İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Danıştay Kararları
  3. /10. Daire

DANIŞTAY · 10. DAİRE

İçtihat Metni

Danıştay 10. Daire E.2019/9384 K.2021/2857

Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, .... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca yerine getirilmesi talebiyle yapılan 10/10/2017 tarihli başvurunun reddine ilişkin…

Esas2019/9384Karar2021/2857Tarih31 Mayıs 2021Okuma17 dk · 3.326 kelime

KÜNYE

Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/9384 E., 2021/2857 K.·T.C. Danıştay Onuncu Daire

Karar tarihi
31 Mayıs 2021
Esas No
2019/9384
Karar No
2021/2857
Temyiz eden (davacı)
...İnşaat Sanayi Turizm Madencilik ve Ticaret Anonim Şirketi
Vekili
Av. ...
Temyiz eden (davalı)
...Valiliği / ...
Vekili
Av. ...
İstemlerin konusu
...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Yargılama süreci
—
Karar metni, Danıştay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.326 kelime·17 dk okuma·8 bölüm

Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, .... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca yerine getirilmesi talebiyle yapılan 10/10/2017 tarihli başvurunun reddine ilişkin Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının ...tarih ve ...sayılı kararının iptali ile mahkeme kararının yerine getirilmemesi nedeniyle 25.000,00 TL manevi tazminatın 04/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline, terör eylemleri ve terörden kaynaklı güvenlik sorunları nedeniyle uğradığı maddi zararların karşılığı olarak şimdilik 175.000,00 TL maddi tazminatın 24/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin kararıyla; uyuşmazlık konusu olayda; davacı şirketin anılan mahkeme kararlarının uygulanması talebi üzerine davalı idarece ilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temin edilmek suretiyle davacı şirket nezdinde bir zarar doğup doğmadığının araştırılması yoluna gidilmiş ise de.

Mahkemenin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında davacı şirket nezdinde terör olayları nedeniyle doğan ve kesinleşen zararların olduğunun belirtildiği ve gelinen süreçte davalı idarece yapılması gerekenin ''davacı şirkete ait defter ve belgeler, muhasebe kayıtları, harcamalara ilişkin fatura, dekont v.s gibi belgeler gerekse de re'sen talep edilecek diğer belgeler incelenmek suretiyle idarece bir değerlendirme yapılarak ve terör eylemleri sonucu işin sürdürülememesi, vaktinde tamamlanamaması nedeniyle doğan ve kesinleşen zarar kalemleri tespit edilerek bu zarar kalemlerinin tazmin etmek'' olduğunun açıkça hüküm altına alındığı,

bu durumda Mahkemenin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının gerekçeleriyle bir bütün olarak değerlendirilip, davacı şirket nezdinde doğan ve kesinleşen zarar kalemlerinin mahkeme kararında belirtilen usul ve izlenilmesi gereken prosedür çerçevesinde tespit edilerek tazmini yoluna gidilmesi gerekirken; mahkeme kararının şeklen uygulanmak suretiyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı,

davacı şirketin terör eylemleri ve terörden kaynaklı güvenlik sorunları nedeniyle uğradığı maddi zararların karşılığı olarak şimdilik 175.000,00 TL maddi tazminatın 24/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline yönelik talebine gelince; davalı idarece mahkeme kararı üzerine davacı şirkete ait defter ve belgeler, muhasebe kayıtları, harcamalara ilişkin fatura, dekont v.s gibi belgeler gerekse de re'sen talep edilecek diğer belgeler incelenmek suretiyle idarece bir değerlendirme yapılarak ve terör eylemleri sonucu işin sürdürülememesi,

vaktinde tamamlanamaması nedeniyle doğan ve kesinleşen zarar kalemleri tespit edileceğinden; maddi tazminat talebi hakkında bu aşamada karar verilmesine olanak bulunmadığı, Mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca manevi tazminat talebine ilişkin olarak ise.

Mahkeme kararının gereği gibi uygulanmadığı vak'a olarak ortada olmakla birlikte, olayda manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı hususunun ise ayrıca bir irdeleme gerektirdiği, şöyle ki; tüzel kişilerin kişilik haklarını, saygınlık, ticari itibar, sosyal ilişkiler bakımından sahip olunan değer, diğer kurumlar nezdinde algılanış, mesleki çevrelerdeki konum, güvenilirlilik gibi değerlerin oluşturduğu, tüzel kişiliğin, saygınlığını yitirmesine,

itibar kaybına uğramasına veya amaçlarını gerçekleştirmek bakımından zor duruma düşürülmesine yol açan hukuka aykırı tasarrufların manevi zarara yol açtığı kabul edilerek bu tür zararların tazmin edilmesinin idare hukukunun temel prensiplerinden olduğu, uyuşmazlık konusu somut olayda ise manevi tazminat verilmesini gerektiren bu koşullar gerçekleşmediğinden, davacı şirketin manevi tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; bakılan davada, davacının 10/10/2017 tarihli dilekçesi ile uygulanmasını istediği yargı kararlarının .... İdare Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı iptal kararının onanmasına dair Dairenin 26/05/2017 tarih ve E:2017/669, K: 2017/722 sayılı kararları olduğu, söz konusu Daire tarafından onanan ....

İdare Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında ''Olayda, davacı şirketçe talep edilen makine ve demirbaş amortisman kayıplarına, kira ödemelerine, işçilik ödemelerine, şantiye genel giderlerine, şirket merkezi yönetim giderlerine, kar kaybına ve biriken kıdem tazminatlarına ilişkin zarar kalemleri idarece muhtemel zarar kapsamında değerlendirilerek bu kalemlere ilişkin tazminat talebi reddedilmiş ise de;

terör eylemleri sonucu taahhüt ettiği işi vadesinde gerçekleştirememesi nedeniyle davacı şirketin fazladan ödeme yapmak suretiyle katlanacağı harcamaların davacı şirketin mamelekinde doğrudan bir azalışa sebebiyet vereceği, mal varlığında kayıp olacağı açık olduğundan, hukuken korunmaya değer doğmuş zararı olduğu gerçeği yadsınarak, bu zararları henüz doğmamış olan muhtemel zararlar olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Davacı şirketçe ödenmesi talebinde bulunulan zarar kalemlerine ilişkin olarak gerek davacı şirkete ait defter ve belgeler, muhasebe kayıtları, harcamalara ilişkin fatura, dekont v.s gibi belgeler gerekse de re'sen talep edilecek diğer belgeler incelenmek suretiyle idarece bir değerlendirme yapılarak ve terör eylemleri sonucu işin sürdürülememesi, vaktinde tamamlanamaması nedeniyle doğan ve kesinleşen zarar kalemleri tespit edilerek bu zarar kalemlerinin tazmini gerekirken, talebin zararların muhtemel zarar olduğundan bahisle reddedilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı'' gerekçesiyle işlemin iptaline karar verildiği,

anılan kararın Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasama, yürütme organları ile idareyi bağladığı gibi kesinleşmiş mahkeme kararlarının Daire açısından da bağlayıcı niteliği bulunduğu, bu kapsamda kesinleşen önceki karar doğrultusunda idarece işlem tesis etmeye ve eylemde bulunulmaya mecbur olunduğu, bu kapsamda, davacının başvurusu üzerine idarece yapılan araştırma ve inceleme sonucu tesis edilen dava konusu işlemde.

"Mahkeme kararı gereği Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu şirketin işin sürdürülememesi ile ilgili ne tür zararının olduğu konusunda maliyet hesabının çıkarılarak gönderilmesinin talep edildiği, alınan cevabi yazıda, sözleşmeye göre işin bitim tarihinin 15/07/2015 olduğu ve 11/11/2016 tarihine kadar uzatıldığı, 2013 yılında firmaya hakedişleri karşılığı 6.973.042,34 TL ödendiği, 2012 yılından itibaren çalışamadığının gerçeği yansıtmadığı, 2013 yılında yapılan şantiye bölgesi güvenlik tesisleri yapım işi ihalesini de üstlendiği,

söz konusu yapım işleri devam etmekte iken 21/04/2015 tarihinde yeraltında biriken gaz kaynaklı bir patlamanın meydana geldiği, patlama sonucu görevlendirilen müfettişler ile hizmet alım yoluyla yetkilendirilen tahliye uzmanlarınca hazırlanan rapor uyarınca çalışmaların geçici olarak durdurulduğu, yapım işi durdurulana kadar çalışmalarda herhangi bir sorun yaşanmadığı, projenin diğer kısımlarında çalışmalar devam etmekte iken 1.kısım inşaatının yüklenicisinin işi gerçekleştirememesi nedeniyle oluşan kamu zararına karşı cezadan kurtulmak amacıyla dava yoluna gidildiği, süre uzatımı ile ilgili herhangi bir talebin olmadığı,

sözleşme hükümlerinin geçerliliğini koruduğu ve tazminat ödenmesini gerektirir bir durumun bulunmadığının belirtildiği, yine Türkiye Sigortalar Birliği ve ...Anonim Türk Sigorta Şirketi ile yapılan yazışmalar sonucu şantiyenin terör teminatlı sigortalandığı, yapım işinin tamamıyla sigorta kapsamına alındığının saptandığı,

DSİ 10.Bölge Müdürlüğünden aynı bölgede başkaca çalışmaların olup olmadığının araştırıldığı ve gelen cevabi yazıdan, bu bölgede baraj inşaatı ile ilgili çalışmaların devam ettiği, terör eylemleri nedeniyle işe başlayamama, işi sürdürememe veya tamamlayamama konularında herhangi bir başvuru olmadığı ve 2012-2017 yılları arasında her yıl hakedişlerin düzenlendiği ve ödemelerin yapıldığı, bu kapsamda davacı şirkete de ödemeler yapıldığının ifade edildiği, İl Jandarma Komutanlığından yapılan araştıma sonucu, bölgede yapılan yapım ve ikmal işlerinin tamamlandığı,

güvenlik olayları ve terör eylemleri nedeniyle oluşan bir gecikmenin söz konusu olmadığı, Silvan baraj inşaatının 2012 yılında bir jandarma komando bölüğü ve 70 güvenlik korucusuyla, 2013 yılında bir jandarma komando bölüğü ve 70 güvenlik korucusuyla, 2014 yılında bir jandarma asayiş komando bölüğü, (2015 yılında taşeron firmanın işi bırakması nedeniyle koruma yapılmadığı,) 2016 yılında bir asayiş komando bölüğü, 3 jandarma komando timi ve 160 güvenlik korucusu, 4 bekçi, 1 obüs ve 3 tankla güvenlik tedbiri alındığı, babakaya iletim kanalı 1.kısım inşatına yönelik olarak ise 2012 yılında 99 güvenlik korucusunun göreve başlatıldığı,

2013 yılında inşaatın başlaması ile birlikte 2 jandarma komando timi, 52 güvenlik korucusuyla güvenlik sağladığı, 2014 yılında firmanın işi bıraktığı ancak 2 jandarma komando timi, 99 güvenlik korucusu ve 2 taarruz tipi zırhlı araç kobra ile güvenlik tedbirlerinin devam ettiği, 2015 yılında inşaat çalışmalarına devam edildiği ve güvenliğin 2 jandarma komando timi, 180 güvenlik korucusu ve 2 taarruz tipi zırhlı araç kobrayla, 2016 ve 2017 yıllarında ise 2 jandarma komando timi, 60 güvenlik korucusu, 4 bekçi, 1 taarruz tipi zırhlı araç kobra ve 1 tankla sağlandığının bildirildiği,

bu kapsamda davacı şirket tarafından yüklenilen yapım işinde terör eylemleri nedeniyle yaşanmış bir gecikme ve bu nedenle oluşmuş bir zararın bulunmadığı" gerekçesiyle davacı başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği,

bu durumda, Daire onama kararı üzerine ve iptal kararı gerekçelerine uygun bir şekilde davalı idarece yapılan araştırma ve değerlendirme sonucu, davacı tarafından yüklenilen Silvan Barajı İletim Kanalı 1. Kısım (Babakaya Tüneli + İletim Kanalı) Yapımı İşi ve Silvan Barajı İletim Kanalı 1. Kısım (Babakaya Tüneli + İletim Kanalı) Güvenlik Tesisleri Yapımı İşine ilişkin ihalelere ilişkin inşaatlarda gecikmeye yol açacak yoğunlukta terör olayları yaşanmadığı,

söz konusu inşaatlarda herhangi bir gecikme, bundan kaynaklı süre uzatım talebi, herhangi bir cezai şart uygulaması olmadığı gibi davacının hak edişlerinin süresinde ödendiği ve aynı bölgede bulunan diğer inşaatların devam ettiği hususları birlikte gözetildiğinde, terör olayları nedeniyle davacının oluşmuş bir zararından söz etmeye olanak bulunmadığı açık olduğundan, davacının bu nedenle tarafına tazminat ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmediğine,

kararın maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince; terör olayları nedeniyle yaşanmış bir gecikme ve zararın bulunmadığının idarece ortaya konulmuş ve başvurunun reddine ilişkin işleme karşı açılan davanın Dairece reddine karar verilmiş olması nedeniyle davacının maddi tazminat isteminin de reddine karar verilmesi gerektiğinden, kararın maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmında da hukuki isabet görülmediğine, kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik olarak ise;

hukuk devletinde hukuka saygılı ve bağlı bir idare tarafından, mahkeme kararlarının şeklen uygulanarak hukuken etkili, fiilen etkisiz kılınması amacıyla kendisine tanınan başka yasal olanakların kullanılması kabul edilemez bir durum olduğu gibi yargı kararına rağmen hareketsiz kalınarak eski uygulamaların devam ettirilmesi ve bu doğrultuda iptal edilen işlemle aynı doğrultuda yeni işlemler tesis edilmeye devam edilmesi veya yargı kararının Kanunla belirlenen süre içinde yerine getirilmemesinin hukuk devleti ilkesine aykırı davranış oluşturacağı ve idare açısından ağır hizmet kusuru olacağı,

yargı kararı gereği idarece bir takım araştırma ve incelemeler yapılmasına ihtiyaç duyulması ve bu araştırma ve incelemenin teknik olarak 30 gün içinde yapılmasına olanak bulunmaması halinde idareye kararın uygulanması için 30 günden daha uzun bir süre tanınabileceği kuşkusuz ise de, bu sürenin hiç bir zaman kişilerin mülkiyet hakkının ihlali sonucu doğuracak kadar uzun olmasına olanak bulunmadığı gibi araştırma ve incelemenin bitmesinden itibaren de hiç bir şekilde 30 günlük sürenin aşılmaması ve değerlendirmenin öncelikle yapılarak yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi hukuk devletine olan inancı güçlendireceği, bakılan davada.

İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptali yolunda ....

İdare Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının onanmasına dair Dairenizin 26/05/2017 tarih ve E:2017/669, K:2017/722 kararın 04/07/2017 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiği, dava konusu işlemin incelenmesinden, idarece bu kararın kendilerine tebliğinden önce davacının zararının bulunup bulunmadığı yolunda araştırmaya başlandığı ve ilk defa 18/01/2017 tarihli ara kararı yapılarak DSİ Genel Müdürlüğünden gerekli bilgi ve belgelerin getirtildiği, araştırmaya ilişkin en son ara kararının 13/03/2017 tarihli İl Jandarma Komutanlığı ile DSİ 10. Bölge Müdürlüğüne yapılan ara kararları olduğu,

bu ara kararlarına DSİ 10. Bölge Müdürlüğü tarafından 22/03/2017 tarihinde, İl Jandarma Komutanlığı tarafından ise 04/04/2017 tarihinde yanıt verildiği ve araştırma ve incelemenin bittiği, ancak idarece bu tarihlerden itibaren 6 ay hareketsiz kalındığı ve davacının talebi ve yargı kararının gereği olarak hiç bir işlem tesis edilmediği, davacının 10/10/2017 tarihli başvurusu sonrası belge ve bilgilerin değerlendirilerek dava konusu işlemin tesis edildiği,

hukuk devleti idealinin gerçekleştirilmesinin en önemli yolunun idarenin yargısal denetiminin yapılması olacağı, bu durumun da Anayasa ile güvence altına alınarak idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine açık olmasının asıl ilke olarak benimsendiği ve bu durumun istisnalarının da yine Anayasa ile çerçevesinin çizildiği, yine bu kapsamda 2577 sayılı Kanunda da bir takım düzenlemelere gidildiği, Kanunun 28. maddesi ile yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi için idareye 30 gün süre verildiği ve kararın gereklerinin yerine getirilmemesi durumunda idari, cezai ve tazminat sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verildiği,

bu durumda, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca idare tarafından yargı kararının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğinin açık olduğundan, davacının zararının 5233 sayılı Kanun kapsamında giderimi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin İdare Mahkemesince iptal edilmesi ve bu kararın Dairece onanması üzerine,

iptal kararının gereği olarak yapılan ve 04/04/2017 tarihi itibarıyla bittiği anlaşılan araştırma ve incelemenin bittiği tarihten itibaren ve en geç Daire kararının tebliğ edildiği 04/07/2017 tarihinden itibaren 30 gün içinde ve en son 04/08/2017 tarihine kadar davacı başvurusu hakkında bir işlem tesis edilmesi gerekirken, kararın gereklerinin yerine getirilmesi için 6 ay boyunca hareketsiz kalınarak davacının başvurusu sonrası dava konusu işlemin tesis edilmesi suretiyle karar gereklerinin yerine getirilmesinde anılan mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmadığı, idarenin her hatalı işleminin ilgilinin manen zarara uğramasına,

mahkeme tarafından verilen her iptal kararının da manevi tazminata yol açmayacağının tartışmasız olduğu, manevi tazminatın olaydan duyulan ağır üzüntü ve acının karşılığı olmakla beraber, mal varlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmadığı, manevi tatmin aracı olduğu, başka türlü tazmin yollarının bulunamayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı,

olayın gelişimi ve sonucuna göre, ilgilinin durumu itibariyle manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak miktarda belirlenmesini zorunlu kıldığı,

hizmet kusuru nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için hizmet kusurunun belirli bir ağırlık derecesine ulaşması gerektiği, yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmemesinin veya geç yerine getirilmesinin kişilerin hukuk devletine duyacakları inancı zayıflatacağı ve idare karşısında kendilerini güvencesiz hissetmelerine yol açacağı, bu durumun ise yaşamlarında ciddi olumsuzluklar oluşturacağı açık olduğundan, idarenin yargı kararını uygulamaması veya geç uygulaması ya da yargı kararına rağmen eski uygulamalarını sürdürmeye devam etmesinin ağır hizmet kusuru oluşturacağının yerleşik bir idari yargı içtihadı olduğu,

somut olayda, İdare Mahkemesince davacı şirketin ticari itibarının zarar görmediği belirtilerek manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ise de, davacı tarafından bu nedenle manevi tazminat istenilmeyip salt yargı kararının geç uygulanması nedeniyle manevi tazminat istenildiği, idarece karar üzerine 3,5 ayda yapılan araştırma ve incelemenin bitmesine rağmen hareketsiz kalınarak davacının mağdur edildiği ve hukuka olan inancının sarsılmasına yol açıldığı açık olduğundan, olayda ağır hizmet kusurunun bulunduğu ve salt bu nedenle takdiren 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI

1) Davacı şirket tarafından; temyize konu kararın İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesini açıkça ihlal ettiği, yargılama süreci ve devamı dikkate alınmadığı, terör ve terörden kaynaklı güvenlik sorunları nedeniyle müvekkilinin imalat faaliyetlerinin durduğunun mahkeme kararı ve bilirkişi raporu ile sabit olduğu, iptali istenen dava konusu işlemin dosya kapsamına ve hukuka tamamen aykırı olduğu, manevi tazminat istemlerinin eksik değerlendirildiği, talepleri gibi karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

2) Davalı idare tarafından; temyize konu kararın işleme ve maddi tazminata ilişkin kısmının isabetli olduğu, manevi tazminata ilişkin kısmının ise usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI

Davacı şirket vekili tarafından, savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından, davacı tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ

Davacı şirketin temyiz isteminin reddi ile kararın işlem ve maddi tazminata ilişkin kısmının onanması, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile kararın manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

A- Temyize konu kararın dava konu işlem yönünden davanın reddine, maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarının incelenmesinden: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Öte yandan her ne kadar temyize konu kararda dava konusu işleme atıf yapılarak davacı şirketin terör olayları nedeniyle yaşanmış bir iş gecikmesi ve zararının bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem yönünden davanın reddine ve maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilse de, davacı şirketin dava konusu olaya ilişkin ilki 25/06/2014 tarihinde ve sonuncusu da 04/09/2015 tarihinde olmak üzere toplam 7 ayrı işlem başvurusu ve bu başvurulara ait 7 dava dosyası olduğu, tüm dosyalarda aynı maddi tazminat taleplerine farklı dönemler ekleyerek talepte bulunduğu,

sadece ilk başvuruda şirkete ait kaçırılan araç ve TBM parçalarına ait ayrı bir talebi olduğu, diğer dosyalardaki maddi tazminata ilişkin zarar kalemlerinin makine ve demirbaş amortisman kayıpları, kira ödemeleri, işçilik ödemeleri, şantiye genel giderleri, şirket merkez yönetim giderleri, kar kaybı, biriken kıdem tazminatları gibi gider kalemleri olduğu, ilk başvurudaki araç ve TBM parçalarına ait istemin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gereken bir istem olduğu ancak iddia edilen zarara sebebiyet veren olay hakkında araştırma inceleme yapılmadığı,

bu nedenle diğer kararlarda da davacı şirkete ait zararların araştırılması gerektiği şeklinde hüküm kurulduğu, maddi tazminata ilişkin diğer zarar kalemlerinin ise muhtemel zararlar ve sözleşmeye dayalı ticari kayıplar olarak 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanmasının mümkün olmadığı, bu taleplerin dava dışı ihale tarafı olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden ihale sözleşmesi uyarınca adli yargıda dava konusu edilebileceği açık olduğundan reddedilmesi gerektiği, ancak kararlar da belirtilen bu hususun karışıklığa sebep olduğu,

araç ve parçalara ilişkin değerlendirmenin ilk başvuru dosyasında yapılacağı anlaşıldığından temyize konu kararın dava konusu işlem yönünden davanın reddine, maddi tazminat isteminin reddine ve manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarında neticesi itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

B- Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının incelenmesinden:

İLGİLİ MEVZUAT

T.C. Anayasasının 138. maddesinin 4. fıkrasında. "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmüne yer verilmiş olup.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştayın, bölge idare mahkemelerinin, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği.

3. fıkrasında da, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Yukarıda lafzına yer verilen emredici hukuk kurallarına göre, idarelerin yargı kararlarını gecikmeksizin uygulaması bir yasal zorunluluk olup; ayrıca hukuk devleti olmanın da bir gereğidir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Dosyanın incelenmesinden. İdare Mahkemesi kararında, tüzel kişi olan davacı şirkete manevi tazminat ödenmesini gerektiren şartların oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise.

Zarar Tespit Komisyonu tarafından, inceleme ve araştırmalara başlanıldığı, çeşitli kurum ve kuruluşlara yazılar yazıldığı, ancak 04/04/2017 tarihi itibarıyla bittiği anlaşılan araştırma ve incelemenin bittiği tarihten itibaren 30 gün içinde ve en son 04/05/2017 tarihine kadar davacı başvurusu hakkında bir işlem tesis edilmesi gerekirken,

kararın gereklerinin yerine getirilmesi için 6 ay boyunca hareketsiz kalınarak davacının başvurusu sonrası dava konusu işlemin tesis edilmesi suretiyle karar gereklerinin yerine getirilmesinde anılan mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davacı şirkete 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği görülmüştür.

Davacı şirket tarafından belirli dönemler halinde toplam 7 dava açıldığı, Zarar Tespit Komisyonu tarafından, ilk yargı kararından hemen sonra çeşitli kurum ve kuruluşlara yazılar yazılarak iptal kararının gereği olarak inceleme ve araştırmaya başlanıldığı, bu esnada söz konusu davalara ilişkin yargılama sürecinin farklı dosyalarda devam ettiği, davacı şirketin 10/10/2017 tarihindeki başvurusundan kısa bir süre sonra da 18/10/2017 tarihinde komisyonun kararını verdiği görülmektedir. Bu durumda davalının yargı kararını uygulamamak gibi bir tavrı olmadığı, her ne kadar incelemesi gereken hususları netleştiremediği görülse de, yargı kararlarındaki farklı ifadelerin bu hususa katkısı olduğu görülmüştür.

Kaldı ki dava konusu olaya ilişkin tüm dosyaların birlikte değerlendirilmesinden; terör olaylarına ilişkin 5233 sayılı Kanun kapsamında incelenen dosyalarda kural olarak yapılması gereken ilk araştırma ve incelemenin olayın bir terör veya terörle mücadele kapsamında bir olay, zarar...vs olup olmadığının incelenmesi olduğu, ancak dava konusu dosyalar kapsamında bu araştırmanın dava konusu işleme kadar ayrıntılı bir şekilde yapılmadığının anlaşıldığı, bu nedenle 5233 sayılı Kanun'a istinaden davacı şirket istemlerine dayalı dosyalarda yapılan komisyon incelemesinin yerinde, süresinin de devam eden yargılama süreci sebebiyle makul olduğu değerlendirilmiştir.

Yukarıda izah edilen nedenlerle davacı şirketin manevi tazminat isteminin reddi gerekirken kısmen kabulüne ilişkin kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,

2. Temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının dava konusu işlemin iptali yönünden davanın reddi ile maddi tazminat isteminin reddi ve manevi tazminat isteminin kısmen reddi yolundaki kısımlarının oy birliğiyle ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının oy çokluğuyla BOZULMASINA,

3. Kullanılmayan ...TL yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde davacıya iadesine,

4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/05/2021 tarihinde kesin olarak karar verildi.

(X)- KARŞI OY

Temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi kararı, usul ve yasaya uygun olduğundan, tarafların temyiz istemlerinin reddi ile kararın tamamının onanması gerektiği oyuyla Dairemiz kararının bozmaya ilişkin kısmına katılmıyorum.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/9384, K. 2021/2857, 31 Mayıs 2021 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Temyiz Edenlerin İddiaları
  4. Tarafların Savunmaları
  5. Düşüncesi
  6. Türk Milleti Adına
  7. İnceleme Ve Gerekçe
  8. İlgili Mevzuat
  9. Hukuki Değerlendirme
  10. (X)- Karşı Oy
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Danıştay
Daire
10. Daire
Esas No
2019/9384
Karar No
2021/2857
Tarih
31 Mayıs 2021

İlgili Kararlar

  • Danıştay 10. Daire E.2019/9409 K.2021/2962
  • Danıştay 10. Daire E.2019/9426 K.2021/2727
  • Danıştay 10. Daire E.2019/9442 K.2021/2716
  • Danıştay 8. Daire E.2019/9468 K.2021/2737
  • Danıştay 8. Daire E.2019/9469 K.2021/2738
  • Danıştay 8. Daire E.2019/9470 K.2021/2734

Tüm Arşiv

Danıştay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.