KÜNYE
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2018/3533 E., 2021/192 K.·T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
- Daire
- İdare Dava Daireleri Kurulu
- Karar tarihi
- 4 Şubat 2021
- Esas No
- 2018/3533
- Karar No
- 2021/192
- Temyiz eden (davalı)
- ... Bakanlığı
- Vekili
- Av. ...
- Karşı taraf (davacılar)
- ...'a velayeten kendi adlarına asaleten ... ve ...
- Vekili
- Av. ...
- İstemin konusu
- Danıştay Sekizinci Dairesinin 24/04/2018 tarih ve E:2013/11441, K:2018/2317 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
- Yargılama süreci
- —
Karar Metni
6.456 kelime·32 dk okuma·8 bölüm
Dava konusu istem: Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesini yürürlükten kaldıran 08/10/2013 tarih ve 28789 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 24/04/2018 tarih ve E:2013/11441, K:2018/2317 sayılı kararıyla;
Her ne kadar, 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 95. maddesi ile dava konusu Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmış ise de, bu Yönetmelik'te de Öğrenci Andı'na yer verilmemiş olması nedeniyle davacının menfaat ihlalinin ve hukuka aykırılık iddialarının devam ettiğinin kabulü ile işin esasına geçilmiş,
Anayasa'nın 10., 66. ve 124. maddeleri, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrası, 10. maddesinin 1. fıkrası ve 23. maddesinin 1. fıkrasının (1) numaralı bendi, 27/08/2003 tarih ve 25212 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri, 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (e) bentleri ile 12. maddesinde yer alan kurallar aktarılarak,
İdari işlemlerin bir sebebe ve gerekçeye dayalı olması hukukun genel ilkelerinden olup, bu ilkenin genel anlamda düzenleme veya işlem yapan idareyi, uyguladığı ve düzenleme yaptığı alanda, doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlayacağı,
Diğer taraftan, idarelerin işlem tesis ederken Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir hakkına sahip oldukları açık ise de, bu takdir hakkının, serbestçe ve keyfi şekilde kullanılanabilecek bir durumu ifade etmeyip, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun olarak temellendirilmiş olgularla desteklenmesi gerektiği,
Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin görünümlerinden biri olan düzenli idare ilkesi gereği idarenin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, hukuka uygun olan uygulamayı sağlamak adına objektif düzenlemeler yapması ve istikrarlı uygulamalarda bulunması gerektiği,
Bu bağlamda; idarenin yetki sahibi olduğu alanlarda yapacağı düzenlemelerde, haklı bir neden olmadan yerleşik, istikrar kazanmış uygulamalarından ayrılmasının, sahip olduğu serbestiyi düzenli idare ilkesine ve bu ilkenin bağlı olduğu eşitlik ilkesine aykırı kullanması anlamına geleceği,
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin; eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlet olduğu, hukuk güvenliğinin; normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, idarenin de düzenleyici işlemlerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı,
Öğrenci Andı'nı yürürlükten kaldıran dava konusu Yönetmelik değişikliğinden önceki fiili ve hukuki duruma bakıldığında, bu konudaki ilk düzenlemenin 10/05/1933 tarih ve 101 sayılı Milli Talim ve Terbiye Heyeti Kararı ile uygulamaya konulduğu, Öğrenci Andı'nın uygulanmasını teminen 18/05/1933 tarih ve 1749/42 sayılı Genelge'nin yayımlandığı, bu Genelge üzerinde 1972, 1997 ve 2012 tarihlerinde değişiklikler yapıldığı,
07/08/1992 tarih ve 21303 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 10. maddesinde, Öğrenci Andı'na yer verilerek ilköğretim kurumlarının ilk beş sınıfında her gün derslere başlamadan önce bahçede veya dershanelerde öğrenciler tarafından söyleneceğinin ifade edildiği, bu Yönetmeliği yürürlükten kaldıran ve 27/08/2003 tarih ve 25212 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 12. maddesinde de küçük değişikliklerle aynı metnin korunduğu, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile kaldırılan metin ile tamamen aynı olmamakla birlikte özü itibarıyla benzer nitelikte olan Öğrenci Andı'nın uzun yıllardır okullarda uygulandığı,
Metinde yer alan kavram ve ilkelerin, Anayasa'da anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu gibi Milli Eğitim sisteminin Kanun ve Yönetmelik'te belirtilen temel amaçlarını ortaya koyduğu,
Olayda; idari istikrar oluşturacak biçimde çok uzun zamandır bütün Devlet okullarında ve hatta özel okullarda genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren, öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan ve her sabah derslere başlamadan önce okutulan Öğrenci Andı'nın kaldırılmasının, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklı olduğu, aksi tutumun, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını hukuka uygun kullanmadığı anlamına geleceği,
Öğrenci Andı'nın kaldırılmasını gerekli kılacak idarece yaptırılmış eğitim biliminin gerekleri ve pedagojik formasyon ilkeleri bakımından değerlendirmeler içeren dava dosyasına sunulmuş araştırma, inceleme ve tespit bulunmadığı, söz konusu Öğrenci Andı'nın okutulmaya başlanmasından itibaren dayanağını teşkil eden anayasal ve yasal kurallarda bir değişiklik olmadığı gibi bu kuralları şekillendiren ve metinde yer alan toplumsal değer yargılarımızın ve ilkelerimizin değişmesinin de mümkün olmadığı,
Bu durumda, dava konusu değişikliği hukuki bir zemine oturtacak, idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak yeterli bilimsel gerekçenin bulunmadığı, Türk Devletini ve Milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı ve öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçlarını gerçekleştirmesini içeriği itibarıyla sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki Öğrenci Andı'nın kaldırılmasına ilişkin değişikliğin haklı ve hukuksal temellere dayandırılmadığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk görülmediği,
Kaldı ki, uygun olmayan hava koşulları ve fiziki koşullarda dahi Öğrenci Andı'nın söylenmesine ilişkin olarak davalı idarenin savunma dilekçesinde ileri sürdüğü hususların, Öğrenci Andı'nın özüne ilişkin olmayıp icra ediliş şekline ilişkin olduğu ve kaldırılmasını gerekli kılacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle,
dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
Davalı idare tarafından, alanlarında yetkin pedagoji bilim uzmanlarının değerlendirmeleri karşısında temyiz istemine konu Daire kararının gerekçesinin bilimsel dayanaktan yoksun olduğu, iptal kararının pedagojik gerekçesinin davranışçı yaklaşıma dayandığı, davranışçı yaklaşımın, bireyin doğuştan boş bir levha olduğunu ve ona dışarıdan dikte edilerek davranış kazandırılabileceğini öngördüğü, bir şeyin tekrar ettirilerek dikte edilmesi, empoze edilmesi gibi uygulamaların davranışçı yaklaşıma ait olduğu, Türk Milli Eğitiminin 2005 yılından itibaren dünyadaki genel eğilimlere uygun olarak yapılandırmacılık adı verilen bir yaklaşımı benimsediği,
bu yaklaşımın, davranışçı yaklaşımın hemen hemen tersi olduğu ve öğrencilere kazandırılacak özelliklerin onun aktif hale getirilmesi yoluyla kazandırılabileceğini kabul ettiği, onlara empoze edilecek bir içerik yerine, öğrencinin aktif bir şekilde araştıracağı ve gerektiğinde uygun yaşantılar kazanabileceği ortamları oluşturmanın okulun görevi olarak kabul edildiği, öğrencilerin "çalışkanım" diyerek değil, çalışarak ve çalışkanlığın ne olduğunu kavrayarak çalışkan olabileceği, yapılandırmacı yaklaşımın günümüz eğitim biliminin yaygın görüşü olduğu,
her sabah öğrencilerin sıraya sokulup tekrarlatılarak onlara birtakım değerlerin kazandırılmaya çalışılmasının hem Türk Milli Eğitiminin benimsediği eğitim anlayışına hem de dünyada genel kabul gören eğitim bilimi yaklaşımlarına uygun olmadığı, bu tür davranış odaklı uygulamaların, bireyler için hakiki bir anlam kazandırmaktan ziyade, ritüel haline getirilmiş içi boş semboller, otomatikleşmiş refleksler oluşturmaktan öteye geçemediği, modern eğitimin hedefinin sembol ve ritüellerin pekiştirilmesinin ötesinde anlam edinimi ve bu anlamın yaşantıyla hayata geçirilerek tutum ve değere dönüşmesini sağlamak olduğu,
yapılan değişiklikle toplumumuzun geçirmiş olduğu sosyo-kültürel değişimler neticesinde Öğrenci Andı'nda yer alan ifadelere dair yanlış anlaşılmalara sebep olacak yaklaşımların önüne geçilmesinin amaçlandığı, Anayasa'da ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkelerinin ortaya konulduğu, sadece Öğrenci Andı'nın kaldırılmasının bu amaç ve ilkelere aykırılık teşkil etmediği, bilakis eğitimin her tür ve kademesinde Atatürk milliyetçiliği ve Cumhuriyetin temel niteliklerinin pekiştirildiği, idarelerin her zaman kendi görev alanlarıyla ilgili düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu,
temyiz istemine konu Daire kararında yerindelik denetimi yapıldığı, Anayasa'nın 125. maddesinde, idari yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları hususunun kesin ve net bir şekilde düzenlendiği, dava konusu düzenlemenin Türk Milli Eğitiminin genel ve özel amacına uygun olduğu, Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkelerinin sadece Öğrenci Andı okutulması yoluyla kazandırılamayacağı, söz konusu amaç ve ilkelerin öğrencilere hangi yol ve yöntemle kazandırılacağı konusunda Bakanlıklarının takdir hakkı bulunduğu,
26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 95. maddesi ile dava konusu Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırıldığı ve davanın konusuz kaldığı, karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerekirken, işin esasına girilmek suretiyle karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Davacılar tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ
Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY
08/10/2013 tarih ve 28789 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesiyle asıl Yönetmeliğin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Başlangıç" kısmında, "Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;
Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
...
Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;
...
Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
...",
"Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.",
"Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür...",
"Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...",
"Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi" başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında, "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.",
"Türk vatandaşlığı" başlıklı 66. maddesinin 1. fıkrasında, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.",
"Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin 4. fıkrasında, "Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez."
hükümleri yer almaktadır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun "Genel amaçlar" başlıklı 2. maddesinde, "Türk Milli Eğitiminin genel amacı,Türk Milletinin bütün fertlerini,
1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
...
Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.",
"Özel amaçlar" başlıklı 3. maddesinde, "Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçları, genel amaçlara ve aşağıda sıralanan temel ilkelere uygun olarak tespit edilir.
",
"Genellik ve eşitlik" başlıklı 4. maddesinde, "Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
",
"Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği" başlıklı 10. maddesinde, "Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.
Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.",
"Amaç ve görevler" başlıklı 23. maddesinde, "İlköğretimin amaç ve görevleri, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak,
1. Her Türk çocuğuna iyi bir vatandaş olmak için gerekli temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlıkları kazandırmak; onu milli ahlak anlayışına uygun olarak yetiştirmek;
...",
25. maddesinde, "İlköğretim kurumları; dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşur..."
hükümleri yer almıştır.
İşlem tarihinde yürürlükte bulunan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Görevler" başlıklı 2. maddesinde, "(1) Millî Eğitim Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Okul öncesi, ilk ve orta öğretim çağındaki öğrencileri bedenî, zihnî, ahlakî, manevî, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştiren ve insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek; öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini bu çerçevede yürütmek ve denetlemek.
b) Eğitim ve öğretimin her kademesi için ulusal politika ve stratejileri belirlemek, uygulamak, uygulanmasını izlemek ve denetlemek, ortaya çıkan yeni hizmet modellerine göre güncelleyerek geliştirmek.
c) Eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek.
..." hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 2. fıkrasının işlem tarihinde yürürlükte olan halinde, "İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler." hükmü yer almıştır.
27/08/2003 tarih ve 25212 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ve özel İlköğretim Kurumlarının kuruluş, görev ve işleyişi ile ilgili yöntem ve ilkeleri düzenlemektir.",
"İlköğretimin Amaçları" başlıklı 5. maddesinde, "Türk Millî Eğitiminin amaç ve ilkeleri doğrultusunda;
...
b) Öğrencilere, Atatürk ilke ve inkılâplarını benimsetme; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve demokrasinin ilkelerine, insan hakları, çocuk hakları ve uluslar arası sözleşmelere uygun olarak haklarını kullanma, başkalarının haklarına saygı duyma, görevini yapma ve sorumluluk yüklenebilen birey olma bilincini kazandırmak,
c) Öğrencilerin, millî ve evrensel kültür değerlerini tanımalarını, benimsemelerini, geliştirmelerini bu değerlere saygı duymalarını sağlamak,
...
m) Öğrencilere, bilgi yüklemek yerine onlarda zekâyı ve yaratıcı düşünceyi ortaya çıkarmak, onlara bilgiye ulaşmanın yöntem ve tekniklerini öğretmek,
n) Öğrencileri bilimsel düşünme, çalışma ve araştırma alışkanlığına yöneltmek,
o) Öğrencilerin, sevgi ve iletişimin desteklediği gerçek öğrenme ortamlarında düşünsel becerilerini kazanmalarına, yaratıcı güçlerini ortaya koymalarına ve kullanmalarına yardımcı olmak,
...
İlköğretim kurumlarının amacıdır.",
"Genel İlkeler" başlıklı 6. maddesinde, "İlköğretimde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
...
c) İlköğretim kurumlarının kuruluş ve işleyişi ile her türlü eğitim-öğretim programlarının hazırlanması ve uygulanmasında Atatürk ilke ve inkılâplarına uyulur. Evrensel değerler içinde millî kültürün öğrenilmesine ve geliştirilmesine önem verilir.
d) İlköğretim kurumları; dil, ırk, cinsiyet, felsefî inanç ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınmaz.
e) Eğitim-öğretim etkinlikleri; öğretim ilkeleri, öğrenci düzeyi, çevre özellikleri ve programda belirtilen esaslar dikkate alınarak 5 inci maddedeki amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir ve uygulanır.
...",
"Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesinde, "İlkokullarda öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki "Öğrenci Andı"nı söylerler.
'Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!'
Yabancı uyruklu öğrencilerin "Öğrenci Andı"nı söyleme zorunluluğu yoktur."
hükümlerine yer verilmiştir.
12/09/2012 tarih ve 28409 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği'nin "Ders kitaplarının hazırlanması" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Hizmet birimi veya yayınevleri tarafından hazırlanacak ders kitabı, içerik; dil, anlatım ve üslup; öğrenme, öğretme, ölçme ve değerlendirme; teknik, tasarım ve düzenleme yönlerinden aşağıdaki hususlara göre hazırlanır:
...
ç) Teknik, tasarım ve düzenleme;
...
4) İkinci yaprak ve devamında, ilköğretimin 1, 2 ve 3 üncü sınıflarına ait kitaplarda, yaprağın ön yüzünde Türk Bayrağı ile birlikte İstiklal Marşının ilk iki kıtası; yaprağın arka yüzünde Öğrenci Andı; üçüncü yaprağın ön yüzünde Atatürk resmi ve resmin alt kısmında Mustafa Kemal Atatürk yazısı bulunur. İçindekiler bölümü, ilgili sınıf için öngörülen puntoda olup beş sayfayı geçmez.
5) İlköğretimin 4, 5, 6, 7 ve 8 inci sınıflar ile ortaöğretim ve yaygın eğitim kitaplarında, ikinci yaprağın ön yüzünde Türk Bayrağı ile İstiklal Marşı; yaprağın arka yüzünde Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi, üçüncü yaprağın ön yüzünde, Atatürk resmi ile resmin alt kısmında Mustafa Kemal Atatürk yazısı bulunur. İçindekiler, ilgili sınıf için ön görülen puntoda yazılır.
..." hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Vatandaşlık bağı temelinde yapılan "Türk" tanımına ilk olarak 1924 Anayasası'nda yer verilmiş olup, bu Anayasa'nın 88. maddesinin 1. fıkrasında, "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur." denilmiş, söz konusu hüküm 1937 yılında yapılan değişiklik ile "Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese 'Türk' denir." şeklinde değiştirilmiştir. 1961 ve 1982 Anayasası'nda ise, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddelerde yer alan "Türk" ibaresi Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi ifade etmektedir.
"Milliyetçilik ilkesi" de, ilk olarak 1937 yılında yapılan değişiklik ile 1924 Anayasası'na girmiş; 1961 Anayasası'nda bunun yerine, "milli devlet" ilkesi kullanılmış ve "Başlangıç" kısmında Türk milliyetçiliğinin tanımı yapılarak, "Türk milliyetçiliği"nin; bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen bir milliyetçilik olduğu vurgulanmıştır.
1982 Anayasası'nın "Başlangıç" kısmında Atatürk'ün milliyetçilik anlayışına yer verilerek, 2. paragrafında, Türk Milletinin, Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olduğu. 5. paragrafında, hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği.
7. paragrafında ise, topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk milliyetçiliğine bağlı bir Devlet olduğu, 3. maddesinde, Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 18/02/1985 tarih ve E:1984/9, K:1985/4 sayılı kararında da belirtildiği üzere Atatürk milliyetçiliği, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, ırk, dil ve din gibi düşüncelerle yapılacak her türlü ayırımı reddeden, birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı temsil etmektedir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı.
Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek, Türk Milli Eğitiminin genel amacı olarak düzenlenmiş, her türlü eğitim ve öğretim faaliyetinin söz konusu amaç ve ilkeler çerçevesinde yapılması ve öğrencilere benimsetilmesi hususunda Milli Eğitim Bakanlığına görev verilmiştir.
Ancak, bu amaç ve ilkelerin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemleri ve araçları yönünden anılan Kanun'da bir belirleme yapılmamış olup, eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek, öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmek ve denetlemek, eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek görev ve yetkisi bulunan davalı idareye takdir yetkisi tanınmıştır.
Takdir yetkisi, temel amacı faaliyetlerinde kamu yararını gerçekleştirmek olan idarenin belli bir konuda karar alıp almama yahut karar alma hususunda birden fazla seçenek arasında seçim yapma serbestisine sahip olması şeklinde tanımlanmaktadır. Düzenleyici işlemlerde idareye düzenleme yapma yetkisi veren üst normlarda düzenlemenin içeriği itibarıyla belli bir sınır çizilmemesi durumunda, idarenin takdir yetkisi söz konusu olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun düzenleme yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu hallerde, yürürlüğe konulan kanunların Anayasa'ya uygunluk denetimi kapsamında verdiği kararlarda, kanun koyucunun kendisine tanınan bu yetkiyi anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerektiğini vurgulamaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 07/04/2016 tarih ve E:2015/109, K:2016/28 sayılı kararı)
Kanun koyucunun sahip olduğu takdir yetkisinin denetiminde Anayasa Mahkemesince de benimsenen bu görüşün, takdir yetkisi kapsamında türev (ikincil) nitelikte düzenleme yapan idarenin tesis ettiği düzenleyici işlemlerin yargısal denetiminde de kullanılacak ölçüt olarak nazara alınması mümkündür. Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bu ölçütlere uygun olarak.
Danıştay içtihatlarıyla da, idarenin yapacağı işlem ve eylemlerin türünü, zamanını ve yöntemini belirlemekte sahip olduğu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, yargı denetimine tabi olduğu; takdire dayalı idari işlemlerin yargı denetiminin; üst norm denetimi ve açık takdir hatası, ölçülülük, yetki sapması, kamu yararı, hizmet gerekleri gibi ölçütler çerçevesinde yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, idarelerin birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumlarda, idari yargı mercilerinin idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belirli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri Anayasa ve yasa kurallarıyla ve İdare Hukuku ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
Uyuşmazlığa konu Öğrenci Andı'nın ilk hali dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından hazırlanmış ve 1933 yılında uygulamaya konulmuştur. Daha sonra, 1972 ve 1997 yıllarında Öğrenci Andı'nda bazı değişiklikler yapılmış, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesinde, ilkokullarda öğrencilerin, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca bu maddede belirtilen Öğrenci Andı'nı söyleyeceği, yabancı uyruklu öğrencilerin Öğrenci Andı'nı söyleme zorunluluğu bulunmadığı belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen Öğrenci Andı, "Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!" şeklinde yeniden düzenlenmiş ve en son 2013 yılında yapılan dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle anılan madde yürürlükten kaldırılarak, And'ın ilkokullarda her gün dersler başlamadan önce okutulması uygulamasına son verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile Öğrenci Andı okutulması uygulamasından vazgeçilmiş ise de; Milli Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan, ilköğretimin 1., 2. ve 3. sınıflarına ait kitaplarda ikinci yaprağın arka yüzünde Öğrenci Andı'na yer verilmesinin zorunlu olduğu kuralı yürürlüktedir. Bu itibarla, Öğrenci Andı eğitim ve öğretim yöntemi ve materyali olarak kullanılmaya devam etmektedir.
Atatürkçülüğe, Türklüğe ve bazı ahlaki değerlere yer veren Öğrenci Andı metninin Anayasa'da ve 1739 sayılı Kanun'da yer alan temel ilkelere uygun olduğu konusunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Bu itibarla, uyuşmazlık Öğrenci Andı'nın içeriğine yönelik olmayıp; meri mevzuata göre hala eğitim ve öğretim yöntemi ve materyali olarak kullanılmaya devam edilen Öğrenci Andı'nın ilkokullarda her gün dersler başlamadan önce topluca okutulup okutulmayacağına ilişkindir.
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde.
Türk Milli Eğitiminin 2005 yılından itibaren dünyadaki genel eğilimlere uygun olarak "yapılandırmacılık" adı verilen bir yaklaşımı benimsediği, bu yaklaşımın, öğrencilere kazandırılacak özelliklerin onların aktif hale getirilmesi yoluyla kazandırılabileceğini, öğrencilerin bizzat yaşantıları yoluyla öğrenmelerinin gerçekleşmesi gereğini kabul ettiği, bu yaklaşımda, öğrenmenin ödül veya ceza yoluyla değil, yaşantı kazandırılarak gerçekleştirilebileceği, öğrencilere bilgi aktarımı yerine, aktif bir şekilde araştıracağı ve gerektiğinde uygun yaşantılar kazanabileceği ortamları oluşturmanın okulun görevi olarak kabul edildiği,
yani öğrencinin öğrendiklerini zihninde yapılandırabilmesi ve kendisine mal edebilmesi gerektiği, modern eğitimin hedefinin sembol ve ritüellerin pekiştirilmesinin ötesinde anlam edinimi ve bu anlamın yaşantıyla hayata geçirilerek tutum ve değere dönüşmesini sağlamak olduğu,
Öğrenci Andı'nda yer alan kavram ve değerlere, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin içerisinde yer verilmesinin daha anlamlı, kalıcı ve davranışa dönüştürücü sonuçlar vereceği, eğitim ve öğretim metodolojisi yönünden yapılan değerlendirme neticesinde, ilkokullarda her gün dersler başlamadan önce Öğrenci Andı okutulması uygulamasının, söz konusu kavram ve değerlerin kazandırılmasına hizmet etmediği sonucuna varılması üzerine kaldırıldığı belirtilmektedir.
Temyize konu Daire kararında, Öğrenci Andı'nın kaldırılmasının sebebinin bilimsel olarak ortaya konulması gerektiği ve davalı idarece bunun ortaya konulamadığı gerekçesine dayanılmıştır.
Özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde idari işlemlerin bilimsel görüşe dayanması veya dava sırasında bilirkişi görüşü alınması gerektiğine yönelik Kurulumuzun kararları da bulunmaktadır. Bakılan uyuşmazlığın, Öğrenci Andı metninin içeriğinden veya Öğrenci Andı metninin kaldırılmasından kaynaklanmadığı; Öğrenci Andı'nın ilkokullarda her gün dersler başlamadan önce topluca okutulması uygulamasının kaldırılmasına yönelik olduğu, bu hususta da idarenin takdir yetkisinin bulunduğu ve bu konuda idarenin yargı kararıyla önündeki seçeneklerden birini tercih etmeye zorlanmasının yerindelik denetimi anlamına geleceği sonucuna varılması sebebiyle Daire kararında belirtilen bilimsel görüş yaklaşımı yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkelerinin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemlerini ve materyallerini belirleme hususunda takdir yetkisine sahip olan davalı idarece, söz konusu takdir yetkisinin, 2005 yılından itibaren Dünyadaki genel eğilimlere uygun olarak benimsenen yeni eğitim ve öğretim yaklaşımı dikkate alınarak, eğitim ve öğretim materyali olarak kullanılmaya devam edilen Öğrenci Andı'nın yalnızca derslerden önce her gün topluca okutulması uygulamasının kaldırılması yönünde kullanılmak suretiyle tesis edilen dava konusu düzenleyici işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, dava konusu düzenlemenin iptali yolundaki temyize konu Daire kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2018/3533, K. 2021/192, 4 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama