belirlenen on yıllık

zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.

17. Anılan mülga Kanun’un itiraz konusu 128. maddesinde de zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Muacceliyet tarihi alacaklının hakkını hukuken korunabilir şekilde arayabileceği tarihi ifade etmektedir. Bu nedenle zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için alacaklının kural olarak alacağını bilmesi veya bilmek zorunda olması gerekli değildir. Muacceliyetin bir ihbar şartına bağlı olduğu hâllerde zamanaşımı süresi, ihbarın yapılıp alacağın muaccel olduğu tarihte değil, muacceliyet ihbarının yapılabileceği tarihte başlayacaktır.

18. Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sigortalıya ya da hak sahibine iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sosyal sigorta yardımlarında bulunabilmesi için iş kazası ya da meslek hastalığından haberdar olması gerekir. Bu nedenle 506 sayılı Kanun’un mülga 27. maddesinde iş kazasının mülga 28. maddesinde ise meslek hastalığının SGK’ya bildirilmesi şeklindeki işverenin yükümlülüğü ile aksine davranışların yaptırımı düzenlenmiştir.

19. İtiraz konusu kurallar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi yönünden incelenmiştir.

D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

20. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

21. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2018/106, K.2019/80, 16/10/2019, § 14).

22. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir. İşverenin rücuen SGK’ya ödemekle yükümlü tutulduğu tazminatın malvarlığı değerlerinden olduğu ve işveren yönünden mülk teşkil ettiği açıktır.

23. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.

24. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi

yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5.

ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin

pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi

durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet

hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (AYM,

E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; Eyyüp Boynukara, B. No:

2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 44).

25. Devlet özel borç ilişkilerinde

koruyucu önlemler alırken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü

kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının

korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan

alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin

bir dava ve icra yolunun oluşturulması, öte yandan da dava ve icradan etkilenen

borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî

veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz

edebilme imkânının tanınması gerekmektedir (AYM, E.2019/11, K.2019/86,

14/11/2019, § 15; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve

Tic. Ltd. Şti., [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; Nihal Soydan,

B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).

26. Alacağın süresinde ödenmemesi

nedeniyle açılan dava veya başlatılan icra takiplerinde alacaklı ve borçlunun

mülkiyet hakları çatışmaktadır. Bu nedenle dava ve icra takip süreçlerinin

alacaklı ve borçlu tarafın menfaatlerini dengeleyecek yolları öngörmesi

gerekmektedir. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin

menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden

olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle de bağdaşmayabilir. Bu

bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve

sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde

sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup

kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların

gözönünde bulundurulması zorunludur.

27. İtiraz konusu kurallarla alacaklar için genel

zamanaşımı süresi ile zamanaşımı süresinin hangi tarihte ve ne suretle

başlayacağı düzenlenmiştir. Uzun yıllar öncesine dayanan bir borcun ödendiğinin

ya da sona erdiğinin ispat edilmesi, ödeme ya da borcun sona ermesine ilişkin

hukuki işlemlere ait belgelerin saklanması ve eski olguların mahkemelerce

değerlendirilmesindeki güçlükler gözetilerek alacak hakkının talep edilmesi

belirli sürelerle sınırlanabilir. Mevzuatta öngörülen benzer itiraz ve dava

açma süreleri aynı zamanda hukuk devletinin gereklerinden olan hukuki güvenlik

ve hukuki istikrar ilkeleriyle doğrudan ilgili olup düzenlemelerle anılan

ilkelerin gerçekleşmesi sağlanmaktadır. İtiraz konusu 125. madde genel

zamanaşımı süresi öngörmektedir. Kendi alacağına karşı on yıl gibi uzun bir süre

kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık hukuki himayeden yoksun bırakılarak

borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek uyuşmazlıklara karşı

korunması ve sürekli dava ve icra tehdidi altında kalmasının önlenmesi

amaçlanmaktadır.

28. Zamanaşımı, alacaklıyı hakkını aramak konusunda hareketsiz kalması nedeniyle alacağının tahsili için gerekli hukuki himayeden mahrum bırakmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu 128. maddeyle söz konusu süre alacaklının alacağının tahsili amacıyla gerekli kanuni yollara başvurma imkânını elde ettiği tarihten itibaren başlatılmaktadır. Alacaklının hakkını hukuken korunur şekilde talep etmesi ancak alacağın muaccel olması ya da muacceliyetin bir ihbar şartına bağlı olduğu hâllerde muacceliyetin ihbar edilebilir hâle gelmesi ile mümkün olur.

29. Genel olarak sözleşmeden doğan alacaklar için zamanaşımı süresi alacağın hukuken himayesinin talep edilebilir olduğu tarihten başlatılmaktadır. Zira anılan tarih alacaklının alacağının tahsili amacıyla gerekli hukuki süreç ve işlemleri başlatabileceği tarihtir. Ayrıca alacak müeccel olduğu sürece alacaklı alacağını talep edemez. Bu nedenle zamanaşımının alacağın talep edilemez olduğu bir tarihten başlatılması zamanaşımı kurumunun tanım ve amacına aykırı olur.

30. Zamanaşımı, def’i niteliğinde olup mahkemeler

tarafından resen gözetilemez. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, süresi

içinde zamanaşımı definde bulunmalı, böylece alacağın dava edilme niteliğini

kaybettiğini ileri sürmelidir. Alacağın istenmesini güçleştiren veya imkânsız

kılan sebepler bulunması hâlinde 818 sayılı mülga Kanun’un 132. maddesi

uyarınca zamanaşımının duracağı yani işlemeyeceği düzenlenmiştir. Öte yandan

anılan mülga Kanun’un 133. ve devamı maddelerinde bazı işlemlerin gerçekleşmesi

hâlinde o zamana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin ortadan kalkması ile

yeniden baştan işlemeye başlaması durumu düzenlenmiştir. Böylece alacağını

yasal yoldan arayan, çaba gösteren alacaklı korunmaktadır.

31. 506 sayılı Kanun’un mülga 26. maddesinde düzenlenen rücu alacağın yönünden zamanaşımı süresi SGK zararının oluştuğu gelirler açısından SGK’nın yetkili organı tarafından tahsisin onayı, diğer sosyal yardımlar yönünden ise harcama ve ödeme tarihinden başlamaktadır. Zira rücu alacaklısı konumundaki SGK’nın zararı ancak anılan tarihlerde oluşmaktadır.

32. SGK’nın iş kazası veya meslek hastalığından geç haberdar olması ya da erken haberdar olsa bile idari tahkikatın uzaması nedenleriyle rücu yetkisinin kullanılabilir hâle gelmesi iş kazası veya melek hastalığının gerçekleşmesinden çok uzun bir süre sonra söz konusu olabilmektedir. Bu da işverenin iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinin üzerinden oldukça uzun bir süre geçmesinden sonra SGK’nın rücu talebine maruz kalma riskini ortaya çıkarmaktadır.

33. Belirtilmelidir ki işverenin iş kazasının veya meslek

hastalığının meydana geldiği tarihten çok uzun bir süre sonra SGK’nın rücu

talebiyle karşılaşması tek başına mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif

yükümlülüklerin ihlal edildiği anlamına gelmez. İş kazası ve meslek hastalığı

söz konusu olduğunda devletin mağdurun maddi ve manevi varlığının korunmasını

isteme hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu gözden uzak

tutulmamalıdır. Ayrıca gelirlerinin büyük çoğunluğu primlerden oluşan SGK’nın

aktüeryal dengesinin korunması da SGK’ya prim ödeyenlerin ve SGK’dan çeşitli

mali yardımlar elde edecek olanların menfaatlerinin korunması bakımından

önemlidir. Dolayısıyla kanun koyucunun işverenin mülkiyet hakkı ile mağdurların

ve sosyal güvenlik sistemine katkı sunanlar ile sosyal güvenlik sisteminden

yararlananların menfaatleri arasında denge kurması gerektiği ifade edilebilir.

34. Bu noktada iş kazasının veya meslek hastalığının

bulunup bulunmadığı veya varsa mağdurların zararının miktarının tespit edilmesi

sürecinin uzun sürmesi devletin idari ve yargısal başvuru yollarının makul bir

süre içinde sonuçlandırma yükümlülüğü bakımından birtakım sorunlara yol açsa da

mülkiyet hakkında ve Anayasa’da güvence altına alınan diğer hak ve

özgürlüklerde mündemiç olan hukuk güvenliği ilkesini ihlal etmemektedir. Hukuk

güvenliği işverenin hukuken öngörülemez risklere karşı korunmasını güvence

altına almaktadır. SGK’nın hak sahiplerine ödediği tazminatı rücu

edebileceğinin makul bir biçimde anlaşılabildiği durumlarda -tahkikat veya dava

süreci ne kadar uzun sürerse sürsün- artık işveren yönünden öngörülemez bir

durumun varlığından söz edilemez.

35. Öte yandan öngörülemezliğin işverenin kusurundan

kaynaklandığı hâllerde bu durum işveren aleyhine değerlendirilebilir. Bu

bağlamda SGK’nın rücu yetkisi işverenin kanuni yükümlülüklerinin ihlali

sebebiyle geç kullanılabilir hâle gelmişse bu takdirde işverenin bunun

sonuçlarına katlanması hakkaniyete aykırı olmaz. Mağdurların iş kazası veya

meslek hastalığının gerçekleştiği tarihten çok uzun bir süre sonra SGK’ya

müracaat etmesinin, buna bağlı olarak SGK’nın mağdurlara ödeyeceği tazminat

için işverene geç rücu etmesinin işveren açısından öngörülemez bir duruma yol

açtığı düşünülebilirse de işverenin Kanun’un mülga 27. ve 28. maddeleri

uyarınca iş kazası veya meslek hastalığını bildirme yükümlülüğü altında

bulunduğunun altı çizilmelidir. Bir öngörülemezlik söz konusuysa bunda

işverenin kanuni yükümlülüklerini ihlal etmesinin önemli bir etkisi vardır.

36. Dolayısıyla işyerinde iş kazası veya meslek hastalığı

olmaması için işçiyi gözetme borcu ile anılan Kanun’un mülga 27. ve 28.

maddelerinde özel olarak düzenlenen iş kazası veya meslek hastalığını bildirme

yükümlülüğü bulunan, aynı zamanda iş kazası veya meslek hastalığının

oluşmasında kusuru olması nedeniyle yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle

oluşan SGK zararından sorumlu olan ve iş kazası ya da meslek hastalığının veya

sürekli iş göremezlik oranının tespiti davalarında kendisine husumet

yöneltilmesi gereken işveren açısından zamanaşımının söz konusu tarihlerden

başlatılmasının borçlu işveren aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığının

kabulü gerekir. Bu nedenle mülkiyet hakkı bağlamında tarafların çatışan

menfaatlerinin dengelendiği anlaşıldığından kuralların mülkiyet hakkına aykırı

bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

Kuralların Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 36. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

Mülga 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun;

A. 125. ve 128. maddelerinin 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. maddesi yönünden Anayasaya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. 332. maddesine

29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

4/5/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

1. 22/04/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun; 125. Ve 128. maddelerinin 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 26. Maddesi yönünden Anayasaya aykırı bulunmayarak sayın çoğunluk tarafından reddine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

2. Dava konusu

kurallar incelendiğinde Kanunun 125. Ve 128. Maddelerin 506 sayılı kanunun 26.

Maddesi yönünden iptaline karar verilmesi gerekmektedir. İşçi geçirdiği iş

kazası ve meslek hastalığı sebebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna zamanaşımı süresine

tabii olmadan başvurabilmekte eğer şartları oluşmuş ise Sosyal Güvenlik Kurumu

tarafından şahsa gelir, iş göremezlik ödemesi ve tedavi masrafları

ödenmektedir. Kurum bu ödemeyi 506 sayılı Kanun’un Mülga 26. Maddesi uyarınca

işverene kusuru oranında rücu edebilmektedir. 506 sayılı Kanunda kurumun bu

alacağı ile ilgili zamanaşımı süresi öngörülmediğinden genel hükümlere

gidilmesi gerekmekte bu çerçevede de olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte

bulunan Mülga 818 sayılı kanunun 125. Maddesinde belirtilen on yıllık

zamanaşımı süresi ve bu sürenin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren

başlayacağını öngören 128. Maddesi de işlevsiz hale gelmektedir. Bu durumda

inceleme 506 sayılı Kanun 26. Maddesi yönünden yapılmakta zamanaşımı süresi

olayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıl olarak değil de on yılı aşacak

hatta süresi belli olmayan bir zamana sari hale gelebilecektir.

3. Anayasa’nın 2. Maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi mahkememizin kararlarında da geçtiği üzere “ eylem ve işlemler hukuka uygun insan haklarına saygılı, hak ve özgürlüklerin koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimi açık olan devlettir.

4. Mevcut düzenlemeler ile kişilerin hukuki güvenliğini sağlanamadığı açıktır. 506 sayılı kanunun 26. Maddesi yönünden olayın meydana geldiği tarih hiç dikkate alınmadan ödemenin yapılmasına ilişkin işlevin onay tarihinden itibaren alacağın muaccel hale geleceğinin kabul edilmesi kişilerin hukuki güvenliğini ihlal etmektedir. Kural Anayasa’nın 2. Maddesi uyarınca iptali gerektiği gerekçesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

M. Emin KUZ

Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2020/90, K. 2023/88, 4 Mayıs 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu: 22/4/1926
  5. A. 26., 125. ve
  6. B. 332. maddesine
  7. Olay
  8. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  9. II. İlk İnceleme
  10. A. 26. maddesinin
  11. III. Esasın İncelenmesi
  12. A. Uygulanacak Kural Sorunu
  13. B. İtirazın Gerekçesi
  14. C. Genel Açıklama
  15. Ç. Anlam ve Kapsam
  16. D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  17. B. 332. maddesine
  18. Karşı Oy
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2020/90
Karar No
2023/88
Tarih
4 Mayıs 2023

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2023/54 K.2023/90
  • AYM Norm Denetimi E.2023/14 K.2023/86
  • AYM Norm Denetimi E.2023/84 K.2023/78
  • AYM Norm Denetimi E.2023/83 K.2023/74
  • AYM Norm Denetimi E.2023/27 K.2023/100
  • AYM Norm Denetimi E.2023/41 K.2023/102

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.