KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/164
- Karar No
- 2024/539
- Karar tarihi
- 26 Temmuz 2024
Karar Metni
5.317 kelime·27 dk okuma·11 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/164
KARAR NO : 2024/539
DAVA
Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ : 08/03/2023
KARAR TARİHİ : 26/07/2024
Tarafları yukarıda belirtilen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili tarafından ibraz edilen ve gerekli kısımları: ''...
KONU
TTK m. 636/3 hükmü kapsamında öncelikle şirketin haklı nedenle feshi, bunun mümkün olmaması halinde müvekkilin hissesinin gerçek bedelinin ödenmesi talepli davadır. Arabuluculuk No : ----- Harca Esas Değer : Maktu harca tabidir.
AÇIKLAMALAR
I. OLAYLARIN ÖZETİ
1. Davacı müvekkil . (“----- olarak da anılacaktır), ticaret sicili kayıtlarında da görüleceği üzere davalı şirkette %70 pay sahibi olup, diğer payların sahibi %20 oranında --- ve %10 oranında ------evli olmalarından ötürü de davalı şirket bünyesinde ortaklar arasında çıkan ihtilafta tamamen birlikte hareket etmektedir.
Davalı şirketin müdürler kurulu, ortaklardan ---- ve Müvekkil Şirket’i temsilen ----- teşekkül etmekte olup, her iki müdür de müştereken temsile yetkilidir.Yine ------ gazetesi kayıtlarında da görüleceği üzere, davalı şirket ana sözleşmesinin 10. maddesin göre sermaye artırımı dahil tüm genel kurul kararları için %75’lik yetersayı gereklidir.
2. Müvekkil -----; ----, dünyanın hemen her yerini kapsayan bir ticaret ağına sahip olup, tarım ürünleri ihracatı ve uluslararası ticareti ile iştigal etmektedir. Müvekkil şirketin, yıllık ticaret hacmi 2,5 milyar Amerikan dolarının, ihracatı ise 1,4 milyar Amerikan dolarının üzerindedir ve bu yönü ile özel sektör içerisinde Türkiye’nin en büyük tarım ürünleri ihracatçısı konumundadır. Müvekkil -----, "Türkiye'nin 500 Büyük Özel Şirketi" listesinde tüm sektörler açısından 59’uncu, kendi iştigal alanı olan tarım ürünlerine ilişkin sektörel sıralamada ise 1’inci sırada yer almaktadır.
Müvekkil ---- -, ilk etapta iştiraklerinden ----vasıtasıyla (31.07.2013 tarihli ve ---- sayılı ---- Gazetesinde yayımlanan hisse devir işlemine binaen), gerek sektörel tecrübesi ve yönetimsel kabiliyeti gerekse kurumsallaşma vizyonu ve maddi gücüyle; davalı şirketi büyütmek ve marka değerini arttırarak bulunduğu noktadan daha yukarı taşımak maksadıyla davalı şirkete dolaylı olarak ortak olmuştur. Müvekkil ---- daha sonra iştiraki ----- davalı şirkette sahibi olduğu hisselerin tamamını devralmıştır. (EK-1 31.07.2013 Tarih ve ---- Sayılı ---- ve 08 Ocak 2019 Tarih ---- Sayılı ---- ----, davalı şirket nezdindeki hisselerini, ----- grup şirketleri içerisinde yer alan ----- devralmıştır. )
3. Ancak ortaklığın en başından bu yana, davalı şirketin diğer ortakları; %75’lik toplantı ve karar nisap sayısından ve müdürlerin şirketi müşterek yetkiyle temsil edebilmesi durumundan da faydalanarak, davacı müvekkil ----- davalı şirketi kurumsallaştırmaya, büyütmeye ve kârlılığını arttırmaya yönelik hamlelerinin önüne çeşitli bahanelerle tabiri caizse set koymuş, son birkaç yıldaki eylemleriyle de, davalı şirketin lehine olacak pek çok aksiyonun alınmasına engel olduğu gibi, çok temel konulardaki uzlaşmaz tavırlarıyla davalı şirketi yönetilemez bir hâle getirmiştir.
Tüm bunların yanında, ortaklardan ve aynı zamanda davalı şirket müdürlerinden olan ----, tüm taleplere rağmen davalı şirkete olan borçlarını ödemediği gibi, bundan başka da güven sarsıcı pek çok eylemde bulunmuştur.
Genel kurulda %75 karar nisap sayısı olmadan hiçbir karar alınamadığından ve şirket müdürlerinin müşterek imzayla temsile yetkili olmalarından dolayı, gelinen noktada, davalı şirketin diğer ortaklarının; güven sarsıcı, ortaklığı kilitlemeye yönelik çeşitli eylemeleriyle, davalı şirket “sermaye şirketi” olmaktan çıkararak “kişilere bağlı” ve “kişisel özelliklerin” ağır bastığı bir ortaklık yapısına bürünmüştür. İşbu davayı açmamıza neden olan, davalı şirketin ortaklarının eylemlerini izah etmek gerekirse;
3.1. DAVALI ŞİRKET HİSSEDARLARINDAN VE MÜDÜRLERİNDEN -----, DAVALI ŞİRKETE OLAN BORCUNU HUKUKİ TEMELİ OLMAYAN GEREKÇELER İLERİ SÜREREK ÖDEMEMEKTEDİR
3.1.1. İşbu davayı ikame ettiğimiz tarih itibariyle, davalı şirket hissedarı ve müdürlerinden ----- faiziyle birlikte şirkete toplam yaklaşık 700.000-TLcivarında borcu bulunmaktadır. Şöyle ki;
• 01.09.2019 tarihinde 50.000-TL
• 01.09.2019 tarihinde 125.000-TL
• 01.09.2019 tarihinde 40.000-TL
• 14.02.2020 tarihinde 200.000-TL
Olmak üzere, ----- davalı şirketten toplam 415.000-TL borç almıştır. Nitekim bu husus, davalı şirketin 25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararında da açıkça ifade edilmiştir. Ekte yer verdiğimiz 25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararında belirtildiği üzere; (EK-2 25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararı)
Davalı şirket hissedarlarından -----önceki yıllarda almış olduğu avans ödemelerinden bakiye 215.000-TL borcu olduğu, 2019 yılı kâr payından mahsup edileceği, borç tamamen ödenene kadar ticari avans faizi işletileceği(01.09.2019 tarihinde 50.000-TL, 40.000-TL ve 125.000-TL olarak alınan borç)
Davalı şirket hissedarlarından ---- 25/11/2019 tarihli yazılı talebi kapsamında 200.000-TL avans talep ettiği, kendisine yapılacak bu ödemenin ileride kâr payı dağıtılması halinde mahsup edileceği(200.000-TL -----14.02.2020’de ödenmiştir),
Davalı şirket hissedarlarından----- 25/11/2019 tarihli yazılı talebi kapsamında Aralık 2019 döneminde ------ 255.000-TL borç verileceği, bu paranın 01.01.2020 tarihinden itibaren 24 ayda eşit şekilde huzur hakkı ödemesinden mahsup edileceği,
Kararlaştırılmıştır. Yani davalı şirket kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davalı şirket hissedar ve müdürlerinden -----, sürekli olarak şirketten borç alma talebinde bulunmuştur. Burada dikkat çekmek istediğimiz bir diğer husus da; davalı şirketin geçmiş yıllardaki genel kurul/ortaklar kurulu kararları incelendiğinde görüleceği üzere, ----- “borç” talepleri, kendisinin de olumlu oy verdiği sermaye artırım kararlarından kısa süre sonraki tarihlere denk gelmektedir. Yani ---- kâğıt üzerinde sermaye artırımı için olumlu oy kullansa da, fiiliyatta şirketten her seferinde borç alarak sermaye artırımına hiçbir katkı sağlamamaktadır.
3.1.2. Davalı şirket müdürlerinden ve ortaklarından ----- şirkete olan borcu her gündeme geldiğinde, çeşitli vaatlerle ve profesyonel olmayan bir anlayışla sürekli olarak ödeme yapmayı ötelemiştir. ----bu yaklaşımına ilişkin bizzat ---- tarafından düzenlenen e-maillere dikkat çekmek isteriz:
Müvekkil Şirketin ana iştirakinin muhasebe direktörü ---- tarafından, ---- davalı şirkete olan borçlarının kapatılmasına ilişkin olarak sorulan soru üzerine ---- 20 Ağustos 2019 Saat 14:07’de düzenlediği e-mailde “---- abim merhabalar, Kapama ile ilgili konuyu -----ile olan görüşmemizde bağlayacağız, siz normal ödeme prosedürüne devam ederseniz sevinirim…” şeklinde cevap vererek, konuyu ötelemiştir. (EK-3 20 Ağustos 2019 tarihli ---- tarafından düzenlenen e-mail ve öncesindeki yazışma silsilesi)
Müvekkil Şirketin ana iştirakinin muhasebe direktörü ---- ile --- - arasında gerçekleşen 20 Ağustos 2019 tarihli yazışmalardan sonra, davalı şirketin diğer müdürü ---- son derece profesyonel ve ticari teamüllere uygun bir dille 04 Eylül 2019’da -----2018 yılı temettü dağıtımı, avans limitleri ve ----- şirkete olan borçlarını ötelemek istemesiyle ilgili konularda bir e-mail göndermiştir. ---, söz konusu e-maile 05 Eylül 2019 saat 15:00’de bir cevap yazmış, ---- tarafından gündeme getirilen konularla ilgili cevaplarını da ---- gönderdiği e-mailin içerisinde kırmızı renkli puntolarla dercetmiştir.
Ekte sunduğumuz bu yazışmada görüleceği üzere; ----- profesyonelce yaklaşım sergilemek yerine, konuları şahsileştirerek, şirket müdürü olan ----- “şahsımla ilgili hiç bir konuyu sizinle görüşmeme kararım devam edecektir”şeklindeki ve buna benzer ifadelerle muhatap kabul etmediğini açıkça ifade etmiştir.Yani ---- davalı şirketin %70 ortağı olan müvekkil şirketin Müdürler Kurulu’ndaki temsilcisi ve şirketi kendisiyle beraber müştereken temsile yetkili olan diğer şirket müdürü ----- muhatap kabul etmediğini açıkça ifade etmektedir.
(EK4- 05 Eylül 2019 tarihli yazışma ve öncesindeki ----- tarafından gönderilen 04 Eylül 2019 tarihli e-mail)
2019 Kasım ayına gelindiğinde de, Müvekkil Şirketin ana iştirakinin muhasebe direktörü ----, ----- şirkete olan borcunu tekrar gündeme getirmiş, ------ ise 24 Kasım 2019 saat 10:05’de düzenlediği e-mailde “(..) Bu arada seninle toplantı sonunda konuştuğumuz konu ile ilgili olarakta artık şu borç yükünden kurtulmak istiyorum, bunun için senin en son paylaştığın fikir uygun olabilir…Benim hali hazırda acil olarak ihtiyacım 455 bin TL’dir ve bunu hızlıca kullandıktan sonra toplam tutarı bahsettiğin üzere belirli bir süre için aldığım huzur hakkına ekleyebiliriz…Sana özelden söylüyorum ama gerçekten masraflarımı çeviremiyorum abim…Bu konuyu da ’----- konuşabilirsen sevinirim veya duruma göre konuyu öncesinde ben de açabilirim” ifadelerini kullanmıştır.
------ 24 Kasım 2019 saat 21:45’de düzenlediği e-mailde “Abim onu yazmayı unutmuşum, belirttiğim rakama mevcut şirkete olan borcum dahil değil, onu 2019 kar payı dağıtımı sonrasında geri öderim diye düşünmüştüm… “ ve 24 Kasım 2019 saat 21:52’de gönderdiği e-mailde “şirkete olan borcumu belirttiğim 455 bine eklemeyelim abim, seneye dağıtım sonrasında geri ödeyeyim inşAllah…” ifadeleriyle şirkete olan borçla ilgili konuyu gene geçiştirerek “ödeme vaadinde” bulunmuştur.(EK-5 24 Kasım 2019 saat 10:05, 21:45 ve 21:52’de düzenlenen e-mailler ve öncesindeki yazışma silsilesi)
-----, şirkete olan borcuyla ilgili 20 Mayıs 2020 saat 12:24’de yine Müvekkil Şirketin ana iştirakinin muhasebe direktörü ---- yönelik düzenlediği e-mailde “------ abim merhabalar, Kar payı ödemesini ----- yaptırtma aman…Bu arada ön bilgi de vereyim, biliyorsun geçen sene aldığım avansın 200 bin TL’lik kısmının ödemesini kar payı dağıtımı sonrasında yaparız diye belirlemiştik ama bunu eylül sonrasındaki kısma bırakacağım…Kendine iyi bak…Saygılarımla…”(EK-6 20 Mayıs 2020 saat 12:24’de düzenlenen e-mail ve öncesindeki yazışma silsilesi)
Sunmuş olduğumuz e-mailler ve öncesindeki yazışma silsilelerinden anlaşılacağı üzere, davalı şirket ortaklarından -----, yıllar içerisinde şirkete olan borcu her gündeme geldiğinde, ödeyeceğine dair vaatte bulunsa da, her seferinde yeni bir bahane ile veya bazen bahane dahi ileri sürme gereği duymadan borcunu ödemekten kaçınmıştır. Bununla birlikte yazışma içeriğinde yer alan, şirketin yönetimsel ve finansal konularıyla ilgili de, ----somut söylem veya çözüm önerilerinde bulunmadığı, cevaplarındaki tek odağının kâr payı dağıtımı ve şirketten daha fazla avans çekmek veya çektiği avansların geri ödemesini ötelemek olduğu, konuları kişişselleştirerek sermaye şirketi olan davalı şirkete “kişisel temelli” bir yaklaşım gösterdiğine dikkat çekmek isteriz.
Burada yeri gelmişken ifade etmek istediğimiz bir diğer husus da; -----, 2020 yılında dağıtılan kârdan şirkete olan borcunu mashup ettirme imkânı olduğu halde, bu mashup işlemini yapmaktan da imtina etmiştir.
3.1.3. Müvekkil ---- , davalı şirket müdürü ve ortağı ----- tüm bu profesyonel olmayan ve sermaye şirketinin ruhuna aykırı kişisel tavırlarına sabrederek yapıcı olmaya çalıştıysa da; bugüne kadar ---- herhangi bir olumlu yaklaşım görememiştir. Bu nedenle,----- davalı şirkete olan borcunu geri ödenmesi için ’----- defalarca bildirimde bulunduysa da, alınan borç bugüne kadar ödenmemiştir. Son olarak davacı müvekkil ---- tarafından, ----- Noterliği’nin 07 Aralık 2022 Tarih ----- Yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek alınan borcun ödenmesi talep edilmiş, ancak şirket hissedarı ve müşterek yetkili temsilcisi/müdürü ----- borcunu ödememiştir.-----Noterliği’nin 07 Aralık 2022 Tarih ----- Yevmiye numaralı ihtarnamesi)
3.1.4. ---- tarafından müvekkil şirkete gönderilen ----. Noterliğinin 09/12/2022 Tarih ----- Yevmiye No’lu ihtarnamesinde, TTK hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı iddiaları kabul etmediğimizi peşinen ifade etmek isteriz. Zira her şeyden önce; söz konusu ihtarnamede atıfta bulunulan 25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararında yer alan, henüz ortada dahi olmayan gelecek yıllara yönelik “kâr payı” dağıtım kararının TTK anlamında teknik açıdan bir geçerliliği bulunmamaktadır.
Gerçekten de; davalı şirketin 25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararında, ilerleyen yıllara (2021 yılına) ait kârın dağıtılmasına karar vermiştir. TTK m. 617/3’de yer alan düzenlemeye göre, limited şirkette genel kurulun çalışma biçimine ilişkin olarak anonim şirket hükümleri uygulanmaktadır. Bu atıftan yola çıkıldığında.
TTK m. 409 hükmüne göre ise genel kurul, bir faaliyet yılına ilişkin finansal tabloların onaylanmasına ve bu tablolara göre oluşan yıllık kârın dağıtılmasına, ancak o faaliyet yılının bitiminden sonra, o faaliyet yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının gündemi içerisinde karar verebilir. Yoksa, esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunmadığı sürece, genel kurulun ilerleyen yılların kârı üzerinde önceden tasarruf edebilme imkânı yoktur.
Zira ilerleyen yıllarda şirketin mali durumunun nasıl olacağı, piyasa şartların nasıl oluşacağı, kârın bünyede tutulmasının mı dağıtılmasının mı faydalı olacağı önceden öngörülemez. Yine TTK m. 622 uyarınca, anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümler, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır.
TTK m. 447/1 (c) hükmüne göre şirketin temel yapısını bozan ve “sermayenin” (doktrinde kabul edildiği anlamı ile “şirket malvarlığının”) korunması ilkesine aykırı olan genel kurul kararları batıldır.
Dolayısıyla, şirket ortağı -----cevabi ihtarnamesinde ileri sürdüğü, 25.11.2019 tarihli genel kurul kararı ile davalı şirketin ilerleyen yıllara ait kârın dağıtılacağına önceden karar vermesi, TTK’nın kâr dağıtımına ilişkin emredici hükümlerden oluşan rejimini ihlal eden, sermaye şirketlerinin temel yapısına aykırı ve bu nedenle batıl (kesin hükümsüz) olan bir karardır.
Yürütme organı (limited şirkette müdürler) batıl/geçersiz (kesin hükümsüz) olan genel kurul kararlarını icra etmekten kaçınmak ile mükelleftirler. Hatta dikkat çekmek gerekir ki, 25.11.2019 tarihli genel kurul kararında dahi söz konusu ortaktan olan alacağın “2021 yılına ilişkin kar payından” mahsup edileceğine dair bir düzenleme yer almamaktadır. Burada bir hususu daha önemle vurgulamak isteriz ki.
25.11.2019 tarihli ortaklar kurulu kararında 2020 yılı kâr payı dağıtımında davalı şirket ortağı---- borcunu ödemesine karar verildiyse de, borç ödenmemiştir.
Yine davalı şirket ortağı ----- davalı şirkete borcunu ödeme niyetinde olsa, pek ala 2020 yılında dağıtılan kâr payı ödemesinden mahsup edilmesini sağlayabilirdi.Yine davalı şirket ortağı ---- Noterliği’nin 09/12/2022 Tarih --- Yevmiye No’lu ihtarnamesinde yer verdiği “2021 yılına ait kârın dağıtılmamasına ilişkin 24.11.2022 tarihli genel kurul kararının” hukuka aykırı olduğu iddiasının da hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.
Zira davalı şirketin, şirket ortağı ---- olan alacağını tahsil edebilmek için 2021 faaliyet yılı kârını dağıtmasını zorunlu kılan herhangi bir mevzuat hükmü mevcut değildir. Şirket, esas sözleşmesinde yıllık faaliyet yılına ilişkin safi kârın belirli bir bölümünün dağıtılmasını zorunlu kılan bir hüküm bulunmadığı sürece, belirli bir ortağın menfaatini gözeterek yıllık faaliyet kârını dağıtmak zorunda değildir.
Tam aksine, şirket, ticari faaliyetinin sürekliliğini sağlamak amacıyla, ortaklarının değil, bir tüzel kişi olarak kendisinin menfaatini esas almak suretiyle yıllık safi kârı nasıl kullanacağını belirlemek durumundadır. Özetle. 2021 faaliyet yılına ilişkin kârın dağıtılıp dağıtılmayacağı, ancak 2021 yılına ait olağan genel kurul toplantısında karara bağlanabileceğinden, davalı şirket ortağı ve müdürü --- ihtarnamede yer verdiği iddiaların hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.
----- 09.12.2022 tarihli ihtarnamesinde şirkete olan borcunu 2021 yılı şirket karından payına düşen temettü ile takas ettiği yönündeki beyanının da hukuki açıdan hiçbir şekilde geçerliliği olmadığı ifade edilmelidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 139/1 hükmüne göre, iki para borcunun birbirleri ile takas edilebilmesi için HER İKİ ALACAĞIN da MUACCEL olmaları gerekir. Davalı Şirket’in 2021 yılı kararının dağıtılmasına yönelik geçerli bir genel kurul kararı mevcut değildir.
Tam tersine, davalı şirketin genel kurulu 24.11.2022 tarihinde “2021 yılı faaliyet karının dağıtılmamasına” karar vermiştir. Sayın Mahkemece de takdir edileceği üzere, ortağın şirket kârı üzerindeki talep hakkı, ancak genel kurulun kârı dağıtmak yönünde karar vermesi ile muaccel hale gelmektedir.
Genel kurul kârın dağıtılmasına hukuken geçerli şekilde karar vermediği sürece, ortağın kar payı ile ilgili olarak şirkete karşı muaccel bir talep hakkına sahip olduğundan söz edilemez. Somut olayda da davalı şirketin genel kurulu, 24.11.2022 tarihinde 2021 yılı kârının “dağıtılmamasına” karar vermiştir.
Önemle belirtmek gerekir ki, kârın dağıtılıp dağıtılmayacağına karar verme yetkisi münhasıran genel kurula aittir (TTK m. 616/1/e) ve genel kurulun, bu yetkisini şirketin menfaatlerini dikkate alarak kullanması gerekir. Genel kurulun, salt bir ortağın şirkete karşı olan borcunu ifa edebilmesi için kâr dağıtma kararı almaya zorlanabilmesi mümkün değildir.
Üstelik davalı şirket, uzun yıllar boyunca sürekli kâr dağıtımı yapmış olmasına rağmen ---- şirketten aldığı borcu ödemekten süreklilik arz edecek şekilde çeşitli bahaneler ileri sürerek kaçınmıştır. Sonuç olarak, davalı şirketin 2021 yılı faaliyet kârının dağıtılmasına yönelik geçerli bir genel kurul kararı mevcut olmadığından, ---- davalı şirkete karşı 2021 yılı kârına ilişkin muaccel bir alacağı da bulunmamaktadır.
Bu durumda, ---- 09.12.2022 tarihli ihtarnamesinde ileri sürdüğü, şirkete olan borcunu 2021 yılı şirket kârından payına düşen temettü ile takas ettiği yönündeki beyanı, takas edilen karşılıklı borçların her ikisinin muaccel olmasını zorunlu kılan TBK m. 139/1 hükmü karşısından tamamen hükümsüz ve geçersizdir. ---- davalı şirkete karşı olan borcu tüm fer’ileri ile birlikte mevcudiyetini sürdürmektedir, bu borç ifa edilmemiştir ve ------ 09.12.2022 tarihli ihtarnamesi, kendisinin bu parayı ödemek niyetinde olmadığı açıkça ve hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde gösteren bir ikrar vesikası niteliğindedir.
3.1.5. Kötü niyetli olan davalı şirket ortaklarından ve aynı zamanda müşterek temsille yetkili şirket müdürü olan -----. Zira şirketin yedek akçeleri, personeller için kıdem tazminatı karşılıkları vs. dahi tam olarak ayrılmamışken, her sermaye artırım kararından kısa bir süre sonra şirketten borç talep etmiş ve şirketin büyüme, reklam, yedek akçe, kıdem tazminatı vs. ihtiyaçları dururken sürekli kendisine menfaat sağlama peşine düşmüştür. Hatta bu konular diğer şirket müdürü----veya Müvekkil Şirketin ana iştirakinin muhasebe direktörü ----- tarafından gündeme getirildiğinde,----- şirket ortakları arasında ihtilaf çıkarmak pahasına şirketi kendi kasası gibi kullanmaya devam etmiştir.
Bu davanın açıldığı tarih itibariyle, --- hâlen şirkete olan borcunu ödememiş olup, yaşanan süreç ve -----tavırları değerlendirildiğinde, müvekkil şirketin diğer ortaklara karşı olan güveninin temelinden sarsıldığını, ortaklık ilişkisinin Müvekkil Şirket açısından katlanılmaz hale geldiğinin kabul zorunludur.
3.2. DAVALI ŞİRKETİN FİNANSAL TABLOLARINDA GÖRÜLECEĞİ ÜZERE, SERMAYE ARTIRIMINA İHTİYAÇ OLDUĞU HALDE, DİĞER ORTAKLAR ISRARLA KÂR PAYI DAĞITILMASINI TALEP ETMEKTEDİR
2022 yılı 3. Çeyrek sonunda, davalı şirketin finansal tablolarına bakıldığında;
2022 mali yılı için belirlenen bütçe/kâr hedeflerin çok altında kalındığı, söz konusu meblağın 2021 yılının dahi altında kaldığı,
Yine yukarıda kısaca değindiğimiz üzere, davalı şirket bünyesinde çalışan personellerin yasal yükümlülüklerinin (kıdem, ihbar vs) karşılığının yaklaşık 3.400.000-TL olduğu hâlde, şirket finansallarında buna ilişkin hiçbir karşılık ayrılmadığı, EYT (emeklilikte yaşa takılanlar) düzenlemesinin yasalaşmasının çok yakın olduğu bu dönemde şirketin personele karşı iş hukukundan kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin önemli bir yükümlülük kalemi teşkil ettiği,
Şirketin tahsil edilmemiş ticari alacaklarının çok yüksek (yaklaşık 26.000.000-TL) olduğu, bunun %62 gibi çok büyük bir kısmının üç firmadan, %14’ünün yurt dışında yerleşik distribütör firmadan olduğu, dolayısıyla tahsilatta yaşanacak en ufak bir sıkıntıda şirketin ödemelerini gerçekleştiremeyeceği,
Şirket sermayesinin borçlarına oranının %6’ olduğu, bu durum şirketin gerek kredi bulması,gerekse piyasa nezdindeki ticari itibarını koruması ve ticari faaliyetlerini sürdürmesi bakımından olumsuz durum teşkil ettiği,
Açıkça görülmektedir. Davalı şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde bu hususlar rahatlıkla tespit edilebilecektir.
Ancak tüm bu somut gerçeklere rağmen, davalı şirketin diğer 2 ortağı, 24 Kasım 2022 tarihli olağanüstü genel kurulda, ----- daha şirkete olan borçlarını dahi ödenmemişken, tekrar kâr payı dağıtılması talebinde bulunmuşlardır. Davalı şirketin diğer ortaklarının bu davranışlarının, “ev yanarken masanın kırık ayağının derdine” düşmekten bir farkı bulunmamaktadır. Nitekim bu nedenle de davacı müvekkil ----- kâr payı dağıtımı yapılmaması yönünde olumsuz oy kullanmıştır. (EK 9-24 Kasım 2022 tarihli olağanüstü genel kurul tutanağı)
3.3. DAVALI ŞİRKETİN FAALİYET YILI BÜTÇESİ OLUŞTURULMASI, YÖNETİCİ SORUMLULUK SİGORTASININ YAPILMASI VE PROFESYONEL KADROLARIN ATANMASI GİBİ EN TEMEL KONULARDA DAHİ ANLAŞMA SAĞLANAMAMAKTADIR
Bir şirketin faaliyetlerinin, bir başka deyişle kurumsal sürdürülebilirliğinin devamlılığı için gerekli olan en temel hususların başında; günlük politikalar veya kısa vadeli finansal kazanımlara odaklanmak yerine, uzun vadeli büyümeye odaklanması, bunun için gerekli finansal planlamaları yaparak, işi profesyonel kadrolara emanet etmesi gibi unsurlar büyük önem arz etmektedir.Davacı müvekkil şirket, sektörel ve kurumsallaşma tecrübesi, mali gücü ve marka değeriyle, davalı şirketin kurumsal sürdürülebilirliğini sağlamak için elinden geleni yapmaya çalışsa da, davalı şirketin diğer ortakları buna yanaşmamaktadır.
Davalı şirketin diğer ortakları, genel kurulda %75 olan karar nisap sayısını adeta bir “bariyer” gibi kullanarak, davalı şirketin kurumsal sürdürülebilirliği ve büyümesine yönelik alınması ve uygulanması gereken politikaların karşısında durmaktadır. Davalı şirketin diğer ortaklarının, birbirini tetikleyen ve domino etkisi oluşturan bu yöndeki davranışlarına örnekleriyle izah etmek isteriz:
3.3.1. 2020,2021 ve 2022 yılı faaliyet bütçesi onaylanamamıştır. Zira, müvekkil şirketin profesyonel ve ticari yaklaşımının aksine; davalı şirket ortaklarından ------şirkete olan borçları”na ilişkin yukarıda yer verdiğimiz açıklamalarımızda örnekleriyle izah ettiğimiz üzere, davalı şirkete “sermaye şirketi” olarak değil, “kişisel temelli” bir yaklaşım sergilemektedir. Zannediyoruz bu yaklaşımının sebebi, şirketin kurucu ortağı olmasının altındaki duygusal nedenler olsa da, sermaye şirketlerine hissedarların kişiliği değil, şirketin menfaatleri ön plana çıkmalıdır.
Davalı şirketin yıllık bütçelerinin onaylanamaması ve davalı şirket ortaklarından ----profesyonel olmayan, kişisel temelli yaklaşımlarına ilişkin yazışmaların bir kısmı dilekçemiz ekinde sunulacak olmakla, bunlardan en çarpıcı olanına dilekçemizde de yer vermek isteriz. Şöyle ki; 06 Şubat 2020 tarihinde, davacı müvekkil şirketin, davalı şirket Müdürler Kurulu’ndaki temsilcisi ve yetkili müdürü olan ----2020 bütçesine ilişkin olarak profesyonel ve nazik bir dille ------bir e-mail göndermiştir. ------ söz konusu e-maile cevaben 07 Şubat 2020 saat 06:33’de göndermiş olduğu e-mail ise virgülüne dokunmadan aynen aşağıdaki gibidir:
“----- Bey günaydın,
Sizin de belirttiğiniz üzere bu konu sabahlara kadar uzayarak gider, bu yüzden 2020 yılı için --- tarafından onaylanmış bir bütçesi yoktur diyip işimize devam edeceğiz…
İyi çalışmalar…
-----
Not: Aşağıda belirttiğiniz konuların tamamını YK toplantımızda detaylı olarak değerlendirmemize rağmen hatırlamıyor olmanız şaşırtıcı oldu…”
Söz konusu cevabi e-mailden de anlaşılacağı üzere; davalı şirket ortağı ve müşterek imzayla temsile yetkili müdür ----- “bütçe” gibi çok önemli bir konuda dahi, davalı şirketin ortağı olan müvekkil şirketin Müdürler Kurulu’ndaki temsilcisi ve müşterek imzayla temsile yetkili müdürü -----karşı olan üslubundan, yapıcı bir tavır içerisinde olmadığı ve ortaklığın ruhuna aykırı son derece nezaketsiz bir dil kullandığı çok açıktır.
Ancak daha da önemlisi, yıllık faaliyet bütçesi üzerinde mutabık kalınamadığı bir tabloda, şirket müdürlerinin yaptıkları ve yapacakları her türlü harcama için şirket ortaklarına karşı sorumlu tutulmaları tehlikesinin doğmasıdır. Bütçesi olmayan bir şirketin profesyonel ve kurumsal şekilde yönetilebilmesi, ticari önceliklerinin belirlenebilmesi, harcamaların ve yatırımların öncelik sıralarının tespit edilebilmesi mümkün değildir. Böyle bir şirkette, müdürler, yapacakları her türlü harcama kalemi için sorumluluk riski ve tehdidi altında bırakılmış olmaktadırlar. Ayrıca, şirketin geleceğe dönük hedefleri de tespit edilmemiş olduğundan, şirketin belirli bir büyüme stratejisi belirleyerek uygulaması da mümkün olamamaktadır.
3.3.2. Faaliyet bütçelerinin onaylanamaması ile bağlantılı olarak, yönetici kadrolar için yönetici sorumluluk sigortası yaptırılmak istenmiş, ancak davalı şirket ortağı ve müdürü olan ----- onaylamaması nedeniyle yaptırılamamıştır. Zira davalı şirket müdürleri ancak ve ancak “müştereken” karar alma yetkisine sahiptir.(EK11-10 Ekim 2022 ve öncesindeki tarihlerde yer alan 01.07.2022-01.07.2023 yönetici sorumluluk poliçelerine ilişkin e-mail yazışmaları silsilesi)
Bilindiği üzere, ticari teamüller gereğince yıllık faaliyet bütçesinin şirket genel kurulunda onaylanması gerekmektedir. Ancak davalı şirketin diğer ortakları ---- uzlaşmacı olmayan ve özellikle kişisel temelli yaklaşımları nedeniyle, %75’lik karar nisap sayısı sağlanamadığından onaylı bütçeler oluşturulamamaktadır. Yukarıda atıfta bulunduğumuz ve dilekçemiz ekinde de yer verdiğimiz --- tarafından düzenlenen 07 Şubat 2020 tarihli e-mailde de görüleceği üzere, ----- yaklaşımı “bu yüzden 2020 yılı için --- tarafından onaylanmış bir bütçesi yoktur diyip işimize devam edeceğiz…” şeklinde son derece profesyonel olmayan ve riskli bir yaklaşımdır.
Davalı şirketin diğer ortakları için “yıllık bütçenin onaylanması” önemsiz bir konu olsa da, gerek yürürlükte olan mevzuat gerekse müvekkil şirket açısından son derece önemlidir. Zira kişisel temelli olmayan kurumsal bir sermaye şirketinde, şirketin üst düzey yöneticileri ve diğer profesyonelleri, belirlenen bütçe sınırları içerisinde harcama yapmaktadırlar.
Böylelikle, belirlenen bütçe sınırları içerisinde harcama yapan müdürler ve diğer yöneticiler, kendilerine yöneltilebilecek sorumluluk davalarının ve kamu borçlarından şahsi olarak sorumlu tutulmalarının baskısından ari bir şekilde karar alarak uygulayabilmektedir.
Bunun aksi bir durumda, yani yıllık bütçelerin onaylanmadığı durumlarda ise; sorumluluk davası ve kamu borçlarına karşı şahsi sorumluklarının oluşturduğu baskıdan ötürü, şirket yöneticilerinin sağlıklı ve şirket menfaatine uygun kararlar alarak, profesyonel bir yönetim gösteremeyeceği şüphesizdir.
Ancak davalı şirkette %30 paya sahip olan diğer ortaklar, %75 karar nisap sayısını, şirketin kurumsal işleyişi için son derece önemli olan “bütçe onayı” konusunda da uzlaşmaz ve çözüm önerisi getirmeyen bir tavır içerisinde kullandıkları yetmediği gibi, en azından yöneticilerin karar alma ve uygulama süreçlerini rahatlatacak müvekkil şirket tarafından getirilen “yönetici sorumluluk sigortası” yaptırılması önerisine de karşı çıkmaktadırlar. Zira daha önce de belirttiğimiz üzere, davalı şirkette %30 paya sahip diğer ortaklar, davalı şirketi “sermaye temelli” değil, “kişisel temelli” bir şirket olarak görmektedirler.
3.3.3. Davalı şirket ortağı ve müdürü olan ----- onay vermemesi nedeniyle, davalı şirketin ihtiyacı olan profesyonel kadrolar için personel alınımı gerçekleştirilememektedir. Zira davalı şirket müdürleri ancak ve ancak “müştereken” karar alma yetkisine sahiptir.
-----, profesyonel kadroların alımına ve oluşturulmasına onay vermediği gibi, personellerle ilgili tek başına aldığı kararları, müvekkil şirkete dayatmaya çalışmaktadır. Dilekçemiz ekinde, ----tek başına karar alma yetkisi olmadığı hâlde, “dayatma” şeklindeki davranışlarına örnek olarak, ---- ve ---- isimli personellerle ilgili “iş akdinin feshine” ilişkin 28 Ekim 2022 tarihli e-maili sunmaktayız. (EK12--- tarafından gönderilen 28 Ekim 2022 tarihli e-mail)
4. Bir şirketin ticari faaliyetlerine uzun yıllar devam edebilmesi, kârlılığını arttırıp büyüyebilmesi için gerekli olan en önemli yaklaşım, şirketi kişisel temelli yaklaşımlardan çıkararak belirli bir sistem dâhilinde işler hale getirerek kurumsallaşmayı sağlamaktır. Bir diğer ifadeyle, kişilere değil, kurallara ve sisteme dayalı olmaktır. Kurumsallaşmayla ilgili bu temel yaklaşımla birlikte; pozitif şirket kültürü, çalışanların/yöneticilerin iş yapmasını etkileyen verimlilik, baskıcı ve mesafeci olmayan yaklaşım, gelişmeye açık olmak gibi unsurlar da çok önemlidir.
Ancak, dilekçemizde arz ve izah ettiğimiz örneklerden dahi anlaşılacağı üzere, davalı şirketin diğer ortakları uzun vadeli, kurumsallaşmaya yönelik politikalardan daha çok, kısa vadeli kişisel menfaatler peşinde koşmakta olup, en temel konularda dahi uzlaşmaz bir tavır içerisindedirler. Üstüne üstlük, davalı şirket ortağı ve aynı zamanda yetkilisi olan -----, tüm ısrarlara rağmen şirkete olan borcunu ödememektedir. Yargılama esnasında toplanacak deliller ve dinlenecek tanıklarla, davalı şirketin diğer ortaklarının uzun zamandır, işbu dilekçemizde izah ettiğimizden çok daha fazlasını yapan bir tavır içerisinde olduğu da ortaya çıkacaktır.
Sonuç olarak, şirket ortakları arasındaki ihtilaf nedeniyle yönetsel açıdan kilitlenmiş durumdadır.
Müdürler Kurulu müşterek/ çift imza gerekliliği nedeniyle çalışamamakta, şirketin ticari öncelikleri ve hatta bütçesi dahi belirlenememekte, genel kurul %75’lik yetersayı nedeniyle kilitlenmiş olduğundan TTK m. 631 hükmü çerçevesinde karar alınarak üst düzey çalışanlar atanamamakta, Müvekkil Şirket’in tüm taleplerine karşın yeni yatırımların yapılmasına kaynak sağlayacak sermaye artırımı yapılamamaktadır.
Müvekkil Şirket’in önerisi doğrultusunda davalı şirketin feshi dahi 30 Eylül 2022 tarihli genel kurulda görüşülmüş ancak %75’lik yetersayı nedeniyle feshe karar verilememiştir. Ortaklar arasında uzlaşma olmaması nedeniyle genel kurulun bundan böyle de karar alabilmesi kesinlikle mümkün gözükmemektedir.
Bu koşullar altında, davalı şirketin genel kurulunda ortaya çıkan ve Müdürler Kurulu ile şirketin faaliyetlerine ağır şekilde yansıyan kilitlenme halinin TTK m. 636/3 hükmü anlamında fesih için haklı sebep oluşturduğunda kuşku yoktur. Zira şirketin haklı nedenle feshine karar verilmez ise, ticari vizyonları ve şirketten beklentileri tamamen farklı olan Müvekkil Şirket ile diğer ortaklar arasında ortaklık ilişkisinin sürdürülebilmesi mümkün değildir.
Davalı şirketin genel kurulunda karar alınarak sermaye artırımı yapılamamakta, TTK m. 631 hükmüne göre üst düzeyde görev yapacak ticari mümessiller ve ticari vekiller atanamamakta, feshe karar verilememektedir. Genel kurul %75’lik yetersayı nedeniyle tamamen kilitlenmiş olup karar alamamaktadır; bundan sonra da alamayacaktır.
Çok uzun süredir ortaklar arasındaki ihtilaf nedeniyle kilitlenmiş durumda bulunan davalı şirkette ortak olarak devam etmek, artık Müvekkil Şirket açısından çekilmez hale gelmiştir.
II. TALEPLERİMİZ
5. ŞİRKETİN HAKLI NEDENLE FESHİ TALEBİMİZ
5.1. Davalı şirket bakımından alınacak her kararda %75 karar nisap sayısı arandığından ve şirketin yetkili müdürleri ---- ve ---- tek başına temsil ve ilzama yetkisi olmadığından dolayı; tüm bu hukuki gerçeklerle, yukarıda arz ve izah ettiğimiz davalı şirketin diğer ortaklarının uzlaşmaz tavırları, kişisel temelli yaklaşımları ve güven sarsıcı eylemleriyle birleştiğinde, davalı şirketteki ortaklığın artık kilitlenmiş bir durumda olduğu tartışmasızdır. Davalı şirketin faaliyetlerini bir şekilde devam ettirebilmesinin tek nedeni, müvekkil şirketin bugüne kadar sergilediği yapıcı yaklaşımdır.
5.2. Gerçekten de; bütçe onayı, bütçe onaylanmaması sonrasında doğal bir ihtiyaç olan yönetici sorumluluk sigortası, profesyonel kadroların atanamaması gibi en temel konularda dahi taraflar anlaşmazlık içerisindedir. Şirketin yönetimsel ve operasyonel faaliyetlerini etkileyen bu temel konular dışında; ihtiyaç olan sermaye artırımı, gelecek hedefleri, kıdem tazminatı karşılıklarının ayrılması gibi şirketin ekonomik geleceği açısından çok büyük önem teşkil eden konularda da derin fikir ayrılıkları mevcuttur.
Öte yandan, davalı şirket ortağı ve müşterek imzayla temsile yetkili müdür ----, şirketin müşterek imzayla temsile yetkili diğer müdürü olan ----- karşı olan tavrı da, ortaklığa karşı tamamen “ben merkezli” bir yaklaşıma sahip olduğunu göstermektedir.
Davalı şirket ortağı ----- uzlaşmacı olmayan, sermaye şirketi olan davalı şirkete kişisel temelli yaklaşımları bir yana, davalı şirkete olan borcunu tüm taleplere rağmen ödememesi, güven sarsıcı eylem niteliğinde olmasının yanı sıra yanında, sürekli kâr payı talebinde bulunması, ortaklığa bakış açısındaki derin fikir ayrılığını gösteren bir diğer husustur.
5.3. TTK 636/3 Uyarınca, somut olay özelinde, müvekkil şirketin, davalı şirketin feshini talep etme hakkı bulunmaktadır. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da, limited şirketin feshi davalarında, her olayın kendi içerisindeki şartlarda değerlendirilmesi gerektiği, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sarsılması ve ortaklığın sürdürülemez hâle gelmesi durumunda, ortaklık kendisi bakımından çekilmez hâle gelen tarafın şirketin feshini isteyebileceği vurgulanmaktadır. Örnek vermek gerekirse;
“(..)Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur.
Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez.Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir.Bu amaçla düzenlenen TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir.
Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.Anılan hükme göre her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshini isteyebilecektir.
Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur.
Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklılığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez.
Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır.” YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ----
Ayrıca bkz. ------
“Sona erme bakımından haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediği, her olayın özelliğine göre mahkemece değerlendirilmelidir. Bu çerçevede haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediği, hakim tarafından, feshi istenen söz konusu limited ortaklığın yapısı ve bireysel somut ilişkileri dikkate alınarak tespit edilmelidir. (s. 107)”
“… kişisel özelliklerin önem taşıdığı limited ortaklıklarda, ortakların kişisel özellikleri ve ortakların birbirine güven duyması büyük önem taşır. Bu açıdan ortaklardan birinin ortaklık dışındaki faaliyetlerinden dolayı, diğer ortak veya ortakların güveni önemli ölçüde sarsılmışsa, haklı sebepten söz edilebilir.”(s. 170)
“…ortaklar arasındaki güvene zarar veren fiillerin çoğunluğu oluşturan ortak ve ortaklar tarafından gerçekleştirilmesi durumunda, hem ortaklık genel kurulunda hem de yönetiminde karar alma sürecinde bir tıkanıklık yaşanması söz konusu olmaz. Başka bir ifadeyle ortaklar arasında güven ilişkisi önemli ölçüde sarsılmış olmasına rağmen ortaklık, kanunda ve ortaklık sözleşmesinde belirtilen usullere uygun olarak karar alabilmekte ve fonksiyonlarını yerine getirebilmektedir. Ancak, sırf ortaklığın fonksiyonlarını yerine getirmesi, bilhassa azınlıkta kalan ortak veya ortakların bu duruma tahammül etmeleri zorunda kalacakları anlamına gelmez.” (s. 171)
5.4. TTK’nın 636. maddesinde, haklı nedenle feshi talep eden ortağın bu talebine karşılık, alternatif bir çözüm olarak fesih talep eden ortağının payının ödenmesine ve şirketten çıkarılmasına karar verilebileceği düzenlenmiş olsa da, somut olayımızda bu düzenlemenin uygulanması TTK 612/2 maddesi uyarınca mümkün değildir. TTK’nın 612/2 maddesinde aynen;
“Şirket sözleşmesinde öngörülen veya mahkeme kararıyla hükme bağlanmış bulunan bir şirketten çıkma ya da çıkarma dolayısıyla, esas sermaye paylarının iktisabı hâlinde, birinci fıkradaki üst sınır yüzde yirmi olarak uygulanır.(..)”
Hükmü amirdir. Dolayısıyla, müvekkil şirketin payının %70 olması nedeniyle, TTK 636. maddesinde yer alan ortağın payının ödenmesi ve çıkarılmasına karar verilmesinin somut olayımızda uygulanması mümkün değildir. Zira TTK 636/3 uyarınca ortağının payının ödenmesi demek, payın şirket tarafından iktisabıdır. Ancak TTK 612 maddesindeki %20’lik sınırlama gözetildiğinde, alternatif çözüm olarak müvekkil şirketin payının iktisabına karar verilmesi, yasaya ve düzenlenme amacına aykırı olacaktır.
Kaldı ki bir an için aksi düşünüldüğünde dahi; mevcut finansal tablolar ve şirketin mali gücü birlikte değerlendirildiğinde, davalı şirket tarafından davacı müvekkile düşen %70 oranında payın gerçek değerinin ödenmesine karar verilmesi somut olay özelinde duruma uygun düşen ve kabul edilebilir bir çözüm olmayacaktır.
5.5. Sayın Mahkeme’nin fesih ve tasfiye talebimizi kabul etmeyerek, davalı şirketin, davacı müvekkil şirketin payını ödemesine karar vermesi halinde ise; kıyasen uygulanan TTK 531 maddesi esas alınarak karar tarihine en yakın tarihteki şirket esas değerinin dikkate alınması, bu hesaplama yapılırken de;
Şirketin varlıklarının toplam değerinin (defter değerleri üzerinden değil, güncel satış değerleri üzerinden) hesaplanması ve yükümlülüklerin varlık toplamından düşülmesi sonucu bulunacak değerle,
Şirketin belirli bir zaman içerisinde üretmesi muhtemel nakit akımları esas alınarak yapılan indirgenmiş nakit akımları yöntemine göre bulunacak değerin,
Ortalamasının alınarak, müvekkil şirketin payının gerçek değerinin tespit edilmesini talep ederiz.
Ancak bir önceki maddede ifade ettiğimiz üzere; davacı müvekkil şirketin payının %70 olduğu düşünüldüğünde; davalı şirketin, bu şekilde bir hesaplama sonucu çıkacak değeri ödemesinin, mevcut finansal tablolar dikkate alındığında mümkün olmayacağı açıktır.Yani somut olay özelinde; davacı pay sahibinin, payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip şirketten çıkarılması veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm tarzının uygun olmadığı gözetilerek, öncelikle fesih ve tasfiye talebimizin kabulüne karar verilmesini talep ederiz.
5.6.
Sonuç olarak; tek motivasyonu kâr dağıtımı ve şirketteki karar mekanizmasını engellemek olan, şirketin kaynaklarını kendi lehine kullanmak isteyen, müvekkil şirket tarafından getirilen hiçbir öneriye/talebe destek olmayan diğer ortaklardan dolayı, ortaklar arasındaki bu ilişkinin devam ettirilmesi, müvekkil şirket bakımından haklı nedenlerle beklenemez bir noktaya gelmiştir.Müşterek karar alma mekanizması ve genel kurul için Ana Sözleşme’de öngörülen %75’lik karar nisap sayısıyla birlikte, davalı şirketin ortaklarca birlikte idare edilmesi imkânsız bir durumdadır.
Müvekkil Şirket’in şirketten aldığı borcu ödemeyen diğer ortaklara karşı güveninin temelinden sarsılmış olması ve şirketin yönetsel açıdan tamamen kilitlenmiş bulunması nedeniyle, diğer ortaklar ile ortaklık ilişkisine devam etmesi dürüstlük kuralları çerçevesinde Müvekkil Şirket’ten beklenemez.
Bu sebeple, Müvekkil Şirket açısından ortaklık ilişkisine devam etmeyi katlanılmaz kılan bu durumlar sebebiyle davalı şirketin TTK m. 636/3 hükmü gereğince haklı nedenle feshini talep etme zarureti doğmuştur.Müvekkil şirket, bugüne kadar elinden geleni yaptıysa da, davalı şirket ortaklarının “kişisel temelli” yaklaşımları ve bu yaklaşımın doğal sonucu olan pek çok davranışı nedeniyle şirketin feshine karar verilmesini talep etmekten başka çaresi kalmamıştır.
Zira ortada yürümeyen, en basit konularda bile derin fikir ayrılıklarına sahip bir ortaklık olduğu şüphesiz olup, bu ortaklığı “Katolik evliliği” gibi devam ettirmesinin müvekkil şirketten beklenemeyeceğinin kabulü gereklidir. Tüm bu nedenlerle davalı şirketin feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ederiz.
6. Bu davayı açmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulduysa da, davalı şirket arabuluculuğa temsile yetkili bir kişi dahi gönderemediğinden, arabuluculuk süreci anlaşmazlıkla sonlanmış ve herhangi bir sonuç elde edilememiştir. .........
SONUÇ VE TALEP
Yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenler ile resen gözetilecek nedenlerle;
1- Haklı davamızın kabulü ile
2- TTK m. 636/3 hükmü kapsamında Davalı şirketin feshi ve tasfiyesine,
3- Fesih ve tasfiye talebimizin kabul görmemesi halinde müvekkil Şirket’in davalı şirkette sahip olduğu payının karar tarihine en yakın gerçek değerinin hesaplanarak müvekkile ödenmesi suretiyle müvekkil Şirket’in davalı şirketten çıkartılmasına,
4- Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına,Karar verilmesini talep ederiz.
...''
şeklinde olup yukarıya aynen aktarılmıştır.
Tahkikat aşamasında davacı vekili tarafından UYAP üzerinden gönderilen 22/07/2024 tarihli dilekçe ile vekaletnamedeki özel yetkiye dayalı olarak davadan feragat edildiği belirtilerek bu doğrultuda karar verilmesi istendiğinden sonuçta davayı sona erdiren taraf işlemi ve dosya kapsamı gözetilerek resen ele alınan bu dosya üzerinden işlem gören davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin olmak üzere aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/164, K. 2024/539, 26 Temmuz 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama