KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/911
- Karar No
- 2025/17
- Karar tarihi
- 8 Ocak 2025
Karar Metni
2.146 kelime·11 dk okuma·6 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2022/911 Esas
KARAR NO: 2025/17
DAVA: Tespit
DAVA TARİHİ: 25/11/2022
KARAR TARİHİ: 08/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili verdiği dava dilekçesinde özetle;Müvekkil şirket ile---- arasında akdedilmiş olan ------- istinaden, müvekkili şirketçe karşı tarafa teslim edilmiş tıbbi malzemelere ilişkin olarak, vadesi gelmiş olmasına rağmen ödenmemiş toplam 592.298,83 Euro alacağının tahsili için ---- Sayılı dosya ile açılmış olan davanın ---arihinde kabulüne karar verildiği,
gerekçeli kararın tebliği beklenirken ihtiyati haciz kararı alınarak ----dosya ile takip başlatıldığı ve daha sonra ----- Sayılı dosya ilamı ile takibin kesinleştiği, icra dosyası üzerinden yapılan sorguda borçlu şirket adına kayıtlı gayrimenkul bulunamadığı,----- dosyası ile borçlu şirket adresinde yapılmak istenen fiili hacizde borçlu ve borçluya ait haczi kabil mal da bulunamadığı,.
Haciz tutanağında da görüleceği üzere borçlu şirketin genel merkez olarak kullandığı yerin 7m2 büyüklüğünde bir masa ve sandalyeden oluşan, bomboş kiralık bir ofis olduğunun tespit edildiği, bilindiği kadarıyla 10-12 arası çalışanı bulunan bir şirketin 7m2'lik alanda çalışması mümkün olmadığı gibi borçluların hacizden mal kaçırma kastı ile hareket ettiği ve göstermelik bir ofis kullandığının tartışmasız olduğu,---- yargılama devam ederken çeşitli kereler ihtiyati haciz talep edilmesine rağmen talepleri reddedilmiş olup, borçlu şirket bu süreçte----------- bilirkişi raporu ile alacaklı oldukları kesin bir şekilde tespit edilmesi sebebiyle,
üzerlerine kayıtlı olan tek gayrimenkulü şirket sahibi şirket yetkilisi ------- devrettiği, bugüne kadar geçen zaman zarfında müvekkilinin alacağını tahsil etmesinin mümkün olmadığı, taşınmazın devir bedeli bilinmemekle birlikte, devir işlemlerinin muvazaalı olduğu, alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik yapılan işlemler olduğu yakın tarihte, oldukça değerli bir gayrimenkulünü satan borçlu şirketin hesaplarında hiç para olmamasının muvazaanın açık göstergelerinden biri olduğu, borçlu Şirketin yetkilileri alacaklıları zarara uğratmak, onlardan mal kaçırmak kastıyla yaptığı işlemlerden sorumlu olduğu,
davalı şirketin borcunu ödemekte acze düştüğü görülmekte, şirket sahibi diğer davalı ------- şirket üzerine kayıtlı tek gayrimenkulü üzerine geçirerek banka hesaplarını boşalttığı, şirket merkezini kiralık bir ofise taşıdığı, ancak şirket faaliyetlerine şahsına ait gayrimenkulde devam ettiği, işlemlerini şahsına ait hesaplar üzerinden gerçekleştirdiği, bu fiiller ile icra takibini zorlaştırdığı veya sekteye uğratmış olduğu düşünüldüğünden tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılmasını teminen dava açma zorunluluğunun hasıl olduğu,
tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi Türk Hukuk mevzuatında yer almamakla birlikte, -------kararıyla Türk hukuk uygulamalarına girmiş bir sistem olduğu, ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda,
alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi”nin geliştirildiği ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutması gerektiği görüşünün benimsendiği,."-------- sayılı karanna aşağıdaki yer verilmiştir: "...O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır.
Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe "malvarlığının bağımsızlığı” veya "mal ayrılığı" prensibi denilmektedir Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır.
Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, aynı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etrneleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz.
Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır..." Yine ---------sayılı karan aşağıda yer almaktadır. "Türk Medeni Kanunu'nun 47/1. maddesinde tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişi veya mal topluluklarından bağımsız ve ayrı kişilikler olarak tanımlanmıştır.
Tüzel kişiler süreklilik arz eden ortak bir amacı gerçekleştirebilmek için ortaklarından ayrı ve bağımsız bir kişiliğe sahip olduğundan, malvarlıkları da ortaklarının malvarlığından ayrıdır.
Bu nedenle, ortaklığın alacaklılarına karşı sadece ortaklığın sorumlu olacağına dair sınırlı sorumluluk ilkesi kabul edilmiştir Ancak uygulamada, sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin bir araç olarak kötüye kullanıldığı ve kişilerin tüzel kişilik perdesinin arkasına sığındığı istisna da olsa bazen görülebilmektedir.
Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin amacı ise, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyeti sağlamaktır. Temelini Medeni Kanun m.2 de düzenlenmiş olan dürüstlük kuralından alan bu teori ile uygulamada şirketlerin tüzel kişiliğin perdesine sığınarak alacaklılarına borçlarını ödemelerinden kaçınmalarına engel olmaktadır.
Perdeyi aralamak teorisiyle, tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabilmektedir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin ya da ana ortaklıkla yavru ortaklıkların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlanmaktadır.
Teorinin uygulanması sonucunda tüzel kişiliğe hukuken tanınan kişilik tamamen ortadan kaldırılmamakta, sadece somut olaya özgü olarak istisnaen tüzel kişi ile üyeleri arasındaki mutlak olan şahıs ve mal ayrılığı ilkesi uygulanmamaktadır. Somut olayda, dosya kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtlarına göre takip borçlusu ------- davacı şirkette 599 hisseye, diğer ortak ---- sahiptir.
Hakim ortak olan borçlu, tüzel kişiliğin perdesine sığınarak alacaklılarına karşı borçlarını ödemekten kaçınmıştır.
Buna göre, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması sureti ile tüzel kişi ile üyeleri arasındaki mutlak olan şahıs ve mal ayrılığı ilkesi uygulanmayarak davacı 3.kişi şirketin davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır..." Yukarıda açıkladığımız ve yargılama sırasında resen tespit edilecek nedenlerle ---- tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını, şirket ortağı ve sahibi -------sayılı dosyasındaki takip tutarı borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili verdiği cevap dilekçesinde özetle.
Davacı taraf işbu dava ile, müvekkil ---- davacı Şirket arasında ----------kayden görülen ve halen istinaf aşamasında olan davada verilen karar sonucu alacağını tahsil edemediği iddiası ile , tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile Şirket ortağı olan müvekkil ------ Şirket borcundan müşterek ve müteselsil sorumluluğunun tespitini talep ettiği, Ancak işbu davanın gerek usul gerekse esas yönünden hukuka aykırı olup tümüyle reddi gerektiği, Şöyle ki; ı-işbu dava her ne kadar tespit davası şeklinde açılmış ise de TTK.4. madde kapsamında ticari dava olduğundan dava şartı arabulucuk kapsamında olup öncelikle usul yönünden hukuka aykırı olduğu,
davacı taraf her ne kadar davayı "sorumluluğun tespiti" şeklinde açmış ise de netice itibariyle bir icra dosya borcundan sorumlu tutulma talebini içeren yani bir alacak talebine dayanan davanın TTK 5/A.
Madde kapsamında ticari işletmeden kaynaklanan ticari bir dava olarak arabuluculuk dava şartı kapsamında olduğu, yerleşmiş yargıtay içtihatlarına göre tüzel kişilik perdesinin kaldırılması talepli dava istisnai bir dava türü olup, davacı tarafça hali hazırda açılmış tasarrufun iptali davası devam ederken işbu davanın görülmesinin hukuken mümkün olmadığı, davalı şirket tarafından Genel Kurul kararı ile kar dağıtımı yapılmasına karar verildiği,
alınan karar kapsamında, müvekkili -------- yılları arası için kar payı dağıtımı yapılmaması ve Şirketten toplam alacağı olan 15.659.556,00 TL alacağını Şirket nakit varlıkları karşılamaması nedeniyle, müvekkilinin alacağına mahsuben.
10.659.556,00 TL- Bankadan ödeme 1.276.349,00 TL-3 Adet Şirket aracı satış bedeli 3.250.000,00 TL- Şirket Gayrimenkul satış bedeli 75.418,00 TL- Şahsi Ödemeler Toplam Ödeme + Satış : 15.261.323,00 TL ödeme ile borcun tasfiye edilmiş olduğunu, herhangi bir muvaazanın veya mal kaçırma durumunun söz konusu olmadığıtüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya aralanması şeklinde ifade edilen teori esas itibariyle Kanuni bir düzenlemeye dayanmayan ancak --------- hukukunda istisnai olarak uygulanan bir dava türü olduğu,
bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı, istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı,
zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulması gerektiği, yasalarımızda düzenlenmeyen ancak doktrinde tartışma alanı bulan ve bazı ----- kararları ile uygulama alanı bulan bu teoriye göre, zarar nedeniyle sorumluluğa hükmedebilmek için zararı tazmin edecek başka bir yasal yol kalmamış olması gerektiği, oysa davacı tarafça hali hazırda müvekkillerden ----- aleyhine yürütülen bir icra takibi olduğu gibi yine müvekkillerin her ikisi aleyhine ----- kayden açtığı dava ile, işbu davadaki iddialarının aynısını ileri sürerek,
muvazaa gerekçesi ile tasarrufun iptali davası açtığı,. dolayısıyla davacı tarafın işbu davada ileri sürdüğü tüm iddia ve talepler ---- sayılı dosyasında değerlendirileceğinden işbu davanın görülebilmesi için öncelikle ------- dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği, Diğer taraftan davacı taraf, bu davalar ile de yetinmemiş, müvekkili dava baskısı altında tutmak için ayrıca ----- esasına kayden "alacaklıyı zarara uğratmak için mevcudu eksiltmek" iddiası ile bir dava daha açtığı, yine işbu davadaki iddialarının birebir aynısını ileri sürerek müvekkilin cezalandırılmasını istediğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava, davalı şirketin adına kayıtlı gayrimenkulu diğer davalı şirket yetkilisine devretmesi işleminin muvazaalı olduğu iddiasıyla davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle davalıların şirket borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun tespiti davasıdır.Davacı vekili, davalı şirketin müvekkiline olan borcunu ödememk maksadıyla üzerine kayıtlı gayrimenkulu şirket yetkili olan diğer davalıya devretmek suretiyle mallarını kaçırdığı,
devir işleminin muvazaalı olduğunu, bu nedenle tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla davalı şirketin davacı şirkete olan borcundan dolayı her iki davalının müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun tespiti talep etmiş, davalı vekili, davacının halen derdest olan ve aynı gayrimenkulun devrine yönelik işbu davadaki iddialarının aynısını ileri sürerek, muvazaa gerekçesi ile-------- sayılı tasarrufun iptali davası açtığı, davalı şirket ----- kar dağıtımı yapılmasına karar verildiği,
alınan karar kapsamında, müvekkili ------ yılları arası için kar payı dağıtımı yapılmaması ve Şirketten toplam alacağı olan 15.659.556,00 TL alacağını Şirket nakit varlıkları karşılamaması nedeniyle, müvekkilinin alacağına mahsuben.
10.659.556,00 TL- Bankadan ödeme 1.276.349,00 TL-3 Adet Şirket aracı satış bedeli 3.250.000,00 TL- Şirket Gayrimenkul satış bedeli 75.418,00 TL- Şahsi Ödemeler Toplam Ödeme + Satış : 15.261.323,00 TL ödeme ile borcun tasfiye edilmiş olduğunu, herhangi bir muvaazanın veya mal kaçırma durumunun söz konusu olmadığı saavunmasında bulunulduğu, yapılan incelemede, davacı tarafça davalılara karşı aynı sebeplere dayanarak ----- Esas sayılı dosyasında tasarrufun iptali davası açtığı davanın hala derdest olduğu,
ayrıca davacının davalı şirkete karşı açtığı ---- sayılı davanın İstinaf incelemesinde olduğu anlaşılmaktadır.Yukarıda da değinildiği üzere eldeki dava bir tespit davası olup, tespit davasının esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartlarından birisi de davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. Olumsuz dava şartlarından birisi varsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez.
Kural olarak inşai ve eda davalarında hukuki yararın bulunduğu varsayılır. Davacı bu tür davalarda hukuki yararının bulunduğunu bildirmek ve ispat etmekle yükümlü değildir. Ancak şüphe halinde hukuki yararın mevcut olup olmadığı inceleme konusu yapılır.
Tespit davasının dinlenebilmesi için de, tespit davası konusu hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması gerekir. Davacı tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu bildirmeli, açıklamalı ve gerekirse ispat etmelidir.
6100 Sayılı HMK. nın 114. maddesinde, hukuki yarar dava şartı olarak kabul edilmiştir. Davacı tespit davası açmakta hukuki yararı olduğunu ispat edemezse, tespit davası dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Mahkemenin, her tespit davasında hukuki yarar bulunup bulunmadığını kendiliğinden incelemesi gerekir.
6100 sayılı HMK. nun 107. maddesine göre tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Yani, davacının tespit davasına konu yapılan hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararının bulunması şarttır. Bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu, tespit davası açılabilmesi için tek başına yeterli değildir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden (eda ve inşai dava) biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının dava açmada hukuki yararı yoktur. Buna göre eda davası açması mümkün olan davacının, aynı konuda tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.-----Bir diğer değişle "Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir.
Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir.
Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir -------Yukarıdaki açıklamalar ışığında sonuç olarak, eldeki davada da, davalı şirket yetkilisine karşı ileride açılabilecek bir alacak davasına dayanak teşkil etmesi için tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle diğer davalı şirketin borcundan birlikte sorumluğunun tespiti talebinde bulunulmuş olmakla birlikte, zaten davacı tarafından,
davalılara karşı eda davası niteliğinde --------sayılı dosyasında aynı hukuki sebeplere dayanarak ve aynı hukuki işleme konu gayrimenkul devri nedeniyle tasarrufun iptali davası açtığı ve davanın hala derdest olduğu, davacının eda davası açmasının mümkün olmasına açmış bulunduğuna göre, tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı kanaatine ulaşılmakla davanın hukuki yarar bulunmadığından HMK 114/1-h maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/911, K. 2025/17, 8 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama