KÜNYE
T.C. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2019
- Esas no
- 2018/832 Esas
- Karar no
- 2019/778
- Dava
- Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 16/07/2018
Karar Metni
1.628 kelime·8 dk okuma·5 bölüm
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, mahkememize verdiği 16/07/2019 tarihli dilekçesinde; davacı ile dava dışı ... Yapı San. Tic.
A.Ş arasında taşınmaz alışverişi yapıldığını, bu nedenle şirketler arası ticari ilişki oluştuğunu, bir takım ödemeler yapıldığını, davacının yapılan ödemelerin fazla olduğunu tespit ettiğinde bu hususu ilgililer ile görüştüğünü, görüşmeden sonra 31/05/2018 tarihli ve ... numaralı cari hesap mutabakatı gerçekleştirildiğini, bu mutabakat ile davacı şirketin dava dışı şirketten 558.156,48-TL alacağı bulunduğunun taraflarca kabul ve beyan edildiğini, dava dışı şirketin mail ile mutabık olduğunu açıkça belirttiğini, mutabakata rağmen ödemenin yapılmaması sebebiyle davacı şirket adına fazla ödemenin tahsili amacıyla İzmir ...
İcra Müd' nün ...
E. Sayılı dosyası ile 06/07/2018 tarihinde takip başlatıldığını, takipten sonra ...' in davacı şirkete ulaşarak icra takibinin geri çekilmesini istediğini aksi halde ... ile ilişkide faturasız işlemler olduğundan zarara uğrayacağından ve bu halde şirket aleyhine geriye dönük senet düzenleyeceğinden bahisle davacı şirketi tehdit ettiğini, davacı şirket ortaklarından ... ile davacı şirket arasında ... tarafından açılmış ortaklıktan çıkma/şirketin fesih davası bulunduğunu, davada;
...' in dava dilekçesi, dosyadaki denetçi raporu ve denetçi kayyım ...' de bulunan alacak borç hesaplarının hiç bir yerinde görülmeyen ve mahkemelik olmuş şirket bilançosunda varolmayan fiktif bir alacak yaratıldığını, amacın davacı şirketi icra tehdidi altında bırakarak alacaklı olunan takipten vazgeçirmek olduğunu, ...' in davacı şirketi geriye dönük senet düzenleyerek borçlandıracağı tehdidinde bulunduğunu ardından derhal İzmir .... İcra Müd' nün ...
E. sayılı icra takibi başlatılarak davacı şirketin irtibat büro adresine ihtiyati hacze gelindiğini, takip konusunun ...' in keşideci davacı şirketin kefil, ...' ın hamil olduğu 05/01/2018 vade 04/03/2016 düzenleme tarihli 300.000,00-USD bedelli senet olduğunu, davacı şirketin ... ile hiç bir ticari hukuki ilişkisi olmadığı gibi başlatılan takibin tehditlerin devamı niteliğindeki haklı alacağın tahsilini engelleme çabası olduğunun sabit olup menfi tespit davası açmanın zorunlu hale geldiğini, ...'in davacı şirketi tehdit eden beyanlarından sonra derhal ihtiyati haciz kararı alınmasının haksız alacak çabası olduğunu ortaya koyduğunu,
...'ın gönderdiği mutabakat ile ...'in ...'tan alacaklı olduğu açıkça belli olmasına rağmen daha sonra ...'in bir önceki yetkilisi tarafından düzenlenen senetler ile takibe geçilmiş olmasının alacağın fiktif olduğunu ispatladığını, ayrıca senetler düzenlenirken dava dışı ... şirketinin mutabakat mektubu olması ve ticari kayıtlarda davacının alacaklı görünmesi nedeniyle ...'ın sahibi ...'ın alacaklı olarak gösterildiğini, bu yolla defter incelemesinden kurtulmaya çalışılarak alacak yaratmak için uğraşıldığını,
...'in şirket ile olan husumeti ve davacı şirket aleyhine açmış olduğu dava devamında tehditlerininde davacı şirketin ...'a herhangi bir borcu olmadığını destekler nitelikte olduğunu zira açıkça takibin davacı şirket adına açılan fazla ödemeler nedeniyle yapılan icra takibinin geri çektirmeye yönelik olduğunu, dava dışı şirketi borçtan kurtarmak için davacı şirketin husumetli eski yöneticisinin imza yetkisini kötüye kullanmak kaydıyla ve dava dışı şirket ortağı lehine geçmiş tarihli senet düzenlediğini, senedin düzenleme tarihi göz önüne alındığında ilerisi için senet düzenlenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
düzenleme tarihinin bu tarih seçilmesinin sebebinin ortaklıktan çıkma davası açılmasına neden olan ...' nın şirkete ortak olma tarihinin 2016 Haziran olması olduğunu, ...' nın 2016 Haziran ayında ortak olduğundan senet düzenleme tarihinin bu şekilde doldurulduğunu ayrıca davacı şirketin hiç bir kimseye şahsi bir borcu bulunmadığını, davacının davalıya borcunun olmayıp bunun aksinin davalı tarafça ispat edilmesi gerektiğini belirtmiş , davacının davalıya İzmir ....
İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, davacı şirketin zarara uğramaması için takibin öncelikle teminatsız aksi halde teminat karşılığı durdurulması yönünde tedbir kararı verilmesine, % 20 kötü niyet tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili mahkememize verdiği 06/08/2018 tarihli cevap dilekçesinde ; dava konusu olay incelendiğinde ortada dava konusu edilen ve dava dışı ... tarafından borçlu sıfatı ile düzenlenen ...'ın lehtarı olarak bulunduğu 04/03/2016 düzenleme, 05/01/2018 vade tarihli ve 300.000,00 USD kıymeti içeren bononun bulunduğu ve bono üzerindeki avalinde ... Tavukçuluk olduğunu, davalı tarafından bono karşılığı tahsil edilmek üzere İzmir ....
İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü yol ile icra takibi başlatıldığını, bunun üzerine menfi tespit davasının açıldığını, davacı tarafın kendileri ile dava dışı ... arasında gerçekleştirilen bir ticari ilişki ile bu dava arasında bağ kurma çabası içinde olduğunu ancak davanın konusunun esas itibariyle bono olduğunu, bu durumun dava dışı üçüncü kişiler arasında gerçekleştirilen bir alışveriş ile bağlanmaya çalışılmasındaki amacın anlaşılamadığını, bu yönde bir talepte bulunmanın hukuk kuralları arasında bir yeri bulunmadığını,
davacının dava dilekçesinde yer alan iddialarında sayılan işlemler üzerinde ...'ın hiç bir alakası bulunmadığı gibi davalının dava konusu edilen bono kaynaklı haklarının doğrudan kişiye bağlı haklardan olup davacı tarafından iddia edildiği üzere davalının dava dışı tüzel kişiliklerde bulunan varlığının bu haklarının kendisinden ayrılacağı ve tüzel kişilikleri de bağlayacağı anlamına gelmemekle birlikte bu durumun ileri sürülmesinin kişiler hukukuna aykırılık teşkil ettiğini, TTK 776/1-b uyarınca bononun kayıtsız ve şartsız bir bedel ödeme vaadini içerdiğini,
bonoda yer alan taahhüdün her hangi bir kayda ve şarta bağlanmaması nedeniyle bononun temel olarak TBK madde 18 anlamında borç tanıması içeren bir kambiyo senedi olduğunu, bonoyu düzenleyenin senedi düzenleyip lehtara vererek kambiyo taahhüdü altına girdiğini , kambiyo senetlerinde soyutluk ilkesinin geçerli olduğunu, soyutluk ilkesinin kabul edilmesinin temel nedeninin ise kamu düzeni olduğunu, senet alacaklısının temel ilişkiden doğan def'iler kendisine karşı ileri sürülemeyecekse ve senette yerleşmiş hakkı güven içinde kullanabilecekse o senede güven duyacağı ve bu durumun kamu düzenini doğuracağını ,
kambiyo senedinde soyutluğun biçimsel olarak bulunduğunu, biçimsel soyutluğun kambiyo senedinin içerdiği hakkın temel ilişkiden bağımsızlığını ifade ettiğini, bunun neticesinde kambiyo senetlerinde senet üzerinde borcun sebebinin gösterilmediği ve borcun sebebi olan temel ilişkiyi gösteren bir açıklamanın yapılmadığını, dolayısıyla kambiyo senedinin borcun sebebi olan temel ilişki ile ilintili hale getirilemeyeceğini aksi halde bu durumun kambiyo senedinin geçersizliğini doğurduğunu,
dolayısıyla kambiyo senedi hamilinin alacak talebini sadece senede dayandırabileceğini yoksa taahhüdün sebebini açıklamak ve bunu ispatlamak zorunda olmadığını tam tersine borçlunun böyle bir alacağın var olmadığını iddia ediyorsa bu durumu ispatlamak zorunda olduğunu, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere davacı tarafın dava dilekçesinde öne sürdüğü iddiaların tamamını aynı değerdeki bir senet yada yazılı belge ile ispat etmesi gerektiğini,
davacı tarafın tanık deliline dayandığını ancak HMK 201 kapsamında yer alan senede karşı tanıkla ispat yasağı kapsamında tanık deliline dayanılmasına mümkün olmadığını bu hususa yönelik muvafakatlarının da bulunmadığını, davacının aval konumunda olduğunu ve avalın hukuki sonuçlarının göz önünde bulundurulmasının gerektiğini, aval ile kefaletin farklı kavramlar olduğunu bu farklılıktan doğan en önemli sonuçlardan birinin ise kefilin borçluya ait def'ileri alacaklıya ileri sürebilirken aval verenin aval verdiği kişinin def'ilerini hamile karşı ileri süremediğini,
avalin "aval içindir" veya bununla eş anlamlı başka bir ibare ile ifade edilebileceğinden dolayı bono üzerine aval ile eş değerde bir ifade olan " kefil " ibaresi konulsa dahi bu ibarenin aval olarak nitelendirileceğini, avalın bağımsız bir kambiyo taahhüdü oluşturmadığını, TTK 702/1 uyarınca aval veren kişi kimin için taahhüt altına girmiş ise aynen onun gibi sorumlu olduğunu, dolayısıyla aval verenin sorumluluğu doğduğu anda hamile karşı senet dolayısıyla sorumluluk altına girmiş olan diğer kişiler ile beraber müteselsil borçlu sıfatı ile sorumlu olduğunu,
dava konusu bono üzerinde asıl borçlu olan kişinin dava dışı ... olmakla birlikte davanın davacısı ... Tavukçuluğun aval veren sıfatına haiz olduğunu, bu kapsamda ...
Tavukçuluğun sahip olduğu sıfat gereği davalıya yönelik herhangi bir def'i ileri sürme imkanının hukuken bulunmadığını, dava konusu edilen icra takibinde ödeme emrinin ...'e 23/07/2018 tarihinde tebliğ edildiğini, ... tarafından dosya içeriğine gerçekleştirilen bir itiraz yahut ileri sürülen bir def'i bulunmadığını, icra takibinin kesinleştiğini, sonuç olarak davacı tarafından dava dilekçesinin içeriğinde ileri sürülen iddiaların ne dava ile ne de davalı ile bir ilgisinin bulunmadığını, açılan davada borçlu olmadıkları yönündeki iddianın ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, açılan davanın haksız olduğunu belirtmiş , davanın reddine,
ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, % 20 icra inkar tazminatının hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili mahkememize UYAP üzerinden gönderdiği 28/06/2019 tarihli dilekçesinde ; tarafların dava konusu hukuki ihtilaf üzerinde anlaşmış olmaları sebebiyle davadan ,tedbir talebinden ve istinaftan vazgeçtiklerini, karşı yanın feragati kabul ve İstinaftan feragat dilekçesi akabinde dosyanın kesinleştirilmesinin talep ettiklerini, ayrıca tedbir talebinden vazgeçtiklerinden mahkemece verilen tedbir kararının kaldırılmasını, kaldırıldığına ilişkin ara kararın ilgili icra dairesine gönderilmesini talep ettiklerini, imzalanan protokol gereğince tarafların vekalet ücreti talebi olmayıp,
bu yönde feragat nedeniyle herhangi bir vekalet ücreti kararına hükmedilmemesini istediklerini belirtmiş, feragat dilekçesi nedeniyle gereğinin yapılmasına karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili mahkememizin 04/07/2019 tarihli celsesinde; dilekçe içeriğini tekrar ettiklerini, açılan davadan feragat ettiklerini, tedbirin kaldırılmasını, teminatın iadesini istediklerini, vekalet ücreti, yargılama gideri ve tazminat talep etmediklerini , karşı tarafa da vekalet ücreti, yargılama gideri ve tazminat vermeyeceklerini beyan etmiş, bu beyanını imzası ile tasdik etmiştir.
Davalı vekili mahkememize UYAP üzerinden gönderdiği 28/06/2019 tarihli dilekçesinde; davacı tarafça 28/06/2019 tarihli dilekçe ile sunulan feragat dilekçesini kabul ettiklerini, verilecek karara karşı İstinaf hakkından vazgeçtiklerini ayrıca herhangi bir vekalet ücreti talepleri bulunmadığını belirtmiş, davadan ve tedbirden feragat nedeniyle gerekli işlemlerin yapılmasına ve tedbirin kaldırılmasına ilişkin kararın ilgili icra müdürlüğüne UYAP sistemi üzerinden gönderilmesini talep etmiş, davalı vekili mahkememizin 04/07/2019 tarihli celsesinde ;
yazılı beyanlarını tekrar ettiklerini, feragati kabul ettiklerini, tedbirin kaldırılarak teminatın iade edilmesini istediklerini, vekalet ücreti , yargılama gideri ve kötü niyet tazminatı talep etmediklerini belirtmiş, bu beyanını imzası ile tasdik etmiştir.
Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacı tarafça İzmir .... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası nedeniyle davalı tarafa borçlu olunmadığının tespitine yönelik olarak davalı hakkında mahkememize menfi tespit davası açıldığı, davacı vekilinin mahkememize UYAP üzerinden gönderdiği 28/06/2019 tarihli dilekçesi ile açtığı davadan feragat ettiği, feragatın davaya son veren taraf işlemlerinden olduğu, davacı vekilinin vekaletnamesinin incelemesinde davadan feragat yetkisinin bulunduğu, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti talepleri ile davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin bulunmadığı incelenen tüm dosya kapsamıyla anlaşılmış, vaki feragate binaen davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
E-İMZALI
Üye ...
E-İMZALI
Üye ...
E-İMZALI
Katip ...
E-İMZALI
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/832, K. 2019/778, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama