KÜNYE
T.C. Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi T.C. Ankara 5. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Ocak 2022
- Esas no
- 2021/115 Esas
- Karar no
- 2022/26
- Dava
- Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü
- Dava tarihi
- 23/04/2021
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 23/02/2022
Karar Metni
10.614 kelime·53 dk okuma·5 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili 23/04/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle.
Davalı tarafın 2019/108734 sayısı ile gerçekleştirdiği başvuruya karşı itirazlarının nihai olarak reddolunduğunu, müvekkilinin www...com e-ticaret sitesi üzerinden faaliyetlerini gerçekleştirdiğini, müvekkilinin markasının 1998 yılından beri faaliyet gösterdiği tüm markalarında kullandığını, müvekkili markalarının çok sayıda ödül kazandığını, başarı elde ettiği ve sektör liderlerinden biri olduğunu, müvekkilinin ... ve benzeri şekilde oluşturduğu çok sayıda markasının bulunduğunu, dava konusu markanın da “...+...” şeklinde oluşturulmuş bir marka olduğunu, markalar bütün olarak değerlendirildiğinde, taraf markalarının benzer olduklarını,
tüketicinin dava konusu markayı gördüğünde, müvekkilinin köyden tedarik edilen ürün/hizmetler için yeni bir ürün/hizmet gamı oluşturduğunu ve ... ... markası ile tüketiciye sunduğunu düşüneceğini, ... ... markasının ilk anda müvekkil markası ile ilişkilendirilmemesi,
aralarında bağlantı olduğunun düşünülmemesinin hayatın normal akışına aykırı olacağını, kaldı ki müvekkilinin 2020/95644 sayılı ... ..., 2020/95648 sayılı ... ..., 2020/95650 sayılı ... hepsitürkiye'den markalarının da bulunduğunu, dava konusu ... ... markası altında satılan ürünlerin, müvekkil şirketin sattığı ürünler gibi kentler dışında tarım ve hayvancılık yapılan bölgelerde yetiştirilen ürünler olduğunu, taraf markalarının kapsamlarının da benzer olduğunu, müvekkili markalarının tanınmış ve yoğun şekilde kullanılan markalar olduklarını, “...” ibaresini gören potansiyel müşterilerin,
“...” ibareli markaların kökeninin “...” markası ve müvekkil şirket ile bağlantısını daha ilk görüşte/okuyuşta anlar hale geldiğini, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markalarının ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, davalı şahsın marka tescil başvurusunda iyi niyetli olmadığını beyan ederek. 24.02.2021 tarih ve ... sayılı YİDK kararının iptali ve dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
CEVAP
Davalı TÜRKPATENT vekili 07/05/2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle.
Söz konusu markaların görsel, işitsel ve kavramsal yönden farklı olması ve davalı markanın tüketicide bütünüyle bıraktığı izlenim de dikkate alındığında işbu markalar benzer olmadığı gibi karıştırılmasının da mümkün olmadığını, ayrıca mevcut farklar karşısında markaların birbirinin serisi olarak algılanmayacağını, aralarında benzerlik bulunmayan davalı markasının davacıya ait markalara zarar vermeyeceğini ve sulandırmayacağının da açık olduğunu, davacı markasının tanınmış olduğu iddiası bakımından bir açıklama yapmak gerekirse, dava konusu 2019/108734 numaralı marka,
davacı markalarına benzer olmadığından ve karıştırılma ihtimali bulunmadığından tanınmışlığın işbu davaya etkili olmayacağını, bu nedenlerle. Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi isteminin reddine, davacı tarafın aleyhe olan sair tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili 28/06/2021 tarihli beyan dilekçesinde özetle.
Müvekkili markasının asli unsurunun “...” ibaresi olduğunu, “...” kelimesinin herhangi bir ayırt ediciliği bulunmayan bir zamir olduğunu, davacı markalarının da tek başına “...” kelimesinden değil bu kelimenin yanına eklenmiş sözcükler ile oluşturulduğunu, dolayısıyla “...” kelimesinin herkesin kullanımına açık kalması gereken bir sözcük olduğunu, bu tür kelimelerin 3. kişilerce de kullanılabileceğini, taraf markalarının farklı mal ve hizmetleri kapsadığını, davacı yanın dilekçesinde bahsi geçen yöresel markaların müvekkili başvuru tarihinden sonrasına ait olduğunu, müvekkili markasının,
davacı markaları ile benzer olmadığı gibi tanınmışlığına da zarar verecek mahiyette olmadığını, başvuruya konu görselin baskın renginin yeşil olduğunu, “...” ibaresinin ön plana çıkartılacak şekilde kullanıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK
Dava, 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan YİDK Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı YİDK kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait 2019/108734 nolu "Şekil+... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "... / ... ..." ibareli markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacıya ait "... / ...." markalarının tanınmış olup olmadığı, SMK m.6/5 koşullarının somut olayda oluşup oluşmadığı, davalı şahsın marka başvurusunda kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden maddi vakıalara ilişkin rapor alınmış,
06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İşlem dosyasının tetkikinde. Davalı şahsa ait 2019/108734 sayılı "Şekil+... ..." ibareli marka başvurusunun 05.11.2019 tarihinde 30, 35 ve 40. sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından tescil başvurusunun yapıldığı, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 12.02.2020 tarih ve 342 sayılı Bülten’de ilan edildiği,
davacı şirket tarafından 09.04.2020 tarihinde SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5 ve m.6/9 hükümleri kapsamında 2000/20142, 2009/30250, 2010/16160, 2010/16161, 2010/48306, 2011/37279, 2011/95360, 2011/95361, 2011/95362, 2011/95363, 2011/95364, 2011/95365, 2011/95366, 2011/95367, 2012/79983, 2013/90705, 2015/66566, 2016/12926, 2016/16996, 2016/28635, 2016/70644, 2017/53590, 2017/73088, 2017/73089, 2018/121549, 2018/121553, 2018/64894, 2018/86771, 2018/88057, 2018/88387, 2018/88390, 2018/88393, 2018/93414, 2019/41565, 2019/80178, 2019/79967, T/02598 sayılı markalar mesnet gösterilerek yayına itiraz edildiği,
davalı şahsın 07.08.2020 tarihli itiraza karşı görüş sunduğu, Markalar Dairesi Başkanlığı'nca ileri sürülen itirazların reddine karar verildiği, davacı şirketin 11.11.2020 tarihinde yeniden itirazda bulunduğu, itirazları değerlendiren Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 24.02.2021 tarih ve ... sayılı kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 25.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından iki aylık yasal hak düşürücü süre içerisinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu marka başvurusu 20.09.2021 tarihinde tescil edilmiştir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır.
Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur.
Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir.
Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır.
Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de TÜRKPATENT tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre TÜRKPATENT tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır.
Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır.
Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır.
Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; davacı yanın dayanak markaları kapsamında 30 ve 40. Sınıfta yer alan mal ve hizmetler doğrudan yer almadığı gibi 40. Sınıftaki hizmetler ile doğrudan bir benzerlik ilişkisi içerisinde olan davacı markaları da bulunmamaktadır. Bu haliyle taraf markaları arasında 40. Sınıftaki hizmetler açısından bir emtia benzerliği bulunmamaktadır.
Bununla birlikte her ne kadar davacı markaları kapsamında 30. Sınıftaki gıda ürünleri doğrudan yer almamakta ise de davacı yanın muhtelif markaları kapsamında 35. Sınıf 05 alt grubunda, 30. Sınıftaki gıda ürünlerinin satışına özgülenmiş mallar da yer almaktadır.
Dolayısıyla mal üreten işletmenin karineten ürettiği malı satışa da konu ederek ticari mevkiye çıkartacağı kabul edildiğinden mal ile aynı ya da benzer malların satışına yönelik satış hizmetleri arasında benzerlik ilişkisi bulunmaktadır.
Hal böyleyken başvuru kapsamında yer alan ve bilirkişi raporunda altı çizili olarak gösterilen mal ve hizmetlerin tamamının benzer ihtiyaçları karşılayan, tüketiciye aynı kanaldan ve aynı tür satış yöntemi ile ulaştırılan, birbirleri ile doğrudan rekabet ilişkisi içerisinde bulunan, hedef tüketici kitleleri benzer olan, birbirlerini tamamlayan ya da birbirleri yerine ikame edilebilirliği bulunan mal ve hizmetler oldukları değerlendirilmiştir.
Taraf markaları kapsamında benzerliği tespit olunan hizmetlerden 35. Sınıf 05. Alt grubunda yer alan toptan/perakende satış hizmetlerinin hemen her tür sektöre yönelik malların satışını kapsar şekilde sınıflandırılmış olması nedeniyle bu hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin dikkat ve algı seviyesi bakımından bir genelleme yapmanın mümkün olmadığı görülmektedir.
Dolayısıyla 35.05. alt gruba konu emtiaların bir kısmı için ortalama tüketici/perakende hizmet alıcısının bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyesi yüksek iken bir kısmının ise daha çok günlük tüketime konu olan, sık tüketilen, görece ucuz fiyatla satılan ve her kesimden tüketicinin gündelik yaşamına dair ihtiyaçlarına atıfta bulunan emtiaların (30. Sınıf gibi) ortalama tüketici/perakende hizmet alıcısının bilgi/bilinç/dikkat/özen seviyesinin düşük olabileceği değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte 35. sınıf 1-4 alt grubunda yer alan hizmetlerin (35.01., 35.02., 35.03. ve 35.04.) ise günlük hayatta sık ve rutin bir şekilde yararlanılmayan, çoğu kez profesyonel meslek grupları tarafından sunulan ve görece ortalama üstü hizmet bedelleri ile tüketicinin yararlandığı türden hizmetler oldukları, tüketicinin bahsi geçen sınıflardaki hizmetlerden çoğu zaman hayatında bir veya birkaç kez yararlandığı,
dolayısıyla ilgili hizmetler açısından yaygın ve yerleşik bir tecrübesi olmadığından bu tür hizmetler açısından yoğun bir ön araştırma süreci geçirme ihtiyacı duyacağı gibi yine hizmet satın alımında da kendisinin genellikle bir yönlendirmeye ihtiyaç duyarak hareket ettiği gözetildiğinde ilgili hizmetler açısından tüketicinin dikkat ve bilinç düzeyinin daha yüksek olacağı değerlendirilmektedir.
Öyle ki söz konusu tüketicilerin, satın alma karar sürecinde çeşitli bilgi kaynaklarından veri toplayarak eksiksiz ve doğru bilgiye ulaşmak için süreçte daha uzun vakit geçireceği, zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararı vereceği kanaatine ulaşılmaktadır.
Pek tabi tüketici kitlesinin niteliğinin yükselmesi, hiçbir hal ve koşulda yanılgı yaşamayacağı gibi bir sonucu meydana getirmeyecek olup bu nitelikteki tüketici grubunun zihin hafızasında yer edinen markalar arası ilişki kurma ve yanılgı yaşama eğilimi kimi durumlarda daha yüksek dahi olabilecektir.
Dava konusu "Şekil+... ..." ibareli marka başvurusu incelendiğinde; yeşil tonlarda tasarlanmış bir logoda üst kısımda “...” alt kısımda ise “...” kelimeleri ile meydana getirilmiş olduğu, “...” kelimesinin fonunun yine yeşil renkle çizilmiş olduğu, “...” kelimesinin ise sağ kısmında doğallığı simgeleyen yaprak görsellerini andırır bir logonun kullanıldığı görülmektedir.
Şekil ve sözcük unsurlarının bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bileşke markalarda sözcük unsurlarının, figüratif unsurlara göre daha güçlü bir etki yarattığının kabulü gerekir.
Zira sözcük ve şekil unsurlarından oluşan markalarda, tüketici algısında sözcük unsurunun daha ön planda olmasının temelinde, tüketicinin, mal veya hizmet ile işaret arasındaki ilişkiyi tanımlarken, figüratif unsurları açıklamak yerine doğrudan sözcük unsuru ile markayı ifade etme eğilimi yer almaktadır.
Bu çerçevede dava konusu markanın esas unsurunun “... ...” şeklindeki tamlamanın bütünü olduğu, görsel unsurların ikincil planda kalacağı, “... ...” tamlamasında, tamlamayı meydana getiren her iki sözcüğün de bağımsız karakterlerini korudukları, tamlamanın bütün olarak satışa konu edilen mal veya hizmetin “köysel – köye ait olduğu” yönünde bir mesajı tüketiciye verir nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Davacıya ait itiraza mesnet markalar incelendiğinde; “...+ SÖZCÜK” kombinasyonu ile oluşturulmuş bir seri marka zinricinin mevcut olduğu görülmektedir. Bahsi geçen her bir marka benzer bir sistematik ile oluşturulmuş olup bu şekilde ciddi bir seri marka ailesi yaratılmış ve her bir marka bütünsel olarak “...” ibaresi köken alınarak oluşturulmuştur.
Somut olayda davacı yan markalarının “...” kelime köküne eklenen birtakım sözcükler ile oluşturulmuş markalar oldukları, davacının bu sayede bir seri marka ailesi oluşturduğu, “...” ibaresinin “bütünü, tamamı” ifade eden bir zamir olmakla birlikte mal ve hizmet sınıfları açısından ayırt ediciliği güçlü olmasa da bulunan bir sözcük olduğu, nitekim TÜRKPATENT sicil kayıtları incelendiğinde de bu ibareyi esas unsur olarak taşıyan çok sayıda tescilli markanın mevcut olduğunun görülebileceği, davacı taraf markalarının da bu şekilde çok uzun yıllardır tescilli olduğu görülebilmektedir.
Bu bağlamda “...” ibaresinin bütün içerisindeki kullanım biçimi ve amacına göre ayırt edici niteliğinin değişkenlik gösterebileceği aşikar olmakla birlikte bu ibarenin doğrudan herkesin kullanımına açık bir sözcük olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.
Dava konusu marka örneği bu çerçevede incelendiğinde, anılan markanın da oluşturuluş sistematiği itibariyle, davacı markalarının yeni bir ürün ya da hizmetinin adı olduğu yönünde algı oluşturmaya müsait mahiyette bir marka olduğu, her ne kadar görsel unsurları itibariyle dava konusu marka muhtelif farklılıklar taşımakta ise de bu görsel unsurların tek başına taraf markalarının birbirlerinden somut biçimde uzaklaşmalarını sağlamaya elverişli olmadığı düşünülmektedir.
Bu haliyle taraf markalarının bütünsel açıdan özellikle oluşturuluş sistematiği (... + sözcük), buna bağlı oluşan işitsel ve kavramsal benzerlikler itibariyle ilgili tüketici nezdinde aynı iktisadi – idari kaynakça oluşturulmuş markalar olarak algılanmaya müsait olacağı düşünülmektedir.
Bu noktada ayrıca davacı yanın seri marka yaratma alışkanlığının mevcut olması ve yaratılan her bir markanın, dava konusu marka gibi oluşturulmuş markalar olmalarından ötürü da tüketicinin de davacı yanın evvelden beri süregelen bu markaları hakkında bilgisi, görgüsü ya da deneyiminin mevcut olduğu kabul edileceğinden, sonraki karşılaşacağı dava konusu markayı da bu serinin yeni bir versiyonu olarak algılayacağı değerlendirilmektedir
Bununla birlikte karıştırılma ihtimaline yönelik bu değerlendirmenin davacı yanın tanınmış nitelikteki markalarından bağımsız olarak yapılması yerinde olmayacaktır. Zira davacı yanın özellikle “...” ibaresinden oluşan markalarının e-ticaret hizmetleri açısından yıllara sair kullanım ve eskiye dayalı tescilleri, yoğun faaliyetleri çerçevesinde tanınmış marka korumasından yararlanmakta olduğu ve TÜRKPATENT sicil kayıtlarında T/02598 sayısı ile de kayıtlı olduğu görülmektedir.
Somut olayda da tüketicinin, dava konusu marka ile 35. Sınıf 05. Alt grubunda yer alan hizmetlerde karşılaştığı bir durumda, ilgili sınıfın davacı yanın spesifik olarak yüksek düzeyli tanınırlığının da bulunduğu satış / mağazacılık / eticaret faaliyetleri hizmetlerini kapsaması nedeniyle özellikle bu sınıf açısından tüketici, taraf markaları arasında doğrudan ve yüksek düzeyli bir iktisadi bağlantı kurma eğilimi yaşayarak, dava konusu markayı da davacı yanın iktisadi kaynağına ait, davacı tarafça yaratılmış yeni bir marka gibi yorumlayacaktır.
Bunun yanı sıra 35. Sınıf 1-4 alt grubundaki hizmetler açısından taraf markaları incelendiğinde de yine her ne kadar işaretler arasında birtakım farklılıklar bulunmakta ise de davacı yanın neredeyse her bir markası kapsamında yer alan bu alt sınıflarda da doğrudan bir seri marka ailesi yaratmış olmasından ötürü, taraf markalarını her zaman yan yana görme ihtimali bulunmayacak tüketici nezdinde de “..., hepsiexpress, hepsicüzdan, hepsitaksit, hepsiglobal, hepsihome” vb. şekillerdeki markalar ile benzer şekilde oluşturulduğu görülen “hepsiköyümden” ibaresinin yine davacı markaları ile benzer bir algı oluşturacağı düşünülmektedir.
Son olarak davacı yanın her ne kadar 30. Sınıfta doğrudan tescili bulunmamakta ise de gerek pek çok markası kapsamında 35. Sınıf 05. Alt grupta 30. Sınıf malların satışına özgülenmiş satış hizmetlerinin bulunması gerekse de taraf markaları arasındaki sistematik benzerlik açısından işbu mal grubu yönünden de işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin doğabileceği, zira her ne kadar tüketici doğrudan bir ürün üzerinden “Şekil+... ...” markasını gördüğünde, zihninde davacı markaları canlanmayabilir ise de yukarıda da ifade olunduğu üzere mal üreten işletmenin aynı zamanda bu malı muhtelif mecralarda satışa konu edebileceği,
söz gelimi “hepsiköyümden” ibaresi ile oluşturulmuş bir internet sitesi aracılığıyla satış yapılması halinde bu durumun doğrudan davacı markaları ile ilişkili sonuçlar doğurabileceği, dolayısıyla işbu ibare ile 35. Sınıf 05. Alt grubu kapsar şekilde ticari faaliyetlerde bulunulması mümkün olabileceğinden, bu ihtimal çerçevesinde taraf markaları arasında bir kez daha karıştırılabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olabileceği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak; davacı yanın “...+sözcük” unsurları ile oluşturduğu seri marka ailesi ve yine “...” şeklinde doğrudan tanınmış markasının varlığı karşısında, taraf markaları arasında aynı ya da benzer olarak görülen 30. Sınıf ve 35. Sınıftaki hizmetlerin tamamı bakımından, dava konusu “... ...” esas unsuru ile oluşturulmuş markanın da davacı yanca oluşturulmuş yeni bir marka olduğu yönünde algı yaratabileceği, piyasa koşullarında firmaların, bilinen markalarının sonuna yeni ekler getirerek markalarını güncelledikleri ve farklı ürün ve hizmet seçenekleri için bu şekilde seri marka yaratma yoluna gittikleri gerçeği karşısında,
davacı markaları ile aynı ya da benzer mal ve hizmet grubunda tescil edilmek istenilen dava konusu marka ile bahsi geçen mal ve hizmetlerde karşı karşıya kalan tüketicinin taraf markalarının aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu düşünebileceği, dava konusu başvuru ile davacı markalarını gören, işiten tüketicinin iki marka arasındaki farkları algılayabilse dahi, sonraki markanın istemsiz bir şekilde davacı yanın yeni bir ürün ya da hizmetinin adı olduğunu düşünebileceği, karıştırılma ihtimalinin temelinde, ortalama tüketicinin, bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurmasının yeterli olduğu,
somut olayda ise taraf markaları arasındaki benzerlik düzeyinin, bütünsel anlamda tüketicide çağrışımsal bir yanılgı meydana getirebileceği, dolayısıyla taraf markalarının başvuruda yer alan 30. Sınıftaki “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler.
Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar: Ekmek, simit, poğaça, pide, sandviç, katmer, börek, yaş pasta, baklava, kadayıf, şerbetli tatlılar, puding, muhallebi, kazandibi, sütlaç, keşkül. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Her türlü un, irmikler, nişastalar. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar.
Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Hububattan (tahıl) imal edilmiş çerezler, patlamış mısır, yulaf ezmeleri, mısır cipsleri, kahvaltılık hububat ürünleri, işlemden geçirilmiş buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç.
Pekmez” malları ile 35. Sınıftaki “Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, reklam amaçlı tasarım hizmetleri; alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.
Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri.
İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri.
Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması 1-34 mal grubu mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri açısından karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır.
Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle,
yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. ... önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir.
Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. ... önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır.
Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın “...” markalarının TÜRKPATENT sicil kayıtlarında tanınmış markalar sicilinde kayıtlı olduğu görülmekte olup davacı yanca işlem dosyasına yalnızca itiraz evraklarındaki dilekçeleri içerisinde “...” markaları ile ilgili yazılı ve görsel medyada çıkan birtakım haberlere atıfta bulunduğu,
bununla birlikte hükümsüzlük talepli dava dosyasına da yine “e-ticaret” alanında faaliyetleri ile ilgili birtakım delilleri ibraz ettiği, sunulan tüm bu deliller ve tanınmış marka kaydının, davacı yanın ana faaliyet alanı olan “e-ticaret, internet üzerinden satış hizmetleri, alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” alanında davacı markalarının tanınırlığını ortaya koymaya elverişli olduğu,
dolayısıyla bu tanınırlığının taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimalini kuvvetlendirdiği gibi “...+sözcük” şeklinde oluşturulan markaların özellikle davacı tanınırlığının bulunduğu 35. 05 alt grubu hizmetlerde ve yine 35. Sınıftaki “alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri.” açısından tesciline izin verilmesi halinin davacı markalarının tanınmışlığını zedeleyebileceği, ayırt edici karakterine zarar verebileceği, davacı markalarından haksız menfaat temini sonuçlarını doğurabileeği, zamanla davacı markalarını sulandırarak,
davacı yanın oluşturduğu seri marka algısını zayıflatabilecek sonuçlar doğurabileceği, bununla birlikte, mezkur değerlendirmelerin başvuru kapsamında kalan 40. sınıftaki hizmetlere sirayet edecek nitelikte ise olmayacağı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu. Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir.
Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez.
Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir.
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların bir kısım emtialar bakımından iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen nedenlerle; davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Katip ... · E-imza Hakim ... · E-imza
Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/115, K. 2022/26, 26 Ocak 2022 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama