KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Esas No
- 2023/195
- Karar No
- 2024/71
- Karar tarihi
- 7 Mart 2024
Karar Metni
4.264 kelime·21 dk okuma·18 bölüm
anayasa mahkemesi kararı
Esas Sayısı : 2023/195
Karar Sayısı : 2024/71
Karar Tarihi : 7/3/2024
R.G.Tarih-Sayı : 16/5/2024-32548
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
1. Bozüyük 1. Asliye Ceza Mahkemesi (E. 2023/195)
2. Erciş 2. Asliye Ceza Mahkemesi (E. 2024/12)
İTİRAZIN KONUSU: 26/9/2004
tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 18. maddesine 17/6/2021 tarihli ve 7328 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen dördüncü fıkranın Anayasa’nın 2., 36. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAYLAR: Hakkı olmayan yere tecavüz suçu ile karşılıksız yararlanma suçundan dolayı açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
I. İPTALİ
İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 18. maddesi şöyledir:
“Cumhuriyet başsavcısının görevleri
Madde 18- Cumhuriyet başsavcısının görevleri şunlardır:
1. Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek,
2. Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak,
3. Gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcıvekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.
Asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.
(Ek fıkra:17/6/2021-7328/2 md.) Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkilidir.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2023/195 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 27/12/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvuruya engel bir durumun varlığı sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri
sürülmesi” başlıklı
152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa
Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz” denilmiştir. 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin
esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren
on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz
başvurusu yapılamaz”
hükmüne yer verilmiştir.
3. İtiraz konusu kurala yönelik Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi 132 milletvekilinin iptal talebi daha önce Anayasa Mahkemesinin 29/12/2022 tarihli ve E.2021/83, K.2022/168 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve bu karar 9/5/2023 tarihli ve 32185 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
4. Anayasa Mahkemesinin 1/2/2024 tarihli ve E.2023/177, K.2024/30 sayılı kararında on yıllık yasağın iptal davaları sonucu verilen ret kararlarını kapsamadığı, bu yasağın itiraz başvurularıyla sınırlı olduğu sonucuna varılmıştır. İtiraz konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır (AYM, E.2023/177, K.2024/30, 1/2/2024, §§ 2-19).
5. Açıklanan nedenlerle 5235 sayılı Kanun’un 18. maddesinin 7328 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen dördüncü fıkrasına yönelik itiraz başvurusunda, daha önce verilen esastan ret kararının bir iptal davası sonucunda verilmiş olması nedeniyle on yıl yasağı kuralının uygulanamayacağı, başvuru dosyasında başka bir eksikliğin de bulunmadığı değerlendirilmiş ve işin esasının incelenmesine 27/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2024/12 Sayılı Başvuru Yönünden
6. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Kenan YAŞAR’ın katılımlarıyla 18/1/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında E.2023/195 sayılı dosyanın ilk inceleme kararında belirtilen gerekçelerle işin esasının incelenmesine 18/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
7. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 18. maddesine 17/6/2021 tarihli ve 7328 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen dördüncü fıkranın iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2024/12 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2023/195 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2023/195 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 18/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
9. İlk derece adli yargı ceza mahkemeleri düzeyinde savcılık örgütlenmesi, 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 16. maddesinde mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede, o il veya ilçenin adıyla anılan bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulması, Cumhuriyet başsavcılığında da bir Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunması öngörülmüştür.
10. Kanun’un 17. maddesine göre Cumhuriyet başsavcılığının görevleri kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak; kanun hükümlerine göre yargılama faaliyetlerini kamu adına izlemek, bunlara katılmak ve gerektiğinde kanun yollarına başvurmak; kesinleşen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili işlemleri yapmak ve izlemek ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır.
11. Cumhuriyet başsavcısının görev ve yetkileri ise Kanun’un 18. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek; başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak; gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak Cumhuriyet Başsavcısının görevleri arasında sayılmıştır.
12. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında da ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde; asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının da o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir.
13. İtiraz konusu kuralla Cumhuriyet başsavcısının Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkili olduğu öngörülmüştür.
14. Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran
kararları kamu davası açmak üzere iddianame düzenlemek veya kovuşturmaya yer
olmadığına karar vermektir. 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre soruşturma evresi sonunda
toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa
Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler. Buna karşılık anılan Kanun’un 172.
maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda kamu davasının
açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma
imkânının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.
Dolayısıyla kural uyarınca Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının bu
tür kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu
kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkili
olacaktır.
B. İtirazın
Gerekçesi
15. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kural ile Cumhuriyet başsavcılarına gözetim ve
denetim yetkisi tanındığı, ancak kuralda Cumhuriyet savcısının hangi
kararlarının soruşturmayı sonlandıran karar niteliğinde olduğunun, Cumhuriyet
başsavcılarının kuraldan kaynaklanan görev ve yetkilerini ne şekilde
kullanacaklarının, bu yetkinin kullanılması durumunda taraflara herhangi bir
bildirim yapılıp yapılmayacağının, denetlemenin sınırının ne şekilde
belirleneceğinin ve hangi sürelerde tamamlanacağının, denetim sonucu verilecek
kararların taraflara bildirilmesi durumunda Cumhuriyet başsavcısının bu
kapsamda verdiği kararlara karşı bir itiraz yoluna başvurulup
başvurulamayacağının açıklanmadığı belirtilmiştir. Başvuru kararlarında ayrıca;
Cumhuriyet başsavcılarının itiraz konusu kuraldan kaynaklanan yetkisinin
uygulamada Cumhuriyet savcılarının kararlarının iadesi şeklinde kullanıldığı
ancak bu iade işleminin davanın taraflarına bildirilmediği, dolayısıyla
kişilere bu kararlara katılma imkânı tanınmadığı, bu durumun savunma hakkını
ihlal ettiği, Cumhuriyet savcısının kararlarının bu şekilde denetlenmesinin
yargı bağımsızlığına aykırı olduğu ifade edilmiş ve bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın
2., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
16. İtiraz konusu kuralda, Cumhuriyet başsavcısının, Cumhuriyet savcılarının
soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların
giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında
görevli ve yetkili olduğu hüküm altına alınmaktadır. “Maddeyle, 5235 sayılı
Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,
Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 18 inci maddesine fıkra eklenmek suretiyle,
soruşturmayı sonlandıran kararlarla ilgili olarak uygulamada oluşabilecek
farklılıkların önlenmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla Cumhuriyet
başsavcılarına sorumluluk verilmektedir.” şeklindeki gerekçesi
gözetildiğinde dava konusu kuralın Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı
sonlandıran kararları arasında ortaya çıkan farklı uygulamaları sonlandırma ve
kararlarda kanuna uygunluğun sağlanması amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır.
17. İtiraz konusu kurala ilişkin olarak daha önce de Anayasa Mahkemesine iptal başvurusunda bulunulmuştur. Anayasa Mahkemesi, 29/12/2022 tarihli ve E.2021/83, K.2022/168 sayılı kararıyla, kuralı esastan incelemiş ve kuralın Anayasa’nın 2., 9., 36., 138. ve 140. maddelerine aykırı olmadığına ve iptali talebinin reddine karar vermiştir.
18. Anılan kararda, ceza muhakemesinde, herhangi bir
taraf ya da tarafın temsilcisi olmayıp kamu adına ceza muhakemesinin
amaçlarının gerçekleştirilmesi için objektif davranmakla yükümlü kılınmış,
tarafsız ve olabildiğince bağımsız olan Cumhuriyet savcısının yapmış olduğu tüm
işlemlerin, nezdinde görev yapılan Cumhuriyet başsavcılığı adına yapıldığı
vurgulanmış, 5235 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
Cumhuriyet başsavcılığının verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını
sağlamak ve iş bölümünü yapmakla yükümlü olan Cumhuriyet başsavcısının o yer
yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim
yetkisini haiz kılınmasının, Cumhuriyet başsavcılığının bir bütün olmasının
sonucu olduğu belirtilmiştir. Kararda, Cumhuriyet başsavcısının Cumhuriyet
savcıları üzerinde sahip olduğu gözetim ve denetim yetkisinin idari görevlerle
sınırlı olmayıp adli görevleri de kapsamasının Cumhuriyet başsavcılığı
kararlarındaki yeknesaklığın sağlanması amaçlı olduğu ifade edilmiştir (AYM,
E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, §§ 20-23).
19. Anayasa Mahkemesi bu değerlendirmeler
sonrasında, kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere
soruşturma yapmanın veya yaptırmanın Cumhuriyet başsavcılığının görevleri
arasında olduğunu, Cumhuriyet savcılarının soruşturma işlemlerini Cumhuriyet
başsavcılığı adına yaptığını, Cumhuriyet başsavcılığını Cumhuriyet
başsavcısının temsil ettiğini ve başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir
şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlü olduğunu vurgulamış, Cumhuriyet
başsavcılarının Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları
arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna
uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkili olmalarına ilişkin
kuralın kanun koyucunun takdir yetkisinde olan bir husus olduğuna ve kuralda hukuk
devleti ilkesi ile adil yargılanma hakkına aykırı bir yön bulunmadığına karar
vermiştir (AYM, E.2021/83, K.2022/168,
29/12/2022, § 24).
20. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kuralı
Anayasa’nın 9., 138. ve 140. maddeleri yönünden
de değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, kural uyarınca Cumhuriyet başsavcısına
tanınan yetkinin, Cumhuriyet savcılarının yargısal görevleri kapsamında yer
alan görevlerden yalnızca biri olan soruşturmayı sonlandıran kararlarıyla
ilgili ve bu kararlar bakımından da sadece farklılıkların giderilmesi ve kanuna
uygunluğun denetlenmesi amaçlarıyla sınırlı olacağını, kural uyarınca yetkili
kılınan süjenin Cumhuriyet savcıları gibi yargısal görevi yerine getiren ve tüm
işlem ve faaliyetlerin adına yapıldığı başsavcılık teşkilatını temsil eden
Cumhuriyet başsavcısı olduğunu belirterek kuralın Cumhuriyet savcılarının
yargısal görevleri bakımından tarafsız hareket etmelerine engel olmadığını
ifade etmiştir. Son olarak Anayasa Mahkemesi, kuralın hâkim kararlarına
herhangi bir şekilde müdahale imkânı tanımadığını belirtmiş ve bu nedenlerle
kuralın anılan anayasal hükümlere de aykırı olmadığı sonucuna varmıştır (AYM,
E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, §§ 28, 29).
21. İtiraz konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 9., 36., 138. ve 140. maddelerine aykırı değildir. İptali talebinin reddi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 18. maddesine -17/6/2021 tarihli ve 7328 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle- eklenen dördüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.
2. İtiraz konusu kural, Cumhuriyet başsavcısının görev ve yetkilerine ilave yapmakta, bu kapsamda Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında Cumhuriyet başsavcısını görevli ve yetkili kılmaktadır.
3. Anayasa Mahkemesinin aynı konuda verdiği 2021/83 esas sayılı kararına ilişkin muhalefet gerekçemizde de belirttiğimiz üzere kural Anayasa’nın muhtelif maddelerine aykırılık teşkil etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti kanunların bir yandan açık, net, öngörülebilir olmasını, diğer yandan da kamu gücünün kötüye kullanılmasını önleyecek güvenceleri içermesini gerektirmektedir.
4. Cumhuriyet
savcılarına tanınan soruşturmayı sonlandırma yetkisinin kişilerin başta adil
yargılanma hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerini yakından
ilgilendirmesi nedeniyle bu konudaki belirsizliklerin ciddi hukuki sorunlara
yol açabileceği izahtan varestedir. İptali istenen kuralla Cumhuriyet
başsavcılarına verilen görev ve yetkilerin kapsamı belirli değildir. Başka bir
ifadeyle, savcıların soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek
farklılıkları başsavcıların nasıl giderecekleri, bu konuda hangi yetkilere
sahip oldukları, bu yetkilerinin sınırının ne olduğu, savcıların kararlarının
kanuna uygunluğunun denetimi görev ve yetkisinin neleri kapsadığı gibi
hususlarda belirsizlik söz konusudur.
5. Diğer yandan, kuralın Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkları giderme ve bunların kanuna uygunluğunu denetleme yetkisi kapsamında Cumhuriyet başsavcılarına söz konusu kararlardan birini ya da bir kısmını kaldırma yetkisini tanıdığı söylenebilir. Bunun Anayasa’da hâkimlik teminatına sahip olan ve yargı bağımsızlığı güvencesinden yararlanan savcıların yargısal işlerdeki takdir yetkisini ortadan kaldırabilecek bir müdahale olduğu açıktır.
6. Kuralla
başsavcılara verilen yetkinin idari nitelikte olmadığı, yargısal faaliyete
ilişkin adlî nitelikli bir yetki olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple yargısal
nitelikte bir işlem olan soruşturma faaliyetinin de bağımsız bir şekilde
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca “yargı görevi yapan”lardan
biri olan Cumhuriyet savcısı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160.
maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre “adil bir yargılamanın yapılabilmesi
için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle,
şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza
altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”
7. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere, amacı temel hakları ihlal etmeden maddi gerçeğe ulaşmak olan ceza yargılamasında soruşturma ve kovuşturma evreleri bir bütünün parçalarıdır. Bu nedenle, adil yargılanma hakkının gerekleri ve güvenceleri soruşturma evresi yönünden de geçerlidir. Dolayısıyla Cumhuriyet savcısı adil yargılanma amacına yönelik olan ceza muhakemesinin önemli bir süjesidir (AYM, E. 2015/9, K. 2015/94, 22/10/2015, § 20).
8. Bunun yanında, her ne kadar Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” kenar başlıklı 138. maddesinde açıkça savcılardan bahsedilmiyorsa da, Anayasa’nın 140. maddesinde hâkim ve savcıların “ödevleri”nin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Bu maddenin gerekçesinde adalet hizmetini gören hâkim ve savcıların “tarafsızlıklarından şüphe edilmesi”nin, adalet hizmetinin “tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engel” teşkil ettiği ifade edilmiştir. Bu düzenlemelerden anayasa koyucunun hâkimler gibi savcıların da yargısal görevlerinde bağımsız ve tarafsız olmalarını amaçladığı anlaşılmaktadır.
9. İtiraz konusu kural ise Cumhuriyet başsavcısına savcıların idari işlem ve kararlarıyla sınırlı olmayan yetkiler tanımakta, başka bir ifadeyle, savcıların adli ve yargısal nitelikteki soruşturmayı sonlandıran kararlarını denetleme yetkisi vermektedir. Düzenlemeyle Cumhuriyet savcılarının bağımsız ve tarafsız şekilde yerine getirmesi gereken yargısal görevlerine Cumhuriyet başsavcılarının müdahale etmesine yol açılmaktadır.
10. Diğer yandan, hukuk sistemimizde Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararlarının denetimsiz kaldığı, bu anlamda dava konusu kuralların gerekli olduğu da söylenemez. Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 173. maddesi uyarınca savcıların soruşturmayı sonlandıran kararlarına karşı sulh ceza hakimliğine itiraz edilebilmekte, aynı Kanun’un 174. maddesi kapsamında da eksik veya hatalı olan iddianameler denetlenerek iade edilebilmektedir (aynı yönde bkz. AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, Karşıoy Gerekçesi, § 2-10).
11. Açıklanan gerekçelerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümden aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kurala ilişkin bir iptal davasında (AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, Engin Yıldırım, Karşıoy Gerekçesi §§ 2-5) belirttiğim gerekçelerle önümüzdeki kuralın Anayasa’nın 2., 9., 36. 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞI OY
1. 17/06/2021 tarihli
7328 sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki kanun ile 5235 sayılı
Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,
Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 18. Maddesiyle; İlk Derece
Mahkemelerinde görevli Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran
kararlar arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesiyle bu kararların
kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında Cumhuriyet Başsavcısının görevli
ve yetkili kılan kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla Bozhöyük Asliye
Ceza Mahkemesi ve Erciş Asliye Ceza Mahkemeleri Anayasa Mahkemesine itiraz
yoluyla başvurmuşlardır. Anayasa Mahkemesinin Sayın çoğunluğu kuralın
Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
2. Aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
3. Mahkemenin kararında, iptal istemi, hükme itiraz gerekçeleri özetlenmiştir.
4. Sayın çoğunluk tarafından Cumhuriyet savcılarının bağımsız ve tarafsızlığı Cumhuriyet Başsavcısı karşısındaki özerkliği Anayasal düzlemde ele alınıp değerlendirilmemiştir.
5. Anayasa’nın 2.
Maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi mahkememizin kararlarında da geçtiği
üzere “ eylem ve işlemler hukuka uygun insan haklarına saygılı, hak ve
özgürlüklerin koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan anayasaya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimi
açık olan devlettir.” Hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri
de yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı insan hakları ve özgürlüklerin
teminatıdır. Yargı bağımsızlığının yalnız yürütme organına karşı değil
demokratik toplumda devlet yapısı içerisinde yer alan tüm kurum ve kuruluşlar
ile kişilere karşı da sağlanması gerekir.
6. Anayasa’nın 9.
Maddesinde yargı yetkisinin tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kullanılacağı
hükmüne yer verilir. 138. Madde de yargı bağımsızlığına ilişkin temel kurallara
yer vermiştir. 138. Maddeye göre “hiçbir organ makam mercii veya kişi
yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat
veremez genelge gönderemez tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir
dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru
sorulamaz görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz. Yasama ve
yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar
ve idare mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremez.”
7. Anayasa’nın 140. Maddesinde hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hak ve ödenekleri, … gibi sair hususların ve özlük işlerinin mahkemelerinin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenmesi gerektiği belirlenmiştir.
8. Avrupa Savcıları Danışma Konseyi 2018 yılında kabul ettiği “ Savcıların Bağımsızlığı ve Hesap Verilebilirliği etiğine ilişkin 13 nolu görüşünde Savcıların Bağımsızlığı başlığı altında “ Bağımsızlık savcıların hukuka ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygı duyulmasını ve hukukun tam olarak uygulanmasını sağlamak amacıyla görevlerini yerine getirirken hukuka aykırı müdahalelere tabi tutulmamaları ve herhangi bir siyasi baskıya veya hukuka aykırı bir etkiye maruz kalmamaları anlamına gelir. Bağımsızlık hem bir bütün olarak savcılık kurumu hem savcılara ilişkin özel organ hem de aşağıda açıklandığı anlamda bireysel savcılar içinde geçerlidir.”
9. Ceza yargılamasında Cumhuriyet savcıları iddia makamının organını bir süje olarak temsil etmektedir. Cumhuriyet savcıları yargı organının bir süjesi olarak bir yandan adli görevleri ifa etmekte, diğer yandan da çeşitli kanun yönetmelik ile kendilerine verilen idari görevleri yerine getirmektedirler.
10. 5235 sayılı Adli
Yargı İlk Derece Mahkemeleriyle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve
Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 20. Maddesi ve 5275 sayılı Ceza ve güvenlik
tedbirlerinin infazı hakkındaki kanun 5. Maddesi düzenlemeler birlikte
değerlendirildiğinde Cumhuriyet savcısının yargısal görevleri; suçun
işlendiğinin öğrenilmesi üzerine ceza soruşturması yapmak, delilleri toplamak,
kamu davası açmak, kamu davası açıldıktan sonra mahkemece iddia makamını temsil
etmek kesinleşen mahkeme ceza hükümlerini infaz etmek, yargılama sırasında
kanun yollarına başvurmak, kamu adına takibi gereken bir suç olmadığı kanısına
varılsa soruşturmayı kanunda belirtilen usuller çerçevesinde sonlandırmak gibi
yargısal görevlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
11. Doktrinde Cumhuriyet savcılarının hukuki konumlarıyla ilgili farklı görüşler mevcuttur. Bazı görüşler Cumhuriyet savcılarını yürütme erki içerisinde görürken bazı görüşler de Cumhuriyet savcısını yargı erki içerisinde görmektedir.
12. Esasen Cumhuriyet savcısına mevzuat gereğince verilen adli ve idari görevler birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyet savcılarının milli egemenliği temsil eden özerk niteliği itibariyle bir kurum olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
13. Cumhuriyet savcılarının yaptıkları idari görevler itibariyle yargısal niteliği olmayan işlerinden dolayı Anayasa’da teminat altına alınan yargı bağımsızlığı kavramı içerisinde değerlendirilemeyeceği açıktır. Ancak yukarıda belirtildiği gibi soruşturma işlemleriyle ilgili ve soruşturma evresinin bütün aşamalarını kapsayan işlemlerinden dolayı belirtilen teminatlardan yararlanması Anayasa’nın açık hükümleri gereğidir. Bu nedenle Cumhuriyet savcılığının özerk bir kurum olarak nitelendirilmesi gerekmektedir.
14. Cumhuriyet savcılarının soruşturma işlemleri, yargı süreci içerisindeki süje olması sıfatıyla yaptığı bütün işlemlerde delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi bakımından bağımsız oldukları çok açıktır.
15. İptale konu kuralın Cumhuriyet savcılarının yaptığı soruşturmalarda delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi bakımından Cumhuriyet başsavcılarına denetleme yetkisi vermektedir. Bu haliyle düzenlenen yukarıda belirtildiği çerçevede yargı bağımsızlığı ve savcıların özerkliğine açıkça aykırıdır.
16. Kanuni düzenleme ile Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararlar arasında farklılıkların giderilmesi amacıyla başsavcıya bir yetki tanınmıştır. Bu haliyle düzenleme cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran işlemlerinin yargı denetimine tabi hükümlerini de bir müdahale niteliğindedir. Zira Cumhuriyet savcılığının takipsizlik gibi soruşturmayı sonlandıran işlemlerine karşı CMK 173. Maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği açıktır.
17. Yukarıda belirtilen nedenlerle kural Anayasa’nın 2, 9, 36,138 ve 140. Maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
18. 7328 sayılı kanun 3. Maddesiyle eklenen 2. Fıkraya ilişkin yapılan değerlendirme; Yukarıda yapılan değerlendirmeler ve gerekçeler ile sayın çoğunluğun kanun hükmünün iptali isteminin reddi yönündeki görüşe katılmadım.
19. 7328 sayılı
kanunun 7. Maddesiyle 5275 sayılı kanunun 68. Maddesine eklenen 5 numaralı
fıkra ile; kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum, kurum güvenliğinin
sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla örgüt suçları ile örgüt
faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olan veya tehlikeli halde bulunan
ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği
değerlendirilen hükümlülere gelen veya hükümlüler tarafından gönderilen mektup,
faks ve telgrafların dijital olarak kaydedilmesine veya fiziki olarak
saklanabilmesine imkan tanıyan kuralın iptali istemi sayın çoğunluk tarafından
reddedilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne
katılmadım.
20. Anayasa’nın 13. Maddesi, 22. Maddesi ve 20. Maddeleri gerekçeli kararda metinlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın bu metinleri dikkate alındığında mevcut düzenlemenin hakkın özünün ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı ölçülülük testi yapıldığında düzenlemenin mevcut haliyle gerekli ve orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
21. Yasallık ilkesinin gereklerinin karşılanabilmesi için kamu makamlarının hangi durum ve şartlarda bu gibi tedbirlere başvurmaya yetkili olduğuna dair öngörülebilirliği sağlamak için kanun hükümlerinin yeterince açık olması gerekir. (Lavents/Letonya)
22. Labita İtalya kararında AİHM yasanın haberleşmenin izlenmesine yönelik tedbirlerinin süresini veya bunları haklı kılan sebepleri düzenlemiyorsa ilgili alanda yetkililere tanınan takdirin kullanılmasının kapsamı ve biçimini yeterli açıklıkla belirtmiyorsa ve eğer makamlara çok geniş takdir yetkisi bırakıyorsa sözleşmeyle uyumlu değil demiştir.
23. Düzenleme ile belirli suçlardan mahkum olan bütün mahpusların her türlü iletişiminin kaydedileceği açıktır. Somut gerekçe göstermeksizin yapılan süresiz kayıt, keyfi müdahalelere sebep olacaktır. Bu müdahaleye karşı yeterli güvence sağlamadığı açıktır. Yine kuralda “tehlikeli halde bulunan ya da dışarıyla iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülerine” ibaresinin belirlilik içermediği keyfi müdahaleye imkan vermektedir.”
24. Kural ile belirli yükümlülerin herhangi bir sınırlama yapılmaksızın tüm gerçek ve tüzel kişilerle yapacağı yazılı iletişimlerinin kaydedilmesini temel hakların dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez niteliği ve haberleşmenin gizliliği ilkesiyle bağdaşmadığı ayrıca öngörülemez ve keyfi nitelikte olması sebebiyle Anayasa’nın 13, 20 ve 22. Maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
25. 7328 sayılı Kanunun 8. Maddesiyle 5275 sayılı kanunun 83. Maddesini eklenen 4 numaralı fıkra ile kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla önceden bilgilendirilmek suretiyle örgüt suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olan veya tehlikeli halde değerlendirilen hükümlülerin kendilerine ziyarete gelen kişilerle yapacakları açık ya da kapalı görüşmelerin dinlenebilmesi ve elektronik cihazlarda dahil olmak üzere kaydedilmesine imkan tanıyan kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına sayın çoğunluk tarafından karar verilmiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
26. Anayasa Mahkemesi
bireysel başvuruda verdiği 2017/38098 esas sayılı Eşref Köse kararında
Mahpusların cam arkasından ahize ile yaptırılan kapalı görüşlerin Ceza İnfaz
Kurumu idaresi tarafından ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması ile suç
işlenmesinin önlenmesi amacıyla dinlemesi ve kayda alınmasının kanuni
dayanağının bulunmadığının tespit etmiş bu nedenle özel ve aile hayatına saygı
hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Kararda
“Kanunilik ölçüsünü karşılayan nitelikte bir kanunun var olduğundan
bahsedilebilmesi için yasal düzenlemenin öncelikle yeterince açık ve
öngörülebilir olması keyfiliğe karşı uygun bir koruma sağlaması gerektiği ifade
edilmelidir. Bununla birlikte kanun veya buna bağlı mevzuat ile ziyaret hakkına
müdahalenin amacına ortaya konulması dinlemenin ve kaydetmenin hangi suçlar
yönünden hangi şartlarda ne kadar sürede uygulanacağı kayıtların tutulma ve
tutanak altına alınma şekliyle imha edilmelerine ve idarenin takdir yetkisine
ilişkin düzenlemeleri içermesi gerektiği söylenebilir.”
27. Kuralda geçen tehlikeli halde bulunan ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülerin ibaresi yasanın içeriğinin belirli ve açık olması ilkesine aykırıdır. İdareye keyfi olarak kişilerin özel hayatına müdahale yetkisi tanımaktadır. Süresiz ziyaretçi görüşmesinin dinlenmesi de aynı şekilde belirsiz ve öngörülebilir bir düzenleme niteliğindedir.
28. Mevcut düzenleme ile belirli ve açık olmayan bir düzenleme yapıldığı kuralla belirli hükümlülerin herhangi bir sınırlama yapılmaksızın tüm görüşmelerinin kaydedilmesini temel haklarının dokunulmaz, devredilmez, ve vazgeçilmez ilkesiyle bağdaşmadığı bu haliyle kuralın sadece hükümlünün değil onu ziyarete gelen şahısların da bu sınırlamalardan etkileneceği gerekçesiyle Anayasa’nın 13, 20 ve 38. Maddelerine aykırı olması sebebiyle iptali gerekir.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. 5235 sayılı Kanun’un 18. Maddesinin ek fıkrasının “Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkilidir.” şeklindeki düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına dair çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
2. Dava konusu kural uyarınca Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının bu tür kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususlarında görevli ve yetkili olacaktır.
3. Anayasa’nın 138. maddesinin başlığı “Mahkemelerin bağımsızlığı” olsa ve madde içeriğinde yalnızca “hâkim” den bahsedilse de 140. maddede hâkim ve savcıların “ödevleri” ile “görevlerinin geçici ya da sürekli olarak değiştirilmesi” hususlarının mahkemelerinin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre düzenleneceğinin belirtilmesi karşısında 140. maddenin 138. maddeye atıfta bulunduğu ve maddede öne çıkarılan ilkelerin savcıların yargısal yetki ve kararları bakımından da geçerli olduğu söylenebilecektir.
4. Nitekim 140.
Maddenin “Adalet tevzii her şeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu
hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak
yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel
hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını
verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar. Hâkimler ve Savcıların kazaî
görevlerin yanında birde idarî görevleri bulunduğu kuşkusuzdur. Kazaî görev ne
kadar serbest olarak yapılması gerekliyse idarî görevinde o ölçüde düzenli
yürütülmesi zorunludur. Bu düzenin sağlanması Bakanlığın müdahalesini
gerektirebilir. Bu itibarla idarî görevlerinden ötürü Adalet Bakanlığına
bağlıdırlar” şeklindeki gerekçesinden savcıların da yargısal görevleri
bakımından tarafsız ve bağımsız hareket etmelerinin amaçlandığı
anlaşılmaktadır.
5. Kural ile idari işlem ve kararlarla sınırlı olmaksızın Cumhuriyet savcılarının adli veya yargısal kararlarını denetleme yetkisini Cumhuriyet başsavcısına tanımak suretiyle Cumhuriyet savcılarının yargısal nitelikteki kararlarına karşı Cumhuriyet başsavcılarının müdahalesine imkân vermektedir.
6. Hukuka aykırı olan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların 5271 sayılı Kanun’un 173. Maddesi uyarınca itiraz üzerine denetlenerek sulh ceza hâkimliğince soruşturmanın genişletilmesine karar yerilmesi ya da dava açılmasının mümkün olması ve yine eksik veya hatalı olan iddianamelerin de ilgili mahkemesince denetlenerek anılan Kanun’un 174. Maddesi uyarınca iadesi mümkündür.
7. Açıklanan nedenlerle 5235 sayılı Kanun’un 18. Maddesine 17/6/2021 tarihli 7328 sayılı kanunla eklenen ek fıkranın Anayasa’nın 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaati ile iptal talebinin reddine dair çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Kenan
YAŞAR
Anayasa Mahkemesi, E. 2023/195, K. 2024/71, 7 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası