KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/28
- Karar No
- 2024/645
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
Karar Metni
2.652 kelime·13 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/28
KARAR NO : 2024/645
DAVA
Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 12/01/2024
KARAR TARİHİ : 17/10/2024
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
DAVA
Davacı vekili 12/01/2024 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; " Müvekkilinin ülkemizde önde gelen ve büyük yatırımlar yayan bir şirket olduğunu, davalı tarafından müvekkilinin hedef gösterildiğini, Sair her türlü itiraz, talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla; yukarıda ayrıntılı olarak izah ettiğimiz hususlar ve temyiz incelemesi esnasında re'sen tespit edilebilecek nedenlerle Haklı davamızın kabulüne, Davalı tarafından,a.31.01.2022 tarihinde yayınlanan ----linkindeki içerik kapsamında 50.000,00 (elli bin) Türk Lirası olmak üzere,
b. 29.11.2022 tarihinde yayınlanan -----linkindeki içerik kapsamında 50.000,00 (elli bin) Türk Lirası olmak üzere,
c. 15.01.2023 tarihinde yayınlanan ------ linkindeki içerik kapsamında 50.000,00 (elli bin) Türk Lirası olmak üzere,
d. 20.07.2023 tarihinde yayınlanan ---- linkindeki içerik kapsamında 50.000,00 (elli bin) Türk Lirası olmak üzere, toplam 200.000,00 (iki yüz bin TL) Türk Lirası manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan yayın tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak Müvekkil'e verilmesine,
3.İkinci maddede belirtilen tazmin talebimize ilave olarak TBK'nın 58/2. hükmü uyarınca Sayın Mahkemenizce saldırıyı kınayan bir karar verilmesine ve bu kararın giderleri davalıya ait olmak üzere ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek 3 (üç) gazetede yayımlatılmasına,
4.Yargılama masrafı ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini saygılarımızla dileriz." denmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Talep edilen tazminat haksız, yasaya ve hukuka aykırı, aynı zamanda da fahiştir.Somut davada, Davacı taraf davaya konu haberlerle ile ilgili olarak "yıpratma amaçlı", "itibarı karalama" vb. nitelendirmeler yapmışsa da yayınlanan haberler, aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere hukuka uygundur.Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Davalı tarafça haberlerin içeriklerine dair bir itiraz bulunmamaktadır. Davacı taraf haber içeriklerini kabul etmektedir. Şöyle ki;
20.07.2023 tarihli haber ----- Holding'in de ortağı olduğu ----- Havalimanı işletmesinin ------ Havalimanı yakınlarına yapmak istediği otel projesi için aldığı onay ile ilgilidir. Kaldı ki bu haberin kaynağı başka bir gazetedir.15.01.2023 tarihli haber ----- Holding'e verilen teşviğin ikinci kez artırılması ile ilgilidir. Haberin kaynağı da ---- Gazete'dir.
29.11.2022 tarihli haber Elektrikli araç şarj ünitelerinin kurulumuna dair yatırım yapacağını açıklayan ------ Holding'in gümlük vergisinden muaf tutulması ve KDV istisnası tanınması ile ilgilidir. Haberin devamında Davacı Şirketin açıklamalarına da yer verilmiştir.31.01.2022 tarihli haber esasen Karayolları Genel Müdürlüğü ile ilgili olup, kaynağı Sayıştay denetimi ve Mahkeme kararıdır.
Kaldı ki bu haberin kaynağı da başka bir gazetedir.Görüldüğü üzere, içerikler haber niteliğindedir ve Davacı tarafça bu içeriklere yönelik bir itiraz söz konusu değildir. Bir haberin yayınlanmasında hukuka uygunluk açısından Yargıtay içtihatları ile yerleşmiş bir dizi kriter bulunmaktadır. Davaya konu yazılarda yer alan haberler de yasal ve etik esaslar çerçevesinde süzgeçten geçirilerek yayınlamış olup, hukuka uygundur. Bu kriterlere aşağıda değinilecektir.
3-Yukarıda ifade ettiğimiz üzere, bir haberin yayınlanmasında hukuka uygunluk açısından bir dizi kriter bulunmaktadır. Davaya konu yazıda yer alan haber de yasal ve etik esaslar çerçevesinde süzgeçten geçirilerek yayınlamış olup, hukuka uygundur.
Bu kriterler yerleşmiş içtihatlarda da yer almakta olup, şunlardır:
Gerçeklik Kamu yararı Toplumsal ilgi Güncellik Özle biçim arasında denge Objektif sınırlar içinde kalma Her ne kadar Davacı tarafça "itibarı karalama" niteliğinde haberler olduğu iddia edilmekte ise de haberler bir dizi konuyu dile getirmektedir. Bu anlamı ile haberler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmelidir:
"A) Dava konusu haber gerçeklik kriterine uygundur. Şöyle ki her ne kadar Davacı taraf söz konusu haber hakkında ''gerçek dışı'' nitelendirmesini kullanmış olsa da Yargıtay'ın da kabul ettiği kriterlere göre dava konusu haber gerçeklik olgusuna uygundur: Burada bahsi geçen gerçeklik kriteri olayın içeriği ile ilgili değil olayın varlığının gerçekliği ile ilgilidir. Dava konusu haberlerde de olayların varlığı gerçektir. Netice yukarıda açıkladığımız sebeplerle dava konusu haber Yargıtay kararlarında bahsi geçen gerçeklik kriterine uygundur.
B) Haber yazısında kamu yararı bulunmaktadır. Tüm haberlerin içerikleri kuşkusuz hem kamu yararı açısından önemlidir hem de toplumsal ilgi oluşturabilecek niteliktedir.
Gazeteler yaptıkları yayınlarla toplumu aydınlatırlar ve kamuoyunun bilgi edinme ihtiyacını karşılarlar. Bu yayınlarda kamunun bir menfaati vardır. Bireyin menfaati ile kamunun menfaati çatıştığında, menfaatlerin tartılması yoluna gidilir. Üstün nitelikte bir kamusal yararın varlığı durumunda, kişiye yönelik değerlendirmeler hukuka aykırı kabul edilemez. Bunun için yayınlanan haber veya eleştirinin kamunun aydınlatılmasına yönelik olması gerekir. Dava konusu haberler bu yöndedir.
C) Haberler güncellik kriterine uygundur. Haberin güncel olması, somut olayın açıklandığı tarihlerde kamu yararının bulunması esasına dayanır. Dava konusu haberler hala günceldir, bu nedenle kamu yararı mevcut olup haber verme hakkı bulunmaktadır.
D) Haberler Yargıtay'ın aradığı öz ve biçim arasındaki dengeye sahiptir. Haber yazısı öz ile biçim arasındaki denge kurularak yayınlanmıştır. Gazetecilik görevi ve sorumluluğu gereği, ulaşılan haber belirtilen ölçütlere uygun olarak yayınlamıştır. Bu anlamı ile Davacının manevi varlığına yönelik aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadeler de bulunmamaktadır.
E) Haberler objektif sınırlar içindedir. Yukarıda yer alan açıklamalarımız haberin objektiflik sınırlar içerisinde kaldığını göstermektedir. Sadece haberin objektifliği, gerçek durumun ortaya çıkması halinde bu gerçeğin de kamuya duyurulmasını gerektirir.
4- Haber metninde hakaret, küfür, iftira atma, suç yükleme doğrultusunda ifadeler yer almamaktadır.Davacı taraf kamuoyunda ki tanınırlığı nedeni ile sarsıcı ve dikkat çekici ifadelere hukuka uygunluk kapsamında katlanmak zorundadırlar.
Davacı taraf "------ ibaresiyle suç isnat edici yakıştırmalarda bulunulduğunu iddia etmektedir. Öncelikle ifade etmek gerekiyor ki, hiç bir haberde "suç isnadı" bulunmamaktadır. Davacı hakkında "bir ceza kararı varmış" gibi bir ifadelendirme de bulunmamaktadır. Davacı tarafın bu iddiaları soyut ve dayanaksızdır. Yalnız başına "-----" ibaresinin bu anlama gelmesi de mümkün değildir.
Davacı tarafı da ifade ettiği üzere, bu ifade kamuoyu tarafından, özellikle de muhalefet tarafından kullanılmaktadır. Zaten haberlerde de ----" ifadesi yer almaktadır.Dava konusu yayın esasen bu düzenlemeler ışığında değerlendirilmelidir. Davacı tarafın ifade ettiği şekli ile kişilik haklarının ihlali söz konusu değildir.
AİHM kararlarında da sıkça vurgulandığı üzere ifade özgürlüğü sadece olağan, zararsız düşünceler bakımından değil, devlete veya toplumun belli bir kesimine aykırı gelen, rahatsız edici, endişe verici, şok edici görüşler yönünden de geçerlidir.Güncel, toplumsal ilgi oluşturabilecek iddialar haber etiğine uygun olarak haberleştirilmiştir. Bu anlamda haber verme hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Aksi halde düşünce özgürlüğü zedelenmiş olacaktır.
En yalın tanımı ile "hak hukuken korunan menfaattir." Dolayısıyla kanunların, sözleşme hükümlerinin ve benzeri nitelikte olan bütün düzenlemelerin esas amacı kişilere haklar tanınması ve tanınan bu hakların en üst düzeyde güvence altına alınmasıdır.
Hükümlerin açıklanmasına yönelik çok fazla yorum çeşidi bulunmakla beraber önemli olan tek bir nokta vardır; hangi yol kullanılırsa kullanılsın amaç hak sahibi olan kişiye en fazla koruma sağlamak olmalıdır.Bu hakların içinde yer alan Düşünce Özgürlüğü ise kişinin hiçbir baskı ve etki altında kalmadan kendi düşüncelerini, kanılarını açıklayabilmesi ve bunları özgürce yayabilmesi imkânı olarak tanımlanabilir. Aslında bu basitleştirilmiş tanımda bile fark edileceği gibi bu hak.
Haber Alma Özgürlüğü, İfade Özgürlüğü, Kanaat Özgürlüğü, Basın Özgürlüğü gibi haklarla da sıkı bir bağ içindedir. Anayasa Mahkemesi de ifade özgürlüğünün sanatsal, siyasi, ticari, akademik kanaat açıklamaları gibi her tür ifadeyi kapsadığı yönünde görüş belirtmektedir.Yani görüldüğü üzere bütün bu haklar zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır ve gerçek anlamda kişiye fayda sağlamaları beraber kullanılabilmeleri ile mümkündür.
Yukarıda yapmış olduğumuz tüm açıklamalar ışığında; söz konusu haberler gündemdeki iddiaların derlenmesinden oluşmakta olup Haber Alma Özgürlüğü, İfade Özgürlüğü, Kanaat Özgürlüğü, Basın Özgürlüğü sınırları içinde Yargıtay'ın da saymış olduğu kriterlere uygun olarak yayınlanmıştır. Haberde eleştiri sınırları aşan ifadelere yer verilmemiştir. Davacının ifade ettiği şekilde Davacı Şirketin kişilik hakları ihlal edilmemiştir.
Manevi tazminat şartlarının oluşması için kişilik haklarına yönelik mevcut bir saldırı olmalıdır. Dava konusu haberler yukarıda açıklandığı üzere hukuka uygunluk şartlarını sağlamaktadır. Davacı tarafından iddia edildiği gibi hukuka aykırı bir eylem ile marka ve kişilik haklarının zedelenmesi söz konusu değildir. Bu sebeple manevi tazminat şartları oluşmamıştır. Tazminat talebi ile zenginleşme hedefi içerisinde olunduğu da açıktır.
Oysa tazminatın bir zenginleşme amacı taşımayacağı açıktır. Kaldı ki, talep edilen miktar Davalı Müvekkillerin ekonomik durumları ile de aşırı orantısızdır.Davacı tarafça manevi tazminatın para olarak ödenmesi talebi yanında ayrıca TBK 58/2 maddesi doğrultusunda saldırıyı kınayan bir karar verilmesini de talep etmiştir. Ancak bu talebin koşulları oluşmamıştır. Böylesi bir talep doğrudan basın özgürlüğünü ihlal eder niteliktedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle.
Haksız olarak açılan davanın reddine, Yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin Davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygı ile vekaleten talep ederiz." denmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; basın yoluyla kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi gereğince kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat talep edebilir.İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir.
Düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır.
Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir.İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.
İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.Ancak belirtmek gerekir ki ifade açıklama özgürlüğü sınırsız değildir. İfade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir.
Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır.
Davalının dava konusu açıklamasında davacı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir.
Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değil ise demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.Kamuya mal olmuş kişilerin şeref ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir denge kurulmalıdır.
Dengeleme yapılırken; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği göz önüne alınmalıdır.İfade özgürlüğünün sınırı, kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkıdır.
Çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken öncelikle dava konusu açıklamanın davacılara ilişkin bölümünün, kamuoyunu ilgilendiren ve kamunun yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığına bakılmalıdır.Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir.
Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun -----sayılı kararları).
Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz.
Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.
Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir.
Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.(---- BAM ----H.D. ----.) Bu açıklamalar ışığında somut olayda;
davalının bir basım ve yayın özel hukuk tüzel kişisi olduğu, davacının ise enerji ve sanayi vd. sektörlerde faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişisi olduğu, davalının davacı hakkında 15.01.2023 tarihli ‘…..muhalefetin ’beşli çete’ olarak adlandırdığı… ve 20.07.2023 tarihli …….beşli çeteye uçak manzaralı otel kıyağı….. şeklinde ki söz ve ifadelerin düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkının sınırlarını aştığı, doğrudan kişilik haklarına saldırıda niteliğinde olduğu, davalının sarf ettiği sözlerin konu bütünlüğü içerisinde ölçülü ve orantılı olmadığı, doğrudan davacının kişilik haklarına saldırının hedeflendiği,
hakaret niteliğinde olduğu 15.01.2023 tarihli habere konu ifadenin alıntı olmasının sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalının ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir.
İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur.Buna göre; yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacı yararına bahse konu haberler nedeniyle 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 15/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek, 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 20.07.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle ile birlikte olmak üzere toplam 20.000 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair aşağıda ki şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Kınama ve yayın talebinin, manevi tazminata hükmedilmesi,
yazının güncelliğini yitirmesi ve umulan faydayı sağlamayacağı gözetilerek reddine karar verilmiştir.Bununla birlikte davalının 31.01.2022 ve 29.11.22 haberler açısından ise toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyecektir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ve haberlerin kaleme alınış amacı nazara alındığında; davaya konu edilen yayında kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davacının bu haberler yönünden davasının reddine karar verilmiştir.
Hüküm; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın kısmen kabulüne; 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 15/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek, 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 20.07.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle ile birlikte olmak üzere toplam 20.000,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine,
2- Davacının kınama ve yayın talebinin reddine,
3-Harçlar yasası uyarınca davanın kabul edilen 20.000,00 TL lik kısım yönünden alınması gereken 1.366,20 TL harçtan peşin alınan 3.415,50 harçtan düşümü ile geri kalan 2.049,30 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
4- Harçlar yasası uyarınca davacı tarafından yatırılan 1.366,20 TL peşin harç ve 427,60 TL başvurma harcı davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 20.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan A.A.Ü.T.'ye göre alınması gereken 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
7-Davacı tarafından yapılan 50,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre belirlenen 5,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geri kalan bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8- Kabul red oranına göre belirlenen 312,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına, Yine Kabul red oranına göre belirlenen 2.808,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına,Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/28, K. 2024/645, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama