KÜNYE
T.C. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2025
- Esas no
- 2025/52 Esas
- Karar no
- 2025/583
- Dava
- Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 22/01/2025
Karar Metni
1.671 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında 4 Agustos ila 09 Eylül 2006 tarihleri arasını kapsayan... Konserlerinin ana sponsorlugu yapımı konusunda sözlesme imzalandığını, sözleşme uyarınca müvekkili sirket tarafından ... Konserleri etkinliklerinin baslanmış ve etkinliklerin devamı sırasında 18/08/2006 tarihinde davalı tarafça tek taraflı olarak sözlesmeyi haksız bir sekilde feshettiğini, bunun üzerine müvekkilce ...
31 Noterligi kanalı ile gönderilen ihtarname ile haksız fesihten dolayı zarar ziyan ve cezai sart talep edilmiştir, akabinde de davalı tarafa karşı ... 16. Asliye ticaret mahkemesinde dava açıldığını, dava tarihi 01/08/2007 olup,... esas sayılı dosyası ile görülmüş ve karşı taraf karar düzeltme yoluna başvurduğundan temyiz sonrası yeniden esas numarası almış olan dosya ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas ve ...
Karar sayılı dosyası ile karara bağlanmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulduğunu, bu dosya da istinaf ve temyiz incelemesinden geçmiş sonuç olarak kesinleştiğini, bu dosyada hükmedilen miktar da 06/07/2023 tarihinde ...
9. İcra müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasından ana para ve faiziyle birlikte 324.080 TL olarak tahsil edildiğini, bunun da tahsilat tarihindeki USD kuru olan 27 TL üzerinden dönüştürüldüğünde 12.002 USD yaptığını, davacı ile davalı arasındaki dava sözleşmenin haksız nedenle feshedilmesi sonucu kararlaştırılan ceza i şartın tahsili yoluyla tazminat davası olduğunu, sözleşmede cezai şart USD cinsinden kararlaştırılmış olup, 100.000 USD cezai şartın ödenmesi yukarıda yazılı olan iki ayrı mahkemece hüküm altına alındığını, davanın açıldığı tarih itibariyle o zamanki usul yasaları gereği yabancı para cinsinden talep oluşturulamadığından,
davaların açılış tarihindeki kur üzerinden TL ye çevrilerek istem sonucunun belirlendiğini, ancak 2007 yılından itibaren devam eden ve kesinleşmesi 2023 yılına dek uzayan davalar nedeniyle Türkiye ekonomik şartları umulmadık bir şekilde değişmiş, müvekkilin sözleşmenin haksız nedenle feshi sonucu uğramış olduğu zararın 100.000 USD olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen, mahkeme kararlarının gecikme faizleriyle birlikte icraya konulması suretiyle tahsili sonucunda 19.514 USD cinsinden tahsilat yapılabildiğini, 80.486 USD munzam zararın meydana geldiğini,
16 sene gibi uzun bir süre sonunda dava açılması esnasında TL cinsine çevrilerek açılan davalarda hükmedilen TL cinsinden para borcunun karşılığında müvekkilin mal varlığında munzam zarar oluştuğunu, davalarının haklılığı 2007 tarihinde açtığımız ve 2012 yılında kesinleşmiş olan ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin... esas...
Karar sayılı dosyasıyla sabit olduğunu, davalı tarafın bu dava dosyasında tüm kanun yollarını kullanmış hatta olağanüstü kanun yolu olan karar düzeltme yoluna da başvurduğunu, bu kesinleşen karar ile davalı taraf tüm zarar ziyanı ödemek zorunda olduğunu ve artık başkaca kanun yolu kalmadığını kesin olarak anlamış fakat davanın kısmi açılmış olmasını fırsat bilerek ödemeyi ne kadar geciktirirse TL olarak ödeyeceği paranın döviz karşısında eriyeceği art düşüncesiyle hareket ettiğini,
bundan sonra sorumlu olduğu miktarı ödememiş ve yeniden ek dava açılmasına sebep olmuş hatta bu mahkemece de verilen kararı sonucunu bildiği halde istinaf ve temyiz yoluna başvurarak Türkiye şartlarında ne kadar geç öderse o kadar paranın değerinin düşeceğini öngörerek uzatma ve ödememe yoluna gittiğini, nihayetinde gecikme faiziyle birlikte müvekkile ödediği para gerçekte paranın mutlak satın alma gücü hesaplandığında %20 si civarında olduğunu, dava hükme bağlanırken TBK md. 99 uygulanmadığını, yani yabancı paranın ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesine hükmedilmediğini, bu nedenle böyle bir munzam zarar ortaya çıktığını,
zira ilk kısmi davamızı ikame ettiğimizde yeni TBK yürürlükte değildi. TBK MD. 99 bağlamında düşünüldüğünde munzam zararın gerçekleştiğinin ortada olduğunu, zaten Mahkemelerce karara bağlanan ve karşı tarafın borcu olarak hükmedilen para cinsinin aslı Amerikan Dolarıdır (USD) VE Sözleşmede de cezai şart dolar cinsinden belirlendiğini,
munzam zararın giderilmesi için zorunlu arabuluculuk yoluna başvurduğumuzda da davalı tarafın anlaşmaya yanaşmaması nedeniyle arabuluculuk başvurumuz sonuçsuz kaldığını belirterek davacı şirket ile davalı şirket arasında görülmüş ve kesinleşmiş olan tazminat davaları sonucu tahsil edilen para ile cezai şart olarak tazmin etmesi gereken paranın alım gücü arasında meydana gelen munzam zararın Bilirkişi marifetiyle hesaplanarak fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla 80.486 USD olarak ödeme tarihindeki kur üzerinden TL cinsinden (TBK 99 maddesi uyarınca ) davalı tarafça davacıya ödenmesine karar verilmesini ve yargılama giderlerinin
karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddia ve taleplerini kabul anlamına gelmemek üzere.
Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca davacının talepleri yönünden zamanaşımı itirazında bulunduklarını, zaman aşımı süresi TBK kapsamında 1 yıl olup, bu süre her halükarda 10 Yıl olduğunu, zira Yargıtay'ın içtihat haline gelmiş kararları ile de sabit olduğu üzere Asıl Alacak davasının açıldığı tarihte, alacağın geç tahsili sebebi ile oluşan munzam zararın miktarının tespiti imkan dahilinde, (Kaldı ki davacı yan,
cezai şart bedelinin USD cinsinden belirlendiğini zarar miktarının bu sebep ile belirlenebilir olduğunu iddia etmektedir.) aynı tarihte davanın açılmasının gerektiği ve zamanaşımının o tarihte başladığı bildirildiğini, zira aksi durum, alacaklıyı zararı azaltma külfetine aykırı davranarak zararın artmasını beklemeye teşvik ettiğini, davacı yanın , huzurda görülmekte olan davayı, alacak davasıyla beraber veya alacak davasından bağımsız olarak munzam zararının tazminini istemek yerine aradaki uçurumun daha da genişlemesini bekleyerek,
TAM 18 YIL SONRA açması hakkın kötüye kullanımından başka bir şey olmayıp, esasa girilmezden evvel, davanın zamanaşımı yönünden reddinizaman aşımı yönünden reddini talep ettiklerini, davacı yanın, dava dilekçesinde belirttiği üzere, hali hazırda tasfiye halindeki bir şirkettir.
Bu bağlamda, müfessih olduğu bildirilen şirketin, öncelikle tasfiye sürecine tabi tutulup tutulmadığının, tasfiye memuru atanıp atanmadığının, tasfiye işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmadığının ve tasfiye işlemlerinin tamamlanmasının ardından şirketin sicilden terkin edilip edilmediğinin araştırılması gerektiğini, ayrıca tasfiye halinde bulunan bir şirketin dava açma yetkisinin olup olmadığı tespit edilerek,
bu yetkinin bulunmaması durumunda ilgili davanın esasına girilmezden evvel usul yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, alacaklının temerrüt faizini aştığı her durum munzam zararının olduğu anlamına geldiğini, munzam zararın tazminin bazı şartlara tabi olduğunu, munzam zarar ancak bahse konu zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun bir illiyet bağının bulunması halinde tanzim edilebildiğini, eğer alacaklının zararı ile borçlunun temerrüdü arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmuyorsa borçlunun munzam zarardan herhangi bir sorumluluğu söz konusu olmayacağını, bilindiği üzere,
sorumluluk hukukunda uygun illiyet bağı teorisi benimsendiğini, bu yaklaşım TBK 122 hükmü açısından da değerlendirilmesi gerektiğini, bu kapsamda alacaklının uğradığı munzam zararın objektif bir şekilde, genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu olarak nitelendirilmesi mümkün ise, borçlunun munzam zarardan sorumluluğu söz konusu olacağını, aksi takdirde alacaklı munzam zararın tanzimini talep edemeyeceğini, ispat yükünün davacı da olup alacaklının uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan delilleri mahkemeye sunması gerektiğini,
munzam zararda temerrüt faizinin aksine kusur koşulu aranmaktadır.
Bu husus madde hükmünde açıkça borçlu kendisnin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu, mevcut durumda munzam zararın şartlarının oluşmadığından davanın reddi gerektiğini, davayı ve davanın taleplerini kabul manasına gelmemek kaydıyla şayet ortada bir zarar var ise davacı tarafın kendi kusurlu davranışı ile bu zarara sebep olduğunu, munzam zararın yalnızca para borçlarından kayaklanan alacaklar bakımından oluştuğundan ve davacının munzam zarara konu ettiği alacağın para alacağı niteliğinde olmayan bir cezai şart bedeli olduğundan söz konusu davanın reddi gerektiğini,
ceza şarta konu olan esas davaya konu sözleşmenin davalı şirket tarafından haklı nedenle fesih edilmiş olduğundan ve munzam zarar taleplerinde kusurlu olma şartı bulunduğundan işbu davanın davalı şirketin kusuru bulunmaması nedeniyle reddinin gerektiğini, bu sebeple, işbu davanın değerlendirilmesi sürecinde, taraflar arasında imzalanan sponsorluk sözleşmesinin davalı şirket tarafından haklı bir nedene dayanarak feshedilip edilmediği hususu da ayrıca birikişiler tarafından değerlendirilmeye alınması gerektiğini, bu bağlamda, bilirkişinin de, söz konusu fesih işleminde müvekkil şirketin haklı olup olmadığı konusunda tespitlerde bulunması ile,
davalı müvekkil şirketin fesih gerekçelerinin haklı olduğu görülecek ve herhangi bir kusurunun olmadığı sabit hale geleceğini, munzam zarar taleplerinin de talep edilen tarafın kusurlu olması gerektiğinden dolayı, davalı şirketin kusurunun bulunmaması sebebiyle işbu davanın reddi gerektiğini belirterek davacının açmış olduğu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasında aktedilen sponsorluk sözleşmesine aykırılık sebebiyle 6098 sayılı TBK'nın 122. maddesine göre munzam zarar talebidir.
Taraflara usulüne uygun davetiyeler tebliğ edilmiş olup, ... 37. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosya, ... 9. İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı takip dosya, ... 18. ATM'nin ...Esas sayılı dosya UYAP suretleri, SGK'dan borç dökümleri dosyamız içerisine alınmıştır.
Taraflar arasında aktedilen sponsorluk sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshedildiği ve buna mukabil davalının tazminat ödemesi gerektiğine dair anılan mahkeme kararlarının daha evvelden kesinleştiği sabittir. Eldeki davayı da, bu mahkemelerde kesinleşen tazminat mi,ktarlarının geç tahsil edilmesinden kaynaklı munzam zarar talepli açtığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu feshedilen sözleşmenin akit ve vade tarihlerinde meri olan kanun 818 sayılı Borçlar Kanunu'dur. Bu kanunun 83/2. maddesinde yabancı para alacağının aynen ödenmesini mümkün kılan düzenlemeler mevcuttur. O halde, davacının sözleşmede kararlaştırılan döviz bedeli için mahkemeden "...USD'nin fiili ödeme tarihindeki değerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm talep etmesine engel bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yani anılan maddede davacının, alacağını dilerse TL olarak, dilerse fiili ödeme günündeki döviz kuru olarak talep edebileceği seçimlik bir hak düzenlenmiştir. Buna rağmen davacı seçimlik hakkını, her iki davada da, dava tarihindeki kura göre TL cinsinden talep ederek kullanmış ve kur farkı zararına kendisi yol açmıştır. Bu sebeple kendi yol açtığı zararın tazminini talep etme imkanı yoktur.
Öte yandan, Yargıtay'ın yerleşik güncel içtihatlarında da ifade edildiği üzere, TBK 122. maddesinde düzenlenen munzam zararın varlığı, sadece ülke ekonomisindeki genel dalgalanmalar, döviz artışı, enflasyon artışı ile ispat edilemez. Bu genel ekonomik parametreler dışında, davacının somut zararının oluştuğunu iddia ve ispat etmesi gerekir. Somut olayda, davacının bu parametreler dışında bir zararı olduğu iddiası dermeyan edilmediğine göre davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Maddi tazminat talebi tümden reddedildiğinden AAÜT'nin 13/4. maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmetmek gerekmiştir.
Başkan · ¸e-imzalıdır · Üye · ¸e-imzalıdır · Üye · ¸e-imzalıdır · Katip · ¸e-imzalıdır
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/52, K. 2025/583, 2 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama