İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2022/135 K.2023/30

davalar” yönünden Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

Esas2022/135Karar2023/30Tarih16 Şubat 2023Okuma18 dk · 3.518 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
16 Şubat 2023
Esas Sayısı
2022/135
Karar Sayısı
2023/30
R.G.Tarih-Sayı
5/4/2023-32154
İtiraz yoluna başvuran
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
İtirazın konusu
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ön alım hakkından kaynaklanan
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.518 kelime·18 dk okuma·11 bölüm

davalar” yönünden Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Ön alım hakkına dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair kararın istinaf incelemesinde itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ

İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 341. maddesi şöyledir:

“İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar

MADDE 341- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir:

a) Nihai kararlar.

b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar.

(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.

(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.

(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz.

(5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 30/11/2022 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Genel Açıklama

3. Ön alım hakkı genel olarak 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 732. ila 735. maddelerinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte bazı kanunlarda da ön alım hakkına ilişkin özel hükümlere yer verilmiştir.

4. Anılan Kanun’da ön alım hakkı yasal ve sözleşmeden doğan ön alım hakkı olarak düzenlenmiştir. Ön alım hakkı, malikinin taşınmazını satması hâlinde ön alım hakkı sahibine üçüncü kişilerden önce taşınmazı satın alma yetkisi veren bir hak olarak tanımlanabilir.

5. İtiraz konusu kuralın uygulanacağı dava 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8/İ maddesinin mülga ikinci fıkrasında düzenlenen tarımsal arazilerin satılması hâlinde sınırdaş tarımsal arazi maliklerinin yasal ön alım hakkına ilişkindir.

B. Anlam ve Kapsam

6. 6100 sayılı Kanun’un 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde miktar veya değeri 3.000 Türk lirasını (TL) geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararların kesin olduğu öngörülmüştür. Söz konusu cümlenin “ön alım hakkından kaynaklanan davalar” yönünden incelenmesi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.

7. Anılan Kanun’un ek 1. maddesi gereğince itiraz konusu kuralda yer alan parasal sınırlar her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanmaktadır. Artırılarak belirlenen tutarın tespit edilmesinde hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınmaktadır. Bu suretle kuralda yer alan parasal sınırın yeniden değerleme oranında artırılması sonucu istinaf kesinlik sınırı 1/1/2023 tarihinden itibaren 17.830 TL olarak uygulanmaya başlanmıştır.

C. İtirazın Gerekçesi

8. Başvuru kararında özetle; ilk derece mahkemesinin kararının açıkça yanlış olmasına ve bunun bölge adliye mahkemesinin ön incelemesinde anlaşılmasına rağmen istinaf başvurularının itiraz konusu kural sebebiyle reddine karar verildiği, bu durumun ise mülkiyet hakkını ve hak arama özgürlüğünü ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

1. Hükmün Denetlenmesini Talep Etme Hakkına İlişkin Genel Açıklama

9. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.

10. Anayasa’nın anılan maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü, yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir.

11. Hak arama, kişinin maddi ve manevi varlığını

geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle

demokratik hukuk düzeninde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin

giderilmesini temin edebilecek hukuki yollar öngörülmüştür. Nitekim

Anayasa Mahkemesi de kararlarında hak arama özgürlüğünün hukuk devletinin

başlıca ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade

etmiştir (AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991; E.2014/86, K.2015/109,

25/11/2015, § 91; E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 11). Bu doğrultuda Anayasa’nın

40. maddesinde hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe

verme hakkı ile bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal

güvence altına alınan hak arama yolları arasındadır.

12. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğü, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama, hakların korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.

13. Hak arama özgürlüğünün kapsamının belirlenmesinde

adalet ve hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de gözönünde

bulundurulması gerekir. Bu doğrultuda hak arama özgürlüğünün amacının hak

ihlalinin önlenerek kişiye hakkının teslimi ve adaletin tesis edilmesi olduğu

söylenebilir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı,

kanunun açıkça hatalı veya keyfî uygulanmasına ilişkin istisnalar dışında

yargılama sonucunda verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukuki açıdan

isabetli olup olmadığı hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adil yargılanma

hakkının davanın taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerine uyulmuş olsa bile

yargılama sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür. Diğer bir ifadeyle

adil yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsa da hâkimin gerek

maddi vakıaların değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının uygulanmasında

yanılgıya düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm vermesi söz konusu

olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumun katlanmasını istemek

adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu nedenle hak arama

özgürlüğünden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetli olmadığı düşünülen

bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi bir gereklilik olarak

ortaya çıkmaktadır. Anayasa açısından bu gereklilik, özel olarak düzenlenen hak

arama özgürlüğünün kapsamı ve mahiyetinden kaynaklanmaktadır (AYM, E.2018/71,

K.2018/118, 27/12/2018, § 8).

14. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin de mahkeme

kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyle düzenlendiği

anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Yargıtay,

adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine

bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.” kuralına yer

verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155. maddesinin birinci fıkrasının ilk

cümlesinde de “Danıştay, idare mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir

idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.”

denilmektedir. Anayasa koyucunun bu kurallarla Yargıtay ve Danıştayın varlığını

anayasal güvence altına aldığı, anılan Yüksek Mahkemeleri kural olarak ilk

derece adli ve idari yargı mercilerince verilen karar ve hükümlerin son

inceleme mercii olarak görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bu maddelerde

adli ve idari yargı mahkemelerince verilen hükümlerin denetlenmesi görevinin

anılan Yüksek Mahkemelere verilmemesi hâlinde de bu görevin başka yargı

mercilerine bırakılması gereken bir sistemin kurulmasını öngörmesiyle Anayasa

koyucunun hak arama hürriyetinin sağlanabilmesi için ilk derece mahkemesince

verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı mercii tarafından

denetlenmesi gerekliliğini kabul ettiği sonucuna ulaşılmaktadır (AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, § 9).

15. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını yargılamanın konusuna göre herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü kapsamında güvenceye kavuşturduğu görülmektedir. Dolayısıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, konusu bir suç isnadına dayanan ya da medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan tüm yargılamalar için geçerlidir.

16. Bununla birlikte yargılamanın

konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı

daha da önem kazanmaktadır. Nitekim uluslararası sözleşmelerde de hükmün

denetlenmesinin bir hak olarak tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf

olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek (7) No.lu Protokol’ün

2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “Mahkeme tarafından

ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya

hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama

hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle mahkemece verilen mahkûmiyet ve

cezaların denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin

taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin

(5) numaralı fıkrasında da “Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve

cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden

incelenmesi hakkına sahip olacaktır.” biçiminde benzer bir kurala yer

verilmiştir.

17. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına almaktadır.

18. Bununla birlikte hükmün denetlenmesini talep etme hakkının -tabiatı itibarıyla- devletin kanuni düzenleme yapmasını gerektirdiği açıktır. Kişilerin ne şekilde bu haktan yararlanacağı ve bu hakkın temini bakımından nasıl bir sistemin kurulacağı hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM, E.2020/21, K.2020/53, 1/10/2020, § 20).

19. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin

kanuni düzenlemelerde bu denetimin sadece hukuk kurallarının doğru uygulanıp

uygulanmadığı hususuyla mı sınırlı olacağı yoksa bunun yanında maddi olguların

değerlendirilmesini kapsayıp kapsamayacağı hususu da kanun koyucunun takdir

yetkisindedir. Bu bağlamda mahkeme hükmünün denetiminin maddi olguların

değerlendirilmesini de kapsaması gerektiğine dair bir anayasal zorunluluk

bulunmamaktadır. Denetimi yapacak yargı merciinin hukuk kurallarının doğru

uygulanıp uygulanmadığına yönelik bir denetim yapma yetkisi ile donatılması,

hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sağlanmasına ilişkin anayasal

yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından yeterli görülebilir (AYM, E.2018/71,

K.2018/118, 27/12/2018, § 16).

20. Bunun yanında hükmün denetlenmesini talep etme hakkının niteliği dikkate alındığında bu hakkın mutlak bir hak olarak kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla bu hak kanun koyucu tarafından bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ölçütlere uygun olarak yapılması gerekir.

21. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının bir suç isnadını konu alan yargılamalardaki kapsam ve sınırıyla medeni hak ve yükümlülükleri konu alan yargılamalardaki kapsam ve sınırının aynı olmayacağının da belirtilmesi gerekir. Bu yönüyle anılan hak, bireye bir suçlamanın yöneltilmesi ve sonucu itibarıyla bireyi bir cezaya maruz bırakması sebebiyle temel hak ve özgürlüklere daha ağır müdahalelerin söz konusu olduğu suç isnadını konu edinen yargılamalarda daha geniş bir uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabilecektir AYM, E.2020/21, K.2020/53, 01/10/2020, § 23).

2. Kuralın İncelenmesi

22. Adli yargıda ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı kural olarak istinaf yolu öngörülmüştür. Bu kapsamda 6100 sayılı Kanun’un 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile (2) numaralı fıkrası uyarınca miktar veya değeri 1/1/2023 tarihi itibarıyla 17.830 TL’yi geçmeyenler hariç olmak üzere ilk derece mahkemelerinin mal varlığı davalarına ilişkin nihai kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması mümkündür.

23. İtiraz konusu kural uyarınca ön alım hakkına konu mal varlığının miktarının veya değerinin belirli bir meblağı geçmemesi hâlinde ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmektedir. Başka bir deyişle uyuşmazlık konusu hakkında yapılan yargılama kesin olarak sonuçlanmakta ve bu yargılamanın denetlenmesi mümkün olmamaktadır.

24. Bireyin aleyhine verilen ilk derece mahkemesi kararına karşı kanun yolunun kapalı olması hükmün başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama oluşturmaktadır. Bu itibarla ön alım hakkından kaynaklanan davalara ilişkin belirli bir miktarı geçmeyen kararların kesin olduğunu öngören kural, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getirmektedir (AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/2/2022, § 24).

25. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine uygun ve ölçülü olması gerekir.

26. Bu kapsamda hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2021/107, K.2022/109, 28/9/2022, § 17).

27. Esasen temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kanunun

bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk

devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem

kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer

vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca

kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından

da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla

Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik,

Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında

yorumlanmalıdır.

28. Anayasa Mahkemesinin itiraz konusu kuralın kamulaştırma

bedelinin tespitine ilişkin davalar yönünden değerlendirildiği 24/2/2022

tarihli ve E.2021/34, K.2022/21 sayılı kararında; kamulaştırma bedelinin

tespitine ilişkin davalarda dava konusunun, uyuşmazlığın niteliğinin mal

varlığının değerinin ne olduğunun yargı kararıyla ortaya çıkarılması, başka bir

ifadeyle taşınmazın değerinin mahkeme tarafından belirlenmesi olduğu tespiti

yapıldıktan sonra kamulaştırma bedelinin tespiti davalarına ilişkin kararların

kesinlik sınırının hesaplanmasında hangi ölçütün esas alınacağının herhangi bir

tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlenmediği gözetilerek

hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik

şartını taşımadığı sonucuna varılmıştır.

29. Kuralla istinaf yoluna başvurulamayacak hangi tür

davalar bakımından, hangi miktar veya değerin altında olan kararların kesin

olduğunun herhangi bir terreddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak

belirlendiği görülmektedir. Ayrıca bu miktar veya değerin her yıl nasıl güncelleneceği

ve kısmi dava ya da alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde bu hususun

ne şekilde gözetileceği konularının anılan Kanun’un 341. maddesi ile ek 1.

maddesinde ayrıntılı olarak düzenlendiği, alacağın tamamının dava edilmiş

olması hâlinde asıl talebin kabul edilmeyen kısmının gözönünde bulundurulacağı

yönündeki ölçütün -ön alım davalarının

konusunu belirli bir miktar veya değer içeren taleplerin oluşturması nedeniyle-

bu tür davalar bakımından uygulanmasının mümkün olduğu dikkate alındığında

kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

30. Anayasa’nın 36. maddesinde hükmün denetlenmesini talep etme hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.

31. Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu fıkra gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013).

32. Öte yandan anılan fıkrada davaların en az giderle

sonuçlandırılması hususu da bir ilke olarak düzenlenmiştir. Usul ekonomisi olarak

da adlandırılan bu ilke, yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasını ve bu

sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesini öngörmektedir.

Dolayısıyla kuralla belirli bir değerin altında kalan mal varlığı

uyuşmazlığının konu edildiği davalarda ilk derece mahkemesi kararlarının kesin

olması öngörülmek suretiyle davaların makul süre içinde ve daha az masrafla

sonuçlandırılmasının amaçlandığı, bu itibarla kuralın anayasal açıdan meşru bir

amaca dayandığı görülmektedir (AYM, E.2018/71, K.2018/118, 27/12/2018, § 30) (Mahir

Şahap Bostan, B. No: 2017/19906, 2/6/2020, § 37). Ancak sınırlamanın meşru

bir amacının bulunması yeterli olmayıp ölçülü olması da gerekmektedir.

33. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

34. Belirli bir değerin altında kalan mal varlığı uyuşmazlığının konu edildiği davalara ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulamamasının davaların makul süre içinde sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacına ulaşma yönünden elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

35. İkinci olarak belirtilen aracın gerekli olup olmadığı

incelenmelidir. Gereklilik, hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az

müdahale teşkil eden aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargı mercilerinin iş

yükünün hafifletilmesi ve istinaf mercilerinin gereksiz işlerle uğraşmalarının

önlenmesi amacıyla hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesinde

kanun koyucu geniş takdir yetkisine sahiptir. Önem derecesi nispeten düşük olan

davalarda verilen kararlara karşı istinaf yolunun kapatılmasının kanun

koyucunun takdir yetkisi kapsamında öngörebileceği ve hafif külfet yükleyen

tedbirlerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ön alım hakkına konu mal

varlığının miktarının veya değerinin belirli bir meblağı geçmediği davaların

ilk derece mahkemesi kararıyla kesinleşmesinin gereklilik kriterini karşıladığı

değerlendirilmiştir.

36. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkına

getirilen sınırlamanın elverişli ve gerekli olması yeterli olmayıp orantılı da

olması gerekir. Kuralla öngörülen amaca ulaşmak için ilk derece mahkemeleri

kararlarından güncelleme oranı doğrultusunda günümüz için 17.830 TL’nin altında olanlarının kesin olması

hükme bağlanmıştır. Ön alım hakkından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde

sürenin ve usul ekonomisinin yargılama sürecindeki önemi ile belirlenen parasal

sınırın davanın taraflarının ekonomik ve sosyal güvenliğini tehlikeye

düşürmeyecek derecede olduğu gözetildiğinde kuralın amacı ile hükmün

denetlenmesine getirilen sınırlama arasında makul dengenin gözetildiği ve

kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla

kural, hükmün denetlenmesini talep etme hakkı yönünden ölçüsüz bir sınırlama

niteliği taşımamaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

Kuralın Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 35. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “ön alım hakkından kaynaklanan davalar” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 16/2/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Ön alım hakkına dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davasının kabulüne dair kararın istinaf incelemesinde, miktar ve değeri kanunda belirlenen rakamı aşmadığı için istinaf yoluna başvurulamaması (kesin olması) nedeniyle itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına dair çoğunluk görüşüne iştirak etmemekteyim. Şöyle ki;

6100 sayılı Kanun’un 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesi “Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.” şeklindedir. (Hükmün verildiği 16/11/2021 tarihinde uygulanan parasal sınır 5.880,00 TL olup; dava değeri 4.123,00 TL’dir.)

İtiraza konu kural uyarınca ön alım hakkına konu malvarlığının miktarının veya değerinin belirli bir meblağı geçmemesi halinde ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmekte ve yargılama kesin olarak sonuçlanmakta ve bu yargılamanın denetlenmesi mümkün olmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralın kamulaştırma bedelinin tespitine ilişkin davalar yönünden 24/02/2022 tarih ve E.2021/34, K.2022/21 sayılı kararında değerlendirmiş ve Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna, iptaline karar vermiştir.

Kuralda yer alan “Miktar veya değeri…” ibareleri

esasen taraflar arasında uyuşmazlığa konu olan malvarlığının değerini ifade

etmektedir. Ancak, kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında uyuşmazlığın

esasını malvarlığının değerinin ne olduğunun yargı kararıyla ortaya

çıkarılması, başka bir ifadeyle taşınmazın değerinin mahkeme tarafından

belirlenmesi oluşturmaktadır. Dolayısıyla kamulaştırma bedelinin tespiti

davaları bu yönüyle kişilerin talep ya da uyuşmazlık konusunu belirli miktar

veya değer ile gösterebildikleri diğer malvarlığı davası türlerinden

ayrılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında söz konusu davaların konusunu belirli bir

miktar veya değer içeren talepler oluşturmadığından kararın kesinlik sınırının

belirlenmesinde davada ileri sürülen istemin kabul edilmeyen bölümü gibi

bir ölçütün esas alınması mümkün değildir (AYM, E.2021/34, K.2022/21,

24/02/2022).

Diğer yandan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında kararın taşınmaz maliki bakımından kesinlik sınırının, başka bir deyişle istinaf edilebilir olup olmadığının belirlenmesinde mahkeme tarafından lehine hükmedilen miktarın bir öneminin bulunmadığı da açıktır. Nitekim uyuşmazlığın niteliği gereği taşınmaz malikinin istinaf talebinin temel dayanağını mahkeme tarafından kamulaştırma bedeli olarak belirlenen bu miktarın hatalı olduğu, taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı iddiası oluşturmaktadır (AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/02/2022).

Bu itibarla kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti davalarına ilişkin kararların kesinlik sınırının hesaplanmasında hangi ölçütün esas alınacağının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak belirlenmediği görülmektedir. Dolayısıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kuralın kanunilik şartını taşımadığı sonucuna varılmıştır (AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/02/2022).

Öte yandan Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla yapılması öngörülmüş olup söz konusu madde hükmü uyarınca taşınmazın gerçek değeri üzerinden kamulaştırılmış olması Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının da gereğidir (AYM, E.2021/34, K.2022/21, 24/02/2022).

Ön alım davalarında

miktar ve değeri Türk Medeni Kanunu’nun 734/2 maddesi uyarınca satış bedeli ile

alıcıya düşen tapu giderlerinin toplamından ibarettir. Yargıtay yerleşik

içtihatlarına göre satış bedeli kural olarak tapu kütüğündeki akit tablosunda

gösterilen bedel olduğu anlaşılmaktadır. Ancak satış bedelinin tapu kütüğündeki

akit tablosunda gösterilen bedelden farklı olabileceği durumlar söz konusu

olabilmektedir. Bunlardan uygulamada en sık rastlananı, satış bedelinin

çoğunlukla daha az tapu harcı ödemek için gerçek değerinden düşük gösterilmesi

halidir. Diğer bir durum da satış bedelinin genellikle ön alım hakkı sahibince

kullanılmasını zorlaştırmak veya fiilen imkansızlaştırmak amacıyla gerçek

değerinden fazla gösterilmesidir.

Satış bedelinin tapu

kütüğünde gerçek değerin altında gösterildiğinde, uygulamada kural olarak

muvazaanın tarafı muvazaasına dayanamaz kuralı gereğince davalı taraflarca

ileri sürülemeyeceği, hakkın kötüye kullanımı olduğu kabul edilmektedir. Diğer

taraftan alıcı ve satıcının ön alım hakkının kullanılmasını zorlaştırmak için

satış bedelini tapu kütüğünde gerçek değerinden fazla gösterdiği durumda ön

alım hakkı sahibinin bedelde muvazaa iddiasında bulunup bunu her türlü delille

ispatlayabildiği, dava konusu taşınmazın gerçek değerinin tespit edilmesini

mahkemeden talep edebildiği ve bu sayede gerçek satış bedelinin

belirlenebildiği görülmektedir. Bu nedenle en azından diğer tapu iptal ve

tescil davalarında olduğu gibi ön alım hakkına konu payın dava tarihindeki

değeri dikkate alınması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

Kadir ÖZKAYA

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Üye

Basri BAĞCI

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Kenan YAŞAR

Üye

Muhterem İNCE

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Anayasa Mahkemesi, E. 2022/135, K. 2023/30, 16 Şubat 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali
  4. İstenen Kanun Hükmü
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. A. Genel Açıklama
  8. B. Anlam ve Kapsam
  9. C. İtirazın Gerekçesi
  10. Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  11. Karşıoy
  12. M. Emin KUZ
  13. Seferinoğlu
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2022/135
Karar No
2023/30
Tarih
16 Şubat 2023

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2021/3 K.2023/37
  • AYM Norm Denetimi E.2022/155 K.2023/38
  • AYM Norm Denetimi E.2022/142 K.2023/32
  • AYM Norm Denetimi E.2022/146 K.2023/31
  • AYM Norm Denetimi E.2021/92 K.2023/27
  • AYM Norm Denetimi E.2021/86 K.2023/34

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.