KÜNYE
T.C. İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2023
- Esas no
- 2021/316 Esas
- Karar no
- 2023/846
- Dava
- Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi
- Dava tarihi
- 18/05/2021
Karar Metni
2.140 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; ... merkezli müvekkili ... Şirketi'nin Türkiye merkezli diğer müvekkili ... Tic.Ltd.
Şti.'yi Türkiye içerisinde tıbbi eldiven ihtiyacını temin etmek amacıyla yetkilendirdiğini, söz konusu yetkiye istinaden tıbbi eldiven almak için davalı ile sözlü anlaşma yapıldığını, yapılan anlaşmaya göre davalı şirketin ...'ye teslim edilmek üzere ... eldiven temin ve teslim edeceğini, karşılığında müvekkili ... veya yetkilendirdiği ...'nın ücret ödeyeceğini, müvekkilleri tarafından sözleşmeye istinaden toplamda 155.700 EURO ödeme yapıldığını, yapılan anlaşmaya göre ... eldiven teslim edilmesi gerekirken, daha ucuz ve düşük kaliteli ... eldiven teslim edildiğini,
kutuların üzerinde ... yazılı olmasına rağmen 13 palet/780 karton/15800 paket / 1560000 eldivenin tamamının ... çıktığını, bu hususun tespit edilmesi akabinde tutanağa bağlanarak ... Üniversitesi'nden 09/03/2021 tarihinde rapor aldırıldığını, eldivenlerin halen raporu düzenleyen ...
Üniversitesi'nin deposunda olduğunu, işbu durumun müvekkili şirket yetkilisi tarafından davalıya 12/03/2021 tarihinde mail yolu ile iletildiğini, davalı tarafça hiçbir işlem yapılmaması üzerine davalıya ...
Noterliği'nin 23/03/2021 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, davalı tarafın ihtarnameye cevap vermediğini ve edimi yerine getirmediğini, davayı HMK m.109 hükmü uyarınca fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00TL üzerinden kısmi olarak açtıklarını beyanla.
TBK m.227 hükmü uyarınca satılanın tüm iade masrafları davalıya ait olmak üzere teslim edilen malı geri vererek sözleşmeden dönme ve teslim edilen mallar ile ihracatı için ödenen toplam ücret için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 12.02.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı müvekkillerine ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dilekçesinin 29.05.2021 tarihinde davalı şirkete elektronik olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı, süresinden sonra 01.02.2022 tarihinde beyan dilekçesinin sunulmuş olduğu görülmüştür. Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan satış sözleşmesi kapsamında satım yapılan ürünlerin sözleşmeden farklı şekilde teslim edilmiş (aluid ifa) olması sebebiyle sözleşmeden dönme ile verilen malların, ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.
Somut olayda davacılardan Türkiye merkezli ... Ltd. Şti. İle diğer davacı ... Merkezli ...
Şirketi arasında akdedilmiş olan protokol uyarınca pandemi süresince ...'nin tıbbi malzeme tedarikinin ... tarafından aracı olarak sağlanacağı, yapılacak ödemelerin ... adına ... tarafından yapılacağı hususunda anlaşıldığı, bu anlaşma uyarınca ... tarafından ... adına davalıdan ... eldiven alımı yapıldığı, söz konusu satım işlemine ilişkin faturanın davalı tarafça davacı ... adına düzenlendiği, ödemenin ... adına ... tarafından gerçekleştirildiği, ürünlerin sevkıyatının dava dışı ... tarafından sağlandığı,
söz konusu ürünlerin davacı satın alan firmaya (...'ye) teslimi akabinde yapılan kontrolde ürünlerin içeriğinden ... değil ... eldiven çıktığı iddiası ile taraflar arasındaki sözleşmeden dönülerek teslim edilen ürünlerin davalıya aidesi, davalıya ödenen sözleşme bedelinin de davalıdan tahsili ile davacıya iadesi istemi ile işbu davanın açılmış olduğu görülmüştür.
İşbu davada tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, a-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1, a-c hükmü de uygulanacaktır.
Somut olayda davacının teslimi yapılan ürünlerin ayıplı şekilde teslim edildiği iddiasında bulunmuş olması sebebiyle satıcının ayıptan sorumluluğu incelendiğinde, söz konusu sorumluluk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu kapsamda ... Hukuk Dairesinin 2019/... Esas, 2022/... Karar Sayılı, 20/10/2022 Tarihli ilamında satıcının ayıptan sorumluluğu ve ispat şartları detaylı şekilde açıklanmış olup şöyle ki ; "Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:
a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır
Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.
b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.
Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.
c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.
Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.
Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.
d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır
e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır
f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır
Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.
Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.
Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır.
TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;
-Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)
Satım sözleşmesine konu makineler ile ham maddelerin teslimi ile ayıplı, hasarlı olup olmadığı ve ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir."
İşbu davada davacılar vekili tarafından davalının ayıplı teslim yapmış olduğu iddiasında bulunulmuş ise de yukarıdaki açıklamalar, TBK'da ve yerleşik içtihatlar uyarınca ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olmasıdır. Ancak davacıya teslim edilen ürünlerin satımı vaat edilen ürünlerden farklı olduğu iddiası ayıplı ifa olarak değil aluid ifa ( sözleşmeye aykırı teslim) olarak nitelendirilmektedir.
Bu kapsamda mahkememizin işbu dosyası ile benzer mahiyette olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2019/659 Esas, 2021/124 Karar Sayılı, 04/02/2021 Tarihli " ...
Ayıp, taraflar arasındaki sözleşme ile kararlaştırılan vasıfların eksikliği veya kararlaştırılmamış olsa dahi dürüstlük kuralı gereğince satılan üründe bulunması gerekli vasıfların eksikliği iken; sözleşmeye aykırı ifa (aliud ifa), Satım sözleşmesinde öngörülen özelliklerde mal teslimi yapılmaması halinde ayıplı teslim değil, satılandan başka birşeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur.
Mahkemece uyuşmazlığın ayıplı ifadan değil aliud ifadan kaynaklandığı tesbit edilmiştir.
Ayıplı ifa halinde ayıplı olsa da bir ifa mevcutken, aliud ifada ise sözleşme hiç ifa edilmemiş kabul edilmektedir. Bu nedenle aliud ifa halinde yüklenici, ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre değil, borcun hiç ifa edilmemesine ilişkin TBK'nın 112. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca sorumlu tutulmalıdır. Bu durumda alıcı için muayene ve ihbar külfetinden söz edilmesi mümkün olmadığından, uyuşmazlık halinde ayıp ihbarına ilişkin sürelerin uygulanması söz konusu olmayıp genel zamanaşımı sürelerinin dikkate alınması gereklidir. ...ifa halinde alıcı bu teslimi kabul etmiş ise, satıcı TBK'nın 112. maddesi gereğince sözleşmeye aykırı ifada hiçbir kusuru olmadığını kanıtlamadıkça oluşan zarardan sorumludur.
Satım sözleşmesinde öngörülen özelliklerde mal teslimi yapılmaması halinde ayıplı teslim değil, satılandan başka birşeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusu olup; TBK 112. maddesi uyarınca borç hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Somut olayda davacı iddiası ve bilirkişi raporundaki tespit dikkate alındığında ayıplı mal teslimi değil, aliud teslim (sözleşmede kararlaştırılandan farklı mal teslimi) iddiası mevcuttur.
Taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi olmadığı gibi, sipariş formu da bulunmamaktadır.
Malların teslimi hususunda herhangi bir ihtilaf yoktur. İhtilaf teslim edilen malların sipariş edilen mallar olup olmadığı noktasındadır. Bu hale göre, mallar uhdesinde olan davacı siparişine aykırı mal gönderildiğini ispat yükü altındadır." şeklindeki gerekçeli ilamı da göz önünde bulundurulduğunda somut olayda davaya konu ürünlerin davacıya teslim edilmiş olması ve davacının uhdesinde bulunmuş olması sebebi ile ispat yükü davacıdadır.
Yerleşik içtihatlar uyarınca aluid ifada satım sözleşmesinden kaynaklı olarak zamanaşımı süresi içerisinde talepte bulunabilecekte olup ayıba karşı ihbar süresi bu davada uygulanma yeri bulunmamaktadır. Dava değeri de göz önünde bulunduğunda miktar itibari ile davacının davaya konu ürünlerin vaat edilenden farklı olduğunu yazılı deliller ile ispatlaması gerekmekte olup her ne kadar dava açılmadan önce ...
Üniversitesinden delil tespiti yaptırılarak ürünlerin farklı olduğunun tespit edildiği iddia edilmiş ve buna ilişkin olarak tercümesi yaptırılmış rapor dava dilekçesi ekinde mahkememize ibraz edilmiş ise de söz konusu rapor ekspertiz raporu mahiyetinde olup ... adli makamlarında düzenlenmemiştir.
Yargılama esnasında ... adli makamlarına istinabe aracılığı ile keşif yapılarak inceleme yapılması amacıyla yazı yazılmış ise de söz konusu talebin mümkün olmadığı mahkememize bildirilmiştir.
Bu kapsamda dosyaya ibraz edilmiş olan tüm deliller, celp edilen gümrük evrakları ve beyanlar bir bütün olarak incelendiğinde davacıya satılan ürünlerin taşınmasının davalı tarafından yapılmaması, dava dışı firma tarafından yapılması, hangi tarihte telim yapıldığının ispatlanamaması, zira davacı tarafından yurtdışında teslim yapıldıktan sonra satıma konu ürünlerin kontrol edilerek farklı nitelikte olması sebebi ile kargo ile ...
Üniversitesine rapor hazırlanmak üzere nakledildiğinin beyan edilmiş olması ve bu nakledilmeye ilişkin herhangi bir evrakın mahkememize ibraz edilmemiş olması karşısında inceleme yapılan ürünlerin davalıdan satın alınan ürünler olup olmadığının davacı tarafça kanıtlamadığı, bu sebeple davalının sorumluluğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılarak davacıların davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/316, K. 2023/846, 21 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama