KÜNYE
- Mercii
- Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2022/347
- Karar No
- 2023/75
- Karar tarihi
- 9 Mart 2023
Karar Metni
2.570 kelime·13 dk okuma·5 bölüm
T.C. ... 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/347 Esas - 2023/75 T.C. ... 2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2022/347 Karar No : 2023/75
Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin Dava Tarihi : 01/09/2022 Karar Tarihi : 09/03/2023 Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih : 09/03/2023 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının 1972’de Gaziantep’te kurulduğundan bu yana gıda sektöründe “...” markası tahtında sürdürdüğü faaliyetleri ile kalite sembolü haline geldiğini ve günümüzde ürünlerinin 80’in üzerinde ülkeye ihraç edildiğini, yoğun emek ve etkin tanıtım faaliyetleri sonucunda davacının “...” ibareli markalarının tüketici nezdinde tanındığını ve davacı ile özdeşleştiğini,
davalı şahsın “... ...” ibareli marka başvurusunun davacı şirket adına tescilli ve tanınmış olan ve seri marka hüviyetinde bulunan “...”lu markalar ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ve bu benzerliğin iltibasa neden olabilecek nitelikte olduğunu, taraf markalarının aynı/benzer emtialarda kullanılacağını, bu markanın davacının markaları ile tüketiciler nezdinde karışıklık yaratarak davalıya haksız avantaj sağlayacağını ve davacının markalarının itibarını ve ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, bu markanın davacının “...”lu seri markalarının yeni bir versiyonu/devamı olduğu izlenimini yarattığını,
tüketicilerin davacının “...”lu seri markalarını taşıyan ürünleri satın almak isterken davalının “... ...” markalı ürünlerini satın alma yönünde tercihte bulunabileceklerini, “...” ibaresinin davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olması nedeniyle de korunması gerektiğini, davalının davaya konu marka başvurusunu yaparken kötü niyetli olduğunu, seçebileceği binlerce kelime varken davacının tanınmış/seri markalarına benzer bir ibareyi marka olarak seçmesinin bu kötü niyetin açık bir tezahürü olduğunu ifade ederek,
TÜRKPATENT YİDK’nın 18/07/2022 tarih ve ...sayılı kararının iptaline, 2020/119098 sayılı "... ..." ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı TÜRKPATENT vekili cevaplarında özetle; dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden son derece farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, her ne kadar taraf markalarında yer alan “.../...” ibarelerinden hareketle,
markaların birbirine benzediği iddia edilmekte ise de Türkçe’de yerleşik/bilinen bir anlamı olan “...” kelimesinin markasal hüviyette ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu bu nedenle de bu ibare üzerinde davacı tarafa münhasır bir kullanım hakkı verildiğinin söylenemeyeceğini, davacının tanınmışlık ve kötü niyete ilişkin iddialarının yeterli delillerle ispat edilemediğini, kurum kararının yerinde olduğunu ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şahısa usulüne tebliğe rağmen dosyada mevcut bir cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, YİDK kararlarının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının tanınmışlık, ticaret unvanından kaynaklı hak sahipliği ve kötü niyet itirazlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının...sayılı "... ..." ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Dava konusu davalının...sayılı ve "... ..." ibareli markalar için 04/10/2020 tarihinde 30.Sınıf mal/hizmetleri kaplayacak şekilde tescili için başvuruda bulunduğu, başvurunun yayımlanmasına karar verildiği, ilana karşı davacının bir takım markalarına dayanarak itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, TÜRKPATENT YİDK’nın 18/07/2022 tarih ve ...sayılı kararıları ile itirazın reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalının tescil ettirmek istediği marka ile davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı tescilli markaları birlikte bakıldığında; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir.
Davacının markalarının bir kısmı sırf kelime markası, bir kısmı da hem şekil hem kelime unsurlarını haiz karma markalardır. Bu markaların hepsinde ortak olan unsur “...” ibaresidir. Davacının markaları tek tek ele alındığında; öncelikle, davacının “...” ibaresini zemin şekli, başak figürü, makarna ambalajı, renkli çerçeveler vs. ile birlikte ihtiva eden karma markalarının, bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimlere ve tümüne hakim olan görünüşlerine bakıldığında, “...” ibaresinin ilk planda ve tek başına öne çıktığı söylenemez. Davacının sırf kelime markası olan markalarında ise “...” ibaresi, başkaca kelimelerle ya da eklerle bir arada, çoğunlukla bir kelime öbeği/isim tamlaması veya slogan oluşturacak şekilde kullanılmıştır.
Davalının tescil ettirmek istediği marka da, renk, şekil ve kelime unsurlarını bir arada ihtiva eden karma bir markadır; işarette krem rengindeki yuvarlak bir zemin/içiçe geçmiş bir çember ve daire içerisine “...” ve “...” kelimeleri, “bi” ibaresindeki “i” harfinin noktası bir kurabiyeden tasarlanmuş halde, “...” kelime öbeği büyük puntolarla ve üst kısımda yazılacak şekilde konuşlandırılmıştır.
Bu işaretin genel tertip tarzı itibariyle figüratif unsurları çok geri planda kalmadığı gibi, kelime unsurlarından da, daha büyük puntolarla yazılmış olan “...” kelime öbeğinin, uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresinden daha fazla dikkat çektiği; dolayısıyla, dava konusu edilen markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve tümüne hakim olan görünüşü içerisinde, davacının kelime markalarındaki “...” ibaresini de ihtiva eden kelime öbekleriyle, bu kelimeden türetilmiş “...” ibaresinin yakınlaşması yönünden bir benzerlik olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Zaten de; karşılaştırılan markalarda ortak olan “...” ibaresi, Türkçe’de “mutluluğa erişmiş olan, saadetli, bahtiyar, berhudar, mesut, ... veren” yerleşik anlamlarına gelen ve bu anlamları herkesçe yaygın olarak bilinen bir sıfattır.
Bu anlamı itibariyle, herkes tarafından bilinen/bilinebilecek, toplumumuzda uyandırdığı yerleşmiş/genel/yaygın anlamı/yarattığı algı gözetildiğinde, herkes tarafından bilinen/kullanılan, ayırt edici niteliği zayıf ibarelerden oluşan markalarla iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceğine, bu tür zayıf ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğuna dair yerleşmiş/emsal yargı kararlarının, somut olaya emsal olacağı;
bununla birlikte, zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür.
Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, vasıf bildirici ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “...” kelimesinin, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir.
Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan ve bu yönüyle markasal hüviyette herkes tarafından tercih edilebilecek bir sıfatın bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” ibaresi itibariyle bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır.
Neticede; taraf markalarında “...” ve bu kelimeden türetilmiş/sıfatın isim hali olan “...” ibareleri kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer kelime unsurlarının, markaları yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü; zaten de, davacının “...” ibaresini ihtiva eden bu kelime markalarının ancak ve sadece markalarda kullanılmış olan diğer kelime unsurlarının mevcudiyeti ile “markasal hüviyette ayırt edicilik” vasfını kazanabildiği ve tescile bağlanabildiği; bu nedenle de, taraf markalarında “...” ve “...” ibarelerinin geçiyor olmasının, markaları görsel olarak benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı kanaatine varılmıştır.
Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda “...” ve “...” ibarelerinin kullanılmış olması, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, yine markalardaki “.../...” kelimeleri dışındaki ibarelerin mevcudiyeti ve bunların bilinen/yerleşik anlamları nedeniyle, birbirlerinden yeterince farklıdır.
Taraf markalarında “.../...” ibarelerinin yer almasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer kılmaya yetmediği;
Davacının muhtelif markaları, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 30. Sınıfa giren gıda ürünleri ile aynı/benzer/türdeş gıda ürünleri için tescillidir; bu emtialar benzer alıcı çevresine hitap ederler, benzer ihtiyaçları giderirler, satış/dağıtım kanalları aynıdır, birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri ve birbirleri yerine ikame imkânları vardır, aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisi bulunur ve benzer markaları bu emtialarda kullanılırken gören tüketicilerin, markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurması mümkündür. Dolayısıyla; somut olayda, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği anlaşılmıştır.
Taraf markalarınının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir.
Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir.
Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder.
Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır.
Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Davalının markasının kapsamına alınmak istenilen 30. Sınıfa giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketici/alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesine bakıldığında; gıda ile ilintili bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın alınmadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi,
sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların daha ziyade günlük tüketime konu/nispeten ucuz fiyata satılan emtialar olması nedeniyle de, tüketicilerin bu emtiaları satın alırken sahip olduğu seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin yüksek olmadığı anlaşılmıştır.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir.
Somut olayda; taraf markalarında “.../...” ibareleri kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer unsurların, markaları genel görünümleri itibariyle yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü; davacının “...” ibaresini bir tamlama içinde ihtiva eden kelime markalarının dahi, ancak ve sadece markalarda geçen tüm kelime unsurlarının tamlama şeklindeki haliyle, markasal hüviyette ayırt edici bir işaret olarak algılandığını ve korunabileceğini; bu nedenle de;
dava konusu edilen işarette/markada kullanılmış olan “...” kelime öbeğinin ön planda olması dolayısıyla markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenimi ve ayırıcılığını vurgulayan imajı ile davacının hem davasına hem de itirazlarına mesnet aldığı “...”lu markalarından görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yeterli derece farklılaştığı, taraf markalarında “.../...” ibarelerinin geçiyor olmasının, markaları benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı;
ayrıca, davacının ayırt edici niteliği zayıf olan “...” ibaresine yoğun ve ciddi ticari faaliyetler neticesinde “korunması gereken bir ekonomik değer kattığı”, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden anlaşılmadığı; bütün bu hususlar, davacının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “... ...” ibaresini de ihtiva eden markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.
Markalardaki bu farklılıkların, seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi nispeten yüksek olmasa da, ilgili tüketicilerin bu markalar altında sunulan ve aynı/benzer/türdeş emtialar oldukları tespit edilen 30. Sınıfa giren emtiaların aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri;
Neticede; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından ve davacının markalarında kullanılan “...” ibaresi markasal hüviyette ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğundan, somut olayda emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin somut olayda bulunmadığı kanaatine varılmıştır. DAVACININ İTİRAZLARINA/DAVASINA MESNET ALDIĞI MARKALARININ TANINMIŞLIĞI İDDİASININ DAVALININ...SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ:
“...”lu markaların davacı tarafından yoğun, istikrarlı ve ciddi biçimde kullanıldığına ve bu markaya ciddi yatırımlar yapıldığına, markanın uzun yıllardır ilgili sektörde tanıtıldığına ve dahi tanındığına dair dava/marka işlem dosyasına yeterli nitelikte/ nicelikte/içerikte delil sunulmadığından, bu markaların “tanınmış” olduğunun söylenmesi de mümkün olmadığı; ayrıca da, davacı bu yöndeki “tanınmışlık” iddialarını ispat edebilse bile, somut olayda SMK m. 6/5 hükmü gereğince tanınmış marka korumasından yararlanılabilmesi için, davalının başvuruya konu markasının, davacının markalarının bu tanınmışlığından haksız yarar sağlaması,
tanınmış markanın itibarına zarar vermesi ve ayırt ediciliğini zedelemesi durumlarından birinin oluşmuş olması veya oluşma ihtimalinin yüksek olduğunun ispatlanmış olması gerekir.
Davacının SMK 6/5 maddesi hükmünde sayılan şartların gerçekleştiğine dair dava dosyasına herhangi bir delil sunmamış olduğu gözetildiğinde ve bütün bunlardan da öncelikli olarak taraf markalarının birbirine benzemediği tespit edilmiş olmakla, somut olayda, SMK m. 6/4 ve m. 6/5 hükümlerinin uygulanması şartlarının oluştuğu söylenemeyecektir.
Neticede; somut olayda, davacının tanınmışlıkla ilgili iddiasının, dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir etkisinin/engelinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACININ TİCARET UNVANINA DAYALI İDDİALARININ DAVALININ...SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ:
Somut olayda; herşeyden önce, dava konusu edilen markada davacının ticaret unvanının tamamının geçmediği anlaşılmıştır. Halbuki SMK m. 6/6 hükmünde; “.........markanın.......başkasına ait ticaret unvanını.......herhangi bir fikri mülkiyet hakkını..........içermesi hali”nden bahsedilmektedir. Ayrıca; davalının dava konusu edilen markasında “... ...” tamlamasında/sloganında “...” ibaresinin tek başına ön planda olmadığı, hatta bu ve başka nedenlerle dava konusu edilen marka ile davacının “...”lu markalarının benzer olmadığı; dolayısıyla, somut olayda davacının ticaret unvanına dayalı hak iddiasının dava konusu markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
DAVACI TARAFIN KÖTÜ NİYETE İLİŞKİN İDDİASININ DAVALININ...SAYILI MARKASININ TESCİLİNE/HÜKMÜNE ENGELİ/ETKİSİ:
Somut olayımıza dönüldüğünde; davalının “... ...” işaretini kendilerine marka olarak seçerken “spekülasyon, yedekleme, şantaj vs.” gibi amaçlarla veya davacı ile haksız rekabet yapma saikiyle hareket etmiş olduğuna dair davacı iddialarının somut deliller ile ispatlanamadığı; taraf markalarının benzemediği ve “... ...” sloganının davacının “...” ibareli markalarından “esinlenerek” yaratılmış olması ihtimalinin düşüklüğü hususları göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından;
Dava konusu davalının...sayılı marka başvurusu ile davacı markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olmadığı, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtialar açısından emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen emtiaların hitap ettiği tüketici kitlesinin, bu emtiaları satın aldıkları anda bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyelerinin yüksek olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı,
davacının “tanınmış marka” ve “ticaret unvanından doğan hak” iddialarının davalının...sayılı markasının tesciline/hükmüne bir etkisinin/ engelinin olmayacağı, davacının kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, YİDK kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı, hükümsüzlük ile terkin koşullarının oluşmadığı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2022/347, K. 2023/75, 9 Mart 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama