KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.HUKUK Dairesi Mahkemesi Vekilleri
- Karar tarihi
- 29 Mart 2024
- Esas no
- 2022/390
- Karar no
- 2024/672
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 24/11/2020
- Numarası
- 2019/225 E. - 2020/265 K.
- Davacı
- —
- Davalı
- —
- Davanın konusu
- YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Karar Metni
1.584 kelime·8 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 24/11/2020 tarih ve 2019/225 Esas - 2020/265 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... ve davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkilinin yüksek tanınmışlığa haiz “...” ve “... + şekil” markalarının sahibi olduğunu, davalıların 2018/31485, 2018/34180 sayılı "... "ve "..." ibareli başvurularına yaptıkları itirazlarının YİDK'ın 2019-M-3148 ve 2019-M-2974 sayılı kararları ile nihai olarak reddedildiğini, oysa dava konusu markalar ile müvekkilinin markalarının karıştırılmaya yol açacak derecede benzer olduğunu, müvekkilinin markalarının tanınmış olduğunu, dava konusu marka başvurularının müvekkilinin markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'nın 2019-M-3148 ve 2019-M-2974 sayılı kararlarının iptaline, dava konusu başvuruların tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, dava konusu başvurularda yer alan "..." ibaresi ile davacının itirazına mesnet markalarının oluşturan "..." ibarelerinin benzer olduğu, dava konusu başvuruların tescil edilmek istendiği 32. Sınıf malların davacının markalarında da yer aldığı ve bu malların davacının tanınmış “...” markalarının en yüksek bilinirliğinin bulunduğu emtialar olduğu,
dolayısıyla ayniyet düzeyindeki benzerliği tespit edilen emtia grubunda her iki marka ile karşı karşıya kalan tüketicinin ilk anda işaretler arasında bu bağlamda bir bağ kurarak dava konusu markayı, davacı markalarının tanınmışlığından yararlanma amacı taşıyan öğeler içerir şekilde oluşturulmuş bir taklit marka olarak algılayabileceği, dava konusu başvuru ile davacı markalarını gören, işiten tüketicinin iki marka arasındaki farkları algılayabilse dahi, sonraki markanın istemsiz bir şekilde davacının tanınan ve bilinen markalarını çağrıştırdığı algısına kapılabileceği,
bu durumun önceki markadan sonraki markaya imaj transferine yol açabileceği ve hatta önceki markanın ayırt edici karakterini sulandırabileceği, davacının büyük emek ve çabalarla yarattığı marka kimliğinin dava konusu işaretin tesciline, sicilde kayıtlı marka örneğine göre, izin verilmesi halinde giderek zayıflayacağı ve zaman içinde tamamen dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı, bu durumun ise özünde davacı markasının ayırt edicilik gücünü zedeleyebileceği, karıştırılma ihtimalinin temelinde ortalama tüketicinin, bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurmasının yattığı,
hal böyleyken dava konusu marka ile davacı yan markalarının görsel anlamda birbirlerinden farklılaşmış olmalarına rağmen davalılar lehine çağrışımsal bir yanılgı meydana getirebileceği, benzer kalıplarda oluşturulabilecek çok sayıda alternatif bulunmaktayken ve “...” kelimelerinin ve başkaca meşhur markaların ibarelerinin kullanılması ile markaların oluşturulmasının kötüniyet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile YİDK'nın 2019-M-2974 sayılı ve 2019-M-3148 sayılı kararlarının iptaline, dava konusu markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili, dava konusu markalar ile davacının markaları arasında bir benzerlik bulunmadığını, mahkemece alınan bilirkişi raporunda da aynı sonuca varıldığını, buna rağmen mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... vekili, taraf markaları arasında genel intiba olarak bir benzerliğin bulunmadığı markaların görsel, işitsel ve kavramsal olarak birbirinden farklı oldukları, zira başvuru konusu marka ile itiraz konusu markaların tertip tarzı, yazım stilleri, ihtiva ettikleri farklı şekil, renk, harf ve kelime unsurları, markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmakta olup, markalar bütünsel algılamada ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal anlamda benzerlik taşımadıklarını, diğer taraftan dava konusu başvurularının kötü niyetli olduğunun da ispat edilemediğini, markalar benzer olmamakla birlikte benzer bulunsalar dahi bu durumun tek başına kötü niyet teşkil etmeyeceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
GEREKÇE
1- Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ve "..." ibareli başvurular ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira dava konusu başvuruda ön plana çıkacak şekilde yazılan "..." ibaresinin esaslı unsur olduğu,
bu ibare ile davacının tanınmış nitelikteki "..." markaları arasında yüksek düzeyli görsel ve işitsel benzerlik bulunduğu, nitekim aynı taraflar arasında görülen benzer bir uyuşmazlık hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilen 2022/1203-2023/4637 E/K sayılı ilamda da "...+şekil" ibareli başvurunun davacının "..." ibareli markaları ile benzer olduğunun kabul edildiği anlaşılmakla, davalılar ... ve ... vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2- Ancak, ATAD'ın 27.06.2013 tarihli, C-320/12 sayılı kararında da belirtildiği gibi "başvuru sahibinin başvurusu yapılan markayla karıştırılması olası bir markanın yurt dışında üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekliliği hususu, tek başına başvuru sahibinin, ilgili hüküm kapsamında kötü niyetle hareket ettiği sonucuna varılması için yeterli değildir." Yine "inceleme konusu işaretlerin aynı olması, diğer faktörlerden hiçbirisi mevcut değilken, kötü niyetin varlığını ortaya çıkarmaz" (Adalet Divanı Genel Mahkemesi, 01.02.2012 tarihli, T-291/09 sayılı kararı).
C-529/07 sayılı ATAD kararında da "başvuru sahibinin, bir markanın aynısını veya benzerini, aynı veya benzer mal ve/veya hizmetlerde kullanılmakta olduğunu bildiği halde, o markayla karıştırılabilecek bir markayı tescil ettirmek istemesi ve söz konusu işaretin asıl sahibinin markayı kullanmasını önlemek amacıyla marka tescil ettirmesi" gibi unsurların, kötü niyetin varlığına karar vermeye yarayacak işaretler olduğu ifade edilmiştir.
Yargıtay HGK.'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde dahi, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir.
Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyi niyetin asıl, kötü niyetin istisna olması sebebiyle davalının kötü niyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.
Somut olayda da davacı taraf kötü niyet iddiasını, dava konusu başvuruların müvekkilinin tanınmış markaları ile benzer olduğuna dayandırmış olup, mahkemece de davalıların çok sayıda seçeneği varken, dava konusu başvuruların davacının tanınmış markaları ile benzer bulunan " ..." ibareleri ile başkaca tanımış markaları oluşturan ibarelerin bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulmasının kötü niyetli olduğu gerekçesiyle karar verilmişse de yukarıda da ifade edildiği üzere sırf benzer marka başvurusunda bulunmanın kötü niyet oluşturmayacağı,
davacı tarafından dava konusu başvurunun başka bir sebepten ötürü kötü niyetli olduğunun da iddia ve ispat edilmediği, ayrıca dosya kapsamından dava konusu başvurularda "..." ibareleri dışında yer alan diğer kelime ve şekil unsurlarının başkaca tanınmış markaları oluşturan ibareler olduğu yönünde bir delil ve ya tespitte bulunmadığı, açıklanan bu hususlar karşısında dava konusu başvuruların kötü niyetli olduğu kabul edilmeyeceği kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiş, davalıların bu yöndeki istinaf itirazlarının kabulü gerekmiştir.
Sonuç olarak, ilk derce mahkemesince davanın yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan gerekçelerle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile dava konusu başvuruların kötü niyetli de olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalılar ... ile ... vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 29/04/2024
Başkan · ... Üye · ... Üye · ... Katip · ...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/390, K. 2024/672, 29 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama