İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Danıştay Kararları
  3. /İdare Dava Daireleri Kurulu

DANIŞTAY · İDARE DAVA DAİRELERİ KURULU

İçtihat Metni

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu E.2022/3145 K.2024/830

Dava konusu istem: 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali…

Esas2022/3145Karar2024/830Tarih18 Nisan 2024Okuma13 dk · 2.588 kelime

KÜNYE

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/3145 E., 2024/830 K.·T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

Daire
İdare Dava Daireleri Kurulu
Karar tarihi
18 Nisan 2024
Esas No
2022/3145
Karar No
2024/830
Temyiz eden (davacı)
…
Karşı taraf (davalı)
… Bakanlığı
Vekili
Av. …
İstemin konusu
Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2019/11352, K:2022/1744 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Yargılama süreci
—
Karar metni, Danıştay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.588 kelime·13 dk okuma·5 bölüm

Dava konusu istem: 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali istenilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2019/11352, K:2022/1744 sayılı kararıyla;

Usul yönünden:

İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucunun, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirdiği,

İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği,

İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan, meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulünün zorunlu olduğu, aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmenin, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracağı,

Uyuşmazlıkta, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında hapis cezası verilen ve bu cezasının infazı için Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilen davacının, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığı, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilen hükümlülere yönelik düzenlemeler getiren 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin;

açık kuruma ayrılma yönünden farklı suçlara ilişkin düzenlemelere yer verildiği anlaşılan ve davacının mahkumiyet hükmünün dayanağı olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddesini içermeyen 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin; ayrıca belirtildiği üzere davacı Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığından,

Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalan hükümlülerin açık kuruma ayrılamayacağı yönünde düzenlemeye yer veren, böylelikle tarafına uygulanma kabiliyeti bulunmayan 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin davacının kişisel menfaatini doğrudan etkilemesinin söz konusu olmadığı, bu haliyle söz konusu maddelere yönelik iptal istemine ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; kaldı ki davacının açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya yönelik gerek ilk gerekse ikinci talebinin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendine istinaden reddedildiği,

dolayısıyla 02/09/2012 tarih ve 28399 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan anılan Yönetmelik'in, uygulama işleminin dayanağı olan 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi dışındaki madde/fıkra/bent ve ibarelerinin iptali istemi yönünden davanın, Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 02/09/2012 tarihinden itibaren 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süresinde de açılmadığı, bu itibarla davanın anılan kısmının usul yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı,

Esas yönünden:

Dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihteki haliyle Anayasa'nın 124. maddesinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği,

Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabildikleri,

Ancak, bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeninin, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içerdiği ve her normun geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan aldığı, normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceğinin hukukun genel ilkelerinden olduğu,

Kanun koyucunun, 5275 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 2. fıkrasında, hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle gösterileceği yolunda kural sevk etmek suretiyle davalı Adalet Bakanlığına açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerini tespit noktasında takdir yetkisi tanıdığının açık olduğu, bununla birlikte, Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, takdir yetkisinin kullanımının sınırsız olmayıp hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun bulunmak zorunda olduğu,

Yönetmelik'in 6. maddesinin 1. fıkrasında, genel kural belirlenerek hükümlülerin açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasının; iyi halli olmaları, hapis cezalarının belirli bir süresini kapalı ceza infaz kurumunda geçirmiş olmaları ve koşullu salıverilme tarihlerine belirli bir süre kalmış olması şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlandığı; kapalı ceza infaz kurumunda geçirilecek hapis cezasının süresi ile koşullu salıverilme tarihine kalan sürenin tayininin ise, hükümlülerin işledikleri suçun niteliğine ve mahkum oldukları hapis cezasının süresine göre yapıldığı,

maddenin 2. fıkrasında, ilk fıkrada düzenlenen genel kural dışında belirli suç türleri yönünden ek koşulların getirildiği; bu kapsamda, fıkranın dava konusu (ç) bendinde, terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilen hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılması için koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalmış olması şartının getirildiği,

böylece bent kapsamında olan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılışlarının, gerek idare ve gözlem kurulunun tespit kararının aranması gerekse açık ceza infaz kurumuna geçiş tarihinin ileri bir tarihe alınması suretiyle genel kural kapsamındaki hükümlülere nazaran zorlaştırıldığı,

5275 sayılı Kanun hükümlerinde; “açık ceza infaz kurumları”nın, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlar olarak; “kapalı ceza infaz kurumları”nın ise, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu,

yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak tanımlandığı, dolayısıyla, anılan ceza infaz kurumlarında kalacak hükümlülerin durumunun, bu kurumların niteliğiyle bağdaşır şekilde olmasının, hizmetin doğal sonucu ve gereği olduğu,

Ayrıca, koşullu salıverilme şartlarını düzenleyen kanun koyucunun (5275 sayılı Kanun madde 107), hükümlülerin anılan haktan yararlanabilmeleri için iyi halli olmalarının yanı sıra işlenen suçun niteliğine ve mahkum olunan hapis cezasının süresine göre belirlenen asgari sürelerin kapalı ceza infaz kurumunda geçirilmesi şartlarını birlikte aradığı; böylece, genel olarak, hükümlülerin toplumsal hayata katılım sağlamaları anlamına gelen koşullu salıverilmelerini, 5275 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ifade edilen infazın temel amacı doğrultusunda, hükümlünün yeniden suç işlemeyeceği, kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı bulunduğu, özetle ıslah olduğu kanaatinin oluşması koşuluna bağladığı,

Buna göre, cezalarını açık ceza infaz kurumunda çekebilecek hükümlülerin tespiti aşamasında, açık ve kapalı ceza infaz kurumlarının nitelik ve koşullarının yanı sıra hükümlülerin işledikleri suçun niteliğinin, mahkum oldukları hapis cezasının süresinin ve ceza infaz kurumundaki tutumlarının (ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara içtenlikle uyup uymadıkları, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadıkları ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmedikleri, özetle suç işleme psikolojisinden uzaklaşarak kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılılık,

toplumsal hayata uyumluluk yönleriyle iyileşme ve iyi hal gösterip göstermedikleri hususlarının) da göz önünde bulundurulmasının, 5275 sayılı Kanun'un lafzına ve amacına uygun olduğu gibi, açık ceza infaz kurumlarında firara karşı engellerin ve dış güvenlik görevlisinin bulunmadığı dikkate alındığında, kamu yararı ve hizmetin de gereği olduğu,

Başka bir ifadeyle, mevcut hak ve şartlarının iyileşmesi (açık görüş hakkı vb.) sonucunu doğurması sebebiyle hükümlüler yönünden ek bir hak olarak kabul edilen açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın, koşullu salıverilerek toplumsal hayata katılım sağlanmadan önceki aşamalardan biri olduğu da gözetildiğinde, açık ceza infaz kurumuna ayrılma kriterlerinin tespitinde, 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesine paralel olarak, iyi halli olma, kapalı ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme tarihine kalan süre ölçütlerinin esas alınmasında;

bunlara ilaveten terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olanların, işledikleri suçun niteliği de gözetilerek ıslah için daha uzun süreye ihtiyaç duyacakları, toplum, devlet ve anayasal düzen bakımından tehdit/tehlike arz etmediklerinin tespit edilmesinin infazın temel amacına uygun olacağı kabul edilerek mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının tespit edilmesi ve koşullu salıverilme tarihine 1 yıldan az süre kalması şartlarının aranmasında hukuka aykırılık bulunmadığı,

Öte yandan, dava konusu bentte, hükümlülerin mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının "idare ve gözlem kurulu kararıyla" tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; esasen bu tespitin kolluk ve istihbarat birimlerince sunulacak veriler ile soruşturma ve kovuşturma makamlarından alınacak bilgiler ışığında yapılacağının açık olduğu; idare ve gözlem kurulunun, hükümlülerin yalnızca infaz kurumundaki tutumlarına istinaden karar vermeyeceği gibi, söz konusu tespitin soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu konudaki yetkisine müdahale olarak da değerlendirilemeyeceği, davaya konu düzenleme kapsamında idare ve gözlem kurulunca yapılacak tespitin sadece kendi görev alanıyla sınırlı olduğunun kuşkusuz olduğu,

Nitekim, dava konusu Yönetmelik'in yayımı tarihinden sonra 14/4/2020 tarih ve 7242 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinde yapılan değişiklikle, bu hususun kanun koyucu tarafından açıkça düzenlendiği ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna Cumhuriyet başsavcısı veya Cumhuriyet başsavcısının belirleyeceği bir Cumhuriyet savcısının başkanlık edeceği hükme bağlanmak suretiyle idare ve gözlem kuruluna aynı konuda yetki verildiği,

Bu itibarla, 5275 sayılı Kanunun 14. maddesinin 2. fıkrasında davalı idareye verilen yetkiye istinaden, işlenen suçun niteliği dikkate alınmak suretiyle açık ceza kurumlarına ayrılmaya ilişkin getirilen düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,

Diğer taraftan, davacı tarafından, iptali istenen Yönetmelik kurallarıyla getirilen düzenlemede eşitlik ilkesinin gözetilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık bulunduğu ileri sürülmekte ise de.

Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin “kanun önünde eşitliği” ifade ettiği, bunun ise aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek anlamına geldiği,

başka bir ifadeyle durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kişi ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğinin Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında ifade edildiği (AYM Kararı, 31/10/2013 tarih ve E:2013/23, K:2013/123), dolayısıyla, dava konusu Yönetmelik'in terör ve örgütlü suçlardan hükümlülere yönelik kural sevk eden 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi ile başka suç türleri, mahkumiyet süreleri gibi kriterlere göre farklı düzenlemeler içeren 6. maddesinin diğer fıkra ve bentleri arasında,

farklı konum ve durumlarda bulunan hükümlülere yönelik düzenleme getirilmesi nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmadığından, davacının söz konusu iddiasının yerinde görülmediği gerekçesiyle, dava konusu Yönetmelik'in, 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin ve 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemi yönünden davanın usul yönünden reddine, 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI

Davacı tarafından, duruşma davetiyesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle tek taraflı ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olarak duruşma yapıldığı, suç ve cezada kanunilik ilkesinin, gerekçeli karar hakkının, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği, kanun ile düzenlenmesi gereken hususların yönetmelik ile düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğu, idarenin kendisini mahkeme yerine koyarak cezaların infazında farklı haklar ve kısıtlamalar düzenlemesinin hukuksuz olduğu, Kanun'da örgüt üyeliğinin devamının tespiti konusunda idareye bir yetki tanınmadığı, Yönetmelik'in 6/1-a ve 1-c ile 8/1-ç maddelerinin şahsıyla ilgili olduğu ve iptali gerektiği, iddialarını bildirme hakkının elinden alındığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI

Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının, esas yönünden davanın reddine ilişkin kısmının onanması; usul yönünden davanın reddine ilişkin kısmının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Daire kararının davanın esas yönünden reddine ilişkin kısmı incelendiğinde;

Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;

"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı bir karar verilmesi

c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda belirtilen Danıştay Onuncu Dairesi kararının, davanın esas yönünden reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Daire kararının davanın usul yönünden reddine ilişkin kısmı incelendiğinde ise;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.

İptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.

İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasakoyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.

İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin; ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur. Aksi hâlde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmek, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracaktır.

Temyizen incelenen davada, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında hapis cezası verilen ve bu cezasının infazı için Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilen davacının, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu Yönetmelik'in, cezaları yüksek güvenlikli kapalı kurumlar veya diğer kapalı kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde infaz edilen hükümlülere yönelik düzenlemeler getiren 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin; açık kuruma ayrılma yönünden farklı suçlara ilişkin düzenlemelere yer verildiği anlaşılan ve davacının mahkumiyet hükmünün dayanağı olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddesini içermeyen 6. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinin; ayrıca davacı Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi kapsamında yer aldığından,

Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalan hükümlülerin açık kuruma ayrılamayacağı yönünde düzenlemeye yer veren, böylelikle tarafına uygulanma kabiliyeti bulunmayan 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin davacının kişisel menfaatini doğrudan etkilemesinin söz konusu olmadığı, bu haliyle söz konusu maddelere yönelik iptal istemine ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, Daire kararının davanın usul yönünden reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan, davacı tarafından, Dairece duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden duruşma yapıldığı iddia edilmişse de, duruşma davetiyesinin, 07/02/2022 tarihinde, davacının adres kayıt sisteminde (MERNİS) kayıtlı olan "… Mah. … Sk. No:… - Yeşilhisar/KAYSERİ" adresinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca babasına tebliğ edildiği anlaşıldığından, bu iddiaya itibar edilmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın kısmen usulden, kısmen esastan reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 31/03/2022 tarih ve E:2019/11352, K:2022/1744 sayılı kararının, davanın usul yönünden reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Temyize konu kararın davanın esas yönünden reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 4. Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2022/3145, K. 2024/830, 18 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Temyiz Edenin İddiaları
  4. Karşı Tarafın Savunması
  5. Türk Milleti Adına
  6. İnceleme Ve Gerekçe
  7. Hukuki Değerlendirme
  8. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Danıştay
Daire
İdare Dava Daireleri Kurulu
Esas No
2022/3145
Karar No
2024/830
Tarih
18 Nisan 2024

İlgili Kararlar

  • Danıştay 7. Daire E.2022/3164 K.2024/1830
  • Danıştay 7. Daire E.2022/3179 K.2024/1967
  • Danıştay 10. Daire E.2022/3180 K.2024/1620
  • Danıştay 7. Daire E.2022/3180 K.2024/1968
  • Danıştay 7. Daire E.2022/3181 K.2024/1969
  • Danıştay 10. Daire E.2022/3185 K.2024/1621

Tüm Arşiv

Danıştay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.