KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Davacı
- Karar tarihi
- 13 Eylül 2024
- Esas-Karar No
- 2022/1185 - 2024/1404
- Esas no
- 2022/1185
- Karar no
- 2024/1404
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 18/04/2022
- Numarası
- 2021/253 E. - 2022/105 K.
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- YİDK Kararı İptali-Hükümsüzlük
Karar Metni
1.729 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/04/2022 tarih ve 2021/253 E. - 2022/105 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkilinin uzun süredir kesintisiz ve fasılasız olarak “...” markasını ürünlerinde kullanarak bu markayı tanınmış ve ayırt ediciliği haiz hale getirdiğini, bu tanınmışlığın onlarca karar ile de teyit edildiğini, davalının başvurusunda geçen “...” ibaresinin müvekkilinin “...” esas unsurlu markalarıyla iltibas yaratacak derecede benzer bir ibare olduğunu, söz konusu ibarenin dava konusu edilen markada tek başına esas unsur olarak kullanıldığını, davalının asıl amacının yasayı dolanarak “...” markasının tanınmışlığından faydalanmak ve bu ibareyi kendi adına tescil ettirmek olduğunu,
davalının kelime markasında kullanılmış olan birleşik kelimede asıl vurgunun “...” ibaresinde olduğunu, davalının dava konusu edilen marka başvurusunu kötüniyetle yaptığını, müvekkilinin “...” ibaresinin gerçek hak sahibi olduğunu ve bu ibarenin aynı zamanda davacının ticaret unvanının kılavuz unsuru olması sebebiyle de korunması gerektiğini ileri sürerek, YİDK’nın 07.07.2021 tarih ve 2021-M-5146 sayılı kararının iptaline ve davalı adına tescili talep edilen 2020/24080 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şahıs vekili, davanın yasada öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava dilekçesinde eksiklikler bulunduğunu, davalının 25 yıldır Türkiye ve dünya çapında bir çok sanat sergisinde eserleri sergilenen bir ressam olduğunu, dava konusu markada da ismi olan “...” ibaresini İngilizce’de “sanatçı” anlamına gelen “...” ibaresiyle birleştirdiğini, dava konusu edilen markanın kötüniyetle veya davacının markalarının tanınmışlığından faydalanmak için tescilinin istendiğinin ileri sürülemeyeceğini, davacının “...”lı markalarının süt ve süt ürünlerinde tanınmış olduğunu,
halbuki dava konusu edilen markanın bu ürünlere ait sektörden çok farklı hizmetlerde tescil edilmek istendiğini, davalının sunmakta olduğu ürünlerin ortalama tüketicilerinin bilinçli olduğunu, bu durumun da markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığını, davacının önceki kullanımlara dayalı gerçek hak sahipliği ve ticaret unvanına dayalı iddialarının taraflar çok farklı sektörlerde faaliyet gösterdiğinden haksız olduğunu, davacının SMK m. 6/7 ve m. 6/8 hükümlerine dayalı itirazlarını gerekçelendirmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının başvuru markasının "..." şeklinde, davacı markasının ise "... " görselini içermesi karşısında başvuru ve davacı markasının ayniyet şeklinde kabul edilemeyeceği, SMK'nın 5-1-ç maddesine göre mutlak ret sebebinin oluşmadığı, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibasın olmadığı,
davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3. maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/4-5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı, davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/6. maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı, SMK'nın 6/7-8. bentlerdeki hususların (koşulların) somut olayda oluşmadığı, dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkili şirkete ait redde mesnet markalar ile dava konusu marka arasında benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunduğunu, ayrıca dava konusu markanın tescil edilmek istendiği emtia sınıflarının da aynı ve benzer olduğunu, bilirkişi raporunda da bu hususun belirlendiğini, davalının amacının markasını, müvekkili şirketin markasının birebir aynısı ile tescil ettirerek,
müvekkili şirket tarafından “...” ibareli markalar ile piyasada oluşturulan tanınmışlıktan, itibardan ve müşteri çevresinden yararlanmak olduğunu, markalar arasında yeterli farklılaşma olmadığını, "..." ibaresinin müvekkili şirketin kullanımı ile meşhur ve maruf hale getirildiğini, bu ibareye ayırt edici nitelik kazandırıldığını, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK'nın 6/5. maddesi kapsamında da, çekişme konusu tüm mal ve hizmet sınıfları açısından tescil edilemeyeceğini, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK'nın 6/4 ve 6/5. maddesi kapsamında da tescil edilemeyeceğini,
davaya konu marka başvurusunun 6769 sayılı SMK’nın 5/1-ç maddesine aykırılık teşkil ettiğini, davalıya ait marka başvurusunun aynı zamanda 6769 sayılı SMK'nın 6/3 ve 6/6 maddelerine göre de reddi gerektiğini, dava konusu markanın 6769 sayılı SMK'nın 6/7 ve 6/8. maddeleri gereğince de reddi gerektiğini, dava konusu marka başvurusunun 6769 sayılı SMK'nın 5/1-(a), (b), (c), (d) ve (f) bentleri açısından da reddi gerektiğini, davalının başvurusunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
1-Dava, YİDK kararı iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının başvuru konusu "..." ibareli markası ile davacının "..." ibareli markası arasında SMK'nın 5. maddesi anlamında mutlak ret sebebinin bulunmadığı, davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3. maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, davacı tarafın "..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/6. maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiasının ispatlanamadığı,
SMK'nın 6/7-8. bentlerdeki hususların (koşulların) somut olayda oluşmadığı ve dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2-Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir.
Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davalının "... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerlik bulunduğu, zira davacıya ait markanın davalının başvurusu içerisinde aynen ve baş tarafta bulunduğu,
"..." ibaresinin markaya yeterli farklılık sağlamadığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği,
ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği, bu nedenle de tarafların markalarının görsel, anlamsal ve işitsel olarak benzer olduğu ve iltibas riski taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Ancak 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinin somut uyuşmazlığa uygulanabilmesi için karşılaştırılan markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği şartının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden davacının itirazına mesnet markaları ile davalının başvurusunun kapsamında bulunan hizmetlerin aynı/benzer olduğu kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, davacının ... markasının gıda sektöründe tanınmış olduğu gerek dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu gerekse de emsal yargı kararları ile belirlenmiş ise de, somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunduğu için, tanınmışlık hususu sonuca etkili görülmemiş, bu husus iltibası artıran bir neden olarak dikkate alınmıştır.
Bu itibarla somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6/1. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunduğu için davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi kanaat ile davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmelidir. Diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilen yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmemiş, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan bu yanlışlığın giderilmesinin ise yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/10/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/1185, K. 2024/1404, 13 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama