KÜNYE
T.C. Bursa
- Mercii
- Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 4 Aralık 2019
- T.C. BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2019/165 Esas - 2019/1275
- Esas no
- 2019/165
- Karar no
- 2019/1275
- Başkan
- ......
- Üye
- .......
- Üye
- ........
- Katip
- .....
- Davacılar
- 1- ...- .. Emek Fatih Sultan Mehmet Mah. 10.Papatya Sk. No:16 İç Kapı No:2 Osmangazi/ BURSA
Karar Metni
2.703 kelime·14 dk okuma·9 bölüm
2- ... - .... Emek Fatih Sultan Mehmet Mah. 10.Papatya Sk. No:16 İç Kapı No:2 Osmangazi/ BURSA 3- ... - .... Emek Fatih Sultan Mehmet Mah. 10.Papatya Sk. No:16 İç Kapı No:2 Osmangazi/ BURSA
VEKİLİ
Av. ... - Ulu Cd. Güler Sk. Banuşoğu İş Mrk. No:4 Kat:3 Büro No:315 16220 Osmangazi/ BURSA
DAVALILAR
1- ... - T.C. No: ..... Güzelyalı Yalı Mah. Burgaz Cad. No:191/2 Mudanya/ BURSA
VEKİLİ
Av..... - Hacıilyas Mah. Kıbrıs Şehitleri Cad. Arkur Doğuhan İş Merkezi No:2 K:6 D:601 Osmangazi/ BURSA
2- ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLİ
Av..... ... Oyak Sigorta A.Ş. Meclis-İ Mebusan Cad. Oyak Han. No:15 Salıpazarı Beyoğlu/ İSTANBUL
DAVALILAR
3- ... - T.C. N:. Hamitler Mah. 1.Halis Sk. No:3 Osmangazi/ BURSA 4- ... - T.C. N: ..... Geçit Mah. Çiçek Sok. No:16 Osmangazi/ BURSA 5- ... - T.C. N: ....... Geçit Mah. 7.Akar Sk. No:4 İç Kapı No:2 Osmangazi/ BURSA
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 14/12/2012
KARAR TARİHİ : 04/12/2019
Mahkememizde görülen davanın açık yargılamasında,
DAVACININ TALEBİ
Davalı ...'nın maliki olduğu, Davalı ... ve ...
Renta Car oto kiralama'nın işletmecisi olduğu ve davalı ...'nın sürücüsü olduğu ... plaka numaralı otomobilin 05/08/2012 tarihinde içerisinde ..., ..., ... olduğu halde Bursa/Zeyniler yolunda seyir halindeyken kaza meydana geldiğini, kazada müvekkili ...'nın yaralandığını, kazadan dolayı ...'nın aylarca yoğun bakımda kaldığını, boyun bölgesinde omurilik kopması nedeniyle felç olduğunu, kolları ve bacaklarının çalışmadığını, iç organlarının zarar görmesi nedeniyle cihaza bağımlı olduğunu, hastanede yapılacak tedavi ve bakım sona erdiğinden mevcut rahatsızlığı ile birlikte taburcu edildiğini, çalışma ve beden gücünü %100 oranında kaybettiğini,
tüm doğal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için başkalarının yardımına muhtaç olduğunu, meydana gelen olaydan dolayı şimdilik 5.000,00-TL maddi tazminatın davalı ... Sigorta A.Ş. yönünden (sigorta limitini aşmamak üzere) 08/10/2012, diğer davalılar yönünden 05/08/2012 (olay) tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte, ... için 200.000,00-TL, baba ... için 100.000,00-TL ve anne... için 100.000,00-TL olmak üzere toplamda 400.000,00-TL manevi tazminatın ...
Sigorta A.Ş. dışındaki davalılardan ortaklaşa ve zincirleme olarak tahsilini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ CEVABI
Davalı ... davanın reddini savunmakta, kazaya konu aracın maliki olduğunu, diğer davalı ... ve ... Rent a Car ile aralarında yapılan sözleşmeye göre iki yıllığına kiraya verdiğini, söz konusu kira ilişkisi sebebiyle araç üzerinde fiili tasarrufunun bulunmadığını ileri sürerek kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmektedir.
Davalı ... savunmasında ... isimli arkadaşının yanına gelerek birkaç gündür eve gitmediğini söylediğini, araba bulup gezmek istediğini söylediğini, kiraladıkları araç ile önce Mudanya'ya daha sonra da Zeyniler'e gittiklerini, arabada ..., ... ve ... isimli arkadaşlarının olduğunu, hiçbir şekilde alkol almadıklarını, kendisinin ehliyeti olmadığını, ...'nın Zeyniler yolunu bilmediğini aracı kendisinin kullanmasını söylediğini, bunun üzerine aracı kendisinin kullandığını, kendisinin kullandığı sırada kazanın meydana geldiğini, olay nedeni ile anne ve babası ile aralarının açıldığını, kendisinin mağdur olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta AŞ. davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE: Yukarıda özetlenen dava sebebiyle Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda 22.02.2018 gün ve 2012/838 E. 2018/106 K. sayılı ilamla, davalı ...yönünden davanın reddine, sigorta şirketi yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar ..., ... ve ... yönünden maddi tazminat davasının tamamen, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bu karara karşı taraflarca istinaf yoluna başvurulmuş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 12.11.2018 gün ve 2018/812-1039 D. K. sayılı ilamıyla ilk derece mahkemesi kararını görev yönünden kaldırmıştır. İstinaf mahkemesi kararında esasa girilmemiş, sonradan feragat edilmiş olsa da başlangıçta zorunlu sigortacının da hasım gösterildiği dikkate alınarak davaya bakmakla görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğunu bildirilmiştir.
Kesin nitelikteki bu karardan sonra dosya mahkememize gönderilmiş, yargılamaya mahkememizde devam edilmiştir.
Görevsiz mahkemede davaya ilişkin tüm deliller toplanmıştır. Yenilenmesinde yarar olmayan usuli işlemlerin tekrarında yarar yoktur. Toplanan delilleri takdir etmek suretiyle esasa ilişkin karar verilmesi mümkündür. Nitekim dosyanın mahkememize gönderilmesinden sonra açılan ilk duruşmada delillerin yeterli görüldüğü, başka tahkikat işlemi yapılmayacağı açıklanmış ve sözlü yargılama aşamasına geçilmiştir.
Ne var ki, dosyanın karar için hazırlandığı ve müzakere edildiği süreçte davalılardan ...’in hukuki durumunu değiştirecek ve davalılardan ...’nın işleten sıfatını etkileyecek bir durumun yeniden araştırılmasında yarar görülerek ara kararından rücu edilerek tahkikata devam edilmiştir. Hem davanın özünü etkileyen hem de ara kararından rücu edilmesini gerektiren bu durumu öncelikle izah etmekte yarar vardır.
Yukarıda özetlenen ve istinaf mahkemesince kaldırılan ilk derece mahkemesi kararında hem araç maliki ... hem de aracı kiraya verdiği kabul edilen ... tazminattan sorumlu tutulmuştur. Halbuki bu iki kişinin sorumluluğu kusur sorumluluğu değildir. Sorumlulukları Karayolları Trafik Kanunundan kaynaklanmakta ve aracın işleteni sıfatıyla tazminattan kusursuz sorumlu tutulmaktadırlar. Halbuki bu iki kişinin ikisi aynı anda aracın işleteni sıfatını haiz olamaz. ... aracın malikidir.
Mülkiyet kaydı işleten sıfatına karine teşkil eder. Eğer aracın mesela uzun süreli bir kira akdiyle başkasına teslim edildiği, zilyetlik ve araçtan elde edilen menfaatlerin malik dışında bir kişiye devredildiği ispat edilirse, malik için işleten sıfatıyla sorumluluk da karine olmaktan çıkar. Üçüncü kişi işleten sıfatını alır ve tazminattan kendi sorumlu olur. Malikin sorumluluğu ortadan kalkar. Elbette karinenin aksini ispat külfeti malike aittir.
Somut olayda hem araç maliki ...’nın, hem de aracı kiraya verdiği söylenen ...’in işleten sıfatını taşıdığını kabul etmek yukarıda özetlenen sorumluluk esası ile çelişkilidir. Kusursuz sorumluluk ya ...’ya ya ...’e ait olmalıdır. Bu çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmayacaktır.
Davalı ... davaya cevap vermemiştir. Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararına karşı da istinaf yoluna başvurmamıştır. Buna rağmen mahkememizdeki duruşmaya katılmış ve kiralama sözleşmesindeki imzasını inkar etmiş, ...’nın oğlu ... ile aynı işyerini kullandıklarını, sözleşmenin sonradan ... tarafından düzenlendiğini ileri sürmüştür. Bu imza inkarı doğru ise ...’nın işleten sıfatıyla sorumluluğu tartışma dışı kalacaktır. O halde sözleşmenin gerçeğe uygunluğu araştırılmadan esas hakkında karar verilmesi doğru olmayacaktır. Bu sebeple sözlü yargılama ertelenmiş ve bu konuda ilave tahkikat yapılmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken bir hukuki müessese de usuli müktesep hak kurumudur. Bilindiği gibi usuli müktesep haklar kanunda açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak köklü kazai içtihatlarla yerleşmiş bir ilkedir. “Usulî kazanılmış hak, derdest bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi neticesinde taraflardan biri lehine doğan haktır. Usulî kazanılmış hakkın temelleri kazai içtihatlar ile atılmış ve yine içtihatlar ile sınırları çizilmeye çalışılmıştır. Usulî kazanılmış hakkın Türk hukuk sistemine kazandırılmasındaki en önemli amaçlardan biri kamu düzenidir.
Usulî kazanılmış hakkın mutlak olarak uygulanmasının bazı sakıncalara yol açacağı gözetilerek usulî kazanılmış hakka; mahkemenin görevi, bozma kararı verilmesinden sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının ortaya çıkması, geçmişe etkili bir kanunun yürürlüğe girmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yeni bir karar verilmesi, bozma kararının açıkça maddi hataya dayanması, usulî kazanılmış hakkın kesin hüküm ile çelişmesi ile ilgili olarak istisnalar getirilmiştir.
Ancak, Türk hukuk sisteminde kamu düzeni muğlak bir konudur. Hangi işlemlerin kamu düzenine ilişkin olduğuna dair kanunda bir açıklık mevcut değildir. Bu nedenle kamu düzeni ile usul işlemleri bakımından bir ölçüt koymak bir sınırlandırma yapabilmek mümkün değildir. Kamu düzeni yoruma açık ve çeşitli durumlarda değişiklik arz etmektedir.
Bu nedenle usulî kazanılmış hakkın tespiti veya istisnasının mevcut olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi açısından sadece kamu düzenine ilişkin ölçütün esas alınması yetersizdir. Kaldı ki Türk hukuk sisteminde usulî kazanılmış hakkın çok fazla istisnasının olması ve sınırlarının belirlenmesinin çok zor yahut imkânsız olması sebebi ile bu kurumun bir sınırı çizilememiş, bu kurum kanuni düzenleme altına alınamamıştır.”
(Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi - Usulî Kazanılmış Hakkın Sınırlarının Belirlenmesinde Yaşanan Sorunlar Üzerine Bir Değerlendirme - Dr. Öğr. Gör. .....)
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönersek, davalı ..., kendi aleyhine sonuçlanan Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/838 Esas 2018/106 Karar sayılı ilamına karşı yargı yoluna başvurmamıştır. Kararı istinaf eden sadece ...’dır. Usuli müktesep hak kurumunun burada ortaya çıkacağı kabul edilecek olursa ilk hükmün davacılar ve davalı ... yönünden kesinleştiği sonucu doğar. Öyle olunca ... işleten sıfatına haiz olmasa ve taraf sıfatı bulunmasa dahi tazminattan sorumlu tutulacaktır.
Mahkememizin değerlendirmesine göre ilk mahkeme kararı görev yönünden kesin olarak kaldırıldığına göre artık taraflar açısından usuli müktesep haktan söz etmek doğru olmaz. Kazanılmış hak için görevli mahkemece verilmiş, infazı kabil, hukuken geçerliliğini koruyan bir karar bulunması gerekir. Halbuki Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen hüküm usuli sebepler ve kamu düzeni ilkesine bağlı olarak kaldırılmıştır.
Farklı bir bakış açısı ile davalı ...’in ilk kararı istinaf etmeyerek sonuca razı olduğu, artık bu iradesine aykırı davranmayacağı söylenebilir. Ancak bu görüş de eleştiriye açıktır. Yasal düzenleme ile sınırları belirlenmemiş bir hukuki kuruma istinaden hak kaybına neden olunması doğru bulunmamıştır.
Nitekim davacı tarafın endişesi tazminat sorumluluğunun ... üzerinde kalması ve mal varlığı bulunmayan bu davalıya karşı alınan tazminat kararının gayri kabil-i infaz hale gelmesidir. Davacı taraf esasen ...’nın tazminat sorumluluğundan kurtulmasından endişe etmektedir. Elbette davacı yönünden makbul olan her iki davalının da tazminattan sorumlu olmasıdır.
Ancak ...’in işleten sıfatının bu biçimde bir kazanılmış hakka dayandırılması davalı ...’nın istinaf ve temyiz gerekçelerinin doğru olduğu görüşüne gerekçe teşkil etmemelidir. Sonuç itibariyle mahkememizin görüşü, görevsiz mahkemece verilmiş ve ortadan kalkmış bir kararın usuli kazanılmış hak doğurmayacağı yolundadır.
Davalı ...’ya verilen süreye rağmen kiralama sözleşmesinin aslı sunulamamıştır. Sözleşmenin sıhhati baştan beri tartışmaya açıktır.
Bir yandan davalı ... ile davalı ...’nın oğlu ...’nın aynı işyerinde adi ortak gibi faaliyet göstermeleri sebebiyle ... tarafından sonradan tanzim edilmiş olabileceğine dair şüpheler, diğer yandan sözleşmenin zamanında kaymakamlığa sunulmamış olması, kazadan sonra ortaya çıkması, buna dair vergi kayıtlarının olmaması, özel araç gibi kayıtlı olan aracın haricen kiraya verilmesi gibi hususlar bir arada değerlendirildiğinde davalı ...’nın işleten sıfatını ortadan kaldıracak mahiyette bir hukuki ilişkiden söz edilemez.
Malikin işleten sıfatı devam ediyorsa bu kez de ...’in kusursuz sorumluluğu için hukuki sebep kalmaz. ...’in sorumluluğunu doğuracak tek şey belki yukarıda izah ettiğimiz usuli müktesep hak kurumu olabilir ki, mahkememizin bu görüşte olmadığını belirmiştik.
Bu açıklamalardan sonra davanın esasına gelirsek, derdest dava trafik kazası biçiminde ortaya çıkan haksız fiil sebebiyle maddi ve manevi tazminat davasıdır. Kural olarak ispat külfeti davacı taraf üzerindedir. Davacı taraf kazayı, kazada davalı tarafın kusurunu, kaza sebebiyle meydana gelen yaralanma ve bunun sebep olduğu maddi ve manevi zararı ve elbette zarar ile kusurlu hareket arasındaki illiyet bağını ispat etmelidir.
Dava konusu haksız fiil, yaralamalı bir trafik kazası biçiminde ortaya çıkmıştır. Bu itibarla sürücü hakkında bir ceza soruşturması da başlatılmıştır. Ceza soruşturması veya kovuşturmasında verilecek kusur nispeti hukuk hakimini bağlamayacaktır. Zaten davacı ...’nın yaralandığı bir trafik kazasının varlığı ve tek taraflı kazada sürücünün kim olduğu tartışma konusu değildir. Nitekim sigorta şirketi poliçe limiti dahilinde ödeme yapmış, davacı taraf da sigorta şirketi aleyhine açtığı davadan feragat etmiştir.
Davanın esası hakkındaki gerekçenin daha iyi anlaşılabilmesi için olayın özetlemesinde yarar vardır. Mahkememizin kabulüne göre davalı ... tarafından kullanılan ... plakalı araç 05.08.2012 tarihinde tek taraflı bir trafik kazası geçirerek Uludağ yolunda şarampole yuvarlanmıştır. Aracın içinde hepsi sürücü ile arkadaş olan ..., ... ve ... bulunmaktadır.
Davacı ... kazada yaralanmış ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan 04.11.2105 tarihli rapora göre bedensel kazanma gücünü tamamen kaybetmiştir. Davacının araçta yolcu olarak bulunması sebebiyle müterafik kusurundan söz edilemez. Ancak hatır taşıması hali dikkate alınmalıdır.
Tam maluliyet sebebiyle Sigorta şirketi poliçe limiti dahilinde ödeme yapmış, ancak dosyaya alınan raporlara göre davacının karşılanmayan maddi zararları ve hem ...’nın hem de anne babasının manevi zararları vardır.
Mahkememizin kanaatine göre görevsiz
Dört arkadaşın aracı gezinti amacıyla ve dava dışı ...’tan temin ettikleri, onun da yine kısa süreli kira sözleşmesiyle ...’ten teslim aldığını ileri sürmüşse de Mahkememizin kabulüne göre davalı ...’nın araç üzerindeki fiili hakimiyetini ortadan kaldıracak biçimde uzun süreli bir kira sözleşmesi söz konusu değildir.
Dosya kapsamında 15/03/2017 havale tarihli bilirkişi ek raporuna göre 564.223,31 TL daimi işgörmezlik zararı, 126.025,00 TL tedavi ve iyileştirme gideri ve 791.195,85 TL bakıcı gideri olmak üzere uğradığı toplam zararı 1.418.444,16 TL maddi zarar söz konusudur. Bu rapor denetime elverişli ve somut olaya uygun olması sebebiyle mahkememizce hükme esas alınmıştır Davacı sigortadan zararını kısmen karşıladığından bu miktarın tazminattan tenzili gerekmektedir. Bu doğrultuda aldırılan 12/05/2017 havale tarihli ek bilirkişi raporu incelendiğinde 261.782,88 TL'nin bakıcı giderinden, 261.782,88 TL'nin daimi işgörmezlik zararından mahsubu gerekmektedir.
Tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının arkadaşları ile birlikte gezmek için gönüllü olarak araca bindiği anlaşılmakla, olayda hatır taşıması olduğu kabul edilmiştir. Üstelik davacının emniyet kemeri takmamış olması zararın artmasında etkili olduğu viçin tazminat takdirinde dikkate alınmalıdır. Hem hatır taşıması hem de müterafik kusur bulunması sebebiyle tazminattan %20 + %20 indirim yapılması uygundur. Davacının uğradığı zarar toplamı olan 1.418.444,16 TL'den %20 + %20 indirim yapıldığında, zarar miktarı 851.066,50 TL olur. Sigorta tarafından yapılan ve tenzili gereken ödemelerin toplam 523.565,76 TL olduğu dikkate alınırsa davalılarca karşılanması gereken zarar miktarının 327.500,74 TL olduğu sonucuna varılır.
Manevi tazminattan sorumlu olabilecek davalıların sosyal ekonomik durumları, davacılar karşısında ekonomik anlamda daha güçlü oldukları, davalı sayısı, davalıların kusuru, hatır taşıması ve müterafik kusur, davacının uğradığı işgücü kaybı, bunun hayatına etkisi, davacı anne ve babanın yaşadığı üzüntünün boyutu dikkate alınarak davacı ... için 20.000,00 TL, babası ... ve annesi... için 10.000,00'er TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminata hükmetmenin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Davalı ...'un kaza geçiren aracı kiraladığı, kiranın kısa süreli olduğu, davalının araç sürücüsü olmadığı, işleten sıfatı kazanmadığı dolayısıyla tazminat sorumluluğunu doğurabilecek herhangi bir eyleminin olmadığı kabul edilerek, bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı ...'nın aracın kayden maliki olduğu sabittir. Davalı aracı uzun süreli kira yoluyla diğer davalı Ercan'a verdiği yönündeki savunması olmuştur. Davacı bu savunmasını ispatlamak için "SÖZLEŞME" başlıklı tarihsiz bir belge sunduğu, belgede ilgili aracın 15/06/2011 tarihinden (kazadan yaklaşık 14 ay önce) itibaren davalı ...'in işelttiği ... Rent A Car'a kiralandığı, 30 günlük kira bedelinin 1.250,00 TL, kira süresinin 24 ay olduğu, kiracının ceza ve geçiş ücretlerinden, sigorta ve kasko bedelinden, periyodik bakımdan sorumlu olduğunun yazıldığı anlaşılmıştır.
Kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi mevzuatımızda benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip,
bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şartı aranmakta ise de sözleşmenin noter aracılığıyla yapılması şartı aranmamaktadır.
Bu değerlendirme karşısında davalının her zaman düzenlenmesi mümkün yazılı bir belge sunması, sigorta poliçesinde bu davalının adının yazılı olması, davalının araca ait vergi borçlarının ve sigorta ödemelerinin diğer davalı ... tarafından yapıldığını, dolayısıyla araçla ekonomik ve fiili hakimiyeti kalmadığını ispatlayamadığı anlaşılmakla bu davalının işleten olarak sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı ...'nın aracı kullanan kişi olduğu sabit olup, haksız fiil faili olarak zarardan sorumlu olması gerektiği tartışmasızdır.
Yukarıda yaptığımız açıklamalar karşısında davacının karşılanmayan maddi zararının 327.500,74 TL olduğu, davacının maddi tazminat talebini 06/06/2017 havale tarihli dilekçe ile 305.000,00 TL'ye yükselttiği anlaşılmakla bu bedel üzerinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacıların hak ettikleri manevi tazminatın 40.000,00 TL olarak tespit edildiği, talebin daha fazla olduğu dikkate alınarak bu yöndeki davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Başkan .. · e-imzalıdır · Üye .. · e-imzalıdır · Üye ..... · e-imzalıdır · Katip .. · e-imzalıdır
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2019/165, K. 2019/1275, 4 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama