KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/813
- Karar No
- 2026/271
- Karar tarihi
- 1 Nisan 2026
Karar Metni
1.169 kelime·6 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2025/830 Esas
KARAR NO : 2026/272
DAVA
Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 16/09/2025
KARAR TARİHİ : 01/04/2026
Mahkememizde görülen Alacak (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan Sebepsiz İktisab Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı alacaklı ile davalı borçlu'nun eşi --------- arasında ticari ilişkiden dolayı 800.000-TL bono alındığını, İş bu senedin ödenmemesi üzerine borçlu eşi ---------- borcunu ödemek için kefalet sözleşmesi imzaladığını, davalı borçlu'nun, eşi --------- borcuna karşılık 30/09/2024 tarihinde İmzalanan borç ödeme protokolü ve kefalet sözleşmesi gereğince 800.000-TL Borçtan Bakiye Kalan 620.000-TL'nin ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını,
Davalı hakkında --------İcra Müd.---------Esas sayılı dosyası takip yapılmış ,davalı süresinde haksız ve kötü niyetle takibe itiraz ettiğini,---------İcra Müdürlüğü'nün ---------- Esas sayılı dosyasında haksız olan itirazının kaldırılmasına, takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatı ile yargılama giderlerinin, vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davalı müvekkili hakkında, --------- İcra Müdürlüğü’nün ---------- Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan ilamsız icra takibine dayalı olarak açılan işbu davanın, 25.12.2025 tarihinde dosyaya sunulan vekâletname ile öğrenilmiş olup, müvekkiline daha önce yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, bu nedenle, cevap dilekçesinin yasal süresi içerisinde sunulmakta olup, davacı tarafın,
dava dilekçesinde müvekkilinin eşi ---------- ile arasında bulunduğunu iddia ettiği ticari ilişkiye dayanarak düzenlendiğini ileri sürdüğü senet ve buna bağlı bazı belgeler üzerinden müvekkili kefil sıfatıyla borçlu göstermeye çalışmakta olduğunu, Ancak davacı tarafın bu iddiaları, hem maddi vakıalar hem de yürürlükteki mevzuat bakımından gerçeği yansıtmamakta olup, tamamen soyut ve ispattan yoksun olduğunu, öncelikle açıkça belirtmek gerekir ki, müvekkilinin davacı tarafa karşı doğrudan ya da dolaylı herhangi bir borcu bulunmadığını, Müvekkilinin,
eşinin ticari faaliyetlerinden veya borç ilişkilerinden dolayı kendiliğinden sorumlu tutulamayacağı gibi, bu yönde hukuken geçerli bir irade açıklaması da söz konusu olmadığını, davacı tarafça takip dayanağı olarak ileri sürülen belgeler, Türk Borçlar Kanunu’nun 583 ve devamı maddelerinde düzenlenen kefalet sözleşmesine ilişkin zorunlu şekil şartlarını taşımamakta olduğunu, Anılan belgelerde müvekkilinin kefil sıfatıyla borç altına girdiğine dair açık, tereddütsüz ve şekle uygun bir irade beyanı bulunmadığı gibi;
kefalet tutarı, kefalet türü, kefalet tarihi ve kefilin kendi el yazısıyla verilmiş sorumluluk beyanı da mevcut olmadığını, Bu haliyle, müvekkilinin kefil sıfatıyla sorumlu tutulması hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki, takip dayanağı olarak sunulan belge içerik itibarıyla da bağlayıcı bir sözleşme niteliği taşımamakta olduğunu, Söz konusu belgeyi kabul etmediklerini, Zira usule ve yasaya aykırı düzenlenmiş olup, yasanın aramış olduğu şekil şartlarını taşımadığını, davacı tarafın itirazın kaldırılması ve takibin devamı talebinin reddine, %20 oranında icra inkar tazminatı talebinin reddini,
yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, davacı tarafın haksız ve mesnetsiz şekilde icra takibi başlatması ve işbu davayı ikame etmesi nedeniyle, takibin ve dava konusu alacak üzerinden %10'dan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Davada, uyuşmazlığın davanın İİK 67. Md. Gereğince açılan itirazın iptali davası olduğu, takibe konu alacağın davacı dava dışı -------- ile aralarındaki ticari ilişki olduğu ve bu ilişki kapsamında verilen bono sonucu borcun ödenmemesi üzerine davalının borca kefil olduğu ancak kefil olarak borcun ödememesi sebebiyle oluştuğunun iddia edildiği , davacının davalıdan kefil sıfatıyla alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise alacağın miktarı ve bu kapsamda davalının dava konusu icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazların iptalinin gerekip gerekmediği ve icra inkar tazminatı tespiti noktasında toplandığı tespit edilmiştir.
Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken TBK’nın 581 ilâ 603. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet TBK'nın 581. maddesinde. “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Kefaletin türleri ise TBK’nın 585 vd.maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 586. maddesi.
“Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmünü içermektedir.
Önemle vurgulamak gerekir ki. TBK’nın 583. maddesi. “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz” hükmünü içermektedir. Buna göre.
TBK'nın 583/1. maddesi gereğince kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefalet sözleşmesinin geçerliliği için şart olup bu şartların var olup olmadığı mahkemece resen dikkate alınır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; dava hukuki niteliği itibariyle davacı tarafından davalı aleyhine icra müdürlüğünde yapılan icra takibine İİK 67. maddesi uyarınca davalının itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine ilişkin olup, tarafların delilleri toplanmış olup; dosyanın incelenmesinden; davaya konu takip dayanağı olan 30/09/2024 tarihli kefalet sözleşmesi incelendiğinde ; söz konusu sözleşmede davalı ...'ın imzasının bulunduğu ancak TBK.
583/1 maddesinde belirtilen şekil şartlarını taşımadığı anlaşılmıştır.Davalı tarafça icra takibinden dolayı kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de , takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalının (borçlu) üzerindedir.
Öğretide ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde, icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir.
Anılan yasa hükmünde düzenlenen ve kötü niyet tazminatı olarak adlandırılan tazminat, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.
Önemle vurgulamak gerekir ki, alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İİK'nın 67. maddesi anlamında 'haksız' ise de, 'kötü niyetli' olarak kabul edilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur.
Geçerli bir kefalet sözlemesi bulunmadığından, davalının bu sözleşmeye dayalı olarak sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı ve davalının davacının kötü niyetli bir şekilde takibi başlattığını ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/813, K. 2026/271, 1 Nisan 2026 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama