KÜNYE
T.C. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2023
- Esas no
- 2023/62 Esas
- Karar no
- 2023/928
- Dava
- İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 19/07/2022
- Karar yazım tarihi
- 04/12/2023
Karar Metni
1.600 kelime·8 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın gerçekleştirdiği fuar organizasyonu nedeniyle davacı tarafından davalıya çek verildiğini söz konusu çeklerin ödendiği ancak organizasyon gerçekleşmemiş olmasına rağmen çek bedellerinin davalı tarafından ödenmediğini bunun üzerine davalı hakkında takip başlatıldığını davalı yanın takibe haksız olarak itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline takibin devamına alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşme gereğince yetkili mahkemenin Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu ayrıca fuarın uluslararası bir fuar olduğunu pandemi nedeniyle yabancı katılımcıların talebi doğrultusunda fuarın ertelendiğini davalı şirketin fuarın tarihini değiştirme hakkına sahip olduğunu ayrıca müvekkilinin fuar nedeniyle harcamalar yaptığını belirterek açılan davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava, İİK'nun 67. Maddesine göre alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul Anadolu ....... İcra Müdürlüğü’nün ....... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine 59.168,47-TL cari hesap alacağının tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu itiraz ve davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.
Dosyaya sunulan belge ve kayıtlarla birlikte dosya mali müşavir bilirkişisine tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından düzenlenen raporda özetle; ''Davacı ile Davalı arasında Fuar Katılım Sözleşmesi bulunduğu, Davalı (borçlu) ,..... A.Ş.
31.05.2023 tarihli Bilirkişi Görevlendirme ve Teslim Tutanağında yerinde inceleme yetkisi verildiğinden davalı taraf ile gerekli görüşmeler yapılmış dava konusu 2019 yılına ait muavin defter dökümleri ile ticari defterlerinin açılış ve kapanıŞ tasdiklerinin kanuni süresinde yapılıp yapılmadığı ile ilgili onay sayfalarının eğer E Defter mükellefi ise ilgili yıla ait işlemlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile ilgili olarak kanuni süresinde Gelir İdaresi Başkanlığı E-Defter Beratlarının onaylarının incelenmesi için gerekli evraklar istenmiş ancak herhangi bir bilgi tarafıma iletilmemiştir.
Bu sebeple ticari defterlerin kanuni sürelerinde onaylandığı ile ilgili olarak herhangi bir tespit yapılamadığı, davacı tarafından gönderilen ticari defter dökümleri (muavin defter dökümleri gönderilmemiştir) ve banka ekstresinin incelenmesi sonucunda 2019 yılının kaydi olarak 33.527,60 TL alacak bakiye ile devredilmiş olması gerektiği tespit edilmiş olup muavin defter dökümü gönderilmediği için teyide muhtaç olup takdir sayın mahkemenizin olduğu,
davalının kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebepten dolayı fuarı iptal veya başka bir yer ve tarihe ertelemediğinden ve yapılan ertelemelerin ilgili mercilere zamanında bildirilip onay alındığından dolayı davacının Fuar Katılım Sözleşmesi’nin 2. Maddesi gereği ödemiş olduğu tutarı geri isteme durumunun olmadığı...'' şeklinde tespit ve rapor edilmiştir. Bilirkişi raporunun denetime ve hükme esas almaya elverişli olduğu görülmüştür.
Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2).
Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir.
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Davacının ticari defterlerinin açılış ve kapanış onaylarını zamanında yaptırdığı dolayısıyla, T.T.K.'nun amir hükümlerine göre, davacı şirketin Ticari Defterleri lehine delil teşkil ettiği kanaatine varılmış olup hükme esas alınmıştır.
Beklenmeyen hâl kuramı, şöyle açıklanmaktadır: “Akit yapıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmişse taraflar akitle bağlı olmamalıdır. Buna “clausula rebus sic stantibus” (beklenmeyen hâl şartı) denmektedir. Bu görüş öğretide “emprevizyon teorisi” adıyla anılmaktadır. Öğretide, sözleşmenin, yapıldığı andaki durumun değişmeyeceği şeklindeki bir zımni kabul ile yapıldığı, aynen uygulanmasının taraflarca bu zımni şarta bağlı tutulduğu varsayılmaktadır (Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7.Bası,İstanbul 1993, s.1005).
Anlaşılacağı üzere hukukumuzda ahde vefa ilkesinin geçerli olduğu ancak bir kısım özel şartların bir araya gelmesi halinde TBK'nun 138. maddesi çerçevesinde sözleşmeyle bağlılık ilkesinin ihmal edilebileceği açıktır.
Taraflar arasındaki sözleşmeyi etkiler şekilde dünya genelinde ortaya çıkan COVİD-19 pandemisi ve bu bağlamda yasa koyucu tarafından alınan önlemler ve bu minvalde yapılan düzenlemelerin sosyal hayat ve doğal sonucu olarak iş hayatına etkileri hukuken meşhur ve maruf vakıalardandır.
Bu vakıaların taraflar arasındaki davaya konu olan hizmet ilişkisine etkilerinin yukarıda özetlenen hukukun genel ilkeleri ve yasal düzenlemeler ışığında açılmış bulunan davada mahkemece değerlendirileceği açıktır.
Ancak, söz konusu uyuşmazlığın değerlendirileceği yargılama sürecinde yine yukarıda izahı yapılan sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa - Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri ile beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir. (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 2021/632 esas-2021/668 karar)
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde “Genel Olarak" madde başlığı altında “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye başlanmış ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, iş yerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, düğün törenlerinin ertelenmesi, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir.
Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu'nun 138.maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 136.maddesinde belirtilen borçludan kaynaklanmayan imkansızlık sebebi olarak kabul edilmesi gerekir.
Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 18-22 Mayıs 2021 tarihleri arasında ....... 'da düzenlenecek olan ...... Fuarı için fuar katılım sözleşmesi yapılmış ise de, Covid-19 pandemisinin 2. Dalgası kapsamında fuarın yapılıp yapılmayacağı hususu belirsiz hale gelmiş olup fuarın ertelendiği, belirtilen tarihlerde ifası konusunda borçlunun sorumlu tutulamayacağı değerlendirilmiştir.
Davalı taraf fuarın iptal edilmeyip, ertelendiğini, kısmi ifa imkansızlığı bulunmadığını iddia etmiştir.Her ne kadar imkansızlık geçici nitelikte olup, kural olarak borcu sona ermesine neden olmaz ise de, bu hususta tarafların farazi iradeleri esas alınmalıdır. İfanın muayyen bir zamanda yapılacak olması veya ifa zamanının alacaklı için önem taşıdığı hallerde borcun sona ermesi sonucunu doğurduğu kabul edilmelidir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 136. maddesinde de belirtildiği üzere karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlüdür.
Somut olayda davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 138. Maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkını haiz olduğu, davacının belirsiz tarihlerde fuarlara katılımına zorlanamayacağı kanaati hasıl olmakla, 6098 S. TBK 136.maddesi (818 S.
BK 117.m.) uyarınca borçluya sorumluluk isnat olunamayan hallerde borcun sona ereceği, bununla birlikte karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bu suretle borçtan kurtulan tarafın sözleşmeye istinaden aldığı edimi aynen iade yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu durumda; fuar hizmetini almayan davacıya 45.612,49 TL'yi ödemesi gerektiği kanaat hasıl olmuştur.
Taraflar arasındaki Sözleşme'nin 2. Maddesi uyarınca "Düzenleyici Fuar Katılım bedelini fuar iptalini bildiriminden itibaren 30(Otuz) gün içinde Katılımcı’ya iade eder." sözleşmeden dönme yönündeki katılmama irade beyanının iletildiği, bu nedenlerle davacının sözleşmede belirtilen tarihlerde yapılmayan fuara ilişkin davalı tarafça sözleşmede belirtilen edim yerine getirilmediğinden davacı tarafça ödenen bedelin iadesini talep etmekte hukuken haklı olduğu kanaatine varılmış ve toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; alınan bilirkişi raporu ile de alacak ispatlanmıştır.
Toplam alacağın 45.612,49 TL olduğu, gerek icra aşamasında gerekse yargılama aşamasında söz konusu borcun ödenmediği anlaşılmakla davacı tarafından davalı aleyhine açılan itirazın iptali davasının kısmen kabulü ile likit olan alacağa yapılan itirazdan dolayı davacı lehine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
Reddedilen bu kısım yönünden davacı tarafın kötüniyeti ispatlanamadığından kötüniyet tazminatına hükmedilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/62, K. 2023/928, 6 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama