KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi Mahkemesi
- Karar tarihi
- 4 Nisan 2024
- Esas-Karar No
- 2022/360 - 2024/692
- Esas no
- 2022/360
- Karar no
- 2024/692
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 13/01/2022
- Numarası
- 2021/145 E. - 2022/6 K.
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Karar Metni
1.373 kelime·7 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/01/2022 tarih ve 2021/145 Esas - 2022/6 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkili Şirketin 2013/90705, 2015/66566, 2016/100413, 2016/12926, 2016/16996, 2016/65115, 2016/70644, 2018/121549, 2018/121553, 2018/64894, 2018/86771, 2018/88057, 2018/88387, 2018/88390, 2018/88393, 2018/93414, 2019/41565, 2019/80178 sayılı "... ..." ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalı gerçek kişinin bu markalar ile karıştırılma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "... ..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere diğer davalı Kuruma başvurduğunu, 2020/30460 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa dava konusu marka başvurusunun,
müvekkilinin "... ..." ve "... ..." markaları ile benzer olduğunu, aksi yöndeki Kurum değerlendirmesinin hatalı bulunduğunu, müvekkilinin 1998 yılından beri online alışveriş sektöründe ülkemizin lider markası olduğunu, müvekkilinin başta ... olmak üzere “...” ibaresini taşıyan çok sayıda markasının tescilli bulunduğunu, dava konusu "... ..." markasındaki "..." ibaresinin de markanın başlangıç kısmında yer alması nedeni ile tüketici tarafından öncelikli olarak algılanacağını ve akılda kalacak unsur olduğunu,
müvekkiline ait "..." ibareli seri markaların ve özellikle "... ..." ve "... ..." markalarının da tıpkı dava konusu markada olduğu gibi "..." ibaresi ile başladığını, "..." ibaresinin ev anlamına geldiğini ve her iki markada da ... ibaresinden sonra yer aldığını, markalarda ortak unsur olan "..." ibaresinin markasal unsur konumunda olduğunu, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunduğunu, tüketicinin dava konusu başvuruyu ilk anda müvekkiline ait bir marka olarak algılayacağını ve müvekkilinin yeni bir ürün/hizmet gamı oluşturduğunu ve ... ... markası ile tüketiciye sunduğunu düşüneceğini, davaya konu başvurunun,
müvekkili markalarından tek farkının "..." ibaresine "..." ibaresinin eklenmesi olduğunu, emtia benzerliğine ilişkin koşulun da gerçekleştiğini, müvekkili markalarının yoğun kullanım sonucunda tanındığını ve yüksek ayırt edicilik kazandığını, "..." ibaresini bilen potansiyel müşterilerin, içerisinde "..." ibaresi geçen markaların da "..." markası ve müvekkil şirket ile bağlantısını daha ilk görüşte/okuyuşta anlar hale geldiğini, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markalarının ayırt ediciliğine zarar vereceğini, başvurunun tesadüfen tescil edilmiş bir ibare olamayacağını, dolayısıyla davalının kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek,
YİDK'in 2021-M-1565 sayılı kararının iptaline, dava konusu 2020/30460 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacı markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin davaya konu marka başvurusunun, davacı yanın benzerlik iddialarına dayanak markalarından daha önceki tarihli olduğunu, müvekkili başvurusunun kapsamı ile davacı markalarının kapsamlarının birbirlerinden farklı bulunduğunu, taraf markalarının hitap ettiği müşteri kitlelerinin de farklı olduğunu, müvekkili başvurusu ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, ortalama tüketicilerin markaları bütün olarak algılayacaklarını ve söz konusu markaları ayırt edebileceklerini, müvekkilinin "www.....com" adlı web sitesi üzerinden de satış yaptığını,
tüketicinin bu satın alım esnasında ürünleri kimden temin edebildiğini gördüğünü, müvekkilinin yalnızca aydınlatma ürünleri üreticisi ve satıcısı olduğunu, davacı firmanın tanınmış markası ile ilişkilendirilebilecek, üzerinden ün kazanarak üretim ve satış yapabileceği bir ürünü bulunmadığını, dolayısıyla müvekkilinin davacı firma tanınmışlığından yararlanma ihtimali olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, dava konusu 2020/30460 sayılı marka başvurusu kapsamında yer alan 11.sınıf malların tamamının davacı yanın 2019/80178 sayılı markası kapsamında aynen yer aldığı, davacı yanın sair markaları kapsamındaki 35/05. sınıfta yer alan aynı malların satışı hizmetleri ile ise benzer olduğu, emtia açısından taraf markaları arasında güçlü bir benzerliğin bulunduğu, davacının seri marka yaratma alışkanlığı ile birlikte markalarının tanınırlığı ve taraf markalarının oluşturuluş sistematiklerindeki benzerlikler nedeniyle taraf markaları arasında, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerliğin mevcut olduğu,
davacı markasının "e-ticaret, internet üzerinden satış hizmetleri, alıcı ve satıcılar için online pazaryeri (internet sitesi) sağlama hizmetleri" alanında tanınır bulunduğu, bu tanınırlığın da, taraf markaları arasındaki iltibas ihtimalini kuvvetlendireceği gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK'in 2021-M-1565 sayılı kararının iptaline, 2020/30460 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili, dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde, davacı markalarının orta düzeydeki tüketici tarafından başvuru konusu marka ile benzer olarak algılanmasının ve karıştırılma ihtimali doğmasının mümkün olmadığını, markaların anlam, şekil, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim yönünden farklı olduğunu, dava konusu başvurunun tertip tarzı, yazım stili, ihtiva ettiği farklı şekil, renk ve kelime unsuru itibariyle başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin,
ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, önceki markanın ayırt edici gücünün de karıştırılma ihtimalinin belirlenmesinde esas alınacak kriterlerden bir tanesi bulunduğunu, ayırım gücü zayıf markalarla ilgili olarak iltibas tehlikesinin önlenebilmesi için tescili istenen yeni markada ufak bazı değişikliklerin yapılmasının yeterli olduğunu, dava konusu başvuruda yer alan "..." ibaresinin, kavramsal bir bütünlük arz ettiğini, bu yönüyle ayırt edici niteliği haiz olduğunu,
mahkeme kararında yer aldığı üzere taraf markalarının “...” kök kelimesinden türetildiği yorumundan hareketle markaların benzer olduğu değerlendirmesine katılmanın mümkün olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, müvekkiline ait "... ..." ibareli markanın, davacının "... ..." ve "... ..." ibareli markalarından önceki tarihli olduğunu, mahkemece bu hususun gözetilmediğini, davacıya ait markaların kapsamında bulunan 35. sınıf hizmetlerin, 11. sınıf mallar ile doğrudan bir ilişkisi veya benzerliğinin bulunmadığını, zira 35. sınıfın 05. alt grubunda yer alan "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için" aydınlatma cihazlarına özgülendiğini,
her ne kadar mahkemece mal üreten işletmenin ürettiği malı satışa konu ettiği karineten kabul edilmiş ise de davacının 11. sınıf mallara ilişkin satışa konu herhangi bir mal üretiminin olup olmadığının araştırılması gerektiğini, müvekkiline ait "... ..." ibareli markanın, "..." olarak bütüncül ve tek bir ifadeden oluştuğunu, "..." ibaresinin ... kelimesinden türetilmiş bir ibare olduğu ve markadaki asli unsurun bu ibareden oluştuğu yönünde hatalı bir değerlendirme yapıldığını, müvekkilinin markasında yer alan "..." ibaresinin bir yapım eki olmadığını,
müvekkilin markası ... ve ... olarak iki kelimenin birleşmesi sonucu "..." olarak tek bir ibare haline geldiğini, "..." ibaresinin, halk tarafından gündelik alış veriş esnasında kullanılan bir ibare olduğunu, dolayısıyla davacı markalarından kavramsal olarak ayrıldığını, taraf markalarında ortak olarak bulunan "..." ibaresinin ayırt edici bir kelime de olmadığını, ayrım gücü zayıf markalarla ilgili olarak iltibas tehlikesinin önlenebilmesi için, tescili istenen yeni markada ufak bazı değişikliklerin yapılmasının yeterli kabul edilmesi gerektiğini, mahkemece iltibas değerlendirmesine yönelik araştırma yapılmadığını ileri sürerek,
ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." esas unsurlu itirazına mesnet markaları arasında, SMK'nın 6/1. maddesi anlamında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira taraf markalarında "..." ibaresinin esas unsur olarak kullanıldığı,
dava konusu başvuruda davacı markalarından farklı olarak "..." ve "..." ibareleri bulunsa da bu ibarelerin başvuruya yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, özellikle davacı markalarının tanınmış oldukları da gözetildiğinde ortalama tüketicilerin, dava konusu başvuruyu davacının seri markalarından biri olarak algılayabilecekleri gibi başvuru konusu işaret ile davalı markası arasında işletmesel bağlantı bulunduğunu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletmeler tarafından piyasaya sunulan hizmetler olduğunu düşünebilecekleri, bunun da karıştırılma tehlikesinin kabulü için yeterli bulunduğu anlaşılmakla,
davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/04/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/360, K. 2024/692, 4 Nisan 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama