KÜNYE
T.C. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2023
- Esas no
- 2022/458 Esas
- Karar no
- 2023/394
- Dava
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 30/05/2022
Karar Metni
3.243 kelime·16 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. 26/05/2018 tarihinde; müvekkile ait ... plakalı araç ile İnciraltı istikametinden/Üçyol İskele istikametine seyir halindeyken...üzerinde olduğu sırada, ... kontrolündeki ...’ a ait ... plakalı araç ve... kontrolündeki ... e ait, ...
SİGORTA AŞ. tarafından ZMM sigortalı olan...plakalı ticari taksinin karıştığı maddi hasarlı ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, kaza sonrası ...'nin kazadaki sorumluluğunu üstlenmemiş ve kaza mahallinden uzaklaşmış olduğunu, kaza tutanağında bu nedenle aracının bilgileri bulunmadığını, bu kaza nedeniyle açtıkları maddi manevi tazminat davasında İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...
E sayılı dosyasıyla yargılama yapılmış ve karar verilmiş olup, ilamdan kaynaklanan alacakların Karşıyaka...
İcra Müd ... e sayılı dosyası ile tahsil edildiğini, ancak bu tahsil edilen miktarın müvekkilinin 2018 Mayıs ayında oluşan ve ödenmesi gereken zararı olduğunu, 2018 yılında ödenmeyip dört yıl sonra ödenen bu alacaklara işleyen faizın müvekkilinin, enflasyon nedeniyle bu dört yıl içinde oluşan zararını karşılamadığını, munzam zarar iddialarının ayrıca somut delille ispatlanması gerek bulunmadığını, bu alacağın alacağın ferisi niteliğinde olmayıp ayrı bir kalem alacak olduğunu ve on yıllık genel zamanaşımına tabi olduğunu, ayrı bir alacak kalemi olması nedeniyle de faize tabi olduğunu, 7.200,00 hasar bedeli, 2.800,00 TL değer kaybı bedeli ,
400,00 TL ikame araç bedeli toplam 10.400,00 TL’nin ... ve davalı ...’dan, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte , 7.200,00 hasar bedeli ve 2.800,00 TL değer kaybı bedeli toplam 10.000,00TL nin, ... ...
Sigorta şirketinin dava tarihi olan 14.08.2018 tarihinden (poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumlu olması kaydıyla),... ve ... den, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 400,00 TL ikame araç bedelinin davalı... ve davalı...’den takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, 3.000,00 TL manevi tazminatın ..., ...,... ve ...’den eşit oranda, takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş olduğunu, iş bu alacakların kaza tarihinden itibaren faizleriyle birlikte icraya koyulduğunu, Karşıyaka ...
İcra Müd... E sayılı dosyasıyla takibe koyulan alacaklara kaza tarihi olan 26/05/2018 den bu yana, 23.800,00.-TL olan tüm bu maddi/manevi tazminat alacağı kalemlerine 8,459.80TL faiz işlediğini, icra dosyasının 2022 yılı nisan ayında ödenmiş ve infaz edilmiş olduğunu, davanın kabulü ile İzmir ...Ticaret Mah...
E sayılı kararıyla sorumlu oldukları tazminatların ödeme tarihleri itibariyle oluşan munzam zararı olarak müvekkile, şimdilik ve alacak belirlenebilir hale geldiğinde, belirleyip harç tamamlamak üzere, davalılardan ... ve davalı ...' ın 500,00.-TL müştereken ve müteselsilen, davalı ...
Aş nin (poliçe limitiyle ve hasar bedeli ve değer kaybı bedeli konularında sınırlı olarak) 500,00TL nin, arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini ve yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraflara yüklenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ... ve ... vekili Cevap dilekçesi ile özetle, dava konusu kazada müvekkili ...'nin hiçbir kusuru bulunmadığını, müvekkilinin aracının kazaya karışmadığını, buna rağmen İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi' nde görülen ilk davada müvekkil ...'nin %40 oranında kusurlu bulunduğunu, davacının her ne kadar munzam zararının tazminini talep etmişse de tazminatın şartları oluşmadığını, davacının temerrüd faizini aşan bir zararı bulunmadığını, müvekkil davalıların oluşan zararla bir bağlantıları ve kusurları bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... ...
Sigorta Şirketi vekili Cevap dilekçesi ile özetle, müvekkil şirketin maddi hasar ve değer kaybı sebebiyle ödeme yaparak sorumluluğunu yerine getirmiş olduğunu, bu nedenle ödemede bulunan müvekkil şirketin sorumluluğuna gidilmesinin söz konusu olmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigorta poliçesindeki limitler ve sigortalının kusuru ile sınırlı olup, kaza tarihinde müvekkil şirketin maddi hasar sebebiyle araç başına 36.000 TL teminat sınırı olduğunu, bu sebeplerle başvuru sahibi vekilinin kısmi dava açmasında hukuki yararı bulunmadığından,
başvurunun reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, davacının aynı talepleri için kesin hüküm bulunması nedeniyle davanın reddine, açılmış olan haksız ve mesnetsiz davanın sigortalı araç sürücüsüne atfı kabil kusur bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı munzam zararının dayanağını trafik kazasından kaynaklanan tazminat bedelinin geç ödenmesine dayandırmaktadır.
Zarara dayanak yapılan İzmir ... ATM... K. Sayılı dosyası üzerinden 20.01.2022 tarihinde;"
A)7.200,00 hasar bedeli ve 2.800,00 TL değer kaybı bedeli olmak üzere toplam 10.000,00 TL’nin davalı ... ve davalı ...’dan kaza tarihi olan 26.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
B)7.200,00 hasar bedeli ve 2.800,00 TL değer kaybı bedeli olmak üzere toplam 10.000,00 TL’nin, davalı ... ... Sigorta şirketinin dava tarihi olan 14.08.2018 tarihinden (poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumlu olması kaydıyla) davalı... ve davalı...’ün ise kaza tarihi olan 26.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
C) 400,00 TL ikame araç bedelinin davalı ... ve davalı ...’dan kaza tarihi olan 26.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
D) 400,00 TL ikame araç bedelinin davalı... ve davalı...’den kaza tarihi olan 26.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
E) Davalı ... ... Sigorta şirketi aleyhine açılan ikame araç bedeli isteminin reddine,
2-Davacının manevi tazminat davası yönünden davasının KISMEN KABULÜ ile,
3.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 26.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ..., ...,... ve ...’den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3)Çekici ücretinin ve tespit dosyası masraflarının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, "
şeklinde karar verildiği, verilen kararda alacak Karşıyaka ... İcra Müd.... E.sayılı takip dosyasına konu edildiği ve bedelin tahsil edildiği görülmüştür.
Bilirkişiden alınan 14/02/2023 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Tarafıma tevdi edilen dosya kapsamında bulunan belge ve bilgiler, tarafların iddia, savunma ve itirazların ilgili mevzuat hükümleri ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, İş bu Raporda yer alan tespit ve değerlendirmelerin hukuki açıdan taktiri ve Nihai Karar Sayın Mahkemenize ait olmak üzere;
Davalı .../...'ın 26.05.2018 tarihinden takip tarihi olan 25.03.2022 tarihine kadar 11.900,00 TL'nin güncel değer hesaplaması gerektiği,
Yapılan hesaplama ile 11.900,00 TL'nin 25.03.2022 tarihi itibariyle güncel değerinin ortalama 33.967,00 TL olarak hesaplandığı,
Takip tarihi itibariyle 16.002,08 TL tahsil edildiği beyan edilmiş olup 33.967,00 TL güncel değerin kabul edilmesi halinde 17.764,92 TL tutarın eksik tahsil edildiğinin değerlendirilebileceği,
Davalı ...Ş.'nin 26.05.2018 tarihinden takip tarihi olan 25.03.2022 tarihine kadar 10.000,00 TL'nin güncel değer hesaplaması yapılması gerektiği,
Yapılan hesaplama ile 10.000,00 TL'nin 25.03.2022 tarihi itibariyle güncel değerinin ortalama 28.579,90 TL olarak hesaplandığı,
Takip tarihi itibariyle 13.447,12 TL tahsil edildiği beyan edilmiş olup 28.579,90 TL güncel değerin kabul edilmesi halinde 15.132,78 TL tutarın eksik tahsil edildiğinin değerlendirilebileceği,
Tarafların diğer taleplerinin Sayın Mahkemenin takdirlerine ait olmak üzere, düzenlenmiş bulunan raporu Sayın Mahkeme’nin takdirlerine arz ederim." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür.
Eldeki dava dosyası bakımından emsal nitelikli Yargıtay HGK. 2021/11-938 Esas 2022/401 Karar sayılı ilamında: " Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir.
Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami. Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir.
Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir.
Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki. TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir.
Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez.
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir.
Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu,
bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir.
Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır.
Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez.
Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir.
Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
Tüm bu nedenler ile; davacı vekilinin munzam zarar iddiasının dayanağı alacağına geç kavuşmasından kaynaklı olup, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla zararın ispatlanması gerekecektir.
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C.
Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemeyeceğinden ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Katip ... · e-imzalıdır Hakim ... · e-imzalıdır
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/458, K. 2023/394, 9 Mayıs 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama