KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Ekim 2023
- Esas-Karar No
- 2021/1411 - 2023/1332
- Esas no
- 2021/1411
- Karar no
- 2023/1332
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 28/06/2021
- Numarası
- 2020/229 E. - 2021/228 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Karar Metni
1.035 kelime·5 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/06/2021 tarih ve 2020/229 Esas - 2021/228 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkilinin "..." esas unsurlu seri markaların ve "www.....com" alan adlı web sitesinin sahibi olduğunu, özellikle huzurdaki davaya konu "anaokulu" eğitiminde müvekkilinin "..." markasının tanınmış bulunduğunu, davalı Şirketin ise 2019/65486 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu başvuruyu oluşturan "..." ibaresinin, müvekkilinin tescilli ve tanınmış "..." markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, taraf markalarının birebir aynı mallarda ve aynı sektörlerde kullanılacağını,
bu durumun taraf markaları arasında iltibas yaratacağını, davalının marka tescil başvurusunun kötü niyetli olduğunu ve müvekkili markalarının tanınmışlığından haksız olarak yararlanma amacı taşıdığını, zira davalının dava konusu marka başvurusunda bulunurken müvekkili markalarından haberdar olmamasının mümkün bulunmadığını, dava konusu başvuruda "..." ibaresinin kullanılmasının haksız rekabet de yarattığını ileri sürerek, YİDK’in 2020-M-5884 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacı markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, müvekkili başvurusunun genel görünümü itibariyle davacının tescilli "..." ibareli markalarına benzemediğini, davacı markalarını oluşturan "..." ibaresinin kısa ve ayırt edici niteliği görece düşük bir ibare olması nedeniyle bu ibarede yapılan küçük değişikliklerle aynı ibareyi ihtiva eden markaların başkaları adına tescilinin mümkün bulunduğunu, taraf markalarının hitap ettiği tüketici kitlesinin dikkat ve bilinç seviyelerinin ortalama bir tüketiciden yüksek olduğunu, bu nedenle de karşılaştırılan işaretlerin karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, davalının "... anakolu" ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markalar arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, ortalama düzeydeki tüketici nezdinde başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar/hizmetler algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/1 maddesindeki koşulların somut olayda bulunmadığı,
davacı tarafın "... anakolu" ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3 maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, yine taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/4-5 maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı, SMK'nın 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının da kanıtlanmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığı iddiasının da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, yerel mahkemede yapılan yargılamada belirtildiği üzere müvekkil Şirketin "..." markası ile tanındığını, müvekkilinin söz konusu markayı maruf hale getirebilmek için gerek maddi ve gerekse manevi olarak büyük emek sarf ettiğini, taraf markaları arasında iltibas oluşturacak nitelikte bir benzerliğin bulunmadığına ilişkin mahkeme tespitinin gerçeğe aykırı olduğunu, oysa dava konusu başvurunun müvekkilinin tescilli markaları ile benzer bulunduğunu, davalı başvurusunun esas unsuru olan "..."’ ibaresinin, ilk bakışta ortalama tüketici nezdinde "..." olarak algılanacağını,
müvekkil Şirketin "..." ve "... kolejleri" markalarını davalıdan çok daha önce tescil ettirdiğini ve bu markaları halen daha kullandığını, kaldı ki, müvekkilinin söz konusu ibareleri içeren birden fazla seri markasının da olduğunu, davalı tarafınb söz konusu markasını tıpkı müvekkili markaları gibi 41. sınıfta, yani eğitim hizmetleri sınıfında tescil ettirmeye çalıştığını, bu durumun ise iltibas tehlikesinin boyutunu çok ciddi manada artırdığını, mahkeme gerekçesinin aksine ortalama tüketici kesimi nezdinde iki markanın karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, mahkemece,
müvekkilinin davalının tescil ettirmeye çalıştığı markaya ilişkin olarak önceden gelen bir hak sahipliğinin bulunmadığı belirtilmişse de halihazırda zaten böyle bir iddialarının olmadığını, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel,
işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira başvuru kapsamındaki 41. sınıf hizmetlerin tüketicilerinin dikkat düzeyleri yüksek bulunduğu gibi karşılaştırmaya esas markaların esas unsurlarının 3 ve 4 harften oluşan kısa markalar oldukları ve yapılacak küçük değişikliklerin dahi ayırt ediciliği sağlayacağı, somut olayda da markalar arasında anlamsal ve işitsel farklılıkların bulunduğu,
nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.06.2012 tarih, 2011/3196 Esas, 2012/10158 Karar sayılı ilamında da "..." ibaresi ile "..." ibaresi arasında benzerlik bulunmadığının kabul edildiği, davacı markalarının tanınmışlığından kaynaklanan bir tescil engelinin de olmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/10/2023
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2021/1411, K. 2023/1332, 27 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama