İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2024/135 K.2025/20

Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek…

Esas2024/135Karar2025/20Tarih16 Ocak 2025Okuma15 dk · 2.978 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
16 Ocak 2025
Esas Sayısı
2024/135
Karar Sayısı
2025/20
R.G.Tarih-Sayı
30/4/2025-32886
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
İtirazın konusu
4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.978 kelime·15 dk okuma·8 bölüm

Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’nın 125. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY

Davacı tarafından, taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddiasıyla açılan tazminat davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı ek 1. maddesi şöyledir:

“Ek Madde 1- (Ek: 20/8/2016-6745/33 md.)

Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî

kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde

tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının

yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya

imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili

idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel

teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği

yapılır/yaptırılır. (İptal: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.:

2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile) (Ek cümle:16/11/2022-7421/3 md.) Bu

süre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması halinde taşınmazların malikleri

tarafından mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin açılacak davalar, adli

yargıda görülür.

(İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)

(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)

(İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli ve E.: 2016/181 K.: 2018/111 sayılı Kararı ile)”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 23/7/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

3. Kamu yararının gerektirdiği hâllerde

gerçek kişilerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmaz

malların devlet veya kamu tüzel kişilerince kamulaştırılmasına ilişkin usul ve

esaslar 2942 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Ancak idarelerin zaman zaman usulüne

uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın kamu hizmetlerine tahsis amacıyla

taşınmazlara fiilî veya hukuki olarak el attığı çeşitli durumlarla

karşılaşılabilmektedir. Buna göre kamulaştırma işlemlerine hiç başlanmamış veya

kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış olmasına rağmen taşınmazın fiilen kamu

hizmetine ayrılması, üzerinde tesis yapılması, malikin rızası olmaksızın

taşınmazlara kısmen veya tamamen el konulması ya da malikin taşınmazını

kullanmasının fiilî veya hukuki olarak engellenmesi kamulaştırmasız el atma

olarak ifade edilmektedir.

4. Kural, kamulaştırmasız el atmanın bir

görünümü olan hukuki el atma sebebine dayalı olarak bedel talebiyle açılan

davalarla ilgilidir. 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesinde; uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî

kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde

tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının

yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programlarının veya

imar uygulamalarının yapılacağı ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazların

ilgili idarelerce kamulaştırılacağı veya her hâlde mülkiyet hakkını

kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliğinin yapılacağı veya yaptırılacağı belirtilmiştir.

5. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde, idarelerin

beş yıllık sürede söz konusu işlemleri yapmaması hâlinde uzlaşma süreci ile 3/5/1985

tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nda öngörülen idari başvuru ve işlemler

tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari

yargıda dava açılabileceği öngörülmekte ve bu davalarda taşınmazın değerinin

tespiti, tescili ve terkini, ödenecek bedel ve ödeme şekli gibi hususlar

düzenlenmekteyken sözkonusu cümle Anayasa Mahkemesinin 28/12/2018 tarihli ve E.2016/181,

K.2018/111 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Kararda, kanun koyucunun maddenin

birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, mülkiyet hakkını kısıtlayan imar

planının değiştirilmemesi hâlinde taşınmazın ilgili idare tarafından

kamulaştırılmasını amaçladığı, kamulaştırmanın ise Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörülen ilkelere göre yapılması gerektiği, ikinci cümlenin idarelerin özel

mülkiyete kamulaştırmasız el atma yoluyla müdahalesini sürekli hâle getirecek

nitelikte olduğu, idarelerin söz konusu cümleyle kamulaştırma yapmak yerine

kamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları

elde edebilme imkânına sahip olabileceği, böyle bir durumda devletin hukuka

bağlılığı ilkesi zedeleneceği gibi bireyler açısından hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğin

de ortadan kalkacağı belirtilmiştir (aynı kararda bkz. §§ 64, 67).

6. İptal kararı üzerine itiraz konusu

kural ihdas edilerek beş yıllık süre içinde söz konusu birinci cümlede

açıklanan işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından

mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak sorumlu idare aleyhine adli

yargıda dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre uygulama imar

planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre sonunda, tasarrufu

hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında kamulaştırma kararının verilmesi veya mülkiyet

hakkının kullanılmasına engel teşkil eden kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar

planı değişikliğinin yapılması gerekmektedir. İlgili idarenin kamulaştırma

yapmaması ya da kısıtlılığı kaldıran imar planı değişikliğini

gerçekleştirmemesi hâllerinde ise kural uyarınca taşınmaz malikleri sorumlu

idare aleyhine mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin olarak adli yargıda

dava açılabilecektir.

7. Dolayısıyla

kural, ilgili idarelerin beş yıllık sürede belirtilen işlemleri yapmaması

hâlinde başvurulacak yargı kolunu belirlemekle birlikte hukuki el atmanın

varlığı hâlinde maliklere taşınmazın kamulaştırılmasını talep etme hakkını da

vermektedir. Nitekim uygulamada da hukuki el atmadan kaynaklı davalarda 2942

sayılı Kanun’un ek 1. maddesi kapsamında taşınmaz değerine ilişkin olarak tespit

edilen bedelin davalı idareden tahsili ile davacıya ödenmesine ve taşınmazın

davacı adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar

verilmektedir. Bu itibarla kural, yalnızca bir yargılama usulü hükmü olmanın

ötesinde ayrıca bir maddi hukuk kuralı olma özelliği de taşımaktadır.

B. İtirazın Gerekçesi

8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkından kaynaklı bedele ilişkin davaların adli yargıda açılmasının öngörüldüğü, imar planlarının yapılması ve uygulanmasının idari işlem niteliğinde olduğu, bu itibarla söz konusu davalarda idari yargının görevli olması gerektiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 125. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri yönünden incelenmiştir.

10. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir.

11. Fiilî ve hukuki el atmanın konusunu oluşturan taşınmaz malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

12. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının

hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla

sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve

tasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 32). Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden

yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin

sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama

oluşturur (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Hak sahibinin

taşınmazına kamulaştırmasız olarak el konulması mülkiyet hakkına yönelik bir

sınırlama niteliğindedir.

13. İmar planları onaylanarak idare ve bireyler açısından

hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının onaylanmasından sonra özellikle

imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar plan

ve programlarına uygun davranma, her türlü yapı için ilgili idareden izin alma

ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etme yükümlülüğü ilgililer açısından

doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması

mülkiyet hakkını hukuken ortadan kaldırmamakla birlikte malikin mülkiyet

hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu bağlamda kamu

hizmetine ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşaat yapılması mümkün

olamadığı gibi bu durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının

tesisi yönünden yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da

olumsuz etkileri vardır.

14. Dolayısıyla imar uygulamalarının, bu bağlamda

taşınmazların imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet

hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1.

maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara

ayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir.

Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi, mülkiyet hakkına getirilen bu

sınırlamanın uzun süreli olması durumunda mülkiyet hakkına yönelik olarak

öncekinden ayrı, yeni bir müdahale daha söz konusu olmaktadır (AYM, E.2016/196,

K.2018/34, 28/3/2018, § 15). Diğer bir ifadeyle taşınmazın kamu hizmetine

ayrılmasından doğan kısıtlılıkların uzun sürmesi durumunda bu kısıtlılıklardan

kaynaklanan ve mülkiyetin kontrolü ve düzenlenmesi yetkisi kapsamında kalan

sınırlamaya ek olarak mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında

kalan yeni bir müdahale daha ortaya çıkmaktadır. Dava konusu kural, bu ikinci

müdahalenin sonlandırılması ve giderilmesine yönelik olarak birtakım

düzenlemeler ihdas etmektedir. Buna göre, malikin mülkiyet hakkından kaynaklı

bedele ilişkin olarak adli yargıda dava açma imkânı getirilmektedir. Yargı mercilerinin

uygulamaları gözetildiğinde bu davanın sonucunda mahkemece, malik lehine

taşınmaz bedelince tazminata hükmedilmenin yanısıra taşınmazın idare adına

tesciline de karar verilmektedir.

15. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma işleminin tamamlanmadığı durumda veya hiç kamulaştırma yapılmaksızın gerçekleştirilen müdahalelerde de Anayasa’nın 35. ve 46. maddelerindeki güvencelerin dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir (aynı yöndeki karar için bkz. AYM, E.2023/101, K.2023/207, 30/11/2023, § 56; E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 173; E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022 § 40).

16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

17. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.

18. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak Anayasa’nın sözüne ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir.

19. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.

20. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu

niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk

devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan

hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin

keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması

gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur.

Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve

işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu

güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,

E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve

35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.

maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

21. Kuralda hangi kapsamdaki hangi durumda, hangi yargı kolunda, kim tarafından ve hangi taleple dava açılacağı hususu tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

22. Öte yandan Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa’nın sözüne de aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüne uygunluktur.

23. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “Anayasa'nın

sözü” ifadesi Anayasa’nın metnini, yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak

ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa’nın sözüne uygun olması şartı

özellikle Anayasa’nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu

olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü

yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için

bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek

koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm

alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek

bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Kadri Enis Berberoğlu (2)

[GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK],

B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).

24. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinde

“Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek

karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların

tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre,

kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya

yetkilidir./Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden

ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve

sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların

yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan

toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle

ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu

takdirde taksitler eşit olarak ödenir./Kamulaştırılan topraktan, o toprağı

doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin

ödenir./İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş

kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz

uygulanır.” denilmektedir.

25. Anayasa’nın anılan hükmü gözetildiğinde kamu hizmeti için ihtiyaç duyulan ve imar planında kamu hizmetine tahsis edilen özel mülkiyetteki bir taşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesi ancak Anayasa’nın 46. maddesindeki ilke ve güvencelere uygun olarak gerçekleştirilen bir kamulaştırma süreci sonucunda söz konusu olabilir. Kamu hizmetine ayrılan özel mülkiyetteki bir taşınmazın Anayasa’nın 46. maddesindeki güvenceleri karşılamayan bir usulle kamu mülkiyetine geçirilmesi mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın sözüne aykırı olması sonucunu doğuracaktır.

26. Anayasa’nın söz konusu maddesine göre; özel mülkiyette bulunan taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, maddede sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırma için belirtilen esaslardır.

27. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa’nın anılan maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence niteliğindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa’nın söz konusu maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır (AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 174; Kübra Yıldız ve diğerleri [GK], B. No:2018/32734, 28/7/2022, § 61).

28. Gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük

ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

sınırlamalarda hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında

gözetilmesi gereken adil denge ancak malike kamulaştırmaya konu taşınmazın

bedelinin ödenmesi suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma

suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike bedelin

ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin

eden temel bir araçtır. Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında gerek

kamulaştırmada gerekse idari irtifak kurulmasında taşınmazın gerçek

karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri

arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade

edilmiştir (AYM, E.2022/83, K.2023/69, 5/4/2023, § 18; bazı farklarla birlikte

bkz. Saadet Esin [2. B.], B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35).

29. Diğer yandan kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi

için taşınmaza ihtiyaç duyulması hâlinde 2942 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda kamulaştırma

için öngörülen usul ve esaslara uygun hareket edilmesi gerekmektedir.

Kamulaştırmasız el atmanın bir görünümü olan hukuki el atma durumunda mevzuatta

öngörülen süre içinde idarece kamulaştırma veya kısıtlılığı kaldıracak şekilde

imar işlemlerinin yapılmaması hâli ortaya çıkmaktadır. Buna göre

kamulaştırmasız el atma sebebiyle mahkemelerce taşınmazın değerine ilişkin olarak

hükmedilen bedel hukuka aykırı olarak ortaya çıkan durumun telafi edilmesi

suretiyle tasfiyesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan yalnızca mahkemelerce

kamulaştırmasız el atma sebebiyle bedele hükmedilmesi değil hükmedilecek

bedelin bir an evvel hak sahiplerine ödenmesi de hukuka aykırı durumun ortadan

kaldırılmasının bir gereğidir.

30. İtiraz konusu kuralda ise kamulaştırma işlemlerine

ilişkin olağan hukuki süreç tersine çevrilerek dava açma külfeti taşınmazına

kamulaştırmasız el atılan malike yüklenmektedir. Ayrıca mahkeme kararlarıyla

hükmedilen taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi şartının yerine

getirilmesi sağlanmadan taşınmaz malikine ait tapu kaydının iptali ile davalı

idare adına tesciline karar verilmesi hâlinde gerçek anlamda bir telafiden veya

tasfiyeden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır. Zira Anayasa’nın 46. maddesinin

birinci fıkrası -anılan maddenin ikinci fıkrasında belirtilen istisnai durumlar

hariç- gerçek karşılığı peşin ödenmedikçe taşınmazın kamulaştırılmasına, diğer

bir ifadeyle idare adına tesciline imkân tanımamaktadır. Hükmedilen bedelin

malike ödenmesi sağlanmadan taşınmazın idare adına tescil edilmesini önleyen

herhangi bir güvence getirilmeden tasfiye amaçlı düzenlemenin Anayasa’nın 46.

maddesindeki gereklilikleri karşıladığı söylenemez.

31. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin 20/12/2018 tarihli

ve E.2016/181, K.2018/111 sayılı kararından sonra Kanun’un ek 1. maddesine

eklenen kuralla hukuki el atma hâlinde taşınmaz malikleri tarafından bedele

ilişkin olarak dava açılabileceği ve bu davalarda adli yargının görevli olduğu

belirlenmekle birlikte anılan kararda vurgulananın aksine kamulaştırmanın

Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ilkelere uygun yapılmasını sağlayacak

herhangi bir kanuni güvenceye yer verilmediği görülmektedir. Bu hâliyle

kuralın, Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı olan kamulaştırmasız el atma

uygulamasını olağanlaştırıp hukukileştirdiği ve kamulaştırmasız el atmayı,

kamulaştırmaya alternatif olarak başvurulabilecek bir hukuksal araç olarak

kabul ettiği izlenimi oluşmaktadır. Oysa idareyi Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörüldüğü şekliyle kamulaştırma yapma yükümlülüğünden kurtaracak herhangi bir

usul Anayasa’nın sözüne aykırı olacaktır.

32. Dolayısıyla imar planlarında umumi hizmetlere ayrılan taşınmazlara ilişkin olarak idarelere, kamulaştırma yapmak yerine kamulaştırma için Anayasa’da belirtilen ilkelere aykırı olarak taşınmazları elde etme imkânı tanıyan kuralın Anayasa’nın sözüyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 125. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 125. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

34. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da

bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede

yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216

sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural

tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı

günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek

üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.

35. 2942 sayılı Kanunu’nun ek 1. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasına 16/11/2022 tarihli ve 7421 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle eklenen üçüncü cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/1/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan Kadir ÖZKAYA Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI

Anayasa Mahkemesi, E. 2024/135, K. 2025/20, 16 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Olay
  4. I. İptali İstenen Kanun Hükmü
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. A. Anlam ve Kapsam
  8. B. İtirazın Gerekçesi
  9. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  10. IV. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2024/135
Karar No
2025/20
Tarih
16 Ocak 2025

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2024/23 K.2025/12
  • AYM Norm Denetimi E.2024/128 K.2025/19
  • AYM Norm Denetimi E.2023/56 K.2025/16
  • AYM Norm Denetimi E.2025/39 K.2025/35
  • AYM Norm Denetimi E.2025/17 K.2025/23
  • AYM Norm Denetimi E.2025/15 K.2025/22

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.